Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İktidarın Bir Cevdet Paşa'sı Varmı?

Tarihi Açıdan Yeni HSYK – Bölüm 7

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İktidarın Bir Cevdet Paşa'sı Varmı?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:36

İktidarın Bir Cevdet Paşa'sı Varmı?
Tarihi Açıdan Yeni HSYK – Bölüm 7


Bir kez daha anlaşıldı ki iktidar, siyasal eylem ve işlemlerine uygun düşen ciddî bir hukuksal düşünce pratiğine, birikimine ve tecrübesine sahip değil. Toplumsal temsilinde ne kadar güçlü ve siyasal tutum alışlarında ne kadar kıvrak ise hukuksal meselelerde bir o kadar zayıf, hantal ve muhtaç duruyor. Anayasada ve anayasal bir değişiklik yapmak suretiyle, kültürel hallerden sadece ve sadece birine, yani türbana, beklenen özgürlüğü verdiğini ve ona kamusal alanda bir "hayat alanı" sunduğunu zannediyor. Oysa ortada olan tek şey; 82 Anayasasında yaptığı son bir değişiklikle kamu hizmeti alanlara ilişkin olarak bir "gerekçe" yazmak. Yani, parlamento, bu değişiklikle, idare ve yargı organlarına, hiçbir bağlayıcılığı olmayan bir "gerekçe"den daha fazla bir şey sunmuyor. Yeni bir hukuksal müessese getirmediği gibi değişiklik öncesi ile değişiklik sonrası arasındaki tek fark işte bu "gerekçe"dir. Muhafazakâr-demokrat olduğunu iddia eden bir iktidar için bu derece zayıf bir hukuksal pratiğe sahip olmak anlaşılır gibi değil.

Bu olayla bir kez daha idrak ediyoruz ki hukuksal müesseseler ile terakki (ilerleme) arasında güçlü bir ilişkinin kurulabilmesi için sağlam bir hukuksal altyapıya ve birikime ihtiyaç var. Ve tabiî ki bu birikimi içselleştirecek bir hukukçu kadrosuna. Tıpkı Osmanlı hukuk geleneğini ve siyasal müesseselerini "icabat-ı zamaniye" [zamanın gerekleri] ile birleştirme becerisi göstererek Osmanlı iktidarına yeni yollar açan büyük hukukçular Ebussuud Efendi ve Ahmet Cevdet Paşa gibi. Bugünün sorunu işte tam da bu. "Müessese" ile "terakki" arasındaki hukuksal bağların zayıf ve yetersiz biçimlerde kuruluşu çok ciddî bir hukuksal yetkinlik sorununa işaret ediyor. İktidar, siyasal eylemlerini bir türlü hukuksallaştıramıyor. Bunun "güç" meselesiyle ilgili olduğunu düşünmeye meyilli olsak da bu, bizim, hukuksal yetersizlikte yoğunlaşan sorunları görmemize engel değil.

Müessesenin Gücü

İktidarın yeni anayasa atılımındaki zayıflık, bizi, bir yandan, Cumhuriyetin hukuksal müesseseleri ve bugüne kadar biriktirilen hukuksal düşünce geleneğinin sağlamlığı, diğer yandan ise bu geleneğe karşı eleştirel hukuk düşüncesinin zayıflığı üzerinde düşünmeye zorlamalı. Çünkü iktidarın siyasal mağruriyeti ile hukuksal çaresizliği arasındaki gerilimini biz başka birçok olayda defalarca gördük. Örneğin emekli Yargıtay Başsavcısı Kanadoğlu'nun açtığı "367 tartışması" geleneğin güçlü vasıflarını tebarüs eden bir atılımdı. "367 meselesi'nde, eğer başka iktidar alanları işin içine karışmamış olsaydı, iktidarın siyasal konumlarını hukuksal bir alana aktarmaktaki yetersizliklerini kolaylıkla görebilecektik. Fakat bu mümkün olamadı. Bunu iyi bir misal olarak görmeyenler için Cumhuriyetin bu tür hukuksal meselelerdeki gücüne dair yakın zamanlardan bir başka misal daha verebilirim. Bundan yaklaşık 15 yıl kadar önce memur sendikalarının kuruluşu hususunda bugün pek de hatırlamadığımız bir tartışma yaşanmıştı. O günlerde Cumhuriyetin ikinci kuşak en güçlü temsilcilerinden Coşkun Kırca büyük bir sükûnet ve soğukkanlılıkla memur sendikası savunucularına mealen şöyle diyordu: "Memuriyet 'atama' suretiyle elde edilir. İşçi ise bir 'sözleşme' ile bağlıdır. 'Atama' suretiyle göreve gelenlerin sendika kurması mümkün değildir. Eğer memurlar sendika istiyorlarsa 'sözleşme' düzenine geçmelidirler." Geleneksel Cumhuriyet müesseselerinin güçlü savunucularından Kırca'nın bu karşı koyusu oldukça sağlam bir hukuk düşüncesine dayanıyordu. Fakat erken modern dönemlerin kurumsal varsayımlarını içeriyor ve çoktan aşılmış bir hukuk anlayışını sergiliyordu. Ancak o zamanlarda, Kırca'nın temsil ettiği "müessese"ye karşı hiç kimse ilerlemenin imkânlarını geliştirebilme becerisini gösteremedi. Hattâ, tıpkı bugünkü iktidarın yaşadığı gibi, böyle bir hukuksal dile nüfuz edebilme ve algılayabilirle imkânlarının dahi olmadığı çabuk anlaşıldı. Şimdi eğer bu ikinci örnek yeterli bulunduysa, artık şunu rahatlıkla söyleyelim. Tıpkı bugün Kanadoğlu'nun yaptığı gibi Kırca'da 15 yıl öncesinin siyasal meselesini devlet merkezi lehine güçlü bir biçimde yorumladı. Görmemiz gereken daha önemli sonuç ise şudur: Türkiye'de Cumhuriyet müesseseleri ile ona ait hukuksal pratikler, siyasal ilerleme heyecanları karşısında sanıldığından çok daha güçlüdür. Birçok olayda da görüldüğü üzere karşılarında siyasal meseleleri hukuksal olana tercüme edebilecek bir "Cevdet Paşa" veya bir "Ebussuud Efendi" bulunamamıştır. Oysa bu isimler, bugün ihtiyacımız olduğu gibi müesseselerin direnişine karşı koyabilen büyük ve öğretici hukukçulardı.

Terakkinin Gücü

Kanuni'nin Şeyhülislamı Ebussuud Efendi, Hanefi müesseseleri ile Osmanlı siyasal ihtiyaçları arasındaki hukuksal bağlantıyı sağlam biçimlerde kurma becerisini gösterdi. Toprak rejimi ve vergi sistemini tıkandığı noktalardan ileriye doğru taşıdı, Padişaha halife unvanını vererek ona seküler düzenlemelerini din içinden pekiştirme imkânı sağladı ve faiz karşılığı ödünç para veren vakıfları Hanefi geleneği ile uzlaştırdı. Bugün Ebussud'un fetvalarını kendilerince ilkel bulanlara bakmayın. Onun bu yaptıkları zamanının sorunlarına karşı güçlü hukuksal cevaplar taşıdığını göstermektedir. (Burada, bu parantez arasında sıradan laikçi taarruzlara karşı koyabilmek için bir ân Baskın Hocanın "her şey ne kadar kolay dili"ne ihtiyacım var. İşte devreye sokuyorum: Kardeşim, burada Osmanlı Şeyhülislamının adını görüp de hemen işte bunlar dinciydi. Gene yakaladık, bizi karanlık günlere götürecekler işte felan filan deme. O Osmanlı Şeyhülislamı, ama, sandığın gibi değil, seküler alanları büyüten bir hukukçuydu. Ve zamanının en büyük hukukçusuydu. Senin ondan öğreneceğin şey öncelikle sorunu çözme üslubudur. Daha fazla dayanamayacağım. Zaten derslerini almışlardır hocam, şıklara ayırıp anlatmamıza gerek kalmadı, ben devam edeyim.) Aynı hukuksal yetkinlik Cevdet Paşa için de geçerli. Cevdet Paşa'da geleneksel müesseselerin muhafazakâr yapılarını ilerlemenin imkânlarına çevirerek zamanın medeni kanununu ortaya çıkardı. Her iki büyük hukukçuya karşı geleneksel müesseselerin bir direnişi olsa da onların yetkinliği bu sorunların aşılmasında amil olmuştur. İşte büyük hukukçuları diğerlerinden ayıran şey budur: Müessesenin güç ve direnişinden ilerleme imkânları yaratmak. Yani zamanın çelişkilerine bir uyum ve ahenk kazandırmak. Bugünkü sorunlarda hatırlayacağımız budur.

Şimdi, baştaki soruya dönebiliriz. İktidarın, beklediğimiz hukuksal yetkinliğe sahip olmadığı son anayasal tasarruflarından anlaşıldı. Fakat bir başka soru ortaya çıkıyor. İktidarın sahip olamadığı şeye yüksek yargı organları; Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay sahip mi? Yani Cumhuriyetin bir Cevdet Paşası var mı? Bu sorunun olumlu cevaplanmasını umalım. Çünkü Türkiye'nin üniversitelerinde özgürlüğe ihtiyacı var!

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir