Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kurtuluş Savaşında İngilizlerle Savaştık ve Onları YENDİK!!!

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Kurtuluş Savaşında İngilizlerle Savaştık ve Onları YENDİK!!!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 09 Ağu 2011, 15:15

CUMHURİYET TARİHİ YALANCILARI VE "KURTULUŞ SAVAŞI'NDA İNGİLİZLERLE SAVAŞMADIK" YALANI

CUMHURİYET TARİHİ YALANCILARI


Cumhuriyet Tarihi yalancıların en büyük yalanlarından biri “Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerle savaşmadık, onlar 1921’de zaten resmen tarafsızlıklarını ilan etmişlerdi” yalanıdır. Ömer Kürkçüoğlu, Cemil Koçak, İdris Küçükömer, Kadir Mısıroğlu, Yalçın Küçük, Fikret Başkaya, Abdurrahman Dilipak ve Mehmet Altan gibi “yobaz”, “liboş” ve “Marksist” tarihçi, yazar ve akademisyenlerin bu iddiasının aslında hiçbir “bilimsel temeli” yoktur.

“Düzenin Yabancılaşması” kitabıyla tanıdığımız İdris Küçükömer, “Sivil Toplum Yazıları”nda, “Kurtuluş Savaşı Yunanlılara karşı kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı bir Türk-Yunan savaşıdır!” tezini ortaya atmıştır. Yine aynı dönemlerde “deliliği tescilli” Şeriatçı yazar Kadir Mısıroğlu Kurtuluş Savaşı’ndan ‘Türk-Yunan muharebesi!” olarak bahsetmiştir. Daha sonra, “Modern Türk Tarihini tersten yazdım, her olayın tersini kanıtlamaya çalıştım ve sanırım başarılı oldum!” diyen “tez hastası” Yalçın Küçük bağıra çağıra aynı tezi gündeme getirmiştir. Küçük’e göre “Kurtuluş Savaşı tarihi baştan sona yanlıştır!” Hatta o kadar yanlıştır ki, mesela Birinci İnönü Zaferi diye bir savaş hiç olmamıştır! Antiemperyalizmden bahsetmek mümkün değildir! En fazla bahsedilebilecek Yunanlılarla yapılan savaş olabilir! Türk-Yunan Savaşı tezleri daha sonraki dönemlerde Fikret Başkaya gibi “Solcular” ve Abdurrahman Dilipak gibi “Şeriatçı” yazarlar tarafından da yinelenmiştir.

GÜNÜMÜZÜN ALİ KEMALLERİ VE MEHMET ALTAN

“Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle savaşılmamıştır” tezi günümüzün Ali Kemalleri’nce sıkça dile getirilmektedir. Okudukları birkaç “Cumhuriyet Tarihi yalanına” sarılan günümüzün Ali Kemal-leri, köşelerinde çalakalem “İngilizlerle savaşmadık ki…” diye çığlık atmaktadırlar.

İşte günümüzün en ateşli Ali Kemallerinden biri olan Mehmet Altan’ın 30 Ağustos 2009 tarihinde Star gazetesindeki köşesinde yayınladığı “30 Ağustos ve İngiltere” adlı yazısından bir bölüm:

“….İngiltere, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’dan çok önce, 14 Nisan 1921’de, Türk-Savaşı’nda kesin tarafsızlığını belirten notasını Yunan hükümetine bildirdi. Bunu İngiliz Parlamento tutanaklarında da görüyoruz. Örneğin, 13 Nisan 1921’de Avam Kamarası’nda Sir C., İngiltere’nin Türk Milliyetçi Kuvvetleri’yle savaş halinde olup olmadığını Başbakan’a sormuş. Hükümet adına cevap veren Mr. Harmsworth, bir barış antlaşması onaylanıncaya kadar teknik yönden ortada savaş halinin bulunduğunu fakat mevcut Türk-Yunan çatışması karşısında İngiliz tutumunun tarafsızlık olduğunu söylemiştir. Keza... Lordlar Kamarası’nın 21 Nisan 1921 tarihli oturumunda, Lord Lamington, Londra Konferansı’nın hemen ardından Yunanlıların Türklere karşı saldırıya geçmesini, Müslümanların ‘İngiltere’nin teşvikiyle yapıldığı’ biçiminde yorumlamalarına hükümetin ne dediğini sorar... Dışişleri Bakanı adına cevap veren Earl of Crawford, Müttefiklerin “sıkı tarafsızlık” uyguladıklarını vurgular. İngiltere ne Yunanlılara, ne de Türklere silah vermektedir. İstanbul’daki Müttefik askeri makamları da, Anadolu’da denetimleri altındaki demiryollarından yararlanılmasını durdurmuştur. General Harington, İzmit Yarımadası’ndaki Yunan Tümeni üzerindeki kumanda yetkisini bırakmıştır... Yunan kuvvetleri nezdindeki İngiliz irtibat subaylarına da artık tavsiyelerde bulunmamaları ve hiç bir biçimde müdahale etmemeleri yolunda talimat verilmiştir. Kısacası... Öncesi ve sonrasıyla, Büyük Taarruz, düvel-i muazzama karşı yapılan bir savaştan ziyade sadece Yunanlılara karşı yapılan bir savaştır.”

2. Cumhuriyetçi Prof. Mehmet Altan’ın İngilizlerin “tarafsızlık politikasının” tamamen iç kamuoyuna yönelik “göstermelik” bir politika olduğunu görememesi ve Büyük Taarruz öncesinde İngilizlerin Mustafa Kemal’e ve Milli Harekete karşı aldıkları önlemleri, yaptıkları planları bilmemesi ya büyük bit “cahilliktir”, ya da büyük bir “hainliktir”. Ben, Prof. Altan’ın “cahil” olduğunu düşünmüyorum…
Oysa ki, Türk Milli Kuvvetleriyle savaştıklarını bizzat İngilizler itiraf etmişlerdir.

Örneğin, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri, Amiral de Robeck, 1919 Haziranında Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği bir raporda bu gerçeği şöyle ifade etmiştir:

“Biz halen Türkiye ile savaşmaktayız. Barış Antlaşması’nın (Sevr) bütün Türkleri bir araya getirdiğini görerek yeni bir savaşa devam edecek miyiz?”
Büyük Taarruz sonrasında bir gazetecinin Mustafa Kemal’e sorduğu, “İngiltere’yle savaşacak mıyız?” sorusuna Mustafa Kemal, şu cevabı vermiştir:
“İngiltere ile barış imzaladık mı ki, bu sorunun yeri olsun! Yüz kez savaş durumundayız, bin kez savaş durumundayız…”

KURTULUŞ SAVAŞI'NDA İNGİLİZ POLİTİKALARI


I. Dünya Savaşı’nı kazanan İngiltere, bu savaşta 750 bin civarında kayıp vermiştir. Dahası savaş sonrasında İngiliz kontrolü altındaki İrlanda da, Mısır da, Afganistan da ve Hindistan da geniş çaplı ayaklanmalar çıkmış, bağımsızlık isyanları patlak vermiştir. Ayrıca, İngiliz kamuoyu da artık savaş istememektedir: I. Dünya Savaşı, “ekonomik” ve “askeri” bakımdan İngiliz insanını fazlasıyla yıpratmıştır. Ancak, Güneş Batmayan İngiliz İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nın galip ülkesi olarak, hem sömürgelerdeki isyanları bastırmak, hem de yeni sömürgeler elde etmek için politikalar üretmeye başlamıştır. Bu politikaların en başında, Osmanlı’nın Anadolu coğrafyasını parçalamak ve özellikle Boğazlara ve Güneydeki Musul, Kerkük gibi “petrol” bölgelerine el koymak gelmektedir. Savaş yorgunu İngiltere, Anadolu’yu parçalama işinde Yunanistan’dan yararlanmaya karar vermiştir. Türk düşmanı Lloyd George ve Hükümeti, Yunanistan’a her türlü “maddi” ve “manevi” desteği vererek, “diri” Yunan ordusunu 15 Mayıs 1919’da Anadolu üzerine göndermiştir. İngiltere parlamento tutanakları incelenecek olursa (Salahi Sonyel ve Erol Ulubelen bu tutanakları yayınlamışlardır). Başta İngiltere Başbakanı Lloyd George olmak üzere İngiliz yetkililerin Türkiye’yi parçalamak ve Milli Hareketi yok etmek için hangi planları yaptıkları, Yunanistan’ı maddi ve manevi bakımdan nasıl destekledikleri görülecektir.

İngiltere, ayrıca Fransa, İtalya ve Ermenistan’ı da Anadolu’nun paylaşım planlarına dahil etmiştir. Dolayısıyla “Türk-Yunan Savaşı” diye küçümsenmek istenen Kurtuluş Savaşı, Doğan Avcıoğlu’nun da belirttiği gibi, aslında bir “Türk-İngiliz Savaşı”dır.
Dahası, İngiltere; Fransa ve İtalya ile birlikte Anadolu’nun birçok bölgesini bizzat işgal etmiştir.

Evet! Kurtuluş Savaşı’ndaki siyasi ve askeri gelişmelere paralel, İngiltere zaman içinde “farklı politikalar” izlemiştir. Örneğin, 1921 yılına kadar Yunanistan’ı açıkça destekleyen İngiltere, Anadolu’da Türk ordusuna açıkça kurşun sıkmaktan çekinmeyen İngiltere, Mustafa Kemal’in düzenli ordularının İnönü Savaşlarını kazanmalarından sonra göstermelik bir “tarafsızlık” politikası uygulamaya başlamıştır. Bu süreçte İngiliz yetkilileri, bir taraftan Padişah Vahdettin’i ve Sadrazam Damat Ferit’i kullanarak Milli Hareketi yok etmenin hesaplarını yaparken, diğer taraftan Milli Hareketin önderi Mustafa Kemal’e “barış teklifleri” yaparak, biraz yumuşattıkları Sevr Antlaşması’nı TBMM’ye kabul ettirmenin yollarını aramışlardır. Bu da yetmemiş, TBMM’deki Rauf Bey, Kazım Karabekir gibi bazı muhalif milletvekillerini kullanıp, Milli Hareketin önderi Mustafa Kemal’i Meclis içinden yapılacak bir “darbe” ile devirmeyi planlamışlardır. Türk orduları Büyük Taarruz’u kazanıp Yunan’ı denize dökmelerine karşın İngiltere hala Anadolu’yu boşaltmaya yanaşmamaktadır. İzmit’te ve Çanakkale’deki İngiliz birlikleri takviye edilmiş, 1922 Eylülünde İngiliz Dışişleri, General Harrington’a gerekirse Türk ordularıyla savaşma yetkisi vermiştir.

İNGİLİZLERLE SAVAŞMADIK MI? YALANINIZ BATSIN KAHROLASI YOBAZLAR VE LİBOŞLAR!

Şimdi gelelim en büyük Cumhuriyet Tarihi yalanlarından biri olan, “İngilizlerle savaşmadık! Türk orduları İngiliz ordularıyla karşı karşıya gelmedi! İngilizler bize tek bir kurşun bile sıkmadı!..” yalanına….

Sağ olsunlar! “Yobazlık” ve “liboşluk” adeta genlerine işlemiş kimi akademisyen, yazar-çizer tayfası, bu yalanı öyle sık ve öyle inanarak dile getirdiler ki, bu yalan zaman içinde adeta bir “şehir efsanesi” halini alarak yayılmıştır… Türk Kurtuluş Savaşı’nı küçültmek isteyen art niyetli çevrelerin beslediği bu şehir efsanesini yıkmanın zamanı geldi artık! Ne demişler! “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar!”

İşte “satılmış” tarihçilerin, araştırmacıların ve gazetecilerin, “Bize bir tek kurşun bile atmadılar!..” dedikleri İngiliz ordularının Türk ordularıyla Anadolu’da Kurtuluş Savaşı yıllarında (1919-19122) yaptıkları belli başlı savaşlar ve çatışmalar:

1. I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yapılan “gizli”, “açık” paylaşım antlaşmaları doğrultusunda Anadolu’yu işgal eden İngilizler, 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkarak Anadolu içlerine ilerlemelerini bizzat kararlaştırmışlar ve bu Yunan çıkarması İngiliz subaylarının gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilmiştir. Nitekim, İzmir’in Yunanistan tarafından işgal edilmesi kararını, İngiliz Amirali Calthorpe, 14 Mayıs 1919 tarihinde öğleden sonra İzmir valisine ve Türk komutanına tebliğ etmiştir. Ancak Yunan işgallerinin İngilizlerin tahmin ettiğinden çok daha “kanlı” bir şekilde gerçekleştirilmesi Anadolu’da işgallere karşı bir halk hareketinin başlamasına yol açmıştır.

Bu durumda, adeta “sömürgeciliğin kitabını yazmış olan İngiltere”, Türkleri daha fazla “kışkırtmamak” gerektiğini düşünerek “daha temkinli” davranmaya karar vermiştir. Özellikle 1919 yılı sonbaharında İngilizler Anadolu’daki milliyetçilere karşı da daha “ılımlı” davranmaya başlamışlardır. Nitekim, Mustafa Kemal’in Ali Galip Olayı’ndan ustaca yararlanarak Damat Ferit Hükümeti’ni düşürmesine ve milliyetçilere daha yakın Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin kurulmasına İngilizler karşı çıkmamışlardır. Dahası Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin Mustafa Kemal’le temas kurarak Amasya Görüşmeleri’ni yapması ve bu görüşmeler sonrasında İstanbul’da Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin toplanması için seçimlerin yapılmasına da İngilizler müdahale etmemişlerdir. Ayrıca İstanbul’da milliyetçilere yakın Mersinli Cemal Paşa’nın Harbiye Bakanı olmasına da ses çıkarmamışlardır. İngilizlerin bütün bu “ılımlı” adımlarının nedeni Milli Hareketi güç kullanmadan etkisiz kılmaktır.

İngilizler, “Biz Türklerin düşmanı değiliz, bu nedenle Milli Harekete de gerek yoktur!” demek istemişlerdir. Nitekim, bu İngiliz oyunundan etkilenen kimi milliyetçiler, (Ki bunlar arasında Kazım Karabekir de vardır). Sivas Kongresi’ne gerek olmadığını ve Temsil Heyeti’nin dağıtılması gerektiğini savunmuşlardır. Erzurum Kongresi günlerinde İngiliz subaylarından Yarbay Rawlinson, Mustafa Kemal’le ve bazı milliyetçilerle görüşerek Milli Hareketi “barışçı” yolarla etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. Kazım Karabekir’le de görüşen Rawlinson, ona, İngilizlerin Türkiye’nin toprak bütünlüğünden yana olduklarını, Mustafa Kemal’in barış koşullarının kabul etmesi gerektiğini, İngiltere’deki güçlü partilerin Türkiye’nin bağımsızlığını savunduklarını, dahası İngiltere’nin Türkiye’nin ekonomik kalkınması için de elinden geleni yapacağını belirtmiştir. Rawlinson’un bu “bol keseden” vaatlerinden etkilenen Kazım Karabekir Paşa, “İngilizler Türkiye’yi kazanırlarsa, birkaç Türk subay ve ulemadan oluşan bir kurulun, İngilizlerin 100.000 kişisinin söz dinletemediği yerlerde (İngiliz sömürgelerinde) dirlik ve düzeni koruyabileceğini ve Türk ulusunun her ferdinin İngiliz dostluğundan yana olduğunu” söylemiştir. Karabekir, Rawlinson’la yaptığı görüşmede İtilaf devletleriyle, özellikle de İngiliz İmparatorluğu’yla dostça ilişkiler kurmak niyetinde olduklarını belirtmiştir. Mustafa Kemal, 8 Ocak 1920’de Kazım Karabekir’e gönderdiği kapalı tel yazısında, bu tür açıklamalarından dolayı Kazım Karabekir Paşa’yı, üstü kapalı “uyararak”, Rawlinson’un, eğer İngiliz Hükümeti’nin resmi görevlisiyse Ankara’ya gelerek Temsil Heyeti ile görüşmesi gerektiğini belirtmiştir.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, bu “İngiliz oyunlarını” fark etmiştir. Bu doğrultuda Anadolu’daki sivil ve askeri yönetim üzerindeki etkisini artırmış, Kuvayı Milliye Hareketi’ni yurt geneline yaymış, özellikle İngilizlerin bulunduğu Batı Anadolu ve Boğazlar bölgesindeki Kuvayı Milliye güçlerini Ali Fuat Paşa ile daha da güçlendirerek İzmit’i ve İstanbul’u tehdit etmeye başlamıştır. Nitekim Mart ayını sonlarında Milli Kuvvetler, Kilikya’dan İzmit’e kadar uzanan bölgede egemenlik kurmuşlardır. İşte, Mustafa Kemal’in kontrolündeki ve Ali Fuat Paşa’nın başında bulunduğu Milli Kuvvetlerin Boğazları tehdit etmeye başlaması üzerine tedirgin olan İngilizler, Milli Kuvvetlere “yumuşak davranma stratejisini” bir kenara bırakarak silaha sarılmışlardır. O günlerde İngiltere’nin İstanbul’daki temsilcisi Londra’ya gönderdiği bir raporda, “İzmit’i terk edersek, İstanbul milliyetçilerin eline düşer… Mustafa Kemal’in askerleri Gebze’ye kadar geldi . Haydarpaşa ve Üsküdar’ı Kemalistlerin basmasından korkuyoruz” demiştir. İngiltere’yi silaha sarılmaya iten tek neden, Milli Kuvvetlerin, İzmit yakınlarına gelip Boğazları tehdit etmeleri değildir, ayrıca İngiltere’nin barış görüşmelerinden de istediği sonucu alamaması, Mustafa Kemal’in masa başında da İngilizlere güçlük çıkarması, İngilizlerin saldırganlaşmasında etkilidir. İngilizleri o günlerdeki Maraş olaylarını da bahane ederek Milli Harekete karşı askeri güçle saldırıya geçmeye karar vermişlerdir.

Londra Konferansı görüşmeleri sırasında, 5 Mart 1920’de Lloyd George’un yaptığı şu açıklama, İngiltere’nin yeni politikasını gözler önüne sermektedir:

“Yunan askerleriyle birlikte Türkiye’de 160.000 askerimiz var. Türklerin ise 80.000. Fransız, İngiliz ve Yunanlılardan meydana gelen her iki asker, bir Türk askerini yenemez ise bu konferansı durdurup Türklerin bütün isteklerini kabul edelim!” demiş ve barış şartlarının kuvvet yoluyla savunulacağını belirterek sözlerine şöyle devam etmiştir: “Mustafa Kemal Paşa adi bir çeteci değildir. Türk Hükümeti’nin atadığı Erzurum valisidir. Bu Türk valisi bizim müttefikimize (Maraş’ta Fransızlara) saldırsın, biz hiçbir harekette bulunmayalım. Bu olamaz. Hemen en enerjik tedbirleri almalıyız. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa’nın atılmasını istemeli, sonra Müttefik Kuvvetlerle İstanbul’u işgal etmeliyiz.”

Lloyd George, 1920 yılı içinde her fırsatta Milli Harekete karşı “şiddet” ve “güç” kullanmaya çalışmıştır. Örneğin, 23 Ağustos 1920 tarihinde de İtalyan Başbakanı’nı Türkler üzerine silahlı birlikler göndermeye ikna etmeye uğraşmıştır. “İstanbul’daki Türkler artık o eski yumuşak Türkler değil, Çanakkale’de gemilerin hiçbir rolü olmuyor. Mustafa Kemal hemen hemen bitmiştir. Elinde hiçbir savaş malzemesi yok. Buna rağmen Türkler bilinemez” diyerek Türklere yönelik saldırılara ağırlık verilmesini istemiştir.

Milli Hareket’e yönelik “şiddet” kullanmaya karar veren İngilizler, 16 Mart 1920’de silah zoruyla İstanbul’u resmen işgal etmişler ve İstanbul Hükümeti’ni sıkıştırmaya başlamışlardır. Harbiye Bakanı Fevzi Paşa’nın ifadesiyle, “Hükümet nota bombardımanına tutulur…” 17 Şubat 31 Mart arasında Babıali’ye 5 nota verilmiştir. Baskılara dayanamayan Ali Rıza Paşa Hükümeti’nin istifa etmesinden sonra kurulan Salih Paşa Hükümeti de fazla dayanamayarak istifa etmiştir. 5 Nisan 1920’de İngiliz isteklerini kayıtsız şartsız yerine getirecek olan Damat Ferit Paşa Hükümeti kurmuştur.
Böylece, Saray, tam anlamıyla İngilizlerin kontrolüne girmiştir. İngilizler, Padişah Vahdettin’i ve Sadrazam Damat Ferit’i kullanarak Milli hareketi ezmek için her yola başvurmuşlardır. Önce Anadolu’daki Mustafa Kemal’i ve milliyetçileri “dinsiz” ve “zındık” ilan eden bir fetva almışlar, (11 Nisan 1920) daha sonra bu fetvayı kendi uçaklarıyla dağıtmışlar, sonra iç isyanları çıkarmışlar, daha sonra da Padişah’tan Mustafa Kemal üzerine bir ordu gönderilmesini istemişlerdir. (7 Nisan 1920). İngilizler, bu orduyu kendi askeri güçleriyle destekleyeceklerini belirtmişlerdir. Ordunun savaş araç gereçleri, İstanbul’da İngiliz kontrolü altındaki depolardan karşılanmıştır. Böylece Padişah Vahdettin, milliyetçileri ortadan kaldırmak için Kuvayı İnzibatiye denilen Hilafet Ordusu’nu görevlendirmiştir. Hilafet Ordusu, Nisan sonu ve Mayıs başında İzmit ve civarına yığınak yapmaya başlamıştır. Taze kuvvetlerle güçlendirilen İngiliz birlikleri de Halifelik Ordusu’nun İzmit ve gerisindeki ordugahlara yerleştirilmiştir. Bu sırada İngilizlerin maddi ve manevi olarak destekledikleri ve Milli Harekete karşı başka bir oluşum da Cemiyet-i Ahmediye’dir. Bu cemiyeti, silah ve mühimmat bakımından da destekleyen İngilizler Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yle de görüşerek millicilere karşı bir fetva almak istemişlerdir. Cemiyet-i Ahmediye, Anzavur İsyanı’nın patlak vermesinde etkili olmuştur.

İngilizler, Milliyetçilere yönelik bu saldırı hazırlıkları dışında Anadolu’daki, Yunan ordusunu da alarma geçirerek “hazır” olmalarını istemişlerdir. 17 Mayıs 1920’de, İtilaf devletleri, İngiltere’nin Hyte kasabasında yaptıkları toplantıda, Yunan ordularının Batı Anadolu’yu işgale başlamasını, ancak bunun ilk aşamada Bursa ile sınırlı kalmasını kararlaştırmışlardır. Bu sırada ABD Senatosu da Batı Anadolu’nun Yunanistan’a verilmesini uygun gören bir karar almıştır.

Halifelik Ordusu, Kuvayi Milliye karşısında bir varlık gösteremeyerek geriye İzmit’e çekilmek zorunda kalmıştır. 14 Haziran 1920’de Ali Fuat Paşa’nın kontrolündeki Milli Kuvvetler, İzmit’e doğru saldırıya geçmişler ve İzmit’te bekleyen İngiliz birlikleriyle Türk Milli Kuvvetleri sıcak çatışmaya girmişlerdir.

Batı Cephesi Kuvayı Milliye Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa bu çatışmayı şöyle anlatmaktadır:

“İngilizler, İzmit etrafında, Hasanpaşa, Solaklar, Tepe Köy, Ağa Köyü hattının bazı yerlerine siperler kazarak buralara Halife Kolordusu’ndan 1, 2 ve 3. alayları yerleştirmişler ve bunların cenah ve gerilerine de iki üç İngiliz taburu koymuşlardı. İzmit Limanı’nda bulunan birkaç parça İngiliz Savaş gemisi de söz konusu savunma mevkinin sağ kanadını ateşleriyle koruyabilecek bir durum almıştı.”

“14 Haziran sabahının erken saatlerinde önceden kararlaştırdığım plan gereğince her taraftan yapılan baskın saldırıları Halife Kolordusu’nun birlikleri üzerinde beklediğimiz etkiyi yapmış, piyadelerinin hemen hepsi direnme göstermeksizin tüfek ve makineli tüfekleriyle bizim tarafımıza geçmişlerdi. Yalnız topçuları Kumla Çiftliği civarında mevzi alarak üzerimize ateş açmak cüretinde bulunmuştu. Fakat topçumuzun şiddetli ateşi karşısında ateş keserek İzmit şehrinin girişine sığınmışlardı. Öğleye kadar Hacı İbrahim, Solaklar, Tepeköy, Akköy hattı tarafımızdan işgal olunmuş, Halife birliklerini bizimle savaşa sokmak amacıyla üzerimize ateş açmış olan bazı İngiliz birlikleri, İzmit içerisine kadar sürülmüştü.”

Bu durumda bir İngiliz subayı, elinde beyaz bayrak Ali Fuat Paşa’nın karargahına gelmiş ve ateşin kesilmesini istemiştir. Eğer hareket durdurulmazsa savaş durumu yaratacakları tehdidini savurmuştur. Ali Fuat Paşa ise İngiliz subayından İzmit’in boşaltılmasını istemiştir. Görüşme sona erdikten bir süre sonra İngiliz uçakları Türk birliklerinin üzerine bomba yağdırmaya başlamıştır.

Yine Ali Fuat Paşa’ya kulak verelim:

“İngiliz uçaklarının bu saldırısı üzerine 14/15 Haziran gecesi baskın hareketi ile İzmit’in işgaline karar vermiştim. Ne yazık ki bu baskın İzmit’in kuzeyini inatla savunmakta olan Ermeni çetelerinin direnmesine rastlamış ve bu nedenle bir sonuç vermemişti. 15 Haziran’da İngilizlerin İzmit’i boşaltacakları söylentisi dolaşmışsa da gerçekleşmemişti. Aynı gün İzmit’in kuzeyine karşı tekrarlanan saldırı hareketimiz şehrin kenarlarına kadar ilerlemişti. 16/17 Haziran’da İngilizlerin karadan ve denizden İzmit’i savunmaya başlamaları üzerine hareketimizin biçimi ve niteliği değişmiş, esasen bu saldırılardan beklediğimiz sonuçlar da sağlanmış olduğundan, hareketimizi durdurmuş, birliklerimizin eski mevkilerine dönmeleri kararını vermiştim.”

Ali Fuat Paşa, anılarında, İngilizlerle bir kere daha sıcak çatışmaya girildiğini şöyle anlatmaktadır:

“Kütahya’nın Milli kuvvetlerimiz tarafından işgalinden sonra İngilizler evvela çekilmiş, fakat sonra eski yerlerine dönmek istemişlerdi. Milli Kuvvetler Kumandanı ise geri dönüşlerine izin verilmeyeceğini bildirmesi üzerine iki taraf arasında bir müsademe olmuş, mateessüf iki taraf da kayıplar vermişti.” Söz konusu çatışma 24 Eylül 1920’de gerçekleşmiştir.

2. Ali Fuat Paşa’nın emrindeki Milli kuvvetlerin 15 Haziran 1920’de İzmit’teki İngiliz birliklerine yönelik yaptığı saldırının intikamını almak isteyen İngilizler, 22 Haziran 1920’de Yunan birliklerini harekete geçirmişlerdir. “Yunan birlikleri kısa bir sürede, Bandırma, Bursa ve İzmit bölgesini işgal ederek İngiltere hesabına Boğazları güvenlik altına alırlar. İngilizler, Anzavur Paşa kuvvetleri ile Süleyman Şefik ve Suphi Paşaların Halifelik Ordusu’nun başaramadığı bu işi Venizelos’un Yunan Ordusu’na yaptırmak kararındadırlar.”

Doğan Avcıoğlu’nun dediği gibi, “Aslında 22 Haziran 1920 Yunan ilerlemesi tamamen İngiltere’nin kontrolünde bir saldırıdır. Saldırı planları İngiliz kurmayları ile birlikte hazırlanmıştır. Olayların iç yüzünü bilme bakımından geniş olanaklara sahip bulunan Prof. A.Toynbee, saldırı planlarının İngilizlerle birlikte hazırlandığını yazmaktadır.”

İngilizler, 22 Haziran 1920 Yunan saldırında Yunan ordusuna sadece saldırı planlarını hazırlayarak destek olmamışlar aynı zamanda bu saldırıyı Yunan ordusuyla birlikte yürütmüşlerdir. Mudanya-Gemlik gibi Marmara Denizi sahil kasabaları Yunan-İngiliz ortak hareketiyle işgal edilmiştir. 22 Haziran’da Akhisar, 23 Haziran’da Kırkağaç, Soma ve Salihli, 25 Haziran’da da Akşehir işgal edilmiştir. İngiliz destekli Yunan birlikleri, 30 Haziran’da Balıkesir’i, 2 Temmuz’da Kırmesti (M. Kemal Paşa)’yı ve Karacabey’i işgal etmişlerdir.
İngilizler, 6 Temmuz 1920’de Gemlik’i işgal etmiştir. Burada İngiliz birlikleriyle Türk birlikleri çatışmaya girmiştir.

İngiliz ordusunda görevli Prof. A. Toynbee’nin, Gemlik’in işgaliyle ilgili yazdıkları, İngiliz-Yunan ortak hareketini olanca açıklığıyla gözler önüne sermektedir:

“Milliciler çekilmişlerdi. Gemlik, Yunan birlikleriyle işbirliği yapan İngiliz donanması tarafından işgal edilmişti. Halen Yunan zulmünün hüküm sürdüğü bölgedeki Yunan Genel Komutanlığı Tümen Karargahı binalarını daha önce biz (İngilizler) kullanıyorduk. Duvarlarda İngilizce yazılmış uyarı yazıları hala okunabilir durumdaydı…”

Gemlik, İngiliz-Yunan ortak planlarıyla, İngiliz-Yunan deniz ve karar birliklerince ortaklaşa işgal edilmiştir.

3. 25 Haziran 1920’de, Yunan saldırıları sırasında İngilizler, bir kısım Türk kuvvetini cepheden uzak tutmak için Marmara’nın Güney kıyılarını gözlemişler ve Mudanya’ya asker çıkarmışlardır. Buradaki Türk kuvvetleri de İngilizleri ateşle karşılamış, bazı kayıplar verdirmiş, fakat daha sonra kasabının dışındaki mevzilerine çekilmek zorunda kalmışlardır. 6 Temmuz 1920’de bir İngiliz deniz filosu, Mudanya’yı üç saat kadar topa tuttuktan sonra işgal etmiştir. Bu İngiliz saldırısı sırasında 25 Türk askeri şehit olmuştur. Bu İngiliz saldırısının da etkisiyle 8 Temmuz’da Bursa Yunanlılarca işgal edilmiştir. Bursa’nın işgalinde İngilizlerin nasıl bir tavır takındıklarını görmek için, Amiral de Robeck’in, 25 Haziran 1920’de yayınladığı şu ültimatoma göz atmak yeterlidir: “Herhangi bir yerdeki İngilizlere ve öteki Müttefiklere karşı bir harekata girişildiği veya düşmanca bir eylemde bulunulduğu takdirde Bursa kentini donanmanın ağır silahlarıyla bombardımana tutmakta veya uçaklarla saldırıya geçmekte tereddüt göster-meyeceğim.”

Bursa Vali Vekili Albay Bekir Sami, bu İngiliz tehdidine şu karşılığı vermiştir:

“Mudanya’yı 24 saat içinde terk etmediğiniz takdirde milliyetçilerin direnişi sonunda dökülecek kanın sorumluluğu size ait olacaktır.”

4. 20 Temmuz 1920’de iki İngiliz zırhlısının katıldığı bir İngiliz-Yunan karma birliği de Tekirdağ’ı, Edirne’yi ve bütün Doğu Trakya’yı işgal etmiştir. Tekirdağ’a yapılan Yunan çıkarması, İngiliz ve Yunan filolarının korumasında yapılmıştır. İşgale ateşle karşılık veren Türk topu, İngiliz ve Yunan savaş gemilerince ortaklaşa tahrip edilmiştir.

5. 21 Haziran 1920’de, 150 kişilik bir Türk kuvveti, Çamlıca tepelerinde İngiliz mevzilerine saldırmıştır. İngilizler saldırıyı makineli tüfek ve top ateşiyle püskürtmüşlerdir.

6. 5 Temmuz 1920’de Boğaziçi’nin Asya kıyılarındaki Türk çeteleri İngiliz kuvvetlerine saldırmışlardır. Çatışma bütün gün boyunca devam etmiştir. Bu çatışma sırasında İngiliz gemileri sahili ve Beykoz’u topa tutmuşlardır. Beykoz’a yönelik saldırıya bir İngiliz birliği ve bir İngiliz torpidosu katılmıştır. ABD Yüksek Komiseri Amiral Bristol bu Türk-İngiliz çatışmasını, “Boğaziçi’nin Asya kıyısında Türk kuvvetleri İngiliz kuvvetlerine saldırdı… Çatışma bütün gün sürdü. İngilizler, karadaki kuvvetlerine yardım için, sahil ve Beykoz’u gemilerinden bombardıman ettirdi.” diyerek rapor etmiştir.

7. 10 Temmuz 1920’de İngilizler, Kuvayı Milliye’ye karadan ve havadan hücum etmişlerdir. Bu saldırıda önemli bir başarı elde edemedilerse de, Ali Fuat Paşa’nın verdiği bilgiye göre, bu saldırı, çevredeki Ermeni ve Rum çetelerinin saldırılarını artırmalarına neden olmuştur.

8. 11 Temmuz 1920’de Yunanlılar bir İngiliz savaş gemisinin korumasında Karamürsel’e 400 asker çıkarmışlardır. 1 Temmuz 1920 tarihli İkdam gazetesi, İngilizlerin Karamürsel’de yaptıkları vahşilikleri, “Medeni Adamlar! İngilizlerin Karamürsel’de insanlık dışı hareketleri…” başlığıyla okuyucusuna duyurmuştur.

9. 12 Temmuz 1920’de İznik Yunan ve İngiliz kuvvetlerince işgal edilmiştir. İznik, daha önce de 19 Mayıs 1919’da İngilizlerce işgal edilmişti.
21 Temmuz 1920’de, Lloyd George Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, “Türkiye tamamıyla parçalanmalıdır. Bundan üzüntü duymak için hiçbir sebep yoktur. İngiltere Hükümeti en uygun hareket ederek Yunan birliklerinin istihdamını görüyor. Bu birlikler büyük şevk ile dövüştü. Görevi on günde tamamladı. Fransızların yardımını da elde ettik.” demiştir.

10. 5 Eylül 1919’da bir İngiliz taburuyla bir Fransız taburu ve iki batarya Hatay Dörtyol’un Gürlevik mevkiinde Kara Hasan ve çetesiyle çarpışmış, çarpışmada bir hayli kayıp veren İngiliz ve Fransız birlikleri Dörtyol’a çekilmişlerdir.

11. 27 Eylül 1919’da Merzifon’daki İngiliz birliği Samsun’a çekilirken, kendisini izleyen bir Kuvayı Milliyle birliğiyle çarpışmıştır.

12. Adana’da da Milli kuvvetlerle İngilizler arasında sıcak çatışmaların yaşandığını bizzat İngiliz raporlarından öğrenmekteyiz. Örneğin, 22 Kasım 1920 tarihli İngiliz Genel Rapor’unda,”Mustafa Kemal’in ordusu Adana’da İngilizlerle çarpışmakta ve Cezayir’de İngilizleri tehdit etmektedir” denilmiştir.

13. İngiltere, Kurtuluş Savaşı’nın başından sonuna kadar, hatta daha sonraki dönemlerde hep Musul’la ilgilenmiştir. Bölgedeki zengin petrol kaynaklarından dolayı Musul’u ele geçirmek isteyen İngilizler Anadolu’da ilk olarak (3 Kasım 1918’de) burayı işgal etmişlerdir. İngilizler, sadece bölgeyi işgal edip kontrol altından tutmakla kalmamışlar, aynı zamanda türlü entrikalar da çevirmişlerdir. Örneğin İngilizler, Irak’taki Kürtleri doğrudan doğruya korumaları altına almış ve bir ara Hindistan’a sürdükleri Süleymaniye’de çok iyi tanınan Şeyh Mahmud’u kazanmaya çalışmışlardır. Mustafa Kemal ise Misak-ı Milli sınırları içinde görülen Musulu’u İngilizlere kaptırmamak için elinden gelen her yola başvurmuştur. Bu yoların için de “savaş” da vardır. Mustafa Kemal, Musul’u İngilizlerden almak için, Antep’te Kuvayı Milliye Komutanlığı yapmış olan Milis Yarbayı Özdemir Bey’i Revandız bölgesine göndermiştir. Özdemir Bey’in görevi, Irak Kralı Faysal’ın, Misak-ı Milli sınırları içindeki bölgeyi işgalini önlemek ve Musul’u İngilizlerden geri almaktır.

Revandız’da bir kısım aşiretlerin desteğini sağlayan Özdemir Bey, karşısında İngilizleri bulmuştur. Özdemir Bey’i etkisiz hale getirmek isteyen İngilizler Revandız’ı havadan bombalamaya başlamışlardır. Özdemir Bey’in kontrolündeki kuvvetler; Türk-Kürt birlikleri, 1922 Haziranından 1922 Eylülüne kadar, 4 ay boyunca, İngilizlerle birçok defa karşı karşıya gelmiş, kanlı çatışmalar olmuştur. Özdemir Bey, 30 Ağustos 1922’de, Büyük Taarruz kazanıldıktan bir gün sonra, İngilizlere karşı Derbent Savaşı’nı vermiş ve İngilizleri büyük bir bozguna uğratmıştır. 18 Eylül 1922’de Revandız-Erbil yolun üzerindeki Musul’la bağlantıyı sağlayan Şaklava ilçesini işgal etmiştir.

Özdemir Bey’in Derbent Zaferi’yle Süleymaniye tehdit altında kalmıştır. Buranın da Türklerce ele geçirileceğini düşünen İngilizler, İngiliz mandası altında Süleymaniye merkezli bağımsız bir Kürt devleti ilan etmişlerdir. Şeyh Mahmud’u da Kürt Hükümeti’nin başkanı yapmışlardır. Ancak, İngilizlerin tam olarak kontrol edemedikleri Şeyh Mahmut, Özdemir Bey’le temas kurarak birlikte Süleymaniye üzerine yürüme önerisinde bulunmuştur. Özdemir Bey de bu öneriyi Türk Genelkurmayı’na bildirmiştir. Ancak, İngilizlerle, Büyük Taarruz sonrasında İzmit ve Çanakkale civarında beliren savaş tehlikesi ve bir süre sonra da Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ve İngilizlerin İstanbul’u boşaltmayı kabul etmeleri gibi gelişmeleri dikkate alan Genelkurmay, Süleymaniye üzerine yürünmesini doğru bulmamıştır.

Türkiye’nin bu tavrına karşın İngilizler bölgedeki saldırılarına devem etmişler; Kasım-Aralık 1922 ve Ocak 1923’te bölgede üç önemli saldırıda bulunmuşlar ama püskürtülmüşlerdir.

14. Büyük Taarruz sonrasında Türk ordularının Çanakkale ve Boğazlara yaklaşmaları üzerine İngiliz parlamentosunda alınan karar doğrultusunda Çanakkale’deki İngiliz birlikleri takviye edilmiş ve General Harrington’a gerekirse Türk ordularıyla savaşma yetkisi verilmiştir. Bu doğrultuda İngilizler, 15 Eylül- 30 Ekim 1922 tarihleri arasında savaş hazırlıklarına girişmişler, Çanakkale’ye takviye kuvvetler, uçaklar ve savaş gemileri göndermişler, seferberlik ilan etmek için ön karar almışlar, dahası İngiltere’ye bağlı Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika Birliği’ne, ayrıca Romanya, Yugoslavya ve Bulgaristan’a “asker göndermeleri” için çağrıda bulunmuşlardır. Yunan donanmasından da yararlanmak istemişlerdir.

İNGİLİZLERİN BÜYÜK TAARRUZ SONRASINDA (1922) TÜRKİYE İLE SAVAŞI GÖZE ALAMAMALARININ NEDENLERİ

Peki, ama Yunanistan bozguna uğradıktan sonra İngiltere Türkiye’yle savaşı neden göze alamadı? Cumhuriyet Tarihi yalancılarına göre bu durumun nedeni “İngiltere’nin zaten Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye’yi desteklemesidir!” Bu “deli saçması” iddianın aksine “gerçek” çok daha başkadır!

İngiltere’nin, 1922 sonlarında Türkiye’yle savaşı göze alamamasının belli başlı nedenleri şunlardır:

1. I. Dünya Savaşı’nda 700 binden fazla kayıp veren İngilizlerin 1922 sonlarında Anadolu’da yeni bir savaşı sürdürecek kadar “askeri”, “maddi” ve “moral” gücü yoktur. Nitekim, İngiltere bu nedenle Kurtuluş Savaşı’nda bütün ümitlerini Yunanistan’a bağlamıştır.

2. İngiliz kamuoyu, hem I. Dünya Savaşı’nın yıpratıcı etkilerinden dolayı, hem de Yunanistan’ın Anadolu’da yaptığı “kıyım “ve “katliamlardan” dolayı artık savaş istememektedir. Bunun bilincinde olan İngiliz siyasetçiler, Türkiye ile yeni bir savaşı göze alamamışlardır.

3. Yunan ordusunu bozguna uğratan Mustafa Kemal’in düzenli ordularının “kararlı” ve zafer kazanmanın verdiği “gururlu” tavrı da İngilizlerin yeni bir savaşı göze alamamalarında etkili olmuştur. Özellikle, 31 Ağustos 1922’de Irak’ta, Albay Özdemir Bey komutasındaki Türk birliklerinin İngilizleri Derbent Savaşı’nda bozguna uğratmaları, İngilizlerin geri adım atmalarında etkili olmuştur.

4. Kurtuluş Savaşı sırasında, İrlanda, Mısır, Afganistan, Hindistan ve Irak’ta çıkan “İngiliz karşıtı” isyanlar ve “bağımsızlık hareketleri” ve Mustafa Kemal’in özellikle Hindistan’daki ve Irak’taki isyan ve bağımsızlık hareketlerini “gizli açık” desteklemesi, İngiltere’yi kaygılandırmıştır. Özellikle, İstanbul’un işgalinden sonra İslam dünyasında artan “İngiliz karşıtı” ve Türkiye “yanlısı” hareketler, İngilizleri düşündürmüştür! İstanbul’un işgaline bu derece büyük bir tepki duyan İslam dünyasının, Türklerin Yunan zaferinden sonra, Türklere saldıracak, onlarla savaşacak İngilizlere çok büyük bir tepki göstereceklerinden korkmuşlardır.

5. İngilizlerin, 1922’de Türklerle savaşı göze alamamalarının en önemli nedenlerinden biri de Mustafa Kemal’in daha 1920’de İtalyanlarla, 1921’de ise Ankara Antlaşması’yla Fransızlarla anlaşarak, İngilizleri yalnız bırakmasıdır. Uluslararası alanda yalnız kalan İngilizler de şanslarını çok fazla zorlamamışlardır.

Özetle, “Kurtuluş Savaşı’nda Türk ordularının İngilizlerle savaşmadığı, İngilizlerin Türklere kurşun sıkmadıkları…” iddiası koskoca bir Cumhuriyet Tarihi yalanıdır. 1922’de Yunanlıların bozguna uğratılmasından sonra İngilizlerin Türklerle savaşmamalarının nedeni ise –görüldüğü gibi- o sıradaki iç ve dış koşullardır.

Ekim 2010'da piyasalarda olacak, Sinan Meydan'ın CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI adlı kİtabından... (İlk Kez burada yayınlanmıştır...)

Sinan MEYDAN-9 Haziran 2010

http://www.sinanmeydancom.tr.gg/Kurtulu ... 305%3B.htm
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kurtuluş Savaşında İngilizlerle Savaştık ve Onları YENDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ağu 2011, 15:38

Sinan Meydan'ın bu konu hakkındaki videosunu izlemek için bu sayfayı ziyaret ediniz:

https://www.facebook.com/video/video.php?v=2173710616782&oid=191911810854685&comments
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kurtuluş Savaşında İngilizlerle Savaştık ve Onları YENDİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ağu 2011, 15:44

KURTULUŞ SAVAŞI EMPERYALİZME KARŞI MIYDI

Resim

30 Ağustos'a yaklaştığımız bu günlerde, Türkiye yeniden işgal yıllarının o boğucu karanlığıyla yüz yüze gelmiştir. Bütün vatanseverlerin bir şekilde susturulduğu, tüm medyanın bir şekilde kontrol edildiği, tüm ulusun bir şekilde uyutulduğu bu günlerde yapılabilecek en güzel şey, çok değil 88 yıl önce kazanılan Büyük Zaferi genç kuşaklara yeniden hatırlatmaktır...

Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ağustos sabahı saat 00:05'de Büyük Taaaruz Baş Komutanlık Meydan Muharebesi'ni yöenetmek için Afyonkocatepe sırtlarına tırmanırken ülkedeki durum bugünkünden pek farklı değildir: Osmanlı yönetimi (padişah ve sadrazam) kayıtsız şartıs emperyalizme teslim olmuş, Türk basını büyük oranda emperyalizmin güdümüne girmiş, halkın büyük çoğunluğu uyutulmuş, imkanszılıklar içinde bir Türkiye vardır. Ama Mustafa Kemal Atatük ve bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşan bir avuç imanlı, başarıya inanmış insan, Mustafa Kemal Atatürk'ün Anadolu bozkırının o en yüksek tepelerinden birinden vereceği emri beklemeye başlamıştır, elleri tetikte, gözleri ufukta....

Mustafa Kemal Atatürk'ün "hücüm" emriyle 26 Ağustos'ta başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos'ta kazanılmış, 3 yıldır, "Dayamış hançerini Anadolu'nun bağrına bekleyen" emperyalizm, Ege'nin ılık sularına gömülmüş ve tüm dünya bir Mavi gözlü sarışın Türk'ün önderliğinde emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık savaşıyla irkilmiş, kendine gelmiştir. 30 Ağustos 1922'de kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı, sadece Türk ulusunun değil, ezilmek, yok edilmek istenen, sömürülen bütün Doğu'nun kurtuluşun umudu olmuştur.

30 Ağustos'ta, Afyon kocatepe-Dumlupınar'da emperyalizmin Türk ulusunun ayağına taktığı prangalar sökülüp atılmıştır; ama 88 yıl sonra bugün emperyalizm yeniden Türk ulusunu prangalamak istemektedir.

Ey uyuyan Türk ulusu! Uyanman için Türk Kurtuluş Savaşı'nı, Büyük Tarruzu, 30 Ağustos'u hatırlaman yeterlidir.

ANADOLU'DA EMPERYALİST BASKI

Cumhuriyet tarihi yalancıları, tarihi gerçekleri alt üst ederek Kurtuluş Savaşı’nda İngilizlerle ve Fransızlarla savaşılmadığını iddia etmişlerdir.

Örneğin, Fikret Başkaya, “Milli Mücadele’nin aynı zamanda İngiliz ve diğer İtilaf devletleri (Fransız ve İtalyanlar) ile de bir savaş olduğu, sonradan uydurulmuştur. Yanında Almanya gibi güçlü bir devlet başta olmak üzere, İttifak devletleri (Avusturya Macaristan ve Bulgaristan) varken yenik düşen bir imparatorluğun, bir başına bunların tamamı ile başa çıkması o günün koşullarında mümkün değildi. Dolayısıyla ‘yedi düvele karşı savaş’ bir efsanedir. Zaten emperyalistler, Anadolu’ya yerleşmek niyetiyle girmediler ve savaşmadan da çekildiler.” demiştir.

Görüldüğü gibi Başkaya, belgelere ve tarihsel gerçeklere göre değil, kendince mantıksal çıkarımlara göre bir analiz yapmaktadır. Kurtuluş Savaşı, nedenleriyle ve sonuçlarıyla olanca açıklığıyla ortadayken Başkaya, hala böyle bir mücadelenin kazanılamayacağını ileri sürmektedir. I. Dünya Savaşı öncesinde İtilaf devletleri arasındaki gizli açık antlaşmalar ve görüşmeler İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Anadolu’yu paylaştıklarını çok açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. İngiltere ve Fransa’nın savaşmadan Anadolu’dan çekildikleri iddiası ise kocaman bir palavradır.

Başkaya’nın bu temelsiz iddiaları, bütün yobaz/liboş kalemlerce de sahiplenilmiş ve “resmi tarihe” alternatif “gerçekler” olarak topluma yutturulmak istenmiştir.

İşte, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Anadolu’yu ele geçirmek istediklerinin belli başlı kanıtları: Anadolu’nun işgaline zemin hazırlayan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1018) İtilaf devletlerinden İngiltere ile (Amiral Chltrope) imzalanmıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sadece 3 gün sonra İngilizler işgallere başlamışlardır. (3 Kasım 1918, Musul’un işgali). Onları, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler ve Yunanlılar takip etmiştir. İşte, 1918-1921 arasında Anadolu’da işgal edilen yerler:

İngiliz İşgalleri:

1. Musul: 3 Kasım 1918.

2. Çanakkale Boğazı: 6-12 Kasım 1918.

3. İskenderun: 9 Kasım 1918.

4. Antakya: 7 Aralık 1918.

5. Batum: 24 Aralık 1918.

6. Kilis: 27 Aralık 1918.

7. Ankara İstasyonu: Aralık 1918.

8. Antep: 1 Ocak 1918.

9. Cerablus: 3 Ocak 1919.

10. Haydarpaşa İstasyonu: 15 Ocak 1919.

11. Konya İstasyonu: 22 Ocak 1919.

12. Turgutlu-Aydın Demiryolu: 1 Şubat 1919.

13. Maraş: 22 Şubat 1919.

14. Birecik: 27 Şubat 1919.

15. Samsun: 9 Mart 1919.

16. Urfa: 24 Mart 1919.

17. Merzifon: 30 Mart 1919.

18. Kars: 13 Nisan 1919.

19. Marmara Kıyıları, Karamürsel, Haziran 1920.

20. Mudanya: 6 Temmuz 1920.

21. İstanbul: 13 Kasım 1918-16 Mart 1920.

Doğu Trakya Demiryolları: 9 Kasım 1918.

Fransız İşgalleri:

Çanakkale Boğazı: 6-12 Kasım 1918.

Dörtyol: 11 Aralık 1918.

Mersin: 17 Aralık 1918.

Toros Tünelleri: 27 Aralık 1918.

Adana ve Pozantı: 27 Aralık 1918.

Doğu Demiryolları: 15 Ocak 1919.

Turgutlu-Aydın Demiryolu: 1 Şubat 1919.

Çiftehan ve Akköprü: 3 Şubat 1919

10. Afyon İstasyonu: 16 Nisan 1919.

11. Urfa: 30-31 Ekim 1919.

12. Antep: 27 Ekim 1919.

13. Maraş: Ekim 1919.

14. İstanbul: 13 Kasım 1918.

İtalyan İşgalleri:Antalya: 28 Mart 1919.

Konya İstasyonu: 26 Nisan 1919.

Kuşadası: 4 Mayıs 1919.

Fethiye, Bodrum: 11 Mayıs 1919.

Marmaris: 11 Mayıs 1919.

Akşehir (Kısmen): 14 Mayıs 1919.

Afyon: 21 Mayıs 1919.

Malkara: 27 Mayıs 1919.

Burdur: 28 Haziran 1919.

10. İstanbul: 13 Kasım 1918.

Yunan İşgalleri:

1. Uzunköprü-Hadımköy Demiryolu: 9 Ocak 1919.

2. İzmir: 15 Mayıs 1919.

3. Urla: 16 Mayıs 1919.

4. Çeşme: 17 Mayıs 1919.

5. Torbalı: 20 Mayıs 1919.

6. Menemen: 22 Mayıs 1919.

7. Manisa: 25 Mayıs 1919.

8. Bayındır: 25 Mayıs 1919.

9. Selçuk: 25 Mayıs 1919.

10: Aydın: 27 Mayıs 1919.

11. Tire: 28 Mayıs 1919.

12. Turgutlu: 29 Mayıs 1919.

13. Ayvalık: 29 Mayıs 1919.

14. Nazilli: 4 Haziran 1919.

15. Akhisar: 5 Haziran 1919.

16. Bergama: 12 Haziran 1919.

17. Kırkağaç: 23 Haziran 1920.

18. Soma: 23 Haziran 1920.

19. Salihli: 23 Haziran 1920.

20. Alaşehir: 25 Haziran 1920.

21. Nazilli: 3 Temmuz 1920.

22. Balıkesir: 30 Haziran 1920.

23. Mustafa Kemal Paşa (Kirmasti): 2 Temmuz 1920.

24. Karacabey: 2 Temmuz 1920.

25. Bursa: 8 Temmuz 1920.

26. Borlu: 12 Temmuz 1920.

27. Demirci: 21 Temmuz 1920.

28. Çorlu: 20 Temmuz 1920.

29. Edirne: 25 Temmuz 1920.

30. Bütün Trakya: 27 Temmuz 1920.

31. Afyon, Eskişehir, Kütahya: Temmuz 1921.

Ermeni İşgalleri (1919-1920):

1. Kars

2. Sarıkamış,

3. Iğdır

4. Oltu,

5. Kulp.

6. Çukurova.

Görüldüğü gibi İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Yunanlılar ve Ermeniler, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türklerin elinde kalan Anadolu ve civarındaki toprakların neredeyse tamamını işgal etmişlerdir. “İşgalcilerle savaşmadık” yalanı bir yana, Türk’ün elindeki son topraklara emperyalistlerin acımasızca ayak basması bile başlı başına bir yıkımdır. 1911’den beri aralıksız emperyalistlerin saldırısına maruz kalan, varını yoğunu kaybeden Türk insanı, bin bir felaketten ve yıkımdan sonra kendisine mütevazi bir gelecek kurmayı planladığı Anadolu’da İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Ermeni askeri görmeye tahammül edecek durumda değildir. Türk insanı savaş yorgunudur. Trablusgarp’ta, Balkanlarda, Çanakkale’de, Hicaz-Yemen’de, Suriye-Filistin’de kaybettiği evlatlarının acısını yaşarken, birden bire karşısında daha dün kendisine bu acıyı yaşatan emperyalistleri gören Türk insanı, adeta ne yapacağını şaşırmıştır. Aslında emperyalistler de başlangıçta bu “şaşkınlığa” güvenmişler, “bu şaşkınlıktan yararlanmaya çalışmışlardır. Bu nedenle Cumhuriyet Tarihi yalancılarının iddia ettikleri gibi gerçekten de “İngilizlerle, Fransızlarla, İtalyanlarla” savaşmamış olsak bile, sadece bu emperyalistlerin Anadolu’ya girmeleri bile başlı başına Türk insanı için “psikolojik bir yıkım” demektir. Dolayısıyla 1919 başlarında Türk insanı emperyalistlerle karşı karşıyadır. Emperyalistler ise, halktaki bu psikolojik yıkımı daha da artırabilmek için her yola başvurmuşlardır.İşte o yollardan biri, İzmir ve İstanbul gibi sembol Osmanlı şehirlerinin işgal edilmesidir.

Osmanlı başkenti İstanbul bizzat emperyalistlerce iki kez işgal edilmişken (13 Kasım 1918 ve 16 Mart 1920) İzmir, emperyalistlerin gözetiminde çok kanlı bir şekilde Yunanlılarca işgal edilmiştir (15 Mayıs 1919).

102 OTURUM'UN SIRRI

Emperyalistler, 1918-1920 yılları arasında Anadolu’nun paylaşımı konusunda anlaşmazlıklar yaşamışlar, bu anlaşmazlıkları aralarındaki görüşmelerle (Toplam 102 oturum) ve imzaladıkları ikili anlaşmalarla çözmeye çalışmışlardır. Örneğin, 15 Eylül 1919 tarihinde Suriye ve Kilikya’daki işgal kuvvetlerinin değişilmesi konusunda “İngiliz-Fransız Mukavelesi” imzalanmıştır. Atatürk, bu anlaşmanın Türkiye için ne kadar zararlı olduğunu, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Merkezi’ne çektiği “acil” telgrafta şöyle ifade etmiştir:

“Eylül ayının 15. günü İngiltere ile Fransa 1916 yılında imzaladıkları anlaşmayı esas kabul ederek ‘Suriye İtlafnamesi’ adı altında milletimizi yakından ilgilendiren bir mukavele üzerinde anlaştılar. Bu mukavelenameye göre, İngilizlerin haksız olarak işgal ettikleri yerleri tahliye eyledikleri bölgeleri, Fransızlar haksızlık üzerine haksızlık yaparak işgale başlayacaklardır. Halep’i hariçte bırakarak, Urfa, Antep, Maraş ile Adana vilayetlerimizdeki çoğunluğu İslam ve Türk olan ve zengin topraklarımızı işgal bölgelerine dahi ederek, kuzeye doğru da Harput ve Sivas’a kadar uzanıp, buraları da dahile alarak Mersin’in batısına kadar uzanan ve Batı Anadolu ile Doğu Anadolu’yu birbirinden ayıran bu bölgeler Fransız nüfuz ve idaresine girecektir.” En önemlisi bu 102 oturum sonrasında Anadolu'yu parçalayan ve Türkleri Anadolu'nun orta yerine sıkıştıran Sevr Antlaşması hazırlanmış ve Osmanlıya imzalatılmıştır.

“Emperyalistlerin, (İngilizlerin ve Fransızların) Türkiye’ye yönelik Kasım 1918’deki politikaları Mayıs 1919’da çok değişmiştir” diyerek, emperyalistlerin Anadolu’yu parçalayarak paylaşmaktan vazgeçtiklerini ima eden Cumhuriyet tarihçilerinden Sevan Nişanyan, 15 Eylül 1919’daki İngiliz-Fransız Antlaşması’nı ve emperyalistlerin Türkiye’yi paylaşmak için 1920 yılı içinde yaptıkları 102 oturumluk görüşmeleri nasıl açıklayacaktır.

EMPERYALİSTLERİN VE MİLLİ MÜCADELE KARŞITLARININ TOPLAM GÜCÜ

“Kurtuluş Savaşı antiemperyalist bir mücadele değildir!” diyen Cumhuriyet tarihi yalancılarının yalanlarını yüzlerine vuran bir diğer gerçek de işgalcilerin sayılarıdır. 1920 yılı sonlarında Türkiye’deki işgal kuvvetlerinin ortalama sayısı şöyledir:

Yunan kuvvetleri: 220.000.(Sakarya Savaşı’nda ulaşılan sayı).

İngiliz kuvvetleri: 10.000.

Fransız kuvvetleri (Tunus, Cezayir ve Senegalli askerler): 12.000.[1]

İtalyan kuvvetleri: 2000.

Hintli kuvvetler (İngilizlere bağlı): 8000.[2]

Ermeni kuvvetleri (Fransızlara bağlı): 10.000.[3]

Ermeni Çeteleri: 5000.

Pontus Rum Çeteleri: 25.000.

Bunların dışında:

Anzavur, Çerkez Ethem ve Kuvayi İnzibatiye kuvvetleri: 15.000

Anadolu’daki 21 İç isyana katılan isyancı: 15.000.[4]

Yani Kurtuluş Savaşı’nda Türk ordularının karşısındaki düşman gücü ortalama 322.000 kişi civarındadır.[5] Turgut Özakman’ın tespitiyle, Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvayı Milliye, Düzenli Ordu ve Ankara yönetimi şu devlet, millet ve topluluklarla savaşmıştır:

Bazen ön planda bazen arka planda İngilizler.

Çukurova ve çevresinde Fransızlar.

Batıda Yunanlılar.

Doğu’da ve Çukurova’da Ermeni birlikleri ve çeteleri.

Kuzeyde Yunanistan destekli Pontus çeteleri.

Kocaeli, Ege ve Marmara bölgesinde Rum ve Ermeni çeteleri, ayrıca yerel halktan oluşan bazı işbirlikçi çeteler ve İyonya Devleti için hazırlanan 20 000 kişilik kuvvet.

21 iç isyana katılan, 15.000 civarında isyancı.

Anzavur’un birliği ve Kuvayı İnzibatiye.

Çerkez Ethem’in Kuvayı Seyyaresi.[6]

Bütün bunların dışında, uluslararası kuruluşların (Paris Barış Konferansı, Cemiyeti Akvam) Türkiye karşıtı tutumları, ABD’nin ve Wilson İlkeleri’nin Türkiye aleyhine devreye girmesi, Sovyetler Birliği’yle yaşanan inişli çıkışlı ilişkiler, Yunan ve Ermeni propagandası, ayrılıkçı ve gerici akımlar, (İzmir Çerkez Kongresi, Trabzon Ademi Merkeziyet Derneği, TBMM’deki İkinci Grup, C.Arif ve H. Avni’nin Erzurum’daki girişimleri) M. Suphi Olayı, Bolşevikliğin yayılması, Enver Paşa’nın gizli faaliyetleri, Trabzon Olayı, Ali İhsan Paşa Olayı, Ali Şükrü Bey ve Topal Osman olayları, Atatürk ve silah arkadaşları hakkındaki ‘Bolşevik’ suçlamaları, Padişah’ın yayınladığı idam fetvaları, işbirlikçi İstanbul hükümetleri, sayısız işbirlikçi, sayısız İngiliz ajanı, parasızlık, silah ve cephane yokluğu, ulaşım ve haberleşme güçlüğü, Atatürk’ün bazı silah arkadaşlarının daha yolun başında geri adım atmaları, ABD ve İngiliz Mandası istekleri ve halkın yılgınlığı, yorgunluğu… gibi nedenlerden dolayı Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nı verenler, emperyalizmin silahlı güçleri yanında, tüm dünya kamuoyuna yönelik menfi propagandanın ve bir iç savaşın üstesinden gelerek bu kadar güçlüğe rağmen abartısız bir “mucizeyi” gerçekleştirmişlerdir.

Ozakman’ın dediği gibi, “Kısacası Ankara yönetimi, birden çok devlet, millet ve toplulukla savaşıp çekişmiş, çatışmıştır; barış görüşmelerinde de yine birçok devletle mücadele etmek zorunda kalacaktır. Onun için ‘yedi düvelle savaş’ bir efsane değildir ve Türkiye bu şaşırtıcı mücadele’den galip çıkmıştır.”[7] İşte, “önemsizdir” denilen Kurtuluş Savaşı gerçeği…

Bunların dışında Anadolu’yu bölüp parçalamak isteyen Ermeni, Kürt, Rum, Süryani,Çerkez ve hatta İran isteklerini de unutmamak gerekir.

Emperyalistler (İngilizler, Fransızlar, Yunanlıalr, Ermeniler) işgal etitkleri Anadolu'da Türk halkına büyük işkenceler yapmışlar, halkın namusuyla, onuruyla, şerefiyle oynamışlar, halkla dalga geçmişler, hatta halkı kurşuna dizmişlerdir. Örneğin Yunanlılar Bursa'da yaşlı Türk köylülere birdirbir oynatıp, onlarla dalga geçerken, İzmit'te İngilizler, sırf Mustafa Kemal'i destekliyor diye Türk vatandaşlarını kurşuna dizmişlerdir. Türkiye'nin yakın köklerinden koparılarak, yeniden emperyalizmin kucağına itilmek istendiği bugünlerde Cumhuriyet Tarihi Yalancılarına inat, dünydaki ilk antiemperyalist mücadele olan Türk Kurtuluş Savaşı'na ve bu savaşın önderi Mustafa Kemal Atatürk'e sahip çıkmak yaşamsal bir önem taşımaktadır....

(Sinan Meydan'ın ekimde çıkacak olan CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI kitabından alıntıdır. İlk kez burada yayınlanmaktadır).

Resim

Resim

Resim

Sinan MEYDAN
Odatv.com
30.08.2010 10:35


http://www.odatv.com/n.php?n=c0648878-3008101200
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir