Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dolmabahçe Paktı

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Dolmabahçe Paktı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:31

"DOLMABAHÇE PAKTI"

2010 HSYK seçimlerinin Yüksek Yargı ile Adalet Bakanlığı veya Hükümet ile geleneksel iktidar güçleri arasındaki bir karşılaşma ânı olduğunu düşünenlerin, seçim sürecine ilişkin sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için daha somut gözlemlere ihtiyaçlarının olduğu uyarısını daha ilk ânda yapmak şarttır. Bu yaygın algının tersine, her iki gücün bu seçim sürecinde anlaştığını gösteren sayısız veriler vardır ve bu durum bizlere "yargıda Dolmabahçe protokolü"nün imzalandığına dair bazı gerçekçi spekülasyonlar yapma hakkı verir.

Şunu en başından belirtmekte fayda vardır:

Adalet Bakanlığı seçimin aktörlerinden ve hattâ en güçlü aktörlerinden birisiydi. Fakat seçimin şartlarını belirleyecek tek güç Adalet Bakanlığı değildi. Seçim sürecinin anti-demokratik şartlar altında yürütülmesini garantileyen asıl güç Yüksek Yargı, daha açık deyişle Yüksek Seçim Kuruludur. Yüksek Seçim Kurulu, anayasa değişikliğinin geçici maddesinde HSYK üye adaylarına ve adaylıkları kesinleştiği andan başlamak üzere öngörülen "bireysel propaganda yasağı"nı olağanüstü bir biçimde genişletmiş ve her türlü propaganda çalışmasını yasak kapsamına alarak kesin bir sessizliği garantilemiştir. Bu karar ile "seçimsiz bir seçim süreci"nin yürütülmesine dair çok temel bir önlem alınmış, böylece, seçim çalışmaları örgütlü ve kurumsal güçlerin ellerine emanet edilmiştir.

Bu nedenle, HSYK seçiminin sağlıklı koşulları bakımından iki çok temel ihlâl ile karşı karşıya kalınmıştır. Birincisi, Yüksek Seçim Kurulu sağlıklı ve gerçek bir seçimin şartlarını hazırlamakla görevli olduğu halde, seçimi en minimum anlamına kadar daraltarak sandığa zarf atmak ile sınırlı bir anlık bir sürece dönüştürmüştür. Türkiye'de Yüksek Yargının hukuk ve adalet ile ilişkisinin zaten çok sınırlı olduğunu gösteren sayısız tecrübe yaşadığımız açıkken bu seçimler yoluyla yargının demokrasi ile ilişkisinin de minimum bir seviyede olduğu ortaya çıktı maalesef. İkinci nokta ise böyle bir seçim ortamının kaçınılmaz sonucunun iki ve birbiriyle çatışan güce; yani Yüksek Yargı ile Adalet Bakanlığı'nın sınırsız etkinlik ve yönetimine açılmış olmasıdır. Adaylara getirilen yasak, sadece onların üyelik potansiyellerini geliştirmelerini engellememiş, aynı zamanda özellikle de Adalet Bakanlığını sınırsız bir güce kavuşturmuştur.

Tabiî ki buradaki asıl soru şudur:

Birbiri ile yarışan ve hattâ çatışan bu iki büyük gücün birbirini besleyen ilişkiler içine girmesi nasıl açıklanabilir? Biraz daha doğru olarak şu sorulmalıdır. Yüksek Seçim Kurulu, bu süreçteki asıl güç olan Adalet Bakanlığı'nın önünü açacak ve yasal olmayan bir karara neden imza attı? Veya en iyimser yorumla Adalet Bakanlığı lehine abartılı bir yasa yorumunu neden yaptı? Eğer soru sadece bu tek şekliyle kalmış olsa ve başka gözlemlerden kaynaklanan başka sorularda olmasaydı Yüksek Seçim Kurulunun bu kararını Yüksek Yargının muhafazakârlığı ve demokrasi ile olan marazlı ilişkisine yorma-mız mümkün olabilirdi. Fakat yüksek yargı ile Adalet Bakanlığı arasındaki "temas"ın çok daha başka örneklerinin de bulunduğunu söylemek gerekir. Bu temasın hangi boyutlarda ve hangi zeminlerde gerçekleşmiş olabileceği konusunda ancak bu gözlemlerden sonra bir spekülasyon yapabiliriz.

Yüksek Seçim Kurulunun Adalet Bakanlığı'nın gürültüsüz ve sessiz bir "seçim ortamı"nda çalışmasını sağlayan kararının arkasından en azından son dört yıldır aralıksız bir çatışmanın tarafı olan Yüksek Yargının Adalet Bakanlığı'nın listesi ve seçimi örgütleme çalışmaları konusunda tek bir itiraz cümlesi dahi kurmamış olması hususuna dikkat göstermek zorundayız bu noktada. Özellikle de bu iki gücün zamanın HSYK'sının içinde sürekli bir çekişme halinde olması göz önüne alındığında bu seçimin Bakanlık tarafından anti-demokratik bir biçimde yönetilmesine dair tek bir şikâyet dahi getirilmemiş olması anlamlı değil midir? Örneğin, seçimden bir hafta kadar önce, yani 11 Ekim 2010 günü, yani Bakanlığın listesini sağır sultanın bile duyduğu bir ortamda istifa eden zamanın HSYK üyelerinin tek gerekçe olarak artık HSYK'nın Bakanlık tarafından çalıştırılmadığı beyanına dayanmaları, ama Bakanlığın seçim çalışmalarından tek bir cümle ile bile bahsetmemiş olmaları, her iki gücün arasındaki çatışmanın "sahte" olup olmadığı şüphesini mutlaka yükseltmelidir. Çünkü mevcut somut ve güncel bir sorunu bir kenara atıp zaten paydos verilmiş bir HSYK'nın çalıştırılmadığını büyük gürültülerle duyurmaya çalışmak olsa olsa sahte bir muhalefetin tüm unsurlarını taşıyor olmak anlamına gelir. Daha ötesi tam da seçimin arifesinde Bakanlığın bürokratik-otoriter seçim yönetimi konusunda sessiz kalmak, gerçekte kavga ettiğinizi söylediğiniz rakibinize eşsiz bir destek vermek demektir. Oysa onlara düşen ve bulundukları pozisyon açısından mantıklı olan esas rakip ve tehdit olarak gördükleri Adalet Bakanlığı'nın somut ve güncel tehditlerini açığa çıkarmak ve muhalefetlerine hiç olmazsa bir kez olsun haklı ve sağlam bir zemin inşa etmekti. Tabiî ki bu sorumluluklarını üstlenmelerini engelleyecek bir mantık sorunu ile malûl değillerse ve yine elbette rakipleriyle bir anlaşma yapmamış iseler. Kuşkusuz Yüksek Yargı mensuplarının eylem ve tutumlarının bir mantık sorunu ile malûl olduğunu söylememiz hem mantıklı olmaz ve hem de makul olmayacaktır. Ayrıca, kabul edilemezdir de. O halde diğer tercih konusundaki gözlemlerimizi ise daha da ilerilere götürmemiz gerekiyor kuşkusuz. Bu noktada Yarsav'ın yüksek yargının fazladan bir kürsüsü olduğu düşünüldüğünde, aynı zamanda seçimde bir rakip olarak stratejik tutum alışının da önemli bir veri olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yarsav'ın aldığı tutumun Bakanlığın listesinin meşruiyetini artıran en önemli noktası, aynen Bakanlık gibi Bakanlık bürokratlarını aday olarak göstermesiydi ki bu yolla Bakanlık kendi listesini meşrulaştırmakta hiç zorluk çekmedi. Yargı için en büyük tehlike ve tehdit olarak tasnif ettiğiniz bir gücün en ciddî meşruiyet sorunu yaşayacağı bir noktada tam tersine rakibinizi rahatlatacak bir tutum içine girmek yine eğer mantıksal bir maluliyetiniz yoksa herhalde daha başka değerlendirme ve bağlantıların varlığı şüphesini güçlendirecektir. Yarsav'ın listesinin yüksek yargı tarafından hazırlandığı konusundaki yaygın kanaati de göz önüne aldığımızda bu durum bizi yine "neden?" sorusunu yöneltmeye zorlayacaktır. Tüm bunları bir köşeye koymakta yarar vardır.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir