Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ahmet Davutoğlu ve Dış Politika

B.O.P.: Büyük Ortadoğu Projesi
Sahibi: A.B.D.
Başkanı ve Yöneticileri: A.B.D. Derin Devleti(Cermen ırkçılığını savunan İngiltere, Rothschild sülalesi ve ona bağlı olan sülaleler), George Bush, Barrack Obama, vs...
Eş Başkanları: T. Erdoğan, A. Gül, A.B. ülkeleri temsilcileri, A. Öcalan, Barzani, Talabani, Karayılan, Zana vs...
-Soğuk Savaş sürecinde A.B.D. ve İngiltere’nin amacı ta baştan beri tam bağımsızlığı savunan Lenin’in Sovyetler Birliği’ni yıkıp etkisiz hale getirmekti. Bunu aslında Stalin(gizli İngiliz ajanı) döneminde başarmıştı, ama Stalin sonrasında Lenin devrimlerinin kalıntıları birşekilde devam edebilmişti, ta ki Sovyetler Birliği yıkılana kadar.
-Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra(yani 1990’ların başından itibaren), Rusya artık A.B.D. için bir tehdit oluşturmuyordu. Rusya artık Çar Rusya’sı döneminde olduğu gibi A.B.D-İngiltere tarafından belirli bir oranda kontrol edilebilir hale getirilmişti.
-Günümüzde, Putin dönemindeki Rusya, her ne kadar önemli derecede A.B.D.’den bağımsız ve milli politikalar üretmeye çalışsa bile, eğer B.O.P. Rusya’nın milli çıkarlarına katkı sağlayacak bir duruma getirilirse, Rusya rahatlıkla B.O.P.’ne destek verecektir. Yani Rusya gerektiğinde daima A.B.D. ile işbirliği yapabilecek bir kişiliğe sahiptir. Aynı durum, Çin içinde geçerlidir. Bunun kanıtı da Libya işgalinde, Rusya ve Çin’in bu işgale karşı çıkmamalarıdır.
-Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı Orta-Doğu ve Orta-Asya bölgelerinde A.B.D.’nin ekonomik çıkarlarını alt-üst eden güçleri yoketmektir. Şimdi, Soğuk Savaş sona erdikten sonra, A.B.D.’nin Ortadoğu’daki gücünü tehdit eden en büyük güç kimdir? Rusya değildir, Çin değildir, ama Türk Silahlı Kuvvetleri(Atatürk Türkiye’sini savunan hakim güç)’dir. Ergenekon Projesi’nin amacı da zaten Amerika’yı Ortadoğu’dan ihraç etme gücüne sahip olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırarak etkisiz hale getirmektir.
-Yani B.O.P.’nin asıl amacı Atatürk Türkiye’sinin tam bağımsızlığını tamamı ile ortadan kaldırmaktır(Sovyet Rusya’sını ortadan kaldırdıkları gibi). Eğer Türkiye yokolursa, bundan Amerika’da, Rusya’da, Çin’de faydalı çıkabilecektir.
-Olası bir III. Dünya Savaşında, eğer Türkiye bölünürse(ALLAH Korusun), aynen I. Dünya Savaşında olduğu gibi Türkiye emperyalist devletler tarafından paylaşılacaktır. Mesela, Türkiye’nin Doğu’su Büyük İsrail’in kurulması için kullanılacaktır, ve Kuzey’ide(Karadeniz Bölgesinden Ermenistan’a kadar uzanan bölge) Rusya’ya verilebilecektir.
-Suriye olayının perde arkasında da bu amaç yatmaktadır. Burada asıl hedef Suriye değildir, Suriye bu olayda bir figürandır. Asıl hedef Türkiye’nin bölünmesidir. Bölünme Anayasası(Atatürk’ün Temel Anayasa Maddelerini yıkarak Türk Milletini ve Türkiye’yi bölme projesi) konusunda, AKP, Tesevci’ler, Fethullahçı’lar ve PKK’lılar sizce neden bu kadar acele etmektedirler?
-Bugün A.B.D. ve NATO’nun arkasında olduğunu zannederek dayılanan BOP Eşbaşkanı T. Erdoğan’ın, Suriye’ye karşı savaş ilan ettiği anda, A.B.D.-Rusya-Çin İttifakı, Türkiye’ye karşı oluşturulacaktır. Ve Billeşmiş Milletler aracılığı ile Türkiye’yi işgal etme kararı alacaklardır.
-B.O.P.’un yokolmasını sağlayacak çözümler:
*Zindanlar’da tutsak edilen TSK’nın Kahramanları serbest bırakılıp, TSK’nın tekrardan AKP dönemi öncesindeki kuvvete sahip olmasını sağlamalıyız.
*Bunu başarabilmek için bir Milli Hükümet’e ihtiyacımız var. Yani AKP’den kurtulmalıyız.
*Milli Hükümet’e sahip olduktan sonra, önce Türk Silahlı Kuvvetlerini baştan aşağa yeniden yapılandırmalıyız ve sonrasında kanımızı emen A.B.D.’ye rest çekip, NATO’dan çıkmalıyız.
*NATO’dan çıktıktan sonra, Kuzey Irak ve Ermenistan’ı, tamamı ile yasal haklarımıza dayanaraktan işgal etmeliyiz.
*İşte bu kadar, bütün bunlar yapılsın, Ortadoğu’da ne BOP kalır nede ABD kalır ve sonuçta Müslümanlar’a karşı yapılan soykırımların sonu gelmiş olur!!!

Ahmet Davutoğlu ve Dış Politika

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2011, 05:15

Ahmet Davutoğlu ve Dış Politika

Reel veya Oynak Merkezli Politika

Ahmet Davutoğlu:


i) oynak merkezli,
ii) tüm ülkeler ile teke tek ve doğrudan karşılıklı menfaatleri hedeflemiş ilişkilere dayanan,
iii)komşularla sıfır sorun yaşamak isteyen,
iv) ülkeyi Ortadoğu'da merkez ülke haline getiren,
v) ABD'nin dümen suyunu bire bir takip etmeyen bir dış politika yürütme iddiasında. Benim ise bu beş kavramı bir araya koyunca kafam karışıyor.

ABD seçimleri ardından ülkemizde, özellikle yandaş yazarlarca, "Obama methiyeleri" düzülmeye başlandı. Obama'yı olağanüstü insan olarak görenler oldu. Davutoğlu bakan olunca, ona da methiyeler düzenler hemen belirli gazetelerde türediler. Ahmet Davutoğlu ABD'ye bir seyahat yaptı ve yandaş basın bu seyahati olağanüstü başarılı buldu.

Ahmet Davutoğlu da bu seyahatten o kadar etkilenmiş idi ki şöyle dedi:

"Obama ile Türkiye'nin dış politika tercihleri ve öncelikleri tamamen örtüşmektedir."

Hadi bu cümleyi "Türkiye ABD'nin dümen suyunda hareket edecektir" diye okumayalım, iki ülkenin ölçüp biçtikten sonra böyle bir sonuca vardıklarını düşünelim. İşte benim burada aklım karışıyor.

Bizim iki önemli komşumuz var:

Rusya ve İran! Bu iki ülkenin dış politika "tercihleri" ve "öncelikleri", benim anladığım dilde "menfaatleri" ABD ile büyük çapta çelişiyor.

Menfaatlerin keskin bir bıçak gücü ile böldüğü bir dünyada (örn: enerji) Türkiye hem ABD, hem Rusya, hem İran ile dış politika tercih ve önceliklerini aynı anda nasıl örtüştürecek?

Eğer tercih ve öncelikler ABD ile tamamen uyumlu ise Türkiye komşuları ile nasıl teke teke ve karşılıklı menfaatlere dayanan ilişkiler kuracak, nasıl sıfır sorunlu yaşayacak? En önemlisi dış politika ABD, Rusya, İran ile oynanacak oyunlarda nasıl "oynak merkezli" olacak? Eğer "oynak merkezli oyun" oynanacaksa, Türkiye'nin herkese mavi boncuk dağıtan "oynak ülke" konumuna düşme ihtimali yok mu?

İsrail, İran'ın Suriye, Hamas ve Hizbullah üzerindeki etkisi nedeniyle nükleer silah yapmaktan vazgeçmediği sürece Filistin'in bağımsız bir devlet olmasına müsaade edilemeyeceğini iddia ediyor. İşin ilginç yönü Mısır ve Suudi Arabistan da İsrail ile aynı fikirde. Ortadoğu'nun başat ülkeleri İran'ın bölgedeki hegemonik oyunlarından çok şikayetçi. Ben de İran'ın çok başarılı politikalarla bölgede emperyal bir konumu hedeflediği düşüncesindeyim.

Ancak o zaman da aklım Türkiye'nin hem komşuları ile (İran) "sıfır sorun" yaşayıp, hem de Davutoğlu'nun deyimi ile bölgede nasıl "merkez ülke" olacağını kavrayamıyor.

Rüyadan Uyanmak

Son dönemde Türk dış politikası bazı varsayımlar üzerine oturtuldu:


1) Türkiye çevresindeki komşularıyla teke tek ilişkileri ne kadar ileri götürürse dünyada mukayeseli avantajını o kadar artırır.
2) Türkiye'nin jeo-stratejik konumu onu vazgeçilmez bir ülke yapmaktadır.
3) Türkiye ne kadar çok Ortadoğu'ya sahip çıkarsa dünyaya o kadar güçlü bir görüntü verir.
4) Obama ile yeni bir dünya kurulacak, Türkiye de yeni dünyada yerini alacaktır.

Türkiye, komşularıyla teke tek ilişkilerde (1. varsayım) başarılı adımlar attı, bazı ülkeler ve örgütler ile Batı dünyası arasında belirli seviyede bilgi taşıyıcısı (messenger) görevi yaptı. Ancak, sanırım bu görevin göreceli ağırlığını hem abarttı hem de diğer varsayımlarında bazı değerlendirme hataları içine düştü.

Türkiye, dünya coğrafyası açısından dünya enerji havzalarının % 64'ünün oturduğu Ortadoğu ile bu enerji havzalarının en büyük talibi Batı'nın arasında müstesna bir yerde. Medeniyetler tarihi ve kültürel altyapı açısından da her iki tarafın özelliklerinden, tamamen olmasa da bir nebze almış. Türkiye iki tarafa da aşina.

Ancak, Batı kendi müttefiki olarak görebilmek için Türkiye'nin, bir elini Ortadoğu'ya uzatsa da yüzünü Batı'ya doğru tutmasını, dış politikasını ne kadar renklendi ise de Batı'ya çıpalamasını istiyor. Ancak, son zamanlarda Türkiye'nin nereye çıpalandığı konusunda Batı'da derin tereddütler oluşmaya başladı.

Davos ile başlayan ve Rasmussen meselesi ile şahikasına çıkan süreçte, önemle Başbakan ülkemize Ortadoğu'ya Avrupa'da sahip çıkan ülke görüntüsü vermeye başladı. Hamas'ı BM'de temsil etme gayretlerine soyundu. Sanki çıpa artık Ortadoğu'ya atılmıştı. Üzülerek görüyorum ki, Türkiye bu süreçte hem hiçbir şey elde edemedi (Ör: Rasmussen pazarlığı) hem de Batı'da kendisi hakkında duyulan endişeleri mislisiyle artırdı.

Öte yanda, ülkemizde her ne hikmetse, ruhen Müslüman olduğunu kendisinden daha iyi bildiğimiz bir Obama imajı yaratıldı. Obama ile yeni bir dünya ve o dünyada yeni bir Türkiye algılaması doğacağını koskoca köşe yazarları rüyalarında gördüler, rüyalarını hayra yorduklarını da yedi düvele ilan ettiler.

Ancak, herkes Obama'nın "Ermeni meselesi"nde verilmiş sözleri olduğunu biliyor, Obama'yı bu konuda yumuşatmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ermenistan ile yeni açılımın Türkiye ile ABD'yi yeniden kucaklaştırması bekleniyordu. Ancak, yağmadı yağmur, esmedi rüzgâr! Obama gerçi "soykırım" demedi ama ABD tarihinde 24 Nisan'da hakkımızda en ağır terimleri kullanan Başkan oldu.

Şimdi bir bakıyoruz, Ermenistan'da hükümet, aşırı milliyetçi Ermeni Taşnak Partisi'nin, "Türkiye ile ilişkilerin normalleşme çabalarını protesto" etmesi nedeniyle dağılıyor, Azerbaycan doğalgaza zam istiyor, bize sırtını dönüyor. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak bu olsa gerek! Sanırım, dış politikada hüner, eline yeni çay bardakları alırken eldeki bardakları kırmamaya dayanır.

Duruma bakın; AB ülkeleri bize her zamankinden soğuk, İran arabulucu rolümüzü katiyen istemiyor. Suriye, Hamas, Hizbullah "Türkiye konusunda" istihareye yattılar, en yakın müttefiklerimizden Azerbaycan bizden uzaklaştı, ne Ermenistan'a ne de ABD'ye yaranabildik!

Türkiye'nin Dış Politikası

Benim zihnim oynak merkezli dış politikayı ancak netice merkezli bir yaklaşımla değerlendilebilir. Bana öyle geliyor ki oynak merkezli politika, bir yere çıpalanmayınca, açıkçası temel prensipler ile bezenmeyince herkese mavi boncuk dağıtan, tarafları bir süre oyalasa da, eninde sonunda netice alamayan bir politikaya dönüşür.

Türk dış politikasına netice merkezli bir gözlükle bakınca ortaya şöyle bir resim çıkıyor:

1) 24 Nisan Ermeni Günü öncesi Türkiye Ermenistan'a yaklaştı, şartsız olarak sınırı açmaktan dem vurdu.

2) Obama gelişmelerden memnuniyet duydu ve 24 Nisan'da "soykırım"dan bahsetmedi.

3) Ama öte yanda Azerbaycan kızdı ve Türkiye'ye kafa tuttu. Belli ki, Türkiye, Ermenistan açılımı konusunda Azerbaycan'ı ikna etmemişti. Türkiye anında çark etti ve bu sefer Azerbaycan'a garanti verdi.

4) Rusya Yukarı Karabağ konusunda Türkiye'den huylanan Azerbaycan'a "garanti" verince Azeriler doğalgazlarını büyük oranda Rusya'ya satmaya karar verdi. Böylece, enerji konusunda Rusya'nın egemenliğine sekte vuracak Batı ürünü Nabucco Projesi ağır yara aldı.

5) Türkiye, Rusya ile "Mavi Akım" projesi çerçevesinde işbirliği yapacağını ilan etti ve tam Obama'ya halat atarken Rusya ile stratejik ortaklık söz konusu olmaya başladı.

6) Davos'ta "Siz insan öldürmeyi çok iyi bilirsiniz" sözleri ile İsrail'i rencide eden Başbakan'ın ardından Türkiye-İsrail ilişkileri bir türlü rayına oturmuyor. İsrail'den gelen turist sayısı radikal olarak düşerken, sportif faaliyetler bile askıya alınıyor. En önemlisi İsrail artık Türkiye'yi Suriye-İsrail görüşmelerinde aracı olarak görmek istemiyor.

7) Başbakan "Mayın Yasası" konusunda muazzam bir ketenpereye geldi. (Bkz: Yasa oylanırken İsrail'in Ankara Büyükelçisi'nin Güneydoğu ve TBMM ziyaretleri) "One minute" ile Arap dünyasında kahraman olan Erdoğan bu sefer aynı
halk indinde büyük irtifa kaybetti.

8) Türkiye, ABD ve AB'ye inat Ahmedinejad'ı şaibeli seçim sonrası ilk tebrik eden ülke oldu. Ancak, aynı İran yönetimi Türkiye'yi ne İran-ABD, ne de İran-AB ilişkilerinde arabulucu olarak görmek istiyor.

9) Ne Suudi Arabistan ne de Mısır Türkiye'yi Ortadoğu'da başat ülke olarak kabul ediyor. Hatta, Türkiye'nin İran yaklaşımından rahatsızlar.

10) Türkiye son dönemde sadece Hamas ve Hizbullah ile doğrudan görüşmeyen Batı ile bu örgütler arasında aracı oldu.
Eldeki tek netice bu! Netice merkezli bakınca oynak merkezli politika pek de iç açıcı gözükmüyor!

Dış Politikada Yeni Ne Var?

Ahmet Davutoğlu fantastik akademik görüşleri ile Türk dış politikasında yenilikler yapıyormuş gibi ülkeyi epey zaman oyaladı. Koskoca dış politika uzmanları da Türkiye'nin oynak eksenli-komşuları ile sıfır sorun hedefleyen-bağımsız görünümlü dış politikasını uzun süre birbirlerine muştuladılar. Benim gibi birkaç köşe yazarı ise bu fantastik görüşlerin reel politikada yeri olmadığını, eninde sonunda reel politikanın galebe çalacağını yazıp durdular.

Esasında, reel politika Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanı olması ile yeniden ABD'ye çıpalanmış ve eski yerine oturmuştu. Davutoğlu'nun deyişi ile, Obama döneminde ABD ile Türkiye'nin çıkarları ve öncelikleri hiç bu kadar uyumlu olmamıştı!
Yeni olan tek olgu Türkiye'nin Ortadoğu'daki emperyal he-deflerini tekrar tahayyül etmeye başlaması idi. Bu minvaldeki girişimler de Türkiye'ye ABD'nin hasımları olan İran, Irak, Suriye, Hamas, Hizbullah gibi ülke ve örgütler ile sıcak yaklaşımlar kurarak, ABD ile bu ülke ve örgütler arasında bazı aracılık görevleri yüklenmesini sağladı.

Hatta, hasım ülkeler ile yakınlaşma uğruna Türkiye'nin İsrail'e zaman zaman dirsek göstermesi de ABD açısından kısmen kabul edilebilir bir durum oldu. Doğrudan ilişkiye giremeyeceği ülkeler ile Türkiye üzerinden haberleşmek, pazarlık yapmak ABD'nin çok işine geldi. İşler bir safhaya dek iyi gitti. Ancak, "diğer meseleler" de var!

ABD Türkiye'den:

i) Ermenistan'a kapıları açmasını,

ii) İran'a karşı (artık) yaptırımlar söz konusu olduğunda, tıpkı Çin gibi, Türkiye'nin de yanında yer almasını,

iii) Irak'tan asker çekerken gereğinde İncirlik'i kullanmak, gereğinde de TSK'dan boşluğu dolduracak güç olarak yardımını da istedi, istiyor.

Söz konusu Ortadoğu olunca "komşular ile sıfır sorun" dünya konjonktürü ile büyük çapta uyum gösterdi ama iş "diğer meselelere" gelince herkese mavi boncuk dağıtmak aksamaya başladı.

"Bugünü idare edelim, yarın Allah kerim!" anlayışı ile Ermenistan ile imzalanan protokoller eninde sonunda, baştan iddia ettiğim gibi, ne Türkiye'de, ne ABD'de, ne Azerbaycan'da, ne de Ermenistan'da kimseye yaranamadı.

Komşularla sıfır sorun tahayyülü Ermenistan protokolleri sayesinde doğmadan toprağa gömüldü! ABD Dışişleri Komisyonu son ana dek beklediği işareti Obama'dan alamayınca Türkiye'ye sarı kart gösterdi. Sarı kart "ABD başkanlarına tutulmayacak sözler verilmez!" diyordu.

Türkiye önce esti gürledi; bağırdı çağırdı. Ancak, Türkiye'yi tanıyanlar "doğru yola" geleceğini yılların tecrübesi ile biliyorlardı. Bir süre beklendi, sonra Clinton, Davutoğlu'nu aradı ve herkes hizaya girdi! Anlayacağınız, eski tas eski hamam!

Ama, söyledim, arkası da var:

a) İran'a yaptırımlar,

b) Irak'tan asker çekilmesi!

Bakalım "oynak eksenli dış politika" bu konularda da Türkiye ile ABD'nin çıkarlarını ve önceliklerini ne kadar çakıştıracak!

Netice Odaklı Dış Politika

1 Mayıs 2010 günü İngiltere'de bir toplantı oldu. Joost Lagendijk yazıyor:

"...Davutoğlu bakanlığının birinci yılı kutlama partisini Oxford'da yapmaya karar verdi. Bazı önde gelen gazetelerin yayın yönetmenleriyle ve etkili köşe yazarlarıyla birlikte Britanya'daydı ve ...bir konferansta politikasının temel ilkelerini anlattı."

Konferansa katılan gazetecilerin yazdıklarını elimden geldiğince okumaya çalıştım. Hepsi Ahmet Davutoğlu'nun şahsi özellikleri, ilginç akademik görüşleri, velhasıl üstün meziyetleri üzerine yazdılar. Yazılanların bir kısmına katılıyorum. Ancak bir kısmını da abartılı buldum.

Ben de "komşularla sıfır sorun hedefi" ve Davutoğlu'nun akademik dünyaya kazandırdığı stratejik derinlik konseptine kapı açan tek merkezden bağımsız- "çok odaklı dış politika" söylemini anlamaya gayret eden bir kişiyim.

Ancak, aldığım öğreti gereği, bu köşede zaman zaman vurguladığım gibi, ben iş hayatında olduğu gibi başarının siyasi hayatta da "netice odaklı" olması gerektiğine gönül veren ekoldenim. Ele alınan meseleleri aydınlatmak için akademik hayatta ortaya konan kavramsal münakaşalar bir akademisyenin performansını ölçebilir ama iş hayatı ve siyaset "netice odaklı" olmak zorundadır.

Kusura bakılmasın ama Davutoğlu döneminde dış politikaya "netice odaklı" baktığınız zaman ortada pek bir başarı göremiyorsunuz.

Kişisel kanaatime göre:

Ahmet Davutoğlu'nun döneminde dış politika yeniden "tek merkezli dış politikaya" (ABD) dönüşmüştür.

Bu dönemin diğer dönemlerden tek farkı şudur:

İran, Irak, Suriye, Hamas, Hizbullah gibi ABD'nin Ortadoğu'da sorunlu olduğu ülke ve örgütlere Türkiye artık daha kolay yanaşabilmekte ve ABD'nin görüşlerini doğrudan nakledebilmektedir. Devamla, "komşularla sıfır sorun hedefi" açısından, elde edilen bazı vize muafiyetleri dışında, herhangi bir netice ise söz konusu değildir.

1) Ermenistan'la protokollerin komediye dönüşeceği başından beri belli idi. En önemli enerji tedarikçilerimizden komşu Azerbeycan'ı yok sayarak Ermenistan ile sıfır sorun hedeflemek içi boş bir hayaldir. Nitekim, protokoller şimdi nadasa yatırıldı. Joost Lagendijk "...bakanın dış politika fikirlerinin tam ve başarılı bir şekilde uygulanmasına yönelik iç politikadan kaynaklı kısıtlamalar..."dan söz ediyor.

Kusura bakılmasın ama dünyada kim iç politika dengelerini veya ülkesinin temel ihtiyaç tedarik kanallarını dikkate almadan dış politika üretebilmiştir? Davutoğlu "Azerbaycan gerçeğinden" protokolleri imzaladıktan sonra mı haberdar oldu?

2) Ortadoğu'da bir heves soyunduğu "Suriye-İsrail arabuluculuğunu" çoktan yitiren Türkiye İran konusunda nerede ise
tüm dünyayı karşısına aldı, Batı'yı "bir tek ben arabulucu olurum" diye oyalamaya çalışıyor. En son Brezilya ile İran konusunda işbirliğine soyundu.

Türkiye'nin arabuluculuğunu ısrarla birkaç kez reddeden İran ise şu açıklamayı yapıyor:

"İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Tahran ile Batı arasındaki nükleer sorunun çözümü konusunda Brezilya'nın arabuluculuğunu prensipte kabul ettiklerini açıkladı."

"Netice odaklı dış politika kriteri" "seyahat arkadaşlığı odaklı kriter" ile aynı neticeyi vermiyor!

Üçüncü Büyükelçiler Konferansı

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Ankara'da 2 Ocak 2011 günü başlayan "Üçüncü Büyükelçiler Konferansı"nda yaptığı açılış konuşmasını dinleyen Semih İdiz'in izlenimleri şöyle:

"Davutoğlu'na göre, dünyada yeni bir düzen kurulurken Türkiye, o düzenin 'temel taşını atan ülkelerin başında gelecek'. Bu hedefe ulaşılması halinde Türkiye'nin dünya dinamikleri açısından sadece tepki gösteren değil, oyun kuran ve dünya dengelerini etkileyen bir ülke konumuna yükseleceği aşikâr."

Bu satırları okuyunca gözümün önüne yıllar önce Taksim'de rast geldiğim bir mili piyango bileti satıcısı geldi.

Adamın üstü başı dökülüyor, soğuktan tir tir titriyor ama bas bas bağırıyordu:

"Milyar veriyorum, milyar veriyorum!"

Netice odaklı dış politikaya çıplak gözle bakınca gözükenler kabaca şöyle sıralanabilir:

Ermenistan ile Azerbaycan arasına sıkışmış, ABD Kongresi'nde "Ermeni Tasarısı"nı bir kez daha püskürtünce zafer kazandığını zanneden, İsrail ile arayı o kadar açmış ki Suriye-İsrail görüşmelerinde adı bile geçmeyen, İran'a yaklaşması Suudi Arabistan'ı, Mısır'ı, Körfez ülkelerini ürküten, AB içinde Schengen hakkını hepten kaybedeceğini düşünmeden Müslüman dünyada Schengen kurmaya soyunan, Batı gözü ile bakılınca İran ve Hamas'ın avukatlığına soyunmuş, 2010 yılında AB yolunda ilaç niyetine bir adet yeni fasıl açamayan, Sudan kasabını baş tacı eden bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti...

İçeri bakarsak:

Katilleri, canileri, hırsızları, arsızları salıveren ama gazeteciler, akademisyenler, eline silah almamış kişiler için tutukluluk süresini 10 yıla çıkardığı için AİHM önünde rezil olmaya hazırlanan bir devlet. Başbakan'a en ufak tepki verdiğinde öğrencilerini sille tokta döver güvenlik güçleri...

Ahmet Davutoğlu ülke dengeleri açısından bile ne içeride, ne dışarıda oyun kuramayan, kendi dengelerini bile bulamayan bir hükümetin üyesi olduğunu bilmiyor mu?

İki yıldır "Kürt Açılımı" diye tutturan hükümetin hiçbir hazırlığı olmadığı, daha ötesi kendi tabanından korktuğu için ilaç niyetine açılımın içine bir tek çakıl taşı bile koyamadığını da bilmez mi?

Hükümetin Kuzey Irak'ta ABD'ye yardımcı olmak karşılığı ABD'den PKK'yı bölgeden temizlemesini umduğu için "Kuzey Irak açılımı"nı "Kürt açılımı" diye yutturmaya kalktığını bir tek Davutoğlu mu bilmiyor?

ABD PKK'yı temizleme konusunda parmak oynatmayınca "Kürt açılımı"nın hükümetin elinde boş bir çuval olarak kaldığını Fırat'taki sağır çoban bile öğrenmedi mi? "Çuval" boş kalınca içini Apo'nun doldurmaya başladığını yedi düvel duymadı mı? Hükümetin Apo'yu muhatap aldığını ama denetle-yemediğinin farkında değil miyiz?

Halihazırda; kendi Kürt vatandaşına ne vereceği, ne vermeyeceği belli olmayan bir hükümetimiz yok mu?
Kuzey Irak'ta söz verildiği gibi, ABD'ye yardımcı olma durumuna gelinirse; Hükümet'in mecburen TSK ile işbirliği yapması gerektiğini, emir-komuta tamam ama gönlü kırık bir TSK ile hükümetin böyle "yardıma" nasıl koşacağı tartışılmayacak mı?

Kendi vatandaşı ile sulh olmak için bir başka ülkeden (ABD) medet uman, kendi meselesi için bile kendi kendine hiçbir adım atamayan bir ülkenin dünyada yeni bir düzen kurulurken, o düzenin temel taşını atan ülkelerin başında geleceğine Ahmet Davutoğlu'nu dinleyen büyükelçiler inandılar mı? Çok merak ediyorum.

"İdealist dış politika" Bir Yere Gitmiyor

Dünyanın artık eski çift kutuplu politikaya dayanmadığı bir gerçek. Yeni kavram, çok kutuplu dış politika.
Artık ABD-AB, Rusya dışında Çin, Hindistan, Brezilya vb. gibi yeni kutuplar var. Türkiye ve İran gibi bölgesel politikalara oynayan aktörler de var. Bu gerçek seçilen kutba göre o kutbun en güçlü ülkesinin üstünlüğünü kabul eden (ABD veya Rusya) reel (gerçekçi) dış politika oyununu ortadan kaldırdı. Ama reel (gerçekçi) dış politika oyununu ortadan kaldırmadı!

Ülkeler artık çok değişkenli bir matriks karşısında dış politika geliştiriyorlar, farklı olgular karşısında farklı tutumlar alabiliyorlar ama her bir olgunun kendi gerçeğini öne çıkarıp kendi çıkarları doğrultusunda pragmatik politikalar seçiyorlar.

Dünyaya bir mesaj vermek, bir rejim ihracatını yaymak isteyen ülke sayısı artık çok az. Çin, İran, Venezüella, Küba vb. gibi! Ama bu kategoride de Küba'nın ideallerinden çoktan vazgeçtiği, Çin'in ise adım adım gerçekçi/pragmatist politikaya yönelmekte olduğu rahatlıkla söylenebilir. Brezilya Türkiye ile yaşadığı "Tahran Deklarasyonu" komedisinden sonra idealist politikayı ağzına almaz oldu.

Rusya, Çin'le birlikte, yine "İran politikalarında" görüldüğü üzere, çıkarının ABD ve AB'den yana ağır bastığı olaylarda onlarla birlikte davranıyor.

Dünyada idealist dış politika oyunu oynadığını sanan nerede ise üç ülke kaldı:

Venezüella, İran ve Türkiye!

Türkiye Sudan, Çin, İran gibi ülkelerde yaşanan insanlık dramlarını görmezden gelse de idealist dış politika güttüğü aşikar. Bu idealist politikanın adı "Yeni Osmanlıcılık".

"Tıpkı Britanya'nın eski kolonileri ile yaptığı gibi Türkiye de bir milletler birliğine dönüşebilir... Bana hatırlattı ki Britanya eski kolonileri ile bir ortak refah bölgesine sahip. Neden Türkiye liderliğini Balkanlardaki eski Osmanlı topraklarında, Ortadoğu'da ve Orta Asya'da yeniden inşa etmesin?"

Davutoğlu veya Erdoğan ne kadar reddederse etsinler, Ortadoğu ülkeleri ne kadar rahatsız olurlarsa olsunlar, gönüllerde yatan aslan "tıpkı Britanya'nın eski kolonileri ile yaptığı gibi" Ortadoğu'da, Balkanlarda, Orta Asya'da Türkiye önderliğinde bir milletler birliği yaratmaktır. Benim derdim de bıkmadan usanmadan bu idealin hiçbir yere gitmeyeceğini, hatta ülkeye zarar verebileceğini kamuya anlatmaktır.

Ahmet Davutoğlu ısrarla komşularla sıfır sorunu hedefleyen "çok merkezli dış politika" izlediklerini söylüyor. Ben de ısrarla "netice odaklı dış politika" kavramı ile ifade ettiğim ve dış politika sonuçlarını somut ve gerçekçi fayda/maliyet analizleri ile irdeleyen bir takip yapmaya çalışıyorum.

Bugüne kadar Davutoğlu'nu destekleyenlerden duyduğum "netice odaklı dış politika" talebime en anlamlı cevap önemli miktarda komşu ülke ile vizenin kalkmasıdır. (Vizenin kaldırılmasının Schengen türü bir modelle hiç alakası olmadığını da yandaşların aksi iddialarına rağmen yine de hatırlatırım.)

Kanımca, Türkiye adı "çok merkezli dış politika" olsun, ister "yeni Osmanlıcılık", tuttuğu yolda şan/şöhret dışında hiçbir kazanç sağlayamadığı gibi bazı ülkelerce alabildiğine kullanımaktadır.

Kaynakça
Kitap: Yeni Osmanlıcılık ve Kürt Açılımı
Yazar: Cüneyt Ülsever
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir