Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye Bağımsız Bütünlüğünü Koruyabilmek İçin Ne Yapıyor?

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Türkiye Bağımsız Bütünlüğünü Koruyabilmek İçin Ne Yapıyor?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 01 Tem 2012, 21:32

Türkiye Bağımsız Bütünlüğünü Koruyabilmek İçin Ne Yapıyor, Ne Yapmıyor ve Ne Yapmalı?

Erbakan Milli’ydi, konuşmalarında korkmadan ABD emperyalizmi ve siyonistler hakkında önemli tespitler yapabilmekteydi. Günümüzde AKP'nin başında Erbakan olsaydı, belkide yapılan bu şerefsiz hainliklerin büyük bölümüne izin vermeyip engelleyebilirdi. ABD stratejik olarak herzaman, kendisinin kurduğu örgütlerin elemanlarına bile güvenmeyen bir politika izlemektedir. Hele hele o örgutlerin başındaki kişi Türk Soylu ise, ona hiç ve hiç güvenmeyecektir. İşte bu yüzden, Milli Görüş örgütünü yöneten hiçbir zaman Necmettin Erbakan olmamıştır. Erbakan, gelecekte örgütü temizleyip, Milli Görüş’ün gerçek(yani ABD’nin kontrol ettiği değil, Milliyetçi olan Erbakan’ın kontrol ettiği bir Milli Görüş) lideri olabilme hayalleriyle yaşamış olabilir.

Kılıçdaroğlu'da Milli’dir, ama maalesef Erbakan’ında Kılıçdaroğlu’nunda içinde bulundukları örgütlerin genel başkanları olmalarına rağmen örgütler CIA tarafından görevlendirilmiş elemanlar tarafından yönetilmektedirler. Erbakan ve Kılıçdaroğlu gibi zeki insanların bu gerçeklerin farkında olmamalaları mümkün değildir.

CHP, Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi son 2 senedir “Yeni CHP” olmamıştır. CHP 1980 darbesi sonrasında kapatılıp, ve sonrasında tekrardan açıldığı andan itibaren “Yeni CHP” olmuştur. Dolayısı ile Kılıçdaroğlu'nun CHP'side “2. Yeni CHP'dir”.
“1. Yeni CHP”, Pensilvanya’ya güvenen ve selamlarını yollayarak CHP Genel Başkanlığı’ndan hiç direniş göstermeden ayrılan Deniz Baykal’ın CHP’sidir.

Ve sonuç olarak, birinciside, ikinciside, Atatürk'ün CHP'si değildir. Bakınız, Milli Görüş’ün ve MHP'nin tabanları’nın(yönetici düzeyinde değil) savundukları Türk Milliyetçiliği ve İslam Dinimize Sahip çıkma görüşleri bizim için kutsaldır. Bu Kutsal Değerlerimizi CHP tabanı’da aynı şekilde savunmaktadır.

ALLAH'a İnanç, Türklük ve Müslümanlık, günümüzde Türk'lerin en büyük değerleridir. Bu değerlere sahip çıkan en büyük lider Atatürk'tür.

Ama, açık konuşmamız gerekirki Alparslan Türkeş'te, Muhsin Yazıcıoğlu'da bu değerlere gerçekten sahip çıkmamışlardır. Alparslan Türkeş'in geçmişteki konuşmalarından birinde Fethullah Gülen'i övmeside bunun kanıtıdır. Günümüzde Muhsin'ci diye adlandırdığımız kesimin yöneticilerinin CIA ve Fethullah Gülen tarafından yönetildiği ve AKP ile içiçe olduğu birçok araştırma tarafından kanıtlanmıştır.

MHP kurucu genel başkanı Osman Bölükbaşı’ydı, ve partinin ismi o dönemde CMKP(Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) idi. CMKP örgütünün amacı, 1958-1962 seneleri arasında, ABD ile işbirliği yapan ve vatana ihanet edip ülkenin bağımsız bütünlüğünü tehlikeye sokan Demokrat Partisi’ne KARŞI Güç Birliği oluşturarak, Demokrat Partisi’ni devirmekti. Osman Bölükbaşı 1962 yılında görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Alparslan Türkeş, CKMP'yi 1 Ağustos 1965 Olağanüstü Kongresi'nde bir Gladyo darbesiyle ele geçirmişti.

CMKP'nin savunduğu siyasi görüş sadece Türkçülüktü, yani sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Türk Milleti’nin tarihini ve bütünlüğünü savunan bir parti idi.

Demokrasi kelimesi Yunancadan gelmektedir ve anlamı bu şekildedir:

1. Demos: Millet
2. Krateo: Hakimdir,

Yani “Demokrasi” = “Millet Devlet'in Hakimi’dir”

MHP kurulduktan sonra ise partinin savunduğu siyasi görüş ise artık Türk-İslam sentezi olacakti, ve burada amaç laikliğin savunduğu temel değerlerini yıkarak MHP, Milli Görüş örgütü ve Cemaatlerin tamamının yoneticilerinin birlikte hareket edip Türkiye içindeki Kontrgerilla ve Gladyo örgütlenmesini kurup bu gücün devleti yöneten hakim güç haline getirilmesini sağlamaktır.

Bakınız Doğu Perinçek ve Soner Yalçın bu konuda ne diyorlar:
“İmam Hatip Okulları ve yeraltındaki Kuran kursları bir Gladyo politikası olarak bütün ülkede ağlarını ördü. Bu arada Alparslan Türkeş, 1963 yılında Türkiye'ye dönmüş ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni 1 Ağustos 1965 Olağanüstü Kongresi'nde bir Gladyo darbesiyle ele geçirmişti. Partiyi Gladyo'nun yan kuruluşu olarak sola ve emekçi hareketine karşı şiddet eylemlerine yönlendirmişti. Yapılan iş, ABD emperyalizminin tetikçiliği idi. Emperyalizm ve NATO'ya karşı halk hareketi, MHP terörüyle baskı altına alındı. Türk-İslam sentezi, doktrin olarak kabul edildi.

Türkeş'in başında bulunduğu Parti, Komünizmle Mücadele Dernekleri yanında Milli Türk Talebe Birliği, Huzur Dernekleri, Türk Ocakları, Milliyetçiler Derneği ve 1967'de bu derneklerin yerine kurulan Ülkü Ocakları gibi kuruluşlarla Amerikancı Gladyo'nun sivil kuvvetlerini yönlendirdi. Ayrıca 3 yılda 28 komando kampı kuruldu ve buralarda silahlı eğitim yapıldı.

CKMP, 8-9 Şubat 1969 Adana Kongresi'nde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adını aldı. Gladyo, NATO ve CIA reçetelerine göre yeraltı örgütleri kurdu. Bu örgütler, cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, haraç, gasp, tehdit, şantaj, solu bastırma gibi terör eylemleri yaptılar. Türkiye'de 12 Mart 1971 Amerikancı darbesini örgütleyen Gladyo, 1965-1966 yılında oluşmuştu.”


viewtopic.php?f=32&t=214&p=248

“Türkeş ve arkadaşları CKMP'de yer almalarıyla birlikte, AP'den iki milletvekili koparmışlardı: Mustafa Kemal Erkovanlı ve İsmail Hakkı Yılanlıoğlu.
Alpaslan Türkeş ve ekibi, Parti'ye geldiklerinde iki küçük grupla birleştiler. Eski CKMP gençleri ve 21 Mayıs mağduru emekli Harbiye öğrencileri...
O günlere kadar, "Komünizmle Mücadele Dernekleri" çatısı altında bulunan gençler de CKMP saflarına geçmeye başladılar. AP'den gelenler beraberlerinde teşkilatçılığı getirmişlerdi. Emekli Harbiyeliler ise sıkı disiplini.
Ve bu birleşme kısa sürede meyvesini verdi. Çok değil, beş ay içinde CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı istifa etmek zorunda kaldı ve partinin 1 Ağustos 1965 Kongresinde Türkeş rakiplerini ezip geçti.

Türkeş, ileriki yıllarda Türkiye'nin oldukça yakından tanıyacağı, kongre salonundaki tuğla kırmızısı pazubentli, liderine ölesiye bağlı ülkücülerinin sayesinde en yakın rakibinin 516 oyuna karşın aldığı 698 oyla CKMP'nin yeni Genel Başkanı oldu.
Genel Başkan Yardımcıları eski CKMP'lilerdi. Ama Genel İdare Kurulu, Türkeş'le birlikte gelen kadrodan oluşuyordu: Gökhan Evliyaoğlu, Muzaffer Özdağ, Dündar Taşer, Ahmet Er, Mustafa Kaplan, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Rıfat Baykal, Numan Esin, Mustafa Kemal Erkovanlı...
Genel Başkanlık koltuğuna oturan Türkeş, "dokuz ışık doktrinini" ve "Başbuğ"luğunu ilan etti.

Nazi örneği bir parti

İspanya'da Franco'ya "Coudillo"; Almanya'da Hitler'e "Führer", İtalya'da Mussolini'ye "Duçe", Türkiye'de ise Alpaslan Türkeş'e diğerleriyle aynı anlama gelen "Başbuğ" diyordu partili arkadaşları.
Türkeş partinin örgütlenme modelini Alman Nazileri'nden aldı;
Obalar, oymaklar...

CMKP artık, antikomünistlerin kalesiydi. Başbuğ Türkeş ünlü söylevini verdi o yıllarda: "Davadan döneni vurun!"
Türkeş'le birlikte partinin programında da değişiklik oldu. Türkçülüğün yanına Müslümanlık da eklendi. Yeni ideoloji Türk İslam Sentezi'ydi!
"Bozkurt" yerini "Üç Hilal"e bırakmıştı..
Yeni tez partiden kopmalara neden oldu.

Kalpak giyen, sarkık bıyıklı "Bozkurtlar", Türkeş'e ve "Üç Hilal"e bayrak açıp, "Türklerin Araplaştırılarak benliklerinden uzaklaştırılıp, Osmanlı yapılacağını" söyleyerek partiden uzaklaştılar...
MHP'deki "Bozkurtçu", "Hilalci" tartışmaları sonunda katıksız bir Türkçü olan Ankara Ziraat Fakültesi öğrencisi Ali Balseven'in hayatına mal olacaktı.
"MHP artık Türkçü bir parti değildir" diyerek partiden kopan Ali Balseven, Ankara Kurtuluş Parkı'nda "davadan döndü" denilerek öldürüldü!...”


viewtopic.php?f=34&t=5407&p=7960

Laiklik ne demek? Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayırıldığı bir devlet yönetim sistemidir. Peki, büyük Atamiz neden Laikliği benimseyen bir devlet yonetim sistemini seçmiştir?

Cünkü, hepimizi yaratan ALLAH'tır. Hepimiz ALLAH'ın kuluyuz, ve bu dünyada ALLAH'tan ve ALLAH'ın bize armağan ettiği İslam Dinimizden daha değerli olan bir Kutsal Değer yoktur.

Dolayisi ile, İslam Dini’miz okadar Kutsaldır ki, haksız siyasi ve ekonomik güç elde edebilmek için(Türk Milleti’ni kandırarak), istismar(kullanılması) edilebilmesi çok ve çok kolaydır ve bu yüzden İslam Dini’mizin Devlet yönetim sisteminde varolması çok risklidir ve vatanın bütünlüğünü tehlikeye sokacak bir hain potansiyelin/gücün oluşmasına sebep verebilmektedir.

Her insan Hazreti Muhammed(S.A.V.), Atilla, Fatih Sultan Mehmed Han ve Atatürk gibi çok değerli, namuslu ve şerefli bir kisiliğe sahip olmadığı icin, gelecekte devletin başına geçeceklerin tamamına körü körüne güvenmek intihardır.

Neden intihardır? Cünkü, eğer ki günün birinde R.T. Erdoğan ve A. Gül gibi başbakanınız ve cumhurbaşkanınız olursa, bu şahıslar İslam Dini’mizi kullanarak, Müslümanlar’ı katledenlerle işbirliği yapacaklardır.

Güvenmemiz gereken güç devletin yönetilecegi sistemdir, yani devletin Anayasasıdır. Devleti yoneten sistemin hizmet edeceği tek bir güç vardır, oda devletin kurucu milleti olan Türk Milleti’dir. Demokrasi’nin anlamıda budur, devleti yöneten milletdir.

Devleti millet yönetecek ki, eğer devletin başında bulunanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulundukları zaman, Türk Milleti bunun farkında olacak, kandırılmayacaktır ve En Kutsal Değerimiz olan İslam Dinimiz’e sahip çikacaktır.

Nasıl sahip çıkacaktır? Tam Bağımsız, Güçlü ve Anti-Emperyalist Türkiye'yi Asil Türk Milleti’nin gücü ile birlikte ebediyet için savunarak.

Bir Millet devletini nasıl yonetir? Milliyetçilikle, Ulusalcılıkla birlikte milletin tamamı’nın çıkarlarına uygun olacak hizmetler verererekten. Ama asla ırkçılıkla değil, Türk Milleti birleştirici ve bütünleştirici bir kişiliğe sahiptir. Zaten Türk Milleti’miz tarihte hiçbir zaman ırkçı olmamıştır. Kendi milletine zarar vermiştir, ama asla azınlıklara zarar vermemiştir, ve hatta gereğinden fazla yarar sağlamıştır.

Atatürk’ün, bu konudaki samimiliği ve hassasiyeti de, bu iki değerli açıklamalarından belli oluyor zaten:

-"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkı’na Türk Milleti denir",
-"Ne Mutlu Türk’üm Diyene".

Ataturkün siyasi görüşü’nün “Türk Milliyetçisi” olmasına rağmen, sarfettiği bu değerli sözlerle Kürtleri, Çerkezleri ve diğer azinlıkları da Türk Milletinden saydığını göstermektedir.

TDK'nin yayınladığı Sözlüğe baktığımızda Ulus kelimesinin anlamının Millet olduğunu görürüz, bu yüzden “Ulusalcılık = Milliyetçiliktir”, ama “Irkçılık = şeytana tapmaktır”.

Bu yüzden Ulusalcı kesiminde, Milliyetçi kesiminde savunması gereken siyasi görüş ırkçılık içermeyen Türk Milliyetçiliğidir. Bu iki kesim zaten aynı görüşlere sahiptirler(farkında olmasalar bile).

Ama, Türk Milliyetçiliğini savunduğumuz zaman, bazi temel mantıki tespitlerde bulunmamiz lazım:

-Mesela Atatürk düşmanı olan birisi Türk Milliyetçisi olamazdır,
-Yada Alevi düşmanı olan birisi Türk Milliyetçisi olamazdır.

Atatürk son birkaç yüzyılın en büyük Türk Milliyetçisidir, ve Alevilik'te Türk Milliyetçiliği'nin kurucu felsefesidir. Türk Milletimizin Şamanizm'den İslam Dini'ne geçiş döneminde Aleviliğin kurucuları olan Hoca Ahmed Yesevi ve Hacı Bektaş Veli'nin 11. ve 13. yuzyılları arasında savundukları tez Ülkücülüğün/Türkçülüğün İslam Dini ile birlikte savunulması, Türk Dili'ne sahip çıkılması ve bununla birlikte kurulan Türk Cihan Devletlerinde azınlıkların kardeş olarak kabul edilmesi, Türklerle birlikte eşit haklara sahip olmaları ve hiçbirşekilde bir ırkçılığa izin verilmemesidir.

Bu yüzden Aleviler'e ve Atatürk'e düşmanlık yapan cahil ve yobaz kesimin kendilerini Türk Milliyetçisi yada Müslüman olarak saymaları çok mantıksız ve anlamsızdır. Sağı, Solu, Alevisi, Sünnisi'di birleşip Türk Milliyetçiliğini savunmamız gerekiyor.

Kılıçdaroğlu Ulusal Kanal'da bir programda Tesev'den ayrılacakmısınız diye bir soru geldiğinde buna cevabı “HAYIR” olmustu. Yugoslavya, Azerbaycan, Ortadogu ülkelerinde, vs. oluşmuş olan Turuncu devrimlerin(o ülkeleri parçalama projelerinin) baş-aktorü olan, ve ABD CIA'sı tarafından Turkiye'ye bölmek için yapılmış olan projelerin büyük çoğunluğunda George Soros denen lanet adamın parmağı vardır. Böyle lanet bir düşmanın kurduğu bir kuruluşa üye olmak ve sonrasındada “üyeliğimi iptal ettirmiyeceğim, ne gerek var buna” demenin hiçbir tarafında Atatürkçü’lük veya Alevi’lik yoktur. Hem Sorosçu, ve hem Atatürkçe ve Alevi olmak mümkün değildir.

Ecevit'i Türk Milletimizin tamamı sahiplenmektedir, ve onu hepimiz Kahraman olarak tarif etmekteyiz. Ama tarihi kayıtlarda maalesef görmekteyiz ki, Ecevit’te zamanında ABD'nin küresel hegemonya politikasını savunan uluslararası bazı kuruluşların üyesiydi, aynen Kılıçdaroglu gibi. Ecevit, iktidara geldikten sonra, bütün bu hataları geride bırakip, Anti-Emperyalist ve Milliyetçi politikaları ile birlikte, o dönemlerde Türk Milleti’nize verilebilecek en büyük hizmetleri vermiştir(71 darbesi sonrasındada, 80 darbesi sonrasındada iktidar olup ABD karşıtı politikalar izlemek öyle kolay birşey değildir, sadece şerefli ve vatansever insanlar bu türlü başarılara imza atabilirler).

Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinde Ecevit’i örnek aldığını söylemesi de, onun Ecevit’in yolundan yürüdüğünü anlatmaya çalışmasıdır. Ama, maalesef ki, günümüzde ülkemiz bölünme aşamasına gelmiştir. Terör’ün en üst düzeye geldiği, ve Anayasa'mızdan Türk Milleti maddeleri’nin çıkartılmaya çalışıldığı çok tehlikeli bir dönemi yaşamaktayız.

Böyle bir dönemde, bu Bahçeli ve MHP içinde geçerlidir, parti tüzüklerine "biz iktidar olduğumuzda ABD ile çok daha iyi ilişkilerde bulunacağız(yani ABD uşaklığını daha da güçlendireceğiz)" gibi ABD'nin kuyruğunu takip ederek iktidar olmayı düşünmek çok büyük bir yanılgıdır.

İngiltere ve ABD'nin ta Kurtuluş Savasından itibaren amacı Tam Bağımsız Türkiye’yi entrikalarla, iç savaşın oluşmasını sağlayarak, parçalamaktır, ve bu amaca, AKP'nin bu aşırı derecede başarılı olan Vatan Haini Politikaları ile ulaşmaları an meselesidir.

ABD ve diğer(özellikle Rusya) emperyalist güclerin Suriye konusundaki amaçladıkları ana hedef, Türkiye’nin bölünmesidir, bu bütün emperyalist güçlerin işine yarıyacaktır.

Burada Suriye(ve Suriye’ye demokrasi getirmek) kimsenin umurunda değildir, Suriye bir araçtır, amaç değildir, bunu tespit etmemiz gerekiyor.

Rusya, Putin ile birlikte tekrardan bağımsızlaşmak için önemli adımlar atmış olsa bile, Rusya artık Lenin'in Sovyetler Birliği ülkesi değildir. Libya olaylarında Rusya’nın politikası da bunun kanıtıdır.

Yani, eğerki Türkiye bölünürse, ve Rusya ABD ile belirli konularda anlaşarak bu olaydan ekonomik çıkarlar elde edebilirse, Rusya icin(Çin içinde) Türkiye’nin bölünmesi hiçte önemli olmayacaktır.

Çin için, eğerki Çin'in milli çıkarlarına bir zarar gelmeyecekse, Çin niye Türkiye’nin bağımsızlığını önemsesinki?

ABD, Suriye'yi tek başına işgal edecek güce sahip değildir, çunku buna Rusya ve Çin izin vermeyecektir. Bu yüzden, burada ABD, Türkiye'yi Suriye'ye karşı savaştırmayı amaçlamaktadır.

Ve eğer savaş gercekleşirse, TSK'mızın butun Kahraman Komutanlarının Silivri ve Hasdal’da tutsak olduklarını da hatırlarsak, bu savaştan galip ayrılamıyacağımız bir gerçektir. ALLAH Korusun, ama göreceksiniz ki, Türkiye, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, ABD Türkiye'ye verdiği desteğinden vazgeçecektir, ve Doğu Anadolu'da ve Suriye’de CIA elemanlarının şeytani kışkırtmaları sonrasında isyanlar çıkartılıp Türkiye'de ve Suriye'de iç savaşların başlamasını sağlayacaklardır. Bunun sonucunda iki ülke kaos içinde olacaktır, ve sonrasında ABD, Rusya ve Çin ile anlaşarak(ekonomik ve toprak paylaşımı çıkarları konusunda anlaşarak), Birleşmiş Milletlerin Türkiye'ye karşı harekete geçmesini sağlayacaklardır ve Tayyip Erdogan, aynen Nazi Almanyası ve Hitler’e karşı yapıldığı gibi, suçlu ilan edilecektir ve Türkiye bölünüp, K. Irak'taki kukla devletin daha da büyütülerek Büyük İsrail(Büyük Kürdistan) haline getirilmesi sağlanacaktır(aynen BOP haritalarında amaçlandığı gibi). Yani bütün bu olaylar olası bir Üçuncu Dünya Savaşını tarif etmektedir.

Bütün bu olayların olduğu/olabileceği bu tehlikeli dönemde, CHP ve MHP'nin Bölücü Anayasa, Terör ve Suriye Meselelerinde Amerika'nın emrettiği politikaları izleleyerek iktidar olmayı hedeflemeleri büyük bir yanılgı ve gerçekleşmeyecek bir hayaldir. Gelecekte CHP ve MHP'nin bu politikalarını devam ettirmekte ısrar etmeleri ise Türkiye’nin bölünmesini sağlayacaktır.

Çuval olayı sonrasında Tayyip Erdoğan'a "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye bir soru gelince, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olmuştu. Aynı Erdoğan, Türkiye’nin çıkarlarında Suriye ile düşman olmanın hiçbir şekilde varolmadığı halde, Suriye ve Esad’a karşı en ağır hakaretleri etmektedir ve ayrıca sürekli savaşla tehdit etmektedir.

Suriye’nin uçağımızı düşürme olayından daha 1-2 hafta önce Kuzey Irak merkezli PKK’lı teröristler tarafından Şehit edilen Mehmetçik’lerimiz varken, Erdoğan, Kuzey Irak’ta kurulmuş ve Türkiye tarafından kabul edilmiş kukla terörist devletin başındaki Barzani’ye karşı herhangi bir dayılanma göstermemektedir. Aksine Erdoğan ve AKP’lilerin Kuzey Irak’ta önemli paralar kazanan şirketleri mevcuttur. Oslo’daki Hakan Fidan olayını da hatırlamamız gerekiyor, demekki herşeyin Tayyip Erdoğan’ın banka hesaplarındaki paraların miktarıyla ilişkisi varmış, ve Şehitlerimize “kelle” diye hitap etmesi de bundan dolayıymış. Yani, Erdoğan, Mehmetçiğimizi Şehit eden bu terörist devletle ve İmralı’daki(Biz yanlış biliyormuşuz, bu canavar keyfine göre özel helikopterlerle keyfine göre hareket edebildiğine göre demekki artık İmralı canavarı değilde, Joker canavarı diye hitap etmemiz gerekiyor) canavarla bizzat işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliğinin temelinde şahsi ve maddi çıkar vardır. AKP hiçbir şekilde terörü çözmek istememektedir. DSP’li Ecevit döneminde Şehit sayımız sıfırlamışken, AKP döneminde son 10 yıldaki Şehit sayımız 1000’i geçmiştir.

İşte böyle bir AKP gerçeği ortadayken, özellikle MHP’nin Suriye konusunda Erdoğan’a her türlü desteği vermesi akla mantığa uymamaktadır. Yaaa sen, ülke olarak NATO’ya, ABD’ye ve dolayısı ile Kuzey Irak’taki kukla devlete rest çekemezken, gel Suriye’ye dayılan! Burada akıldan, mantıktan söz etmek mümkünmüdür?

Yada Libya'da Kaddafi'nin linç edilmesiyle ve binlerce Libyalı Müslümanlar'ın katledilmesiyle sonuçlanan ABD işgalı sırasında Libya'ya asker yollama tezkeresinde CHP ve MHP'nin evet oyu vermelerini nasıl yorumlamak gerekiyor????

Bu yüzden CHP ve MHP yakın geçmişte yaptıkları bu tür hatalardan vazgeçip tekrarlamamalıdırlar:

-Kılıçdaroğlu’nun Sorosçu Akil adamlar önerisi
-Kılıçdaroğlu’nun Öcalan’a ev hapsi konusunda olabiliri tartışabilmesi
-CHP’nin 12 Haziran 2011 seçimi öncesinde Türkiyeli vatandaş maddesinin anayasa koyulmasını savunması,
-Kılıçdaroğlu’nun Tesev üyeliği
-Bahceli’nin Ecevit’le koalisyon hükümetini bozması ve bu sayede AKP'nin önünü açması
-Abdullah Gül’ün, Bahçeli’nin büyük desteği ile cumhurbaşkani yapılması.
-Baykal’ın hukuki bakımdan milletvekili olamayacak Erdoğan’a destek çıkıp onun başbakan olmasını sağlaması.
-Bahçeli, 2010’da Anayasa Değiştirme Referandum’unda AKP'ye destek çıkarak MHP tabanında önemli bir oranın “Evet oyu” vermesini sağlamıştır. Bu referandum sonrasında AKP yargiyi tamamı ile siyallastirdi, ve bununla birlikte bütün Kahraman Asker, Gazeteci ve Siyasetçilerimizi rahatlıkla(istediği zaman) içeri alabilecek güce sahip oldular.

-MHP’nin, CHP'ye akil adamlar önerisi konusunda tepki vermesi, ama aynı anda MHP'nin, aynen CHP gibi Türkiye'nin Bölunme Anayasası komisyonuna üyeliğini devam ettirmesi ve bu kararlarının ısrarla en doğru strateji olduğunu savunmaları.
-Bahçeli’nin, Kılıçdaroğlu’nun “akil adamlar” önerisine karşı çıkması çok doğru bir politikaydı, burada Bahçeli ve bazı MHP’li milletvekiller Kiliçdaroğlu’nun bu konuda BDP ve PKK ile aynı yoldan yürüdüğünü söylemişlerdi. Bu tespitte sonuna kadar haklıdırlar, ama akıl ve mantığa uymayan birbaşka bir hesaplama ise, MHP'nin Bölücü Anayasa komisyonunda BDP ve AKP ile birlikte aynı masaya oturmasıdır. Eğer sen CHP'yi akil adamlar konusunda PKK ile işbirliği yapmakla suçluyorsan, ozaman MHP, Anayasa Komisyonuna katılarak, aynı işbirliğini yapmakta değilmidir?

Neden CHP ve MHP, AKP tehlikesi 10 yıldır mevcut iken, halkı sokağa çıkarıp, milyonların Milli sloganlarını attığı demokratik(yasalara uygun) yürüyüşler düzenlemiyorlar?

Eğer TGB gibi kısıtlı maddi imkanlara sahip ve sadece tecrübesiz kahraman gençlerden oluşan bir kuruluş, 19 mayıs'ta 200.000 kişi toplayıp bütün Türkiye'ye çok önemli bir mesaj verebiliyorsa, bu demektir ki CHP ve MHP eğer isterlerse, milyonların katıldığı Cumhuriyet yürüyüşleri düzenleyebilirler.

AKP'nin bölücü ve vatan haini politikalarına son vermenin tek yolu bu tür olağanüstü milli yürüyüşler düzenleyerek, AKP'yi zorla atmak istediği vatana ihanet adımlarından caydırmakla olur.

Öyle mitinglerde aynı konuları tekrar tekrar söylemekle, danışıklı döğüş tiyatrolarıyla bir sonuca varılamiyacığı çok açık ve nettir.

Bu tür durumlarda muhalefetin tek gücu, olağanüstü(herkezin şapka çıkartacağı) devrimci adımlar atmaktır. Türk Millet’ini, hükümete karşı, demoktratik adımlarla ayağa kaldıracaksın. Şeytanla pazarlık yapmaya kalkarsan, şeytan seni öldürür, ne sen kalırsın, nede temsil ettiğin parti iktidar olabilir.

Tam Bağımsız Türkiye'yi ve Türk Milleti'ni koruyabilmek İçin Tek Cozum, aynen 1960 devriminde oldugu gibi Güç Birliğidir, ve bu birliğin başında kesinlikle Dogu Perincek önderliğindeki Işçi Partisi olmalıdır. CHP ve MHP'nin Milli halk önderleri bir çatı altında birleşip yeni bir parti kurmaları gerekiyor.

Milli Anayasa Forumu ise bu konuda atılmış olan en önemli bir adımdır. Milli bir örgütün oluşumunun temelleri bu Milli Anayasa Forumunda atılmıştır ve burada Kuva-yi Milliye ruhu hakimdir. Tek çözüm kesinlikle Milli Anayasa Forumundadır, bütün siyasi görüşlerden/örgütlerden insanların yönetiminde varolduğu Atatürkçü bir Milli Kuruluştur.

Yakın gelecekte, ülkemizin bağımsız bütünlüğünü koruyabilmek için Türk Milletimiz’in tamamının izlemesi gereken siyasi strateji:

1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir