Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yargıya Şenlik Bir Seçim

Komplo Karışan Yargıç Seçimi

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yargıya Şenlik Bir Seçim

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 00:45

YARGIYA ŞENLİK BİR SEÇİM

Komplo Karışan Yargıç Seçimi


Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yedi üyesinin istifasıyla başlayan haftanın sonunda, Kurul'un yeni üyelerinin seçimi için hâkim ve savcılar sandık başına gitmeye hazırlanıyorlardı. Hatta, HSYK üyelerinin seçimin yapılmasından 6 gün önce istifa etmeleri, üyelik seçimlerine yönelik bir "manevra" olarak da değerlendirildi.

Her ilde, il seçim kurulunun yönetim ve denetimi altında yapılacak seçimde, o il ve ilçelerde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanacaktı. Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK), adli ve idari yargı seçim çevreleri esas alınarak oluşturduğu kesin seçmen listelerinde yer alan 10 bin 471 adli ile 1268 idari hâkim ve savcının oy kullanacağı seçimde, en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olacaktı. Oyların eşit olması halinde, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), aralarında ad çekerek, sıralamayı belirleyecekti.

Anayasa değişikliğiyle HSYK üyeliği için 7 asıl ve 4 yedek üyenin adli yargıdan, 3 asıl ve 2 yedek üyenin de idari yargıdan seçilmesi öngörülmüştü.
Seçime saatler kala, bazı adaylar kendilerinden habersiz olarak başka adaylar lehine çekildikleri yönünde telefon iletileri gönderildiği iddiasında bulundular. HSYK üyeliği için aday olan Yargıtay Tetkik Hâkimi Teoman Gökçe ve Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü Ahmet Kaya, yaptıkları ortak açıklamada, adaylıklarının devam ettiğini, adaylıktan çekildikleri yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını duyurdular. Kendilerine yapılanı "komplo" olarak nitelendiren yargıçlar, adaylıklarının sürdüğü mesajını verdiler.

HSYK üyesi adayı Adana Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hüseyin Serter de, bir kısım kişiler lehine adaylıktan çekildiğine ilişkin kötü niyetli haberler üretildiğini ve bu durumun meslektaşlarına kısa mesaj şeklinde gönderildiğini belirtirken, haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Aynı durumda olan pek çok hâkim ve savcı vardı.

En İyi Propaganda Bakanlıktan

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ise, yönetim kurulu üyeleriyle Ankara Adliyesi'nde oyunu kullandı. Tarhan, seçimlerin adil olduğunu düşünmediklerini söylerken, buna gerekçe olarak dünyanın hiçbir yerinde yürütmenin doğrudan yargı seçimine müdahalesinin olmamasını örnek gösterdi.

Demokrat Yargı Derneği Genel Sekreteri Kemal Şahin de bakanlık bürokratlarının adaylığını eleştirdi. Şahin, propaganda yasak olmasına rağmen en iyi propagandayı bakanlık bürokratlarının yaptığını dile getirdi. YSK, sandıkların açılmasının ardından gece yarısından sonra geçici sonuçlarını açıkladı.
Adli yargı hâkim ve savcıları arasında yapılan seçimlerde, 10 bin 222 seçmen oy kullandı, 167 oy geçersiz sayıldı.

Adli yargı seçimlerinde, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur 6 bin 401, Teoman Gökçe 6 bin 68, Ömer Köroğlu 5 bin 833, Nesibe Özer 5 bin 822, Hüseyin Serter 5 bin 770, Ahmet Kaya 5 bin 679, İsmail Aydın 5 bin 186, Harun Kodalak 4 bin 871, Celal Avar 4 bin 725, Hayrettin Türe 4 bin 570 ve Ali Öztürk 4 bin 542 oy aldı.

İdari yargı hâkim ve savcıları arasında yapılan seçimde ise, 31 sandıkta, 1265 oy kullanıldı, 4 oy geçersiz sayıldı. İdari yargı seçimlerinde, Ahmet Berberoğlu 870, Birol Erdem 852, Resul Yıldırım 821, Halil Koç 652 ve İbrahim Topuz 561 oy aldı.
Seçim sonucunda yapılan oy oranlamasına göre, bakanlığın oy oranı tüm yargı içinde yüzde 63, YARSAV'ın oy oranı ise yüzde 22 civarında kaldı.

Biri Oyları Gözetliyor

Ertesi günkü gazeteler, sanki tek bir yazıişlerinde hazırlanmış ve söz birliği edilmişçesine benzer başlıklarla çıkmıştı:

"Seçimi bakanlık kazandı."

Çünkü, bakanlığın desteklediği konuşulan 10 asıl ve 6 yedek olmak üzere toplam 16 kişilik listedeki adaylar seçimlerde en çok oyu alarak HSYK'ye seçildi. Bakanlığın "yok" dediği liste ise oy sayımı sırasında ortaya çıktı. Ellerinde bakanlığın desteklediği belirtilen liste olan bazı kişilerin bu adayların kaç oy aldığını işaretlemesi dikkat çekti. (Cumhuriyet, 18 Ekim 2010)

Bakanlık Tulum Çıkardı

Şimdi de Adalet Bakanlığı'nın "Desteklediğimiz, liste yoktur. Demokratik bir yarif diye nitelendirdiği seçimi kazananların durumuna ve konumuna bakalım.

Çünkü bakanlığın desteklediği konuşulan 10 asıl ve 6 yedek olmak üzere toplam 16 kişilik listedeki adayların tamamının seçimlerde en çok oyu alarak HSYK'ye seçilebilmesi dikkat çekiciydi. Nasıl olup da bakanlık listesi olduğu belirtilen isimler seçim sonucunda birebir kazanırken, YARSAV ve Demokrat Yargı Derneği, HSYK'ye bir tek üye bile sokamamıştı?

Referandumda "evet" kampanyası yürüten, Kurul üyelik seçimlerinde ise bakanlık bürokratlarının adaylığına karşı çıkan Demokrat Yargı Derneğinin adayları ise, seçimde varlık gösteremedi. Derneğin en iddialı ismi Kemal Şahin adli yargı seçiminde 278 oyla 46. olabildi.

YARSAV, seçimden önce, bakanlığın referandum öncesinden, seçimden 2 ay önce çalışmalarına başladığını ve liste hazırladığını iddia etmiş, listeyi basına da açıklamıştı. YARSAV'ın seçimden aylar önce açıkladığı listenin iki isim dışında doğru olduğu görüldü. Seçimi kazanan listede yalnızca iki üyenin adı değiştirilmişti. Nasıl olup son anda değiştirilerek yazılan iki yeni ismin kazandığı sorusu da öne çıktı. Bu durum, Adalet Bakanlığı'nın listelerde yaptığı oynamaları tüm teşkilata da ilettiği savını güçlendirdi.

Propagandanın İnceliği

Hatta kimi yargıç ve savcıların özel mail adreslerine bile "bakanlık listesi'nde sayılan adaylardan propaganda, destek istekli mailler ulaşmıştı. Adalet Bakanlığı bürokrasisinin adliyelerde de propaganda faaliyeti yürüttüğü savlandı. Bu toplantılar Ankara ve İstanbul başta olmak üzere değişik kentlerde yapıldı.

Hâkim ve savcılara farklı isimlerden, toplu olarak gönderilen elektronik postalarda, hangi adayların bakanlık destekli olduğu açık biçimde hissettirildi. Başsavcılar, müfettişler, adalet komisyonu başkanları aracılığıyla hâkim ve savcıların nabzı tutuldu.

Seçimin bu şekilde sonuçlanmasında, AKP'nin iktidara geldiği 2002'den bu yana 4 bini aşkın hâkim ve savcı alımı yapmasının etkili olduğu da belirtildi. İddialara göre, özellikle siyasi görüşü kendisine yakın isimleri hâkim ve savcı alan bakanlığın adaylarına, bu isimler seçimde oy verdi. (Milliyet, 19 Ekim 2010)

HSYK üyelik seçiminin en tartışmalı ismi, kuşkusuz Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur'du. Çünkü Okur, daha önce personel genel müdürlüğü yapmıştı. Bu genel müdürlük Adalet Bakanlığı bünyesindeki en kilit ve kritik konumdu. Çünkü HSYK'nın yaptığı tüm atama ve terfilerin taslakları burada hazırlanmaktaydı. Okur'un adaylığının tepki çekmesinin altında yatan neden de buydu. Çünkü bir anlamda kendisinin terfi, atama, tayininde ya da mesleğe alım jürisinde yer aldığı hâkim ve savcıların oyuna talip oluyordu!

İzne Ayrıldım Daha Ne!

İbrahim Okur, seçimden önce "İbrahim Okur pozisyonunu kullanıyor denmesin diye yıllık izne ayrıldım, makam aracımı, sekreterimi teslim ettim" diyerek, özverisinin anlaşılmasını istiyordu. Okur, kendisinin hiçbir adliyeye ziyarette bulunmadığı, toplantılar yapmadığı; ama YARSAV üyelerinin duruşma salonunda bile toplamalar düzenlediği iddiasındaydı. (yatan, 20 Ekim 2010)
Bakanlığın olduğu belirtilen liste nasıl olmuştu da hiç hatasız seçilmişti?

İbrahim Okur, önce bir listenin nasıl bakanlık listesi olacağını açıkladı kendince:

Bir listenin bakanlık listesi olması için bakanın, müsteşarın oturup liste yapması ve o listedekileri desteklediklerini söylemeleri lazım. Böyle bir liste yöntemi olmadı.

Bu kadar basit. Olmadığına göre bakanlığın denilen liste de bakanlığın olmaz. İster inanın ister inanmayın...
Arkadaşlarıyla nasıl bir adaylık değerlendirmesi yaptıklarına ilişkin değerlendirmeleri de hayli ilginç.

İbrahim Okur'u dinleyelim:

Biz aday olan arkadaşlar arasında değerlendirmeler yaptık. Geçmişi temiz olsun, çevresinde sevilen olsun, sivri çıkışı olmasın dedik. Bunu yaparken adayların oy potansiyellerine de baktık.

İbrahim Okur'un anlattığına bakılırsa, kendisinin çok ama çok sevdiği bir arkadaşı da HSYK üyelik seçimlerinde aday olmak ister. Ama sırf oy potansiyeli yok diye arkadaşının ortak hareket etme isteğini bile geri çevirir! Özverinin, birlikte hareket etmek için yapılan ince hesapların boyutunu siz düşünün...

Aday listelerinin sıfır hatayla, tulum çıkarmasının sırrına ermek için İbrahim Okur'a kulak verelim:

Eğer karşınızda iki tane liste varsa, bireysel olarak seçim kazanma şansınız çok zayıf. Güvendiğim, inandığım bazı arkadaşlarla
birbirimize destek olabilir miyiz diye konuştuk. Bu kesinlikle resmi anlaşma şeklinde olmadı. Beraber yemek yiyerek oradaki arkadaşların görmesini sağlamış olduk. Arkadaşların oy potansiyeline baktım. Güçleri nedir diye baktım. Oy potansiyeli olmadığını düşündüğüm arkadaşlara birlikte hareket etme teklifim olmadı. Bir birliktelikten ziyade, bu seçimi almak için ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde şu arkadaşın ciddi oyu var. Hep beraber birleşirsek seçilme şansımız olur dedik. O arkadaşlarla birlikte yarın Kurul'da olursam faydalı olacağını düşünüyorum, bunun da Kurul'a girme şansı var diye düşündüğüm arkadaşlar.

Adliye adliye gezilip propaganda yapılmamış mıydı? Okur bunu yalanlarken, olanları "Adana da Hüseyin Serter ile birlikte yemek yedik. Beraber hareket ettiğimiz orada çıktı. Aynı şekilde Bursa da Hayrettin Bey davet etti, Edirne'de İsmail Bey'le beraber yemek yedik. Beraber yemek yiyerek oradaki arkadaşların görmesini sağlamış olduk. Arkadaşların oy potansiyeline baktım. Güçleri nedir diye baktım. Oy potansiyeli olmadığını düşündüğüm arkadaşlara birlikte hareket etme teklifim olmadı" diye anlattı.

Aday olacakların "oy potansiyeline bakıp değerlendirme" işini niye Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Okur yapıyordu ki?
On beş yıllık bürokrat olan Okur, en çok oyu kendisinin almasını bu süre boyunca işini dürüstlük içinde yapmasına ve teşkilattaki "popülaritesine bağlıyordu. (Radikal, 20 Ekim 2010) Popülerliğinin nedeni bir dönem personel genel müdürlüğü de yapmış olmasından kaynaklanabilir miydi! ?
Okur'un bakanlık bürokratları olarak neden ortak hareket ettikleri sorusuna da yanıtı hazırdı; YARSAV organizeydi ama kendileri bağımsızdı. Eğer YARSAV karşısında ortak hareket etmeselerdi, bağımsız adaylıkla seçilme şanslarının olmadığının bilincindeydi...

Bakanlık bürokrasisinden gelen HSYK’nın yeni üyesi İbrahim Okur, bir kırgınlığını da paylaşıyordu:

Hâkim ve savcıları baskıyla oy veren insanlar olarak görmek, bakanlık tehdidine boyun eğdiler demek, onlara hakarettir. Bırakın hâkim ve savcıyı, en ücra köşedeki insanın dahi böyle bir baskıya boyun eğmeyeceğini düşünüyorum. Hâkim-savcıların iradelerinin ipotek altına alındığını söyleyemezsiniz. Hâkim-savcılar hatır diye oy vermezler. Bu insanlar onurlarına düşkün insanlardır. Bu yöntemle 50-100 kişiyi, bilemediniz 200 kişiyi etkileyebilirsiniz. Ama 6 bin kişiyi nasıl etkileyeceksiniz?

İbrahim Okur'a göre, "Bakanlık bürokratı olmasının ne etkisi olacak ki?" Zaten "bakanlık bütün yetkilerini HSYK'ye devretmişti anayasayla." Burada asıl üzerinde durulması gereken, kendilerinin neden yüksek oy aldığı değil, "neden YARSAV m bu kadar az oy aldığıydı... "

Bunun yanıtını da kendisi veriyordu:

"Hâkim ve savalar YARSAVın söylemlerinden, icraatlardan, yaptıkları ittifaktan rahatsız olmuş olabilirler mi acaba? YARSAV 5-6 bin oy alsaydı bize sorulan sorular onlara sorulacak mıydı?"

Herhalde sorulmazdı. Neden derseniz, İbrahim Okur'un müsteşar yardımcılığını yaptığı Adalet Bakanlığı, kamu gücü ve kaynaklarını, YARSAV ve Demokrat Yargı Derneği ise demokratik kitle örgütü olmanın gücünü kullanıyordu. Aralarındaki fark bu kadarcıktı!

Okur'un söylediklerini toparlayıp yalınlaştırırsak:

"Güçlerimizi birleştirdik, yanına da şanslarımızı kattık ve kazandık!" Bu kadar.
Artık seçimler geride kalmıştı. İbrahim Okur da Kurul üyesi oldu.

Şimdi, Kurul üyesi Okur'a kulak verelim:

Hâkim-savcıların her biri hukukunu bana teslim eden kişilerdir. Sadece bana oy verenlerin değil, 12 bin hâkim ve savcının temsilcisi olarak görev yapacağım, icraatlarımızı herkes görecek.

İbrahim Okur'un basından ve kamuoyundan istediği tek şeyse kendilerine "bir şans tanınması"ydı. Elbette önyargılı yaklaşmadan, bir şans verilmeli. İlk kararnamede o şansın nasıl kullanıldığını hep birlikte göreceğiz ilerleyen sayfalarda.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise liste iddialarını gerçekçi bulmayıp 11 bin hâkim ve savcının, YSK'nin denetimi altında iradelerini ortaya koydukları konusunda emindi.

Bu aşamadan sonra yapılması gerekeni de Ergin açıkladı:

Bu iradeye saygı duymaktan başka yapacak bir şey yoktur. Herkesin buna saygı duyması gerekiyor.
Seçilenlerin Adalet Bakanlığı'na yakın isimler olduğu tezi ise, Sadullah Ergin açısından seçimde gösterilen iradeye saygısızlıktı.

Sadullah Ergin, niyesini de kendisi anlattı:

On altı kişiden sadece 2'si bakanlık bürokratıdır. YARSAV'ın listesinde de bakanlık çalışanları vardı ama bunlar seçilemediler. Demek ki, bakanlık bünyesinde çalışması yeterli değil, farklı özellikler de aranıyor. Burada artık herkesin bu saygıyı göstermesi gerekir. Diğer 14 kişiyi ne ile izah edeceksiniz? Bunlara bakıldığında yapılan bu değerlendirmenin doğru olmadığı ortaya çıkacaktır.
Zaten tüm mesele de, bakanın dediği gibi, aranan o farklı özelliğin ne olduğundaydı.

Bakandan Marjinal Suçlama

Adalet bakanı, HSYK seçimleri öncesindeki iddialarla seçim sonuçlarının birebir örtüşmesini yok sayıyordu.

Bakanlık adayları dışındaki iki yargıç derneğinden de tek bir kişinin kazanamamasının gerekçesini Bakan Ergin'den dinleyelim:

Bunu sadece YARSAV bağlamında değerlendirmek doğru olmaz. Başka bir yargı derneği de listesini açıkladı, YARSAV da açıkladı. Ama her iki listeden de kimsenin seçilmemesini şöyle okumak mümkün mü acaba? Yargı tabanı, hâkimlerimiz ve savcılarımızın marjinal söylemlere rağbet etmediğini gösteriyor. Hâkim ve savcılarımızın hem mesleğin ağırlığını, hem mesleğin onurunu, hem de bir hâkim ve savcının bağımsız ve tarafsız olması gereği olan tutum ve davranışları sergilemek durumunda. Dolayısıyla 11 bin civarında hâkim ve savcımız sandığa gittiler ve tercihlerini hiçbir dernek çatısı altında olmayan isimlerden yana kullandılar. Buradan bence bu mesaj çıkıyor, ben öyle okuyorum. Hâkimlerimiz ve savcılarımız meslek örgütleri içinde etkinlik göstereceklerse bu etkinliğin marjinal söylem tarzında olmaması gerektiğini, hâkim ve savcı mesleği ile uyumlu bir üslupla bunun yapılması gerektiğini işaret etti bu sandık sonuçları. (A.A, 18 Ekim 2010)

Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in seçim sonuçlarını "okuma" biçimi üzerine söz söylemeye gerek yoktu!
Adalet bakanı, 19 Ekim'de TRT'de katıldığı programda seçimleri yönetme konusunda hayli alçakgönüllüydü! Bakana bakarsanız, seçimleri yönetmeye dair bir şansları yoktu! Telkin? Bakana bakarsanız, "mümkün değil".

Nedenini Ergin'den dinleyelim:

Oy kullanacak kişiler herhangi bir Türk vatandaşı değil, bulunduğu bölgede müebbet hapisten, trilyonluk tazminat davalarına kadar karar veren hâkim ve savcı sınıfından insanlar. Bu kişilere telkin yapmanın faydası da imkânı da yok. Bütün telkinler de zaten ters teper. İddiaları gayri ciddi buluyorum.
Bakanlığın seçimlerde tek bir hata yapmaksızın "desteklediği", tüm teşkilata bir şekilde iletilen anahtar listenin seçilmiş olması, muhalefet partilerinin grup toplantılarının gündemindeydi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 19 Ekim 2010'daki grup toplantısında, üstü örtülü olarak müsteşar yardımcısı ve personel genel müdürüne işaret ederek, "sınav yapıp yargıç alanların seçimlere girerek bu yargıçlardan HSYK üyeliği için kendisine oy vermelerini istemesinin ahlaki olmadığını," söyledi.

Bürokratların da HSYK'de yer almasıyla Kurulun bakanlığın yan kuruluşuna dönüştürüldüğüne vurgu yapan Kemal Kılıçdaroğlu'nun, oluşan yeni tabloya ilişkin değerlendirmelerini birlikte okuyalım:

Bakan söyleyecek, hepsi tak tak tak yapılmış olacak. Buna da biz 'bağımsız yargı' diyeceğiz. Şimdi buradan soruyorum. Aklı başında olan her yurtsevere, yazara, çizere, destek veren herkese soruyorum...

Elinizi vicdanınıza koyun ve şu soruyu sorun:

Bu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 12 Eylül Anayasası'nın getirdiği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan daha mı bağımlı, daha mı bağımsız? O kadar ki, o değişikliklere destek veren bir yazarımız bugün 'Adalet Bakanlığı liste mi hazırlamış? Bu çok büyük bir iddiadır. Bunu birilerinin düzeltmesi lazım,' diye yazı yazıyor. Bu bir iddia değil saygıdeğer yazarımız. Bu bir gerçek. Nasıl o gerçeğin farkında olamazsınız. Hep Adalet bakanıyla konuşursanız, size gerçek bilgileri vermezler.

Ali Dibo'cudan Bakan mı Olur?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Sadullah Ergin'in Adalet bakanı olmasını "Türkiye'nin talihsizliği" olarak değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, neden böyle düşündüğünü de, şu sözlerle açıkladı:


Ali Dibo'cudan Adalet bakanı olur mu? Biz bunları söyleyince kızıyorlar. Niye kızıyorsunuz? Hatay'da gittin ihale dağıtımında kendi elyazınla yazdın, senin milletvekilin, aynı partiden arkadaşın götürdü notere onaylattı bunu. Sen uygar bir toplumda Adalet bakanı değil, milletvekili olamazsın.
Sadullah Ergin'in bakanlığın listeyle seçimlere müdahale ettiği iddialarına ilişkin olarak "Liste iddiası seçim iradesine saygısızlık" dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, "Seçim iradesine saygısızlık olan o listeyi hazırlamaktır sayın bakan. O listeyi hazırlayanlardan sen hesap soruyor musun? Sen zaten listeyi hazırlayanların basındasın. Sorgulamak saygısızlık, hazırlamak saygısızlık değil. Asıl hazırlayanlar saygısız. Yargıya, hukuka, insana, demokrasiye saygısızlıktır" değerlendirmesini yaptı.

Dönemin Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Çan'ın başkanlığını yaptığı Demokrat Yargı Derneği de HSYK üyeliği seçimlerine katılmıştı. Dernek yöneticileri, referandum propaganda süresince de yoğun olarak "evet"in nelere kadir olduğunu anlatmak için yoğun mesai yapmışlardı. Derneğin hükümete yarayacak onca açıklamasına ve evet desteğine karşın, tek bir adayı kazanamamıştı. Derneğin eşbaşkanı Orhangazi Ertekin de haklı olarak bunca emeğin boşa gitmesine kırgın, seçim sonuçlarına ise kızgındı.

Öyle ya, seçimlerden yalnızca dört gün önce, 13 Ekim'de Cihan Haber Ajansına konuşan Ertekin, istifa eden HSYK üyelerine ilişkin ilginç bir benzetmede bulunuyordu.

Hem mevcut siyasi aktörler açısından, hem yargı aktörleri açısından onların yaptığı eyleme dışarıdan bir akıl atfetmenin çok zor olduğunu söyleyen Ertekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Atfettiğiniz akıl, gerçekte kendi akimiz olur. Benim mevcut durumdan gördüğüm şey; yüksek yargı üyelerinin, HSYK üyelerinin hâlâ gerçeklikten son derece kopuk oldukları, gerçekliği algılayabilecekleri bir donanıma sahip olmadıkları, bu nedenle de çok yersiz, yurtsuz, mevcut duruma uygun olmayan davranışlar geliştirdikleri, bundan dolayı da artık onları ciddiye almanın son derece gereksiz ve ciddiyetsiz bir tavır olduğunu düşünüyorum. Buna herkesin oturup bir anlam vermeye çalışması çok problemli bir davranış olur.

HSYK'deki Japon Askerleri!

Ertekin, HSYK başkanvekilliğinden istifa eden Kadir Özbek'in Pakistan'a ilişkin darbe anımsatmasını komik bulmuştu. Pakistan meselesinin son derece trajikomik bir biçimde sona erdiğini dile getiren Ertekin, Türkiye ile Pakistan mukayesesi yapan ve biraz Pakistan'ı biraz Türkiye'yi bilen herkesin buna sadece gülmekle yetindiğini söyledi.

Ertekin sözlerini şöyle sürdürdü:

Bence ikinci bir Pakistan mukayesesi bu. Pakistan mukayesesi yaptıklarında hepimiz nasıl komik bulduysak ve çok yersiz, gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu düşündüysek, aynı şeyi bugünkü istifalar için de düşünmeliyiz. Bu aşamadan sonra yapacak tek şey var, onları kendi hallerine bırakmak. Çok fazla ciddiye almak yerine, onların kendi çevrelerinde oyun oynamalarına müsaade etmek. Yüksek yargıdan gelen HSYK üyeleri, İkinci Dünya Savaşının bittiğini hâlâ fark edemeyen Japon askerine benziyorlar. Savaş bitti, artık hayalet çağırmanın âlemi yok. Ruh çağırmanın, ruhlarla konuşmanın âlemi yok. Zaten hayalellerle konuşulamaz. Bunun farkına varsınlar ve toplum da artık kendi işine baksın, onların yaptıklarına bakmak yerine. Çünkü onlar gerçeklikten tamamen kopuk, gerçeklikten kopuk oldukları için gerçeğe nüfuz edebilecek, müdahale niteliği taşıyabilecek herhangi bir konuşma yapma yetenekleri yok.

"Savaş bitti, artık hayalet çağırmanın âlemi yok" diyen Orhangazi Ertekin, bu açıklamalarının üzerinden dört gün geçip de HSYK seçimlerinde tek bir adayları bile listeye giremeyince, kararını değiştirmişti!

Referandumda yargıya biçimsel demokrasi geldiğini, ancak AKP'nin maddi demokrasiyi yerine getirmemesi eleştirisini dile getiren Ertekin'e göre, bunun nedeni de basitti:

"Seçme hakkının olmadığı bir seçim süreci yaşandı!"

Ertekin'in bu tümcesi, aslında tüm süreci de özetliyordu. Biliyoruz ki, istifa eden HSYK üyeleri de aynı şeyi söyleyip durmuşlardı!

Yargının Dolmabahçe Paktı

Orhangazi Ertekin bu düşüncesini biraz daha ileri taşıyor ve olup bitenlerin ardında yatan gerçeği kendisi açısından ortaya koyuyordu:

YSK ile Adalet Bakanlığı arasında bir tür 'Dolmabahçe Paktının' imzalandığını düşünüyorum. Bu bir tür 'saldırmazlık anlaşmasıdır. Amacı da kürsü hâkim ve savcılarının sürece müdahil olmamasıdır.

Seçim sonuçlarına ilişkin diğer değerlendirmelere geçmeden önce, Ertekin'in seçimden üç ay geçtikten sonra açıkladığı ve süreçte yaşanan her şeyi anlatan "sırra" kulak verelim.

HSYK üyelik seçimlerinin aday adaylıkları döneminde Adalet Bakanlığı'nın "üst düzeyinden" gelen bir teklif, Demokrat Yargı Eş-başkanı, Beypazarı Yargıcı Orhangazi Ertekin'i şaşkına çevirir. Adalet Bakanlığı, seçimlerde birlikte hareket etmeyi ve kendilerinden üç aday istediğini açıklar.

Tekliften sonra dernekte yaşananları Ertekin'den dinlemek en iyisi:

Biz bunu derneğin 12 kişilik yönetimi olarak değerlendirdik. Büyük tartışmalar oldu. Derneğin o zamanki eşbaşkanı Osman Can ile bazı Yargıtay üyeleri teklifin kabul edilmesi gerektiğini savundular. Ancak benim de aralarında olduğum çoğunluk, buna karşı çıktı.

İşte bu tartışmalar sırasında bizim bir yönetim kurulu üyemiz Yargıtay üyelerine şunu söyledi:

'Biz Kemalist diktaya karşı çıkmak için yola çıktık, ama vurgumuz Kemalizm'e değil, diktayaydı. Oysa görüyorum ki, sizin derdiniz diktayla değil, Kemalizm'leymiş.' Bence bu tarihe geçecek ve yaşadıklarımızı ilerde özetleyebilecek bir söz.

Bu öneriyle birlikte, dernek içerisinde de ayrışmalar yaşanır. Seçim öncesinde hükümete destek niteliğinde sayılan açıklamalarıyla dikkatleri üzerine toplayan Osman Çan'ın Adalet Bakanlığı listesinden seçimlere girmeye sıcak baktığına dikkat çeken Ertekin'e göre, dernekteki ayrışma ve Çan'ın ayrılmasının altında yatan neden de bu olaydı.

Ertekin, YSK'nin propagandasız seçim sürecine vize vererek, Adalet Bakanlığının önünü açmasını eleştirirken, oluşan yapının etkisine ilişkin öngörüsünü ise "Bir iktidar dönüşümü olacak, ama bu asla demokratik bir dönüşüm olmayacak. Böylece geçmişteki güçler de esaslı bir tasfiyeye uğramadan kendi yerlerini koruyacak" sözleriyle ortaya koydu.

Ertekin, YARSAV'ın "bürokrat" aday çıkarmasını da haklı olarak eleştirdi. Çünkü bir yandan Adalet Bakanlığı'nı kürsü hâkimlerini seçime sokmayıp bürokrasisini desteklediği için eleştirirken, diğer taraftan bürokrat aday çıkartmak kendi içinde bir çelişkiydi.

İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik yürüttüğü soruşturmaların ardından hükümetin hedefi haline gelen dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in HSYK üyeliğine aday olacağı savlanmıştı. Cihaner, yaşanacakları sezmişçesine, tüm ısrarlara karşın aday olmadı. Cihaner, seçim sonuçlarını, "Bakanlık bürokratları, mülakatlarına girdikleri, yani işe aldıkları adamların oylarıyla seçilmiş oldular. Bu büyük bir vesayettir.

Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşelidir zaten. Anayasa değişikliği Ağrı daki hâkimler de Kurul'a gelebilsin diye yapıldı. Ama ben seçilenler arasında böyle bir hâkim göremiyorum" sözleriyle değerlendirdi.

YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan ise, seçimlerde derneklerinin kaybedip Adalet Bakanlığı'nın kazandığı söylemini "çok sığ" bir düşünce olarak nitelendirdi.

Seçim sonucundaki rahatsızlıklara bakıldığında, hükümeti destekleyenden desteklemeyene, anayasa değişikliğine "evet" diyenden "yetmez ama evet" çabasına girişenlere kadar hepsinin ortak paydası, en hafif deyimiyle "kaybetmiş" olmaktı. Belki de iktidar kendisini her kim desteklerse desteklesin, düşüncelerinin ve icraatının savunuculuğunu da üstlense, gömlek kumaşı aynı olmayanlara "hak" vermiyordu!

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde "Sekiz, yıllık milletvekili hayatında gördüğü en utanç verici sahnelerin yaşandığını" söyleyip Kurul için bulduğu yeni ismi açıkladı:

"Hükümete Sadık Yargıçlar Kurulu!"

CHP'li Muharrem İnce, bu seçimlerle birlikte "bir kalenin daha düştüğüne" dikkat çekti.

İşte O Üyeler

Henüz yeni seçilmiş olmalarına ve çoğunun kim olduğu bile bilinmemesine karşın, neredeyse hiçbir kesimin yansız olabileceklerini düşün(e)mediği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yeni seçilmiş üyelerini ve bugüne değin yaptıkları çalışmalardan bazılarını irdeleyelim.

İsmi en çok öne çıkanlardan birisi, Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur idi. Personel genel müdürlüğü de yapan Okur'un adı Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alman eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un ofisinden çıktığı iddia edilen "elyazması bir belgede" çıkmıştı. Ergenekon dava dosyasına da giren iki sayfalık dokümanda, cemaate yakın hâkim ve savcılar listesinde, ismi "Ergenekon operasyon emrini veren" kişi olarak yer almaktaydı. Bu belgenin kim tarafından hazırlandığı, gerçekten Ergenekon operasyon emrini -ki başlangıçta soruşturmanın adı böyle değildi- veren Okur muydu, bunlar yanıtı olmayan sorulardı. Tek somut olan, Okur'un adının, emrini verdiği iddia edilen soruşturma dosyasının ek klasörlerine konulmuş olmasıydı.

Harp Akademileri Mezunu Üye

İbrahim Okur, 2009 yılında Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcılığına getirildi.
Okur, 04 Ekim 2004-18 Şubat 2005 tarihleri arasında Milli Güvenlik Akademisi 57. dönem öğrenimini başarı ile tamamlayıp Harp Akademileri Komutanlığı'ndan da diploma aldı.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi tetkik hâkimliğinden üyeliğe seçilen Teoman Gökçe, mesleğe hâkim adayı olarak İstanbul'da başladı. Sırasıyla, Yalıhüyük ve Beşiri Cumhuriyet savcılığı görevlerinde bulundu. Gökçenin ceza hukuku alanında doktorası var.

Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Müdürü Ahmet Kaya, 18 Mart 2005 tarihinde Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi müdür yardımcısı olarak atanmıştı. 18 Mart 2009 tarihinden itibaren ise Eğitim Merkezi müdürü olarak görev yaptı.

Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hüseyin Serter, Siirt ve Düzce'de görev yaptı. Polise taş attığı gerekçesiyle tutuklanan çocukların yargılandığı davalarda görev yaptı. HSYK seçimleri öncesinde dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Okur ile bir araya geldikleri yemekte, birlikte hareket etmeye karar verdiler.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nesibe Özer, Engin Çeber'in Metris Cezaevinde "işkence ve kötü muamele" sonucu hayatını kaybettiği iddiasına ilişkin davaya baktı. Yargılama sonucunda 1 Haziran 2010 tarihinde karara bağlanan davada, 60 sanıktan 2 l'i çeşitli hapis cezalarına çarptırılırken, diğerlerinin beraatına karar verildi.

Fenerle Aydınlanan Savcı

Listedeki tartışmalı isimlerden birisi de Ankara Cumhuriyet Savcısı Harun Kodalak idi. Kodalak, YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun MİT ve Emniyet'in Türkiye'deki tüm iletişimi izlemelerine ilişkin kararlar nedeniyle yaptığı suç duyurularına takipsizlik kararı vermişti. Kodalak, Almanya'daki Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüten Frankfurt Bölge Mahkemesi Savcılığı'nın, Türkiye'den adli yardımlaşma çerçevesindeki isteklerine ilişkin çalışmalarda yer almıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kodalak'ın da Adalet Bakanlığı listesinden üye seçilmesini eleştirirken, "Düşünün, Almanya ikinci Deniz. Feneri davasını açmak üzere, biz. hâlâ birincisinin ne olduğunu bilmiyoruz.. Bundan sonra da herhalde daha da zor işimiz, ama takip edeceğiz.. Bizi yıldıramazlar. Sonuna kadar takip edeceğiz.. Aydınlığa çıkıncaya kadar takip edeceğiz.. AKP bütün baskısını yapsa da sonuna kadar takip edeceğiz" değerlendirmesini yaptı.

Savcı Kodalak, Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun, kendisine ve YARSAV'a ait telefonların ve bilgisayar yazışmalarının dinlenip izlendiği iddiasıyla MİT, Emniyet ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) görevlileri hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmada verilen takipsizlik kararını kaldıran Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu kararının kanun yararına bozulması istemiyle Adalet Bakanlığı'na başvurmuştu.

Harun Kodalak, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Pak-süt'ü izleyerek görevi kötüye kullandıkları iddia edilen bir emniyet âmiri ve iki polis memuruna dava açmıştı.

Kodalak, CHP'nin suç duyurusu üzerine yürüttüğü soruşturmada, Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Ali Birinci ile kurumda memur olarak görev yapan Yusuf Turan Günaydın'ın, Çankaya Cumhuriyet Mahallesi'nde, TTK yayın satış bürosu için alman dükkânla 486 bin TL kamu zararına sebep oldukları iddiasıyla görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmaları istemiyle de iddianame düzenlemişti.

Üsküdar Cumhuriyet Savcısı Celal Avar, ateist bir internet sitesi ile ilgili açılan davada, dinsel değerlere saldırı suçundan sanıkların cezalandırmasını istemesiyle gündeme gelmişti. Avar, Türkiye'de, çeşidi illerde düzenlenen ve "Hortum" adı verilen operasyon kapsamında, internet üzerinden dolandırıcılık yaptıkları iddia edilen kişilere ilişkin soruşturmayı yürütmüştü. Avar, hazırladığı 186 sayfalık iddianamede, 55 sanığın, "Organize bir şekilde, başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme ve satma, bazı bilişim -sistemlerine girme ve orada kalma, banka veya kredi veren kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve örgüte üye olmak" suçlarından 3 ile 105'er yıl arasında değişen hapisle cezalandırılmalarını istemişti. Savcı Avar, hazırladığı iddianamenin ekinde, suç örgütünün çalışma yöntemi, birbirleriyle bağlantıları ve ilişkileri ile sanıkların çeşitli banka müşterilerinin hesap numaralarına olan bağlantılarını krokiyle de göstermişti. Üsküdar 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılama sonucundu 55 sanıktan 8'i toplam 238 yıl 9 ay 15'er gün, 25 sanık da 2 yıl 6'şar ayla 31 yıl 5 ay 15'er arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı. Diğer sanıkların ise beraatına karar verilmişti.

İdari Yargı da Bürokrasiden

1265 hâkim ve savcının oy kullandığı idari yargı seçiminde de Adalet Bakanlığı'na ait olduğu belirtilen listedeki isimler HSYK üyeliğine seçildi. Adaylıkları tartışılan isimlerden Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü Birol Erdem, Personel Genel Müdürlüğü tetkik hâkimliği, daire başkanlığı görevlerinde bulundu. HSYK ile Adalet Bakanlığı arasında krize dönüşen kararname taslaklarını hazırlayan isimlerdendi.
Danıştay Tetkik Hâkimi Ahmet Berberoğlu, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Uzun yıllar Danıştay'da görev yaptı.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi üyesi Halil Koç, İstanbul Siyasal Bilgiler mezunu. Danıştay 6. Daire tetkik hâkimliği yaptı.
Halil Koç daha kendisinin yedek üyeliğini yaptığı HSYK tarafından Ankara Bölge İdare Mahkemesi başkanlığına atandı.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi Hâkimi Resul Yıldırım, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun. İstanbul 4. İdare Mahkemesi hâkimliği yaptı.

Danıştay Savcısı İbrahim Topuz, Gazi Üniversitesi İktisadi îdari Bilimler Fakültesi Maliye bölümü mezunu. Danıştay tetkik hâkimliği yapmıştı.

Kaynakça
Kitap: İlahi Adalet, Yargının Siyasallaşma Günlüğü
Yazar: İlhan Taşçı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yargıya Şenlik Bir Seçim

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 00:45

Yargıtay ve Danıştay da Seçti

HSYK üyelerinin istifasıyla boşalan üyelikler için Yargıtay Genel Kurulunda 3 asıl ve 3 yedek üye için de seçim yapıldı. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Üyesi Zeynep Nilgün Hacımahmutoğlu, Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyesi Ahmet Karayiğit ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi üyesi Ulvi Yüksel asıl üyeliğe; Yargıtay 6. Ceza Dairesi Üyesi Erkan Öztürk, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi üyesi Ömer Hicri Tuna ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi üyesi Rahmi Ünal yedek üyeliğe seçildi.

Seçimde, üçüncü asıl üye olarak belirlenen Ulvi Yüksel, istifa etmeyerek Kurul'da çalışmayı sürdüren Ali Suat Ertosun'un 4 yıllık görev süresini doldurmasını bekleyecek. Ertosun'un görev süresinin dolmasının ardından, Yüksel, HSYK üyeliği görevine başlayacak.

Danıştay Genel Kurulunca yapılan seçim sonucunda da asıl üyeliklerine Ziya Özcan ve Zeynep Kavkal; yedek üyeliklerine ise Gürsel Mekik ve H. Neşe Sarı seçildi.

Cuntanın Kurulu

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na Adalet Bakanlığı'nın desteklediği listedeki isimlerin hiç fire vermeden seçilmesiyle oluşan yeni tablo, 12 Eylül darbesinin hemen ardından lağvedilip darbeci general Kenan Evren'in kendisinin yeniden "oluşturduğu" Kurul ile bire bir örtüşmesi de darbenin hesabını soracaklarını söyleyenler açısından hayli anlamlıydı. Çünkü, anayasa değişikliğinin ardından HSYK’nın "yeniden oluşumu", 30 yıl önceki 12 Eylül darbesinde oluşturulan Kurulla ciddi benzerlikler taşımaktaydı. Benzerliği görmek için o yıllardaki yasanın nasıl düzenlendiğine ve tablonun nasıl şekillendiğine bakalım.

12 Eylül 1980 darbesi ile beş general yönetime el koymuş, yayınladıkları bildiri ile sadece kendilerinden oluşan Milli Güvenlik Konseyi'ni kurmuşlardı. Darbeci generaller 27 Ekim 1980 tarihinde, Anayasa Düzeni Hakkındaki Yasayı çıkarırlar. Bu yasaya göre, yasama ve yürütme yetki ve görevini de üstlenmişlerdir!

Kendileri çalıp kendileri oynayan beş general, 3 Mayıs 1981 tarihinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasasını çıkartır. Bu yasaya göre, Adalet bakanı, HSYK’nın başkanı olur! Adalet Bakanlığı müsteşarı ve Adalet Bakanlığı özlük işleri genel müdürü, HSYK’nın iki doğal üyesi yapılır. Özlük İşleri'nin adı sonradan Personel Genel Müdürlüğü olur!

HSYK, ikisi Yargıtay'dan ikisi de Danıştay'dan seçilecek yüksek yargıç olmak üzere yedi asıl üyeden oluşturuldu. Yasanın geçici maddesiyle de 1961 Anayasası ile kurulmuş olan Yüksek Hâkimler Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu kaldırıldı. Yine bu yasanın geçici maddesinde, Yargıtay ve Danıştay'dan ilk kez seçilecek üyeleri, konulan bir hükümle, doğrudan "Devlet Başkam Kenan Evren'in seçeceği" öngörülmüştü!

Darbeciler, Adalet Bakanlığı personel genel müdürünün HSYK içinde bulunmasına, "bu kadarı da fazla" demiş olmalılar ki, 1982 Anayasası'nın 159. maddesinde HSYK'yi düzenlerken, personel genel müdürünü çıkartıp boşalan bu yeri Yargıtay kontenjanına eklemişlerdi.

Adalet Bakanlığı Teşkilat Yasası'na göre bakanın emri altında olan idari görevdeki kişiler içinde kalan ve 12 Eylülcülerin bile Kurul'da fazla olduğunu düşündükleri personel genel müdürü, bu sefer "seçim yoluyla" HSYK'ye girmiş oldu!

İptali İstenen Seçim

YARSAV Kurucu Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu, HSYK üyeliği seçimlerinin hemen ardından seçimin iptali istemiyle Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) başvurdu. Eminağaoğlu iptal istemini, "Ortada açık bir maddi vaka vardır. Bir karine hali vardır. Seçimden günler öncesinde var olduğu iddia edilen ve yalanlanan bir liste, bütünlük içerisinde -16 kişi- sandıktan bir liste halinde çıkmıştır. Bu asla göz ardı edilemez maddi gerçekliktir" gerekçesine dayandırdı.

Eminağaoğlu, başvuru dilekçesinde, "Bakanlık listesi olarak adlandırılan listenin bütün halinde seçilmesinin, eşit rekabet koşullarının oluşmadığı, objektif biçimde gerçekleşmediği ve seçimler sırasında hâkim ve savcıların etki altında bırakıldığı" görüşüne işaret etti. Bakanlığın yalanladığı listenin "gerçek olduğunun sandıktan çıkan sonuçlardan anlaşılmasının tam kanunsuzluk halini içerdiği" gerekçesiyle seçimin iptalini istedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan ise iptal istemine gülüp geçtiğini söyledikten sonra, seçim bittikten sonra "yakıştırmaya" girildiğini savundu.

YSK, iki gün içerisinde görüşerek, seçimlerin iptal istemini reddetti. Kurul, iptal istemini reddinin gerekçesini "seçiminin demokratik, serbest ve eşit koşullar çerçevesinde gerçekleşmediğine ilişkin somut herhangi bir bilgi, belge ve delil bildirilmediğinden bu iddiayla ilgili bir inceleme yapılamayacağına, diğer yandan, seçmenlerin etki altında bırakılarak seçimin yapıldığına ilişkin iddianın, seçmenlerin konumları gereği yerinde görülmediğine" dayandırdı.

Anlaşılan YSK, 17 Ekim'deki seçimden aylar önce "bakanlık listesi" olarak adlandırılan ve adayların görev yerlerinden isimlerine kadar tüm ayrıntılarının yer aldığı listenin aylar sonraki HSYK üyelik seçiminde birebir ve hatasız çıkmasını somut bilgi ve delil saymamıştı!

Gül Gibi Atamalar

Buraya kadar ki değerlendirdiklerimiz, Adalet Bakanlığı'nın "desteklediği" liste ile birlikte seçilen üyelere ilişkindi. Anayasa değişikliği uyarınca bir de cumhurbaşkanının doğrudan 4 üye atama hakkı vardı. Anayasa değişikliğinin ardından HSYK'ye adli ve idari yargıdan 6'sı yedek 16 üye seçilmişti. Kurul'un, Yargıtay'dan 3, Danıştay'dan 2, Adalet Akademisi'nden de gelecek 1 ismi belirlenmişti. Geriye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün atamaları kalmıştı.

Çankaya Köşkü'nden 22 Ekim 2010 akşamı yapılan yazılı bir açıklama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) asıl üyeliklerine, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gökçen, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Çiçekli, Kayseri Barosu Başkanı Avukat Ali Aydın ile Maliye Bakanlığı Baş Hukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Müşavir Hazine Avukatı Rasim Aytin'i atadığı duyuruldu.

Atananların her biri için ayraç açmak gerekecekti. İlk aşamada şunu söyleyebiliriz, cumhurbaşkanı da tercihini "doğal olarak" kendisinin de içinden çıktığı, bir dönem başbakanlığını da yaptığı hükümetin görüşlerine destek veren isimlerden yana kullanmıştı. Gül'ün seçimiyle birlikte üye sayısı 7'den 22'ye yükseltilen Kurul'un tüm üyelerinin seçimi tamamlanmış oldu. Böylece Adalet bakanı ve müsteşarı ile birlikte 22 üyelik Kurul belirlenmiş oldu.
Devlet bürokrasi yaşamındaki bütün değişiklikler hep Resmi Gazete aracılığıyla öğrenilirdi. Ancak Cumhurbaşkanlığı, Gül'ün atamalarını Resmi Gazeteden bile önce duyurmak istemişti. Öyle ki, Gül'ün atama kararları, Resmi Gazetenin 23 Ekim 2010 tarihli sayısında yayınlandı.

HSYK’nın üyelikleri tamamlandı. İdari kilit noktalarda da görevlendirmeler vardı. HSYK üyelerinin geçmişlerine yapacağımız yolculuktan önce bu idari görevlendirmelere kısaca göz atalım.

HSYK genel sekreterliği, Teftiş Kurulu başkanlığı ve yardımcılıkları da yeni yapılandırma kapsamındaydı. Bu görevlere gelecek kişiler önemliydi. Örneğin bir yargıç ya da savcı hakkında soruşturmayı yapacak müfettişlerin âmiri Teftiş Kurulu başkanıydı.

HSYK Genel Kurulunda seçim yapıldı. Kurul'un gösterdiği üç aday arasından Kurul başkanınca genel sekreterliğe Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kaya atandı. Kurul başkanı kim derseniz, Adalet bakanı! HSYK Genel Sekreteri Kaya'nın yardımcılarını da Adalet bakanı belirledi...

Mehmet Kaya'nın genel sekreter yardımcılıklarına, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı Engin Durnagöl ve Daire Başkam Neslihan Ekinci ile Ceza İşleri Genel Müdürlüğünde daire başkanı olarak görev yapan Muzaffer Bayram ve İç Denetim Başkanlığında görevli Nevzat Karababa getirildi.
HSYK bu görevlendirmeyi, "'Teknik bir görev olan Genel Sekreter yardımcılıklarına da, verilecek görevlerin niteliği dikkate alınarak, çalışmaların kesintiye uğramaması amacıyla personel, ceza işleri, idari ve mali işler gibi alanlarda uzun süre görev yapmış, tecrübe sahibi isimlerin seçilmesine özen gösterilmesi" olarak savundu.

Hâkim ve savcılarla ilgili teftiş görevi de HSYK'ye verilmişti. Yeni oluşturulan HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın başına, 1988 yılından itibaren Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda müfettiş ve başmüfettiş olarak çalışan, 29 Ocak 2002 tarihinden itibaren de Teftiş Kurulu başkanlığını yürüten Ahmet Can geldi. Başkan yardımcıları ise başmüfettiş olarak görev yapan Selim Yddız ve Oktay Acu oldu. Bu görevlendirmelerle ne oldu? Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu tabelası yerine HSYK Teftiş Kurulu yazıldı denilse yeridir...

Bak Sen Şu Kaderin İşine!

İdari görevlendirmelere de baktıktan sonra, asıl konumuz olan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün atamalarında belirleyici olan faktörleri görebilmek için seçilen üyelerin geçmişleri üzerindeki perdeyi biraz aralayalım.
İlk önce Abdullah Gül'ün atadığı, hemşerisi, Kayseri Barosu Başkanı Ali Aydın'ı tanıyalım.

Aydın, atama kararının Resmi Gazete'de yayınlandığı gün, Kayseri'de meslektaşlarıyla vedalaşmak için bir toplantı düzenledi. Meslektaşlarıyla bir büyükleri olarak, hayattan öğrendiklerini paylaştı. Aydına göre, "Önceden yapılan planlamaların faydası olmaz, da, kaderin insanı nereye götüreceği" ise hiç belli olmazdı!

Avukatlar yalnızca mesleklerine ve meslektaşlarına karşı sorumlu olamazdı, gelecek nesillere bırakılacak tarihi bir sorumlulukları da vardı.

Bunların yapılmaması halinde olacakları Ali Aydın'dan dinleyelim:

Avukatlar olarak biz bu sorumluluğu yerine getirmediğimiz taktirde, hem bu nesil hem de gelecek nesiller bunun hesabını bizden tek tek soracaklardır. Avukat, sadece kendi rızkıyla meşgul olan kişi değildir. Para kazanan, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba, daha lüks hayat standardı (peşinde olan) kişi değildir. Avukat, aç da kalsa ekmeksiz de, işsiz de kalsa avukattır. Kutsal savunma mesleğini ifa eden, onu savunan, mazlumun yanında yer almayı kendisine meslek edinen kişidir. Avukatın olmadığı yerde adalet olmaz. Savunmanın olmadığı yerde, beklenen adil karar bile yargısız infazdır. Savunmayı temsil eden sizlerin bu taşıdığı onurlu görev, aynı zamanda size çok büyük bir tarihi misyon da veriyor.

Bir soluklandıktan sonra Ali Aydın'ın konuşmasını dinlemeyi sürdürelim:

Siz isterseniz vatandaşı devletine küs, devleti vatandaşa düşman haline getirebilirsiniz. İsterseniz çabanızla, fedakârlığınızla hakkın, hakikatin yerini bulması noktasında göstereceğiniz gayretle de toplumsal barışı, düzeni, ahengi yerine getirebilirsiniz. Bunları, hiç-bir hâkim ve savcı için ifade etmiyorum. Bugünkü hukuk sisteminde, bizim savcı arkadaşlarımızın böyle bir adalet kaygısı yoktur. Hâkim arkadaşlarımızın, sıkıştırılmış oldukları Yargıtay baskısı içerisinde kendi vicdanlarına aykırı da gelse adil olanı arama kaygıları maalesef yeterince yoktur. Hukukun, içtihadın, yargının, örfün, adetin yetmediği yerde vicdanın sesi olan avukatlar, mutlaka adaletin gerçekleşmesi noktasında bir çözüm bulması gereken insanlardır. Arkaya dönüp baktığımda, bir avukatlık kariyerinden geldiğimi, bir avukat olduğumu hiçbir zaman unutmayacağım.

İnsanların geldikleri yerleri, geçmişlerini unutmamaları ne büyük bir inceliktir günümüz yaşamında. Zaten Ali Aydın'ın geçmişini de ileriki sayfalarda ayrıca irdeleyeceğiz!

Sayenizde HSYK Olmuş

Ali Aydın'ın Kayseri'deki veda töreni sırasındaki ilginç ve dikkat çekici bir konuşma, yerel televizyon kanalı Kay-TV'nin kameralarına takıldı. Kayseri Barosu avukatlarından Vedat Özcan, AKP İl Başkan Yardımcısı Levent Büyükkeçeci'yle yaptığı ikili konuşmada, "Hayırlı olsun. Ali Aydının HSYK üyeliğine seçilmesine sevindik. Sayenizde olmuş," eliyor. AKP İl Başkan Yardımcısı Levent Büyükkeçeci de "Referandumdan evet çıkmasa bunlar olmayacaktı," diye karşılık veriyor.

Halkoylamasında evet çıkması için Ali Aydın da yoğun bir çalışma temposuna girişmişti. Aydın, referandum kampanyasında MU-SİAD ve GESİAD gibi demokratik kitle örgütleriyle birlikte Kayseri Barosu olarak 12 Eylül'de yapılacak halkoylaması için "evet" kampanyasının ateşli savunuculuğunu üstlendi. Bu üstün çabaları AKP tarafından da takdirle karşılanmıştı. Öyle ki, AKP Kayseri İl Örgütü tarafından Ali Aydın'a özel teşekkür mektubu gönderildi!

AKP Kayseri İl Başkanı Ömer Dengiz'in imzasını taşıyan 2010/38-0102 sayılı ve 17/09/2010 tarihli mektupla Kayseri Baro başkanı sıfatıyla Ali Aydın'a teşekkür etti.

Birlikte mektubun amacını ve Aydın'a teşekkürün nedenini okuyalım:

Resim
HSYK üyesi Ali Aydına, referanduma katkısından dolayı AKP'nin gönderdiği teşekkür mektubu.

Sayın Ali Aydın - Kayseri Baro Başkanı

Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine yönelik değişiklik paketi Türkiye çapında yüzde 78 gibi büyük bir katılım oranıyla gerçekleşerek, yüzde 58 oranıyla kabul edilmiştir. Bu başarı, ortak çalışmaların neticesi olarak şehrimizde yüzde 86 katılım oranı ve yüzde 73 gibi büyük bir kabul oranıyla sandığa yansımıştır. Kayseri'de ulaşılan bu sonucun en büyük mimarları hiçbir siyasi kaygı gözetmeksizin emeklerini esirgemeden çalışan sizlersiniz.
Milletimizin demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler konusundaki talebi bir kez daha sandığa yansımıştır. Milletimiz, darbelere, darbecilere ve darbe anlayışına karşı çıkarak demokrasiye güç vermiştir. Milletimiz üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü talebini bir kez daha güçlü bir şekilde göstermiştir.

Bu bağlamda; 12 Eylül'de gerçekleştirilen referandum sürecinde milletimizin menfaatini içeren bu tarihi değişiklikte desteklerini ve emeklerini esirgemeyen, başta şahsınız olmak üzere bütün üyelerinize teşekkür eder, aydınlık Türkiye'nin geleceği için verdiğiniz özverili çalışmalardan dolayı tebrik ederim. Bu duygu ve düşüncelerle çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Selamlarımla.
Ömer Dengiz AK Parti Kayseri 11 Başkanı.


Onca çabanın, uğraşın, emeğin karşılığıydı olanlar!

Rabbimizin Takdir Ettiği Kader

Ali Aydın, meslektaşlarıyla vedalaştıktan sonra, Ankara'ya geçmeden önce doğup büyüdüğü Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesi Ova-kent beldesine uğradı. Kendisi için orada düzenlenen törende de düşüncelerini, duygularını, yaşam deneyimlerini paylaştı.

Seçilmesini neye borçlu olduğunun bilincindeydi Aydın:

"Demokrasinin nimeti ve sonucu!"

Elbette başkentte de hemşerilerini en iyi şekilde temsil etmeye çalışacaktı.

Yalnızca küçük bir 'ama'sı vardı:

"Rabbimizin bizim için tayin ve takdir ettiği kader neyse, onu şüphesiz yaşamak zorundayız." Zaten Aydın "Her şeyin bir imtihan olduğunun açık bilinci içerisindeydi."

HSYK bu "imtihan"m parçası olabilir miydi, yanıtını Ali Aydın'dan dinliyoruz:

Makamlar, mevkiler, avukatlık, baro başkanlığı, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği hepsi birer imtihan, ama asıl imtihan bugün, bu akşam burada yaşanıyor. İnşallah bu sevgiye, bu muhabbete, bu kucaklamaya karşı mahcup olmayız. Evimden ayrılır gibiyim, ama sizlerle birlikte olmaya devam edeceğim. Ankara'da da bir kardeşiniz var. Ankara'da bir açık kapınız var, eviniz var. Bu topraklara kan ve can borcumuz vardır.
Ali Aydın da bu borcu ödemek için elinden geleni ardına koymayacaktı.

Bir de kaygısı, korkusu vardı; onu da hemşerileriyle paylaştı:

Rabbim hiç kimseyi yüklendiği görevden mahcup etmesin ama şu bir gerçek ki bir insanı dünyanın en yüksek makamına getirseniz tek başına yapabileceği bir şey yok. Sizin destek ve dualarınızla bizim altından kalkamayacağımız hiçbir yükün olmadığını düşünüyorum.
Ali Aydın bu anlamlı konuşmasının ardından hemşerileri tarafından törenle yeni görevi için Ankara'ya uğurlandı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, isim vermedi ama Ali Aydın'ın HSYK üyeli ği için nasıl bir özveride bulunduğunun bilinmesini istedi:

"Ben bu HSYK'ye bir avukat baro başkanı atadım. Avukatlara da atarken hakin bürolarınızı kapatacaksınız, ortaklık şeklinde dahi olsa bu işe devam etmeyeceksiniz' dedim. Bu büyük bir fedakârlık. Bir avukatlık bürosunun müşteri bağlantılarını kaybetmesi ne demek?" (Vatan, 8 Kasım 2010)
Ülkeye hizmet için cumhurbaşkanının bakış açısıyla müşterilerini bile feda eden Ali Aydın, Mazlum-Der Kayseri şube başkanlığı ve genel başkan yardımcılığı görevlerini de üstlenmişti. Mazlum-Der'in türban eylemlerinde yer alan etkin derneklerden olduğu biliniyordu. Ali Aydın'ın bu eylemlerin ön saflarında elinde pankartlarla açıklama yapmışlığı bile vardı.

Kayseri'de yerel yayın yapan Kay-TV ve Kayseri Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Recep Bulut, Ali Aydın ile ilgili bir başka önemli olayı ortaya koyup o günleri hatırlattı. Bulutun hatırladığına göre, üniversite önünde böylesi bir eylem sırasında polisle karşı karşıya gelmiş ve Ali Aydın polise karşı koymaktan davalık bile olmuştu.

Şimdi gelin, HSYK üyeliğine seçilen Ali Aydın'ın sanığı olduğu dosyaya bir göz atalım. Olay 14 Mart 2008 tarihinde Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi girişinde yaşanır. Mühendislik Fakültesi giriş kapışma gelen bir grup öğrenci, türbanlı olarak fakülteye girmek istediklerini söyler. Güvenlik görevlilerinin, türbanlı olarak fakülteye girmelerinin yasa ve yönetmeliklere aykırı olduğunu söylemeleri üzerine, olay yerine gelen Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Barosu Başkanı Ali Aydın, Mazlum-Der Kayseri Şubesi Başkanı Ahmet Taş ve Kayseri Barosu avukatlarından Emine Özdere, hazırladıkları tutanağı, Güvenlik Âmiri Hacı Mortaş, Güvenlik Şefi Hüseyin Özcan, güvenlik görevlileri Mustafa Aydın, Mahmut Hadi Demirtaş, Hüseyin Altun ve Ahmet Açıkgöze imzalatmak isterler.

Güvenlik görevlileri, böyle bir tutanağı imzalamalarının, mevcut yasa ve YÖK Kanunu'na göre mümkün olmadığını belirterek, eylemcilere eğitim ve öğretimi aksatmamaları için kapı önündeki eylemlerine son vermelerini söylerler. Bunun üzerine, güvenlik görevlileri ile öğrenciler ve Ali Aydın, Ahmet Taş arasında, sloganlar eşliğinde itiş kakış başlar. Bu sırada güvenlik görevlilerinden Ahmet Açıkgöz yaralanır. Polisin olay yerine gelmesi üzerine olay emniyete intikal eder.

Erciyes Üniversitesi Güvenlik Âmiri Hacı Mortaş, Güvenlik Şefi Hüseyin Özcan, güvenlik görevlileri Mustafa Aydın, Mahmut Hadi Demirtaş, Hüseyin Altun ve Ahmet Açıkgöz polise verdikleri ifadede, görev yapmalarının engellendiğini, kendilerine karşı zor kullanıldığını ve tehditlere maruz kaldıklarını söyleyerek Aydın'ın da aralarında bulunduğu kişiler hakkında davacı olduklarını kayda geçirtirler.

Resim
HSYK üyesi Ali Aydın, türban eyleminde.

HSYK Üyesi iddianamede

Bunun üzerine, Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Barosu Başkanı Ali Aydın, Mazlum-Der Kayseri Şubesi Başkanı Ahmet Taş ve Kayseri Barosu Avukatlarından Emine Özdere hakkında, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 3 Nisan 2008 günlü

2008/7956 soruşturma, 2008/3663 esas, 2008/2213 saydı iddianamesi ile Türk Ceza Yasası'nın 265/1, 43/1,53/1 maddeleri uyarınca "Kamu görevlilerine karşı, görevlerini yapmalarını engellemek suçu iddiasıyla zor ve tehdit ile direnmekten" kamu davası açıldı.

Aktif Değil Pasif Direnişçi!

3 Nisan 2008 tarihinde Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava jet hızıyla, 15 Aralık 2008 tarihinde, yani 9 ayda sonuçlandı. Mahkeme, sanıkların haklarındaki suçlamaları kabul etmedikleri, olay sırasında kamu görevlileri olan şikâyetçiler ve mağdurun yaralanmadıkları ve Türk Ceza Yasası'nın 265/1 maddesinde düzenlenen "Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullandığı" konusunda cezalandırılmalarına yeter kanıt olmadığı, pasif direnişin ise suçun oluşmasına yeterli olamayacağı gerekçesiyle, yüklenen suçtan beraatlarına karar verdi.

Ali Aydın'ın katıldığı Kayseri Pancar Kooperatifi'nde yaşanan olayları da Kayseri'nin nabzını tutan deneyimli gazeteci Recep Bulut'un yazısından okuyalım:

...Sonra Ali Aydın'ı Şeker Fabrikası ve Pancar Kooperatifi çekişmelerinde gördük... Hatta iki yıl önceki Pancar Kooperatifi Genel Kurulunda Divan başkanlığına talip oldu, seçilememişti... Hatta, Ali Aydın, Pancar Kooperatifi çekişmeleri nedeniyle çekişmelerde adı geçen müvekkilinin emniyette alman ifadesini henüz hazırlık aşamasında bir basın mensubuna verip yayınlattığı iddiasıyla Ağır Ceza'da yargılandı. İfadeyi yayınlayan Gazeteci Mahmut Tursun, savcılık ifadesinde bu ifade tutanağını Kayseri Barosu Başkanı Avukat Ali Aydın'dan aldığını belirtirken, Aydın'ın yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada basın mesleğinin kendisine tanıdığı hak gereği tanıklık yapmayacağını ve haber kaynağını açıklamak istemediğini söyleyince, Ali Aydın, davadan yırtmış oldu. Mahmut Tursun, savcıya verdiği ifadenin aynısını mahkemede de söylemiş olsaydı, Ali Aydın ne avukatlık yapabilecekti ne de elini-kolunu sallaya sallaya mahkeme salonundan çıkabilecekti...

Recep Bulut, www.odatv.com'daki yazısını, "Ali Aydını kutluyorum, geçen yıl Pancar Kooperatifi'nin Divan başkanlığına seçilemedi, ama HSYK üyeliğine seçildi... Sayın Aydın, pancar çiftçimizi Divan 'da temsil etme şansı verilmedi ama HSYK'de hâkim ve savcılarımızın hakkını ve hukukunu en iyi temsil edeceğine can-ı gönülden inanıyor, vazifende üstün başarılar diliyorum," diye bitirmişti.

Bir önceki yıl Pancar Kooperatifi Genel Kurulunda Divan başkanlığına seçilemeyen Aydın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından HSYK üyesi seçilmişti!

Hatırlayalım, Aydın, hemşerileriyle vedalaşırken ne demişti:

"Rabbimizin bizim için tayin ve takdir ettiği kader neyse onu şüphesiz yaşamak zorundayız'." Öyle ya, bu yaşananlar "kader"den başka neyle açıklanabilirdi ki!

Resim
Başbakan Erdoğan'ın da sanığı olduğu Akbilyolsuzluğuna ilişkin hazırlanan ve HSYK üyesi Ahmet Gökcen'in de Doç. Dr. olarak imzasını taşıyan rapor.

Erdoğan'ın Bilirkişisi

Abdullah Gül'ün atadığı bir diğer üye ise, Prof. Dr. Ahmet Gökçen idi. Gül'ün seçtiği iki profesör üyeden biri olan Gökcen'in adı, ilk olarak Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da sanığı olduğu İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı dönemindeki AKBİL yolsuzluğu davasında bilirkişi olarak duyulmuştu.
Gökçen, Fransa'ya sığınan Cem Uzan ile babası Kemal, kardeşleri Murat Hakan Uzan ve Ayşegül Uzan'ın da aralarında bulunduğu 33 sanıklı İmar Bank offshore davasında bilirkişi heyetinde de yer almıştı.

İlk önce Tayyip Erdoğan'ın da sanığı olduğu dosyayı inceleyelim.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da aralarında yer aldığı 37 sanıkla ilgili düzenlenen bilirkişi raporunda, Doç. Dr. Adem Sözüer, Yrd. Doç. Dr. Elif Karslıgil Yavuz, Hamit Öztürk ile birlikte Doç. Dr. Ahmet Gökcen'in imzası vardı. Üsküdar İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan, 6 Ekim 2003 tarihli bilirkişi raporundaki, suçlama, "zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik ve cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak"tı.

Heyetin vardığı sonuçlar pek çok yönden irdelendi:

...AKBİL sisteminin suiistimale açık yönlerinden yararlanarak ve elle yapılan müdahalelerle sanıkların BELBİM ve diğer kuruluşlara ait paraları kendilerinin veya başkalarının menfaatine kullanıp kullanmadıklarını tespit etmek, dosya ve eklerindeki mevcut verilerle teknik olarak mümkün olamamaktadır. Bu durum karşısında bilirkişi heyetimizin tespitle görevlendirildiği ve Belbim ile diğer kuruluşlara ait paralan sanıkların kendileri veya başkaları lehine aktardıkları hususu kuşkulu kalmaktadır. Kuşku durumunda ise hukuki durumun tayini, münhasıran sayın mahkemenin takdir ve yetkisine aittir.

Gökçen, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren Türk Ceza Yasası'nın da mimarlarındandı. O dönemde doçent olan Ahmet Gökçen, "TCK Tasarısı Alt Komisyon uzman danışmanı" olarak görev yaptı. Diğer bilirkişi Doç. Dr. Adem Sözüer de Gökçen gibi hem TCK hem CMK tasarısını hazırlayan ekipte yer almışlardı. Bir parantez açalım; bilirkişi heyetindeki Prof. Dr. Sözüer de YÖK tarafından 2009 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olarak atandı.

Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Aralık 2003 tarihinde sanıklardan Recep Tayyip Erdoğan, Mustafa Açıkalın, Mikail Arslan, İdris Naim Şahin'in milletvekili seçilmeleri nedeniyle dosyalarını ayırarak dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke düzenledi. Erdoğan'ın dosyası, dokunulmazlığı nedeniyle halen Meclis'te bekliyor...

Ahmet Gökçen, İmar Bank offshore davasının bilirkişi heyetinde de yer almıştı. Emekli Bankalar Başmurakıbı Yeminli Mali Müşavir Mehmet Lütfi Toker ve Emekli Ziraat Bankası Başmüfettişi Mehmet Sabahi Yulukar ve o dönemde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Hukuku Anabilim dalında görev yapan Prof. Dr. Ahmet Gökçen tarafından hazırlanmıştı.

Yetmiş iki sayfalık raporda, İmar Bankası'nda işlenen tüm suçların Uzan soyadlı şüphelilerin emir, talimat ve kontrolü altında işlendiği, banka eksenli hiçbir suç ve eylemin Kemal Uzan ve yakınlarının bilgisi haricinde işlenmesinin mümkün olmadığı belirtildi.

Cem Uzan'ın avukatları da, Prof. Dr. Ahmet Gökçen, emekli banka müfettişi Sabahi Yulukar ve emekli başmurakıp Mehmet Lütfi Toker hakkında, "Gerçeğe aykırı bilirkişilik yaptıkları ve görevi kötüye kullandıkları" iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi olan Prof. Gökçen, anayasa değişikliğinin 12 Eylül'e yargı yolunu açtığı görüşünü savunmuştu. Gökcen'e göre suçun işlendiği tarih olarak darbeden sonra ilk seçimlerin yapıldığı Kasım 1983 kabul edilirse zaman aşımı süresi 2013 Kasım ayına kadar uzuyordu. 12 Eylül referandumunun üzerinden aylar geçtikten, Gökçen de HSYK üyesi olduktan sonra da, bırakınız darbecilerin yargılanmasını, soruşturması bile yapılamamıştı.

HSYK Üyesi Kimin Avukatı?

Prof. Dr. Ahmet Gökçen, aynı zamanda avukatlık da yapmaktaydı. Onun içindir ki, Gökcen'in avukatlığını üstlendiği bir dosyaya özel olarak büyüteç tutmalıyız.

Biraz gerilere gidelim. 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi Genel Merkezi, Ergenekon soruşturması kapsamında basılmış ve saatlerce aranmıştı. Bu eylem o günkü koşullarda olağandı!

İP yönetimi, genel merkezde yapılan aramanın usulsüz olduğu gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Memur Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Abbas Özden, konuya ilişkin başlattığı soruşturma kapsamında, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden arama kararlarını ve kamera görüntülerini istedi. Aramaya katılan polislerin ifadelerini alan Savcı Özden, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı'ndaki uzmanlardan rapor talep etti.

Prof. Dr. Muharrem Özen ile Yrd. Doç. Dr. Devrim Güngör tarafından hazırlanan raporda, aramaların CMK'nin 250. Maddesi'ne aykırı yapıldığına dikkat çekilerek şöyle denildi:

Arama ve el koyma kararında, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılabileceği ve bunlara el konulabileceği belirtilmediği halde bu şekilde uygulama yapılması yasaya aykırıdır. Aramanın gece yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı halde, gece arama yapılması yasaya aykırıdır.

Aramanın yapıldığı 5 katlı binanın her katında, her odasında parti yetkililerinin avukatlarıyla birlikte hazır bulunmasının engellenmesi yasaya aykırıdır. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in aramaya başlanırken gözaltına alınıp götürülmesi, aramanın kendisinin huzurunda yapılmaması yasaya aykırıdır.

El konulan eşyalara, CD ve benzerlerine aramada hazır bulunan parti yetkililerinin imzalarının alınmaması ya da mühürlerinin basılmamış olması da yasaya aykırıdır.

Arama yapılan yer, İstanbul C. Başsavcılığının nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında kalmaktadır. Somut olayda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Ankara'da bulunan parti genel merkezinde yapılacak arama için Ankara'da görev yapan Cumhuriyet savcısı aracılığıyla CMK 250. Maddeye giren işlerle görevlendirilmiş Ankara Ağır Ceza Mahkemesi üyesinden talepte bulunması gerekirken, böyle yapılmayarak yasaya aykırı arama kararı verilmiştir.

Yasaya Aykırı Ama Suç Yok

Ankara Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden de soruşturma sonucunda aramaya katılan 10 polis hakkında "görevi kötüye kullanmak" suçundan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Savcı Özden, iddianamede, delillerin usulsüz elde edildiğine, yasalara aykırı davranıldığına yer verdi.

Dava, Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. 25 Kasım 2010 tarihinde yapın karar duruşmasına katılan tek sanık polis Yaşar Çor, "biz emirleri yerine getirdik" dedi. Yargıç İsmail Tiryaki, aranan her odada, aranacak yerlerin sahibi veya avukatlarının hazır bulundurulmadığını, Doğu Perinçek'in arama sırasında aranan yerlerde hazır edilmeyerek, emniyete götürüldüğünü belirterek, el konulan eşyaların sahiplerince mühürlenip imzalanması gerektiği halde, bu hususun kişilere hatırlatıldığına dair ifadelerde ve arama tutanağı içinde kayıt olmadığını vurguladı. Tiryaki, "Bilgisayar ve bilgisayar hafızalarına el konulmasının yasalara aykırı olduğu anlaşılmış ise de sanıkların bu eylemleri görevi kötüye kullanma kastı ile işledikleri hususunda somut kanıt olmadığı, sanıkların görevlerini yaptıkları düşüncesi ile bu eylemleri yaptıkları" görüşüyle bera-atlarına karar verdi. Yani yapılan kanuna aykırı, ama suç oluşmamış çelişkisi ortaya çıktı.

Hem HSYK Üyesi Hem Avukat

Buraya kadar anlattığımız bölüm, bir dava ve onun sonucuna ilişkindi.

Bizi ilgilendiren boyutu sanık polislerin avukatının kim olduğuydu:

Prof. Dr. Ahmet Gökçen!

Görcen bir hukukçu olarak elbette görevi yapabilirdi. Ancak, burada bir sorun vardı. Hatırlatalım, Ahmet Gökçen, 22 Ekim 2010 tarihinde HSYK üyeliğine seçildi. Gökçen, HSYK üyeliğine seçilmesine karşın, "resmi olarak" polisleri savunmayı sürdürdü.

Resmi kayıtlara göre, Ahmet Gökçen, hem HSYK üyesi, hem de polislerin avukatı olarak görünüyordu. Taa ki az önce anlattığımız beraat kararının verildiği 25 Kasım'dan bir gün öncesine kadar. Ahmet Gökçen, karar duruşmasından yalnızca bir gün önce, 24 Kasım tarihinde mahkemeye dilekçe vererek, HSYK üyeliğine seçildiği gerekçesiyle sanıkların avukatlığından çekildiğini bildirdi! Gökcen'in üye seçildikten sonra bir ay boyunca avukatlığı sürdürmüş olması da, karar duruşmasından bir gün önce avukatlıktan çekilmesi de dikkat çekiciydi.

İP, Ahmet Gökcen'in 22 Ekim'de üyeliğe seçilmesine karşın 24 Kasım'a kadar neden beklediği sorusunun yanıtını istedi. İP, Gökcen'in karardan bir gün öncesine kadar dosyadan vekâletini çekmemiş olmasının, yargılamayı etkilediği iddiasındaydı.

Yanlış Anlaşılmasın, Dilekçe Verdim

Ahmet Gökçen ise yargılamayı etkileme iddialarını reddetti.

Anayasaya göre avukatlık görevinin HSYK üyeliğine seçildiği 22 Ekim tarihinde sona erdiğini ileri süren Gökçen, kendisini ve durumu şöyle savundu:

Orada (yasada) HSYK üyelerinin başka bir görevde bulunamayacağı yazılıdır. Çekilmeye ilişkin dilekçe verilmesi gibi bir gereklilik yok. Ancak bu hususu zapta geçirmek, ileride yanlış anlamaya neden olmasın, çekildiğimiz mahkemenin gözünden kaçmasın, dosyada ileride spekülasyon olmasın diye dilekçe verdim. Çünkü , yarın bu dosyanın Yargıtay aşaması var. Dilekçe vermeseydim denilecekti ki, HSYK üyesinin vekâleti var. Dilekçe vermem mahkeme üzerinde baskı oluşturduğu anlamına gelmez. Zorunluluk olmamasına rağmen etik olarak bunu yaptım. Zaten duruşmalara girmiş değilim. Arkadaşlar, yarın sizin duruşmanız var, dediler. Ben de dilekçe hazırlatıp gönderdim.

Prof. Dr. Ahmet Gökcen'e bakarsanız, 25 Kasım'da karar verileceğini bilmiyordu. Onun için burada "herhangi bir kasıt ve art niyet" de yoktu.
Bir hatırlatma yapalım, bu davanın iddianamesini düzenleyen ve HSYK üyeliği için de aday olan ve onlarca bürokrat soruşturmasını yapan Abbas Özden, yeni HSYK’nın atadığı Ankara Başsavcısı Et-hem Kuriş tarafından pasif görev olarak bilinen infaz savcılığında görevlendirilmişti. Kuriş, Ankara Adliyesi'ndeki 150 savcıdan, aralarında Özden'in de bulunduğu 120 kişinin görev alanlarının değiştirilmesinin "işbölümü" olduğuna inanılmasını istemişti.

Gül'ün seçtiği ikinci profesör üye ise, Bülent Çiçekli. Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Çiçekli, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde 2002 yılından itibaren Türkiye'yle ilgili verilen tüm kararların ve diğer ülkelerle ilgili verilen yeni içtihat oluşturan kararların Türkçe tercümelerinin yer aldığı, Polis Akademisi'nce yayınlanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları dergisinin 2002 yılından itibaren editörlüğünü yürüttü. Çiçekli, insan hakları, yabancılar hukuku ve sınır yönetimi alanlarında çalışmalar yaptı.

AKP'nin Eşbaşkanı Gibi

Dönemin Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, partisinin 26 Ekim'deki Genel İdare Kurulu toplantısı öncesinde, anayasa değişikliğine "hayır" demelerinde ne kadar haklı olduklarının ortaya çıktığına, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) çoğunlukla bürokratların eline geçtiğine dikkat çekti.

Abdullah Gül'ün tarafsız bir cumhurbaşkanı olmadığından emin olan Cindoruk, Gül'ün tarafgirliğini şöyle anlattı:

Sayın Abdullah Gül, çok önemli ölçüde taraf. Her tayininde, her kararında AK Parti çıkarlarını düşünüyor, AK Parti'nin eşbaşkanı gibi... AK Parti bazı tayinleri kendi yapıyor, bazı tayinleri veya bazı tayinlere benzer karışık işlerini sayın Gül'e yaptırıyor. Ben Gül'e bir haksızlık etmek istemiyorum, ama Kayseri eşrafından 2 kişiyi daha koydu. Türkiye'de fevkalade önemli olan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olmanın koşulları var. Buna hemşerilik gayretlerini katamazsınız, çok objektif olacaksınız. Üstelik tayin ettikleriniz de iktidar partisine yakın kişiler ise, ortada gerçekten çok önemli ölçüde Abdullah Gül için isabetsiz kararlar veren bir cumhurbaşkanı izlenimi var. HSYK başkan vekilliğine Adalet Akademisinden birisini tayin ettiler. Ben bu akademiyi biliyorum da bilmiyorum. Türkiye Adalet Akademisi varsa, o zaman Mehmet Haberal, Tuncay Özkan, Mustafa Balbay niye bir hapishanede, bir toplama kampındalar? Türkiye'de bu akademi varsa bu işleri düzeltme, bu haksızlıkları durdurma gücü olmalıydı, ama gözüküyor ki, bu akademinin adı var etkisi yok.

"HSYK, hükümete, başbakana bağlı bir hakanlık haline gelmiştir" diyen Cindoruk, "Buradan çıkacak sonuçları şimdiden söyleyebiliriz. Çok kapsamlı hâkim ve savcı tayini yapacaklar. O tayinler sonucunda da kendileri için çok önemli olan ağır ceza mahkemelerine, savcılıklara yetenekli değil ama kendileri için yeterli adaylar seçtireceklerdir" iddiasında bulundu. Aradan geçen zaman gösterdi ki, Cindoruk'un bu öngörüsü bir iddia olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise kendisinin Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeliklerine yaptığı atamalar nedeniyle eleştirilmesini "haksızlık" olarak nitelendirirken, şunları söyledi:

Tek yanlı bakıyorlar. Yeteri kadar da bilgilenmeden değerlendirme yapıyorlar. Bu konuda bana haksızlık yapılıyor. Kalifikasyonları, tahsilleri, onlara bakalım. Oraya koyduğumuz iki üye, yurtdışında doktora yapmış, her bakımdan katkısı olacak kişiler... Önemli olan; atadığınız kişi orada partizanlık mı yapacak, bağımsız, dürüst, objektif kararlara mı hükmedecek. Tüm atadığım adaylara çok dikkat ediyorum. Ben hiç kimsenin eşi, hanımını takip etmiyorum. Siyasete bulaşıp bulaşmadıklarına bakıyorum. Herhangi bir partiden aday olanları çok değerli bile olsalar atamıyorum. HSYK'de Ali Suat Ertosun'u ben atadım mesela. Bunun değerlendirmesi yapılmadı. Suna Hanım vardı, onu da ben atadım. O zaman niye konuşmadılar?

Cumhurbaşkanının Atama Sırrı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazetecilerle sohbeti sırasında o güne kadar bilinmeyen bir çalışma sırrını, "Atamalarda çok zorlanıyoruz.. İşin ehli bir isim atamak istiyoruz; ama bakıyoruz. Google'da hakkında haber çıkmış. Araştırıyoruz haber iftira; ama duruyor. Bu kullanılabilir diye atamayı yapamıyoruz" sözleriyle açık etti!

Diğer atamalar bilinmez ama HSYK üyeliğine atadığı Ahmet Gökcen'in Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde sanık olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyor!
Cumhuriyet Savcısı Pircan Barut Emre tarafından düzenlenen 18 Ağustos 2010 tarihli iddianamede, Ahmet Gökçen "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" suçunun sanığı! Şikâyetçi İlhan Cihaner, aşağılama suçunun mağdurları da Yargıtay 11. Ceza Dairesi başkan ve üyeleri.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir