Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 15

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 15

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 04:08

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 15

Aslında Turgut birçok yönüyle değişik bir insan. Kafasındaki «Devlet» kavramı çok farklı. Devletin bazı kurallarına ve uygulamalarına ömrü boyunca karşı çıkmış. Bütün bunlar, kendisine ters gelmiş. Devletin «Denetim mekanizması» da bunlardan biri. Denetim olayına son derece karşı bir insan... Liberal ekonomide denetim olmaz!.. Ya da işine geldiği yerde olur, işine gelmeyen yerde olmaz. Başbakan olduktan hemen sonra, devletin en güçlü ve-yetkili denetim birimi olan Maliye Teftiş Kurulu'nu kaldırmaya karar veriyor. 1984 yılında bir gün, bakanlar kurulu üyelerine boş bir kararname imzalatılıyor. Kararnamenin üzeri sonradan dolduruluyor. Kanun hükmündeki kararnamede, Maliye Teftiş Kurulu'nun kaldırılması öngörülüyor. Maliye Bakanı Vural Arıkan'ın, olup bitenden haberi yok. Durumu öğrenince Konut'a gidiyor ve Turgut'a itiraz ediyor. Arıkan yılların vergi hukukçusu..; Sonuçta Turgut'u ikna ediyor... Ancak kararname, imza için Çankaya'ya gönderilmiş. Devletin üst düzeyde bir görevlisi apar topar Çankaya'ya gönderiliyor ve kararname geri çekiliyor.

Hanedan işlerlik kazandıkça, Türkiye'de çok önemli ve şimdiye kadar hiç tanık olmadığımız olaylar yaşanmaya başlıyor... Burada Turgut-Semra ikilisinin anlayışı şöyle... Hanedan'dan birisi, mutlaka çeşitli kesimlere yakın olacak... Atatürkçü kesime, dinci kesime, Fenerbahçe'ye, Galatasaray'a, Beşiktaş'a...

Atatürkçülüğü Semra temsil ediyor. Dincilik Korkut'-ta... Turgut ortada... Turgut hem Atatürkçü, hem de dinine imanına düşkün bir insan. Öyle olmasaydı MSP adayı olur muydu?.. Protokol gereği sık sık Anıt Kabir'e gidiyor ve şeref defterine son derece güzel sözler yazıyor. Öte yanda devlete tarikatçılar egemen oluyor. Her gün Kur'an kursları açılıyor, devlet parasıyla Hac seferleri düzenleniyor... 1988 Eyül ayında yapılacak referandum, Turgut için bir ölüm kalım savaşına dönüşmüş. Referandum öncesinde, yanına Semra'yı ve bazı bakanlarını alıp Hac seferine çıkıyor. Parayı devlet ödüyor. Devlet kesesinden bir kez daha hacı oluyor... Hac'da Turgut imamlık yapıyor ve arkasındaki cemaati namaza durduruyor. Cemaat kendi bakanlarından ve birkaç kişiden oluşuyor. Namaz kıldırırken, içeriye gazetecileri çağırıyorlar. Bu durumda poz poz resimleri Çekiliyor. Dinimizin bu kutsal yerinde çektirilen resimler ertesi gün gazetelerde çarşaf gibi yayınlanıyor... Ve işin ilginç yanı, TRT'de bu amaçla devreye giriyor ve tarihinde ilk kez. Hac seferini naklen yayınlıyor.

Semra da hacı oluyor. Hacı olurken giydiği ihram, elbette ki patiska bezinden değil... Bunu ünlü modacı Cristian Dior, Paris'te özel olarak hazırlıyor. Maliyetinin ne kadar olduğu bilinmiyor.
İlerici ve Atatürkçü bir kadın olan Semra demeç verip «Türkiye'ye Humeyni rejimi gelemez» diyor.

Buna karşın Turgut, bir gün yemeğe davet ettiği gazetecilere başka şeyler söylüyor... Yemekte söz bir ara İran'dan açılıyor... Turgut'un çevresinde Uğur Mumcu, Mustafa Ekmekçi Ayçan Giritlioğlu gibi gazeteciler var...

Turgut şöyle diyor:

— İster karşı olursunuz, ister taraftar olursunuz... Ama ben devrim diye İran devrimine derim. Bak, Humeyni geldi ve bütün memleketi değiştirdi. İran bambaşka bir ülke oldu.

Uğur Mumcu itiraz ediyor:

— Sayın Başbakan, devrim ona denmez. Devrim başka bir şeydir... Hem siz devrim kelimesini kullanmayın... Sonra paşalar size kızarlar. Siz inkılap deyin...

— Ben ikisini de kullanırım...

Araya başkaları girdi, tartışma kapandı....
Turgut bir gün Devlet Konukevi'nde gazetecilere iftar veriyor. Önce kısa bir basın toplantısı yapacak, sonra da iftar sofrasına geçilecek. İftar öncesinde bazı gazeteciler, kendilerine ne içeceklerini soran garsonlardan cin tonik istiyorlar. Bunlardan biri de Bedri Koraman... Ekmekçi de cin içiyor... Bu arada Mustafa Ekmekçi, Turgut'a bir soru soruyor... Turgut'un gözü, masada duran cin tonik kadehinde...

Ekmekçi'ye cevap vermiyor ve şöyle diyor:

— Sen keyfine bak!

Biraz sonra iftar sofrasına oturuluyor. Garsonlar ne içeceklerini soruyorlar. Ekmekçi rakı istiyor ve kısa bir konuşma yapıyor:

— Ben de başbakanın iftar sofrasında devrim yapıyorum... Lâik Türkiye Cumhuriyeti'nde başbakanlar iftar veremezler. Ancak yemek verirler. Bu yemeklerde de içki serbesttir.

Turgut ve çevresindeki ANAP'lılar bozuluyorlar... Ama renk vermiyorlar.
Hanedan'ın dinci kesimle en yakın ilişkisi olan üyesi, hiç kuşkusuz Korkut. Turgut, ortadan davranmaya özen gösteriyor. Bir yanda hacdaki resimlerini Türk basını için çektirirken, öbür yandan da diskoteklere, gece kulüplerine, barlara ve gazinolara gidiyor, şarkılar söylüyor, eğleniyor... Artık Başbakan olduğu için, tarikatla da ilişkisini iyice kesiyor. Tarikatın şimdiki lideri Esad Coşan hazretlerini hiç görmüyor. Bağlan belki gönülden gönüle devam ediyor... Yine de seçim bölgesi, İstanbul'da Nakşibendi tarikatının en yoğun olduğu Fatih...

Turgut ve Semra, spor kulüplerini de aralarında paylaşmış durumda... Kulüp taraftarları elbette ki büyük oy potansiyeli... Ama seçim ve referandum sonuçları gösteriyor ki, taraftarlar bu durumu pek yutmuyor...
Turgut Fenerbahçe'yi, Semra Beşiktaş'ı tutuyor... Daha doğrusu, böyle açıklıyorlar. «Kendi kulüpleri» için demeçler veriyorlar. Bazen maçlara gidiyorlar... Şeref tribününe gelmek üzere oldukları, stad hoparlörlerinden ilan ediliyor... Giriyorlar ve önce kalabalık seyirci kitlesine el sallıyorlar... Sağa sola dönerek bütün stada el sallıyorlar... Kendilerine bir tezahürat olsa, büyük mutluluk duyacaklar... Ama pek ses çıkmıyor... Birkaç cılız alkış, hepsi o kadar...
Galatasaray kulübü ise, banacak Ali Tanrıyar'da... Tanrıyar Galatasaray başkanlığına Turgut ve Semra'nın katkılarıyla seçiliyor. Daha önce de bu göreve aday olmuş ve seçimleri kaybetmiş... ANAP döneminde başkan oluyor.
Size biraz daha Semra'dan söz etmek istiyorum...

6 Kasım 1983 seçimlerini ANAP kazanmıştır. Ancak ülke yönetiminde Konsey ve sıkıyönetimin ağırlığı devam etmektedir... Aralık ayında Turgut Başbakan olur ve hemen ardından Konut'a yerleşirler.
Bugünlerde kıyaslandığında, Semra o günlerde son derece yalnız bir insandır. Gerçi kocası Başbakan olmuştur ama, onun çevresi henüz dolmamıştır. Kamuoyu kendisini tanımamaktadır... Turgut ta her istediğini yapamaz. Her konuda Çankaya'nın onayını alması gerekir. Karı-koca, iktidarın ilk aylarında, adeta asaletlerinin onaylanmasını bekleyen «Aday devlet memurları» gibidir. Konut'ta yuvarlak bir masanın üzerinde, bir telefon durmaktadır. Bunlardan biri, az ötedeki Çankaya Köşkü ile doğrudan bağlantılıdır.

Semra ilk günlerin heyecanı içerisinde, konuklarına o telefonu gösterir:

— Bak bak, şu telefonu görüyor musun?.. Onu kaldırınca karşına hemen Evren Paşa çıkıyor...

Konut artık Semra'nın sekreteri Sevinç Toğman tarafından yönetilmektedir. Sevinç, ağırlığını koymuştur. Kendisini Semra çok, hem de pek çok sevmektedir. O da Semra'ya hayrandır... Üzücü ve esrarengiz trafik kazası olana kadar. Sevinç bu göreve devam edecek, sonra nedense ayrılmak zorunda kalacaktır.

Başbakanlığın ilk günlerinde Semra gerçekten yapayalnızdır. Çevresinde birkaç hanım vardır... Bunlardan biri, eski arkadaşı Gülten Berk'tir... Gülten hanım Semra'ya Başbakan karısı olduktan sonra bile «Semra» diye hitap edebilen tek kişi olmuştur. Semra sonra kendisini bir ANAP milletvekili ile başgöz etmiş ve bir süre sonra da yanından uzaklaştırmıştır... Bunun nedeni de, Gülten Berk'-in bakan hanımlarına kendi başına çay vermeye başlamış olması olarak gösterilmiştir... Ancak Gülten hanım bir gün, başka hanımların da yanında önemli bir pot kırmıştır... Semra'ya dönerek «Aman Semra, sen bu işlerden ne anlarsın? Pilav yapayım diye pirinç ıslatırsın, bir hafta sonra ıslattığını hatırlarsın» demiştir...
İlk günlerde Semra'nın yanına ayrıca Kaya Erdem'in karısı Sevil hanım. Adla Cerrahoğlu, Çiçek Çetinoğlu ve konsolos Bilge Erol girip çıkmaktadır.

Gelip giden hanımlara Semra, Sevinç Toğman'ı tanıtmaktadır:

— Zeynep bize hiç evlatlık yapmadı... Bizim evladımız şimdi Sevinç oldu...

Kocası Başbakan olmadan önce Semra'nın en yakını olan Sudi Türel'in karısı Feryal Türel, ilk aylarda dışlanır... ANAP milletvekili Leyla Yeniay Köseoğlu, o günlerde Konut'a sık sık girip çıkar... Ancak Semra, Leyla'dan hoşlanmaz. Turgut'un telkinleriyle bir süre sonra Leyla'yı benimser... Çünkü Leyla, ANAP'ın ilk kuruluş günlerinde büyük çaba harcamış ve Turgut'a, Erdoğan Demirören gibi bazı iş adamlarını tanıştırmıştır. Bu iş adamları Turgut'un partisi için kesenin ağzını açmışlardır.

Semra, Turgut'un yanında yer alan bazı kişileri hiç sevmez...

ANAP'ın ilk kurulduğu günlerde, Vural Arıkan'a şöyle der:

— Vural, bizim Turgut seni çok dinler... Ona söyle de şu Adnan Kahveci'yi yanından uzaklaştırsın.

— Aman hanımefendi, ben nasıl söylerim bunu?.. Turgut, hayatında belki de ilk kez Semra'yı dinlemez ve Adnan Kahveci'yi yanından uzaklaştırmaz... Semra, Adnan'ı acaba niçin sevmez?.. Bunun özel bir nedeni var. Bu nedeni üç kişi biliyor... Turgut, Semra ve Adnan... Tabii işin bir başka yönü daha var... Semra, Adnan Kahveci'yi keşfedip Turgut'a tavsiye edenin, hatta onu yanında ilk kez çalıştıranın Korkut olduğunu çok iyi biliyor... Belki de Adnan'ı, Korkutun adamı olarak görüyor... Tabii bu bir varsayım... Çünkü ANAP içerisinde daha bu parti ortada yokken Korkut'un kullandığı, iş verdiği ve sonra Turgut'a devrettiği o kadar çok adam var ki...

Turgut'un kurduğu hükümetlerde Semra'nın bakan yaptırdığı kişiler var mıydı?.. Çoğuna göre vardı... Bu iddialara göre Mesut Yılmaz, Sudi Türel gibi bazılarını Semra bakan yaptırmıştı...
Turgut 1983 yılında iktidar olmuş... Bakanlar kurulu henüz belli değil. Ancak daha önce bazı kişiler belli görevlere getiriliyor. Bunlardan biri de, ANAP grup başkan-vekilliği görevine getirilen Sudi Türel... Fakat Sudi Türel, bu işe son derece üzülüyor... Kendisi Turgut'la birlikte 1983 seçimlerinde büyük mücadele vermiştir... Karı-koca Türel'ler, seçim gezileri sırasında Turgut ve Semra'nın yanından bir dakika olsun ayrılmamışlardır... Sudi bey, kesin bakanlık beklemektedir ve bu durumda büyük bir düş kırıklığına uğramıştır... Hükümet bir süre sonra açıklanacak ve Sudi bey bakan olmayacaktır. Oysa grup başkanvekilliği, onu tatmin etmemiştir... Zeynep bu sırada Yeniköy'de bir yalıda oturmaktadır... Sudi Türel, Zeynep'e telefon açıp üzüntüsünü bildirir...

Telefonu kapayan Zeynep te doğruca Ankara'yı, anasını arar:

— Anneee, şimdi Sudi amca telefon etti... Adamcağız perişan durumda. Neredeyse ağlayacaktı. Herkes «Hani sen bakan olacaktın» diye kendisiyle dalga geçiyormuş.

Feryal teyze de çok üzgünmüş... Ne olur anne, babamla konuş ta bir şeyler yap, olmaz mı?..

Zeynep bu konuşmayı yaparken, yanında başkaları da vardı... Telefonu kapayınca «Tamam, annem ilgilenecek Sudi amcanın durumuyla» dedi...
Aradan birkaç gün geçti ve Sudi Türel, açıklanan hükümette Devlet Bakanı oldu... Sudi bey şimdi çok mutluydu... Zeynep'i çok severdi ve Zeynep te en çok ihtiyacı olduğu bir zamanda, onun için çaba harcamıştı. Sonra gazetelerde Sudi Türel'in resimleri çıktı. Devletin bakanıydı ve Zeynep'in makyaj çantasını elinde taşıyordu.

Gün geldi Semra bazı ANAP milletvekillerine «Gözün aydın, bakan olacaksın» diye müjde verdi. Gün geldi bazılarının bakan olmasını ya da üst düzeyde görevlere getirilmesini istedi. Ya da kocasının bu konudaki bazı girişimlerine karşı çıktı. Bazen kocası onu dinledi, bazen de Semra kocasını ikna etti. Örneğin Mehmet Keçeciler konusunda Semra'nın Hasan Celal Güzel konusunda Turgut'un dediği oldu. '

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir