Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yeni Kurul, Yeni Yargı, Yeni Türkiye

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yeni Kurul, Yeni Yargı, Yeni Türkiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 00:46

YENİ KURUL, YENİ YARGI, YENİ TÜRKİYE

HSYK’nın üyelerinin seçilmesi ve atanmasıyla birlikte, gözler 22 asıl ve 11 yedek üyeli Kurul'un yapacağı ilk toplantıya çevrildi. 25 Ekim'de Adalet Bakanı Sadullah Ergin başkanlığındaki Kurul'un 22 üyesi, Anıtkabir'e Atatürk'ün manevi huzuruna çıktılar.

Bu ziyarette akılda kalan fotoğraf ise HSYK’nın üyelerinin her biri için alman 2011 model makam arabalarının sıralanışıydı.
Yeni üyelere tahsis edilen Renault Fluence marka 2011 model makam araçları, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanmıştı. Üyelerden bir tek "eskiden" kalan Ali Suat Ertosun'un makam arabası yenilenmemişti ve Ertosun eski model arabasını kullanıyordu!

O gün gazetelerin portalları başta olmak üzere pek çok internet sitesinde bu fotoğraflar yayınlanır. O günün akşamında Ali Suat Ertosun'u eve giderken Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı arar.

Telefonda tek farklı makam aracını kendisinin kullandığını söyleyip ekler:

"Ağabey, senin araba farklı. Diğer arabalardan (yenilerden) verelim."

Ertosun ise kullandığı makam arabasının kendisi için yeterli olduğunu, yeni arabaya gerek olmadığını söyler. Ancak müsteşar yardımcısı ısrarlıdır, "Rica ediyorum. Yeni arabalardan al" deyince Ertosun da "peki" der.

Ertosun'dan Öz'e Makam Arabası!

Aslında bu Ali Suat Ertosun'un ilk makam arabası serüveni de değildi. Ceza ve Tevkif Evleri genel müdürlüğü döneminde 32 kişinin yaşamını yitirdiği Hayata Dönüş operasyonları nedeniyle sık sık tehdit alıyordu. Yargıtay üyeliğine seçildiği zaman, kendisine 1991 model, zırhlı, koyu mavi Ford Tanus marka makam aracı verilir. Aracın eski olması, sık sık arıza yapması nedeniyle değiştirilmesini ister, ancak bu isteği yerinde görülmez. 2008 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine seçilince bu araç yerine yenisi verilir.

Resim
HSYK’nın yenilenen üyeleri ve yenilenen arabalarla Anıtkabir'i ziyareti.

Ertosun'dan alınan zırhlı araç ise, Ergenekon soruşturmasını yürüten özel yetkili savcı Zekeriya Öz'e tahsis edilir. Ancak "eski" olması nedeniyle Öz kullanmaz, araç Beşiktaş Adliyesinin garajına alınır. Savcı Öz'e ise Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kullandığı zırhlı Mercedes verilir.

Tayyip Erdoğan, Meclise giderken rahatsızlanması üzerine, bu araçla Güven Hastanesi'ne götürülmüştü. Anahtarının arabada unutulması nedeniyle, başbakanın baygın bir halde dakikalarca içinde kaldığı aracın camı balyozla kırılmıştı.

Biz yeniden Kurul'un makam araçlarına dönersek, yenilenen yalnızca arabalar değildi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun binası da yenilenmişti. Yıllarca Adalet Bakankğı'nın ek bir binasında hizmet veren HSYK artık, yeni yerindeydi. Zaten Anıtkabir'den çıkan üyeler doğruca yeni binaya geçtiler. Adalet bakanının gelişiyle birlikte Kurul ilk toplantısına geçti. Toplantı gündeminin ilk sırasında HSYK başkanvekilliği seçimi vardı.

Yaklaşık 2,5 saat süren toplantıda HSYK’nın geçici başkan-vekilliği için, bakanlık listesinde olduğu iddia edilen eski Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hüseyin Serter bir başka aday olarak çıktı. Ali Suat Ertosun da aday oldu. Seçimler sonucu 13 oy alan Ahmet Hamsici Kurul'un geçici başkanvekili olurken, Ertosun 6, Serter 3 oy aldı.

Adalet Akademisi kontenjanından Kurul'a seçilen Ahmet Hamsici, Sason, Sulakyurt, 19 Mayıs hâkimliği, Adalet Bakanlığı tetkik hâkimliği, personel genel müdür yardımcılığı ve müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu. 2008'de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Danıştay üyeliğine seçilen Hamsici, Danıştay 3. Dairesi üyesi iken 2009'da Türkiye Adalet Akademisi başkanı olarak görevlendirilmişti.

HSYK başkanvekilliğine seçilen Ahmet Hamsici, ilk mesajını seçilmesinden iki gün sonra, 28 Ekim'de, Zaman gazetesi aracılığıyla duyurdu. Hamsici'nin dileği, "Kararnamelerin zamanında, mahkemelerin müstemir yetkileri kararnamenin peşinden hemen" çıkmasıydı. Ki öyle de oldu...

Saat Başı Kararname

Hükümetin en çok yakındığı, kararnamelerin özellikle son iki yılda krize dönüşüp HSYK'den istediği biçimde ve "zamanında" çık-mamasıydı.
Kurul'un ilk toplantısının üzerinden henüz on gün geçmişti ki, eski Kurul'da bir türlü karara bağlanamayan unvanlılar kararnamesini, yeni Kurul çalışıp inceleyip karara bağlayıverdi! Öyle ki, 1 Kasım'da

Kurul'a sunulan kararnameyi üyeler üç günde değerlendirerek, 190 kişiyi kapsayan taslağı karara bağlamış oldu. Böylece, 5 Kasım 2010 tarihinde, neredeyse 2 yıl önceden beri tamamı karara bağlanamayan 190 unvanlı hâkim ve Cumhuriyet savcısının atamasına ilişkin kararname yayınlandı.
HSYK’nın çarçabuk kararnameyi gerçekleştirmesi, herkesin dikkatini çekti. Onun içindir ki, 10 Kasım 2010 tarihinde TBMM Adalet Komisyonu'nda, HSYK Kanun Tasarısı'nın görüşmeleri sırasında bu kararname ve hız da gündeme geldi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, muhalefet milletvekillerinin HSYK'nın 190 unvanlı hâkim ve savcının atamasına ilişkin kararnamesiyle ilgili sorularını yanıtladı. Ergin, Personel Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı taslağın, 28 Ekim'de yeni HSYK üyelerine dağıtıldığını, Kurul'un iki günlük çalışmasıyla kararnamenin 5 Kasım'da yayınlandığını anımsattı. Kararname beş günde çıkartılmıştı!

Uzun uzun Kurul'un olağanüstü bir şey yapmadığını savunan Ergin'in, sözleri arasına sıkıştırdığı "Sanılanın aksine, yeni Kurul, tamamlanmayan kararname kısmı için bakanlıktan gelen öneriyi motomot kabul etmiş değildir. Kurul, kendisine 28 Ekim 'de sunulan taslaktan ancak yüzde 39'unu aynen karara bağladı. Yüzde 43 değiştirilerek karşılanmıştır, yüzde 18'i kararnameden çıkartılmıştır. Bakanlığın önerisi doğrultusunda karşılanılan talep yüzde 39'dur," değerlendirmesi not edilmeye değerdi.

Yani yüzde yüzü bakanlığın istediği gibi değildi bakana göre. Değiştirilen yüzde 43 acaba bir önceki HSYK’nın taslağa önerdiklerinin değiştirilmesi olabilir miydi? Daha göreve başlayalı beş gün olan ve teşkilatı bile tanımaya fırsatı olmayan üyeler nasıl olmuştu da kararnameyi böylesi kısa sürede çıkarabilmişti. Yanıtı hem zor, hem de bir o kadar kolaydı!

Yarım asırlık bir savunman olan Turgut Kazan, Kurul'un yeni seçilmiş üyelerinin kararnameyi üç günde sağlıklı biçimde inceleyip değerlendiremeyeceklerine, üç günde kararname çıkartmasının olanaksızlığına dikkat çekti. Kararname için "bakanlık isteğine olur verilip imzalandığı apaçık bellidir" nitelemesini yaparken, imkânsızlığa kaynak olarak da Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in değerlendirmesini gösterdi.
Adalet Bakanı Ergin, 13 Ekim 2010 tarihli Sabah gazetesinde Nazlı Ilıcak'ın sorularını yanıtlamıştı.

Ergin'in Kurul'un bir kararnameyi nasıl ve ne kadar sürede çıkarabildiğine ilişkin değerlendirmelerini birlikte okuyalım:

Kurul'da, ilke kararı alınır. Şu kadar yılını dolduran, sicili şöyle olan, şu vasıflara sahip ya da yeteri kadar iş yapmamış hâkim ve savcıların nerelere kaydırılacağı, hangi mahkemelerde görevlendirileceği soyut olarak tespit edilir. Bakanlığa bağlı olan sekreterya, bu ilke kararı çerçevesinde, bir taslak metin hazırlar. Taslak, HSYK'ye sunulur. Onlar bir, bir buçuk ay incelerler; kararnamede bazı değişiklikler önerirler. Genelde, taslak karardan yüzde 10 bir farklılaşma ortaya çıkar...

Sadullah Ergin'in söylediği 1-1,5 ayda kararname çıkarabileceği kıstası dikkate alındığında, aslında HSYK üç günde bir kararname çıkartarak bir rekora da imza atmıştı. Bu nedenle Turgut Kazan da durumu, "Yedi kişiden oluşan deneyimli bir Kurul'un ancak 1-1,5 ayda bitirebildiği inceleme, çoğu yeni seçilen, yerleşmiş kuralları henüz bilmeyen, işleyişe yabancı 22 kişilik Kurul tarafından 3 günde bitirilmiştir. Bakanlık önerisinin kabulüyle yetinildiği açıktır, " sözleriyle yorumladı.

Fener ve Kozmik'e Başsavcı

Kararnameyle 190 unvanlı hâkim ve savcının ataması yapıldı. HSYK, 11 il ve 23 ilçenin başsavcısını değiştirdi, 44 ağır ceza mahkemesi başkanlığına da atama yaptı.

Hüseyin Boyrazoğlu'nun 19 Ocak 2010 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçilmesiyle, Ankara Cumhuriyet başsavcılığı koltuğu boşaldı.
Ankara Cumhuriyet başsavcılığı her dönem önemli olmuştur. Ancak bu sefer özel durumlar da söz konusuydu. Örneğin, Deniz Feneri soruşturması başsavcılığın ele alacağı kritik soruşturmaların başında geliyordu.

Uç Yıldır Bitmeyen Soruşturma

Hatırlayalım, Almanya'daki Deniz Feneri e.V'nin yasadışı biçimde 41 milyon avro bağış topladığı iddiası üzerine soruşturma başlatılmıştı. Derneğin muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş, yardım için toplanan paralarla gayrimenkul alındığım ve şirketler kurulduğunu itiraf etmişti.

Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde davanın savcısı Kerstin Lötz un "asıl faillerinin Türkiye'de bulunduğu" saptamasıyla, gözler Türkiye'ye çevrilmişti. Toplanan paraların 17 milyon avrosunun da Türkiye'ye gönderildiği belirlendi. Almanya'daki Deniz Feneri e.V davasının 17 Eylül 2008 tarihinde verilen kararıyla, dernek yöneticileri dolandırıcılık ve haksız kazanç elde etmek suçlarından mahkûm oldular. Mehmet Gürhan 5 yıl 10 ay, Mehmet Taşkan 2 yıl 9 ay, Firdevsi Ermiş ise 1 yıl 10 ay hapis cezası aldı.

Mahkeme gerekçeli kararında, Mehmet Gürhan'ın yardım paralarını bir sermaye aracı olarak kullandığına, paraların Türkiye'deki Kanal 7 televizyonuna aktarıldığına, paraların nasıl kullanılacağına karar verenlerin arasında Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve bazı zamanlarda Zahid Akman'ın bulunduğuna hükmetti. Hâkim Johann Müller, 5 yıl hapis cezası alan Mehmet Gürhan'ın aslında bir kukla olduğunu, asıl faillerin Türkiye'de bulunduğunu, bunların da Türkiye'deki Kanal 7 televizyonu yöneticileri olduğunu açıkladı. Hâkim Müller, Deniz Feneri olayının bir suç olayı olmadığını, demokrasi karşıtı bir tutum olduğunu açıkladı.

Almanya'daki bu gelişmeler üzerine, İşçi Partisi, 9 Eylül 2008 tarihinde Deniz Feneri Derneği'yle ilgili suç duyurusunda bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Almanya'daki davanın Türkiye'deki bağlantıları hakkında soruşturma başlattı. Dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç, Meclis'teki kullanılmayan mutfak eşyalarının bir kısmının Deniz Feneri'ne verildiğini açıkladı!

Soruşturmada düğmeye basılmasının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra, Cumhuriyet Savcıları dosyalan incelemek için Almanya'ya gitti. Ankara Cumhuriyet Savcıları Nadi Türkaslan, Abdülvahap Yaren ve Mehmet Tamöz bu ülkeye giderek, yaklaşık iki hafta boyunca Deniz Feneri e.V dosyalarını incelediler.

Almanya, ilk iddianamesini tamamlayıp ilk hükmünü vermiş, ardından ikinci iddianamesini düzenleyerek dava açmış, Türkiye'de ise 3 yıl boyunca neredeyse bir arpa boyu yol alınmamıştı. Almanya'nın hazırladığı ikinci iddianamede, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile RTÜK Üyesi Zahid Akman da yer almıştı.

Bu dosya dışında, Türkiye'de pek çok tartışmayı da gündeme getiren ve yeni bir süreci başlatan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Manisa'da olduğu gece, evinin bulunduğu semtte suikast için dolaştıkları gerekçesiyle Aralık 2009 da başlatılan ve bir yıllık süre geçmesine karşın sonuçlandırılmayan soruşturma ve bunun bir uzantısı olarak Kozmik Oda'da yapılan aralamalar hep bu başsavcılık tarafından yürütülmekteydi. Yalnızca bu iki dosya bile, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hükümet açısından ne kadar kritik olduğunu göstermekteydi.

Başsavcı Olacaktı Yargıç Oldu

O nedenledir ki bir türlü bu koltuğa oturacak isme karar verilemedi. Henüz Kurul'un seçilmiş üyeleriyle bakanlığın ilişkileri kopmamışken, başsavcılık için Adalet Bakanlığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na başsavcı vekili İbrahim Özyurt'u önerir. Ancak Kurul üyeleri buna sıcak bakmaz. Kurul'un seçilmiş üyeleri tarafından Boyrazoğlu'ndan boşalan yere diğer başsavcı vekillerinden Levent Tacer düşünülür. Ama uzlaşma sağlanamaz ve Ankara Başsavcılığı makamı tam tamına 11 ay boş kalır. Ancak bu tartışmadan aylar sonra, Özyurt, oluşturulan yeni HSYK tarafından Yargıtay üyeliğine seçilir!
Yeni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun ilk çıkarttığı kararnamede, Ankara başsavcısı da belirlendi. Bu koltuğa, Sarıyer Cumhuriyet Başsavcısı İbrahim Ethem Kuriş getirildi.

Sarıyer'den önce Tunceli ve Sinop'ta görev yapan Kuriş, 2009 yılının Mart ayında Adalet Akademisi'nin İstanbul gezisine yönelik katkılarından dolayı, Akademi'nin o dönemdeki yöneticileri, kendisini atayan HSYK’nın ise yeni üyeleri Ahmet Hamsici ve Ahmet Kaya'dan plaket almıştı.

Cihaner'i Düze Çıkarttılar

İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik soruşturmaları nedeniyle Ankara'nın hedefi haline gelen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, hakkında kesinleşmiş hüküm ve disiplin cezası olmamasına, kendisinin de isteği olmamasına karşın Adana Cumhuriyet savcılığına atandı.
Cihaner, talebi olmadığı halde Adana'ya düz savcı olarak atanmasının ardından, Erzincan Başsavcılığı makamında basın toplantısı düzenledi.

Cumhuriyet savcılarının rütbesi olmayacağına, yalnızca hukuki statüleri olduğuna işaret eden Cihaner, "Kimse bana rütbe vermedi, kimse de alamaz! Bu anlamda tenzili rütbe lafı çok yanlış ve çok çirkin de bir laf. Onun için, tenzili rütbe söylemini terk etmek lazım. Yeni atandığım görev yerinde başsavcı unvanımın bulunmaması... Başsavcılık, kamuoyunda da yanlış anlaşılıyor. Başsavcılığın anlamı eşitler arasında birinci demek. Önemli olan Cumhuriyet savcısı olmak; o unvanı da taşıyoruz.. Özellikle belli bir kesimin bıyık altından gülerek yaptığı o yakıştırmalar çok yakışıksız, ve ahlaksız,," değerlendirmesini yaptı.

Başsavcıların bulundukları görevlerinin süresinin 5 yıl olduğunu söyleyen Cihaner, görev süresi dolmadan ve talebi de olmadan yapılan atamayı çifte standart olarak nitelendirdi.

Atama gerekçesini de bilmediğini söyleyen Cihaner, yeni Kurul'un hızlı çalışma tekniğini eleştirdi

Eğer hakkımdaki soruşturma ya da dava gerekçe gösteriliyorsa, bununla ilgili benden savunma istenmedi. Henüz nerede olduğu bile belli değil, bakanlık da bilmiyor. Erzurum'daki davadan bahsediyorum. Kurul'a yeni atanan üyelerin bu soruşturmayı gerekçe göstererek, bu atamayı yapmaları doğru ise çok anlamsız olur. Çünkü bu dosyayı alıp incelemeleri mümkün değil. Bırakın dosyaları, kararnameleri bile bu kısa sürede incelemeleri mümkün değil. Eğer kriter, soruşturma ise, hakkında soruşturma olan başka kişiler de var, görev yerimin değişikliği yönünde talepte de bulunmadım.

Cemaati Yine Soruştururum

HSYK üyelerinin kendisiyle ilgili açıklamalarının taraflı olduğunu, bazılarının kendisine ilişkin olayda taraf olduğunu belli ettiklerini anımsatan İlhan Cihaner, bu üyeler yerine, kararname görüşmelerine yedek üyelerin katılması gerekliliğine işaret etti. Cihaner'in kastettiği HSYK üyelerine ve işlemlerine birazdan değineceğiz.

Genel görüş, İlhan Cihaner'in cemaat soruşturmasındaki Ankara'nın sözünü dinlemez tavrının bu atamada etkiliği olduğuydu. Makamındaki sohbet sırasında bir gazeteci cemaat soruşturmalarından pişmanlık duyup duymadığım sordu.

Savcı Cihaner'in yanıtına kulak verelim:

Hayır asla, olur mu, tam tersi, yaptığım soruşturmaları bugün olsa aynı şekilde yaparım. Şimdiye kadar yaptığım tüm soruşturmalar, hukuka ve yasaya uygundur. Erzincan'a ya da yaptıklarıma dair keşke olmasaydı diyebileceğim hiçbir hareketim yoktur. Biz Cumhu-riyet savaşıyız, koltuk kaygım yoktur, ancak hukuksuzluk söz konusu, kaygım buradadır.
Avukatı Turgut Kazan, İlhan Cihaner'in Adana savcılığına atanması nedeniyle, 9 Kasım 2010 günü Ankara'da bir basın toplantısı düzenledi. Kazan, müvekkili ilhan Cihaner başta olmak üzere bir çok başsavcının düz savcı olarak atandığına, liyakate göre değil, siyasal iktidarın tercihlerine göre hareket edildiğine dikkat çekti.

Turgut Kazan'ın kararnameye ilişkin bir değerlendirmesi dikkat çekici, bir o kadar da araştırılmaya muhtaçtı:

"Yükselenlerle tenzil-i rütbeye uğrayanların sicil numaralarına, doğum yerlerine ve etnik kimliklerine bakmak, gerçeği anlamaya yetiyor."

Kararnamede oy kullanan Müsteşar Ahmet Kahraman ile dönemin Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur ve Personel Genel Müdürü Birol Erdem'in Cihaner'in Adana'ya atanmasına ilişkin taslağı hazırlayan kişiler olduğuna işaret eden Kazan, cumhurbaşkanının HSYK üyeliğine atadığı Ahmet Gökçen de Ali Aydın'ın daha önce Cihaner aleyhine değerlendirmelerde bulunduklarını anımsattı. Hatta bu nedenle Ahmet Gökçen hakkında şikâyetçi olduklarını da vurguladı.

Kazan, İlhan Cihaner'in Erzincan başsavcılığından Adana savcılığına atanmasının, siyasal iktidarın bir cezalandırma işlemi olduğunda ısrarcıydı.

Cihaner Bursa'dan Döndü

Burada bir bilgiyi paylaşmakta yarar var. Ankara'nın iki yıl boyunca diş bilediği İlhan Cihaner, aslında Adalet Bakanlığı'nın kararname taslağında Bursa Cumhuriyet savcısı olarak öngörülmüştü. Kararname görüşmelerinin henüz kilitlenmediği aşamada da Kurul'da, Cihaner'in Bursa'ya gidişiyle boşalacak Erzincan Cumhuriyet başsavcılığına Türkiye'nin özel niteliklere sahip sayılı hukukçularından saydan Sinop Cumhuriyet Başsavcısı Ömür Topaç'ın atanması düşünülmüştü.

Kurul'da, İlhan Cihaner'le, Sinop Cumhuriyet Başsavcısı Ömür Topaç'ın yerlerinin karşılıklı olarak değiştirilmesi düşünülmüştü. Çünkü Topaç'ın eşi bölgedeki bir ilçede noter olarak görev yapmaktaydı ve kendisi de eş durumundan tayin istemekteydi. Ancak bu gerçekleşmedi. Ömür Topaç da yeni HSYK kararnamesiyle başsavcılıktan alındı ve Erzurum başsavcı vekilliğine atandı.

İlhan Cihaner'den boşalan Erzincan başsavcılığına ise, Burhaniye Başsavcısı Mehmet Şafak getirildi.
Cihaner'in makamının basılması ve ardından da tutuklandığı dönemde, Kurul'un yetkilerini kaldırdığı Erzurum Başsavcı Vekili Tarık Gür ise, Ünye başsavcılığına atandı. Adalet Bakanlığı müsteşarının katılmaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen ve askıya alınan kararname taslağı görüşmelerinde Tarık Gür'ün özel yetkilerinin kaldırılarak düz savcı yapılması öngörülmüştü. Erzurum'daki diğer tartışmalı isimler yerinde kaldı.

Kimse Dokunamadı

Referandumdan sonra istifa eden eski HSYK'de, yargı kökenli üyeler, Ergenekon davalarına bakan mahkemelerden gelen "İşleri yetiştiremiyoruz" taleplerini gündeme getirerek, bu mahkemelere takviye yapılmasını ve bazı isimlerin yerinin değiştirilmesini istemişti. Ancak yeni HSYK’nın kararnamesinde Ergenekon davasına bakan savcı ve hâkimlerden hiçbiri rotasyon ve revizyona tabi tutulmadı.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun uyum yasasının çıkmasının ardından, 21 Aralık 2010 tarihinde Kurul'un yeni organizasyonu da tamamlanıyordu. Kurul artık üç daireden oluşacaktı.

Şimdi dairelerin başkanlarına ve çalışma alanlarına bir göz atalım. Eski Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı olan üye İbrahim Okur, 1. Daire başkanlığına getirildi. Okur'un başında bulunduğu daire, "hâkim ve savcılarla ilgili atama ve nakletme, geçici yetki verme, kadro dağıtma, müstemir yetkileri düzenleme, yıllık ve mazeret izinleri dışında her türlü izin verme, Türkiye Adalet Akademisi tarafından yapılan planlamaya ve alınan taleplere uygun olarak eğitim programlarına katılmaya ilişkin izin verme işlerini, meslek öncesi eğitimde staj mahkemelerini" belirleyecekti.
Nesibe Özer ise, 2. Daire başkanı oldu. 2. Daire, "Hâkim ve savcıların her türlü yükselme ve birinci sınıf a ayırma işlemlerim yapmak, görevlerinden dolayı veya görevleri sırasındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturması sonucu hakkında karar vermek, disiplin veya suç soruşturma ve kovuşturması nedeniyle geçici yetkiyle yer değiştirmesine veya görevden uzaklaştırılmasına karar vermek, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek, diğer kurumların geçici görevlendirme ve nakil taleplerine ilişkin izin işlemlerini" yürütmekle görevli olacaktı.

Ahmet Hamsici'nin başkanı olduğu 3. Daire'nin yapacağı işler ise şöyleydi:

"Hâkim ve savcı adaylarını mesleğe kabul etmek, hâkim ve savcıların görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarına ilişkin denetleme işlemlerini Teftiş Kuruluna yaptırmak, hâkim ve savcılar hakkındaki ihbar ve şikâyetleri in-celeyip gereğini yapmak, hâkim ve savcıların görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını Kurul müfettişleri veya müfettiş yetkilerini haiz kıdemli hâkim veya savcı eliyle araştırma ve gerekliğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri için teklifte bulunmak, hâkimlik ve savcılık görevine tekrar atanma ile diğer hizmetlerden mesleğe atanma talepleri hakkında karar vermek, meslekten çekilme, çekilmiş sayılma ve görevin sona ermesi hakkında karar vermek, ilgili kanunlarda verilen görevlerin yerine getirilmesi bakımından en yakın ağır ceza, bölge adliye ve bölge idare mahkemesini saptamak."

İstediği Daireyi Vermediler

Görüldüğü gibi, en çok ve kilit yetkiye 1. ve 3. Daire sahipti. Birinci Daire'nin başkanlığına bakanlık listesinden aday olduğu belirtilen eski Personel Genel Müdürü, Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur seçilmişti. 3. Daireye ise eski Türkiye Adalet Akademisi başkanlığından üyeliğe seçilen Ahmet Hamsici. Böylece kilit görevlere eski bakanlık bürokratları seçilmiş oldu. Yetki yönünden "çok anlamı" olmayan 2. Daire başkanlığına ise Nesibe Özer getirilmişti.

Daire başkanları arasından yapılan başkanvekilliği seçiminde ise, anayasa değişikliğinden sonra geçici olarak seçilen Ahmet Hamsici tek aday olarak girdiği seçimi kazanarak, başkanvekili oldu. Kurul'un muhalif üyesi Ali Suat Ertosun ise 1. Daire'de görev almak istediğini belirtmesine rağmen, diğer dairelere göre daha az yetkisi olduğu belirtilen 2. Daire üyeliğine seçildi.

Kaynakça
Kitap: İlahi Adalet, Yargının Siyasallaşma Günlüğü
Yazar: İlhan Taşçı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir