Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Vaziyet-i Umumiye

Seçimin Tarafları – Bölüm 1

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Vaziyet-i Umumiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:23

Vaziyet-i Umumiye
Seçimin Tarafları – Bölüm 1


Kuşkusuz 2010 HSYK seçiminin iki büyük ve güçlü tarafı vardı:

Adalet Bakanlığı bürokrasisi ve Yarsav. Bunlar güçlerini, geleneksel konum ve tecrübelerinden almaktaydılar. Fakat bir seçim ve bir demokrasi süreci içindeki aktörlerin olağan bir "varlık" halinden bahsediyorsak, ortada ciddî bir sorun bulunduğunu en başından kabul etmek gerekir. Çünkü aslında, her iki taraf da yargının gerçek sahasında olmayan ve bir diğerinin varlık ve meşruiyetini sorgulayabilecek özgül bir programa sahip olmayan aktörlerdi. Hem zihinsel arka planlarına hem de pratiklerine bakıldığında benzer bir geçmiş ve gelecek tasavvuruna dayandıkları ve aynı yöntem ve araçlarla birbirlerini taklit eden bir "iktidar" algısına sahip olduklarını sezmemek mümkün değildi. Dolayısıyla, her iki tarafın da yargı iktidarının demokratik yeniden inşasını sağlayabilecek bir siyasal ufukları da yoktu.

Belki daha doğru biçimde şu söylenebilir:

Bir yargı seçimine ilişkin olarak yargı meseleleri, yargıç ve savcıların geçmiş sorunları ve bunların sebepleri ile tüm bunlara ilişkin bir gelecek vizyonu oluşturma konusunda etraflı program ve perspektife sahip değillerdi. Bu nedenle, her nasılsa her iki taraf da sadece bir "karşıtlık" üzerinden demokratik bir varlık ve meşruiyet kazanmaya çalışmak kolaylığından bir türlü sıyrılamamışlardır.

Bununla beraber bir yargı seçiminin aktörleri olan bu iki taraf hakkında, birbiri ile eşitleyici bir dilin geliştirilmesi son derece kaba ve o ölçüde de yüzeysel bir analiz anlamına gelecektir. Çünkü Yarsav, nihayetinde yargıç ve savcılar içinde örgütlenmiş bir sivil toplum örgütüydü.

Bu niteliğiyle yargı içindeki bütün eksiklik ve hatalarına rağmen yine kendi eylemiyle kendi geçmişini telâfi edebilecek bir meşru yargı örgütü olarak öne çıkıyordu. En önemlisi, kendisine ait ve boşluk kabul etmeyecek bir temsil tabanı bulunuyordu. Bir nokta da, bu seçimde meşruiyeti bulunmayan Yüksek Yargı ile olan sıkı bağı nedeniyle Yarsav ile karşıtı Bakanlık arasında benzerlik kurmak kabul edilebilir görünüyor. Buna karşılık, Adalet Bakanlığı'nın yargı seçimlerinde hiçbir meşruiyeti bulunmuyordu. Bu ciddî ve büyük farkı hafızamızın bir köşesine yerleştirerek tarafların genel ve hususi vaziyetlerini analiz etmeye devam edelim.

Bu geleneksel güçlerin dışında sadece 2010 HSYK seçimleri bakımından değil, aynı zamanda Türk Yargı tarihi bakımından da ilk kez ortaya çıkmış taraflar söz konusuydu. Bunlardan birincisi Demokrat Yargı, diğeri ise birbirinden farklı özellik ve tecrübeler sergileyen "bireysel adaylık" taliplileri idi. Demokrat Yargı, dışarıdaki herhangi bir konvansiyonel siyasî aktörün takip edilmesi ile anlaşılabilecek bir yargı aktörü özelliği sergilemiyordu. Gerçekte, özgün bir demokrasi denemesi olarak öne çıkıyor ve bu noktada da kendi farklı pozisyonu konusunda çok ciddî bir ifade ve ikna yükü ve sorumluluğu ile karşı karşıya bulunuyordu. Bireysel adaylara gelince, onlar için sorun, iddialarını yerleştirecek herhangi bir kamusal zeminin bulunmamasıydı. YSK'nın yasağı, onların iddia ve çabalarını adeta "iğne ile kuyu kazmak" derecesine kadar indirdi.

Yarsav

Önce Yarsav'dan başlayalım. Yarsav'ın bir geleneksel iktidar aracı olarak merkeziyetçi yapıların arasına 2006 yılından itibaren eklenmesinin, hâkim ve savcılara ve onların yaşamlarına dokunan bir ilişki geliştirmesine engel oluşturduğu daha ilk kuruluş yılında anlaşılmıştı. Şemdinli meselesinde ortaya çıktığı gibi, 2000'li yılların yargı sorunlarına geleneksel vesayet gerekçeleri ile beraber yaklaşması, Yarsav'ın hâkim ve savcı tabanındaki etkinlik ve gücünü ciddî ölçüde azaltıyor ve "Ankara merkezli bir hâkim-savcı hayatı"nın içinde giderek sıkışmasına yol açıyordu. Bu yönüyle Yarsav, hâkim ve savcılar arasında yaygın görülmeyen, dokunulamayan, özellikle de taşra bakımından sanki bir "hayalet" özelliği taşıyor gibiydi. Aslında, yerel adliyeler ve onların hâkim ilişki sistemlerinde Yarsav yoktu. Ama Ankara'da, yani yargı içinde fiilen oluşmuş bir siyasî merkezde varlığını sürdürüyordu. Çünkü Yarsav, daha çok yereli kontrol edemeyen bir merkezî kontrol aracı gibi algılanıyordu. Evet. Yerel adliyelerde yoktu. Fakat bir yandan da, karşıtları tarafından, özel bir biçimde "varlığı" isteniyordu Yarsav'ın.

Daha açıkçası şunu söylemeye çalışıyoruz:

Yarsav hem hükümet açısından ve hem de hâkim ve savcıların belirli bir bölümü tarafından varlığından pek hoşlanılmayan, ama yokluğu asla ve asla istenmeyen bir yapıyı temsil ediyordu âdeta. Nihayetinde Yarsav'ın hükümet açısından "negatif kıymet" hanesine kaydedildiğinden şüphe yoktur. Çünkü yargıda hiç enerji harcanmadan ve sadece "Yarsav karşıtlığı" üzerinden varlık ve meşruiyet iddia edilecek bir siyasal iklim egemendi.

Adalet Bakanlığı

Adalet Bakanlığı bürokrasisi tarafına gelince, bu kesim kendisini bir taraf olmaktan çok bir "Yarsav karşıtı" olarak tanımlar hale gelmiştir, ki bu durum Bakanlığın kendi varlığını sadece Yarsav'ın varlığına bağladığını ifşa eden bir husustur. Başka deyişle, gariptir fakat, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin bir taraf olarak varlığı, ancak Yarsav'ın varlığı ile anlam kazanmaktadır. Bu bürokrasinin şekilsizliği veya her şekle girebilmesi, yargının çok temel sorunları karşısında belirli bir perspektif ve anlayış geliştirme ve bunu derinleştirme çabasına girilmemesi vb. gibi içine düştüğü ciddî vukufiyet sorunlarını, "Yarsav Karşıtlığı" üzerinden kolaylıkla kapatabiliyor ve kendisini haklılaştırabiliyor ol-ması rahatlatıcı bir etki yaratmaktaydı. Bu nedenle, ciddî bir entelektüel perspektife sahip olmaması, etik ve kamusal bir olgunluğunun bulunmaması, Yarsav ve destekçilerine karşı sadece bir "kalabalık tepkisi" vermesine yol açıyordu. Bu açıdan bakanlık bürokrasisi, gerçekte bir bürokrasi özelliği bile taşımıyordu. Çünkü söz konusu bürokrasinin devlet alanına dönük "bilgi ve bilinç tekeli" oluşturma kapasitesi o kadar alt düzeylerdeydi ki, yargı ile ilgili çok temel mefhum ve müesseselere dahi vakıf olmadıkları görülüyordu. Türkiye'de yargı bürokrasisinin tarihi açısından bakıldığında, özellikle son 10 yıllık süreçte çok dikkat çekici bir entelektüel daralma ve perspektifsizlik sorunu ile öne çıkan bir hâkim bürokrasi ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Dolayısıyla, aslında Adalet Bakanlığı bürokrasisi kelimenin gerçek anlamında "bürokrasi"yi karşılamıyor. Ciddî bir bilgi sorunu ile karşı karşıya bulunuyordu. Doğan boşluk ise farklı "pratiklerle doldurulmaya çalışılıyordu. Bu nedenle, bürokrasi ve onun takipçileri, çoğu zaman bir tür "güruh" refleksi içinde hareket ediyor ve Yarsav'ı ancak bir "linç" konusu olarak ele alabiliyorlardı. Yarsav'ı işlenmiş, inceltilmiş, entelektüel bir sorgulama çabası yerine, kaba bir rövanş nesnesi olarak kendi hayatlarına dâhil edebiliyorlardı. Bu çevrenin Ankara'da yerleşik olmasına rağmen asıl hâkimiyeti yerel adliyelerde sürüyordu. Yarsav Ankara'ya hâkim görünürken, Bakanlık taşranın hâkimi durumundaydı.

Benzerlikler

Bu noktada her iki güçlü ve geleneksel aktöre bir arada bakınca, sanki her iki taraf da, birbirlerinden kıyasıya nefret ederken, kıyasıya birbirlerine ihtiyaç duyuyor gibiydiler. Ankara'ya sıkışmış bir ideolojik merkez ile taşraya sıkışmış bir başka ideolojik merkez arasındaki verimsiz bir gerilim ile karşı karşıya bulunuyorduk. Tarafların tüm bu ciddî sorunları ise, tam anlamıyla bir demokrasi imtihanı olan HSYK seçim sürecinde en üst seviyesine kadar çıkmıştır. Burada, hepimizi en çok huzursuz etmesi gereken şey, tarafların hiçbir şey üretmeksizin, yargı sorunlarına dair tek bir söz dahi söylemeksizin, sadece birbirleri ile çatışmaları sayesinde ayakta durabilmeleridir. Ve aldıkları oyları da, sadece bu nedenle almış olmaları çok ciddî bir sorundur. Galiba, bu durum karşısında sadece onlar değil, bizler ve tüm ülkenin huzursuzluk duyması gerekir.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir