Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

HSYK Seçimleri ve Liberal-Demokrat Aydınlar

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

HSYK Seçimleri ve Liberal-Demokrat Aydınlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:31

HSYK SEÇİMLERİ ve LİBERAL-DEMOKRAT AYDINLAR

"iddiaya göre BDP'nin aldığı oylar "tehdit" temellidir, seçmenin gerçek iradesini yansıtmamaktadır. Benzer bir korkutma iddiasını biraz da ironik bir biçimde HSYK seçimleri içinde duymaktayız. HSYK seçimlerinin sonuçlarını beğenmeyenler arasında seçimlerin Adalet Bakanlığı'nın tehditleri altında gerçekleştiğini ileri sürenler bulunmaktadır.
(Levent Köker, Düzenleri Bozulanların Statükocu Tepkileri, Zaman, 21 Ekim 2010)

2010 HSYK seçimlerinin getirdiği somut demokrasi sorunlarını edinmek ve demokrasiye dair geçmiş söylem ve analizlerin tutarlı sonuçlarını bu somut tecrübenin içinde de sorgulamaya çalışmanın, Türkiye'deki "demokratlık" ve "liberalliğin" gündemine yerleşip yerleşmediği sorusu ciddî ve can alıcı bir sorudur. Liberal ve demokratlar HSYK seçimlerine neden sessiz kalmışlardır? Neden kendi demokrasi gündemlerine dâhil etmemişlerdir? Geçmiş 5 yıl içinde Türkiye'de devlet ve yargı pratiklerini bürokrasi ve vesayet kavramları üzerinden ciddî bir eleştiriye tabi tutan liberal-demokrat aydınlar neden HSYK seçimlerinin bürokratik-otoriter vesayet yapılarına gözlerini kapamışlardır? Neden sus-muşlardır? Daha ileriye giderek soralım. Neden mevcut HSYK'yı susarak savunma stratejisi gütmüşlerdir? Bu HSYK'yı ancak susarak savunabileceklerini gördükleri için mi? Bu durumda ne yaptıklarının farkında mıdırlar? Liberaller, 2010 HSYK seçimleri üzerinden bürokrasi ve vesayete neden tarihî ve kritik bir destek vermişlerdir?

Daha açık iki soru şudur:

Liberal-demokratlar, HSYK seçimlerinin yarattığı somut demokrasi sorunlarını politik olarak telafi mi etmektedirler? Bu soruya verilecek cevap onların politik güvenilirliklerini belirleyecektir.

İkinci soru ise şudur:

Liberal-demokratlar, HSYK seçimlerinin yeni, somut ve özgül bilgilerini, ellerindeki genel, geleneksel ve harcıâlem bilgileri ile mi değiştirmektedirler? Bu sorunun cevabı ise onların entelektüel güvenilirliklerini belirleyecektir.

İlk olarak, liberal-demokrat aydınların HSYK seçiminin somut bilgilerine ilgi duyup duymadıklarını ve kendi politik tarafgirliklerini bu somut bilgilerle belirleyip belirlemediklerini sorgulamak gerekecektir. Özellikle entelektüel dinamikleri ve buna dair bir politik enerjiye sahip olup olmadıkları açısından önemli bir sorundur bu. Bu açıdan bakıldığında gerçekten garip bir dulumla karşı karşıya kaldığımızı söylemek zorundayız. Son beş yıl içinde siyasal krizlerin önemli ölçüde bir "yargı krizi" olarak yaşandığı ve temel gündemlerin yargı üzerine kurulduğu düşünüldüğünde HSYK seçimlerinin, liberal-demokratlarca, bu tartışma sürecinin bir parçası olarak gündeme getirilmemesini şüpheyle karşılamak olağan bulunmalıdır. Bu aydınların HSYK seçim sürecinin somut ve güncel demokrasi sorunlarını edinme eğilimine dahi küllî ve süfli bir red yoluyla cevap vermeleri ise bize şüpheyi de aşan bazı politik teşhisler yapmak hakkı vermektedir. Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Alper Görmüş, Melih Altınok, Şahin Alpay, Mehmet Altan vb. gibi ayrıcalıklı birkaç aydını bir kenara bırakırsak başvurduğumuz demokrat aydınların büyük çoğunluğu, gelişen süreci iktidar dönüşümünün doğal sonuçları olarak görüp seksiz şüphesiz bir kredi vermeyi tercih ettiklerini ve yeni dönemin demokrasi sorunlarını üstlenmeyi düşünmediklerini belli etmekten hiç çekinmediler. Dolayısıyla yargı ve demokrasi meselesine hiçbir ilgi duymadıklarına ilişkin örgütlü bir sessizlik geliştirilmesi sorunun teorik olmaktan çok politik pratikle alâkalı olduğunu göstermektedir. Kuşkusuz ki, entelektüel basiretsizlikten farklı bir durumdur bu. Bu noktada, sadece bir klişe işlevi gören bir "vesayet analizi" türküsünün sürdürülmesinin tercih edilmesi ise bu politik duruşun bir sonucudur. Garip bir durumdur. Fakat HSYK seçimlerinin bürokratik-otoriter yönetimine ilişkin bütün o somut eylemlerinin tam gaz sürdüğü bir esnada, onlara göre, bürokrasi tasfiye edilmekte ve vesayet sona ermektedir. Dahası, ülkemizdeki demokratik ilerleme, tarihsel bir dayanıklılığa, sürekliliğe ve daha ötesi tarihin ilerlemeci demir yasasına tabidir. Toplum çeşitlenmekte, güçlenmekte ve siyasete doğru ilerlemektedir.

Böylece, HSYK seçimleri nezdinde anti-demokratik pratiklere ilişkin ileri sürülen gözlemleri tarihin büyük ilerlemesi karşısında ikincilleştiren bir savunma diline sığınılmış olmaktadır. Siyaseten oluşan sorunlar, böylece tarihsel ilerleme karşısında nispileştirilmekte, önemsizleştirilmekte ve demokrasi sorunlarına dair siyasal gözlemler yapma görevi konusunda iyice tembelleşmiş bir liberal-demokrat hantallık hali ile karşı karşıya kalınmaktadır. Artık, önünde olan biten temel demokrasi sorunlarına yabancı bir yazar-çizer takımı liberallik ve demokratlığın tüm vasıflarından ne kadar uzağa düştüklerini fark edememekte, buna ilişkin bir iç sorgulama sürecini harekete geçirecek bir kapasitelerinin bulunmadığı daha da belirginleşmekte ve dahası bu yöndeki siyasî ve entelektüel dayanıklılıklarının sınanmasına dönük çevreden gelen sorgulamalara karşı ise ciddî bir içe kapanma refleksiyle cevap verilmektedir. Onların siyasal güvenilirlik ve itibarlarını düşüren nokta da burada başladı kuşkusuz.

Bu aydınların hem teorik hem de politik pratik açısından düştükleri sorun şuydu:

Bu aydınlar siyasal kötümserliklerini hep tarihsel bir iyimserlikle teskin etmeye çalışıyorlardı. Böyle bir psikolojik ortamın içine düşüldüğünde de kaçınılmaz olarak önümüzde gerçekleşen tüm temel siyasal sorunların tarihin büyük ve demokratik ilerleyişi ile iyileştirileceğine yönelik bir terapi sürecine girilmiş oluyordu. Aslında içine düştükleri şey, siyaseti ikincilleştiren kaba bir tarihselci analiz idi. Tarihsel analizin, önümüzde duran siyasal sorunları hiçbir zaman iyileştiremeyeceğini algılayamadılar.

Bu nedenle, HSYK seçimlerine müdahil olmayı ve yaşanan sorunları kamuoyunun gündemine taşımayı bırakın buna ilişkin temel bilgilerin edinilmesi ve dağıtılmasına dahi razı olunmuyor ve hattâ bu çaba, "düzenleri bozulanların statükocu tepkileri" ezberiyle aşağılanmaya kalkışılıyordu maalesef.
Bu durumun en önemli sonucu, bu aydınların demokrasi sürecini tek tip, tek boyutlu, tek aktörlü ve tek yönlü bir eylemler alanı haline getirmek ve demokrasinin siyasal alan ve aktörler içindeki yaygın ve bütüncül imkânlarını görememektir. Böylece, demokrasi gündemlerinin entelektüel ihmalinden daha ciddî bir sorun vardır ortada ve gerçekte yıkılmasını bekledikleri bir geleneksel iktidarın güdümlü siyasal faaliyetlerine yeni bir isim altında ve yeni bir siyasî aktör üzerinden dehşetli bir kredi verdiklerinin farkına varamamaktadırlar. Böylece, aslında yaptıkları şey, geleneksel siyasal dili yenilemektir, tekrar etmektir. Yeni bir siyasal dil, üslup ve yeni bir siyasal aracı, sadece yeni bir siyasal aktör sanmaları ile ilgili bir sorun ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. HSYK seçim sürecinden hareketle bu sonuçlara gitmenin çok zorlama olduğu söylenebilir kuşkusuz. Fakat son beş yılın iktidar oyununun en esaslı ve kilit noktasının HSYK ve yargı olduğu düşünüldüğünde liberal-demokratların politik bir etken olmaya dönük eğilimlerini kaybetmelerinin ve ülkedeki tarihsel, politik ve entelektüel süreç içinde bir "hareket" veya "akım" olarak zuhur etme yeteneklerine sahip olmamalarının sanıldığından kapsamlı ve yaygın sonuçları beraberinde getirdiğini kabul etmek gerekir.

Bununla beraber, HSYK seçim sürecinin liberal-demokrat aydınların Türkiye'deki güncel krizine ilişkin daha esaslı bir gerilim alanını daha ortaya çıkarmaktaydı ki o da liberal-demokratların siyasal alandaki eğreti konumlarına ilişkindir. Bu eğreti konum, onları en çok gerilime sokan ve mevcut iktidar dönüşümü nezdindeki tedirginlik hallerini açığa çıkaran bir sonuç yaratmaktadır. Liberal-demokratların kendi bakış açılarını siyasî bir vizyona ve uygulamalar alanına dönüştürme yeteneklerinin sınırlılığı bu gerilimin esas nedenidir. Bu anlamda hükümet ile liberal-demokratlar arasındaki "demokrasi algısı'na dair farklarını daimi olarak hatırlatan birbirinden farklı ve sayısız tecrübe geçirmiş olmaları, hükümet adına liberal-demokratlarca oluşturulan demokrasi teorileri ile hükümetin esas kadrolarının eylem ve pratikleri arasındaki algı ve anlayış mesafesinin her bir olayda daha da açılması liberal-demokratlar için buhranlı günlerin birbiri ardına devam etmesine yol açmaktadır. Gerçek bir siyasal gücün içinden gelmemeleri ve entelektüel temsilini üstlendikleri toplumsal tabana dışardan bilgi aktarmaya çabalamaları, siyasal yapıcılık ve dönüşümün gerçek yapıtaşlarını yaratma kapasitelerini iyice azaltmakta, siyasî sürecin somutlanması alanından uzak düşen bir entelektüel faaliyete mecbur bırakılmaları sorunu daha da derinleştirmekte, görmekten sakınamayacakları sorunlara müdahale yetenekleriyle beraber iddiaları da tamamen azaltmak tehlikesiyle karşı karşıya kalınmaktadır. HSYK seçim sürecinde "açığa" düşmelerinin esas sebepleri buradadır. Liberal-demokratların içine düştükleri durum, artık daha ciddî biçimde analiz edilmelidir. Çünkü onların bu konumlarının Türkiye'deki demokrasi süreci ve tartışmaları bakımından etkili bir yanı olduğunu kabul etmek gerekir.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir