Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yok Edilmesi Kaçınılmaz Kurul

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yok Edilmesi Kaçınılmaz Kurul

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 00:38

YOK EDİLMESİ KAÇINILMAZ KURUL

Türkiye'nin en çok tartışılan, aldığı kararlar, yaptığı atamalar nedeniyle kızılca kıyametlerin kopmasına yol açan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, hukuk yaşantısına 1961 Anayasasındaki Yüksek Hâkimler Kurulu adıyla girdi. 12 Eylül darbe döneminde ise savcılar da Kurul'a dahil edilerek, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na dönüştü.

İktidarların Vazgeçmedikleri

Siyasi otoritenin, yani iktidarın Adalet bakanı, Kurul'un başkanlığını yapmaktaydı. O nedenledir ki, Kurul'un yapısına ilişkin tartışmaların odağına hep, iktidarın üyesi olan Adalet bakanının Kurul'a başkanlık etmesi otururdu. Çünkü hemen hemen tüm eğilim temsilcileri, Kurul'da Adalet bakanının başkanlıktan, emrindeki Adalet Bakanlığı müsteşarının da doğal üye olmaktan çıkmasının şart olduğunu yıllarca dillendirdiler.

Kurul'un siyasiler açısından vazgeçilmezliğinin ve yargı sistemindeki yerini anlayabilmemiz için HSYK’nın 12 Eylül 2010 tarihine kadar yerine getirdiği görevlerine bakmamız gerekir.

Anayasayla çerçevelenmiş bu yetkiler şöyle sıralanıyor:

• Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçmek.
• Adalet Bakanlığı'nın, bir mahkemenin veya bir hâkim veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlamak.
• Hâkim ve savcıların; Mesleğe kabul etme, Atama ve nakletme, Geçici yetki verme, Her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma, Kadro dağıtma, Meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, Disiplin cezası verme, Görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak.

Her bir görevi birbirinden önemli hiç kuşkusuz. Ancak, demokratik bir hukuk devletinin olmazsa olmazı olan işleyen bir yargı açısından, hele hele yüksek yargı açısından kritik bir öneme sahip. Çünkü hem Yargıtay hem de Danıştay'a üye seçmek Kurul'un en önemli görevlerinden.

Anayasa'nın 154. maddesine göre Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından, HSYK tarafından üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçiliyordu. Anayasanın 155. maddesi uyarınca da Danıştay üyelerinin dörtte üçü, birinci sınıf idari yargı hâkim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından, HSYK; dörtte biri de nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından cumhurbaşkanı tarafından bu göreve getiriliyordu.

HSYK, adli ve idari yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapıyor. Öyle ki, Kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamıyor.

Bir anlamda Kurul, yargıyı var etmekteydi... Böylesi kritik görevi üstlenen Kurul'u elinde bulunduran "birgüç", aynı zamanda yargıyı istediği biçimde "şekillendirme" olanağını da bulabilmekteydi.

12 Eylül 2010 tarihindeki halkoylamasından önceki anayasaya göre, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 7 üyeden oluşuyordu. Adalet bakanı Kurul'un başkanı, Adalet Bakanlığı müsteşarı doğal üye, üyelerden üçü Yargıtay, ikisi de Danıştay üyeleri arasından seçiliyordu. Bu yapının sürdüğü yıllarda iktidar sahipleri, Adalet bakanı ve müsteşarının Kurul'dan çıkması yönündeki önerilere hep "5'e karşı 2 oyun ne hükmü olabilir ki" kurnazlığıyla bir yaklaşım sergi-lemişlerdi. Oysa burada doğrudan doğruya, bile isteye bir aldatmaca, akıl karıştırmaca, göz boyamaca vardı.

Bul Yolunu, Al Kurul'u

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası uyarınca, Adalet bakanının katılmadığı toplantılara Kurul'un yargı kökenli kıdemli yedek üyesi girebiliyordu. Ancak, Adalet Bakanlığı müsteşarı toplantıya katılmazsa, yasaya göre Kurul toplanamıyordu bile!

Adalet bakanının "emrindeki" müsteşarın masadan kalkması, Kurul'un çalışamaması ve karar alamaması sonucunu doğuruyordu. Yasanın "bu boşluğunun" nasıl kullanıldığını, iktidarın işine gelmediği durumlarda müsteşarın Kurul toplantısından çıkarak süreci nasıl "kilitleyebildiğiniz" örneklerini de ilerleyen sayfalarda yeri geldikçe irdeleyeceğiz.

Şemdinli'nin Rövanşı

Demokrasinin yerli yerine oturtulamadığı, demokrasi kültürünün sindirilip bir yaşam biçimine dönüştürülemediği Türkiye'de, yargının ve onun üst yapılanması sayabileceğimiz HSYK’nın hedef alınmasında hiç kuşkusuz Kurul'un aldığı kimi kararların tetikleyici etki yarattığının kabul edilmesi gerekir. Avrupa raporlarına da yansıyan, Türkiye'de de Kurul'a yönelik sert eleştirilerin merkezinde yer alan en önemli örnek, Genelkurmay Başkanlığı'nın Adalet Bakanlığı'na yaptığı suç duyurusunun ardından yaşanan ve Savcı Ferhat Sarıkaya'nın meslekten ihracıyla "tamamlanan" süreçti.

Hatırlamakta yarar var:

9 Kasım 2005'te Hakkâri'nin Şemdinli ilçesindeki eski PKK hükümlüsü olan Seferi Yılmaz'a ait Umut Kitabevi'nin bombalanması olayına ilişkin Şemdinli iddianamesini hazırlayan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın iddianamesinde, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın da suçlanmış olması üzerine Cemil Çiçek'in Adalet Bakanlığı döneminde, savcı hakkında soruşturma başlatıldı. Müfettişler tarafından düzenlenen rapor, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne sunuldu. Genel müdürlüğün müfettişlik raporunu havale ettiği HSYK; Sarıkaya'nın durumunu görüşerek, kendisini, 1 'e karşı 6 üyenin oyuyla meslekten ihraç etmişti. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga, savcıya "kınama" cezası verilmesi yönünde oy kullandı. Kurul'un yargıç üyelerinden hiçbirisi daha sonraki dönemde yoklardı.

Mesleki İdam Cezası

Kuşku yok ki, savcının iddianamede kullandığı dil ve iddianamesinin kurgusu cezalandırmaya konu edilebilirdi. Ancak, hukuk mezunu bir kişinin avukatlık dahi yapamayacak kadar ağır bir cezayla cezalandırılması, mesleki idam anlamı taşımaktaydı. Elbette bu, Kurul'un verdiği ilk meslekten çıkartma cezası değildi, ama kırılma noktası olduğu, yıllar sonra yaşanacaklarla ortaya çıkacaktı.

Başbakan Tayyip Erdoğan da HSYK’nın yapısının değiştirilmesine gerekçe olarak hep vesayet döneminin sona ereceği savunmasını yapıyordu. Hareket noktalarında, yukarıda kısaca değindiğimiz Ferhat Sarıkaya olayında olduğu gibi, Kurul'un daha önceki kimi kararları etkili olmuştu. Gerçi anayasa değişikliğiyle birlikte, yeni bir vesayet döneminin başladığı çok geçmeden anlaşılacaktı

Kaynakça
Kitap: İlahi Adalet, Yargının Siyasallaşma Günlüğü
Yazar: İlhan Taşçı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir