Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fetihlerden Sonraki Sakinlik, II. Bayezid, Cülûs, Cem Sultan

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Fetihlerden Sonraki Sakinlik, II. Bayezid, Cülûs, Cem Sultan

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 03:56

FETİHLERDEN SONRAKİ SAKİNLİK, II. BAYEZİD, TAHT, CÜLÛS, KARDEŞ SAVAŞI VE CEM SULTAN'IN AKIBETİ

Sultan Mehmed'in en büyük oğlu yiğit Şehzâde Mustafa , babasından önce, Karamanlılarla yapılan savaşlar sırasında ve hanedanın bu düşmanına karşı yapılan son saldırıdan sonra, sözde poligaminin zevklerinin bir kurbanı olarak, hayata veda etmişti. Diğer bir oğlu, Alaeddin, daha o zamanlar Bursa'daki türbesinde yatıyordu. Kalan iki oğuldan, kendisi de şair ve şairlerin dostu olan Cem Sultan, zevke düşkün, kaba ve ağır karakterli biri olmasına ve genç yaşta - henüz 28 yaşındaydı - şaşı ve babası gibi şişmanlıktan muzdarip olmasına rağmen, babası tarafından çok önemli devlet işleri ile görevlendirilmişti; örneğin 1472 yılında babasının Anadolu seferi sırasında Rumeli topraklarını yönetmiş ve korumuştu. Mustafa'nın ölümünden sonra Karaman Sancakbeyliğine getirilmiş ve hâlâ isyancı eğilimlerin ve çabaların baş gösterdiği Konya'nın hırslı ileri gelenleri, Cem Sultan'la Karaman bağımsızlığının yeniden vücut bulduğuna inanıyorlardı. Osmanlı devlet yönetiminde birçok yenilik yapan Veziriazam Karaman! Mehmed Paşa, bu bölgelerden geldiği için, eski sultanla tahtın Bâyezid aleyhine olarak Cem Sultan'a verilmesini kararlaştırdığı düşünüldü. Ayrıca Cem Sultan babasının saltanatı sırasında doğmuştu ve bu yüzden o, tek veliahttı.

1481 yılında 34 yaşında olan II. Bâyezid, melankolik gözleri ve me'yus bir karakteri olan koyu tenli, uzun boylu, ince bir adamdı. Savaşı sevmezdi, ama disiplini sağlamayı, savaşçılarına saygı göstermeyi ve onlara ihsanlarda bulunmayı iyi bilirdi. Bu yüzden yeniçeriler onu severdi. Tıpkı kendisine sevgiyle afyon sunan bilginlerin ve sanatkârların Cem Sultan'ı sevdiği gibi. Bâyezid Amasya'da sancakbeyi idi ve sanki babası bilerek uzak tutuyordu.

Her iki kardeş, yeni bir sefer için hazır beklemelerine rağmen, Sultan Mehmed öldüğünde kardeşlerden hiçbiri yanında değildi. Ancak her ikisinin de oğulları dedelerinin İstanbul'daki sarayında rehine olarak bulunuyorlardı: Cem Sultan'ın oğlu Oğuzhan, henüz çocuk yaşlardayken, Bâyezid'in oğlu Korkut, genç bir delikanlı idi. Korkut'un ayrıca, kız kardeşi ile evli olan yeniçeri ağası, Müslüman olmuş olan Hersekzâde Ahmed Paşa ve kısa bir süre sonra veziriazam olarak isyanın başına geçecek olan İshak Paşa ile arası çok iyi idi.

Osmanlıların ilk büyük padişahı, imparatorluğun kurucusu olan Sultan Mehmed'in tahtı için yapılan mücadele kaçınılmazdı. Bu önemli meseleyi düzenleyen hiçbir kesin kural yoktu. Sultan Mehmed'in çıkarttığı hiçbir kanun bu önemli meseleyi düzenlemiyordu. Hatta toprak bütünlüğünün gerekliliği hakkında şüpheler ortaya atılmaya başlandı ve saltanatın iki "düşman" kardeş arasında bölüştürülmesi yönünde gerekçeler bulunmaya çalışıldı. Ama Bizanslıların, 11. yüzyılda Kekaumenos tarafından konulan kural, Osmanlılar arasında da geçerliliğini koruyordu: Başkent kiminse, devlet onundu. Sultan Mehmed tarafından doldurulan Hazine İstanbul'daydı ve bir Osmanlı Sultanı ancak cömertçe dağıtılan akçelerle Sultan Mehmed tarafından bu kadar iyi eğitilmiş yeniçerilerin sadakatine sürekli emin olabiliyordu.

Veziriazam, köleler vasıtasıyla ölen sultanın kollarıyla selamlama harekeden yaptırarak, birlikleri birkaç gün kandırmayı başarmıştı. Ama askerler "babalarının" ve "efendilerinin" ölümünü öğrendikleri anda büyük bir isyan başladı. Sultan Mehmed'in ölümü ile serbest kaldılar ve bu hadise anarşiye sebep oldu. Devletin taht halefliğini düzenleyici hiçbir kanunu ve kuralı yoktu. Tıpkı 1451 yılında olduğu gibi, hatta belki daha da kötü cinayetler ve zulümler baş gösterdi. Veziriazam Karaman! Mehmed Paşa, yabani askerlerin barışçıl bir hukukçu ve organizatöre duydukları nefretle öldürüldü ve birçok ağa da aynı akıbete uğradı. Ordunun ihtiyaçları için tahsis edilen para, asiler arasında dağıtıldı. Hayatı zaferlerle dolu Sultan Mehmed'in cesedini yanlarına alarak, bu vahşi çeteler İstanbul'a doğru yola koyuldular. Şehrin, 1000 yeniçeriden oluşan savunma birlikleri, onları büyük bir sevinçle karşıladı. Büyük bir katliam başladı ve bu katliam sırasında Cem Sultan'ın taraftarları neredeyse tamamen yok oldu. Birçok Hristiyan ve Yahudi, hatta yabancı denizciler bile bundan zarar gördü; ancak balyosunun esir alındığına dair yayılan dedikodulara rağmen, babası Kral Stefan zamanlarında Venedik'in dostu hâline gelen Hersekzâde Ahmed Paşa sayesinde bir tek Venedikli bile rahatsız edilmedi. Bazılan, Galata'ya kaçtı. Korkut, isyancılara binlerce altın dağıttı ve kısa zamanda orada bulunmayan babasının vekili kabul edildi. Çoğu, "oğlu babasına yerini vermeyecek" dese de, II. Bâyezid, altı gün sonra 20 Mayıs 1481 tarihinde barışın ve güvenliğin temsilcisi olarak başkente girdi. Ilk icraatı, babasına Istanbul'da Fatih Cami'inin bahçesinde bir türbe hazırlatmak oldu. Böylelikle Sultan Mehmed, Bursa'nın surları dışında türbesi olan ilk Osmanlı padişahı oldu.

Bâyezid'e kalsa, ona da bir mezar yaptırmak istediği kardeşi Cem Sultan, yanında birkaç bin sipahi ve Karamanlı ile birlikte Bursa'ya geldi. II. Bâyezid, derhal Anadolu'ya geçti ve kardeşini yeniçerileri ile karşıladı. Kefe ve Otranto'nun yiğit ve tecrübeli fatihi Gedik Ahmed Paşa, yeni sultanın vezirlerinden biri olmak üzere Otranto'dan yola çıkarak, II. Bâyezid'in yanına geldi. Savaşın sonu baştan belli idi. Cem Sultan Yenişehir'de Bâyezid'e tamamen yenik düştü (22 Haziran) ve sayısız esirin derhal boyunları vuruldu. Bâyezid tarafından takip edilen Cem Sultan zorlukla Konya'ya varıp, ailesini, annesini, cariyelerini, oğlunu ve kızını alıp, çaresiz bir kaçak olarak Memlûk Sultaninin yanma kaçabildi.

Cem Sultan, Osmanlı rakibini hor gören Memlûk Sultaninin sarayında uzun süre kalamadı. Mekke'ye hacca gittikten sonra, Tarsus ve Adana civarlarında eskiden Küçük Ermenistan Krallığı'nın yer aldığı bölgeye gelerek, buradan umudunu henüz kaybetmemiş Karamanlı Kasım Bey'in kendisini beklediği Karaman'a geldi.

Cem Sultan, Karamanlı haklarının ısrarlı bir savunucusu olan Kasım Bey ile birlikte intikamını almak üzere Osmanlı topraklarına ayak bastı. Ancak Konya'da bulunan Gedik Ahmed Paşa, Cem Sultan'ın hareketlerinden haberdardı. Herhangi bir muharebeyi önlemek için Bursa'da yeniçerilerin toplandığı Osmanlı karargâhına geldi.

Cem Sultan, bu sözde zaferini kullanamadı. Kasım Bey'e kaçışını haber bile vermeden kısa bir süre sonra yanında küçük bir birlikle Silisya geçitlerine doğru yola çıktı.

Bâyezid, Cem Sultanı eline geçirmek için derhal yola koyuldu. Görünüşe göre, Memlûk Sultanı'nın yetkilileri bu sefer Cem Sultan'ı Suriye'ye girmesine izin vermemişler gibi görünüyordu. Bu yüzden en azından güvenli bir sığınak bulmak amacı ile 1480 yılında babasının saldırdığı ve zarar verdiği Rodos Şövalyeleri'ne başvurmak zorunda kaldı. Üstad-ı a'zam d'Aubusson, sığınacak yer arayan kaçak Cem Sultan'ı büyük bir sevinçle kabul etti ve ona resmî bir geçiş belgesi hazırlattı.

Cem Sultan 1482 yılı Temmuz ayının sonlarına doğru kendisine gönderilen gemilerden birine bindi ve 29 Temmuz'da meraklı büyük bir kalabalığın kendisini beklediği Rodos Şehri'ne geldi. Cem Sultan birkaç gün sonra "Frengistan"a getirildi. Burada Fransa Kralı ile gerekli görüşmelerden sonra tarikatın çeşitli kalelerinde esir tutuldu ve kısa bir süre sonra yanındakilerden ayrı bir yere götürüldü .

Bahtsız bir Türk şehzâdesinin14 bir Hristiyan sarayında bulunması yeni ve yabancı bir şey değildi. Daha önce Bizans zamanının İstanbul'unda, Hunyadi döneminin Macaristan'ında, benzer şartlar altında şehzâdeler görülmüştü. Şehzâdeye sığınma hakkı tanıyan hükümdar, o dönemin sultanı ile dostane ilişkiler içinde ise kaçağı yanında tutmayı taahhüt ediyor ve bunun karşılığında geçimi için belirli bir para alıyordu. Aynı şekilde Sultan Bâyezid ve üstad-ı a'zam arasında daha yıl sona ermeden yıllık 45 bin altın tutarında bir antlaşma yapıldı. Bu anüaşma sayesinde Cem Sultan bundan böyle Batı'da şair yönü için oldukça ilginç bir hayat sürdü. Bu yeni hayatında yeni aşk maceraları da vardı. Çeşitli şehirlerde zafer geçişleri, entrikalar ve edebî çalışmalarla -Venedikliler bir seferinde "li soliti soi piaceri" diye yazmışlardı- zaman geçiriyordu . "Aslen Sırp Prensesi" olan annesine ve Anadolu ile Rumeli'de bulunan dostlarına mektup yazmak oiçin nadiren vakit buldu. Macaristan Kralı, onu eline geçirip, tıpkı babasının daha önce çelebilerden birini diğer kardeşlere karşı kullandığı gibi, 1483 yılından beri Bâyezid'le aralarında süren savaşta kullanmak istedi, ama Cem Sultan'ı kaçırıp, Budin'e getirme teşebbüslerinin hepsi boşa çıktı. 1487 yılında, başlarında Varad Piskoposu ile birlikte Fransa Kralı'na gönderilen elçilerin çabaları, aylarca Kral'ın yanında kalmalarına rağmen, sonuçsuz kaldı. Aynı zamanda Napoli Kralı'nın da Cem Sultan'a sahip olma teşebbüsleri de hiçbir sonuç getirmedi. Sadece barışın sürmesini isteyen Venedik, bu Osmanlı şehzâdesini barındırma tekliflerini geri çeviriyorduk Daha 1482 yılında, Cem Sultan'ın Rodos'ta olduğunu öğrendiğinde, yetkililere Sultan Mehmed'in tahtı için yapılan mücadelelere kesinlikle katılmama emrini vermişti.

Venedik'e göre, Cem Sultan meselesinin tek çözümü, onun papaya teslim edilmesi idi, ama bu arada, II. Bâyezid'e saltanat müddeisinin yeri ve sağlığı hakkında haber vermeyi de ihmal etmiyordu. Biraz deli, ama şövalyelik açısından kusursuz ve cesur VI. Charles'ın karakterinin tekrar canlandığı, oldukça romantik bir karaktere sahip yeni Fransa Kralı VIII. Charles tahta çıktıktan sonra Napoli ve Milano'da Anjou ve Orleans hanedanlarının haklarını korumak ve Balkan Yarımadası'nın karşısındaki Napoli'deki hanedanların eski geleneksel siyasetini yeni bir Haçlı Seferi şeklinde tekrar yaşatmak için İtalya'ya bir sefer yapmayı planladığında, Venedik Doju kendisine çok yararlı olabilecek Cem Sultan'ın papaya teslim edilmesine ısrarla karşı çıktı .

Osmanlı tahtını geri kazanmak için Cem Sultan'ın eline sadece bir kez fırsat geçti. O da, II. Bâyezid'in, uzun zamandan beri fesat içinde olan Ishak Paşa'nın entrikalarına kanarak, askerler arasında çok sevilen ve devlete çok büyük hizmetlerde bulunmuş Gedik Ahmed Paşa'yı öldürtmeye karar verdiğinde idi. Verilen bir ziyafetten sonra, Gedik Ahmed Paşa'yı öldürme teşebbüsü, o gece sarayı basan yeniçerilerin isyanı sebebiyle her ne kadar başarısız olsa da, II. Bâyezid, intikam hırsını yenemedi ve Gedik Ahmed Paşa 1482 yılında celladın ellerine teslim edildi. Aynı zamanda, Gedik Ahmed Paşa taraftarı olduklarından şüphelenilen birkaç sancakbeyi derhal makamlarından alındılar ve aynı sert ve haksız akıbete uğrayacaklarından korkmaya başladılar. Aralarından biri, Mora Sancakbeyi, Anabolu'daki Venedikli komşusuna gizlilik içerisinde Osmanlı ileri gelenlerinden çoğunun, fetihlerden vazgeçen sultanın anlamsız zorbalığından bıktıklarını ve Cem Sultan'ın buraya gelmesi ile genel bir isyanın çıkacağını anlatmıştı . Kuruntulu ve iradesi zayıf Bâyezid, hâlâ Cem Sultan'dan, hatta onun hayaletinden korksa ve bu kuruntusunu başkentte kalıp, imparatorluğun Avrupa'daki savaşlarını durdurması için bir bahane olarak kullansa da, zamanla herkes tarafından unutulan kaçak Cem Sultan, siyasî açıdan tüm önemini kaybetti.

Uzun süren pazarlıklardan sonra Cem Sultan nihayet 1489 yılının başlarında Fransa Kralı tarafından papaya teslim edildi. 13 Mart'ta büyük bir merasimle Roma'ya geldi. Papa VIII. Innocent onu burada resmî bir şekilde huzuruna kabul etti, ancak Cem Sultan, Roma Sarayı'nın aşağılayıcı seremonilerine katılmayıp, tıpkı kardinallere yaptığı gibi, herkesi şaşırtacak şekilde ne eteğini, ne de elini öpmeyip, sadece Doğu geleneklerine
göre kolunu öptüğü papayı hafifçe başını eğerek selamlamakla yetindi. özel bir görüşme sırasında papadan tekrar Doğu'ya dostlarının ve ailesinin yanına gitme izni istediği de söylenenler arasında. Cem Sultan'a, babasının bir zamanlar bütün rahiplerin başını ayaklarının altına almak üzere, fethetme hayalleri kurduğu Vatikan'da iyi korunmuş güzel bir ev verildi ve rahat etmesi için herşey yapıldı. Bu hareketli küçük ve şişman adam Papalığın birçok yüksek rütbeli memurunun ve sanatçısının ilgi odağı hâline gelmişti. Zira iyi bir uyku uyuduktan sonra günde beş kez yemek yer; bu esnada bağdaş kurup oturur; yemekleri elleri ile yer; bol bol şarap içer; hizmetlileri tokat ve kılıç darbeleri ile cezalandırır ve yabanî müzikler ve kimi zaman hüzünlü, kimi zaman kaybolmuş aşklara ithaf edilen anlaşılmaz şiirler yazardı. Prensler, yine onu ellerine geçirmeye çalışıyorlardı ve ağabeyinin casuslan, Cem Sultan'ı zehirlemek için fırsat kollarken, Papa onu Bâyezid ile birkaç yıldır savaş hâlinde olan Kahire'deki Memlûk Sultanina satmayı düşünüyordu. Ama ne suikastçiler, ne de büyük meblağlar vererek Cem Sultanı ellerine geçirmeye çalışan elçiler, emellerine nail olamadılar. Romalılar, bu önemli misafirlerini yeni papa VI. Aleksander zamanında da papa ile birlikte merasimlerde Roma caddelerinde gördüler. Papanın oğlu Giovanni bu bahtsız yabancı ile dostluk kurdu ve ondan başına değerli bir kavuğun nasıl bağlanacağını öğrendi. Cem Sultan ayrıca ziyaret amacı ile kiliselere de gidiyordu.

Kral VIII. Charles, nihayet İstanbul'a yeni bir Latin hükümdarı getirme hayalini gerçekleştirmek için ilk adım olarak İtalya'ya sefer düzenlediğinde Cem Sultan, San Angelo Kalesi'nde sıkı koruma altında tutuldu, zira II. Bâyezid, zehirleme hadiselerinde oldukça başarılı olan papadan, kardeşini artık ortadan kaldırmasını istiyordu. Roma'ya gelen Fransa Kralı, Avrupa diplomasisinin uzun yıllar acımasız ve gaddar kullandığı bu kurbanını eline geçirdiğinde (Ocak 1495) ve Cem Sultan onunla İtalya seferine çıkmak zorunda bırakıldığında, güya nezleye yakalandı ve sanki tecrübeli birileri tarafından zehirlenmiş gibi, 25 Şubat'ta tam gerektiği zamanda öldü. Gaeta Kalesi ile birlikte bu değerli ganimeti de ellerine geçiren Napolili yetkililer, Cem Sultan'ın kurşun tabut içindeki naaşım San Kataldo Limanı'nda Bâyezid'in elçilerine, karşılıksız olarak teslim ettiler. Sultan Mehmed'in küçük oğlunun kemikleri, artık Bursa'daki aile türbesinde yatıyor. Oğlu Oğuzhan, II. Bâyezid tarafından uzun zaman önce ortadan kaldırılmıştı. Diğer oğlu Murad, ailesi ile birlikte Rodos'ta yaşıyordu. Murad, gizlice Hristiyan olmuştu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir