Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'de Yargı Kültürü ve Yargı Ahlakı

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türkiye'de Yargı Kültürü ve Yargı Ahlakı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:28

TÜRKİYE'DE YARGI KÜLTÜRÜ ve YARGI AHLÂKI

"Bugüne kadar politikacılar aleyhine atıp tutmaktan hiç huzursuzluk duymamıştım. Fakat, yargıdaki hâkim ilişki sisteminin tam içine girince öyle ürktüm ki politikacılar bana çok saf ve temiz görünmeye başladılar. Artık politikacıların ahlâkı aleyhinde söz söylemeyeceğim.
(Adliyelerde çalışma yapan bir HSYK adayı yargıç)

Türkiye'de yargıdaki ahlâkî değerler ile politikanın değerler sistemi arasında politika aleyhine bir mesafenin var olduğu ve bundan dolayı politika güven üretemezken yargının peşin olarak güven üreten bir kurum olduğu kabul edilegelmiştir. Bu durumun bir yanını Türkiye'de devlet alanının topluma dönük güven üretme kapasitesi oluşturur. Diğer ve daha özgül yanında ise politika ile yargı arasındaki bu "ahlâkî mesafe"lerin giderek kışkırtılmasına yol açan bir devletçi ideoloji yer alır. Devletin tüm ideolojik kurumlarının; ordu, yargı, üniversiteler vb. gibi meslekî birimlerin değer, erdem, şeref ve ahlâkî ilkelerle öne çıkarılması, hakikatte bunların toplumun sorgulama girişimlerinden saklanması anlamına gelir ki, bu sayede toplum bu kurumların ne tür iç ilişkiler ürettiğinin, kendi içlerindeki iletişim ve davranış kodlarının somut bilgilerine sahip olmak yerine memur ideolojisinin kof yaygarası ile kuşatılır. Buna karşılık ise, toplumun tüm farklılıkları ile içine girebildiği, gözlemleyebildiği tek yer politik alan olduğundan politikacıların ahlâkî değer kapasitesini teşhis etme konusunda geniş bir literatür oluşmuştur. Oysa bu algılar sahtedir. Bunların sadece "algı" olduğunu, gerçeklikle hiçbir ciddî bağlantısının bulunmadığını, devlet kurumlarının kof bir söylemin artık kapatamayacağı bir ilişkiler alanı ürettiğini, bu ilişkilerin politikadakinden daha ahlâkî ve sağlıklı olduğunun asla iddia edilmeyeceğini söylemek, herhalde daha ahlâkî davranışın ilk şartı olmalıdır. Evet, bu "algı"lar sahtedir. Fakat "algı"ların güçlü görünmesinin ise toplumun bu kurumlar hakkındaki bilgisinin çok kıt olmasından başka bir sebebi de yoktur.

Devlet kurumlarının ve özelde de yargının yaşam alanları konusunda, toplumun, ciddî ve somut bilgilere sahip olmamasından gelen bir imtiyazları bulunuyor. Yargı hakkında, yargının adliyelerde ne tür ilişkiler ürettiği konusundaki sorgulamayı en ince kesitine kadar taşımak ve daha somut bilgilere dönüştürmek toplumun en temel ihtiyaçlarından birisidir. Adliyelerde yargıç, savcı ve avukatlar arasındaki ilişkiler belirli ölçülerde bilinir. Fakat örneğin Başsavcılar ile savcılar, hâkimler ile komisyon başkanları, bunlarla Yüksek yargı üyeleri ve Adalet Bakanlığı üst düzey çalışanları arasındaki ilişkilerin en ince kesitlerini çıkardığımızda çok korkutucu, eşitsiz bir ilişkiler yumağı ile karşılaşırız. Ve bu durum bizi bu ilişkiler sistemi içindeki ahlâkî değer üretme dinamikleri üzerinde yeniden düşünmeye zorlayacaktır.

Mesleki istikbalin iktidar ve güç ile olan mesafeye bağlı olduğu bir meslek örgütü içindeki ilişki sisteminin mensuplarına nasıl bir gerilim dayattığı üzerinde düşünmek zorundayız. Bugüne kadar hiç ilgilenilmemiş, belki de fincancı katırlarını ürkütmemek için bir köşede bırakılmış bir sorundur bu. Böyle bir kültürde herhangi bir talebinizi meşrulaştırmanızın tek yolu güç ve iktidara yakın olmak, onunla yakınlaşmak, yakınlaşma araçlarını ve yollarını geliştirmek ise eğer bu durumda meşru ilişkilerden ve davranışlarınızın herkesin ve toplumun önünde haklılaştırılması sorunundan uzaklaşmaya başlamışsınız demektir. Bu aynı zamanda ahlâkî sınırlamalardan uzaklaşmak ve bunun yerine güç ve kudret ile ilişki geliştirmeye dayalı kapalı ve el altından yürütülen bir ilişki biçimini kurumsallaştırmak demektir. Bugün yargının içinde olduğu "kültür" tam da böyle bir hiyerarşik kültürdür. Böyle bir hiyerarşik ilişki geliştiren bir meslek alanının etik değer ve ahlâkî bir olgunlaşma yaratabilmesinin ne kadar zor olduğunu kabul etmek gerekiyor. Eğer ahlâkî ve etik ilkelerimiz iktidar ve güce dönük olarak oluşursa ahlâkî davranışlarımız da, yani örneğin kınama ve yerme eğilimlerimiz de kaçınılmaz biçimde iktidar dışındakilerin "yaramazlıklarına, bu yaramazların itiraz ve "isyan"larına yönelebilir. Buna karşılık, bu ahlâkî ölçeğin asıl olarak iktidar ve güç sahiplerinin davranışlarını ölçebilecek bir eğilimi hiçbir biçimde bulunmamaktadır. Böyle bir yargı kültürü kaçınılmaz olarak gücün bizzat kendisini ahlâkîleştirirken, zayıfın bizzat kendisini de ahlâkî bir zaaf sorgulamasına taşımakta eşsiz bir heyecan duyar. Oysa, yargının, toplumsal işlevini yerine getirmesini mümkün kılan şey güç ve iktidar merkezinin dışında durabilme kapasitesi ve buna ilişkin dayanıklı pratikler üretebilme yeteneğidir. Bu nedenle Türkiye'de yargının içinde bulunduğu iktidar, güç, ahlâk ve etik ilişkilerini mutlaka toplumsal sorgulamamızın bir konusu haline getirmek zorundayız. Aksi takdirde, toplum, kendi haklarının geliştirilmesi ve derinleştirilmesi konusundaki beklentilerini daha da uzağa ertelemekten başka bir şey yapamayacaktır. Çünkü, nasıl bir yargıya, nasıl bir yargıca/savcıya, nasıl bir yargı kültürü ve etiğine sahip olduğumuz sorusu gerçekte hangi haklara sahip olduğumuz sorusu ile aynıdır.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir