Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Modernleşmesinin Yeni Hüsranı "Kem" HSYK

Tarihi Açıdan Yeni HSYK – Bölüm 1

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türk Modernleşmesinin Yeni Hüsranı "Kem" HSYK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:32

Türk Modernleşmesinin Yeni Hüsranı "Kem" HSYK
Tarihi Açıdan Yeni HSYK – Bölüm 1


Türkiye'nin yakın dönem yargı, iktidar ve demokrasi tecrübesine ilişkin topu topu birkaç aylık bir zaman dilimini kapsayan 2010 HSYK seçim sürecine, bir kez de iki yüz yıllık modernleşme tarihimiz açısından baktığımızda ne görüyoruz? Yargının içine girdiği bu yeni dönemin tarihi geçmişimiz ile bağı nedir? Bu sorulara verilecek cevap, bugünlerde herkes tarafından sorulmaya başlanan "nereye gidiyoruz?" ve "demokrasiye yakınlaştık mı?" sorularına verilecek cevabı da belirleyecektir. Dolayısıyla, bu çalışmanın bütününde aktarmaya çalıştığımız süreçler, aslında sanıldığı gibi çok kısa bir "hikâye"yi barındırmamaktadır. Tersine, bir ucunu ülkemizin bu alanlara mahsus iki yüz yıllık siyasî tecrübelerine diğer ucunu da toplumsal ve siyasal geleceğimize bağlamadan bu kısacık demokrasi girişimini hakkıyla anlamamız mümkün olmaz. 2010 yılının Temmuz ayı ila Ekim ayı arasındaki kısacık bir "yargı ve iktidar" hikayesinin böyle bir tarihsel sorgulamaya da dâhil edilmesi gerekiyor.

Niyazi Berkes, "Türkiye'de Çağdaşlaşma" adlı kitabının girişinde, son 2 yüz yıllık sorunlarımızın tekrar ettiğini söylüyordu. Güncel sorunlarımızın tarihî kökenlerini anlamaya yönelen ciddî araştırmacıların, ülkemizdeki tarihî ilerleme iddialarına bir ölçüde şüpheyle bakmaları ve güncel pratiklerimizde hep bir geçmişin "tekrar"ını görmeleri boşuna değil.

Benzer bir tespiti, bu kez yargı üzerinden ve Berkes'ten 50 yıl sonra bile hâlâ yapıyor olmak bizi hüznün biraz daha ötesine taşımalıdır herhalde. Çünkü 2010 HSYK seçimleri Türkiye modernleşmesine dair tarihi bir kırılma heyecanı eşliğinde yaşandı. Fakat tarihin garip cilvesi, "yeni" olan bize bir "süreklilik" haliyle geldi. Yargı, 19. yüzyıl Osmanlısında bürokrasi üzerinden yeniden kurulmuştu. "Memur-hâkim"ler dönemi de Türkiye'de ilk olarak böylece başladı. Ulemanın sahip olduğu güçlü ve dayanıklı sosyal kökenleri bu yeni "memur-hâkim"lerde yoktu. Bu durum "memur-hâkim"lerin, kolaylıkla merkezi bürokrasinin sıradan araçlarına dönüşmesini sağladı. İlerleyen süreçlerde de bü-rokratik kuşatmadan kurtulup toplum ile buluşabilen bir yargı kültürü ve yargıç ile karşılaşma şansına erişemedik. Yargının, çeşitli dönemlerde toplumun adalet taleplerinin muhatabı haline gelmesi dahi bürokrat seçkinleri, yargı alanını kendi idarî güçlerinin parçası olarak konumlandırmaktan vazgeçiremedi. Cumhuriyet Türkiye'si ise aynı bürokratik süreci tekrar etti. Yargının, bürokratik-otoriter kuruluş geleneğine doğru tarihi ilerlemesinde bu dönemde de herhangi bir tarihsel kırılma gerçekleşmedi. Yargı, böylece, Cumhuriyet ile bir kez daha devletleştirilmiş oldu. Mahmut Esat Bozkurt, bu devletleştirme sürecinin mimarlarından birisiydi. Sonraki dönemlerde de bürokrasi yargıya refakat etmeye devam etti. Daha doğru deyişle vesayet etmeye devam etti. Bu bürokratik gelenek, yüz elli yıldır, her gün yeni bir "yargı reformu'nu uygulamaya sokuyor. Fakat nafile. Sorunu yaratanların sorunu çözemeyeceklerini hatırlatmak bile gereksiz.

Bugün ise, Osmanlıdan Cumhuriyete tevarüs eden bu iki yüz yıllık geleneğin dönüştürülmesi imkânlarından birisine daha yargıda yaşanan seçimler nedeniyle veda etmek durumunda kaldık. 2010 HSYK seçim süreci, yargı için yeni bir devletleştirme sürecini harekete geçirerek Mahmut Esat Bozkurt pratiklerini tekrar eden çok tanıdık bir yolda ilerlemeye devam ettiğimizi gösterdi.

Yargıda tarihsel bir kırılma yaşanmadı. Sadece tarihin tekrarına şahit olduk. 2 yüz yıldır, gelip geçen ve demokrat söylemlerle öne çıkan nice siyasal aktörlere rağmen hâlâ aynı cenderede sıkışıp duruyoruz ve yargıya dair her yeni tarihsel umut kendisini bir önceki tecrübenin hüsranı ile karşı karşıya buluyor. 2010 yılının topu topu iki-üç ayı içinde tecrübe ettiğimiz olaylar, HSYK seçimlerinin uzun bir tarihi geleneğin, yani "memur-hâkimler" sürecinin bir fasikülü olduğunu bize göstermektedir ki bu durum yargının yeni bir devletleştirilmesi süreci ile karşı karşıya olduğumuz anlamına gelmektedir. Berkes'e bağlı kalarak söylersek, yargıda, hâlâ 2 yüz yıl öncesinin sorunlarını yaşamaya devam ediyoruz.

İki yüz yıllık bir kuruluş ve yeniden kuruluş seyrüseferinin yarattığı sorunları olgun bir entelektüel perspektif ve politik vizyon ile ele alacak entelektüellerden ve politik aktörlerden maalesef yoksunuz. Ahmet Cevdet Paşa, vukufiyet sahibi hukukçu entelektüellerin en önemlilerinden birisi idi ve içinde yer aldığı süreçleri en azından daha ileri, tutarlı ve dayanıklı bir müdahalenin konusu haline getirmeyi başarabilmişti. Buna karşılık, bugün, yargı ve adalet üzerine ne ciddî bir politik vizyondan ne de entelektüel bir hazırlıktan söz edebiliyoruz. Osmanlı, kendi 19. yüzyılına, hukuk üzerine dayanan çok ciddî bir düşünce birikimi bırakmıştı. Buna karşılık, bu büyük külliyat ve düşünce biriki-minden maalesef 20. yüzyıla ciddî bir miras kalmadı. Ahmet Cevdet Paşa gibi hukukçu entelektüeller başarılarını bu düşünce birikimine vakıf olmalarından ve bunu yeni dünyanın ruhu ile buluşturmalarından alıyorlardı. Fakat bu gelenek, sonradan kendisine geniş bir entelektüel takipçiler grubu yaratamadı. Benzer bir durum Cumhuriyetin Kamu hukuku birikimi içinde geçerlidir. Cumhuriyet süreci içindeki Türk kamu hukuku veya bizce daha doğru adlandırmayla "Türk Devlet Bilimi", ciddî bir entelektüel birikime sahipti. Fakat 1960'lardan sonra hem Amerikan sosyal bilim pratikleri ve hem de Marksist düşüncenin genişleyen etki-si, bu birikimi de giderek zayıflattı.

Üniversiteler, hukuk düşüncesini besleyen zemin olmaktan çıktı ve hukuk düşüncesi yargı alanındaki sığ bir düşünce pratiğinin içinde giderek zayıfladı. Buna karşılık, 2000'li yıllardan itibaren yeni bir dönemin başladığı da söylenebilir. Fakat hukuk alanına doğru kayan entelektüel düşünce birikimi ve politik ufkun ciddî bir fikriyat ve fiiliyat oluşturduğu da iddia edilemez. Hâlâ çiğ ve verimsiz bir kamu alanı ve kamu hukuku alanında çırpınarak ilerliyoruz. Kamu hukuku pratiklerimiz de aynı sığlıkta ve verimsizlikte seyrediyor. HSYK seçimleri, bu verimsizliği, politik ufuk ve entelektüel derinliğe bürokratik geleneğin bir kez daha galebe çalmasıyla daha da umutsuz bir iklime doğru taşımıştır. Yargının 2010 yılında demokrasi ile geniş kapsamlı bu ilk temasının, bürokratik geleneği dahi aşan bir politik ve entelektüel daralma eşliğinde yaşanmasının yargıdaki bundan sonraki süreçler açısından tarihi sonuçlarının olacağı aşikârdır. İşte, "nereye gidiyoruz?" genel sorusunun somut bir bağlam üzerinden cevaplanacağı en önemli fırsatlardan birisi burada, 2010 HSYK seçimleri bahsi üzerinde durmaktadır. Bize, bu meselenin hem tarihsel ve hem de güncel boyutlarını ortaya koyarak tüm kamuoyunu uyarmak düşer kuşkusuz...

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir