Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ortadoğu'da Halk Hareketlerinin Karakteri

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Ortadoğu'da Halk Hareketlerinin Karakteri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 13 Tem 2012, 02:29

ORTADOĞU'DA HALK HAREKETLERİNİN KARAKTERİ

İki Pencere, İki Bakış


Tunus'ta başlayan, Mısır'da süren ve sonrasında Kuzey Afrika ile Ortadoğu'daki diğer ülkelerde de etki gösteren "halk hareketleri", Türkiye'de iki temel bakış açısı üzerinden tartışıldı.

Birinci bakış açısına göre, Tunus'ta başlayan ve Tunus lideri Zeyn El Abidin Bin Ali'yi iktidardan indiren halk hareketi ile Mısır'da Hüsnü Mübarek'i iktidardan indiren halk hareketi, ABD'nin eseriydi! ABD'nin yıllardır fonladığı Sivil Toplum Kuruluşları (STK) üzerinden başlattığı bu kalkışmaların hedefi, Büyük Ortadoğu'yu yeniden dizayn etmekti.

İkinci bakış açısına göre ise Tunus ve Mısır'da yaşananlar tipik bir "halk hareketi"ydi. Tunus ve Mısır'ın sosyo-ekonomik karakteri ve siyasi konjonktür başta olmak üzere, birden fazla parametreye bağlı olarak ortaya çıkmış, sürmüş ve hatta kısmen sonuç da almıştı. ABD'nin eseri olmayan bu halk hareketleri, tam tersine ABD'nin bölgesel güç kaybının zemininde doğmuş ve gelişmişti. ABD, çıkarlarına tamamen ters olacak bir Ortadoğu'nun şekillenmesini engellemek üzere, bu halk hareketlerine, fonladığı STK'lar üzerinden eklemlenmeye ve rotasını değiştirmeye çalışmışta. ABD bir yandan da -kendi eseri sayılan rejimin tasfiyesini engellemek için, rejim içindeki kuvvetlerine dayanmaya çalışmıştı.

Ancak ABD'nin tüm çabalarına rağmen, hem Tunus hem de Mısır halk hareketleri, önüne koyduğu temel hedefi gerçekleştirdi. Tunus'un 23 yıllık lideri Zeyn El Abidin Bin Ali ve Mısır'ın 31 yıllık lideri Hüsnü Mübarek, halk hareketinin

önünde duramadılar ve koltuklarını terk ettiler.

Ancak halk hareketi daha bitmedi!

Hem Tunus hem de Mısır halk hareketleri, daha uzun süre, hesaplaşmalara ve iktidarı kimin alacağı kavgalarına sahne olacak.

Halk hareketlerinin devrimci bir parti ve devrimci bir programdan yoksun olma nesnelliği, uzun sürecek bu hesaplaşmalara iniş-çıkışlar yaşatacak.

Sosyo-Ekonomik Zemin

Tunus ve Mısır'daki halk hareketinin karakterini anlamak için öncelikle şu verilere bakmamız gerekir:

-352 milyon Arap'ın 190 milyonu, 24 yaşın altında! Bu gençlerin dörtte üçü işsiz!

-83 milyon Mısırlı'nın yüzde 40'ı, günde 1,5 dolarla yaşam mücadelesi veriyor!2

-2010 yazında yapılan ve Mısır, Suudi Arabistan, Fas, Ürdün, Lübnan ve Birleşik Arap Emirliği'ni kapsayan bir kamuoyu araştırmasında, dikkat çeken sonuçlar ortaya çıkmıştı. Örneğin, Arap halklarının yüzde 51'i, 2009 ilkbaharında Obama hakkında umutluyken, bu oran 2010 yazında yüzde 16'ya geriledi! Örneğin, Arap halklarının yüzde 29'u nükleer silaha sahip bir İran'ın olumlu olduğunu düşünürken, bu oran 2010 yazında yüzde 57'ye fırladı! Örneğin, Arap halkı nezdinde bölgesel tehlike arzeden ülkeler sırayla yüzde 88 ile İsrail ve yüzde 77 ile ABD iken, İran sadece yüzde 10 düzeyindeydi!3

Bu üç temel veri şu sonuca işaret ediyor. Halk hareketlerinin sahne olduğu ülkeler "işsiz genç" ağırlıklı bir nüfusa sahip ve ABD-İsrail İkilisini baş tehdit olarak görüyorlar!

İşte halk hareketinin zemini bu iki gerçektir.

Öte yandan gerek Tunus'ta gerekse Mısır'da alanları dolduran milyonlar için "şu örgütün ya da şu partinin peşinden gidiyorlar" denilemez. Halk hareketlerine önderlik eden tek bir gruptan söz etmek mümkün değil. Sağdan sola çok farklı muhalif grupların yer aldığı bu ayaklanmalar, salt bu yönleriyle bile tipik halk hareketleridir.

En sistemli halk hareketlerinin yaşandığı Mısır'ı göz önüne alır ve 25 Ocak 2011'de başlayan 18 günlük eylemleri incelersek, şu sonuçla karşılaşırız:

Ağırlıklı olarak genç nüfusun başlattığı halk hareketi, kısa zamanda esnafı ve orta sınıfları da içine aldı. Müslüman Kardeşler'in ve diğer İslamcı akımların da yer almaya başladığı eylemlere, ardından işçiler, sonra cüppeleriyle yürüyen avukatlar ve hatta silahlarını bırakan orta düzeydeki subaylar da katıldı. Tahrir Meydanı, -sayısal bakımdan bir nevi orta sınıflarla İslamcı akımların ittifakına, koalisyonuna sahne oldu. En çok taşınan siyasal sembolün Mısır bayrağı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak eğer, bu ittifakın siyasal zemininin de "milli" olduğunu söyleyebiliriz.

Bu sınıfsal ve siyasal karakter bile, Mısır'daki gösterilerin "halk hareketi" olduğunu ortaya koyuyordu.

Örneğin Tunuslu gazeteci ve akademisyen Dr. Muhammed Adil, Tunus'ta Zeyn El Abidin Bin Ali iktidarını deviren eylemlerin Soros'la irtibatlı gösterilmesine itiraz ediyor ve olayları "halk hareketleri" olarak isimlendiriyordu. ABD'nin sonradan destek verdiği Mısır'daki halk hareketlerine de değinen Dr. Muhammed Adil, "ABD ve İsrail'in Mısır'da köklü bir rejim değişikliğine sıcak bakmayacağına" dikkat çekiyordu.

Mısırlı Neval El Saadavi'nin şu değerlendirmesi de, eylemlerde yer alan unsurların kimler olduğu ve eylemlerin karakterinin ne olduğunu anlamamız bakımından bize bir veri oluşturdu: "Bizi Müslüman Kardeşler'1e korkutuyorlar; yıllarca bize şunu demeye çalıştılar: 'Sizi Humeyni ve Irak gibi fundamentalist rejimlerden kim koruyor? Mübarek koruyor.' Biliyorsunuz, bu doğru değil. Bu devrim, bu devrimi başlatan ve korumayı sürdüren genç insanlar siyasi değiller, sıradan genç adamlar ve kadınlar. Sağcı ya da solcu ya da Müslüman değiller. Sokaklarda tek bir dini slogan atılmıyor. Bir tane bile. Adalet, eşitlik, özgürlük için bağırıyorlar; Mübarek ve rejiminin gitmesi gerektiğini haykırıyorlar. Sistemi değiştirmemiz, dürüst olanları iş başına getirmemiz gerekiyor. Mısır yolsuzluk ve şaibeli seçimlerle yaşıyor; kadınlar ve genç insanlar eziliyor; işsizlik var. İşte böylece devrim geldi; çok geç oldu. Bu devrim çok geç kaldı; ama yine de geldi.. ."

Mısırlı gazeteci Hüssam el-Hamalawi'nin 5 Şubat 2011 tarihli şu değerlendirmesi de, gösterilerde yer alan unsurları anlamamıza ışık tuttu:

"Ayaklanma, şu ana kadar Mısır toplumunun tüm kesimlerinden unsurları; kent yoksulları, işçi sınıfı ve hatta Mısır elitlerinin kızları ve oğullarını bile içeriyordu. Ancak devrim devam ettikçe, doğal olarak bazı kutuplaşmalar da oluşmaya başladı. Bu kutuplaşmalar, yorulan, yani orta ve üst sınıflardan olup da artık durmamız ve hükümetle bir uzlaşmaya varmamız gerektiğini söyleyenlerle, temelde kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış ve çok fedakârlık etmiş kent yoksulları ve işçi sınıfı arasındadır".

Samir Amin: Tam Bir Halk Hareketi

Ünlü siyasi düşünür Samir Amin Tunus'taki gösterileri kitlesel halk hareketi olarak değerlendirdi:

"Tunus'ta yaşananları kitlesel halk hareketi olarak değerlendirmek gerekir. Tunus'ta olaylar tam bir halk hareketidir. Tunus halkının yüzde 80'i, başta başkent olmak üzere ülkenin pek çok bölgesinde sokaklara döküldü. Baskılara rağmen isyanlarını sürdürdüler ve yılmadılar. Tunus'taki halk hareketinin siyasal, toplumsal ve ekonomik boyutları vardır. Bin Ali rejimi tarihteki en büyük polis rejimlerinden biridir. Tunus'ta insanlar öldürüldü, tutuklandı, kötü muameleye maruz kaldı. Ama bugüne kadar Tunus halkı yaşadıklarını dışarıya sızdırmadı. Çünkü Tunus Batı'nın iyi dostuydu. Ekonomik etmenler de halkın ayaklanmasında etkili oldu. İnsanların yaşam standartları da sürekli düşüş içinde. Sistemin mafyalaşması da önemli bir etmen. Sistem tümüyle Bin Ali ailesinin mafya yönetiminin eline geçmişti.

"Bir konu daha var ki, bu çok ilginç. Tunus'taki harekette İslami akım etkili değildir. Sokaklardaki kadınlara bakın, hiçbiri örtülü değildir. Tunus gerçekten laik bir ülke. İnsanlar din ve siyaseti birbirinden ayırıyorlar. Bu çok önemli ve olumlu bir şey. Bin Ali'nin Tunus'u İslami rejimden koruduğu söylenir. Bin Ali bunu yıllarca çok iyi kullandı. Aslında Bin Ali ülkeyi İslami rejimden korumuyor. Tunus'ta insanlar kendilerini İslami rejimden kendileri korudular.

"Bir kez daha altını çizmek isterim; bu hareket belli bir zümreye ait değildir. Bu herkesin hareketidir. Bu hareketin arkasında hiçbir ülke veya grup yoktur. Bu sosyal bir harekettir. Ancak bu halk hareketi için şunu söylemem gerekir ki, Batılı güçler İslami bir alternatif yaratmak isteyecek ve İslami alternatifi desteklemeye çalışacaktır. Dikkat ederseniz İslami gruplar sokağa inmedi. Bu da onların sayıca az olduğunu gösteriyor. Bundan sonra ülkeyi nasıl bir geleceğin beklediğini söylemek zor. Gerçekten demokratik ve laik bir rejimin kurulması zor gibi görünüyor".

Samir Amin, Mısır'daki halk hareketinin unsurlarını da şöyle sıralıyordu: "Mısır'da sokakta olan hareket, eğitimli orta sınıfların ve demokratların kimi kesimlerince de desteklenen kentli gençliğin, özellikle de işsiz diplomalıların hareketidir".

Türk Büyükelçi: Ulusal Bir Hareket

Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsak Aydınlık Dergisi'ne yaptığı açıklamada protestolarda sadece Mısır Bayrağı taşındığına dikkat çekiyor ve Mısır'daki hareketin ulusal bir nitelik taşıdığını söylüyordu. Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı, protestolara katılanların homojen bir nitelik taşımadığını, 6 Nisan Gençlik Hareketi'nin, siyasal partilerin ve esnafın başı çektiğini ancak her kesimden insanın protestolarda yer aldığını belirtiyordu.

Mısırlı Devrimciler: Bu Bir Halk Devrimi

Mısırlı devrimci sosyalistler ise halk hareketini, kendilerine özgü bir "halk devrimi" olarak niteliyorlar. "Devrimin sahipleri, Mısır gençliği, öğrenciler, işçiler ve yoksullardır" diyen Mısırlı devrimciler, çok önemli bir ordu analizi de yapıyorlar yayımladıkları bildiride:

"Şerefli şehitlerimiz için gurur duyuyoruz!

"Devrimimizin zaferine!

"Bugün olanlar, ülkemizin ve tüm Arap dünyasının tarihindeki en büyük halk devrimidir. Devrimimiz, şehitlerimizin fedakârlığı üzerine inşa edildi ve korkunun tüm engellerini üzerimizden attık. Suçlu 'liderler' ve onların suçlu sistemi tahrip edilinceye, yok edilinceye kadar geri çekilmeyeceğiz.

"İktidarın; Ömer Süleyman, Ahmet Şefik ve Mübarek'in diğer yakın dostlarının hâkimiyeti altındaki bir diktatörlüğe devredilmesi, aynı sistemin devamından başka bir şey değil. Ömer Süleyman, İsrail'in ve Amerika'nın dostu, vaktinin çoğunu Washington ve Tel Aviv arasında mekik dokuyarak geçiriyor ve onların çıkarlarına devamlı sadık kalan bir hizmetkâr.

Ahmet Şefik, Mübarek'in yakın dostu ve Mısır halkına dayatılan zulüm, baskı ve yağmada Mübarek'le el ele çalışıyor.

"Son otuz yıldan beri, bu gaddar rejim, ülkenin en büyük ve değerli varlıklarını, rüşvet karşılığında, küçük bir avuç patrona ve yabancı şirketlere peşkeş çekti. 100 aile, ülke zenginliğinin %90'dan fazlasının mülkiyetini elinde bulunduruyor. Bu aileler; özelleştirmeler, yağmalamalar ve sermaye ile ittifaka girme politikalarını uygulayarak, Mısır halkının servetini tekelleri altına almış durumdalar. Ve de, Mısır halkının büyük çoğunluğunu yoksul, topraksız ve işsiz bırakmış bulunuyorlar.

"Bu bir avuç patron takımı tarafından yağmalanan şirketlerin, toprağın ve mülkün tekrar kamulaştırılmasını istiyoruz. Bizim bu kaynaklarımız onların elinde kaldıkça, bu sistemden tamamen kurtulamayacağımızın bilincindeyiz. Ekonomik uşaklık, politik zulmün diğer yüzüdür. Halkın zenginliğini bu çetenin elinden kurtarmadan, işsizlikle baş edemeyeceğiz ve insanca bir yaşam için gerekli adil bir asgari ücrete kavuşamayacağız.

"Bu sistem desteksiz ayakta kalamaz. Bir diktatör olan Mübarek, doğrudan Amerika ve İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyordu ve de onların uşağı ve yanaşmasıydı. Mısır, Amerika'nın sömürgesi olarak hizmet verdi; Filistin halkının kuşatılmasında doğrudan katılımı oldu; Süveyş Kanalı'nı ve Mısır hava sahasını açarak buraları, Irak halkını mahveden ve öldüren savaş gemileri ve savaş uçakları için serbest bölge ilân etti; Mısır halkını, ulaşılması zor gıda fiyatlarına boğarken İsrail'e bedavadan doğal gaz sattı. Devrim, Mısır'ın bağımsızlığını, onurunu ve bölgedeki liderlik konumunu geri almasını, tamir etmesini sağlamalıdır.

"Bu, elitlerin, herhangi bir siyasî partinin veya dinî grubun devrimi değildir. Bu devrimin sahipleri, Mısır gençliği, öğrenciler, işçiler ve yoksullardır. Son günlerde, çok sayıda elit, siyasi parti ve bazı kesimlerin sembolleri, devrim dalgasını yönetme ve onu gerçek sahiplerinden çalma girişimlerinde bulunmaya yeltenmişlerdir. Devrimimizin sembolleri yalnızca devrim şehitlerimizdir ve bu alanda sebatla mücadele veren metin gençlerimizdir. Bu kesimlerin devrimimizi kontrol altına almalarına ve bizi temsil ettikleri iddiasında bulunmalarına izin vermeyeceğiz. Bizi ve bu sistemden kurtulmak için ölerek kanlarıyla bedel ödeyen şehitlerimizi temsil edecek kişileri biz seçeceğiz.

"Herkes: 'Ordu halkın yanında mı, yoksa halkın karşısında mı?' diye soruyor. Ordu tek bir kitleden oluşmuyor. Askerlerin ve alt düzeydeki rütbeli subayların çıkarları, kitlelerin çıkarlarıyla aynı. Ancak yüksek rütbeli subaylar, yolsuzluk, zenginlik ve zulüm rejimini korumak üzere Mübarek tarafından dikkatle seçilmiş, Mübarek yanlısı adamlar. Bunlar sistemi oluşturan iç öğeler.

"Bu ordu artık halkın ordusu değil. Bu ordu, 1973 Ekimi'nde Siyonist düşmanı yenilgiye uğratan aynı ordu değil. Bu ordunun Amerika ve İsrail'le sıkı bağları var. Bu ordunun görevi İsrail'i korumak, Mısır halkını değil. Evet, devrim için, askerlerimizi geri kazanmak istiyoruz. Ancak, 'ordu bizim yanımızdadır' sloganlarıyla kandırılmayalım. Ordu, ya gösterileri doğrudan bastıracak, ya da bu görevi yapması için polis gücünü yeniden yapılandıracak.

"Bu devrim, en üst düzey beklentilerimizin de çok üstündeydi. Hiç kimse bu kadar yüksek katılımla toplanıbilineceğini hayal etmemişti. Hiç kimse, Mısırlıların, polis karşısında bu kadar kahramanca mücadele edeceğini tahmin etmemişti. Hiç kimse, diktatörü yerinden etmek için zor kullanmadığımızı söyleyemez. Hiç kimse, Tahrir Meydanı'nda bir değişim oluşmadığını söyleyemez.

"Şimdi gereksinim duyulan şey, taleplerimizin bir kısmını oluşturan sosyo-ekonomik taleplerimiz için baskı uygulamak.
Evinde oturan bir Mısırlı, ancak bu şekilde onun hakları için mücadele verdiğimizi anlayacaktır. Bizim, ilk önce halk komiteleri şeklinde örgütlenmemiz gerekir. Bu komiteler de tabandan ve demokratik olarak daha yüksek konseyleri seçeceklerdir.

"Bu konseylerden de, bütün eğilimlerden delegasyonun katılacağı en yüksek konsey oluşturulmalıdır. En yüksek düzeyde, bizi temsil eden ve güvendiğimiz insanlardan oluşan bir halk konseyi seçmemiz gerekir. Tahrir Meydanı'nda ve Mısır'ın tüm diğer şehirlerinde, halk konseyleri kurulması için çağrılar yaptık.

"Gösteriler ve protestolar, devrimimizin ateşini tutuşturmada ve devrimimizi sürdürmede kilit rol oynamıştır. Şimdi gereksinme duyduğumuz kesim işçilerdir. Rejimin kaderini işçiler belirleyecektir. İşçiler, devrimin gidişatını yalnızca gösterilerde yer almakla şekillendirmeyecekler; aynı zamanda geçerli tüm endüstriler ve büyük şirketlerde örgütleyecekleri bir genel grev yoluyla bunu gerçekleştireceklerdir.

"Rejim, oturma eylemlerine ve gösterilere günlerce ve haftalarca karşı koyabilir ve konumunu bunlar varken de sürdürebilir. Ancak, işçilerin grevleri bir silah olarak kullanması durumundadır ki, rejimin ayakta kalması birkaç saat bile sürmez. Demiryollarında grev! Kamu taşımacılığında grev! Hava alanlarında ve büyük endüstriyel şirketlerde grev! Mısırlı işçiler! İsyandaki gençlik adına, şehitlerimizin kanı adına devrim saflarına katılın, emekten gelen gücünüzü kullanın ve zafer bizim olsun!

"Şerefli şehitlerimiz için gurur duyuyoruz!

"Sistem çökecek!

"Tüm güç halkın elinde toplanacak!

"Devrimimizin zaferine!".

Halk Hareketleri, Küresel Krizin Bir İfadesidir

Tunus'ta başlayan ve bölgeye yayılan halk hareketlerinin bir de ekonomik zemini var elbette... Kapitalizmin 2008'deki küresel krizinin, bölgedeki bu halk hareketlerine zemin oluşturduğu ve tetiklediği kuşku götürmez...

Adam Hanieh, krizin bu eylemlere etkisini çarpıcı rakamlarla destekliyor:

"Bu protestolar Arap dünyasının krize yanıtıdır ve ekonomik krizin ileri kapitalist merkezle sınırlı olduğu ve her nasılsa 'gelişmekte olan piyasalar’ın en kötü etkilerden kurtulduğu yönündeki egemen anlatıyı fevkalade bozar. On yıllarca neoliberalizm Mısır ekonomisini kapitalist dünya piyasasına çok eşitsiz bir tarzda bağladı ve sonuç olarak krizin ülke nüfusunun çoğunluğu üzerinde ezici etkileri oldu.

"Krizin bu geçiş sırasında ortaya çıktığı çeşitli mekanizmaları olmuştur. Öncelikle, Ortadoğu (ve özellikle Kuzey Afrika bölgesi) büyük ölçüde Avrupa'dan ihracatlara bağımlıdır ve ekonomik daralmayı izleyen talepteki düşüşten ötürü bu ihracatlar baş aşağı düşmüştür. Dünya Bankası rakamları Mısır'ın yıllık AB'ye olan ihracat büyüme oranlarının 2008'de yüzde 33'ten 2009 Temmuz'a gelene kadar yüzde eksi 15'e düştüğünü gösteriyor. Benzer şekilde Tunus ve Fas, 2009'da dünya ihracatlarının toplam değerinin, sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 31 kadar düştüğünü gördü. Dünya Bankası bu ülkelerin son altmış yılın en kötü gerilemesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyordu.

"İkinci geçiş mekanizması Ortadoğu'nun son derece bağımlı olduğu işçilerin para transferlerinin azalması oldu. Mısır örneğinde işçiler Körfez ülkelerine, Libya ve Ürdün'e göç etmeye meyleder. Kuzey Afrika'nın geri kalanı açısından bu emek göçü Avrupa'ya yönelir. Mısır ulusal GSMH'sinin yaklaşık yüzde beşini yurtdışında çalışan işçi dövizlerinden elde eden, Ortadoğu'daki en büyük para transfer haznesidir. Küresel krizi karakterize etmeye devam eden kitlesel işsizliklerle birlikte para transferleri hızlı bir şekilde düştü. Mısır 2008'den 2009' a kadar para transferlerinde yüzde 18 yoğun bir daralma yaşadı. Bu akışların milyonlarca insanın temel hayatta kalma mekanizmasını teşkil ettiği bir bölge açısından, düşüşün tahrip edici sonuçları olmuştur".

Kaynakça
Kitap: Soros, CFR ve Arap Ayaklanması
Yazar: Orhan Koloğlu, Mehmet Ali Güller, Barış Doster, Haluk Hepkon
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir