Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Teklif - İkinci Tur

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Teklif - İkinci Tur

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:21

Teklif - İkinci Tur

İKİNCİ TUR


İlk turdaki tartışmalarda demokrasi ve seçim süreci konusunda çok belirgin bir anlayış farklılığı ortaya çıkmış ve katılımcıların önemli bir bölümü iki karşıt gruba dönüşmüştü. Önümüzdeki seçime yönelik belirlenecek stratejinin ilkesel zemini ile yargıdaki bu ilk kapsamlı demokrasi tecrübesine ilişkin reel durum arasındaki bağ, bu iki karşıt grup tarafından çok farklı biçimlerde kuruluyordu. Yapılan konuşmalardan, tarafların nasıl bir siyasal ve yargısal gelecek vizyonuna sahip oldukları, yargıya ve HSYK'ya nasıl bir anlam yükledikleri ve daha önemlisi yargıya dönük nasıl bir "iktidar" tarifine sahip oldukları belirgin bir biçimde açığa çıkmıştı. Kuşkusuz bu durum, aynı zamanda bu iki tarafın nasıl bir demokrasi perspektifi ile yola çıktığını çok somut bir gündem üzerinden belirlemeyi de mümkün kılıyordu. Bakanlık listesine eklemlenmeyi savunan ilk grup, Türkiye'nin yargı üzerinden yeniden yapılanmasının ekonomik, toplumsal, kurumsal ve siyasal büyüklüğü karşısındaki heyecanlarını hiç saklama gereği duymuyorlar, demokratik ve sivil süreçleri bu musavver iktidar hesapları nedeniyle ikincilleştiriyorlardı. Dolayısıyla, onların "reel durum"a dönük vurguları, Demokrat Yargı'nın ilkeleri ile gücü arasındaki ilişkiye değil, tamamen muhtemel iktidar sahasının vaat ettiklerine yöneliyordu. Dolayısıyla, aslında bu bir "reel siyaset" değildi. Sadece bir "iktidar iştahı" idi. Gerçekte, bir perspektifsizlik ve vizyonsuzluk ile karşı karşıya bulunuyorduk. Aslında, birinci grubun asıl sorunlarından birisi de buydu. Buna karşılık ikinci grup ise, hem devlet alanında ve hem de yargı alanında beklenen tarihi dönüşümün somut ve gerçekçi bir demokrasi perspektifi edinmesi gerektiği üzerinde ısrar ediyordu. Birinci grubun tersine, demokratik ve sivil girişimlerin derhal ve ertelenmeksizin güncel ve somut sınamalara dönüştürülmesi gerektiği konusunda bir kararlılık geliştirdiler. Bununla beraber, yapılan oylamada, çoğunluk müzakere yapılabilir, teklif değerlendirilebilir kararına ulaşmış durumdaydı. Fakat bu çoğunluk içinde, teklifin derneğin belirlediği ilkeler çerçevesinde müzakere edilebileceği düşüncesini taşıyanlar ile müzakere etmeksizin Bakanlığa iltihak etmek isteyenler bir aradaydı. Dolayısıyla, çoğunluğun içinde, teklife gerekçeleri itibariyle "hayır" diyenler olduğunu kabul etmek gerekiyordu. Benim de dâhil olduğum bir grup üye, bu tartışmanın netleştirilmesi gerektiğini, ayrıca eğer 3 kişi için yönetim kurulunda bir seçim yapılması kararı alınırsa, aynı zamanda 10 kişilik tüm asil adayların belirlenmesi, 3 kişinin ise bu 10 kişilik listeden çıkartılması gerektiğini ifade ettik. Çünkü teklifin müzakere edilmesi için öncelikle bağımsız listenin bütününün belirlenmesi gerekiyordu. Bu öneri, Bakanlık taraftarlarının bağımsız liste konusundaki şüphelerinin daha da artmasına neden oldu ve nihai ayrılış-kopuş konuşmalarının da yapılması sürecini başlattı.

Bu tartışmalar da şöyledir:

* Böyle bir durumda, bürokratlar dışındaki herkes kaybedecektir. Hattâ hükümet bile kaybedecektir.

Benim değerlendirmem:


Eğer, bakanlık bu süreci yönetmeye devam eder ve bürokratlar da aday olursa, seçeceğimiz üç kişinin böyle bir listeye eklenmesine müsaade etmeyiz. Eğer eklenirlerse de biz dernekten ayrılırız. Ayrıca, eğer üç kişi seçmemiz gerekiyorsa, bunun için öncelikle 10 kişilik listemizi belirlemek zorundayız.

Diğer yandan, bizi kazanmak ve kaybetmek oyununa mahkûm edecek bir sorun değil bu. Kazanmanın ve kaybetmenin zeminini ve koşullarını tartışmamız engellenmeye çalışılırken aynı zamanda kazanmak için çırpınmaya ve her şeyi kabullenmeye çağrılıyoruz. Demokrat Yargı, zaten böyle bir dayatma karşısında en başından beridir kaybetmeyi tercih etti. Etmelidir! Çünkü böyle bir durumda, bürokratlar dışındaki herkes kaybedecektir. Hattâ hükümet bile kaybedecektir. Bence, bundan sonraki süreç, dindar-muhafazakârlar nezdinde yargıç ve savcı tabanı ile yargının yeni baronları arasındaki bir gerilim olarak yaşanacaktır. Bi-zim bu yeni baronlardan taraf olmamamız gerekir. Tersine tabandaki demokratik ve sivil dinamikleri ve inisiyatifi geliştirmeye talip olup yolumuza kendi başımıza devam etmeliyiz.

• Bakanlık listesine zarar verilmesine müsaade edilemez.

Çok kıdemli bir hâkim yeniden söz alarak:

Ben de 10 kişilik listenin hazırlanmasına karşıyım. Zaten bu doğru da değil. Âdeta, azınlık çoğunluğa hükmediyor bu sayede. Biraz önce bir oylama yaptık ve bakanlık listesine eklenecek üç kişinin seçilmesine karar verdik. Bu tartışmalara ne gerek var ki artık. Şimdi bir de siz 10 kişilik listenin belirlenmesinden söz ediyorsunuz. Eğer böyle olur ise ben ve arkadaşlarım ayrılırız. Bakanlık listesine zarar verilmesine izin verilemez. Siz kime hizmet ediyorsunuz. Sürekli bürokratlardan söz ediyorsunuz. Bürokratlara karşı çıkıyorsunuz. Fakat hiç yüksek yargıdan söz ettiğinizi, onlara karşı çıktığınızı duymadım. 10 kişilik listenin hazırlanmasına karşıyım. Sadece 3 aday belirleyip bakanlığa gönderelim. Yoksa biz çıkıp gidelim.

• Bir diktadan bir başka diktaya geçiş yerine her türlü diktaya karşı olmalıyız.

Genç bir hâkim:


Demokrat Yargı'nın, başından beri derdi iktidar değil, demokrasi idi. Bizim karşı olduğumuz şey, demokratik ilkelerle sorgulanmasını talep ettiğimiz bir geleneksel iktidardı. Şimdi bu sorgulamamıza temel teşkil eden ilkeleri unutursak geriye sadece demokrasiyi unutmuş bir yeni iktidar gücü kalır. Biz, geçmişte Kemalist diktaya karşı olduk. Fakat buradaki vurgu-muz Kemalizme değil, diktaya idi. Sizin sorununuz ise dikta ile değilmiş, Kemalizm ile ilgiliymiş. Bu doğru ve demokrat bir tavır değil. Biz, her durumda ve her diktaya karşı olmak ve bunu sergilemekten de kaçınmamak durumundayız.

• Celalettin Harzemşah'ın dediği gibi biz üzerimize düşeni yapalım, sonunda kazanmak ya da kaybetmek takdirdir.

İnançlarımı, sadece kendi çıkarlarımın kaldıracı olarak kullanmak yerine, bütün insanlığın imtihanından ve bütün insanlıkla birlikte gururla geçirmektir benim görevim.

Kıdemli bir Hâkim:

Çok kıdemli hâkime "bürokratlara karşı çıkıyorsunuz, ama yüksek yargıdan söz ettiğinizi duymadım" sözünü kime ve kimlere söylediğinizin farkına varın diye seslenmek istiyorum. Buradaki kişiler, en başından beri yüksek yargı sultasına karşı mücadele ederek geldiler. Hattâ herkes susarken bir tek onlar mücadele ettiler. Ben 2004 yılından beri onlarla mücadele ettiğim için birinci sınıf hâkim unvanım engellendi. İkinci olarak, ne pahasına olursa olsun kazanma gibi bir anlayışı kabul etmiyorum. Şeytanla asla işbirliği yapmam, zaten inancım da buna izin vermez. Bir mecaz olarak dahi böyle bir sözü kabul edebilmem mümkün değildir. Çünkü bu söz bizi, sadece ve yalnızca kazanmanın peşine düşmeye çağırmamakta, kazanmak için mücadele ederken, aynı zamanda, bütün ahlâkî sorumluluklardan uzaklaşmayı da nesnel ve aklî bir gereklilikmiş gibi dayatmaktadır. Bu söz bize, politik olarak yapılması gerekenleri hatırlatmakla beraber yapabileceklerimizin ahlâkî olarak da sınırsız olduğunu ima etmektedir.

Şu doğrudur:

Yapmamız gerekenler karşısında yapa-bileceklerimiz sınırlı olabilir. Bazı şeylere gücümüz yetmeyebilir. Fakat kazanma uğruna, eğer yapabileceklerimize ahlâkî bazı sınırlar getirmezsek, yapmamız gerekenlere, yani mücadelesini yaptığımız amaçlarımıza çoktan veda etmişiz demektir. Böyle bir durumda sadece geçmiştekilere benzersiniz. Dolayısıyla, ben illâ kazanacağım diye inançlarımdan, ahlâk anlayışımdan taviz veremem. İnancımı ve ahlâkımı bu mücadeleye taşıyamayacaksam ve bugüne kadar mücadele ettiklerime benzeyeceksem geçmiş mücadelemin ne anlamı kalır ki? Biz sadece kazanmanın peşinde miyiz? Elbetteki hayır! Kazanacaksak doğru ve ahlâkî yolları takip etmek zorundayız. İnançlarımı, sadece kendi çıkarlarımın kaldıracı olarak kullanmak yerine, bütün insanlığın imtihanından ve bütün insanlıkla birlikte gururla geçirmektir benim görevim. Bu imtihandan gururla çıktığımda kaybetsem dahi kendimi kazanmış sayarım. Bir şeyi daha hatırlatacağım. Savaşta dahi asgarî temel kural ve ilkeler vardır. Bu kuralları çiğneyemezsiniz. Celalettin Harzemşah'ın dediği gibi biz üzerimize düşeni yapalım, sonunda kazanmak ya da kaybetmek takdirdir.

Seçimde izleyeceğimiz tavra gelince; süreç içindeki tüm aktörlere korkularımızdan arınarak baktığımızda manzaraî umumiye şöyledir:

Yeni anayasa vaadi ile yakın zamanda seçime gidecek hükümet açısından HSYK seçimi çok belirleyici bir imtihandır. Bürokrasiye gelince, tabanı Yarsav korkusu ile korkutmaya ve bu korku ile hâkim ve savcıları kendisine mecbur bırakmaya çabalıyor. Bunun için de kendi çıkarlarına uygun bir strateji ile "Yarsav geliyor" tehdidine sımsıkı sarılıyor. Oysa 'Yarsav'ın kazanma şansının olmadığı rahatlıkla görülebilir. Yarsav'ın gücünü abartan bürokrasinin merceğidir. Çünkü bürokrasinin Yarsav korkusuna ihtiyacı vardır. Bu korkuyu sadece hâkim ve savcılara değil, hükümete yönelik olarak da kullanmaktadır. Buna karşılık, Demokrat Yargı'nın bürokrasinin stratejilerini gözler önüne sermesi ve kendi listesi ve programı ile seçimlere katılması elzemdir. Bu hem politik olarak hem de ahlaken gereklidir.

• Dini bu işlere karıştırmayalım. Biz şu ân bir seçim yapıyoruz ve bir seçimin gerekleri neyse onu yapmalıyız.

Çok kıdemli bir başka hâkim:


Ayrı listeyle girilirse ben dernekten ayrılırım. Dini bu işlere karıştırmayalım. Biz şu an bir seçim yapıyoruz ve bir seçimin gerekleri neyse onu yapmalıyız. Bizim için önemli olan kazanmak. Siz ise bizim için önemli olan adalettir diyorsunuz. Buna bir diyeceğim yok. Fakat, eğer, şimdi kazanmazsak bu tarihi bir kayıp olur. Daha önce de dediğim gibi, bu seçim her şeyden önemli. İleride demokratik bir seçim yapılabilir.

• Bizim derdimiz, toplumun tüm renklerinin yeni HSYK'ya yansımasıdır. Yani ele geçirmek değil, ele geçirilemez olmasını sağlamaktır.

Kıdemli bir hâkim:


Bana şu ân, asil ve yedeklerden toplam 16 isim belirle denilse, ben kesinlikle karşı çıkarım. Çünkü bizim derdimiz, toplumun tüm renklerinin yeni HSYK'ya yansımasıdır. Yani HSYK'yı ele geçirmek değil, ele geçirilemez olmasını sağlamaktır. Biz, mutlaka kazanmanın peşine düşersek birkaç üyelik için ilkelerimizi terk etmiş oluruz. Sizin için değil ise de bizim için demokratik ilkelerimiz önceliklidir.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir