Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Yargı Kültürü Bir "Quasimodo Kültürü" Mü?

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Türk Yargı Kültürü Bir "Quasimodo Kültürü" Mü?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:28

TÜRK YARGI KÜLTÜRÜ BİR "QUASİMODO KÜLTÜRÜ" MÜ?

"Ama bana su verdimi!" Quasimodo, güzel Esmeralda'yı niçin sevdiğini anlatırken
(Nötre Dame'ın Kamburundan)

"Yeni HSYK üyesi, benimle ilgilendi, çay ısmarladım! "
(Yeni HSYK üyesi ile karşılaşan bir hâkimin sevince boğulma ânı)

HSYK seçimleri, hâkim ve savcıların kamusal ilişki kurma kapasiteleri üzerine ciddî biçimde düşünmemiz gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Türkiye'de oy verme ve seçmen davranışında hâkim ve savcı olmak bir fark yaratmakta mıdır? Veya nasıl bir fark yaratmaktadır? Demokrasi ile bu kez yargının ilişkisi nasıldır? Yargı mensuplarının seçme-seçilme ilişkisi kurma becerileri, seçimi yüklenebilecekleri kamusal altyapıları, HSYK seçimi sonrası biraz daha ciddiyetle sorgulanma ihtiyacı ile karşı karşıya kalmış durumdadır. Çünkü Türkiye'de yargı, artık önemli bir demokratik "hayat tecrübesi" geçirmiştir. Bu durum, kuşkusuz ki yargıda nasıl bir iktidar anlayışının var olduğu üzerinde düşünmek anlamına da gelecektir. Ya da tersinden söylenirse, iktidarın yargıçlarla, yargıçların iktidarla yüz yüze gelme hallerini fark etmek imkânını bulacak ve HSYK seçimlerinin yapıldığı o kamusal zihin ortamını daha net biçimde anlayabileceğiz.

Böyle bir anlama çabasını başlatmak, yargıçlar arasında, adliyelerde ve bunlarla Yüksek Yargı ve Adalet Bakanlığı arasındaki ilişkinin psikolojik derinliğine inen bir açıklama girişimine yönelmeyi gerektiriyor. Adliyeler ve hâkim ve savcıların ne tür ilişkiler ürettiği, bu ilişkilerin hangi değer ölçütlerine dayandığı, iktidarla, ekonomik nüfuz güçleriyle ilişkilerini yöneten kültürel kodların neler olduğuna dair merakımızı ilerletmek işin bir yönüdür. Bir başka yönü ise hâkim ve savcıların kendi çevrelerini ve dünyayı kavrayış ve açıklayış biçimlerinin neler olduğu, bu konudaki tepkilerinin ne surette tezahür ettiği ve biraz daha ileriye giderek toplumsal ve siyasal dinamiklere yön veya biçim verebilecek bir "seçkin" grubuna dahil edilebilip edilemeyeceği veya tersine dışarıdaki dinamiklerin güdümündeki sıradan bir "kalabalık" mı olduğu konusundaki sorularımızın da cevaplanmasına dair olmasıdır. Hülâsa, bu iddianın, yargının "iç dünyası" ve "ilişkiler sistemi"nin çok gecikmiş bir "ters yüz etme" çabası olarak tezahür edeceği bellidir. Şüphesiz, bütün bu meselelere cevap yetiştiremeyeceğiz. Fakat en azından, ilk kez sorulan soruların ilk kez peşinden koşmaya başlayabileceğiz.

Evet, hâkim ve savcılar, HSYK üyelerini nasıl seçiyorlar? Neye göre tercihte bulunuyorlar? Bir "çoban" ile farkları nedir? "Vatandaş" mıdırlar? Yoksa "halk" mı? Önlerinde dönüp duran dünyayı kavrayabilecek bir "üst kültür katmanı'na mı dâhiller? Yoksa bir "alt kültür katmanı"na ait tepkiler mi veriyorlar?

Sorularımızı biraz daha somutlaştırdığımızda daha kolay cevaplayabiliriz. Nasıl bir beklentiyle ve hangi sorumluluklar tarif edilerek HSYK üyeleri seçilmektedir? Nasıl bir HSYK üyesi talep edilmektedir? Sıfat, kapasite ve karakter yapısı bakımından aranan unsurlar ile temsil ilişkisinin niteliği üzerine ne düşünülmektedir? Bir vekâlet sözleşmesi talep edilmekte midir? Sorular çoğaltılabilir. Fakat cevapları görünce daha fazla soru sormanın gereksizliği anlaşılacaktır. Bu konuda, hâkim ve savcılar arasındaki HSYK üyelerine dönük tercih eğilimlerinin çok çeşitlilik gösterdiği açıktır. Fakat söz konusu tercihlerin Adalet Bakanlığı Listesine doğru büyük bir yığılma gösterdiğini göz önüne aldığımızda, bu konudaki merakımızı asıl olarak bu büyük oy bloğunun kendisini ifade biçimine yöneltmek kaçınılmazdır. Çok uzatmadan hemen bazı temayülleri sıralayalım.

Seçim sürecinde bürokratların adaylığının meşrulaştırılma biçimlerinden bazıları şunlardı:

Bakanlık bürokratları için örneğin "bize çay ısmarlıyorlar", "bizim telefonlarımıza çıkıyorlar", "hattâ bir kere bir müsteşar yardımcısını aradım. Bulamadım. Unutur gider sanmıştım. Ama beni sonra telefonla aradı. Aradığımız davranış türü bu işte", "Onlar bizim sorunlarımızı dinliyorlar", "on-ları aradığımızda bize geri dönüyorlar", "koridorda saatlerce bekletmiyorlar", "bizleri azarlamıyorlar", "bana hâl ve hatırımı sordu", "iyi insanlar" vb. gibi daha da çoğaltılabilecek bu "HSYK üyesi tarifleri'nin yargı içindeki bir seçim sürecinin temel diyalog parçaları olduğunu tahmin edebilmek herhalde çok zor olsa gerektir. Ama, eğer yargının dışından bakarak okuyorsanız, bu satırları, şaşkınlığınızı hemen atın üzerinizden. Çünkü bu ifadeler, "niçin seçmeliyiz?" sorusuna hâkim ve savcıların hatırı sayılır bir kesiminin verdiği cevapların temsil edici bir özetini oluşturmaktadır.

Peki, "niçin seçtik?" sorusunun daha kapsamlı düşünülmüş bir cevabı var mıdır? Yani, seçim sonrasının daha geniş zamanlarında daha etraflı bir tefekküre ihtiyaç duyulmuş mudur? Seçme eyleminin sorumluluğu ve sonuçları üzerine ne tür tartışmalar gerçekleşmiştir? Ve Adalet Bakanlığı Listesinin kendi zaferlerini meşrulaştırma biçimleri nelerdir?

Cevap, yeni HSYK'nın "Yargıda Durum Analizi Toplantılarının devreye sokulması sonrası yine benzer biçimde verilmişti:

HSYK üyelerinin hâkim ve savcılara yargı sorunları hakkında ne düşündüklerini sorduğu bu toplantılar için yargı mensupları "Nihayet, artık insan yerine konuluyoruz",

"Daha bu başlangıç, görün bakın daha neler olacak", "Gördünüz mü bize ne düşünüyorsunuz diye soruyorlar", "işte yeni bakış açısı" vb. vb. Evet, seçim öncesi ve seçim sonrasına ilişkin "kimi ve niye tercih ediyoruz?" sorusunun cevaplandırılması biçimleri bunlar. HSYK üyesi ile hâkim ve savcılar arasında kurulan kamusal ilişkinin temel zemini. Hâkim ve savcıların önemli bir kısmının nasıl bir kamusal ilişki ve iletişim öngördükleri konusundaki meraklarımıza somut karşılıklar veren cevapları nasıl analiz edebiliriz peki?

Öncelikle bu diyalogların "aşağıdakilerden yukarıdakilere doğru" seslendirildiğini farketmemek mümkün değildir. Bu ilişkinin hiyerarşik kültürün ürünü olması, efendi-köle ilişkisinin yargı ve adliyenin ilişki ağlarını ne kadar korkutucu biçimde sarmış bulunması ve hâkim ve savcıların kendilerini bürokratlar ile eşitleyebilecek bir üslup ve iddiadan bu kadar uzak durması ve dahası herhangi bir bürokrat veya bir HSYK üyesi ile yapılacak sıradan bir görüşmenin (bir telefon konuşmasının dahi) şaşırtıcı biçimde bir olağanüstülük seviyesine yükseltilmesi, çay ısmarlamanın dahi bir bahis, kapıda bekletil memenin ise bir yüce gönüllülük olarak teşhis edilmesi vb. gibi bütün bu "HSYK üyesi seçme tarifleri" karşısında, önümüzde duran bu yargı kültürünün gerçekten yargıya ait bir kültür olup olmadığı üzerine ciddiyetle düşünmeye başlamamız gerekiyor. Yargıç olmak ile seçmek arasındaki ilişkinin ürettiği kamusal ilişki kalitesi bu mu? Yargının demokrasi ile imtihan seviyesinin bu olması bizi korkutmalıdır. Bunun bir adım ötesi ise çok daha korkutucudur ve bir HSYK üyesinin bir hâkime gülümsemesi bir efendinin bir köleye gülümsemesi olarak tezahür edecektir kuşkusuz.
Şu halde, bu tartışmayı açık ve çok daha dürüst biçimde yürütmemiz şarttır. Bir "üst kültür" grubu olması beklenecek bir yargıçlar sınıfının kendi iletişimini eşit, özgüvenli, vakar ve metin bir biçimde kurabilecek diyalog tecrübelerinin bu derece zayıf olmasını ve bu kültürün adeta bir "fiziksel ve zihinsel engelli alt kültür" olarak tezahür etmesini, ülkemiz kendisi için ciddî bir derse dönüştürmekten asla kaçınamaz. Yargı mensupları ise yüzleşmekten kaçamaz. Çünkü bu soruya ve soruna verilecek kaba bir meslek taassubu da aynı alt kültürün bir ürünü olabilir ancak. Toplumun kendi hak ve özgürlükleri üzerinde ısrar edeceği en önemli noktalardan birisi de burası, yani yargıçların hayata bakışları, diğer güçlerle ilişkileri, kamusal ilişki kurma kapasiteleri ve bu ilişkilerin hangi kültürel çerçevelerde geliştirildiğine dair üç boyutlu gözlemler yapmakta saklıdır.

Bu yargı kültürünün bir "quasimodo" kültürü olduğunu, yargı bakımından eksikli, toplum bakımından huzursuz edici bulunması gerektiğini, bürokrasi bakımından ise hiç de rahatlatıcı olamayacağını en başından itiraf etmek önemli bir başlangıç olacaktır. Evet, bunu kabul etmek korkutucudur. Fakat bu soruları görmemekten daha kaygı uyandırıcı olduğu da söylenemez. Nötre Dame'ın kamburunun fiziksel ve zihinsel engelli kahramanı Quasimodo'nun güzel Esmeralda'yı sevmesini "Ama bana su verdiiii" diyerek açıklaması ile hâkim ve savcıların HSYK üyelerini "bana çay ısmarladın" diyerek tercih etmesi arasındaki bağ huzursuz edici bulunabilir. Fakat hâkim ve savcıların demokrasi ile ilişkilerinin temsil edildiği böyle bir bağın hem siyasal hem de psikolojik derinliğine kadar ulaşmaktan imtina edilemez.

O halde, yapılacak ilk şey, bir "efendi-köle" ilişkisi olarak ve hem de bizzat yargıda ve bizzat yargı mensupları tarafından geliştirilen tüm o seçmen eğilimlerinin siyasal ve psikolojik zeminine yönelmek ve bu zemini parçalamak olmalıdır. Sorun şu ki yargı ve demokrasi bakımından içinde bulunduğumuz mesele, sanıldığından çok daha derinlerde bir yerde bulunuyor. Türkiye'de yargıç ve savcılar bir "üst kültür katmanı"nı değil, idarî yapıya bağlı bir "alt kültür" özelliği taşıyor ve bu durum sorunların kaynağının hangi derinlikte olduğunu büyük oranda açığa seriyor. Tüm bu sorunların "yeni" bir HSYK'nın oluşumunun harcına eklenmesi ise yargıdaki demokrasi sorununu daha da derinleştiren bir durum olarak ortaya çıkıyor. Bu noktada, yeni HSYK'nın da geçmişteki hiyerarşik söylemleri yıkmak yerine, tebânın efendinin

güler yüzü ile ödüllendirilmesine dayalı bir gündelik yönetim tarzına doğru evrilmesi ve yargı idaresine dair neredeyse tek kamusal söz söylemeksizin oyalanmayı tercih etmesinin yarattığı tahribat çok ciddîdir. Çünkü şimdiki HSYK bir "yeni"lik iddiasıyla beraber gelmektedir. Nitekim yeni dönemde de HSYK üyesine ulaşmanın alkışlanacak bir davranışa dönüştürüldüğü, koridor-larda bekletilmeden görüşmenin hazzının duyurulduğu, telefonla aranan üyenin geri dönmesinin eşsiz heyecanlara çevrildiği boş ve vizyonsuz bir yargı idaresi anlayışının yeni bir yargı kültürü yaratması mümkün olabilir mi? Ve yargının aynı eksikli/tamamlanmamış (auasimodo) geleneğin cenderesinden kurtulma fırsatı ne zaman doğar?

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir