Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Boğazlar Antlaşmasından Kırım Savaşına Kadar Rus Entrikaları

1841-1853

Burada 1774-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Boğazlar Antlaşmasından Kırım Savaşına Kadar Rus Entrikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Ağu 2011, 17:01

BOĞAZLAR ANTLAŞMASININ YAPILMASINDAN KIRIM SAVAŞINA KADAR RUS ENTRİKALARI(1841-1853)

Rusya'nın Osmanlı Devleti üzerindeki vesayeti, Boğazlar Antlaşması ile sona ermişti ve "Tanzimat Fermâni'nı ilan eden Türkiye, artık kendi savunma gücüne dayanan ve kendisine iyiniyet gösterenlere karşı tesis edilen barışı muhafaza etmekten başka siyasî bir yükümlülüğü olmayan bağımsız bir devlet olarak tekrar ayakta idi.

Ama bundan böyle de çökmekte olup, kısa bir süre sonra tasfiye edilmesi beklenen bir devletin hamisi rolüne devam etmek isteyen Rusya'nın meydan okumaları bitmemişti. Uzun zamandır büyük bir titizlikle hazırlanmış antlaşmalara veya sadece bir örnek dava bile bulsa, buna dayanarak, bulduğu her fırsatta uyarı yazıları gönderiyor, elçileri ve konsolosları aracılığıyla müdahalede bulunuyor ve emrivaki bir şekilde, çarının eyalederinde pervasızca hareket eden yaverlerini gönderiyordu. Eflak Prensi Aleksandru Gika, bir seferinde milli görüş açısından iyi niyedi, ama başvurdukları çareleri seçimlerinde biraz dikkatsiz davranan muhalefet grubu ile anlaşmazlığa düştüğünde, Gika'ya karşı bir incelemeyi yürütmek üzere Duhamel derhal Bükreş'e geldi. Duhamel'den ancak çok daha sonra, Lübnan'da barışın sağlanmasında büyük katkıları bulunan Şekib Efendi, Gika'nın azli artık geri alınamayacak bir boyuta ulaştığında, prense azlini bildirmek üzere Bükreş'e geldi .

Miloş Obrenoviç'in, hanedanın miras hakkından veya ömür boyu görev süresinden bahsedilmeden, Sırbistan'a "Baş-bey" olarak atanmasında ve daha sonra 1842 yılının yaz aylarında rakipleri tarafından ağır baskı altında tutulan - babasının rakipleri Vukçiç ve Petroniyeviç'i Bâbıâli yanına müşavir olarak tayin etmişti - genç prensin Zemlin'e kaçışında Rus diplomasisinin parmağı yoktu. Aksine Osmanlı Sultanı bu toprakların tek egemeni olarak hareket ediyordu: Belgrad Valisi, yine en önemli şahsiyet hâline gelmişti ve merkez yönetimin Sırbistan'ın iç bölgelerinde Alacahisar (Kruşevac)'a nakledilmesinin öcünü, hâlinden memnun olmayanlara sığınma hakkı tanıyıp, onları ayaklandırarak aldı. Bâbıâli, yeni geleneklere göre, Obrenoviçlerin makamlarından alınan düşmanlarını tekrar eski konumlarına getirmek için bir komiser gönderdi. Ama bu komiser, onları sadece yanında istanbul'a kadar getirmeyi başardı ve burası daha sonra entrikalarının merkezi hâline geldi. Miloş Obrenoviç, nihayet ister istemez Türklerin göçmenler ve başkent hakkındaki taleplerine boyun eğdi.

Görevlendirilen ikinci bir komiser, Bâbıâli tarafından istenmedikleri için müşavirlerini uzaklaştırma emrini verdi. Türk komiserinin bu tutumu ise diğer taraftan Vukçiç'i, Belgrad'a sadece Rus Çarı'nın temsilcisi ile görüşüp, ülkedeki durumlar hakkında bilgi vermek için geldiği bahanesini öne sürerek, Avusturya Banat'ından geri dönmeye ve "baskıcı" nâzırlara karşı ihtilal niteliğinde bir ayaklanma çıkartmaya cesaredendirdi. Rus konsolos, makamını kaybetmiş Miloş Obrenoviç lehine hiçbir harekette bulunmayarak, sadece kaleye kaçmasına, yani düşmanca bir tutum içindeki Belgrad Valisi'nin yanına kaçma tavsiyesinde bulundu. Ordusunun başında büyük bir törenle şehre giren Vukçiç, her iki yüksek rütbeli Türk memur tarafından iyi karşılandı. Vukçiç, Petroniyeviç ve Simiç'ten oluşan geçici hükümeti ve milli bir meclisin toplanmasına otoriteleri ile yardımcı oldular. Kâmil Paşa, Skupçina'nın Kara Yorgi'nin oğlu Aleksander'i Sırbistan tahtına getirme teklifini severek kabul etti ve gerçekten de hükümdarlığı onun tecrübesiz ellerine bıraktı.

Rus Çarı bunun üzerine gerek Miloş, gerekse Aleksandru Gika'nin muhakeme edilmesini talep etti. Avusturya ise sadece Miloş'u komşu olarak istiyordu. Akkirman Antlaşması uyarınca şiddedi protestoda bulunmak üzere Prens Lieven istanbul'a geldi. Genç Sultan, babasının "en iyi dostuna" [çara] bir mektup yazdı, ama boşuna. Butaniyev, yazıyı gerçi kabul etti, ama göndermek istemedi. Paşaların azlini, yönetimde naiblerin uzaklaştırılmasını, Sırbistan'da yapılan prens seçiminin geçersiz ilan edilmesini ve Sırbistan'a gerçek hükümdarını kazandıracak yeni ve meşru bir seçim yapılmasını talep etti. Avrupa devletleri, Türk menfaatlerini desteklemeyi reddettiklerinde, Bâbıâli bu şartları kabul etmek zorunda kaldı. Aleksander Karayorgoviç derhal tahttan çekildi ve Kâmil Paşa'nın yerine Anadolu'nun eski seraskeri Hafız Paşa getirildi. 15 Haziran 1843 tarihinde Rusya tarafından talep edilen seçim yapıldı. Seçimlerde Hafız Paşa ve Sırplara, burada da tıpkı Eflak'ta olduğu gibi, Türk hakimiyetinin yanında daha üstün olan Rus himayesinin mevcut olduğunu göstermek için, Belgrad'a gelen Lieven vardı. Ama yeni berat Aleksander lehine çıkmadan önce, Vukçiç ve arkadaşları, halk arasında sevilmelerine rağmen, ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Aleksander Karayorgoviç'ten ülkenin yasalarına ve sultanın emirlerine uyacağına dair söz istendi; aksi takdirde tahtı elinden alınabilirdi.

Sürekli olarak anarşi ve para sıkıntısı içinde bulunan, ama hâlâ Bizans imparatorluğu'nun tekrar kurulmasına dair "büyük ülkü"nün yakın gelecekte gerçekleştirebileceğine inanan Yunanistan, aynı dönemde Rus Çarı'nın Atina'daki temsilcisi, Besarabya asıllı Katakatzi tarafından çeteleri Epir ve Tesalya'ya göndermesi, Girit'teki Türk hakimiyetine karşı ayaklanması ve Türkiye'deki Rum tebaanın konumu hakkında Bâbıâli ile sürekli anlaşmazlıklar çıkarması yönünde teşvik ediliyordu. ingiltere, Kral Otto'nun istanbul'daki yeni temsilcisi olarak Mavrokordato'nun kabul edilmesini sadece büyük çabalardan sonra başarabildi. Yunanistan'daki huzursuzluklar biraz yatışıktan sonra, uzun zaman önce geri çağrılan bu temsilci, Bakanlar Kurulu Başkanlığına getirildi, ama bu mevkide uzun zaman tutunamadı. Ruslar ve Fransızlar tarafından desteklenen yeni Başkan Kolettis, Osmanlı Devleti tarafından Atina kabinesine Rum temsilcilerin gönderilmesi için faaliyette bulunacak kadar cüretkârdı ve istanbul'a eski çete reisi ve şimdiki Yunan General Karatasso'yu gönderdi. Ama Türkler, Karatasso'ya pasaport vermediler ve bu olay, Atina'daki siyasî faktörleri çok kızdırdı. Olay, Kral Otto ile şahsi bir anlaşmazlığa kadar vardı ve Türk elçisi Musurus Atina'dan ayrılmak zorunda kaldı. Osmanlı Sultanı, Kral Otto'nun bizzat yazdığı bir mektuba bakmaksızın, Musurus için özür dilenmesini istedi ve Avrupa devlederinden sadece Fransa bu olay ile ilgilenirken, Bâbıâli komşu devletin uyruklarına karşı misilleme yapmaya başladı. Mettenich'ten istenen hakem kararı yeterli gelmedi ve Kolettis'in ölümünden sonra bile müzakereler sürdürüldü. Rusya bu sefer de zekice karar verme hakkını saklı tutmuştu. Yunanistan, 1847 yılında özür diledi, ama sade Rus Çarı'nın emrine uymuştu.

Rusya aynı şekilde 1843 yılında Müslüman Arnavutların Hristiyan dindaşlarına karşı ayaklanmalarından ötürü taziye istemek zorunda olduğunu düşünüyordu. Ömer Paşa'ya, derhal (ilkbaharda) Arnavutların üzerine yürüme emri verildi. Kaplanlı ve Kalkandelen'de bunları gerçekten de yendi. Çar Nikola, 1845 yılında, tıpkı büyük büyükannesi [II. Katerina] tarafından Bizans'ı yönetmesi planlanan prens gibi Konstantin adını taşıyan kuzenini göndererek, istanbul'daki Rumların fanatik heveslerini ayaklandırmaya çalışmaktan çekinmedi. Rus Büyük Dük Konstantin, sevinç içindeki kalabalığın "imparator" tezahüratları ile karşılandı ve Ranke gibi tarihçilerin "tüm tahminlerin ötesinde olayların ve ancak Tanrının bileceği ebedi kaderlerin hızlı ve kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşmesi" gibi ihtimallerden bahsettikleri bir dönemde, Osmanlı Sultaninin reayası tarafından sevinçle karşılanarak, eski kehanederi yerine getirecekmiş gibi Jüstinyen Kilisesi'ni [Ayasofya] ziyaret etti .

1848 yılı başlarında Avrupa'da ihtilal ruhu tekrar canlanıp, Louis Philippe'nin tahtının yerle bir edildiği bir dönemde, daha önce adı geçen Duhamel Rus komiseri olarak, bir Türk meslektaşı olan Kabul Efendi ve Reşid Paşa ile Ali Paşa yönetimindeki liberal kabinenin yerine Sarim Paşa'nın yönetimindeki muhafazakârlar geçtikten sonra (3 Mart) Talât Efendi ile birlikte, tıpkı Gika'ya yapıldığı gibi, ne milli parti, ne de Ruslar tarafından istenmeyen halefi, geleceği parlak, yetenekli ve iyi eğitim almış Grigore Bibescu'ya karşı harekete geçtiler. Hareket aslında önce aralarında Bati da eğitim görmüş yeni neslin liderleri Mihail Kolganiceanu'nun ve Vasile Aleksandru'nun de bulunduğu huzursuz boyar oğullarını masum bir gösteriden sonra, yasaları ihlal ettikleri gerekçesi ile manastırlara ve komşu Türk topraklarına gönderen Mihail Sturdza'ya karşı açılacaktı. Haziran ayında kültür savaşçılarının ünlü bir öncüsü olan Johann Eliad, Olt bölgesinde islaz'da "ihtilal" bayrağını çektiğinde, Paris'ten geri dönen genç öğrenciler ve yazarlar Bükreş halkını harekete geçirdiklerinde ve hayatı tehlikeye giren Bibescu tahttan feragat etmek zorunda kaldığında, Eflak'ın baş konsolosu [Duhamel] ülkeden ayrılarak, geçici hükümetin üyelerine savaş açmış oldu.

Bu üyeler, 28 Haziran'da tekrar Mustafa Reşid Paşa'nın başa geçtiği Türkiye'den destek bulmayı umut ediyorlardı . Rusya'nın kendi birliklerini Prut Nehrinden geçirerek buraya getirebilmek için talep ettiği üzere, 13-15 bin askerden oluşan bir Türk ordusunun başında eski Paris elçisi ve yeni komiser Süleyman Bey, Tuna Nehrini geçti ve güzel sözler ve çiçeklerle karşılandığı Bükreş'e geldi. ihtilal hükümetini feshedip, kendisinin de onaylayacağı, ancak yine aynı gruptan alınan Eliad ve subaylar Christian Teli ve Nikola Golescu'dan oluşan kaymakamları yönetime getirme tavsiyelerine uydular.

Mihail Sturdza tarafından kendilerini davet ettiren Rus birlikleri aynı dönemde Boğdan'a gelmişlerdi. Bâbıâli buna itiraz etmedi: Bu barış ihlaline karşı alabileceği tek bir tedbir vardı ve bunu almakta gecikmedik Hırvat devşirme Mihail Lattas , nâm-ı diğer Ömer Paşa, Tuna Nehri'nin sol kıyısında kalırken, Amedci Fuad Efendi'nin görevlendirdiği bir sivil memur, Bâbıâli'nin geçici idareci olarak bir kaymakamın atanması ve törenle yakılan nizâmnâmenin [Reglemeut Organique] tekrar ülkenin anayasası hâline getirilmesi yönündeki emrini Bükreş'e getirdi. Eflak itfaiye erleriyle beklenmedik bir anlaşmazlık yaşandıktan ve Cotroceni karargâhına çağrılan ihtilal liderleri tutuklanıp, Tuna Nehri üzerinden ülkeden çıkartıldıktan sonra, Kaymakam Konstantin Kantakuzen idareyi ele aldı. Ruslar ve Türkler, huzuru sağlamak için burada kaldılar. General Lüders çok geçmeden Eflak üzerinden Erdel'e akın edecek ve Avusturya'daki akraba, genç Kayser Franz Joseph'e Macarların ihtilalini bastırmakta yardımcı olacaktı. Lüders, Bâbıâli'nin zayıf itirazlarına aldırmaksızın, Eflak sanki bir Rus Eyaletiymiş gibi davranıyordu.

Tüm bunlar çara yetmiyordu: Önce himayesine karşı ayaklanan ve şimdi de Batı'ya sığınan Polonyalılar ile birlikte Rusya'nın fetih siyasetine ve bu amaçla kullandığı zorbalıklara karşı faaliyette bulunan Romen ihtilalcileri cezalandırmak, diğer taraftan da özgürlük ve birlik hayallerini kuran Romen milletinin serbestçe gelişmesini imkânsız hâle getirerek, 1848 yılında meydana gelen olayların tekrarlanmasını engellemek istiyordu. Rus diplomasisi bu amaçla 1849 yılı başlarında istanbul'daki liberal nâzırlara, Avrupa'da birçok felakete yol açan ihtilal ruhuna karşı yeni bir antlaşma yapma teklifini getirdi, ama geçmişteki tecrübelerinden ders alan nâzırlar böyle bir antlaşma yapmayı reddettiler. Yine de Rus Çarı'nın olağan başyaveri General Grabbe'nin gelişi ile Mustafa Reşid Paşa ile sadık dostu Ali Paşa'nın direnci kırıldı.

Mustafa Reşid Paşa'nın Baltalimam'ndaki yalısında 1 Mayıs [1849] tarihinde Romen prenslerin görev süresini yedi yıla indiren ve bundan böyle Romen prensliklerinde görevlendirilecek idarecilerin seçimle değil, tayin ile başa getirileceklerine dair bir madde eklenen senet imzalandı. Bu idareciler meclis tarafından değil - Rus Çarı Eflak delegelerinin iradesine karşı gelmelerini henüz unutmamıştı - yetkisi sadece mali meselelerle sınırlı olacak bir Boyarlar Meclisi tarafından desteklenip, kontrol edileceklerdi. Nizâmnâme tekrar gözden geçirilecekti ve değişiklikleri onaylama hakkı hem Rusya'ya, hem de Osmanlı Devleti'ne mahsus olacaktı. Bu senet imzalandıktan sonra gerçek güç aslında her iki devletin Romen prensliklerinde artık eşit sayılan komiserlerinin ve "düzeni iyileştirme çalışmaları" sona erene ve "iç huzur sağlanana" kadar, Macaristan'daki huzursuzluklar sona erene kadar 25-30 bin, daha sonra da 10 bin askere komuta edecek generallerin elinde idi. Tüm bunların kendi otoriteleri ve ülkelerinin refahı için ne anlama geldiğini, yeni atanan Boğdan Prensi Grigore Aleksandru Gika ve Eflak Prensi Barbu Stirbey çok geçmeden öğrendiler.

Bâbıâli bu arada büyük bir siyasî zorlukla daha başa çıkmak zorunda kaldı: General Lüders ve Kayser ordularının zaferi kazanmasından sonra, Tuna Nehri üzerinden Türkiye'ye kaçan ve aralarında Kossuth, Bem, Perczel, Meszaros ve Dembinski gibi adamların da bulunduğu asi Macar mülteciler meselesi. Ama ingiliz elçi Stratford Canning ve Fransız ile Prusyalı meslektaşlarından, Rusya'nın ve Avusturya'nın ısrarlı taleplerine direnmek için gerekli desteği gördü. Böylece Rus Çarı'nın Eylül ayında istanbul'a gelen elçisi Prens Leon Radziwill, tatmin edici bir cevap alamadı. Diğer taraftan Ali Paşa, Osmanlı Devleti'nin, General Püchler'in defalarca sınır ihlalinde bulunmasından dolayı şikâyet etme hakkı olduğunu açıkladı . Macar mülteciler, aralarında Bükreş'teki ingiliz konsolosun da bulunduğu şahısların tavsiye ettikleri gibi Arnavutluk üzerinden Preveze ve iyon Adalarina götürülmek yerine Vidin'de tutuluyorlardı . Burada, Türkiye için defalarca sempatilerini dile getirmiş, hatta bir antlaşma bile teklif etmiş15 bir milletin varlığı için onurlu ve kahramanca bir savaş yürütürken yenilmiş olanlara yakışır bir muamele görüyorlardı. Bu hassas mesele nihayet Fuad Efendi'nin 21 Eylül'de Bükreş'ten ayrılıp, Rus sarayına giderek Rus Çarı'nın zaferini kutlayıp, Macaristan'daki ihtilalin Macar ve Polonyalı liderlerinin Rusya ve Avusturya sınırlarından uzakta bir yerde sürgüne gönderileceklerine dair garanti vermesi ile sona erdi.

Elçi Titov ve Avusturya elçisi ile Radziwill, daha o dönemlerde Petersburg'un emirlerine yeterince hızlı uymayan Bâbıâli ile ilişkilerini kesmişlerdi. Osmanlı Sultanı [Abdülmecid] bir kez daha çarın da muhtemelen aynı yoğunlukta hissettiği hükümdarlık onuruna seslendi. Fuad Efendi ise hükümetinin yeni bir hakarete maruz kalmasından ise savaşın tercih edilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Yeni Rus General Dennanberg tarafından hor görülerek basit bir "mutasarıf" olarak nitelendirilen Prens Stirbey:

"20 gün sonra belki yeni bir Rus hükümetimiz olacak" , diyordu Fransız konsolosuna hiç çekinmeden . ingiliz, ardından Fransız donanması Ekim ayı başlarında muhtemel bir Rus saldırısını engellemek için, Çanakkale Boğazı'na gelip, hisarları geçtikten, ancak Marmara Denizi'ne henüz giriş yapmadan önce Rus Çarı büyüklük gösterip geri adım atmıştı bile. Türkler, bulunduracağı asker sayısı olarak belirlenen 10 bin dışında fazladan askerlerini geri çekmeye başladılar ve Avrupa devletlerinin amirallerinden Çanakkale Boğazı'ndan çıkmalarını rica ettiler . Ali Paşa, Büyüdere'ye kadar ilerlemek isteyen Ruslara Çanakkale Boğazı'nın kapatılacağına dair söz verdi ve ingilizlerin sadece rüzgârdan dolayı Marmara Denizi'ne giriş yapmak zorunda kaldıklarını açıkladı . Hristiyan Prensi küçük gören ve Rusları kışkırtma cesaretini gösteren, gaddar ve aşırı iddialarda bulunan Rumeli Müşiri Ömer Paşa'nın giriştiği Müslümanlaştırma faaliyetleri Türkler ve Ruslar arasında yeni çatışmaların çıkmasına neden olmasına rağmen, barış artık ciddi bir şekilde güvence altına alınmıştı . 1850 yılının ilkbahar aylarında nihayet Rus Çan da Bâbıâli'nin örneğine göre Romen prensliklerini boşaltma karari aldı.

Ama Şark'ta banşın uzun süre ayakta tutulmasını sağlayamayacak kadar çok patlamaya hazır yer vardı. Yunanistan ve güçlü ingiltere arasında anlaşmazlıklar çıkmış ve ingiliz Amiral Parker Yunan limanlarını abluka altına alarak, Yunan gemilerine düşmanca davranıyordu. Fransa araya girip, himayesi altında bulunan Yunanlılar için hiçbir şey yapamayınca, Fransız elçi Londra'dan geri çağrıldı. Rusya'da ingiltere'nin Atina'daki hükümetle anlaşmazlıklarını daha kısa bir süre önce sona erdiren Bâbıâli ile ittifak kurduğuna inanılıyordu. Diğer taraftan Yunanlılar, Bâbıâli'nin Tesalya sınırına asker yığdığından şikâyet ediyordu.

Romen prensliklerinde, 1850 yılının Mayıs ayında Ömer Paşa'nın buradan ayrılmasından sonra bile Duhamel ve Fuad Efendi'nin hiç çekinmeden: "Rus komiserin görevi ancak Osmanlı komiseri görevlerini ihmal ederse başlar", diye bir açıklama yapan halefi Ahmed Vefik Efendi arasında barış rüzgârları esmiyordu. Ahmed Vefik Efendi Eflak askerlerine zorla giydirilen Rus üniformalarına bile şiddetle itiraz ediyordu . O dönemlerde Vidin dolaylarında 13 Haziran'da güçlü Belgradcık Kalesi'ne saldıran Bulgar köylülerinin çıkardığı ayaklanmada, Türkler kılık değiştirmiş Rus subayları görmüşlerdi ve Osmanlı Komiseri Ahmed Vefik Efendi, kaçaklara Tuna Nehri'nin sol kıyısında sığınma hakkı tanınmasına şiddetle karşı çıktı . Duhamel ise aksine "insanlık" görevlerinden ve "fanatik askerlerin aşırılıklarından" bahsediyordu.

Ömer Paşa o dönemlerde Bosna'da Bihaç'ı ele geçiren34 ve Tahir Paşa'yı Travnik'e geri çekilmeye zorlayan asilere karşı savaşıyordu: Asileri defalarca yendi ve liderleri Hersekli Rıdvanzâde Ali Paşa'yı tutuklattırıpA idam ettirdi. Daha sonra 1851 yılı ilkbaharında Jezero ve Krupa muharebelerinde ayaklanmayı tamamen bastırmayı başardı . Avrupa'daki olaylar Bâbıâli'yi gerçekten de huzursuz edecek cinstendi. Sırpları güvence altına almak için 1850 yılının Şubat ayında Belgrad Kalesi'ni Prens Aleksander'a teslim etti ve bu kaleye bundan sonra başka bir vali atanmadı.

Bükreş'teki şartlar ise ancak Duhamel'in 1851 yılı başlarında geri çağrılmasından ve yerine basit bir konsolosun atanmasından sonra düzelmeye başladı. Ali Paşa, artık hiçbir huzursuzluk çıkartmayan Romen prensliklerinin boşaltılmasına başladı. 26 Nisan'da Eflak'ın başkentinde nizâmnâmenin köylüler ile ilgili ek maddelerinin onaylanmasına ilişkin fermân ile birlikte Türk birliklerinin geri çekilmesi ile ilgili 6 Nisan tarihli bir fermân daha okundu. Bu fermânda Rusların geri çekileceği de vaat ediliyordu . Çarın askerlerini Besarabya'ya götürecek olan General ivin, bu fırsatı Türklereo(tekrar hakaret etmek ve Rus Çarı'nı baskı altındaki Romenierin tek desteği olarak göstemıek için kullandı . Haziran ayı başında Osmanlı komiseri de seyahate hazır bir vaziyette ibrail'e geldi39: Çok geçmeden iran'a sefaretle yollanarak teselli edildi.

Romen prensliklerinde eski durumlar tekrar tesis edildikten sonra, hiç beklenmedik bir mesele, uzun zamandır beklenen ve Osmanlı Devleti'ni ya tamamen felakete sürükleyecek, ya da nihayet baskıcı ve küçük düşürücü Rus hakimiyetinden kurtaracak savaşı tetikledi. 1851 yılında Kutsal Yerler meselesi oldukça rahatsızlık verici bir boyuta ulaşmıştı ve Türkiye'deki bir anlaşmazlıktan dolayı, iki farklı siyasî prensibi savunun Rusya ve Avrupa devletleri karşı karşıya geldi.

Ancak, Bâbıâli'nin bu savaştaki payını daha iyi anlayabilmek için önce liberal grup tarafından bir dereceye kadar gençleştirilen Osmanlı Devleti'nin iç şartlarına göz atmak gerekir.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1774-1912 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir