Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bakanlık Listesi ve Politik Şizrofreni

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Bakanlık Listesi ve Politik Şizrofreni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:30

BAKANLIK LİSTESİ ve POLİTİK ŞİZOFRENİ

Bakanlık Listesi diye bir şey yoktur
(Adalet Bakanı Sadullah Ergin)

2010 HSYK seçimleri, diğer başka şeylerin yanı sıra Türkiye'de politik şizofreniye verilmiş tarihî bir katkı niteliği taşıyor. Bu nedenle yarattığı tahribatın politik ve yargısal etkileri uzun süreler devam edecek gibi görünüyor. Bir defa, bu seçimlerde Adalet Bakanlığı bürokratlarının izlediği politika ve söylemleri, yargıyı kurumsal bir yalanın dehlizlerinde çırpınan hastalıklı bir yapıya dönüştürmüştür. Çünkü doğruyu kendi kendisine bile itiraf edemeyen bir hâkim-savcılar dünyası inşa etmiş (Adalet Bakanlığı Listesi yoktur!), yargıçların güvenle yüz yüze bakma hallerini ciddî ölçüde tahribata uğratmış (gerçekten Bakanlık Listesi yoktur!), "doğru" olan ile "sahte" olan arasındaki sınırları belirsizleştirmiş (yoktur! yoktur! Yoktur!... ) ve hakikat arayışını zayıflatmıştır (eee yoktur dedik ya iştel). Dahası da var. Herkesi kendi gerçekliğine sığınmaya zorlayarak ortak bir gerçeklik, ortak bir değer ve ortak bir ahlâkî ölçüler zemininin paramparça olmasına yol açıyor. Herkesin bildiğini herkesten saklamayı dayatıyor ve hâkim ve savcıların kendi aralarındaki konuşmaları kirletiyor. Birbirlerinin yüzlerine daha az bakmaya yöneltiyor. Velhasıl bu haliyle, adliyeleri, içine sürüklendikleri, zorlandıkları bu "sahte dünya"dan politik gerçekliğe geri çağırmak için yıllarca seanslar düzenlemek gerekebilir maalesef. O nedenle, hem siyaseten hem de yargı kurumu bakımından tarihi sonuçları konusunda şimdiden uyarılar getirmek ahlâkî bir sorumluluk olmalıdır.

Bu durumun siyaset açısından sonuçları "yakın tehlike" aşamasındadır. Bir kere, gerçeklik duygusunun yitirildiği yerde, herhalde ne yeni anayasa yapılabilir ne de demokrasi mücadelesi verilebilir. Çünkü mücadele edeceğiniz zemin kaybolmuş demektir. Tıpkı bir şizofreni hastasının yaşadığı gibi sadece kendinize ait bir "gerçeklik dünyası"na doğru kayar veya kaymaya zorlanır ve dışarıdaki gerçekliğe yabancılaşmaya başlarsınız. Böylece, sadece eylemlerinizi yerleştireceğiniz zemini değil, diğerleri ile konuşma ve iletişim kurma, onları anlama ve kendinizi anlatmanın araçlarını da yitirmişsiniz demektir. HSYK seçimi ve bu seçimde "Bakanlık Listesi"nin yokluğuna dair pişkin söylemler işte bu nedenle demokrasi üzerine konuşmalarımızda derin bir yara açmıştır. Tarihî gerçekliği dönüştürecek en temel algıyı; gerçeklik algısını çarpıttıktan sonra üzerinde demokratik bir eylem yerleştirilebilecek bir yer kalabilir mi? Birbirimizle nasıl konuşabiliriz? Nasıl iletişim kurabiliriz? Ve nihayetinde şizofrenik bir toplu-mun en temel sonucu ile karşılaşmak kaçınılmaz hale gelmez mi: Güven duygusunun yitimi! Yeni anayasayı hangi gerçekliğe ekleyebiliriz peki? Henüz idrak ettiğimiz bir anayasa değişikliğini, kendi siyasî gücünün bir taslağına dönüştürdüğünü tespit etmişken, hükümeti - bu kez de - yeni anayasa konusunda hangi gerçekliğe dayanarak sorgulayabiliriz? Peki bu sorgulama, bizi yeniden kendi bilinç altımıza sürgün ettiğinde ne yapabiliriz?

Bu sorular, yeni anayasa sorununu, artık bir siyasî fetişizme dönüştürmüş olan Türkiye'de daha ciddî ve daha ayrıntılı biçimde sorulmalıdır. Çünkü bu sorular, son anayasa değişikliği tartışmasının en temel sorunu olan yargı ve HSYK üzerindeki hükümetin özgül tecrübelerini sorgulamakta ve bunu temel politik derslere dönüştürmektedir. Yeni ve tarihi nitelik taşıyan hukuksal adımların arifesinde sorular çok daha somut ve yakıcı hale gelmekte ve her kesimin kendi cevaplarını acilen geliştirmesini gerektirmektedir. Çünkü kendi "saklı gündemi" ile "görünür gündemi" arasında çok büyük mesafeleri olan bir politik aktörün hepimizi şizofrenik bir korkuya mahkûm etmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, bu sahte gerçeklikteki yolculuğumuzun sona ermesi ve gerçek ve somut bir demokrasinin gerçek paydaşları olabilmemiz için Adalet Bakanlığının bizi çağırdığı bu sahte gerçeklikten kurtulmalı, bütün politik aktörleri sahte ve yalan dünyalar üretmekten men etmeliyiz ki bu durum Adalet bakanı ve Bakanlığının HSYK seçim sürecinde otoriter-bürokratik siyaset araçlarına sarılmasından çok daha ciddî bir sorundur. Çünkü, bizi üzerinde an-lamlı eylemler yürüttüğümüz bir hayatın içinden alıp tamamen dışına atmaya çalışan şizofrenik bir girişimdir. Bu nedenle de Türk siyasî tarihi bakımından tarihi bir nitelik taşımaktadır.

Politik şizofreninin yargı açısından sonuçları ise daha içerden ve yıkıcı bir yol açmaktadır. Hattâ şizofrenik sonuçların en net ve korkutucu biçimde önümüze çıktığı yer, aslında, yargı ve adliyeler alanıdır. Adalet Bakanlığı'nın 2010 HSYK seçim sürecine kendi bürokratları, kendi gücü, kendi iradesi ile girdiğini ve Başsavcı, komisyon başkanları, adalet müfettişleri, bakanlık tetkik hâkimleri, bazı avukat ve değişik aracılardan oluşan devasa gövdesiyle her tarafa yayıldığını en net biçimde görenler hâkim ve savcılar olmuşlardır. Dolayısıyla, onların gerçeklik kavrayışları, ahlâkî tutumları, dürüstlük ve samimiyet seviyeleri bakımından çok önemli bir durum ile karşı karşıyayız. "Bakanlık listesi yoktur" sözü, yargı dışındaki sıradan bir taraftar açısından sadece politik bağlılıkla aşılabilecek ve mazur gösterilebilecek bir "gerçeklik" kaybı olarak algılanabilirken, bu sürecin en somut aktörleri olan hâkim ve savcılar açısından asla kapatılamaz bir ahlâkî açık ve zaaf meydana getirecektir. Adliyelerin ürettiği ilişkiler ve diyaloglar bakımından olağanüstü korkutucu bir durumdan söz ediyoruz. Tam içinde oldukları ve yaşadıkları bir gerçekliği reddetme zorunluluğu ile karşı karşıya olmak, yaptığınız bir şeyi inkâr etmek, bir suçu örtbas etmek, yalan söylemek ve daha birçok şey sayılabilir ki tüm bu davranışlar ve ahlâkî baskının kaçınılmaz sonucu adliyede bir yabancılaşmadır. Türkiye'deki adliyenin ürettiği ahlâkî olgunluğa verilecek tarihi zararlardan birisi de budur. Kuşkusuz, bu durumun mağduru yalnızca yargının kendisi değil, aynı zamanda sahip olduğu yargı dolayısıyla toplumun kendisi olacaktır.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir