Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yargının Demokrasi İle Acınası İlişkisi

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yargının Demokrasi İle Acınası İlişkisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:26

YARGININ DEMOKRASİ İLE ACINASI İLİŞKİSİ

"Yargı iradesini ortaya koydu ve kendi temsilcilerini seçti. Böylece yargıda demokratik meşruiyet gerçekleşti.
Demokrasiyi içimize sindirelim., seçmen iradesine saygı duyalım "
(2010 HSYK seçimlerini eleştirenlere bir hâkimin çıkışmasından)

Anayasa değişikliğine ilişkin yaklaşık 5-6 ay süren tartışmalar neticesinde Türkiye'de yargının "hukuk" ve "adalet" ile ilişkisinin ne kadar minimum düzeyde kaldığını keşfetme fırsatı yakaladık. Yargıya ilişkin çok temel kavram ve kurumlar, ilk kez geniş bir çerçevede ve popüler düzeyde tartışıldı. Bunun neticesinde Türkiye'de yargının hem hukuk ve adalete ilişkin geniş bir düşünce birikimi ve literatüre sahip olmadığı fark edildi ve hem de iktidarlar nezdindeki işlevsellikleri nedeniyle yargının hukuk ve adalet misyonu ile arasındaki bağın daima tartışmalı kaldığını, en azından sorgulanmaya açık olduğunu daha yakından anlamaya başladık. Buna karşılık, yargı üzerine keşiflerimiz 12 Eylül 2010 referandumu ile bitmemişti kuşkusuz. Referandum sonrası HSYK seçim sürecinde ise yargının "demokrasi" ile ilişkisinin de minimum bir seviyede kaldığı, sadece hukuk ve adalet ile değil, seçim ve demokrasi standartları ile de bağının çok sorunlu olduğu ortaya çıktı. Sorun sadece yargıdaki demokrasi uygulamalarında değildi. Aynı zamanda bu uygulamaları normalleştirecek bir zihinsel vasatlık ile de ilgiliydi. Yaşanan çok ciddî demokrasi sorunlarını tartışmaya açmayı bir kenara bırakın sandık sonuçlarını demokrasi sonuçları olarak kesinkes dayatmaya çalışan bir siyasî üslubun tartışma alanını hızla ve şaşırtıcı biçimde kaplamaya başlaması bu açıdan dikkatle değerlendirilmelidir.

Yargının bu en geniş kapsamlı ilk demokrasi deneyiminin (61 Anayasası döneminde sadece birinci sınıfa ayrılmışlar arasında bir seçim vardı) farklı demokrasi algılarının konusu olması kaçınılmazdı tabiî ki. Demokrasiye birbiriyle yarışan anlamlar vermek demokratik kültür seviyesini de açığa çıkaran bir çabadır. HSYK seçim sürecine dâhil olan bütün hâkim ve savcıların bu sürece kendi algılarınca bir anlam vermeleri de doğaldır. Buna karşılık, seçim sürecindeki sorunları ciddiyetle sorgulamaya tâbi tutmaya çalışanların "demokrasi standartlarına ilişkin hatırlatmaları, hızlı, aceleci ve göçebe bir algı ile geçiştirmeye çalışması çok dikkate değerdir. Seçimin hangi koşullarda yapıldığı, bürokrasinin yargı seçimlerindeki gayrimeşru varlığı (bürokratlar ile kürsü hâkim ve savcı adaylar arasındaki olağanüstü güç eşitsizliği), kürsü hâkim ve savcılarının seçim çalışmaları yapamaması, bakanlığın tüm gücü ve idarî mekanizması ile seçime yönelmesi, Başsavcılık, komisyon başkanlıklarından başlayarak aşağıya doğru bir gözetim ve denetim mekanizması kurulması, özellikle küçük adliyeler üzerinde toplu tercih geliştirmeye zorlama ve buna ilişkin olarak vaatleri devreye sokma çalışmaları (örneğin Diyarbakır'da lojman alınacağı, Silivri'nin birinci bölge yapılacağı vaatleri), Bakanlık müfettişleri, tetkik hâkimleri ve hattâ avukatların taşraya doğru dağılarak çok çeşitli yöntemlerle güç gösterisinde bulunmaları, kaynağı belli olmayan yüzlerce kişilik yemekler, kısacası resmî gücün keyfî kullanımı yoluyla seçim alanının tümünü hiçbir sınırlama ve denetim olmaksızın kullanma çabalarının, her nasılsa ortadaki "demokrasi" algısının bir türlü temas etmediği bir teferruata dönüştürülmesinin sonuçlarının dikkatle gözlenmesi gereklidir.

Hâkim ve savcıların askerlik sorunlarının Adalet Bakanlığı tarafından çözüleceği, maaşların iyileştirileceği ve yıpranma payının getirileceği konusundaki Bakanlık kaynaklı medya haberlerini de demokrasi sorgulamasını ilerletmek üzere bir köşeye yerleştirelim. Tüm bunların üstüne "bu nasıl demokrasi?" diye sorulmasına karşı da "demokrasiye saygı duyun" çıkışmaları ile cevap veren trajikomik bir üslubun devreye sokulması, Türkiye'de yargının "demokrasi" algısının ne kadar sorunlu olduğunu netlikle açığa çıkarmaktadır.

Demokrasinin en geri ve minimum ölçeği olan sandığa oy zarfını atma eyleminin yeterli ve kâfi bulunduğu bir algının HSYK seçim sürecini gerçekten bir demokrasi olarak algılaması doğal bir sonuç olarak görünmektedir. Ve aynı zamanda gayri meşru bir güç olan bürokrasinin seçim sürecinden dışlanması, idarî mekanizmanın kullanılmaması, bakanlık adaylarının resmî eylem ve işlemler yürüttükleri görüntüsü altında denetleme ve sorgulama alanından saklanması, böylece resmî dairelerin kadife kolları arasındaki resmî görevlilerin, güç ve nüfuz bölgelerinde keyif ve huzurla Bakanlık listesi propogandası yapmaları da demokratik güçlerin "meşru" ve "saygı duyulacak" bir etkinliğine dönüşmektedir.

Kuşkusuz ki sorun, bu sürecin despotik bir tarzda yürütülmesiyle de sınırlı değildir. Belki bundan daha önemlisi, yargının yaşadığı bu seçim deneyimini ciddiyetle sorgulayabileceği bir olgun demokrasi algısına sahip olmaması ve bu yaşananlara fütursuzca "demokrasi" adını yüklemekte herhangi bir huzursuzluk duymamasıdır.

Şurası açıktır ki, hâkim güçler, kendilerini sadece seçtirirler. Ama seçilmezler. Seçmen seçmez, seçmene seçtirilir. Seçim, kurulu iktidarlar açısından tehlikelidir, anarşisttir. Bir filozofun dediği gibi seçimler "her ân iktidarı alaşağı edip yeni baştan kurabilir". Buna karşı iktidarların önlem almaları gerekir! Başka deyişle, ortada bir seçim değil bir "onaylama" alanı oluşturmak gereklidir. Çünkü seçmen kendisini, güce mecbur bırakan bir ikti-dar ortamının içindedir. İlişki tek yönlü ve yukarıdan aşağıya doğru oluşur. Biraz daha somut olarak anlatmak için aşağıdaki başlığa ihtiyacımız var.

"Seçilmiş" HSYK Üyelerinden İtiraf: Aslında Seçim Olmadı!

HSYK'nın yeni üyelerinin seçimin hemen ertesinde devreye soktukları hâkim ve savcılarla diyalog stratejisi, gerçek anlamda itiraflar barındırmaktadır. HSYK, "Yargıda Durum Analizi" toplantıları yapacağını duyurmuştur. Bilindiği üzere, seçim süreçleri, seçmen tabanının düşüncelerinin billurlaşarak ayrıştığı, temsilcilerin ise bu düşünceleri beklenti ve taleplere dönüştürerek devraldığı ve bunları daha üst katmanlara taşıdığı bir vekâlet ve temsil oluşturma sürecidir. Seçimin temel mekanizması bu şekildedir. Seçim interaktiftir. Zira seçim, adayın belirlediği bir süreç değil, aday ile seçmen arasındaki ilişkide oluşan bir süreçtir. Bu anlamda, eğer herhangi bir alanda seçim yapılmış ise orada seçmen tabanı ile şu ya da bu oranda buluşulmuş, onların düşünce ve talepleri belirlenmiş, bu düşünce ve taleplerin temsil alanına taşınmasına ilişkin mutabakat zemini belirginleşmiş demektir.

Şu halde, "Yargıda Durum Analizi Toplantıları" bakımından ortada garip bir durum söz konusudur. Henüz bir seçimden çıkılmıştır. Fakat "seçilmiş" HSYK üyeleri, hem de seçimin hemen arkasından, ellerinde seçmen tabanının talep ve beklentilerine dair ciddî bilgilerinin olmadığını, onlara ulaşıp beklentilerini soracağını ilân etmektedir.

Garip olan şudur:

2010 HSYK seçimleri hâkim ve savcılar dinlenmeden, ne düşündükleri anlaşılmadan ve neyin temsil edileceği bilinmeden mi gerçekleşmiştir? O halde, bu seçim hangi zeminde yapılmıştır? Tabanın beklenti ve talepleri tarafından yönetilmeyen bir seçim olabilir mi? Tabanın düşüncelerinden bağımsız bir tercih alanı var mıdır? Peki şu durumda, "seçilmiş" HSYK üyeleri neyi temsil etmektedirler? Kürsü hâkim ve savcılarım mı? Yoksa bir güç, kudret ve iktidar olduğu herkes tarafından bilinen Bakanlığı mı? Eğer seçimin sırrı, kürsü hâkim ve savcılarının talep ve beklentileri değil de, Bakanlığın kudreti ise, bu seçimin herhangi bir kudretli diktatörün seçilme-sinden farkı nedir? Diğer yandan, tabiî ki eğer, "seçilenler" bakanlığı temsil ediyor iseler tabana başvurup "sizler ne düşünüyorsunuz?" diye sormaları son derece doğaldır. Çünkü idareye yeni atananların tabana dönüp düşüncelerini sormaları, ince bir davranış örneğidir...

Sonuç olarak, hemen seçimin ertesinde ve daha hiçbir ciddî icraat yapılmadan "bu hâkim ve savcılar ne istiyorlar ve ne düşünüyorlar?" sorusu, 17 Ekim 20T0'da yargıda tecrübe ettiğimiz şeyin gerçekte bir seçim olmadığını açık ve net biçimde ortaya koymuyor mu sizce?

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir