Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Susurluk'un Asıl Bombası Kayıp Defterde Yazılı, Bucak Aşiret

Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 134

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek Önderliğindeki Atatürkçü'ler Susurluk Kazası sonrasında Tansu Çiller'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan Örgütlenmesini medya önünde kanıtlayarak Tarihi bir Başarıya imza attılar.

Susurluk'un Asıl Bombası Kayıp Defterde Yazılı, Bucak Aşiret

Mesajgönderen TurkmenCopur » 21 Kas 2011, 15:26

SUSURLUK'UN ASIL BOMBASI KAYIP DEFTERDE YAZILI, BUCAK AŞİRETİ
Abdullah Öcalan'ın Terörist Faaliyetleri ve Yakalanışı'nın Perde arkası - Bölüm 134


Sedat Bucak, bir yalnız adam... Oysa PKK’nın Güneydoğu'da gücünü artırmaya başladığı, insanların evinden tarlasına gidemediği dönemlerde, PKK’nın yol kesip, ilçeleri bastığı günlerde devletin ileri gelen güvenlikle ilgili yetkilileri Sedat Bucak'ın yanındaydı...

Sedat Bucak, PKK ile mücadelede hep devletin yanında yer aldı. PKK’nın başı Abdullah Öcalan, o dönem milletvekili olan Leyla Zana'yı, Bucak'a aracı olarak gönderdi. Abdullah Öcalan'dan getirilen mesajlar Ankara'da "gizli" bir buluşmada iletildi. Öcalan, Sedat Bucak'tan "bizim yanımızda olma. Ama devletin de yanında olma. Tarafsız kal, size hiçbir zararımız olmayacak..." diyordu. O, tarafsız kalmayacağını, devletin yanında olacağını bildirdi. O günlerin koşullarında devletin yanında olmak "ölüm, zulüm" demekti...

Sedat Bucak, "ben devletimin yanındayım" dedi ve PKK ile canla başla mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Ailesinden 58 kişi PKKlılar tarafından öldürüldü. Üstelik, Bucak aşireti devletin yanında yer aldığı için ekinleri yakılıyordu. Örgütün karşısında olmanın bedeli Bucaklar1 a çok ağır oldu.

DEVLET SİLAHLANDIRDI

Bucak aşiretinin, PKK'ya karşı mücadele etmesinde Korkut Eken'in büyük katkıları olduğu anlatılır. Bucak aşiretinin korucularının ilk eğitimini Korkut Eken'in verdiği belirtilir. İşte bu eğitimden sonra, PKK ile mücadelede kullanılmak amacıyla Bucak aşiretine devlet 5 bin silah dağıttı.

Siverek ve Hilvan, PKK’nın doğduğu yer. Dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ile birlikte Hürriyet muhabiri olarak Siverek ve Hilvan'a gitmiştim. İlçede olağanüstü önlemler alınmıştı. "Bakana suikast yapılacak" haberleri nedeniyle önlemler inanılmaz boyuttaydı. Bakan, kaymakamlıkta toplantı yaparken, 200 metre ötesinde Bucak aşiretine mensup bir kişi PKK’lılar tarafından öldürüldü.

Hasan Fehmi Güneş, Hilvan Kaymakamlığına giderken, yolun iki yanında kadın ve çocuklar dizilmişti. Doğrusu, onların Bakanı karşılamak, alkışlamak için yol boyu dizildiğini sanıyordum. O kalabalık, Kürtçe bağırıyor, bakanın bulunduğu otomobile doğru tü-kürüyorlardı. PKK’nın kalesi 12 Eylül 1980 harekatından önce Siverek ve Hilvan'dı. Ancak, o günden sonra PKK, Siverek ve Hilvan'da tutunamadı. Bunda, Bucak aşiretinin büyük payı olduğunu konuştuğum her yetkili söyledi. Hepsi, Bucak aşiretinin mücadelesinden övgüyle söz etti.

HALUK KIRCI İLGİNÇ OLAYLAR ANLATIYOR

"Bir kitap hazırlığı sırasında Haluk Kırcı ile konuştum. Kırcı, arkadaşı Abdullah Çatlı'nın "kayıp çantası'ndan söz etti. O çantanın içinde Çatlı'nın notlarını yazdığı bir defter olduğunu belirtti. İşte o defterin Susurluk kazasından sonra bulunamadığı söyledi.

Haluk Kırcı'nın, "sır çantası" ya da "sır defteri"nin kimler tarafından alındığı konusunda bazı tahminleri vardı. Şimdi, o tahminler yavaş yavaş yerine oturuyor. Ancak, Susurluk'un "asıl bomba"sı patlatılmış değil. Sedat Bucakın mahkemeye sunduğu fotoğraflar ve yazılar tamamen "savunma" amaçlıdır. Yazıların içeriğinin "çok büyük sırlar" içermediğini o raporu okuyanlardan öğrendim.

NİÇİN 8 YIL SONRA VERDİ?

Aradan 8 yıl geçtikten sonra Sedat Bucak, niçin mahkemeye Susurluk olayı ile ilgili belge verme gereği duydu. İşte bunu uzmanlar şöyle değerlendirdiler:


"Sedat Bucak, her aşamada Abdullah Çatlı'yı tanımadığını, sonradan Abdullah Çatlı olduğunu öğrendiği kişiyi Mehmet Özbay olarak bildiğini söylüyordu. Korkut Eken, Mehmet Özbay kimliğini kullanan kişinin Abdullah Çatlı olduğunu bildiğini, bu kişiye yurtdışında istihbarat görevleri verdiğini söyledi. Aranan bir kişiye görev verdiği için mahkum oldu. Susurluk olayında ifadesine başvurulanlardan Korkut Eken dışındakilerin tamamı Mehmet Özbay kimlikli kişinin Abdullah Çatlı olmadığım söyledi. Sedat Bucak da, Mehmet Özbayın Abdullah Çatlı olmadığını belirtiyor. Mahkemeye sunduğu fotoğraflarda 'eğer Mehmet Özbayın gerçekten Çatlı olduğunu bilselerdi askerler, emniyet mensupları aranan bir kişiyle birlikte fotoğraf çektirirler miydi? Ben de Çatlı olduğunu bilmiyordum. Devlet görevlilerinin yanında kendisini sık sık gördüğüm ve bu kişinin o günlerde önemli görevler yaptığı için ben de arkadaşlık yaptım.' demek istiyor. Fotoğraf ve belgelerin verilmesi tamamen savunmaya dönük."

FOTOĞRAFLARI VERECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİ

Sedat Bucak, Susurluk davasından beraat etmişti. Basından bucak bucak kaçan Sedat Bucak’ın, cep telefonunun numarasını öğrenmiştim. O dönem yazmakta olduğum "Madalya Mahkum" kitabım için kendisiyle konuşmak istiyordum. Artık numaramı tanıdığı için telefonu aradığımda açmıyordu. Ben de her arayışımda farklı numaralar kullanıyordum.

Görüşmeyi sonunda kabul etti. Bürosuna gittim. İşte o gün fotoğraflardan, belgelerden söz etti. Bunları mahkemede kendisini savunmak için kullanmayı planladığını ve duruşmaya cebine üç fotoğraf alarak gittiğini söyledi. Ancak, mahkeme başkanı fotoğrafı istemediği için bunları o zaman vermediğini belirtti. Fotoğrafta kimlerin olduğunu sordum. İsim vermedi. Ancak rütbelerinin albaydan büyük olduğunu söylemekle yetindi. Ya Emniyet mensupları. Onların da Emniyet müdürü rütbesinde olduğunu kaydetti.

Bucak'a, "yeniden yargılamanız olursa bunları mahkemeye verecek misiniz?" diye sorduğumda "savunma amaçlı olarak vereceğim" demişti. Şimdiye kadar bu fotoğrafları ve belgeleri ilgili makamlara neden vermediğini sorduğumda "terörle mücadele eden insanları rencide etmemek için vermedim. Ama ileriki savunmala-rımda gerekli olursa ilgili makama vereceğim." dedi.

Gerekli oldu ve o fotoğrafları, Çatlı'nın kaleminden çıkma 21 sayfalık raporu, Çatlı'nın telefon numaralarını yazdığı defteri mahkeme heyetine verdi. Düne kadar Sedat Bucak’ı yalnız bırakanlar, şimdi fotoğrafları, verilen belgeleri merak ediyorlar.

Çatlı'nın çantasından çıkan bazı belgeler mahkemeye verildiğine göre, bunun devamı da olmalı. Çünkü "sır defteri" hâlâ kayıp. O defter tam anlamıyla Susurluk'un kara kutusu niteliğinde. Bakalım o ne zaman, hangi koşulda ortaya çıkacak? Sedat Bucak’ın mahkeme sunduğu belgeler daha çok "Ben Mehmet Özbay’ın Abdullah Çatlı olduğunu bilmiyordum"u kanıtlamaya dönük.

Korkut Eken 2,5 yıl cezaevinde yattı. Her aşamada Sedat Bucak’ın yaptığı önemli hizmetlerden söz etti. Sedat Bucak’ın bu ülkeye önemli hizmetleri olduğunu da unutmamak gerekiyor. Eğer unutulursa, devletin başı dara düştüğünde hizmet yaptıracak kimseyi bulamaz...

KORKUT EKEN GÖZYAŞLARI DÖKEREK KONUŞTU

Kapatılan DEP'in eski Milletvekillerinden Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak cezaevinden erken salıverildi. Yurtdışına kaçan kaçmış, kaçamayan mahkemelerde hesap vermişti. Onlarla birlikte milletvekili olarak TBMM'ne gelenlerden Zübeyir Aydar şimdi PKK’nın yeni adıyla Kongra-Gelin başkanı. "Kaçak" milletvekilleri ise yine örgütün önde gelenleri...

Leyla Zana ve arkadaşları 'Biz PKK’nın siyasi kanadı değiliz' diyebilir mi? Cumartesi günü büyük bir gövde gösterisiyle Diyarbakır'a gidecekler. PKK ile mücadele edenler, bu uğurda canını verenler neredeyse birer "vatan haini" gibi gösterilme gayretleri var. Türkiye bir daha zor ve dar günler yine yaşarsa kimler, nasıl görev yapacak merak ediyorum...

ZANA'DAN HABER: BUYURSUN KAHVE İÇELİM

Bakın şu kadere, Korkut Eken, yıllardır mücadele ettiği PKK’lılarla aynı cezaevine konuldu. Eken'in konulduğu Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde, kapatılan DEP'in eski milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak da var. Bu cezaevinde 19 PKK'lı da bulunuyor. Eken, cezaevine girmeden önce, "Eğer benim cezaevime girişimi DEP'liler, PKK’lılar görseler sevinç çığlıkları atarlar. Ellerinden gelse beni cezaevine girişimde davul-zurnayla karşılarlar." diyor.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, cezaevlerinde devlet otoritesinin sağlanması için büyük çaba gösterdi. Başarısından dolayı Adalet Bakanlığı'nın "Devlet Nişanı" ile ödüllendirilen ilk ve tek mensubu oldu. Ekenie PKK’lıların aynı cezaevinde olmasının sorun olmayacağına güveniyordu. Ama yine de yetkilileri bu konuda uyarmıştı. Cezaevi yetkilileri kendisine PKK’lıların bulunduğu koğuş ile Korkut Eken'in bulunduğu bölüm arasında bir bağlantı bulunmadığını, o yüzden Eken'in can güvenliğini etkileyecek bir durumun söz konusu olmadığını bildirdi.
PKK ile mücadele eden timlerin önemli bir bölümünü Korkut Eken eğitti. Korkut Eken Ankara Kapalı Cezaevinin 12. koğuşunda yatarken, bir kaç koğuş ötesinde ise onun mücadele ettiği insanlar vardı.

Korkut Eken'e bir haber ulaştı. "Bizimle uğraştı da ne oldu? Tutuklanmamızın en büyük nedenlerinden birisi olmasına rağmen aynı kaderi paylaştık. Tanışıp konuşmak, birlikte çay-kahve içmek istiyoruz" deniliyordu.

Korkut Eken, DEP'li eski milletvekillerinin neler yaptığını en yakından bilen isimlerden birisi. Onların telefonlarını dinlemiş, attığı adımlardan haberdar olmuştu. Eken "ben de konuşmak isterim" dedi. PKK olayını, şehitleri, kandırılan gençleri her şeyi tartışmak istiyordu.

Aslında Korkut Eken'in onlara, onların Korkut Eken'e anlatacakları çok şey vardı. DEP'liler belki Eken'e cezaevine konulduğu için gülecek, belki de onun devlete kırgın ve kızgın olduğuna ilişkin sözler söyleyeceklerini sanıyorlardı. Eken'e sordum, "Asla ve asla devletimin aleyhine konuşmam. Kimseye bugün de kırgın ve kızgın değilim. Kaderimizde varmış." karşılığını verdi.

EKEN'İN GÖZYAŞI VE APO İDDİASI

Leyla Zana ve arkadaşlarının cezaevinden çıktığı saatlerde, Bursa'dan arayan bir okuyucumuz "Ben Kıbrıs gazisiyim. Kanser hastasıyım. Ölmeden Korkut Eken'in cezaevinden çıkışını görmek için dua ediyorum. Ne zaman çıkacak, ben görebilecek miyim?" diyordu.

Korkut Eken 28 Temmuz 2004 tarihinde Ayaş cezaevinden çıkacak. Ama Eken için günler geçmiyor. Cezaevine girmeden önce konuştuğumuzda "Göreceksiniz ben cezaevinden çıkmadan Leyla Zana ve arkadaşlarını tahliye edecekler." diyordu. En büyük korkusu da buydu. Gerçekleşti.
Zana ve arkadaşları tahliye oldu diye, bizi Avrupa Birliği'ne alacaklar diye bayram edenler var. Korkut Eken, dün sinirinden hüngür hüngür ağlamış.

Ziyaretine giden yakınma şunları söylemiş:

"Göreceksiniz 2 yıl içinde Abdullah Öcalanı da serbest bırakacaklar. Avrupa Birliği'ne girebilmemiz için Apo'nun serbest kalmasını isteyecekler. Türkiye bu isteği de yerine getirecek. O zaman bizler niye çalıştık, niye bu kadar insan şehit oldu, bu kadarı yaralandı. Avrupa Birliği için verilen tavizlerin sonu gelmeyecek. Elimizi verdik, kolumuzu kaptırdık, şimdi gövde gidiyor. DEP eski milletvekilleri suçsuz mu? Hepsinin suçu tespitli. Peki ne oldu da bunlar çıkarıldı?"

Korkut Eken, cezaevinden olup bitenleri yakından izliyor. "Ülkemizi çok kötü günler bekliyor. Allah sonumuzu hayır etsin." diyor. Eken, DGM'nin iki kez mahkum ettiği Zana ve arkadaşlarının, dosyalarının Yargıtay'daki hızına da şaşırdığını söylüyor.

DÖNEMİN BAŞSAVCISI NE DİYOR?

Nusret Demiral, Leyla Zana ve arkadaşlarını sorgulayan, iddianameyi hazırlayan DGM Başsavcısı'ydı.

Dün telefonla, son gelişmeleri sorduğumda şunları söyledi:

"Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarından çok Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin tavsiye kararları artık emir olarak değerlendirilip uyum yasaları da ona göre çıkarılıyor. Son karar da bu ortam içinde değerlendirildi. Mahkemenin takdiridir. Bütün bu sorunların ortadan kaldırılması için böyle soruların sorulmaması, böyle ortamın yaratılmaması için Yargıtay'da yapılacak duruşma günü değerlendirmeye gidilseydi, böyle sorular gündeme getirilmezdi."
Demiral, "Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılması, mahkumiyet kararlarının kaldırılması demek değil. Çünkü daha önce Yargıtay'ın aynı kurulu, mahkemenin kararını onaylamıştı. Bundan sonra Yargıtay'ın vereceği karar üzerine görevlendirilecek mahkeme, duruşmada bu kişilerle ilgili yeniden bir değerlendirmeye girer ya da girmez."

Nusret Demiral, "Türkiye'de iki büyük tehlike var. Bu tehlikelerden biri şeriat düzeni isteyen ümmetçilik, diğeri de aşırı sol yapı içerisindeki bölücülük eylemleridir. Aşırı sol yapı içindeki bölücülük eyleminin Türkiye'de son 20 yıl içinde PKK adı altında yaptığı tahribatı yalnız Türkiye değil, tüm dünya görmüştür. DEP içinde, PKK’nın siyasi kanadında görev almış milletvekilleri vardı. DEP milletvekillerinin mahkemeleri sonunda eldeki kesin ve elverişli deliller çerçevesinde TCK'nun 125 maddesine göre kamu davası açılmıştı. Mahkemece ve Yargıtay tarafından verilen kararlar çizgisinde, eylemleri bir terör örgütünün içinde özel görev verilmiş kişiler olarak kabul gördü. Buna göre de cezalandırıldılar" diyor.

İddianameyi hazırlayanlardan dönemin DGM Savcısı Talat Şalk, serbest bırakılan DEP eski milletvekilleri için şunları söylüyor:

"Milletvekili Orhan Doğan, TBMM lojmanında PKK’nın dağ kadrosunda görevli Abdülvahap Kandemiri barındırıyordu. Örgütün gönderdiği bu kişiyi tedavi ettiriyordu. Orhan Doğan’ın, Abdullah Öcalan ile yaptığı telefon konuşmaları var. Şahitler var. Hepsi yalancı kabul edilemez.

Leyla Zana için su götürmez deliller var. Leyla Zana, yanında Abdülcabbar Gezici ile birlikte, milletvekili Sedat Edip Bucak'a gidiyor. 'Başkanım size gönderdi' deyip konuşmalarını sağlıyor. Bunların hepsi kasete alındı. Apo'nun adamı ve Leyla Zana, Siverek ve Hilvan'da PKK’nın yerleşmesine Sedat Bucakin ses çıkarmamasını istiyordu. Bu konuşmalar dosyadaki deliller arasında da bulunuyor. Antalya'da turistlerin de öldüğü patlamadan sonra Leyla Zana, bir Alman televizyonuna yaptığı açıklamada 'Antalya'ya gelen her turistin bıraktığı para, Kürdistan'a bomba olarak atılıyor.' diyordu. Bu bile onların PKK olduğunu gösterir."

Türkiye'yi zor günler bekliyor. Cumartesi günü Diyarbakır da planlanan gösteriler çoğumuzun yüreğini sızlatacak gibi. Bırakın Abdullah Öcalanı da bu işi kökünden bitirin artık...Yürekleri her gün kanatmaya hakkınız yok...

ZANA VE ARKADAŞLARI İÇİN 21 PARE TOP ATIŞI

Leyla Zana ve arkadaşlarının gözaltına alındığı günlerde bu uygulamanın ne kadar doğru olduğunu yazanlar, diğer DEP milletvekillerinin yurtdışına çıkışı önlenemediği için İçişleri Bakanını topa tutanlar, bugün bir "demeç" uğruna onlara geçmişte ne büyük haksızlıklar yapıldığını yazıyor.

Leyla Zana cezaevinden çıktı ama eşi Mehdi Zana yurtdışında, Türkiye'ye gelmiyor. Nerede kapatılan DEP'in diğer milletvekilleri? Zübeyir Aydar PKK’nın genel başkanı oldu. PKK’nın dağ kadrosunda görev almış ve daha sonra milletvekili seçilmiş kişi şimdi yine örgütün dağ kadrosunda değil mi? Nerede Remzi Kartal?

Serbest bırakılan DEP eski Milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak’la ilgili dava henüz sonuçlanmış değil. Ancak serbest bırakılmalarının yarattığı coşku seline, bazı meslektaşlarımız da kendilerini kaptırmış gidiyor. Tabii ki yine dün yazdıklarını, davanın henüz sonuçlanmadığını unutuyorlar. Mahkemelerin kararları takdire dayalı kararlardır. DEP’lilerle, Kürtçe yayının başlamasının aynı güne getirilmesi kuşkusuz değişik yorumlara yol açtı. Konuştuğum hukukçular, "DEP’lilerle ilgili karar Yargıtay'daki duruşma sırasında verilseydi daha şok olurdu." değerlendirmesini yaptılar. Tabii ki bu da yüce mahkemenin yetkisinde...

Kamuoyunda bu kişilerin geçmişte suçsuz olduğu imajı yerleştirilmeye çalışılıyor. Oysa aynı kişiler daha önce mahkum oldu. İtiraz edildi, yeniden yargılandı ve yine aynı cezaya çarptırıldı. Ortada bu kişilerin suçsuz olduğuna ilişkin bir karar yok. Suçları sabit ve kesinleşmiştir. Salıverilmeleri ise konunun farklı bir boyutudur.

APO'NUN DURUMU NASIL?

Yakın bir dönemde Abdullah Öcalanın serbest bırakılmasıyla ilgili çabalar giderek yoğunluk kazanacak. Şu anda "genel af isteyenler, bunun Abdullah Öcalanı da kapsayacağını açıkça ifade edeceklerdir. Nitekim bunun işaretleri Diyarbakır'dan verilmeye başlandı.

İmralı Adası'nda, Abdullah Öcalanın "kılma zarar gelmemesi" için her türlü önlem alınmış. Yetkili makamların, Öcalanın sağlığı için gösterdiği özeni, bir başkası için gösterdiğini sanmıyorum. Çünkü, Apo, günlük olarak sağlık kontrolünden geçirildiği gibi her ay üç kişilik, üç ayda bir ise daha kalabalık bir doktor grubu tarafından muayene ediliyor. Kan, idrar dahil bütün sağlık testleri düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Öcalanın yemeği de özel. Sıradan mahkumlara verilen yemek değil. Apo, besin değeri yüksek olan "komando tayını"ndan yiyor.

Abdullah Öcalan, sabahları saat 07.00'de kalkıyor. Odasında spor yapıyor. Kısa bir süre sonra kahvaltısı getiriliyor. O gün adada görevli asker ve infaz koruma memurlarına kahvaltıda ne veriliyorsa, aynısı Öcalan'a da veriliyor. Adada 600 civarında asker, 40 infaz koruma memuru bulunuyor. İnfaz koruma memurları daha önce dağlarda PKK'ya karşı askerle birlikte mücadele eden polis özel harekat timlerinde görevli personel arasından seçilmiş. Görevleri gereği Öcalan'a en yakın kişiler onlar. Yemeğin verilmesi, tepsinin alınmasında hep onlar bulunuyor. Apo'nun her hareketi kontrol altında. Apo'nun güvenliği için her tarafta kamera bulunuyor. Bunlar bir merkezden sürekli izleniyor.

ZEHİR ARAŞTIRMASI

Apo'nun günlük, aylık ve üç aylık sağlık kontrolleri, kan ve idrar tahlil sonuçları düzenli bir biçimde Adalet Bakanlığı'na gönderiliyor. Bunlar, Apo hakkında inceleme yapmak için gelen yabancı heyetlere de gösteriliyor.

Abdullah Öcalanın iç çamaşırları da kimyasal analizlerden geçiriliyor. Abdullah Öcalan'a öyle getirilen iç çamaşırı hemen verilmiyor. Bunlar inceleniyor, çamaşır makinasında defalarca yıkanıyor. Kurutulduktan sonra yeniden yıkanıyor, güneşte iyice kurutulduktan sonra Apo'ya veriliyor.

Bu kadar önlem alınmasının nedenini konuştuğum bir yetkili "Eğer Abdullah Öcalan'a bir şey olursa bunu devletin yaptığı öne sürülecek. Devletin gözetim ve denetimde olan, dünyanın gözünün çevrili olduğu bir kişinin başına bir şey gelmemesi için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bunun için devletin de büyük fedakarlıkları var. Apo için koca bir ada tahsis edilmesi, yüzlerce asker görevlendirilmesi, hücumbotların bulunması boşa değil...

GÜNEYDOĞUYA DİKKAT

Zana ve arkadaşlarının bırakılması, PKK ya da diğer adıyla KONGRA-GEL'de büyük sevinç yaratmıştır. Örgütün lideri Zübeyir Aydar, bir zamanlar TBMM'da birlikte oldukları milletvekili arkadaşlarının serbest kalmasını belki de "21 pare top atışı"yla kutlamıştır.

Bu olay, PKK'ya büyük bir moral kazandırırken, güvenlik güçlerinde ise inanılmaz bir çöküntüye yol açtı. Bugün herkes "30 bin kişi niçin öldü?" sorusuna odaklanıyor. Onca şehit, onca gaziler...

PKK, bu coşkuyla dün saldırdı, polisler şehit oldu. Önümüzdeki günlerde yeni şehit haberleri gelirse de şaşırmamak gerekir. Güvenlik güçleri için "moralsiz" diyenlerin sayısı da az değil. Güneydoğu'da kimlerin çocukları şehit olduysa acıyı en iyi onlar bilir. Bazılarının yaratmak istediği coşkuya isyan onlardan yükselir. Ama onlar hep "gariban" olduğu için duyulmaz...Mücadele edip, mücadelelerinin "boşa çıktığını" görenler gözyaşı döker... Dün telefonda ne çok ağlayan vardı. Ne çok isyan sesleri duydum...

Kaynakça
Kitap: Kırmızı Klasör
Yazar: Saygı Öztürk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1996: Cumhuriyetimizin 3. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir