Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 1

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 1

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 02:07

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 1

Bu kitabın yayınlandığı 1989 yılında Turgut adlı bir başbakanımız var. Son derece tonton bir insan. Turgut’un karısı Semra var. Efendime söyleyeyim, bunların çocukları Zeynep, Ahmet ve Efe var. Turgut'un biraderleri Korkut ve Yusuf var. Yeğenleri var, hısım akrabaları var. Hemen hepsi de devlet yönetiminde olan seçkin bir aile... Bazılarına göre aile değil, adeta bir «Hanedan».
Devleti hep birlikte yönetiyorlar.

1984 yılı sonlarıydı. Henüz Hürriyet'e geçmemiştim. Milliyet'te çalışıyordum. Turgut'la röportaj yapacaktım. Randevu alıp Konut'a gittim. O günlerde sinirleri henüz bozulmamıştı. Türkiye'nin sorunlarının üstesinden geleceğine inanıyordu.
Konuştuk, röportajı bitirdik. Yanımızda Hasan Celal Güzel ve Kazım Oksay da vardı. Ben izin istedim. Turgut kolumdan çekip beni bir kenara götürdü ve «Dur bir dakika, sana bir şey söyleyeceğim» dedi...

Ve bana bir öneride bulundu:

— Benim basın müşavirim olmanı istiyorum. Benim hayatımda bilinmeyen çok şey vardır. Bunları ancak sen yazabilirsin. Günü gelince bunları sana anlatırım. Ayrıca sana bir araba ve sekreter veririm. Başbakanlık basın müşaviri sıfatıyla bütün dış gezilere de benimle birlikte gelirsin.

Bu hiç beklemediğim öneri, doğrusu beni çok şaşırtmıştı. Kendisiyle 1960 yılında hoca-öğrenci ilişkisiyle başlayan ve ondan sonraki yıllarda son derece inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilginç bir öykümüz olmuştu. Bütün bu ilişkileri «Önce insanım, Sonra Gazeteci» adlı kitabımda ayrıntılarıyla anlatmıştım.

Önerisine kibarca «Hayır» dedim. Ama gerçekten çok şaşırmıştım. Acaba beni niçin yanına almak istiyordu? Kendisinin ve ailesinin bazı tutum ve davranışları o günlerde böylesine açık bir biçimde henüz ortaya çıkmamıştı. Aile, devlet hayatına henüz bu boyutta girmemişti... Kendisine eğer o gün kazara «Evet» demiş olsaydım, hiç kuşkunuz olmasın ki birkaç hafta sonra önce hanımefendi ve daha sonra da zorunlu olarak Turgut tarafından afaroz edilirdim... Çünkü ben aklıma geleni patır kütür söyleyiveren bir insanım. Onun da ötesinde makam arabası, sekreter, dış geziler gibi hikayelere de karnım her zaman tok olmuştur.

Turgut'un yakın çevresine girme durumum, kendi özgür irademle böylece yatmış oldu! Sonra anladım ki, Turgut'un bir huyu var... Yanında çalıştırdığı kimselere mutlaka bir şeyler vaad ediyor. Onlara bir şeyler veriyor. Yanından ayrılanlara da, eğer onlara kızgın değilse (Ya da Semra kızmamışsa) vermeye devam ediyor. Elbette ki verdikleri kendisinden değil. Devletin olanaklarını veriyor.
O aşamada benim de payıma bir makam arabası, bir sekreter ve dış gezi vaadleri düşmüştü. Sonrası ne olurdu, doğrusu bilemem!

O günden beri kafama bir soru fena halde takıldı. Turgut bana «Hayatımda bilinmeyen çok şey var» demişti. Acaba neydi bu bilinmeyenler?.. Turgut sıradan bir insan değil, bizim koskoca başbakanımızdı. O makama bileğinin hakkıyla gelmişti. Son derece yetenekli bir insandı. Ülkemizin sorunlarını çok iyi bilir, onların üzerine giderdi. Ciddi ve tutarlı bir devlet adamıydı. Örneğin «Anayasayı bir kez çiğnemiş olacağız» dediği zaman, ikinci kez kesinlikle çiğnemezdi.
Böylesine saygın, tutarlı ve ciddi bir devlet adamını kendi çapımda incelemeye karar verdim. Turgut kimdi?.. Nereden geliyordu?.. Nereden koşuyordu?.. Araştırdıkça ilginç olaylar yakaladım. Bilinmeyenleri bilinenlerle harman edip, kitap yazmaya karar verdim.

Turgut şansının hep kendisine yardımcı olması nedeniyle iyi bir koşu çıkarmış ve buralara gelmeyi başarmıştı. Şansı, gerçekten de hep ona gülmüştü. Olaylar öylesine denk gelmişti ki... Aslında onun da hayatında, her insan gibi birçok çelişki ve başarısızlık yatıyordu. Gün gelmiş suyun altına batmış, bir daha çıkacağı konusunda kendi umudu bile yokken çıkıvermişti. Hem de birkaç kez... Birileri onu alıp çıkarmışlardı.
Turgut'un en büyük özelliği, çok yönlü bir insan olması. Dincilik, tarikatçılık, Amerikancılık, işverencilik ve hatta Atatürkçülük hep onda... Gün gelmiş Nakşibendi tarikatı şeyhi Mehmet Zahit Kotku hazretlerinden feyz ve irfan almış, gün gelmiş Anıt Kabir'de Atatürk'e övgüler yazmış... Gün gelmiş işverenlere hizmet sunmuş, gün gelmiş onu Dünya Bankası'na almışlar... 1970'li yılların Türkiye'sinde AP'ye, MSP'ye ve MHP'ye oynamış... Devir değişmiş, «Atatürkçü» 12 Eylül yönetimi onu başına taç etmiş... Ve sonunda başbakan olmuş.

Bu kitabı hazırlarken çok ilginç olaylar yaşadım. İnanır mısınız, çoğu kimse Turgut ve ailesi hakkında bilgi vermeye korkuyordu. Bırakın bilgi vermeyi, geçmişte olan bir olayı soruyordum ve anlatmaktan çekinenlerin sayısı oldukça fazla oluyordu. Bunların çoğu da, tanınan insanlardı. Hepsinin tuzu kuruydu. Resmen korkuyorlardı.

Çok tanınmış eski bir devlet adamıyla bu konuyu konuşuyordum. Bana epeyce belge ve bilgi aktardı ve en sonunda bir konuda rica etti:

— Emin bey, ben şimdi büyük bir kuruluşun başındayım. Lütfen size verdiklerimi benden aldığınızı yazmayın ve hiç kimseye söylemeyin... Çünkü bunlar üzerimize gelirler.
— Aman efendim, üzerinize gelseler bile bu kuruluşu ne yapabilirler?.. Adeta bir imparatorluksunuz Türkiye'de...
— Siz neler olduğunu bilmiyorsunuz. İnanın ki bizi bir ayda mahvederler.

Çok şaşırmıştım. O insana hak verdim ve gerçekten saygı duydum.

İnsanlarımız korkuyordu, sindirilmişti... «Aman bana bir zarar gelmesin» duygusu herkeste egemendi. Karşımda eli ayağı titreyen korkakları, zamanı gelince isimleriyle tek tek açıklayacağım ve onlarla yaşadığım bu olayları bütün ayrıntılarıyla anlatacağım. Bunların arasında büyük holdingciler, iş adamları, politikacılar, bürokratlar ve sanatçılar var... Hepsi de kendi küçük ya da büyük çıkar hesaplarıyla dolu insanlar.

Burada size küçücük bir örnek vermek istiyorum. Semra'nın babasının ne iş yaptığı, benim bilebildiğim, "kadarıyla bugüne kadar hiçbir yerde açıklanmadı. Bu kitabın sadece birkaç cümlesini oluşturan bu konuyu, ben on gün araştırdım. Evet, birkaç cümlelik bir bölüm, benim on günümü aldı. Bunu bilenler, söylemiyorlardı. Sonuçta bir gazetecilik numarasıyla buldum.

Bunları yakınmak için anlatmıyorum. Böyle bir kitap yazmaya girişen herkes, bu zorlukları elbette ki göze almak zorundadır. Ben de aldım. Önüme çıkan bazı engelleri aştım. Ama itiraf edeyim ki, bazılarını aşamadım.
Bu nedenle, bu kitapta her şeyin dört dörtlük ve eksiksiz olduğunu lütfen zannetmeyin. Böyle bir iddiada bulunursam, yalan söylemiş olurum. Kaldı ki Turgut gibi bir insanın (Hatta her insanın) ve yakın çevresinin yaşadığı olayları eksiksiz yazabilmek, zaten mümkün değildir. Ancak ben, bunların yaşam çizgilerindeki bazı temel ve bilinmeyen yönleri yakaladığımı sanıyorum. Bilemediğim hususları kitapta açıkça belirtiyorum ve ilgili kişileri açıklama yapmaya çağırıyorum. İster yaparlar, ister yapmazlar.

Kitabımda anlattığım bazı olaylarda, olayı yaşayan ya da tanık olan kişilerin isimlerini vermedim. Bu. tanıkların hemen hepsi, 1989 yılı başlarında hayattadır. Bir terslik olduğu takdirde, bildiklerini kamuoyu* önünde isimleriyle açıklayacakları konusunda bana güvence vermişlerdir.

Bu kitabı hazırlarken, yukarıda da değindiğim gibi korkudan eli ayağı titreyen çok kimseye rastladım. Karşımda kıvırttılar, yalan söylediler, korktuklarını açıkça itiraf ettiler... Buna karşın bana elinden gelen yardımı esirgemeyen, belge ye bilgi veren niceleriyle de birlikte oldum. Bunlardan bazılarıyla, o güne kadar hiç tanışmamıştık. Bana güvendiler ve ellerindeki belgeleri, bilgileri aktardılar. Onların hepsine burada teşekkür etmeyi bir vicdan borcu biliyorum.
Bir şeyi daha lütfen unutmayın... Ben tarihçi, biyografi yazarı, ya da bilimsel araştırmacı değilim. Sadece gazeteciyim ve bu kitabı da bir gazeteci olarak yazıyorum. Amacım belli bir konuda ilk ışığı yakmak... Turgut ve hanedan hakkında bundan sonra daha çok kitap yazılacak... Ve her kitapta, benim şu anda ulaşamadığım yeni gerçekler yer alacak. Bütün amacım, bu işe gelecekte girişecek olanlara bir parça olsun yol gösterebilmektir. Bu konuda yazılacak her yeni kitap, elbette ki çok daha iyi olacaktır.

Evet, Turgut geldi geldi ve başbakan oldu... Bir yerlerden koştu ve buralara kadar geldi. Bakalım bundan sonra nereye koşacak?

Turgut uzun süredir koşuyor. Şimdi biz de onunla birlikte, onun peşinden koşuyoruz. Hep birlikte koşuyorlar... Semra, Zeynep, Ahmet, Efe, Korkut, Yusuf, dayıoğlu, bacanak, davulcu, zurnacı, papatya, holdingci, hayali ihracatçı ve diğer akraba taallûkat hep koşuyorlar... Ama onlar idmanlı... Nefesleri ve güçleri çok iyi... Hepsinin de karnı tok, sırtı pek... Oysa Türk milletinin nefesi, artık tıkandı. Biz tıkandık artık.
Başbakan Turgut acaba nereden ve nasıl koştu da bu makama ulaştı?.. Nereden koşup geldi de şimdi' bizi koşturuyor?

Gerçekten...
Turgut nereden koşuyor?


Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron