Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 10

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 10

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 03:30

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 10

Ekonomideki büyük tıkanıklık, 1979 yılında Ecevit hükümeti döneminde de sürüp gidiyor. Birçok malı bulmak mümkün olmuyor, enflasyon yükseliyor.

MESS gibi işveren kuruluşları, bu ortamda ısrarla bir görüş savunuyor:

«Enflasyon yükseliyor, çünkü işçilere çok para veriliyor. Çok para alan işçiler de, ayrıca verimli çalışmıyor. Türkiye'de aslında ücretleri değil, verimliliği arttırmak zorundayız. Bu nedenle, sendikaların istediği paraları vermek mümkün değildir»...

Evet, enflasyonun nedeni çok basittir ve işverenler bunu keşfetmiştir. Öte yanda işçilerin en önde gelen hedeflerinden biri de MESS olmuştur. Grevlerinde, mitinglerde ve toplantılarda işçiler «MESS'i de ezeceğiz» diye pankartlar taşırlar... Zannederler ki MESS'i ezmek kolaydır. MESS'-te para boldur. İşverenler bu örgüte en seçmece adamlarını yerleştirip para akıtmaktadırlar. Karşılığında ise, MESS işverenlerin toplu sözleşmelerini tek elden yürütmekte ve mümkün olduğu kadar az para vermek için didinmektedir. MESS, işçiye gıdım gıdım vermekten yanadır.

MESS'in başında, Şükrü Er adlı bir iş adamı vardır. 1979 yılı Mayıs ayında yapılan MESS genel kurulunda, yeni bir yönetim kurulu seçilir. Patronlar, bu kez anlaşmışlardır... MESS'in başına son derece güvenilir, dirayetli ve işveren haklarını işçilere sonuna kadar savunacak bir adam getirilecektir. Genel kurul öncesinde yoğun kulisler yapılır ve patronlar karar verirler... Bir kişinin ismi üzerinde anlaşmaya varırlar... Bu değerli şahıs, Turgut'tan başkası değildir... Turgut, MESS başkanı olur... Turgut gerçekten de, «İşveren davasına» son derece inanmış bir insandır. İşveren her zaman haklıdır. Bir sürü azılı komünist sendikacı militan, ortaya «İşçi hakları» diye, «Sömürü» diye bir hikaye getirmişlerdir... Ve artık iyice baş ağrıtmaya başlamışlardır. Bunlar Türkiye'yi yakında batıracaklardır. Turgut bu soruna en iyi çözümleri bulacak ve işveren haklarını en iyi koruyacak kimsedir. Ondan iyisi yoktur.
MESS başkanı Turgut kolları sıvar ve çalışmalarına başlar. Hemen demeçler patlatmaya başlar...

İlk demecinde şöyle der:

«Türklük şuuru, başarımızın en büyük dayanağı olacaktır»...

İkinci demeci, biraz daha ekonomiktir:

«Ekonomik durum bilgisiz, tutarsız ve hatta kasıtlı ekonomik politikalarla, bugün maalesef tam bir çıkmazdadır. Son bir senede enflasyon süratlenmiş ve yüzde 70'i aşmıştır. Türk parası serbest piyasalarda yüzde 100'den fazla değer kaybetmiştir... Ekonomik sıkıntıların had safhaya ulaştığını ve büyük sabırlı halkımızın artık sabrının sonuna geldiğini ifade etmek, herhalde kötümser olmakla birlikte, gerçekçi bir düşüncedir»...
Evet, evet... İşveren temsilcisi Turgut, o günlerde aynen böyle demektedir. Dahası var... Turgut aynı demecinde daha sonra, gerçekten çok anlamlı sözler söylemektedir.

Bakınız ne demektedir:

«Hayat pahalılığının, memleketteki istikrarın ana direği olan orta gelir grubunu süratle fakirleştirdiği, görmediğimiz ölçüdeki enflasyonun karaborsa ve. büyük haksız kazançlara sebep olduğu, namuslu tüccar ve sanayicinin eriyerek yerini karaborsacı ve kaçakçıya teslim edeceği, artık bilinen bir gerçektir. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde yolsuzluk ve rüşvet dedikoduları, artık adi vakalar halinde anlatılmaktadır»...
(Emin Çölaşan'ın notu: Turgut bu demecinde kendi başbakanlık dönemini değil, 1979 yılını anlatmaktadır. Bilginize).
Turgut konuştukça konuşuyor...

Sonra şöyle diyor:

«Önemli bir iş kolunda bir işveren sendikası olarak, bu zor manzarada mühim bir mevki işgal ediyoruz. Bu yıl, çok büyük bir toplu sözleşme yılıdır. MESS'in var olması ve bu mücadeleden başarılı bir şekilde çıkması, bu karanlık tablo içerisinde küçümsenmeyecek bir ümit ışığı olacaktır. Karşımızdaki bazı sendikalarda mücadelenin gayesinin, işçi hakları olmadığını biliyoruz. Bunların gayesi, mevcut düzenin yıkılmasıdır. Onun için, ne ile ve niçin mücadele ettiğimizi çok iyi bilmek zorundayız. Vefakâr ve cefakâr halkımızın son yıllarda gülmeyen yüzünü tekrar güldürmek, bunun için yegane yol olan teşebbüs hürriyetini her türlü imkânı kullanarak korumak ve geliştirmek, birinci vazifemiz olmalıdır».

Görüldüğü gibi 1979 yılının Turgut'u giderek sağlamlaşmış ve kapı gibi bir işveren temsilcisi olmuştur.
Turgut'un MESS başkanı olduğu 1979 yılında, Ecevit başbakandır. Aşağıdaki satırları MESS Gazetesi'nin 20 Temmuz 1979 sayılı nüshasından aynen alıyorum. Gazetenin manşetinden verilen şu sözler, Turgut açısından tarihe geçecek bir ibret belgesidir.

Gazetenin manşeti aynen şöyledir:

«SORUMSUZ TOPLU SÖZLEŞME YAPANLAR GAFLET İÇİNDEDİR. MESS BAŞKANI TURGUT ÖZAL, İLGİLİ KURULUŞLARA UYARIDA BULUNDU»...

Ve bu manşetin altında, Turgut aynen şöyle demektedir:

«MESS Başkanı Turgut Özal son zamanlarda bazı kuruluşların sorumsuz toplu sözleşmeler yaptıklarına işaret ederek (Memleketimize ve milletimize reva görülen bu sorumsuz, haksız ve tehlikeli davranışların failleri olan kişi ve kuruluşlara karşı, işverenler olarak hepimizin tek tek mücadele etmemiz, görevimiz ve hakkımızdır) demiştir»...
İşveren temsilcisi Turgut, işçisine fazla para veren bazı işverenlere çok kızmış ve bunları fena halde kınamıştır. Hatta Turgut daha da öteye gitmiş ve MESS gazetesindeki habere göre bu duruma dayanamayıp, olup biteni devlet yetkililerine şikayet etmiştir. Bu şikayet mektubu da gazetede yer almaktadır.

Buna göre Turgut'un imzasıyla dönemin Başbakan Yardımcısı Faruk Sükan, Devlet Bakanı Hikmet Çetin, Sanayi Bakanı Orhan Alp, Ticaret Bakanı Teoman Köprülüler ve DPT Müsteşarı Bilsay Kuruç'a gönderilen yazı, özetle şöyledir:

«Ülkemiz çok hızla artan enflasyonun yıkıcı etkileri altındadır. Hükümetimiz enflasyon hızını kesmek ve tahammül edilebilir bir orana geriletmek çabası içindedir. Sendikamız (MESS) ve üyemiz işverenler büyük kayıplar pahasına, ülkemize karşı bu sorumluluklarını yerine getirmekte ve işçi kuruluşlarının ülkemiz gerçeklerine uygun davranmalarını sağlayabilmek için, her türlü mücadeleyi göğüslemek suretiyle denge unsuru olmaktadır»...

Turgut, devlet ve hükümet yetkililerine yazdığı şikayet mektubunda daha sonra işçilere verilen ücret artışlarını kıyaslamakta ve bunların yüksek olduğunu savunarak şöyle demektedir:

«İş kolumuzda büyük mücadelelerden sonra kurmuş olduğumuz bu dengeye rağmen, bazı iş yerleri sorumsuz toplu sözleşmelerle, çalışma şartlarını ve ülke ekonomisini adeta daha da güç durumlara sokan bir tavır içindedirler»...
Turgut, bir işveren temsilcisi sıfatıyla ve haklı olarak ateş püskürüyor... Olur mu?.. Hacı Baba tekkesi mi burası?.. Turgut işçilere daha azını vermek için o kadar mücadele etsin ve tam dengeyi kursun, ondan sonra bazıları kalkıp işçilerine Turgut'un istediğinden daha fazlasını versinler... Olmaz ki, böyle de yapılmaz ki... İşçiye, memura bu kadar fazla para verirsen, onlar da habire almak isterler ve piyasada talep artınca, enflasyon artar.
Bu nedenle Turgut, fena halde köpürüyor ve yetkililere yazdığı «Şikayetname»de hızını alamayıp «Çalışanlara verilen aşırı zamların tam bir ücret kargaşası yarattığını» belirtiyor.

Bana belki inanmayacaksınız ama, daha sonra MESS gazetesinde aynen şunları söylüyor:

«MESS halkımızı ve işçilerimizi, sorumsuz ücret artışlarının aynı şekilde sorumsuz fiyat kargaşasını körüklediği konusunda uyarmayı bir görev bilmektedir»...

Aslında Turgut son derece haklı... İşçisine biraz fazla para verenlere (Elbette buna devlet kuruluşları da dahil) öyle bir burnundan soluyor ki, aman Allah...

Bu konuda ne yapacaklarını, yine MESS gazetesinde şöyle açıklıyor:

«MESS şimdi olduğu gibi, sorumsuz toplu sözleşmelerle çalışma şartlarını ve ülke ekonomisini biraz daha batırmak gafletinde bulunan kuruluşları ilgili mercilere duyurmayı görev bileceği gibi, bundan sonra aynı davranışa gireceklerin de takipçisi olmaya karar vermiştir»...

Yani bu işin Türkçesi, Turgut bu konuyu kafasına takmıştır. İşçiye fazla para verenlerle, sonuna kadar uğraşacaktır.
Turgut'un MESS başkam olduğu günlerde ülkeyi yönetmekte olan CHP hükümeti, IMF ile bir anlaşma imzalamıştır. Turgut'un 1979 yılında, devlette hiçbir makamı ya da sıfatı yoktur. Sadece, bir işveren sendikasının başındadır. Ancak bu aşamada çok ilginç bir olay ortaya çıkar... Turgut birdenbire, CHP hükümetinin IMF'ye verdiği niyet mektubunun savunucusu olur.

MESS gazetesinin 25 Temmuz 1979 tarihli nüshasının manşeti, bu kez aynen şöyledir:

«MESS GENEL BAŞKANI ÖZAL: IMF MEKTUBUNDAKİ TAAHHÜTLER ŞİMDİDEN ÇİĞNENMİŞTİR».

Şimdi Turgut'un MESS gazetesinde yer alan bu önemli demecini siz sayın okuyucularıma aynen aktarmaktan şeref duyuyorum:

«MESS Başkanı Turgut Özal, THA'ya Çukobirlik toplu iş sözleşmesi hakkında şu açıklamada bulunmuştur:

20 Temmuz 1979 tarihli gazetelerin ilk sayfasında yer alan Çukobirlik'te (Bir kamu kuruluşudur) işçilere yüzde 400 zam verildiği haberi ile, IMF niyet mektubunun IMF yönetim kurulu tarafından onaylandığı ve yeşil ışığın yandığı haberleri, iki önemli ve çelişkili haber olarak görülmektedir...»

Daha da Türkçesi, Turgut diyor ki «Bir yandan IMF ile anlaşıyorsunuz, öbür yandan da işçilere yüzde 400 ücret artışı veriyorsunuz. IMF böyle ücret artışlarını sevmez. IMF'ye ayıp etmeyin»...

Turgut, üzerine aslında hiç de vazife olmayan Çukobirlik toplu iş sözleşmesi konusunda, sadece işçileri sevdiği için konuşmaya devam ediyor ve şöyle diyor:

«Bir marifet yapılmışçasına basına ve birinci sayfalara büyük manşetlerle intikal eden Çukobirlik'te yüzde 400 zam verildiği haberi, sosyal ve ekonomik hayatımız açısından bir fiyaskodur. Başıbozukluğun seviyesini gösterir».

Dikkat ederseniz, burada iki konu Turgut'un tüylerini diken diken ediyor:

1 — İşçilere fazla para verilmiş olması.
2 — IMF'ye ayıp edilmiş olması.

Nitekim Turgut aynı MESS gazetesinde daha sonra IMF'nin avukatlığına soyunuyor ve hükümete şu soruları soruyor:

«IMF'ye verdiğiniz taahhütleri, daha bu anlaşmanın mürekkebi kurumadan tutamadığınızı iddia ediyoruz. Aksini kanıtlar mısınız?
Bu sorumsuz anlaşmayı (Toplu sözleşmeyi) imza eden idarecileri hizaya getirecek, Allah için bu devlette bir sorumlu yok mudur?
Bu gibi sözleşmelerin, bütün milletin cebinden çalınma olduğunu iddia ediyoruz. Aksini kanıtlayabilecek misiniz?
Bu gibi sözleşmelerle, halkımızı yakıp kavuran hayat pahalılığının üzerine benzin dökmüyor musunuz?»...

Turgut yapılan yüksek oranlı toplu sözleşmelerin, «Bütün milletin cebinden çalınma» olduğuna inanıyor... Milletin cebinden çalınan paraya, Turgut hayatının her döneminde büyük hassasiyet gösteriyor. Ancak kendisi başbakan olduğu zaman, ortaya bazı kötü niyetli şahıslar ve gazeteler tarafından «Hayali İhracat Rezaleti» diye bir konu atılıyor... Bunlar, birçok insanımızı da kandırıyorlar. Herkes hayali ihracatçılara devletin ödediği paranın «Bütün milletin cebinden çalınma» olduğunu iddia etmeye başlıyor... Oysa hayali ihracatçılar, milletin parasını çalmıyorlar. Onlar, bu ülkeye döviz getiriyorlar... Turgut, birtakım çevrelerin bu yalanlarına kanmıyor ve memleket için çalışan hayali ihracatçılara koltuk çıkıyor. Birader Yusuf'la birlikte, hayali ihracatçıya verilen hapis cezalarını kaldıran bir yasanın, Meclis'ten ANAP oylarıyla çıkmasını sağlıyor.

Turgut, hayatının her döneminde «Milletin cebinden çalınan» paraya karşı çıkıyor... Hatta hayali ihracat diye bir hayal peşinde koşan ve «Bu bir rezalettir» diye feryat edenleri, çok güzel bir biçimde uyarıyor... «Böyle konuşursanız, memleketin ihracatını baltalamış olursunuz» diyor.

Evet sevgili okuyucular... İşveren temsilcisi, MESS Başkanı Turgut o günlerde rahat bir hayat sürüyor. Oldukça iyi para kazanıyor... Ayrıca kendi şirketleri de var... Semra'yı. Ahmet'i kendisine ortak almış... Hep birlikte iş bitiriyorlar.
Ama işçilere toplu sözleşmede biraz fazla para verilince, hemen mızıkçılık yapmaya başlıyor... Evet, Turgut'un karnı o günlerde de toktu, şimdi de tok... Ama çocukluğunda çok aç kaldı... Semra gibi, o da fakir bir ailenin çocuğu idi... İkinci Dünya Savaşı yıllarında okulda okurken, arkadaşlarının dolabından ekmek çaldığı bile oldu... Aç günler yaşadı... Devlet parasıyla okudu... Açlık günleri, sonraki yıllarda bitti... Yemek yemeyi, her zaman çok sevdi... Ailece çok sevdiler. Ne buldularsa yediler... Pastaları, havyarları, aklınıza gelebilecek her türlü güzel şeyi yediler... Ve çok kilo aldılar.
MESS Başkanı Turgut, görevinde son derece katı davranıyor. Örneğin, bazı toplu sözleşmeler Vehbi Koç'un işyerlerindeki sendikalarla MESS arasında imzalanıyor. Vehbi amca, işçilere daha fazlasını vermek isteyince, Turgut kesinlikle karşı çıkıyor... Vehbi amca da sağda solda «Bu adam çok katı gidiyor. Başımıza bir gün iş açacak... İşçiler patlayacak» diyor.

Turgut o dönemde TÜSİAD'a da sık sık girip çıkıyor. Kendisi aynı zamanda, TÜSİAD üyesi... O dönemde, yüksek enflasyonu hiç affetmiyor. Ecevit hükümetine son derece karşıdır. Ekonomi yine tıkalıdır ve enflasyon yüksektir... Çünkü devletçi politikalar uygulanmaktadır!

O dönemde başbakan olmadığı için, eline kalemi alıp ta «İcraatın İçinden» programına çıkamıyor. Çıkamayınca da «Ey benim güzel vatandaşım, enflasyonu en kısa zamanda yüzde 10'a düşüreceğim» diyemiyor... Diyemeyin-ce, TÜSİAD yönetimini ikna ediyor... TÜSİAD, gazetelere tam sayfa ilanlar veriyor. Enflasyonu protesto eden bu ilan metinlerinin hazırlanmasında, Turgut ta bulunuyor.

1979 yılında bütün gazetelerde TÜSİAD'ın tam sayfa ilanları yayınlanıyor ve Ecevit hükümeti protesto ediliyor:

«BİR ÜLKEDE FİYATLAR KORKUTUCU BİR HIZLA YÜKSELİR VE YÜKSELMEYE DEVAM EDERSE, ALIN TERİ VE GÖZ NURU DÖKÜLEREK KAZANILAN PARA DÜNDEN DAHA ÇOK OLMASINA RAĞMEN GEÇİM SIKINTISI ARTARAK SÜRERSE, SABİT GELİRLİ OLMAK HER GÜN BİRAZ DAHA FAKİRLEŞMEK ANLAMINA GELİRSE, FİYATLAR YÜKSELİR VE ENFLASYON OLUR... ENFLASYON BİZDE GEMİ AZIYA ALMIŞ, TÜMÜYLE KONTROLDEN ÇIKARAK ŞİMDİLERDE YÜZDE 60'l AŞMIŞTIR... ENFLASYON, ORTA TABAKAYI YOK ETMEKTEDİR. ENFLASYON ŞİMDİ, HİÇ KİMSENİN KAYITSIZ KALAMAYACAĞI BOYUTLARA ERİŞMİŞTİR.
İŞTE ÖNÜNE GEÇİLMEZ SOSYAL PATLAMALARLA, HÜRRİYETLERİN TEHDİT EDİLDİĞİ ORTAMLAR BÖYLE OLUŞUR»...
Bu kitap yazıldığı sırada Turgut başbakan... Enflasyon yüzde 100'e yaklaşıyor. Turgut yıllardan beri enflasyonu durduramamış... Acaba yukarıdaki bildirinin altına bugün imzasını atabilir mi?.. Yoksa «Dün dündür, bugün bugündür» hikayesi mi?

Peki ya anlı şanlı iş adamlarımız?.. Ünlü iş adamı ve sanayicilerimiz?.. TÜSİAD üyesi büyük patronlarımız?.. Dün yüzde 60 enflasyonu protesto ediyordunuz... Gazetelere çarşaf gibi ilanlar verip «Önüne geçilmez sosyal patlamalarla, hürriyetlerin tehdit edildiği ortamlar böyle oluşur» diyordunuz... Neredesiniz siz şimdi?.. Yoksa birileri sizi korkuttu mu?.. Yoksa «Konuşursanız üzerinize gelip sizi batırırız» mı diyor «Birileri» size?.. Yoksa bazı büyük iş adamlarımızın düşürüldüğü durumlardan mı korkuyorsunuz?..

Şimdi bir süre daha sizi 1970'Ii yılların sonlarında dolaştıracağım ve burada kısaca Turgut'un ailesinden söz edeceğim. Turgut bir yanda ticaret yapıp para kazanır, öbür yanda da MESS başkanlığı yaparken, Zeynep te boş durmaz... Zeynep te para kazanmaya karar vermiştir. Aslında bu sırada, Sait adlı mühendisle evliliği devam etmektedir. Ancak bu evlilik, baştan beri olaylı geçmektedir. Zeynep bazen kocasından kaçıp baba evine gitmekte, bazen de baba evinden tekrar kocasına kaçmaktadır. «Her iki evde de, bu yüzden epeyce olay olur... Zeynep, bildiği ve içinden geldiği gibi yaşamaya çok meraklıdır.
Paraya düşkündür. Eğlenmeyi, gezmeyi sever... Başına buyruk bir kızdır... Bir süre kocasıyla yurt dışında yaşar.

Libya gibi ülkelerde ömür tüketir. Ancak eğitimi eksik olduğu için babası Turgut ve küçük amcası Yusuf gibi Dünya Bankası'nda, abisi Ahmet gibi IMF'de görev alma durumu olmaz.

Böyle bir ortamda, Zeynep nereden para kazanacaktır?.. Kadıköy Altıyol'da bir pasaj içerisinde, bir butik açar. Bu butikte lüks eşya satacak ve ilk ticari deneyimini gerçekleştirecektir. Sonra ikinci kocası davulcu Asım'la birlikte daha büyük işlere girişecektir. Büyük kız Zeynep, ilk ticari antrenmanını bu butikte yapmaya başlar. Ancak işler pek parlak değildir. Bu arada Semra da butikte kızıyla birlikte durmakta ve satışlara yardımcı olmaktadır. Semra'nın o dönemde işi gücü yoktur. Henüz protokola girmemiş, vakıf kurmamış, çevresinde papatya hanımefendiler oluşmamıştır. Kendi halinde mazbut bir vatandaştır.
Ana-kız, butikte güzel güzel çalışırlar... Kazandıkları paraları, akşam birlikte sayarlar. Hasılat Zeynep'e gider.
Ama o da ne?.. Bir gece butik yanar... Yangın çıkar ve yanar. Allah'tan ki, bitişikteki dükkanlara falan bir şey olmaz. Dükkan son derece usturuplu yanmıştır. Nasıl olduğu hiç anlaşılamayan bir biçimde, dükkandaki eşyalar bu yangında kül olup gitmiştir...

Sonradan söylentiler çıkar... Yok efendim yangından kısa süre önce butik yüksek bir paraya sigorta edilmiş te, yok efendim sırf sigortadan para almak için yakılmış ta... Sigortadan büyük bir para almışlar da... Bunlar da tamamen safsata ve uydurmadır. Bu satırları okuyan «Aile», o zaman yalanlama fırsatı bulmadığı bu söylentilerin tamamen yalan olduğunu herhalde şimdi açıklayacak ve gerçeği böylece ortaya çıkaracaktır.
Semra ve Zeynep'in butik faslı, böylesine üzücü bir yangınla sona erer.

1979 yılında Turgut'un kaderi bir kez daha değişmek üzeredir... Zeynep'in dükkanı yandığı için değil ama!.. Türkiye'de 14 Ekim 1979 günü ara seçimler yapılacaktır.
Ecevit'in bazı bağımsız milletvekilleriyle kurup ta çoğunu bakan yaptığı hükümet, son derece yıpranmıştır. Özellikle Tuncay Mataracı ve Hilmi İşgüzar gibi bakanlarla ilgili yolsuzluk iddiaları, ayyuka çıkmıştır. Ekonomi tıkalıdır, anarşi ve terör, olanca hızıyla sürmektedir... Ve bu aşamada Turgut, MESS yönetim kurulu başkanı, Korkut MSP milletvekili, Yusuf Dünya Bankası görevlisi, Semra ev kadını, Ahmet Amerika'da, Zeynep iş peşindedir. Küçük oğlan Efe, henüz yetişmektedir.

Biraz sonra 1979 seçimlerine geleceğiz. Bu seçimler hem Türkiye, hem de kitabımızın bundan sonraki gelişmesi açısından çok önemli... Bu bölüme gelmeden önce size burada özet bir bilgi verip Sülü ile Turgut arasındaki ilişkiyi kısaca tekrar etmek ve yeniden hatırlatmak istiyorum.

1 — 1950'li yılların başlarında, her ikisi de EİEİ'de çalışmaya başlıyorlar. İlk tanışmaları, o kuruluşta oluyor. Birbirlerini seviyorlar. Turgut, Demirel'e «Abi» diyor. Ailece de görüşmeye başlıyorlar, komşu oluyorlar... Demire! bir süre sonra DSİ'ye geçiyor... Turgut, 1966 yılına kadar hep EİEİ'de kalıyor. Bu aşamada Demirel siyasete girmiş ve 1965 yılında başbakan olmuştur.

2 — 1967 yılından 1971 yılına kadar Turgut, Planlama müsteşarıdır. Demirel onu bu göreve getirmiştir.

3 — 12 Mart 1971 muhtırasından sonra Demirel hükümeti istifa eder. Turgut Planlama'dan ayrılıp Amerika'ya, Dünya Bankası'na gider. 1973 yılında Türkiye'ye dönüp, Sabancı'nın yanına girer.

4 — 1975 yılından 1977 yılına kadar, Demirel yine başbakandır. Turgut bu dönemde Zeki Aytaç adlı iş adamının yanında çalışmakta, kendi adına şirketler kurmakta, komisyonculuk yapmaktadır. Başka şirketler adına, sonraki yıllarda ne yazık ki batacak olan büyük bazı tesisler kurulmasına katkıda bulunmaktadır.
Turgut, 1975 seçimlerinde MHP aday adayı, 1977 yılında MSP adayıdır.

5 — 1978 yılının ilk günlerinde Ecevit, bazı bağımsız milletvekilleri ile hükümet kurmuştur. Turgut bu dönemde JMESS'te aktif çalışmaya geçmiştir... Artık fiilen, bir işveren temsilcisi olarak işçilere ve sendikalara karşı çalışacak, onlara daha az para vermenin yollarını aramaktadır... Anarşi ve terör, bu aşamada hızla doruk noktasına doğru seyretmektedir. Ekonomi tıkanmıştır. Tıkanıklık, 1977 başından beri devam etmektedir. Turgut, 1979 başlarında MESS başkanı olur... Bu arada Demirel'le teması hep sürmektedir. Bir eli de, birader Korkut kanalıyla MSP içindedir. MSP'den istifa etmemiştir... Şimdi Turgut'un amacı, CHP hükümetini bir an önce düşürmektir... Çünkü enflasyon, uygulanan «Devletçi» politikalar yüzünden artmıştır. Ekonomi, «Devletçi» politikalar nedeniyle tıkanmıştır. Turgut böyle demektedir.

Ve şimdi Türkiye ve kitabımız için çok önemli olan, Turgut'un kaderini bir kez daha değiştiren 14 Ekim 1979 seçimleri... Bu seçimlerde Türk milleti 50 senatör ve boş olan beş milletvekilini seçmek için sandık başına gidecek. Ecevit hükümeti, parlamentoda kıl payı bir destekle ayakta duruyor. Gitti gidecek... Halk bıkkın, insanlar durumdan şikayetçi... Ve bu durumda ellerini zevkle oğuşturan iki kişi var... Biri Sülü, diğeri Turgut.
Adalet Partisi, seçimlerden kesin bir zaferle çıkıyor. Boş olan beş milletvekilliği ile, yenilenen 50 senatörlükten 33'ünü kazanıyor. AP'nin oy oranı, yüzde 50'ye yaklaşmıştır.

Başbakan Ecevit bu durumda hükümetin istifasını sunar. Hükümeti kurma görevi, Demirel'e verilir. Demirel uzun pazarlık ve görüşmelerden sonra, MSP ve MHP'nin «Kerhen» verdikleri destekle, Adalet Partisi azınlık hükümetini kurar. Güniz sokakta yine koşuşturma başlamıştır.

Yeni Başbakan Demirel ve Adalet Partisi azınlık hükümetinin önünde, başarılması gereken çok önemli iki husus vardır... Birincisi anarşi ve terörü önlemek, ikincisi ise -ekonomiyi düzlüğe çıkarmak... Demirel ekonomi konusunda kararlıdır. Ciddi bir istikrar programı uygulayacak ve alacağı şok tedbirlerle ekonomiyi kurtarmaya çalışacaktır. Demirel, hükümet programını Meclis'te okur... AP, MSP ve MHP oylarıyla güven oyu alır. Sonra peşpeşe basın toplantıları düzenler ve alınacak ekonomik önlemlerin ana hatlarını açıklar. Bir kemer sıkma programı getirilecektir.
Demirel, hükümeti kurmadan önce bazı uzmanlarla sık sık toplantılar yapar.

Adnan Başer Kafaoğlu ve Coşkun Kırca, kendisine bir öneri getirirler:

— Hükümeti kurmayın... Çünkü azınlık hükümeti olarak fazla bir iş yapamazsınız. Meselâ Meclis'ten yeni vergi yasaları geçiremezsiniz.
Bu toplantılara Kafaoğlu ve Kırca dışında Ekrem Ceyhun, İsmet Sezgin, Nuri Bayar ve Nahit Menteşe gibi AP'nin önde gelen milletvekilleri de katılırlar. Kafaoğlu Demirel'e, uygulanmasını önerdiği bir istikrar programı sunar. Bunlar zaten, Demirel'in kafasında yer alan hususlardır... Başbakan düşünür ve «Evet, bunları uygulayacağız» der... Sonra peşpeşe basın toplantıları yapar ve yapılacak işleri kamuoyuna duyurmaya başlar.
Ama ortada bir sorun vardır. Bu programın sorumluluğunu, bürokraside kim alacaktır?.. Kafaoğlu, Kırca, Sezgin, Menteşe, Bayar, Coşkun ve Demirel'in katıldığı Güniz sokaktaki toplantılarda bu sorun görüşülür...

Demirel, Kafaoğlu'na öneride bulunur:

— Sen gel işin başına... Bu işlerde tecrübeli bir arkadaşsın...
— Ben gelemem efendim... Ben kontenjan senatörüyüm. Bu görevi bırakmak istemem.
Peki ama görev kime verilmelidir?.. Kemal Cantürk, Aykon Doğan, Mehmet Gölhan gibi isimler ortaya atılır...

Yine Kafaoğlu söz alır:

— Bence en iyisi Turgut'tur... Hem tecrübelidir, hem de siz onu yönlendirdiğiniz sürece iyi çalışır.

İsmet Sezgin ve Nuri Bayar itiraz ederler:


— Turgut olmaz... Planlama müsteşarlığı sırasında başımıza az iş açmadı bizim...

Demirel, birkaç saniye düşünür... Ve «Onu boşver» anlamına elini sallar... Kafaoğlu ısrar eder...

— Efendim, siz işin başında olacaksınız. Tatbikatı baştan sona dikkatle izleriz. Kendi bildiği gibi at oynatamaz...

Turgut'un iki yıl önce 1977 seçimlerinde MSP adaylığı gündeme gelir... Güniz sokakta o gece bir karara varılamaz.
Aradan iki gün geçer... Turgut Ankara'ya gelir ve Demirel'i ziyaret eder. Bu aşamada Demirel'e kendi görüşlerini içeren iki rapor verir. Anlaşıldığı kadarıyla, yeniden devlet görevine taliptir. Ancak bunu açıkça söylemez... 1973 yılında Amerikadan döndüğü zaman herkese «Ben artık devlete dönmem. Biraz da özel sektörde çalışıp cebimi doldurayım» diyen Turgut, fikir değiştirmiş ve yeniden devlete dönmeye karar vermiştir... Çünkü Turgut, zor günlerin adamıdır. Demirel kendisine yakınlık gösterir. Uzun uzun konuşurlar...

Demirel bu konuşmalarda yavaş yavaş anlar ki, Turgut'a görev tekilf etmesi yararlı olacaktır. Başbakan, bunun hesabını inceden inceye yapar.

1 — Şu ortamda, ekonomiyi yürütecek daha uygun bir aday ortaya çıkmamıştır.
2 — Turgut'un bir kolu, MSP'nin içindedir. Birader Korkut, MSP milletvekilidir. Ayrıca Turgut, Erbakan'a yakındır. İki yıl önce, MSP adayı olarak seçimlere girmiştir. Böyle bir göreve getirilirse, Meclis'te AP azınlık hükümetine destek veren Erbakan'ı yakından marke edip, ikide bir mızıkçılık etmesini önleyebilir.
3 — Turgut'un Amerika ile, dış finans kuruluşları ile, IMF ve Dünya Bankası gibi yerlerle ilişkileri vardır. İstikrar programı uygulanırken, buralardan dış borç gerekecektir. Turgut bu konuda yetenekli bir adamdır.
Demirel, Turgut'a görev teklif eder... Onu Planlama müsteşarı yapacaktır.

Ancak Turgut'un itirazı olur:

— Abi, ben o görevi geçmişte de yaptım. Planlama ile birlikte daha yüksek bir makam olsun ki, bütün bürokrasiyle söz geçirebileyim... Meselâ Başbakanlık müsteşarı olabilirim...

Demirel düşünür... Aslında çift görevi hiç sevmemektedir ama olsun... Akşam havaalanından telefonla konuşurlar...

— Turgut, tamamdır kardeşim... Başbakanlık müsteşarı olursun, ayrıca Planlama müsteşar vekili olursun. Haydi hayırlı ossun.

Ve Turgut İstanbul'a gidip, işlerini tasfiye eder... Son şirketi ÖZBAN'ı kapatır. Ankara'da, Enis Behiç Koryürek sokakta bir ev bulurlar... Artık Semra da çok mutludur... Kocası bir kez daha devlette sorumlu bir yere gelmiştir. Belki yine dış geziler olacaktır, birlikte gideceklerdir... Devlet protokolü içerisinde kocasının, hanımlar arasında kendisinin yeri olacaktır. Semra, gözü yükseklerde olan bir insandır. Kocası yıllardan beri özel sektörde çalışmış, kendi şirketlerinde ticaret yapmıştır ama 1971 yılından bu yana da devletten uzak kalmıştır. Devlet gibisi var mıdır?.. İnsana her türlü gücü verir. Kaldı ki kocası şimdi çok üst düzeyde bir göreve gelmiştir. Koskoca başbakanlık müsteşarı olmuştur. Planlama yine ona bağlı olacaktır. Ekonomi onun sorumluluğuna verilecektir.
Turgut MESS'e de iki satırlık bir istifa dilekçesi verir. İşverenler ve özel sektör, Turgut'a verilen bu üst düzeyde görevden son derece mutlu olmuşlardır. Artık ekonominin başında kendi adamları vardır... Turgut yeni görevine 3 Aralık 1979 Pazartesi günü başlayacaktır. Hem ülkemiz, hem de kendisi için hayırlı olsun.
Şimdi burada, Turgut'un bu göreve atanmasından hemen önce Başbakan Demirel'e verdiği raporlara dönmek istiyorum. Bu raporların tam metni, benim «24 Ocak... Bir Dönemin Perde Arkası» kitabımda yer aldığı için, fazla ayrıntıya burada girmeyeceğim... Sadece küçük bir hatırlatma yapmakla yetineceğim.
Lütfen bu bölümleri çok dikkatli okuyun...

Turgut, 1979 yılı sonlarında Demirel'e verdiği raporlarında aynen şöyle diyor:

«....1973 yılından sonra da koalisyonlar devam etmiştir. Türkiye bu devrede modası geçmiş sol'un her türlü acayip programlarıyla ve Necmettin Erbakan'ın gerçek dışı, hayali programları arasında bocalayıp durmuştur. Türkiye gerçeklerini bilenler için bu hakiki hayat sahnesine konulan programlar, maalesef normal şartlarda abartılmış bir komedi manzarası arzetmiştir»...

Demirel, Turgut'un kendisine sunduğu bu satırları dikkatle okumuş, ancak ona hiçbir zaman şu soruyu sormamıştır:

— Kardeşim, sen şimdi böyle diyorsun. Ama iki yıl önce, 1977 yılında Erbakan Hoca'nın partisinden aday olmadın mı? Aday olduğun zaman, o abartılmış komedinin farkında değil miydin? Yoksa o gerçek dışı hayali programları şimdi mi öğrendin?.. Ya da rüzgar ne taraftan eserse, sen o tarafa mı dönersin?
Gerçekten de ilginçtir... Bu raporları Demirel'e vermesinden tam iki yıl önce, Turgut MSP adayıdır. Radyoda partisi adına bangır bangır konuşmakta ve «Milli Görüş» diye bağırmaktadır. Aradan iki yıl geçtikten sonra, bu kez «Erbakan'ın gerçek dışı ve hayali» programlarından söz edebilmektedir.

Turgut, Demirel'e verdiği raporda, «Enflasyon» konusuna da değiniyor ve aynen şöyle diyordu:

«Türkiye'de son iki yılda hızlanan enflasyonun sebeplerini şu şekilde izah edebiliriz:

1974 başında büyük mikyasta artan petrol fiyatları daha sonra da artmaya devam etmiş ve bugün Türkiye, vaktiyle 300 milyon dolar ödediği aynı miktarda petrole, 3 milyar dolar ödemek durumunda kalmıştır. Bunun yanında, gelişmiş sanayi ülkelerinden aldığımız sanayi ürünlerinde de ciddi fiyat artışları, meydana gelmiştir. Türkiye, bu iki yönlü tazyikin altına girmiştir. Birikmiş döviz rezervleri bu sebeple ve buna ilaveten Kıbrıs buhranının (1974) hızlandırdığı ve ambargo sonucu artan ödemelerle hızla erimiştir. Durum, kısa vadeli borçlanmalarla bir süre uzatılabilmiştir»

Turgut, 1979 yılında enflasyonun gerekçesi olarak bazı şeyler gösteriyor. Kendi başbakanlığı döneminde bunlardan hiçbiri olmadığı halde, enflasyonu düşüremiyor... Bugün ortalıkta petrol fiyatları bunalımı yok... Tam tersine, bütün dünyada petrol fiyatları giderek düşüyor ve en ucuz düzeyine geliyor... Ortada artık Kıbrıs ambargosu da yok... Kaldı ki, petrol fiyatları düşünce, yabancı ülke»ler de bize pahalı mal satmıyorlar... Çünkü onlarda enflasyon yok.

Yine Turgut'un raporundan devam ediyoruz:

«Yanlış fiyat kontrol sistemi devlet gelirlerini azaltmış, memlekette karaborsanın gelişmesiyle HAVADAN BÜYÜK ÇAPTA PARA KAZANAN SINIFLAR MEYDANA GELMİŞTİR. BU YENİ ZENGİNLERİN HARCAMA EĞİLİMLERİ YÜKSEKTİR VE UMUMİYETLE LÜKS İTHAL MALLARINA KAYMIŞTIR. BUNUN İÇİN BUGÜN TÜRKİYE'DE EĞLENCE YERLERİ SAYFALARCA İLANLAR VEREBİLMEKTE, MER-SEDES ARABALAR ÇOĞALMAKTADIR. MAALESEF BÜTÜN BUNLARIN SONUCUNDA RÜŞVET, YOLSUZLUK VE AHLAK DÜŞÜKLÜĞÜ, GÖRÜLMEYEN BOYUTLARA ULAŞMIŞTIR. CUMHURİYET TARİHİNDE SON İKİ YILDIR GÖRÜLEN ENFLASYON ARTIŞIYLA, İLK DEFA KARŞILAŞILMAKTADIR... BUNUN YANİNDA ÖZELLİKLE TOPLU SÖZLEŞMELERİN, ANORMAL ÖLÇÜLERE YÜKSELDİĞİ GÖRÜLMEKTEDİR»...

Turgut bir süre sonra başbakan olacak ve havadan para kazanan, harcama eğilimi yüksek olan ve lüks ithal malları kullanan bu yeni zenginleri duman edecekti. Onun döneminde Türkiye'de eğlence yerleri sayfalarca ilan veremeyecek, Mersedes arabalar çoğalmayacak, daha da önemlisi rüşvet, yolsuzluk ve ahlak düşüklüğü önlenecekti.

Toplu sözleşmelerin icabına ise, Turgut'un başbakan yardımcısı olarak görev yaptığı 12 Eylül askeri rejiminde bakılacaktı.
O günlerin Turgut'u, enflasyonu işçilere verilen yüksek ücretlere bağlıyordu. Başbakan Turgut, çok iddialı olduğu enflasyon konusunda başarılı olamayacak ve enflasyon rakamını 1988 yılında yüzde 100'lere yaklaştırma başarısını gösterecekti. Artık söyleyecek sözü yoktu... Ama bir şeyler söylemeliydi... Bir gün Meclis kürsüsüne çıkacak ve bu sefer de, kendi dönemindeki enflasyon canavarına mazeretler bulacaktı... Bu mazeretlerin kökü de şanlı tarihimize bağlanacaktı!..

Turgut, Meclis kürsüsünden şöyle diyecekti:

— Bugünkü enflasyonun ana nedeni, 1970'li yıllarda aldığımız DÇM borçları ve ayrıca Elbistan termik santralı için harcanan büyük paralardır...
Böylece Elbistan termik santralı, enflasyon yaratan tek santral olarak dünya iktisat tarihine geçmeyi hak edecekti.

Turgut'un 1979 yılında Demirel'e verdiği iki rapor, tam bir ibret belgesi... O günkü Turgut'la, ekonominin üstesinden bir türlü gelemeyen günümüzün Turgut'u aynı kişi... Ancak görüşleri son derece çelişkili... Son yıllarda habire televizyona çıkıp ta «Ey benim güzel vatandaşım, dış itibarımız son derece yüksektir. Kimden istesek borç alıyoruz» masalını binlerce defa bize dinleten Turgut, Demirel'e verdiği raporda bakınız aynen ne diyor:
«Dış yardımlara bu durumda fazla güvenilmez. Kendini idare edemeyenin, başkasının yardımıyla bir şeyler yapabilmesi mümkün değildir. Bu takdirde tek çıkış yolu vesayet altına (Yabancı devletlerin vesayeti altına) girmek olur»...
1979 yılında bunları söyleyen Turgut, anlaşılan şimdi görüşlerini değiştirmiş durumda... Çünkü şimdi şartlar öyle gerektirmiş... 1989 yılında dış borçlarımız 50 milyar doları aşmış... Şaka değil bu... 50 milyar dolar... Turgut bu durumda başkalarının vesayeti altına girmekten hiç söz etmiyor.

Bütün bu söyledikleriyle ve çelişkileriyle, acaba Turgut 1979 yılında Demirel'e mi doğru söylüyordu, yoksa şimdi Türk milletine mi doğru söylüyor?.. Hangi söylediğine inanalım?

Sizi bilmem ama, ben aslında Turgut'a inanıyorum ve güveniyorum... Çünkü Turgut, enflasyonla mücadele ve bu belayı yok etme konusunda son. derece iddialı... Bu işi Türkiye'de en iyi bilen adam... Çünkü çok iyi ekonomi biliyor... 1983 yılında yapılan 6 Kasım seçimlerinde, özellikle bu konuda büyük konuşuyor ve en kısa zamanda enflasyonu yüzde 10'a düşürüp, şu bizim meşhur orta direk ailelerini kurtaracağını bangır bangır söylüyor. Fakat sonra, benim de şahsen anlayamadığım birtakım aksilikler oluyor... Aaa, Turgut bir de bakıyor ki, enflasyon denilen utanmaz yaratık onun sözünü dinlememiş... Yüzde 10'a düşeceğine, yüzde 100'e doğru koşmaya başlamış. Bu durumda elbette ki Türk milleti nakavt, Turgut son derece üzgün... Sonunda anlıyor ki, enflasyon nutuk atmakla düşecek bir nesne değildir... 1987 seçimlerinde, hükümet programına bu kez, «Enflasyon makul bir seviyeye düşürülecektir» diye hüküm koyuyor. Eh, başka ne yapsın?.. Elinden bu kadarı geliyor.

Başbakanlık Müsteşarı ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşar vekili Turgut, 3 Aralık 1979 günü yeni görevine başladı. Demirel, ekonomiyi bir anlamda ona teslim etmişti... Şimdi Turgut, bürokraside ekonomik konularda en yetkili adamdı... Başbakan Demirel'in kanatlarının altına, ilk müsteşarlığından sonra ikinci kez girmişti... Ve çalışmaya başladı.
(Burada izin verirseniz, yeniden bir parantez açıyorum. O günlerde olup biten ve yaşanan birçok olayı, bu kitapta anlatmayacağım. Ancak işin o yönlerini «24 Ocak, Bir Dönemin Perde Arkası», «12 Eylül, Özal Ekonomisinin Perde Arkası» ve «Banker Skandalının Perde Arkası» adlı birbirini izleyen üç kitabımda anlatmıştım)...

Turgut'un yeni görevinde yapması gereken çok iş vardı. İlki, Başbakan Demirel'in basın toplantılarında açıkladığı hususların yerine getirilmesiydi. Ekonomi için çok acil önlemler alınacaktı. Başbakan, bunların ana hatlarını açıklamıştı... Ancak Turgut için «Ekip» çok önemliydi. Başbakanlık ve Planlama'da yeni bir ekip kuracaktı. Hasan Celal Güzel, Ekrem Pakdemirli, Yıldırım Aktürk, Adnan Kahveci, Kazım Oksay, Mehmet Keçeciler ve koca kafalı yetim Hüsnü, ekibin kilit adamları olacaktı. Daha sonra, birader Yusuf ta umumi arzu üzerine Amerika'dan getirilecekti. Hatta yetim Hüsnü'nün Ankara'ya çağırılması, biraz ilginç olacaktı. Hüsnü o sırada, Sapanca'da bir şantiyede çalışıyordu. Fazla işi gücü yoktu. Bu değerli vatan evladı, şantiyelerde harcanıyordu. Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel, bir gece Ankara'dan Sapanca jandarma karakoluna telefon ediyor ve Hüsnü'nün çok acele olarak telefona getirilmesini istiyordu. Gece geç saatlerde şantiyede pişpirik oynamakta olan Hüsnü mevcutlu olarak karakola getirilirken, korkudan bacakları titriyordu...

Hasan Celal Güzel'in telefondaki heyecanlı bağırtılarını duyunca, heyecanı geçiyordu:

— Hüsnüüü... Ekibi kuruyoruz. Çok acele Ankara'ya gel... Turgut bey seni de çağırıyor...

Hüsnü, ertesi sabah vatan hizmetine koşuyordu.

Ekip, Ankara'da kuruluyordu. Toplantılar başlamıştı... Turgut toplantılara katılmayı fazla sevmezdi. Katıldığı zaman da arkadaşlarına Hazreti Ali'den özdeyişler anlatır, Peygamber efendimizden sık sık söz ederdi.
Ancak Turgut'un çok önemli bir huyu vardı. Devlette kural tanımazdı. Devletin çoğu kuralını «Formalite» olarak niteler ve gereksiz bulurdu. Ankara'da görevine başladığı zaman, daha önce Yüksek Planlama Kurulu'nda görüşülüp onaylanan 1980 yılı programı hazırdı. Program metni kesinleşmiş ve devletin resmi belgesi olmuştu. Ancak Turgut için böyle şeyler hiç önemli değildi. Bir gece programı önüne alıp, üzerinde değişiklik yapmaya başladı. Kafasına göre oynuyordu. Bu gibi şeyleri 1967-1971 dönemindeki müsteşarlık yıllarında da yapmış ve kesinleşmiş metinleri kendi kendine değiştirmeye kalkışınca, Adalet Partisi içerisinden bile büyük tepkiler görmüş ve geri çekilmişti. Turgut şimdi aynı uygulamayı, 1980 programı için yapıyordu.

Devlet Planlama Teşkilatı'nın, göreve CHP döneminde getirilen üç daire başkanı, bu durumu protesto ettiler. Oktar Türel, Timur Erkman ve Algan Hacaloğlu'nun imzalarıyla Müsteşar Turgut'a gönderilen 26 Aralık 1979 tarih ve SPD-625 sayılı yazı, özetle şöyleydi:

«Yüksek Planlama Kurulu üyeleri olarak imzaladığımız 1980 yılı programı, bakanlar kurulu kararıyla kesinleşen programdır. Durum böyle iken, 1980 yılı programının içerik yönünden değişikliğe uğratılarak, yeni bir program durumuna getirildiği anlaşılmaktadır.

Yıllık programların herhangi bir yasal dayanak olmadan oluşturulan gruplar ve görevlendirilen kişiler tarafından değiştirilmesi çığırının açılmasının getireceği sakıncaları, takdirinize bırakıyoruz... (Yazının bu bölümünde somut örnekler veriliyor ve özellikle IMF'ye karşı çıkan bölümlerin programdan çıkarılması eleştiriliyor)...

Olayı bu açıkladığımız nedenlerle, bakanlar kurulu tarafından onaylanmış bir belgenin tahrifatı niteliğinde görüyoruz»...

Turgut bu yazıya cevap vermedi. Yazının altına imza atan iki daire başkanı görevden alındı, üçüncüsü istifa etti... .Meydan yavaş yavaş, Turgut'a kalmaya başlıyordu.
Aralık 1979 sonunda, ekonomik istikrar programını oluşturan ve çok gizli bir biçimde hazırlanan paket, artık hazırdır. Ocak 1980'in ilk günlerinde kamuoyuna açıklanması planlanmaktadır. Ancak bu arada beklenmeyen bir gelişme olur ve 27 Aralık 1979 günü, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e Türk Silahlı Kuvvetleri adına bir «Uyarı Mektubu» verilir. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanları Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya, Bülend Ulusu ve Sedat Celasun tarafından imzalanan mektubu, gazeteci Cüneyt Arcayürek ele geçirir ve yayınlar. Mektup, kamuoyunda bir bomba gibi patlar. Bu durumda, ekonomik kararların açıklanması, Başbakan Demirel tarafından bir süre ertelenir. Sonra durum yatışmaya başlar.

Bütün bu aşamada, Turgut her zaman Demirel'in yanındadır. Demirel'den aldığı icazetle IMF, Dünya Bankası, OECD gibi kuruluşlarla ve yabancı bankalarla temaslarını başlatır. Bundan sonra bu yabancı kuruluşlar ne derse, Türkiye'de o olacaktır. Turgut, bunun başka çaresi olmadığına inanmıştır. Türkiye yavaş yavaş, bunların kucağına oturtulacaktır... Devletçi uygulamalara son verilecek, liberal ekonomiye geçilecektir... Bu kuruluşların adamları, birbiri ardından Ankara'ya gelip Turgut'la görüşmeye başlarlar. Çoğu, Turgut'un daha önceki yıllardan zaten tanımakta ve onun «Güvenilir» bir adam olduğunu bilmektedirler. Onlar bir isterse, Turgut iki vermektedir.

Turgut'un ağzından bunlara karşı «Hayır» sözcüğü hiç çıkmaz.

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir