Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tarafların Özgül Vaziyetleri

Seçimin Tarafları – Bölüm 2

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tarafların Özgül Vaziyetleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:24

Tarafların Özgül Vaziyetleri
Seçimin Tarafları – Bölüm 2


BAKANLIK BÜROKRASİSİNİN VAZİYETİ

Bürokrasi ve diğer yargı aktörlerinin vaziyetlerini avantaj ve dezavantajlı durumlarına ve strateji ve uygulamalarına bakarak irdelemeye çalışacağız.

Avantajları:

Hâkim ve savcıların kişisel bilgilerine, siyasî eğilimlerine ve meslek hayatlarının tüm dönemlerine ilişkin bilgilere sahiptir. Dolayısıyla Yarsav'ın kürsü hâkim ve savcıları arasında ancak ve en fazla %20-25'lik bir tabana sahip olduğunu bilmektedirler.

Sosyolojik grupları ve bürokratik mekanizmaları kullanabilme imkânı olduğundan propaganda yasağı lehlerine bir durum oluşturmuştur.
30 yıldır hâkim ve savcılar üzerinde belirleyici otorite olması ve bu otoriteyi son beş yıl içinde geçmiş HSYK'nın yüksek yargı kanadına karşı da kullanması, seçimlerde Yarsav'a karşı bir refleks olarak bakılacak merkez konumuna getirmiştir.

Dezavantajları:

1982 Anayasasıyla Yüksek Yargı Kurulu HSYK'ya dönüşmüş, Kurul ve Bakanlık Bürokrasisi olarak ikiye bölünerek çalışması temin edilmiştir. Bu nedenle söz konusu bürokrasi, hâkim ve savcıları mağdur eden ve güvencesiz bir şekilde meslek hayatlarını sürdürmelerine neden olan son 30 yıllık HSYK uygulamaları içerisinde yer almıştır. Nitekim Bakanlık listesini oluşturanlar bu sistemden o kadar memnundurlar ki, seçim sürecinde bu yönde bir değişim ve dönüşüm yapılmasına ilişkin bir talep ve değerlendirmeleri yoktur. Bunun en güzel örneği Yeni HSYK yasası ile Hâkimler ve Savcılar Kanun taslağında dünyada ve ülkemiz kamu yönetiminde uygulamadan kalkmış olan teftiş sistemi ve hâl kâğıdı (sicil raporu, fişi) uygulamasını aynen muhafaza etmeleridir. Kısaca, kürsü hâkim ve savcılarına statükonun devamı dışında bir şey vaat etmemişlerdir.

Yargı içindeki geleneksel iktidar güçlerinden birisi olması hasebiyle yargıdaki seçim süreçleri bakımından gayri meşru ve sürekli sorgulanan bir özne konumundadır.

Bakanlık bürokratları dışındaki adaylar, kişisel olarak tanınmış kişiler olmadığı gibi bağımsız girmeleri durumunda mevcut bağımsız aday ortalamasının altında kalacak kişilerden seçilmişlerdir.

Stratejileri:

Temel seçim stratejisini, psikolojideki en temel davranış kalıbını belirleyen "KORKU ve GÜVENLİK" duygusu üzerine oluşturmuşlardır. Yarsav'ın ciddî bir tabanı olmadığını bilmelerine rağmen Yarsav'ın ciddî olarak kazanma ihtimali konusundaki korkuyu beslemiş ve büyütmüşlerdir. Bu strateji sadece hâkim ve savcılardan oluşan seçmen tabanına yönelmemiş, aynı zamanda 10 ay sonra seçime gidecek ve yeni anayasa değişiklikleri yapacak olan Hükümet kanadına da yönelmiştir.

Aday tespitinde bürokratlar dışındakiler için; bireysel inisiyatif kullanabilecek, kendi seçmen çevresi olan adaylar yerine geçmiş bakanlık uygulamaları ile uyumlu çalışabilecek ve isimleri duyulmamış adaylar tercih edilmiştir.

Uygulamaları:

Seçim sürecince geleneksel hiyerarşik örgütlenme yani Bakanlık Bürokratları, Başsavcı, Komisyon başkanı, Müfettişler aracılığıyla hâkim ve savcılar yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Başlangıçta tüm kesimleri temsil eden çoğulcu bir liste görüntüsüyle ortaya çıkılmasına rağmen süreç içinde kimlikleriyle çoğulcu görüntüyü veren yedeğe atılarak tek sesli, başkanvekili ve daire başkanı merkezli hareket imkânlarını gözeten bir liste kapsamı oluşturulmuştur.

Değerlendirme:

Bakanlık bürokrasisinin seçmen tabanına ilişkin bilgiye sahip olma avantajından hareketle, Yarsav'ın gücü, ama daha önemlisi korkutucu bir "Yarsav portresi" oluşturarak seçmenler yanıltılmış ve seçmen iradesi ifsad edilmiş, böylece istedikleri sonucu almışlardır.

Diğer bir ifadeyle, 30 yıldır Kurulla ortak çalışan Bakanlık bürokrasisi, belirli ölçüde korkuya dayalı seçim stratejisiyle sonuca ulaşmıştır. Esasen buradaki başarı, bakanlık bürokrasisine ait değildir (ki kendileri 30 yıllık yerleşik anlayış ve uygulamanın ortağı olup bu anlayış ve uygulamanın değişmesi konusunda bir girişim yapmamışlardır), tamamen Yüksek Mahkemelerin ve HSYK'nm hukuksuz, hâkim ve savcılar arasında ayrım gözeten, mağdur eden, haksız, adaletsiz ve yanlı uygulamalarının yarattığı tedirginliği kendi lehine kullanmıştır. Kuşkusuz, bu tedirginliği çok abartmamakta yarar vardır. Çünkü verilen oyların önemli bir kısmı, "zamanın ruhu"na ve "yükselen eğilim"e uyum gösterme temayülü ile ilgilidir. Nitekim kendi tabanlarının da Yarsav tabanından çok daha geniş olduğunu söylemek mümkün değildir.

TARAFLARIN ÖZGÜL VAZİYETLERİ BAKANLIK BÜROKRASİSİNİN VAZİYETİ

Bürokrasi ve diğer yargı aktörlerinin vaziyetlerini avantaj ve dezavantajlı durumlarına ve strateji ve uygulamalarına bakarak irdelemeye çalışacağız.

Avantajları:

Hâkim ve savcıların kişisel bilgilerine, siyasî eğilimlerine ve meslek hayatlarının tüm dönemlerine ilişkin bilgilere sahiptir. Dolayısıyla Yarsav'ın kürsü hâkim ve savcıları arasında ancak ve en fazla %20-25'lik bir tabana sahip olduğunu bilmektedirler.
Sosyolojik grupları ve bürokratik mekanizmaları kullanabilme imkânı olduğundan propaganda yasağı lehlerine bir durum oluşturmuştur.
30 yıldır hâkim ve savcılar üzerinde belirleyici otorite olması ve bu otoriteyi son beş yıl içinde geçmiş HSYK'nın yüksek yargı kanadına karşı da kullanması, seçimlerde Yarsav'a karşı bir refleks olarak bakılacak merkez konumuna getirmiştir.

Dezavantajları:

1982 Anayasasıyla Yüksek Yargı Kurulu HSYK'ya dönüşmüş, Kurul ve Bakanlık Bürokrasisi olarak ikiye bölünerek çalışması temin edilmiştir. Bu nedenle söz konusu bürokrasi, hâkim ve savcıları mağdur eden ve güvencesiz bir şekilde meslek hayatlarını sürdürmelerine neden olan son 30 yıllık HSYK uygulamaları içerisinde yer almıştır. Nitekim Bakanlık listesini oluşturanlar bu sistemden o kadar memnundurlar ki, seçim sürecinde bu yönde bir değişim ve dönüşüm yapılmasına ilişkin bir talep ve değerlendirmeleri yoktur. Bunun en güzel örneği Yeni HSYK yasası ile Hâkimler ve Savcılar Kanun taslağında dünyada ve ülkemiz kamu yönetiminde uygulamadan kalkmış olan teftiş sistemi ve hâl kâğıdı (sicil raporu, fişi) uygulamasını aynen muhafaza etmeleridir. Kısaca, kürsü hâkim ve savcılarına statükonun devamı dışında bir şey vaat etmemişlerdir.

Yargı içindeki geleneksel iktidar güçlerinden birisi olması hasebiyle yargıdaki seçim süreçleri bakımından gayri meşru ve sürekli sorgulanan bir özne konumundadır.

Bakanlık bürokratları dışındaki adaylar, kişisel olarak tanınmış kişiler olmadığı gibi bağımsız girmeleri durumunda mevcut bağımsız aday ortalamasının altında kalacak kişilerden seçilmişlerdir.

Stratejileri:

Temel seçim stratejisini, psikolojideki en temel davranış kalıbını belirleyen "KORKU ve GÜVENLİK" duygusu üzerine oluşturmuşlardır. Yarsav'ın ciddî bir tabanı olmadığını bilmelerine rağmen Yarsav'ın ciddî olarak kazanma ihtimali konusundaki korkuyu beslemiş ve büyütmüşlerdir. Bu strateji sadece hâkim ve savcılardan oluşan seçmen tabanına yönelmemiş, aynı zamanda 10 ay sonra seçime gidecek ve yeni anayasa değişiklikleri yapacak olan Hükümet kanadına da yönelmiştir.

Aday tespitinde bürokratlar dışındakiler için; bireysel inisiyatif kullanabilecek, kendi seçmen çevresi olan adaylar yerine geçmiş bakanlık uygulamaları ile uyumlu çalışabilecek ve isimleri duyulmamış adaylar tercih edilmiştir.

Uygulamaları:

Seçim sürecince geleneksel hiyerarşik örgütlenme yani Bakanlık Bürokratları, Başsavcı, Komisyon başkanı, Müfettişler aracılığıyla hâkim ve savcılar yönlendirilmeye çalışılmıştır.

Başlangıçta tüm kesimleri temsil eden çoğulcu bir liste görüntüsüyle ortaya çıkılmasına rağmen süreç içinde kimlikleriyle çoğulcu görüntüyü veren yedeğe atılarak tek sesli, başkanvekili ve daire başkanı merkezli hareket imkânlarını gözeten bir liste kapsamı oluşturulmuştur.

Değerlendirme:

Bakanlık bürokrasisinin seçmen tabanına ilişkin bilgiye sahip olma avantajından hareketle, Yarsav'ın gücü, ama daha önemlisi korkutucu bir "Yarsav portresi" oluşturarak seçmenler yanıltılmış ve seçmen iradesi ifsad edilmiş, böylece istedikleri sonucu almışlardır.

Diğer bir ifadeyle, 30 yıldır Kurulla ortak çalışan Bakanlık bürokrasisi, belirli ölçüde korkuya dayalı seçim stratejisiyle sonuca ulaşmıştır. Esasen buradaki başarı, bakanlık bürokrasisine ait değildir (ki kendileri 30 yıllık yerleşik anlayış ve uygulamanın ortağı olup bu anlayış ve uygulamanın değişmesi konusunda bir girişim yapmamışlardır), tamamen Yüksek Mahkemelerin ve HSYK'nm hukuksuz, hâkim ve savcılar arasında ayrım gözeten, mağdur eden, haksız, adaletsiz ve yanlı uygulamalarının yarattığı tedirginliği kendi lehine kullanmıştır. Kuşkusuz, bu tedirginliği çok abartmamakta yarar vardır. Çünkü verilen oyların önemli bir kısmı, "zamanın ruhu"na ve "yükselen eğilim"e uyum gösterme temayülü ile ilgilidir. Nitekim kendi tabanlarının da Yarsav tabanından çok daha geniş olduğunu söylemek mümkün değildir.

YARSAV'IN VAZİYETİ

Avantajları:


Hâkim ve savcıların kişisel bilgilerine, siyasî eğilimlerine ve meslek hayatlarının tüm dönemlerine ilişkin bilgilere HSYK vasıtasıyla sahiptir. Dolayısıyla seçime tek başına ya da ittifakla girme konusunda tercihte bulunma avantajı vardır.
Sosyolojik grupları ve yüksek yargıdaki hâkim gücünü kullanabilme imkânı bulunmakla beraber taşrada ciddî bir etkinliği bulunmadığından propaganda yasağından belirli ölçüde etkilenmiştir.

Yargı içinde bir sivil toplum örgütü olması nedeniyle meşruiyet temeline sahiptir.
Kamuoyunda tanınan isimlerden liste oluşturmuştur.

Dezavantajları:

Bugüne kadar savunduğu görüşler ve uygulamalarına bakıldığında; Yüksek Mahkeme ve Yüksek Yargı merkezli bir anlayışla hareket ederek, hâkim ve savcıları mağdur eden ve güvencesiz bir şekilde meslek hayatlarını sürdürmelerine neden olan son 30 yıllık HSYK uygulamalarının (not sistemi, iş geçirme, terfi, atama vs) değiştirilmesi yerine yüksek mahkemeleri ve Kurul'u Bakanlık karşısında güçlendirmeyi temel eksen olarak belirlemiştir. En azından bu algıyı dönüştüremediklerini tartışmak dahi gereksizdir. Nitekim seçim sürecinde şikâyet edilen hi-yerarşik anlayış ve uygulamaların değiştirilmesi yönünde elle tutulur bir program öne sürmemişlerdir. Bu noktada, her ne kadar bir sivil toplum örgütü olsa da yüksek yargı ile sıkı bağı, ciddî bir handikap yaratmıştır.

Kamuoyunda tarafsızlığı yönünde ciddî eleştiriye tâbi tutulan kişileri aday göstermiştir.
Aday tespitinde, taban yerine Yüksek Yargıçların isteklerine boyun eğmiştir. Nitekim Yarsav'ın kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile mevcut yönetim arasındaki gerilimin temel nedenlerinden birisi olarak bu husus gösterilebilir. Bu nokta da Yar-sav içindeki her iki taraf, birbirinden farklı tepkiler geliştirmişlerdir. Eminağaoğlu, daha aktif bir tutum geliştirmeyi tercih etmiştir.

Bakanlık listesindeki bürokratları eleştirirken, kendi listesinde bakanlık bürokratlarına yer vermesi ciddî bir çelişki doğurmuştur. Hattâ bu durum, Yarsav'dan farklı düşünen bir dernekten, yani Demokrat Yargı tarafından bakıldığında dahi, tarihi bir strateji hatâsı olarak görülebilir.
İlân ettikleri bir programları olmamıştır.

Stratejileri:

Temel seçim stratejisini psikolojideki en temel davranış kalıbını belirleyen "KORKU" duygusu (Bakanlıktan farkı bugüne kadar süren otoriteyi kaybetme korkusu) üzerine oluşturmuştur.

Değerlendirme:

Anayasa değişikliğini müteakip bugüne kadar izlediği politikalar konusunda ciddî bir özeleştiri yaparak, yüksek mahkemeler ve yüksek yargıçları önceleyen politikaları terk ederek kürsü hâkim ve savcılarını esas alan politikalar oluşturmak yerine, alışılagelmiş politikaları sürdürme kolaycılığına kaçmıştır. Seçim sürecinde geliştirdiği ittifak stratejisi, tabanda ciddî bir karşılık bulmamış ve hattâ Yarsav'a dönük şüphelerin bizzat Yar-sav içinde güçlenmesine yol açmıştır.

DEMOKRAT YARGININ VAZİYETİ

Avantajları:


Kurulduğu günden itibaren açıklama ve uygulamalarıyla yargı ve ülke kamuoyunda ciddî sayılabilecek bir ses getirmiştir. Demokrasi ve insan haklarını temel alan günümüzün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir fikrî altyapı, donanım ve programa sahip tek taraf konumdadır.
Anayasa değişikliğinin kabulünden 5-6 ay öncesinde yargının ve mesleğin sorunlarına ilişkin çalışma yaparak, sorunları ve çözüm önerilerini - içeren 2802 ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Taslağı ve Anayasa Değişiklik Taslağını hazırlayarak - kamuoyuna açıklamış ve siyasî partilere, sivil toplum örgütlerine, medya temsilcilerine ve hukuk çevrelerine sunmuştur.

Medya ve akademik çevrelerle iyi ilişkiler kurmuştur.
Karar alma süreçlerinde katılımcılık ve açıklık merkezli yapılanma içerisinde sürekli kamuoyunu bilgilendirmiştir.

Dezavantajları:

Geleneksel hiyerarşik yargı örgütlenmesinin dışındadır. Yüksek Mahkemeler, HSYK ve Bakanlık Bürokrasisinin tutumu nedeniyle üye sayısını arttıramamıştır.

Bakanlık ve YARSAV'ın sahip olduğu geleneksel güç ve yöntemlere sahip değildir.
Diğer taraflara göre avantajlı olduğu medya ilişkileri, YSK'nın Anayasayı ihlâl ederek koyduğu propaganda yasağı nedeniyle ortadan kalkmıştır.
Dernek içindeki belirli bir grubun (Bursa grubu) seçime girmeyi engellemeye yönelik tavırları, dernek açısından neredeyse bir-iki aylık bir "mesai" konusu haline gelmiş ve bu nedenle derneğin seçime ilişkin dolaysız ve doğru tutum belirleme sorununa yönelmesi dahi mümkün olamamıştır.

Stratejileri:

Bakanlık ve Yüksek Yargının 30 yıldır (son 4-5 yıl hariç) birlikte hareket ettikleri, uygulama, yöntem ve anlayış konusunda bir farklarının olmadıkları, iki tarafında bir diğeri ile korkutma yoluyla seçim kampanyası yürüttükleri, bu nedenle aslında bu seçimlerin statükoyu temsil edenlerle (Bakanlık ve YAR-SAV) kürsü hâkim ve savcıları (Demokrat Yargı) arasında olması gerektiğine vurgu yapmıştır. Hattâ, kürsü hâkim ve savcıları ile Adalet Bakanlığı bürokrasisi arasındaki tarihî gerilime işaret ederek HSYK seçim sürecini - bu gerilimin aşıldığı ve - hâkimlik kimliğinin güçlendirilmesinin momentine dönüştürmeye çaba göstermiştir.

Anayasa değişikliği konusunda şartlı destek verdiği hükümeti uyararak, %58'lik EVET koalisyonunun bozulmaması, Hükümetin var ise samimiyet ve inandırıcılığının sürmesi açısından bürokrasinin seçim sürecinin dışında tutulmasının yasal bir zorunluluk olmasından da öte, siyasî akılcılık olduğunun altını çizmiştir. Aksi halde yargıda siyasallaşma iddialarının güçlenmesine ve do-layısıyla kendi bürokratlarının ikballerinin garanti altına alınmasına rağmen, 8 ay sonra seçime gidecek hükümetin ve demokrasi ve insan hakları yönünde yeni anayasa değişiklikleri bekleyen halkın, kaybeden tarafta yer alacağını ısrarla vurgulamıştır.

Uygulamaları:

Referandumda EVET çıkacağı inancıyla başlattığı HSYK üyeliği seçim çalışmasının bürokratik, geleneksel düşünce ve reflekse sahip üyeleri tarafından engellenmesi sonucunda hayatî değere sahip olan -neredeyse- 20 günlük bir süreyi kaybetmiştir. Normal bir hukuk devletinde yaşadıklarına ilişkin inanca dayalı olarak medya yoluyla yürüteceği seçim kampanyası, YSK'nın sıkıyönetim uygulamasını aratmayan yasakları nedeniyle imkânsız hale gelmiştir.

Diğer seçim taraflarından farklı olarak seçim sürecini, belirli bir program temeline taşımaya çalışmıştır. Bu çerçevede, seçim yasakları öncesi dağıtılan ve adaylarla beraber kaleme aldığımız "Yargının Sorunları ve Çözüm Önerilerim içeren program ile "İnsancıl Yargı Projesine ilişkin kitapçıklar, yargıya yönelik yeni bir perspektif önermektedir.

Değerlendirme:

Düşünce, açıklama, programları kürsü hâkim ve savcıları tarafından benimsenmesine rağmen, geleneksel statükocu güçlerin stratejileri ve YSK'nın uygulamaları nedeniyle seçimlerde istediği çalışmaları yapamamıştır.

"BAĞIMSıZ ADAYLAR"

2010 HSYK seçimlerinin en dikkat çekici noktalarından birisi, yüksek sayıda "bireysel adaylık" iddiası ile karşı karşıya kalınmasıdır. Yaklaşık beş bin kişilik birinci sınıf hâkim ve savcı toplamının içinde 200 kişi aday olmuştur. Bunların içinde topu topu 3540 kişi örgütlü bir çabanın içinde bulunmaktadırlar. Geriye kalan 160 kişi ise sadece kendi iddiaları ve kendi biyografileri ile seçime girmektedirler. Örgütsüz seçime girenlerin sayısı örgütlü girenlere oranla dört kat fazladır. Oysa sağlıklı bir seçim ortamı ve rasyonel bir tutum alış biçimi, bu oranın tersine çevrilmesini gerektirirdi. Böylece, adayların olağanüstü sayıdaki bir bölümü örgütsüz bir biçimde ve kendi bireysel kararları ile adaylık sürecine girmiş olmaktadırlar. Bir başka deyişle, kendi adaylık kararlarını, bir başkasının denetimine açmak, bir başkasıyla ortak bir kamusal sorumluluk içine girmek ve seçimin gerektirdiği bir örgütsel çabaya girişmek eğilimi ortaya çıkmamıştır. Bunun yerine, adaylık, sadece bireysel bir karar olarak şekillenmiş ve bunun ar-kasından seçmenlerle ilişkiye girmek isteği ortaya çıkmıştır. Oysa herhangi bir seçim sürecinde olağan ve sağlıklı olan hareket tarzı, öncelikle adaylığın örgütlü bir çabaya dönüştürülmesi ve seçmenlerle de bu çerçevede ilişki kurulmasıdır. Adayların seçmenlerle ilişkilerini sadece bireysel bir karar olarak belirlemeleri, gerçekte, seçimin niteliğine uygun düşmez. Çünkü her seçimin, sonuçta ÖRGÜTSEL bir yapıya ve PROGRAM temeline sahip olması temel kuraldır. Bireylerin, diğer tüm bireylerden bağımsız ve onlarla ciddî bir ilişki ve bağ geliştirmeksizin aday olmaları, gerçekte bireysel inisiyatif alma ve kişisel dinamiklere dayanma cesaretini değil, kolektif davranış geliştirme eğiliminin yetersizliğini ve ortak bir kamusal pratik yaratma tecrübesinin eksikliğini ima eder. Bu durum aynı zamanda, demokrasi tecrübesinin eksikliğidir tabiî ki.

Kuşkusuz hâkimlik ve savcılık, tüm dünyada bireysellikleri ile öne çıkan bir meslek alanı olarak belirginleşir. Fakat bu durum, herhangi bir seçim sürecinin "örgütsel" araçlarını ve "program" temelini tamamen alaşağı edecek sonuçlar göstermez hiçbir yerde. Bu açıdan bireysel adaylar bakımından en ciddî sorun daha ilk aşamada, kendi adaylıklarını kamusal olarak hazırlamaktaki yetersizlikleriyle ilgilidir. Çünkü adaylık kararının, sadece kendi kararları olduğunu, sadece kendilerine ait bulunduğunu düşünmektedirler. Ve dahası, bunu "bağımsız" ve "özgür" düşünme yeteneği ve yeterliliğinin de bir şartı saymaktadırlar. Oysa durum tam tersidir. Seçim sürecine örgütlü hazırlanma çabası "bağımsızlık" ve "özgürlüğün" ve özgür karar almanın karşıtı bir durum değildir. Böyle bir yaklaşım, ancak, demokrasi ve seçimin kolektif, toplu ve ortak bir alan yaratma eğiliminin sonucu olduğunu anlamaktan yoksun olmak anlamına gelir. Asıl doğru olan, kişinin, kendi özgürlük ve bağımsızlığının şartlarını örgütlü yapılar içinde hazırlayabileceğidir. Aksi, bir durum, Murat Belge'nin sıkça vurguladığı üzere "özgürlük" ile "serbestliği birbirine karıştırmak anlamına gelecektir.
Bununla beraber, Bakanlık bürokrasisi gibi bir olağanüstü güç karşısında hâlâ bireysel adaylık iddiasında bulunmanın ve bulunabilmenin kutlanması ve takdir edilmesi gereken bir cesaret olduğunu da kabul etmek gereklidir. Kesin olarak kaybedeceğini bilerek büyük güçler karşısında durmak, bir tür "direnme hakkı' alanı yaratmaktır ki, bazı bireysel adayların bu yönde bir irade geliştirdiklerine işaret etmekte fayda vardır. Bir tür "korsan gösteri" yapılmıştır. "Bağımsız adaylığın, politik ve stratejik olarak zayıflığı ve demokratik vizyon eksikliğini de onların bu cesaretleri üzerinden unutmak ve telâfi etmek mümkün olabilir.

Ey Kavmim

Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın. Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını,
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına.
Tanrı'ya yakarır ama firavunlara taparsın. Musa Kızıldenizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.
Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Ve sen kendinden bile korkarsın.
Hazreli İbrahim olsan, sana gönderilen kurbanı sen pazarda satarsın.
Hazreti İsa'yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sen başka şeylere ağlarsın.
Gündüzleri Maria Magdalena'yı 'fahişe' diye taşlar, geceleri koynuna girmeye çabalarsın. Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i, Kuran'ı bilirsin. Hazreti Davud için üzülür ama Golyat'ı tutarsın.
Ey kavmim... Sen ki peygamberlerinin dediklerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin.
Ama sen kendi acına da yabancısın. Kadınların siyah giyer, kederle solar tenleri ama onları görmezsin.
Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, aldırmazsın.
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin. Ve nefret edersin dilencilerden.
Utancı bilir ama utanmazsın. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Bütün seslerin arasında yalnızca kırbaç sesini dinlersin sen.
Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Sana yapılmadıkça işkenceye karşı çıkmazsın.
Senin bedenine dokunmadıkça hiçbir acıyı duymazsın.
Örümcek olsan Hazreti Muhammed'in saklandığı mağaraya bir ağ örmezsin.
Her koyun gibi kendi bacağından asılır, her koyun gibi tek başına melersin.
Hazreti Hüseyin'in kellesini vurmaz ama vuranı alkışlarsın. Muaviye'ye kızar ama ayaklanmazsın. Hazreti Ömer'i bıçaklayan ele sen bıçak olursun.
Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

Ölülerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de değilsin hazdan olmayacak mahvin. Ama arkana baktığın için taş kesileceksin. Ve sen kendine bile ağlamayacaksın.

Komşun aç yatarken sen tok olmaktan haya etmezsin. Musa önünde Kızıldeniz'i açsa o denizden geçemezsin. Tanrıya inanır ama firavunlara taparsın.
Ey kavmim... Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.

HALİL CİBKAN

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir