Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sultan Mehmed'in Anadolu Savaşları, Avrupadaki Son Fetihleri

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sultan Mehmed'in Anadolu Savaşları, Avrupadaki Son Fetihleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 03:04

SULTAN MEHMED'İN ANADOLU'DAKİ SAVAŞLARI. AVRUPA'DAKİ SON FETİHLERİ

Anadolu'daki karmaşalar, Sultan Mehmed'in burada toprak ilhakı ve eski hanedanları ortadan kaldırma politikalarını uygulama kararını alması ile başladı.

Yaşlı Karaman Beyi İbrahim Bey, tıpkı Osmanlı Sultanı II. Mehmed gibi, bir cariyenin çocuğu olan altıncı oğlu İshak'ı kayırmasından dolayı meşru oğulları Pir Ahmed, Karaman, Kasım, Alaeddin, Süleyman ve Nure Sufi ile arasında çıkan iç mücadeleler sırasında hayata veda etmişti. Oğlu İshak'a hazinesi ile birlikte Silifke'yi vermişti. Buna kızan diğer oğullan, babalarını başkenti Konya'da kuşattılar. İbrahim Bey buradan kaçmayı başardı, ama kaçışı sırasında Gevale Kalesi'nde hayata veda etti. Babalarının ölümü, kardeşler arasıdaki kavgayı daha da ateşledi.

Pir Ahmed, Konya'ya el koydu ve İshak'ı sancakbeyi olarak uzaktaki bir vilayete sürgüne gönderdi. Aynı zamanda tahtta en az onun kadar hakkı olan diğer kardeşleriyle de çatıştı. Süleyman ve Nure Sufi Osmanlı Devleti'ne başvurdular. Ancak İshak, tek başına yeterince tehlikeli olduğunu gösterdi. Türkmen lideri Uzun Hasan'a gitti, ve Erzincan ile Sivas'ı işgal eden barbarların bu güçlü hanı ile birlikte geri döndü. Türkmenler, Karaman topraklarında da güçlü düşmanlar olarak yağma yaptılar. Bu akınlardan ellerine 20 bin büyükbaş hayvanın geçtiği söylendi. İshak Bey ise atalarının tahtına geçmiş olmaktan hoşnuttu.

Karaman Beyliği'nin yeni hükümdarı, Osmanlı hanedanının ezelî düşmanı olan Uzun Hasan'ın yardımı ile iktidara gelmiş olmasına rağmen, Osmanlı Sultaninin rızası olmadan çok uzun süre iktidarda kalamayacağını biliyordu. Bu yüzden, Osmanlı Sultanina, ünlü bir fakihin oğlunu elçi olarak göndererek, Sultan Mehmed'in yanında bulunan iki kardeşinin ölünceye kadar Osmanlı Sarayı'nda kalması şartıyla Beyşehir ve Akşehir'i vermeyi teklif etti. Gelen tek cevap, derhal Çarşamba Nehri'ne kadar tüm bölgenin Osmanlı Devletine verilmesi emri oldu.

İshak Bey, bu talebi reddedince, Karaman'ın resmî mirasçısı olarak Pir Ahmed'in de aralarında bulunduğu Antakya Beyinin birlikleri diğer uç birlikleriyle birlikte üzerine gönderildi. İshak Bey Ermenek ya da nam-ı diğer Dağpazarı civarında yenildi ve ailesini Silifke'de tamamen korumasız bırakarak, hâmisi Uzun Hasan'ın yanına kaçtı. Sultan Mehmed, alçak gönüllülükle Silifke'yi yenilenin küçük oğluna bıraktı. İshak Bey tarafından Osmanlılara teklif edilen iki şehir ile Sıklan Hisarı ve Ilgın kaleleri dışındaki tüm diğer topraklar, Pir Ahmed'e verildi.

Bu, Sultan Mehmed'in Karamanoğullanndan birine Karaman'ı son verişi idi. Pir Ahmed'te Karamanlıların bilinen o bağımsızlık ruhu tekrar baş gösterdiğinde, Sultan Mehmed'in Pir Ahmed'i ortadan kaldırmak ve Karaman'ı Anadolu'daki Türk topraklarının bir sancağı hâline getirme kararı kesinleşti.

Pir Ahmed'in isyanı, 1463 yılında, Venedik'le savaş başlamadan önce meydana gelmişti. Asi Karamanlılara daha bir süreliğine göz yumuldu. 1465 yılının Nisan ayında Osmanlı Sultaninin Karaman'a karşı yapılacak bir sefer için hazırlıklar yaptığı iddiaları asılsız çıktı. Ancak Sultan Mehmed, sonbaharda gerçekten de Anadolu'ya geçti. Pir Ahmed, kaçarak kendini Larende'ye kapattı. Veziriazam Mahmud Paşa ancak zorlu bir mücadeleden sonra onu bu son sığınağından da kaçırdı. Sayısız isyancı burada hayatını kaybetti. Turgudlu Türkmen aşiretinin adamları da davranışlarından dolayı cezalandırıldılar. Konya'nın en iyi tüccar ve zanaatkârları İstanbul'a götürüldü. Sultan Mehmed'in en büyük oğlu Şehzâde Mustafa, Karamanlıların halefi olarak, fakirleşmiş ve şerefi kırılmış bu şehirde sancakbeyi olarak bırakıldı. Kasım ayında sefer tamamlanmıştı. Sultan Mehmed, Afyonkarahisar üzerinden istanbul'a geri döndü .

1467'de Uzun Hasan, Maveraünnehr'in büyük hükümdarı Ebu Said'e karşı büyük bir zafer kazandı. Ebu Said, düşmanlarına teslim edildi ve ölümü onların elinden oldu4. Bu zaferden sonra konumu değişen Uzun Hasan, himayesine aldığı birinin bu şekilde kaçırılmasına sessiz kalamazdı. Pir Ahmed, ülkesine geri döndü ve 1470 yılında, Eğriboz alındıktan sonra eski Veziriazam Rum Mehmed Paşa ile çarpıştı. Ölçüsüz ve açgözlü veziriazam Varsakların Bey'i Üveys Bey ile de kısa bir süre sonra savaşmaya başladığından, Pir Ahmed'e karşı çok fazla bir şey yapamadı. Bunun üzerine Bosna Sancakbeyi İshak Bey Anadolu'ya çağrıldı. Geldikten kısa bir süre sonra Pir Ahmed'i ve müttefiki olan kardeşi Kasım'la birlikte Mezopotamya'ya kaçırdı. Karaman hükümdarlarının yeni başkenti Aksaray, Konya'nın akıbetine uğradı. Ölen Karamanlı İbrahim Bey'in iki oğlu daha o zamanlarda Edirne'deki mezarlarında yatıyorlardı. Gedik Ahmed Paşa'mn komutasındaki bir sefer ile ayrıca Alanya, Avrupa'ya kaçmak zorunda kalan son beyi Kılıç Arslan'ın elinden alındı ve birkaç ay sonra Silifke ile Karamanoğullarının son yerleşim yerleri de Osmanlı topraklarına katıldı. 1471 yılının Mayıs ayında, "sultanın oğlu", yani Şehzâde Bâyezid'in Karamanlıları yendiği ve Osmanlıların Suriye'deki bir isyancıyı destekledikleri haberleri Venedik'e ulaştı .

Uzun Hasan'ın iki seçeneği vardı: Ya bu olanları kabul edecekti, ya da egemenlik haklarını bir savaşla kabul ettirecekti. Venedik, Macaristan ve papanın kışkırtmaları ile savaş açmaya karar verdi. Sanki, yerine geçtiği Timur'un zamanları geri geliyordu. Ama, I. Bâyezid'in hırsı kendisine miras kalan ve aynı amaçları güden Sultan Mehmed, Doğu'nun Türkmen asıllı Han'ı ile rahatlıkla boy ölçüşebilecek bir güce sahipti.

Daha 1467 ve 1468 yıllarında Uzun Hasan, eski Trabzon topraklarına saldırmıştı. Avrupa'da, büyük Komnen ailesine ait şehrin Uzun Hasan tarafından zapt edildiği sanılıyordu . O dönemlerde, Uzun Hasan'ın adı Batı'daki Hristiyanlar arasında daha fazla duyulmaya başlamıştı. Neredeyse 50 yaşında olmasına rağmen, çok güçlü olduğundan, sağ omzunda haç işareti taşıdığından ve İsa'ya inananlara karşı dostluğundan bahsediliyordu . Ayrıca Sinop'u aldığı ve istanbul'a saldıracağı, mütevazı bir şekilde Venediklilere Gelibolu'yu teklif ettiği ve Mısır Sultanina teklifler götürdüğü, ama Müslümanların bu diğer hükümdarının bunları kabul etmediği söyleniyordu. Gerçekte ise 1471 yılının bahar aylarında Gürcistan Kralı Konstantin'in bir elçisi Venedik'e gelip, Hristiyan kralın ittifak kurduğu bu hanın amaçlarını anlatmıştı. Kısa bir süre sonra ise Uzun Hasan'ın elçileri de, birkaç Leh elçi eşliğinde Venedik'e geldi ve Venedik, ortak savaş planları hakkında görüşmek üzere Cattarino Zeno'yu Uzun Hasan'ın yanına gönderdi (Eylül). Cattarino Zeno, Türkmenlerin hüküm sürdüğü "İran'a" giden ilk Venedik elçisi idi.

1471 yılının Haziran ayında, Sultan Mehmed'in eski Trabzon İmparatorluğu'nun topraklarına saldıran Uzun Hasan'a karşı hazırlıklara başladığı duyulmaya başlandı12. Gerçekte ise Komnenlerin eski topraklarına yapılan saldırı, 1472 yılının Mayısı'nda, Kral David'in uzun zaman önce Uzun Hasan'ın yanına kaçmış yeğeni ve ona tâbi olan Gürcü birlikler tarafından başlatılmıştı. Kapudan Paşa, Trabzon'u deniz tarafından savunmak için buraya 9 kadırga ve 25 gemi gönderdi. Uzun Hasan, daha sonra yazın son günlerinde Ermeni Dağları'ndan indi ve Ağustos sonunda, uzun zamandır misafirleri olan, Sinop'un mirasçısı Kızıl Ahmed ve ölen İshak Bey'in kardeşi Karamanlı Kasım, Osmanlı sınırını aşıp, önce Tokat'ı aldılar. Eylül ayının son günlerinde, Amasya'da bulunan genç Şehzâde Mustafa'nın çok az sayıdaki birliklerini dağıttıktan sonra, Kayseri kuşatıldı ve kısa bir süre sonra bu şehir de alındı. Her yer acımasızca yağmalandı. Ankara'ya geldiklerinde ise kalenin direnişiyle karşılaştılar. Uzun Hasan, Erzincan'daki karargâhında kendine lâyık rakibinin gelmesini bekleyerek, hükümranlık şerefini korudu. Kızıl Ahmed ve Karamanlı Kasım'a eşlik etmek üzere, veziri Bektaşoğlu Ömer Bey'i ve yeğeni Yusufça Mirza'yı göndermişti.

Sultan Mehmed, sonunda tehdit altındaki Anadolu topraklarına geçmek zorunda kaldı. Tecrübeli veziriazamı Mahmud Paşa'nın tavsiyelerine başvurduktan sonra, sadece orduyu değil, savaşabilecek durumda olan bütün gençleri topladı. İstanbul'da büyük savunma tedbirleri alındı. Sadece üç kapı açık bırakılıp, diğerleri taşla örüldü. Liman ise demirden bir zincirle kapatılacaktı. Sultan Mehmed, vekili olarak genç Şehzâde Cem Sultan'ı tecrübeli danışmanlarının koruması altında Avrupa'da bıraktı. Büyük ordu, 5 Ekim'de Anadolu'ya geçmeye başladı. Sultan Mehmed, 12 Ekim'de Anadolu topraklarına ayak bastı. Ama sadece Afyonkarahisar'a kadar gelip, burada Şehzâde Mustafa'ya, yine Uzun Hasan'ın yanında bulunan Pir Ahmed'i de temsil eden Kasım'a karşı kış aylarında yapılacak savaşın idaresini bıraktı. Sultan Mehmed, tekrar İstanbul'a döndü ve Uzun Hasan, Mısır Sultaninin topraklarını da rahatsız etmek üzere Fırat boylarında kışlık karargâhını kurdu. Şehzâde Mustafa ve Anadolu Beylerbeyi Davud Bey, genç Karamanlı ve Uzun Hasan'ın yeğenine karşı yaptıkları savaştan zaferle ayrıldılar. Uzun Hasan'ın yeğeni ve belki de Kasım, galiplerin eline düştü ve boynu vuruldu. Yusufça Mirza, Ocak ayında hayatını kaybederken, Kasım ise 1473 yılının baharında hâlâ kendi davası için çalışıyordu. Nihayet o da Osmanlıların üstün gücüne yenildi. Hristiyan birliği ile kurduğu ittifak bile onu kurtaramamıştı .

Uzun Hasan ise 1473 yılının bahar aylarında yapılacak büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. Elçilerinin talebi üzerine Venedik üç gemiyle birkaç top ve Kommaso di İmola komutasında 100 kadar topçu gönderdi. Farsça'yı iyi bilen Giosofatte Barbaro onlara eşlik ediyordu. Ama Türk tarafında da kış boyunca güne kadar görülmemiş büyüklükte bir sefer için hazırlıklar başlamıştı.

Nisan ayında Sultan Mehmed, eski büyük ticaret güzergâhı olan İznik yolu üzerinden Yenişehir'e vardı. Rumeli sipahileri Gelibolu'dan karşıya geçirildi ve burada sultanla buluştular. Şehzâde Bâyezid ise babasını karşılamak için Amasya'dan Akçaâbâd'a geldi. Şehzâde Mustafa, o dönemde Konya'da sancakbeyi olarak bulunuyordu. Ordunun tamamı, birkaç hafta kalacakları Sivas'a yöneldi. Uzun Hasan, aynı dönemde Fırat Nehri kenarında Birecik'teki karargâhında idi. Memlûk Sultanı ile başlattığı savaş, "Rumların habis Sultanı" ile bizzat karşılaşmasını engelliyordu. Kasım, 3 bin askerle Silifke, Kızkalesi ve Anamur limanlarını kuşatma altına alırken, Uzun Hasan birçok atlı ile birlikte oğlunu Malatya'ya gönderdi .

Kısa bir zaman sonra, herşey sanki Timur'un dehşet saçtığı günlerde yaşanan felaketlerin geri geleceğini işaret ediyordu. Önce, Sultan Mehmed'in oğlu Şehzâde Bâyezid küçük ordusu ile Şebinkarahisar'da Zeynel Han'a yenildi. Akıncıların başında İran'a gönderilen Mihaloğlu Ali Bey, Fırat Nehri'ne kadar ilerledi. O da başarısız oldu ve kalan adamları ile birlikte bir kaleye sığınmak zorunda kaldı . Genç Rumeli Beylerbeyi Has Murad, bunlardan aşağı kalmak istemedi ve harekete geçerek, Türkmen hafif süvari birliklerinin kendisini beklemekte olduğu büyük sınır nehrinin kıyılarını görene kadar durmadı. Uzun Hasan, burada düşmanlarını ablukaya aldı: Rumeli Beylerbeyi Has Murad, Zeynel (Kör Zeynel) ile mücadelesi sırasında öldü. Turahanoğlu Ömer Bey, Hacı Bey, Ahmed Çelebi ve diğer komutanlar esir alınarak, Uzun Hasan'ın karargâhına getirildiler.

Mihaloğlu Ali Bey'in kardeşlerinden biri, bu savaşta ölürken, bir diğeri de özgürlüğünü kaybetti. Ali Bey ise yaralı olarak kaçmak zorunda kaldı .

Bu arada Sultan Mehmed, bu mağlubiyetten habersiz harekete geçmişti. Daha Bayburt yakınlarında (Otlukbeli'nde) Türkmenlere rastladı. Bu arada Şebinkarahisar'ı zapt eden ve Konya'ya yönelen Uzun Hasan, iki oğlu Uğurlu Mehmed ve Kör Zeynel ile birlikte bu Türkmen birliklerinin arasında idi. Elde ettiği zaferden dolayı cesareti iyice artmıştı. Uzun Hasan'ın oğulları, Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bâyezid komutasındaki sipahiler tarafından oluşturulan kanatlara dikkatsizce saldırdılar. Hızlı atları ve eğri kılıçlarınA rağmen, böyle birlikleri mağlup edecek durumda değildiler ve Osmanlı topçuları, Uzun Hasan'ın saflarında büyük boşluklar açtı. Kısa zaman sonra Şehzâde Mustafa'ya Kör Zeynel'in kesik başı getirildi. Bâyezid de kendisine verilen görevleri layıkıyla yerine getirdi. Uzun Hasan, bu savaşı yerinden hareket bile etmeden ve yeniçerilerini savaşa sokmaya bile gerek duymadan kazanan Sultan Mehmed'in önünden kaçtı (10 Ağustos) .

Sultan Mehmed, çok sayıda esir aldı, ancak aralarından Uzun Hasan'ın veziri de dahil olmak üzere âlimleri, savaşa zorla katılan "Karakoyunlulai'ın liderlerini ve Timur ile oğlu Miranşah'ın soyundan gelenleri serbest bıraktı. Diğerleri ise acımasızca katledildi.

Sultan Mehmed, bu hadiseden sonra kendisine teslim olan Şebinkarahisar üzerinden İstanbul'a döndü ve sonbaharın ilk günlerinde buraya vardı. Bir sonraki yıl içerisinde Gedik Ahmed Paşa, Anadolu birlikleri ile Ermenek'i, Pir Ahmed'in Konya'ya götürülen ailesinin bulunduğu Minan'ı ve son olarak Silifke'yi almayı başardı. Şehzâde Mustafa, Develi Karahisarı teslim almak üzere eski Karaman başkenti Konya'dan geldi.

Kasım ortadan kayboldu ve Pir Ahmed birkaç ay sonra kaçak olarak Şam civarında öldü. 1475 yılının yazında Uzun Hasan'ın Erzincan'da savaşa hazır bir vaziyette beklediği ve savaşı devam ettirmek niyetinde olduğu dedikoduları asılsız çıktı. Iran sının Şehzâde Bâyezid tarafından oldukça iyi korunuyordu; hatta Türkmenlerin elinden Torul'u almayı başarmıştı .

Böylelikle Osmanlı Sultanina karşı kurulan Hristiyan-Türkmen birliğinin de sonu gelmişti. 1474 yılı içerisinde Paul Ogniben ve ardından Ambrosio Cotarini, Sultan Mehmed ile yapılacak savaş hakkında görüşmek üzere Tebriz'e gönderildi, ama boşuna. Uzun Hasan'ın ve Gürcistan Kralı Georg'un Kefe üzerinden Avrupa'ya gelen ve 16 Haziran tarihinde Venedik'te görkemli bir merasimle karşılandıktan sonra Roma ve Napoli'ye geçen elçileri de başarısız oldular. Ayrıca İran'dan yeni dönmüş olan Cattarino Zeno'nun Venedik Senatosu'na verdiği rapor işe yaramadı. Trevisano'nun gönderdiği elçiler aracılığıyla Kırım Tatarlarını, Tuna boylarındaki din kardeşlerine karşı yapılacak bir savaş için kazanmaya yönelik planının getirdiği tek sonuç, Venedik'in 1476 yılının Nisan ayında ilk Tatar elçilerini merasimle karşılaması oldu . Bunlar arasında en gayri ciddi proje, 1472 yılının Haziran ayında vekili Gianbattista Volpe aracılığıyla Thomas Paleologos'un kızı Zoe ile evlenen Çar Ivan'ın, "gerçek mirasçısı" olarak istanbul üzerinde hak iddia etme projesi idi .

Eski Haçlı Seferi ruhunun artık canlanması mümkün değildi ve en son zaferi ile Sultan Mehmed, dünyadaki hiçbir gücün kendisi ile yanşamayacağını fazlasıyla göstemıişti .

Kendisine has soğukkanlı güvenle Avrupa'daki sınırlarının kesin çizgilerini belirlemeye başladı. Önce, uzun zamandan beri vergisini ödemeyen, sultanın Eflak vasalına savaş açan ve yiğit Mihaloğullarının Tuna boylarındaki hanedanına açıkça savaş ilan etmiş olan Boğdan'a bir ordu gönderilmesi gerekiyordu. Prens Stefan, bunun dışında, savaşı kaybettikten sonra bile kendisine iddialı mektuplar yazan Uzun Hasan'ın dostu idi.

Boğdan Prensi, gerçek bir hükümdar ve başkomutana dönüşmüştü. Ülkesinin ekonomik çıkarlarını çok iyi gözetmesini biliyor ve Boğdan'ın Balkan Yarımadasindan kaçan Slav kültürünün sığınağı ve dinî mimarlık sanatının merkezi hâline gelmesi ile övünüyordu. Özellikle tahtta hak iddia edenlerin entrikalarını engelledikten sonra, çok önemli bir liman olan Kili'yi eline geçirmek istiyordu ve 1465 yılının Ocak ayında ani bir baskınla bunu başardı. 1467 yılının sonlarına doğru, Kral Matyas'ın otoritesine karşı Erdelli isyancılarla ilişki kurdu ve bir sonraki yılın kış aylarında Kral Matyas'ın saldırısına uğradığında, Baia'da kuşatıldı, yaralandı ve kaçmak zorunda kaldı . Stefan daha sonra, tahtta hak iddia eden selefi Petru Aron'dan kurtulmak için Seklerin ülkesine saldırdı.

Boğdan, 1469 yılında Kırım Tatarlarının büyük bir akınına uğradı ve bunlar Besarabya'nın ormansız vadilerinde geri püskürtüldü. Bu akınlar, yaklaşık olarak Venediklilerin, sadece Suriye, Karaman ve Türkmen bölgelerindeki Müslümanları değil, genelde Türk kökenli olup, uzun zaman önce Müslümanlığa geçip, büyük Tatar ismini devralarak, genelde sahillere egemen olan Cenevizlilerle iyi ilişkiler içinde yaşadıkları Kırım Yarımadasindan yola çıkarak, Turla Nehrinin ötesinde bulunan Moskova ve Litvanya-Lehistan topraklarını kolayca tahrip ederken, daha zor da olsa kimi zaman Boğdan topraklarını tahrip eden Kırım Tatarlarını, tuhaf da olsa, Osmanlılara karşı kışkırtma düşüncesine kapıldıkları döneme denk geliyordu. Şirinlerin beyi Mamak'ın başka bir grup akıncısı aynı zamanda Zitomir ve Trembovla dolaylarını yağmalıyorlardı. Mamak'ın kardeşi Eminek, 20 Ağustos 1469 yılındaki muharebede Boğdanlılara esir düştü ve ancak 1473 yılında esaretten kurtulabildi. Prens Stefan, bu arada Tatar Hanı (Mengli Giray)'nin elçilerini sakat bırakmaya ve kazığa oturtmaya cüret etti ve Turla Nehri yakınlarındaki Raut Nehri kenarında güçlü Orheiu Kalesini inşa ettirdi. Bugün Avusturya'ya bağlı Bukovina'da bulunan en güzel Boğdan Manastırı Putna, Stefan'ın berbat kâfir süvarilerine karşı kazandığı bu zaferin anısına yapılmıştır.

Tatarların istilası, Tuna beylerinin ve Eflak Prensi Raduiun izni ile yapılmıştı, zira Osmanlılar, Macar Kralı'nın düşmanı olan Prens Stefan'a, Macaristan'la yeniden tehlikeli bir savaşa girmek zorunda kalmaktan korkmadan saldırabiliyorlardı. 1469 yılının yaz aylarında Stefan, Tatarlarla uğraştığı bir sırada, birkaç Türk gemisi Kili önlerinde belirmişti. Mihaloğulları, Şaline Şehri'ni işgal etmeye niyetlenmişlerdi. Buna kızan Boğdan Prensi Stefan, 1470 yılının kış aylarında Eflaklı komşusu Radul'a saldırdı ve 27 Şubat tarihinde çok önemli bir mevki olan İbrail'i aldı. Leh Kralı Kazimir, Ağustos ayında Lvov (Lemberg)'a kadar geldi ve Stefan'dan tekrar sadakat yeminini almak için Podolya'daki Kameniçe'ye kadar ilerlemek istedi.

1471 yılında Radul, Boğdanlı Boyarlan alenî düşmanı hâline gelen Stefan'a karşı kışkırttı ve Boğdan'ın güneyine bizzat geldi. Tehdit altındaki prens, hainlerin boynunu vurdurdu ve prensliğin güneybatısındaki Suçava'da kazandığı zaferle Eflakları geri çekilmeye zorladı. Radul, sınırlarını Putna Nehri kenarında Craciuna Hisarinı ve Teleajin Nehri kenarında, nehrin adını taşıyan Teleajin Hisarinı inşa ettirerek, koruma altına aldı. Türklere ait Yergöğü Şehri'ne yakın bir yerde bulunan yeni başkenti Bükreş, basit hisarlar, tabyalar ve şarampollerle müstahkem bir hâle getirildi.

Kısa zaman önce Kral Matyas'a karşı, Macaristan tahtında hak iddia eden Leh Kralı Kazimir'i desteklemiş olan Stefan, yanında sadece savaş sırasında yardım vaat etmiş Erdelli Seklerin kalmış olmasına rağmen, bu hazırlıklar ve tedbirler karşısında cesaretini kaybetmedi. 8 Kasım 1473 yılında sınır nehri Milcov'a geldi ve 10 gün sonra sınır boylarında Rimnik Çayı kenarında herşeyi belirleyecek olan savaş başladı. Mağlup olan Radul, Türklere ait Yergöğü'ne kaçtı; eşi Maria ve iki kızı, Stefan'ın esiri olarak Boğdan'a götürüldü. Stefan, Boğdan'a dönmeden önce Macarların, Türklerin, hatta Eflaklı Boyarların bile iznini almadan Bükreş'te altmışlı yıllardan beri Erdel'de yaşayan eski (1453'ten önceki) Eflak prenslerinden Basarab Laiota'yı tahta çıkarttı.

Boğdan Prensi'nin ve himayesine aldığı Eflak Prensi'nin bu iktidarı çok uzun süreli olmayacaktı; Radul'a karşı kazandıkları zaferin tek sebebi, Mihaloğullarının o dönemde Anadolu'da Uzun Hasan'a karşı yapılan sefere katılmış olmaları idi. Geri döndüklerinde Basarab Laiota Aralık ayında Boğdan'a kaçmak zorunda kaldı ve "meşru" Prens Radul tekrar eski konumuna getirildi. Ama Tuna boylarının sipahileri, Vaslui'ye kadar gelen Stefan'a saldırmaya cesaret edemediler. Yine de yeni Rumeli Beylerbeyi Boşnak Hadım Süleyman Paşa'nın sefere çıkmasına gerek kalmamıştı ve 1474 yılının tamamını rahatlıkla Arnavutluk'ta îşkodra'ya karşı yapılacak savaşa harcayabilirdi. Radul aniden öldüğünde, bu beklenmedik ölümde parmağı olması icap eden Basarab Laiota, sultanın sadık vasalı hâline geldi ve Tuna boylarında düşmanlıklar böylelikle sona ermiş gibi görünüyordu (Mayıs-Haziran 1474).

Ama Osmanlı Sultanı, kendisine bu şekilde gösterilen saygıdan fazlasını bekliyordu. Stefan'dan, Kili Limanı'm geri istiyor ve düşmanlıklarının bedeli olarak da Akkirman Limaninı talep ediyordu. Tabii ki, o güne kadar ödemediği vergiler de tahsil edilecekti. Stefan, bu talepleri kibirli bir şekilde reddetti ve Erdelli voyvodalardan Balsius Magyar ile anlaşarak, 1 Ekim tarihinde Teleajin Hisan'm zapt etti. Birkaç gün sonra Sekler Kontu Stefan Bathori, Laiota'yı tahttan indirdi ve yerine muhtemelen Basarab'ın aynı adlı oğlunu tahta çıkarttı.

Bu hadiseler, Sultan Mehmed'in Anadolu'daki yorgunluklardan sonra dinlendiği İstanbul'da duyulunca, henüz Arnavutluk'ta bulunan Hadım Süleyman Paşa'yı asi Prens Stefan'a saldırarak, bütün isyancılara örnek olacak bir mağlubiyete uğratmak için Boğdan'a gönderdi.

Stefan, Rumeli Beylerbeyi'ni bugün bile kilisesinin ve evlerinin harabeleri görünen Vaslui Kasabası'nda karşıladı. Yanında Bathori'nin birkaç Macar birliği ve 5 bin Sek vardı. Lehlerin bu savaşa bir birlikle katılmaları düşünülemezdi bile, zira herşey çok çabuk gelişmişti ve Lehlerin silahlanmaları her zaman çok uzun sürerdi. Böylelikle Stefan, çoğu özgür Boğdanlı köylüler olmak üzere, yaklaşık 30 bin askere sahipti.

Hadım Süleyman Paşa, yanında Mihaloğullanndan Ali ve İskender Beyler ile birlikte Niğbolu üzerinden geldi ve burada artık Hristiyan düşmanı olan Laiota ile birleşti. Tuna boylarında bazen geçici olarak Ocal4 ayında bile görülebilen bahar havası altında, yolların mahvedilmiş ve kullanılamaz hâle getirilmiş olduğunu gördüler. Vaslui'den geçen büyük ticaret yolu da aynı durumda idi. Türkler, Vaslui'yi geçtikten sonra, birbirine karışan ve geçilmesi imkânsız ormanların arasında kıvrılarak akan Racova (Racovitza) Nehri'ne geldiler. 10 Ocak 1475 tarihinde Hadım Süleyman Paşa aniden sisler arasından baskına uğradı. Ok yağmuru ve birkaç top, savaşın kaderini belirledi: Osmanlılar, geri çekildiler ve labirente benzeyen bu topraklarda kaçarken, acımasızca kaüedildiler. Eflak köylüleri, Boğdan köylüleri ile birleştiler ve küçük birliklere saldırıp, onları yok ettiler. Stefan'ın kibirli zafer yazısı ile Batı Avrupa'ya, 1474 yılında İşkodra önlerinde savaşırken, birçok devletin kendi gelecekleri hakkında kaygılanmasına ve titremesine sebep olan Rumeli Beylerbeyinin bu önemli mağlubiyetinin haberi ulaştı. Yaşlı dul Sultan Mara, Türklerin hiçbir zaman bu kadar büyük bir mağlubiyet yaşamadıklarından şikâyet ediyordu; Batı'daki ordu, neredeyse tamamen yok olmuştu! Mihaloğlu Ali Bey, ceza olarak makamından alındı ve zindana kapatıldı .

Böylece, Sultan Mehmed'in düşmanının karşısına bizzat çıkması gerekti. Gerçekten de İstanbul'dan yola çıktı ve kuzeye doğru birkaç gün ilerledi, ama nikris hastalığı daha ileriye gitmesini engelledi40. Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa komutasındaki kara birlikleri yollarına devam etmediler41. Sadece birkaç dağınık birlik, Boğdan limanlarının çevrelerinde görülüyordu42. 180 kadırga, 3 kalyon ve yaklaşık diğer 300 parça deniz aracından43 oluşan Osmanlı Donanması ise 19 Mayıs'ta Karadeniz'in kuzey sahillerine doğru yola çıktı.

Kara birliklerinin mutlaka katılımı gerektiğinden, Stefan tarafından harabeye çevrilmiş Kili ve Akkirman limanlarının fethi dönüş yolunda gerçekleştirilecekti. Kaptan-ı Derya Çakırcı Yakup Reis'in bağlı bulunduğu donanma başkomutanı Gedik Ahmed Paşa, filonun tamamı ile Cenevizlilere bu büyük ticaret şehrini fethetmeye niyetiendiklerini belli etmeden, Kefe'ye yöneldi.

Kefe'de o dönemlerde Tatarca'dan bozma Orgusi diye anılan Lehlerden, Macarlardan, Romenlerden ve Rumlardan oluşan mutat paralı askerî birlikler vardı. Ayrıca Tatar soyundan gelen bir taht mirasçısı da bu şehirde yaşıyordu. Şehir sakinleri, herhangi bir saldırı beklemediklerinden, başka yardım istememişlerdik Limanda hiç savaş gemisi yoktu ve bu şartlar altında, özellikle de Tatarların düşmanları oldukları hesaba katılırsa, ciddi bir direniş düşünülemezdi. Şehir, dört gün içinde kolayca alındı ve teslim olma çağrısında bulunan şehir sakinleri, daha önce de kendini kanıtlamış Osmanlı prensiplerine göre iyi muamele gördüler.

Sadece yabancı askerler idam edildi. Kefe'ye bağlı bölgenin tamamı derhal teslim olmayı kabul etti.
Venedik'e ait Azak (Tana) da aynı akıbete uğradı ve daha sonra, Ghizulfilere ait Matrida (Mategra) fethedildi.

Aralık ayında birkaç Türk birliği, Tatarlar ve Hristiyan komşularınca Mankup, Türklerin ise Mankub dedikleri Theodori'ye yöneldiler. Burada Trabzonlu Komnen hanedanının son mensupları hüküm sürmekteydi. Hükümdarlıkları, bir kale ve çevresinde birkaç köyle sınırlı idi - toplam "30 bin hane". Mankuplu Ulubey'in ünü duyulmuştu. Atalarından biri olan Aleksios, Cenevizlilerle savaşmıştı. 1475 yılının başlarında, savaşı sevmeyen İsaak Komnenos başta idi. Kız kardeşi Maria, kısa bir süre önce Boğdan Prensi Stefan'la evlenmişti. Diğer kardeşi Aleksander ise Boğdan Sarayinda yaşıyordu. Eniştesi tarafından, ağabeyinin yerine geçmek üzere Mankup'a gönderildiğinde, İsaak'ı öldürttü. Şimdi ise Türkler, Aleksander'a, ailesi ve Boğdanlı muhafızlarına acımasızca saldırıyorlardı: Komnen hanedanı mensuplarının hepsi öldürüldü, ama kadınlara dokunulmadı48.

Bu hadiseden sonra Gedik Ahmed Paşa ülkeyi, hanları Mengli Giray, İstanbul'daki esareti sırasında Osmanlı Sultaninin hükümranlığını, kesin bir kaynaktan öğrenemediğimiz şartlar dahilinde kabul eden Tatarlara bıraktı. Sadece Kefe'ye yeniçeriler yerleştirildi. Mankup ise bakımsız kaldı, kiliseleri ve sarayları harabeye dönüştü .

Bu sefer de Lehlerden gelecek yardımı boşuna bekleyen Stefan, 12 Ağustos tarihinde, Türklere karşı savaşa ortaklaşa girmek için Macar Kralı Matyas ile barışmıştı. Belki de Macaristan, 1465 yılından itibaren diğer Hristiyan güçlerinden titizce saklanan 10 yıllık bir ateşkes yapmıştı ve taahhütleri şimdi sona eriyordu. Nitekim Matyas, bundan sonra ülkesinin Doğu'daki menfaatleri ile ilgilenmeye karar verdi.

Gedik Ahmed Paşa, ordusunun bir kısmını Kili'ye ve Akkirman'a karşı göndermişti, ama sultanın ilan edilen yeni teşebbüsü bir sonraki yıla ertelenmişti. Böylelikle yıllardan sonra ilk kez saldın sırası Hristiyanlara gelmişti.

Kralın, Türklerin barış elçilerinin karşısına çıkartmayı alışkanlık hâline getirdiği "Kazıklı" Voyvoda Vlad'ın, ülkesi Eflak'ı tekrar geri alma planları Laiota'nın Osmanlı'ya tâbi olması ile engellendi . Kişisel cesareti ve köylülerinin mükemmel özelliklerine rağmen, kendini Tuna Türklerine karşı savaşacak güçte hissetmiyordu.

Ayrıca Laiota'ya şüphe ile yaklaşıyor ve sırf onun için Yergöğü, Turnu, vs. gibi yerlere saldırmak, işine gelmiyordu. Tuna Nehri boyunca Petervaradin'e kadar gelen Kral Matyas ise Belgrad'ın batısında, ahşap kuleleri toprakla doldurularak , inşa edilmiş olan ve Türklerin, Macaristan'da ve Almanya'da aldıkları esirleri geçici olarak getirdikleri Böğürdelen (Sabac) Kalesi'ni kuşattı .

Böğürdelen, 1475 yılının Aralık ayında, Türklerin kış karargâhlarına çekildikleri bir zamanda kuşatılmıştı. "Türkler karşısında en fazla övgü gören ve kralın babasının miras bıraktığı" 2 bin Romen asıllı Erdelli, Stefan'ın "12 bin atlısı, 20 bin piyadesi ve birkaç topu", ayrıca 8 bin adı Boyar ve 30 bin (!) sıradan askerle Eflak'tan İstanbul'a doğru ilerleme projesinden artık tabii ki bahsedilmiyordu. Şimdilik önemli olan sadece Mihaloğullarının yokluğundan yararlanarak, Türk akıncılarının 1471 yılından beri göz koydukları toplanma yeri olup, Sava Nehri'nin bir adası üzerinde bulunan Böğürdelen Kalesi'ni ele geçinnek ve bu kaleyi, Belgrad'ı ve Severin'i kullanarak Sırbistan'ın nehir hattını Türklerin akınlarına karşı koruyabilmekti. Kral

Matyas, Aralık ayının sonlarına kadar Belgrad'da kaldı. 2 Şubat tarihinde ise bizzat Böğürdelen önlerine geldi35. Bu arada Türklerin civardaki kalelerinin askerî birlikleri de Macarlara saldırdı. Böğürdelen'i kurtarmak için buraya gelen Ali ve İskender Bey (2-3 Şubat), Kral'a karşı savaşma cesaretini gösteremediler . Birkaç hafta sonra, kuşatmanın 41. günü olan 15 Şubat'ta, kale nihayet teslim oldu. Osmanlılar için bu çok küçük bir kayıptı, ama Kral Matyas için bu hadi soe Avrupa'da cesareti ve "Hristiyan davası" için gösterdiği fedakârlıklarla övünmek için çok iyi bir fırsattı . Böğürdelen, Hristiyanlarla iskân edildi.

Müteakiben geri dönüldü. Ancak kış aylarında Kazıklı Voyvoda diye anılan Vlad Tepeş ve Sırbistan'ın taht varisi, cesaretinden dolayı "Ejderha" lakabı ile bilinen ve eniştesi ünlü Varad Piskoposu Johann'dan dolayı Salankamen'de yaşayan Gregor'un oğlu Vuk'un komutası altındaki bazı birlikler, beklenmedik bir şekilde Bosna'ya saldırdılar. Osmanlı Sultanı, burada sözde eski kralların soyundan gelen Matyas adındaki bir devşirmeyi başa geçirmişti, ancak Macarlara göre Bosna Kralı hâlâ yaşlı Nikolas Ulyaki idi. Ama çatışmalar sırasında Ulyaki'nin adı hiç duyulmadı. Vlad ve Vuk, Sava Nehri'ni geçerek, geceleri az bilinen yollardan ilerlediler. Öncüler, pazar kurulduğu bir günde Türk kılığına girerek, Srebrenica'ya ani bir baskın düzenledilerve 127 bin akçe ile beş libre saf gümüşle birçok ipek kumaş götürdüler. Hızlı ilerleyen öncülerin eline ayrıca Kuşlat Şehri de düştü. Geçtikleri her yeri yağmalayıp, yıktılar ve Türklere alışık olan ve malını mülkünü cesurca savunun Hristiyan köylüleri bile esirgemediler. Müslümanlar, gaddar Vlad tarafından parça parça doğrandılar ve "diğerlerini korkutmak için" kazıklara oturtuldular. Osmanlı komutanlardan hiçbirinin bunları takip etmeye niyeti yoktu: fAil ffedilmiş olan Ali Bey, Hadım Süleyman Paşa'nın emri ile Karadağ geçitlerinde kışın geçmesini bekliyordu .

Macar Kralı'nın ve Romen "vasalı"62 Stefan'ın, papanın vekili Eğri Piskoposu, Venedik ve Haçlı Seferi'nin diğer taraftarları arasında kararlaştırılan ortak teşebbüsleri yine gerçekleşmedi. Buna karşın Sultan Mehmed 1476 yılının Mayıs ayında , hükümdarına karşı gelmeye cüret eden Boğdanlı hain Stefan'ı cezalandırmak üzere Tuna boylarına geldi. Banat sınırlarına da akınlar düzenleyen sipahiler, Mihaloğullan tarafından korunan Sava Nehri'ne yöneldiler. Semendire'de her iki devletin sınır koruyucuları karşı karşıya geldiler.

Kral Matyas ise aynı dönemde Napoli Prensesi Beatriks ile yapacağı ikinci evliliğin hazırlıkları içinde idi. Ancak Tımışvar Banat'ına yapılan akınların intikamı aynı yıl içerisinde Vuk, Yakşiçler, Doczy ve diğerleri tarafından alındı, hatta Mihail Szilagyi'nin esir alındığı yere kadar ilerlediler. Bosnalılar ise hiç rahatsız edilmeden Dalmaçya'yı taciz etmeye başladılar ve Macaristan Kraliçesi'nin güvenli bir yolculuk yapmasını sağlamak için oldukça ciddi güvenlik tedbirlerinin alınması gerekti. Aynı dönemde, Kral Matyas'ın Semendire'de inşa ettirdiği kaleler de tahrip edildi .

Temmuz ayı başında Varna üzerinden buraya gelen Sultan Mehmed, Dobruca'da Tuna Nehri üzerinde, Romenler tarafından Oblucita diye adlandırılan İsakçı Geçidi'ne vardı. Nehrin sol kıyısındaki Boğdan'a geçtiğinde siyasetini yine diğer yöne çevirmiş olan Laiota onu karşıladı. Aynı anda diğer taraftan Mengl? Giray'ın Tatarları başkent Suçava (Suceava/Soçi)'ya yönünde Boğdan topraklarında ilerlediler. Stefan'ın hiçbir ordusu onların yağmalarına engel olamadı ve aslen Mankup'un Komnen hanedanından gelen Boğdan Prensesi Maria, Tatarlardan müstahkem bir mevki olan Hotin Kalesi'ne kaçtı. Turla Nehri'nin diğer tarafında Kamaniçe karargâhındaki Leh asilzadeler ise yerlerinden bile kıpırdamadılar.

Sultan Mehmed, Boğdan topraklarını boydan boya geçen Seret Nehri'ni geçti ve sağ kıyısında doğrudan Suçava'ya saldırdı. Stefan, nihayet Prut Nehri kenarında 15. yüzyılda kurulmuş yeni bir şehir olan Yaş (Jassy)'taki karargâhından ayrıldı ve aynı nehri geçerek, dağlara yöneldi. Yüksek dağların eteklerine kurulmuş Piatra Şehri'nden üç saat mesafedeki ormanlarda, burada yapılan büyük savaştan sonra adı Razboieni olarak değiştirilecek olan Akdere (Valea Alba)'nin adını aldığı küçük bir çayın kenarında, yerini aldı. Osmanlı ordusu, 24 Temmuz'da ateşe verilen Roman ve saldırıya uğramayan Piatra Neamt Kalesi'ni geçerek, 26 Temmuz'da Boğdanlıların burada kurdukları pusuya vardı.

Romen ordusu neredeyse tamamen Boyarlardan oluşuyordu, zira köylülerin çoğuna, Seret Nehri'nin diğer kıyısında Tatarların saldırısına uğrayan ailelerini korumak için nehri geçmelerine izin verilmişti. Boğdanlı asilzâdeler vatan ve inanç uğruna yapılan fedakârlığın çok güzel bir örneğini oluşturuyorlardı. Silahları, Türklerin saflarında büyük kayıplara yol açtı. Başlarında Trabzonlu Mehmed Ağa'nın bulunduğu yeniçeriler bile kurşunlardan kaçmak için yere yattılar. Sultan, sadık adamlarının çabalarını bizzat yönetmek zorunda kaldı. Muharebe gün boyunca gecenin geç saatlerine kadar devam etti, zira Boğdanlılar bir türlü geri çekilmek istemiyorlardı. Büyük mücadelelerden sonra Boğdanlı Boyarların büyük bir kısmı ölmüştü. Stefan, onunla aynı adı taşıyan Bosna Kralı'nın kaderinden kıl payı kaçmayı başardı. Sultan Mehmed, muharebeden sonra başkent Suçava'ya yöneldi ve derhal teslim olan şehir, ateşe verildi.

Dönüş yolu, böylesine uzak ve kendi muhafızları tarafından sistematik olarak tahrip ve terk edilen topraklarda genelde olduğu gibi yeterince zorlu idi. Tıpkı Bosna Kralı Stefan'ın Hersek seferinde olduğu gibi, fatihler ülkeden ayrıldıkları gibi Stefan dağlarda saklandığı yerinden çıkıp tekrar topraklarına geri döndü.

Türkler için bu sefer, 1462 yılında Eflak'a karşı yapılan seferden daha başarısız geçmişti. Sultan Mehmed, gerçi Petru Aron'un 1456 yılından beri Boğdan rehinesi olarak Osmanlı Sarayı'nda tutulan oğlu, Boğdan taht varisi Aleksandru'yu beraberinde getirmişti, ama tahta çıkartılması mümkün olmadı. Boğdan'daki tek güçlü kaleler Piatra Neamt, Hotin ve Akkirman saldırıya uğramadıklarından ve kaleleri savunmaya hazır vaziyette
bekleyen Roman'a ve Suçava'ya yeniçeriler yerleştirilmediğinden, Stefan'a yapılan saldırının tek sonucu, Boyarların güçlü ve cesur sınıfının önemli ölçüde zayıflatılması ve ülkenin acımasızca yağmalanması oldu.

Boğdanlılar ve yeni komutanlan Bathori komutasında, Türklere karşı bir intikam seferi düzenleyen Erdelliler, Eflak'ı Osmanlıların siyasi bağlarından koparma teşebbüsünde bulundular. Komşu topraklarına saldırma emrini alan Laiota, kısa bir süre sonra, Ağustos ayında Boğdan geçitlerinde nöbet tuttuktan sonra "genç Basarab'ı" ya da Vlad Tepeş'i tekrar tahta oturtmak için gelen Bathori'nin birlikleri ile karşı karşıya geldi. Tıpkı kendisinden önce Radul gibi, güçsüz Laiota da Yergöğü'ne sığındı. Tırgovişte ve Bükreş şehirleri kolayca zapt edildi ve 1476 yılı Kasım ayının ortalarına doğru yeni ordusu ile gelen Stefan ve tekrar tahta oturan Vlad, sadakat ve kardeşlik yemini ettiler. Stefan, müttefikine küçük bir muhafız alayı bıraktı, zira Mihaloğlu'nun birlikleri saldırdığında bu muhafız alayı da onu kurtaramadı: Aralık ayı içerisinde Vlad, Bükreş yakınlarında, muhtemelen Balteni'de öldürüldü. Bu acımasız Türk düşmanı, Snagov Manastın'nda yazısız bir taşın altına gömüldü. Türkler, aynı zamanda Böğürdelen'e saldırdılar ve kış aylarında yapılan bu sefer sırasında şehri tekrar geri aldılar.

Romen Tuna boylarında yaşanan kaos bununla bitmedi. 1477 yılı Kasım ayının başlarında Laiota yine mülteci olarak Erdel'e sığınmıştı. Zira Bükreş'e döndükten hemen sonra, Macar Kralı'nın burada bulunan subaylarına sadakat yemini etmişti. Oğlu "genç Basarab", Stefan'ın himayesi altında Eflak'ta hüküm sürüyordu.

İlk zamanlarda Türklere vergi ödemedi. Ancak Mihaloğlu kardeşler Ali ve İskender Bey, 1479 yılının sonbaharında Erdel'e saldırma teşebbüsünde bulunduklarında, konumu değişti. Türkler, bahar aylarında Eflak'a girdiler ve II. Basarab babasından farklı bir yol izlemedi: Onlara erzak temin ve rehberlik etti. Kral Matyas, Türklerle ateşkes antlaşması yapmış ve Sırp Peter Doczy'yi sultanın huzuruna göndermiş olmasına rağmen, Rotenturm (Turnu Roşu) Geçidi'nden, akıncılar tarafından derhal tahrip edilen Sibiu civarındaki zengin topraklara götürdü; 200 köy ateşe verildi. Ülkeyi üç yıl önce Boğdan'ın yaşadığı gibi bir felaketten korumak için Bathori derhal Banat'ın Romen kökenli komutanı Knez Peter Kinizsy ile Vuk ve Yakşiç ailesine tâbi Sırplar birlikte buraya geldi . Banat'a girişi sağlayan geçidin yakınlarındaki Kenger-Mesoe (Kenyermezö)'de -demek ki Osmanlılar, olası bir muharebeden hızlı bir şekilde geri çekilerek kaçınmak niyetindeydiler- Osmanlıların saldırısına uğradılar. Dört saat süren bir mücadeleden sonra, gün batımında akıncıların küçük ordusu, 13 Ekim tarihinde geri püskürtüldü. Basarab'ın 4-5 bin kadar piyadeden oluşan Romenlerin neredeyse tamamı yok oldu. Budin'e Mihaloğlu kardeşlerin öldüğü ve yoldaşları Semendireli Malkoçoğlu Bâli Bey'in de ağır yaralı olduğu haberi ulaştı. Gerçekte ise sadece Mihaloğulları Ali ve İskender Bey'in maiyetinden İsa Bey, "taş duvar gibi dimdik durduktan sonra" ölümcül derecede yaralanmıştı. Birkaç gün sonra ormanda ölüsü bulundu ve yaralı olan Bathori'ye kesik başı getirildi. Esirlerin arasında Mihaloğullannın genç akrabaları da vardı .

Türkler 1480 yılında yıkıcı akınlarını Macaristan'a kadar yaydıklarında, bu teşebbüsü pahalıya ödemek zorunda kaldılar. Kral, onları takip etti ve Bosna Banatı'na girerek, Türklerin Bosna Eyaleti'ni Hersek bölgesine kadar atlarla geçerek ateşe veren Sırpları ve başka çeteleri gönderdi (Kasım 1480). Beylerbeyi Davud, oğlu ile birlikte esir alınmaktan son anda kurtuldu. Ancak daha sonra Hristiyanlann elinden ganimetlerinin çoğunu tekrar geri aldı. Diğer Hristiyanlara bırakmak zorunda kalmamak için esirler Macarlar tarafından öldürüldü. Bosnalı Eflaklar, özellikle Politze ve Radobila, Macar Kralina yardım etmişlerdi. Kinizsy ise aynı zamanda Semendire'den Alacahisar'a kadar uzanan bölgeyi tahrip etmişti. O dönemlerde birçok Hristiyan aile Macaristan'a yerleştirildi.

Gerek karada, gerekse Tuna Nehri üzerinde Malkoçoğlu Bâli Bey'e karşı başarılı bir savaş veriliyordu .

Türk kaynaklarına göre ise Macarlar hem Semendire'de, hem Bosna'da mağlup olmuşlardı . Kral Matyas, bütün suçu Davud Bey'in üzerine atarak, "ağabeyi ve kandaşı" II. Mehmed'e karşı kendini savundu .

Nitekim daha 1481 yılında Mihaloğulları Orsova'yı almaya çalıştılar. Erdel Voyvodası, yeni bir saldınyı geri püskürtmek için hazır bekliyordu. Ancak Tuna Türkleri Mayıs ayında Boğdan üzerine yürüdüler ve Baçau Eyaletine kadar her yeri yakıp yıktılar: Onlara Stefan'a karşı rehberlik eden yine Basarab'ın kendisi idi . Yaklaşmakta olan Stefan'dan korktukları için değil, II. Mehmed'in ölüm haberi üzerine geri döndüler.

Sultan Mehmed'in hedefleri arasında Macaristan'la savaşmak yoktu ve en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş genişleme planlarında önemli bir rol oynamıyordu. Diğer taraftan Kral Matyas da II. Mehmed'e karşı verilecek zorlu bir savaşta kendini göstermek niyetinde değildi. Onun siyaseti, mümkün olduğunca farklı bölgelerde küçük başarılar elde etmek ve kulağa yabancı gelen isimlerle zaferler ve fetihlerle adını duyumıaktan oluşuyordu. O, babasının şövalyelik ruhunu ve Hristiyanlık coşkusunu almamıştı. Ruhunda, Angiovinlerin 14. yüzyılda izledikleri o büyük siyasetten hiçbir şey yoktu. Aksine, kibri ve istikrarsızlığı, dur durak bilmeyen bir hayalci olan ve kendi adından söz ettimıekten hoşlanan Kral Sigismund'a benziyordu.

Osmanlı Sultanı, onu nasıl değerlendireceğini çok iyi biliyordu ve böyle bir adamın tehlikeli olamayacağının bilincinde idi. Arnavuduk'un ve Mora'daki yerlerin tamamını Venediklilerin elinden alma ve yapılacak antlaşma ile bunlardan feragat etme amacını, Macar Kralı'nı düşünmek zorunda kalmadan gerçekleştirebilirdi. 1475 yılında Ayamavra Dükü Leonardo, Venedikli dostları için daha iyi şartlar kazanmak için aracılık yapmaya çalıştı, ama boşuna84. Aynı yıl içerisinde Girolamo Zorzi'nin elçi olarak gönderilmesi de işe yaramadı. Ağustos ayında, kendisine Venedik Limni, Akçahisar ve Maina'yı bırakmamaya kesin kararlı olduğundan, barışı sağlamak için daha fazla çaba göstermesine gerek kalmadığı talimatı ulaştırıldı. Venedik, böyle bir kayba göz yummaktansa, Macar Kralı'nın istemeye doymadığı yüksek meblağları venneye razı idi . Kral Matyas'ın da ciddi çabaları boşuna idi.

Daha 1477 yılında, sultanın Boğdan'a yaptığı seferden hemen sonra, Türkler Venedik'in bütün sınır topraklarına saldırmaya başladılar . Mayıs ayında Rumeli Beylerbeyi Inebahtı'ya geldi. Ancak, Venedik donanma kaptanı atak davranıp, Inebahtı'ya 11 kadırga ile Osmanlılardan üç gün önce vardı ve kuşatma birkaç hafta sonra, 25 Temmuz tarihinde kaldırılmak zorunda kaldı. Boğdan seferinde Racova Nehri kenarındaki Podul Innalt'ta mağlup olan Rumeli Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa, bu hadiseden dolayı görevinden alındı ve yerine Davud Paşa getirildi. Yeni bir Mora savaşı için büyük hazırlıkların yapıldığı Venedik'te, Inebahtı kuşatmasının kaldırıldığı haberi büyük sevinç yarattı ve şükran ayinleri yapıldı . Kısa bir süre sonra, Inebahtimn müdafii Loredano'nun, Limni'nin komşu adası Ipsara (Psara)'ya birliklerini indirmesi üzerine, Türklerin Limni Adası'ndaki Kokkinon Kalesi'ne saldırmaktan vazgeçmesiyle bu sevinç daha da büyüdü . Nitekim, Türkler Sakız Adası'ndan ödenmemiş vergileri toplamışlar ve Venedikli bir vasal olarak kabul edilen Takımadalar Dükü'nün90 merkez adası Nakşa'yı, sürekli olarak işgal etmeye gerek duymadan, harabeye çevirmişlerdi.

Venediklilerin Arnavutluk'taki konumu ise bu kadar olumlu değildi. Temmuz ayında, Akçahisar'ın ve başka bir kalenin daha, başlarında yiğit Gedik Ahmed Paşa'nın bulunduğu Arnavut Sancakbeyi'nin adıları tarafından rahatsız edildiği duyuldu. Venedikliler, Nikolas Dukaşen'le ittifak kurmuşlar ve Eylül ayında Italya'dan ayrıca taze birliklerin katıldığı birkaç bin Arnavut askere sahiptiler. Bu yüzden Hristiyanlar kendilerini, Akçahisar'dan dört mil uzaklıktaki Tirana Vadisi'nde karargâh kurmuş olan düşmanları ile açık alanda yapılacak bir muhaberede karşılaşacak kadar güçlü hissediyorlardı. Ama Arnavutların ihanetinden dolayı büyük bir mağlubiyete uğradılar: Aralarında General Francesco Contari'nin ve sekiz subayın bulunduğu yüzlerce italyan, savaş alanında öldü .

Sultan Mehmed'in istediği gibi bir banş antlaşmasına yanaşmayan inatçı Venedik için, Boşnakların Friuli'ye yaptıkları büyük saldın, en büyük darbelerden biri olacaktı. Venedik, buradaki tüm nehirlere ünlü bir ustaya bender inşa ettinniş ve bunların savunması için birkaç birlik yerleştirmişti. Ama bunlar, akıncıların başı Ömer Bey'in umurunda değildi: Isonzo Nehri kenarında bir çatışma sırasında, kurnaz Türkler tarafından etrafları sarılan komutan Girolamo Novello ve oğlu hayatlarını yitirdiler ve Venedikliler, Isonzo ve Tagliamento nehirleri arasındaki köylerin yanışını seyrettiler. Verona, başına gelebileceklerinden korkmaya başladı. Nihayet Vittorio Soranzo binlerce iyi eğitilmiş asker ve küçük bir filo ile Friuli'ye geldiğinde, akıncılar ganimetleri ile birlikte çoktan gitmişlerdi. Her yıl bir akın yapma alışkanlıklarına bağlı kalarak - 1476 yılını sonbahar aylarında yine büyük bir akın düzenlenmişti - başka Bosnalı birlikler Sava Nehri'nin diğer kıyısındaki Istirya topraklarında bulunan Gurkfeld'de ortaya çıkmışlar ve Sackmann hariç "Agram (Zagreb), Varajdin, Feistritz, Sussenheim ve Drava (Drau) Nehri'ne kadar" olan sahayı acımasızca yağmalamışlar ve "her yeri kırıp geçinııiş ve esir almışlardı". Büyük bir felakete uğrayan Karinya üzerinden geri döndüler ve tüm projelere, andaşmalara ve diyet meclisi kararlarına rağmen, hiçbir yerde ne imparatorun, ne Salzburg Başpiskoposu'nun, ne komşu Bavyera Prensleri'nin, ne de Tirol'da hüküm süren Sigismund'un birliklerine

rastlamadılar. Henüz felakete uğramamış bu asilzadeler, zavallı köylülere ve vatandaşlarına "Hristiyanlık namına acımakla" yetindiler . Imparator tarafından 1 Mart 1478 tarihi için Freisingen'de yapılması kararlaştırılan imparatorluk meclisi toplantısında, tehdit altındaki toprakların kurtarılması için hiçbir şey yapılmadı.

Bosnalı akıncılar, 1478 yılında tekrar akın ettiler ve birincisinden daha fazla kazanç sağladılar. 22 Temmuz'da Friuli'deki Isonzo Nehri'ni geçerek, Cormons üzerinden Alman Imparatorluğu'nun eyaletlerine girdiler . Temmuz ayında, Mihaloğlu Iskender Bey'in komutasındaki akıncılar, "Geiltal (Vadisi'ne) ya da daha aşağıdaki Karinyola (Kernten)'ya doğru" yola çıkmışlardı. "Villach geçitlerini" aldıktan sonra Trapurg ve Linz'de kısa süreli karargâh kurdular. Akıncılar ayrıca Geiltal, Dravatal ve Gurktal vadilerinde ve daha birçok vadi ve dağlarda görüldüler. Villach sakinleri akıncılarla pazarlık yapmaya kalktılar, ama işe yaramadı; akıncılar Windischgretz'e kadar ilerleyecekmiş gibi görünüyorlardı. Birkaç hafta sonra dönüş yollarında Laybach önlerine geldiler. Ülkenin tamamı, savunmasız ellerine bırakılmıştı. Türk tehdidinin savunulmasını görüşmek üzere yapılan toplantılardan önemli bir karar çıkmadı ve imparatorun, büyük bir imparatorluk meclisi toplama planı başarısız oldu. Ayrıca Bavyera Dükü Ludwig'in ölümcül olan ruh hastalığı, bütün planları engelliyordu. Freisingen'de toplanan mecliste sadece birkaç prens hazır bulunuyordu; bu görüşmelerden de yararlı tedbirler çıkmadı.

Osmanlı ordusunun asıl gücü ise o dönemlerde Sultan Mehmed'in kesin sonuçlar verecek olan son sefere bizzat katıldığı Arnavuüuk'ta faaliyet gösteriyordu.

Akıncılar daha 14 Mayıs 1478 tarihinde Işkodra önlerine gelmişlerdi. Mihaloğullanndan Ali Bey, başlarında idi. Kısa bir süre sonra, gözlerinden coşku ateşi fışkıran Malkoçoğlu Bâli Bey de gelmişti ve Iskender Bey kısa süreliğine de olsa karargâhı muhtemelen ziyaret etmişti. Ayın sonlarına doğru Rumeli Beylerbeyi Davud Paşa, Rumelili sipahilerin komutasını devralmış ve Haziran ayının başında Anadolu Beylerbeyi Mustafa Paşa Anadolu birlikleri ile gelmişti. Kısa bir süre sonra bütün kış boyunca kuşatılmış olan Akçahisar teslim olmuştu: Türkler burada teslim şartlarını ihlal etmişler ve kalenin komutanı Pier Vetturi ile sultanın veya vezirin sarayına gönderilen ailesi dışında, kahramanca direnen herkes acımasızca katedilmişti.

Işkodra kuşatması ise iki beylerbeyi tarafından karşılanan sultan vardıktan ve kırmızı çadırı yeniçerilerin koruması altında yüksek San Markos Dağı (Paşa Dağı)'nın önüne kurulduktan hemen sonra - 1 Temmuz'dan önce - başlatıldı. On bir toptan bazıları Drivasto'ya doğru yola çıkmışken, diğerleri San Veneranda Kilisesi yakınlarına, Drin Nehri kenarına, Monte Bassa Tepesi'ne, San Lazzaro, San Biagio ve San Croce gibi yerlere yerleştirilmişti. Ama güçlü, kısa süre önce tekrar tahkim edilmiş olan surları, toplara ve havanlara direndi ve Peder Bartolomoeo'nun ateşli konuşmaları ile kışkırtılan halk, Antonio de Lecce'nin komutası altındaki Venedikli küçük birliğin yanında cesurca savaşıp, hiçbir tehdit veya zarardan yılmadı. Osmanlı bayrağı kısa bir süre için bile olsa Işkodra'nın mazgallarında dalgalanmasına rağmen, 19, 20, 22 ve nihayet 27 Temmuz'da yapılan saldırılar başansız oldu.

Dendiğine göre, Evrenoszâde Ahmed Bey'in tavsiyesi üzerine Sultan Drivasto'ya, Gökbaşı (Sabiacco)'na ve Leş'e saldırmaya karar verdi . Bunlardan ilk ikisi Venediklilere, diğeri ise Çernoyeviçlere aitti. B oyana Gölü kenarında, Işkodra'dan 40 mil uzaklıktaki Gökbaşı, derhal teslim olurken, Drivasto yapılan bombardımanlara 16 gün direndi. Davud Paşa, terk edilmiş bulduğu Leş'i ateşe verdi. Işkodra halkını korkutmak için, Türkler esir alınan Venediklileri Işkodra surlanmn altında öldürdüler. Sultan Mehmed, 8 Eylül'de Istanbul'a geri döndü, ancak burada bırakılan ordu kuşatmaya devam etti ve her iki beylerbeyi Anadolu ve Avrupa'daki kış karargâhlarına çekildikten sonra Evrenoszâde Ali Bey birkaç bin Türk ile birlikte bu güçlü kalenin önünde kalmaya devam etti. Işkodra, Akçahisar'ı örnek alarak, bütün kış boyunca
kahramanca direndi.

Ama Venedik'in artık dayanacak gücü kalmamıştı ve şansını daha fazla zorlamak istememekteydi. Sultan Mehmed'in seferi sebebiyle ara verilen görüşmeler kış aylarında tekrar başlatıldı ve 20 Aralık 1478 tarihinde Giovanni Dario, Venedik elçisi olarak Işkodra'ya geldi. Aynı ay içerisinde Venedik şartları değişmiş olarak hazırlanmış barış antlaşmasını imzaladı. Bu belge ile Venedik henüz kendisine ait Limni'den, Brazzo di Maina'dan ve Arnavutluk'taki tüm kolonilerinden vaz geçiyordu. Işkodra halkı, şehri terk ederek, sevilen San Markos bayrağının dalgalandığı başka şehirlere yerleşmek zorunda kaldılar. Osmanlı Sultanına sözde ödenmemiş olarak kalan toplam 100 bin altın tutarındaki borç, iki yıl içinde tasfiye edilecekti.Venedik, vergi yerine bundan böyle Karadeniz'de ticaret yapmaya devam edebilmek için 10 bin altın haraç ödeyecekti.

Venedikliler, itirazlarını bildiren bazı vatanseverlerin dışında, barışın sağlanmış olmasına o kadar sevinmişlerdi ki, huzurlarında barış yemininde bulunacak Türk elçi Lütfi Bey için birkaç bin dukalık bir masraftan dahi kaçınmadılar.

Sultan Mehmed, antlaşmaya yaptığı bir ek106 ile Venedik'e Chimara, Sopoto ve işgal ettikleri diğer Türk kalelerini geri vermeleri halinde, Mora'daki tüm mevkileri bırakıyordu. Kotor ve Budua civarında kimse akına çıkmayacaktı ve Ivan Çernoyeviç, yeğeninin sebep olduğu rahatsızlıklara rağmen, Karadağ'da kalabilecekti.

Daha 1480 yılının yazında Türkler Kefalonya'daki otonomiyi de sona erdirdiler. Önce Epir'deki Vonitsa, ardından Ağustos ayında her iki ada işgal edildi. Leonardo, Napoli'ye kaçtı. Venedik'in aracılık yapması ile sadece Peter Bua'nın 500 atlı ve aynı anda Osmanlı topraklarına dahil edilen Zenta Adası'nın birçok sakininin serbestçe çıkışlarına izin verildi. Türkler, Venediklilerin Bastia diye adlandırdıkları adada ve Chimara'da yağma yaptılar ve Epir sahillerindeki Parga yakınlarında birkaç yeri işgal ettiler. Tahttan indirilen

Leonardo'nun kardeşi Antonio, Katalan birlikleri ile Kefalonya'ya ve Zenta'ya geldiğinde, Venedik onlan Zenta Adasından kovdurdu ve rivayete göre Mora Sancakbeyi'nin nzası ile adayı kendi işgal etti. Kefalonya 1483 yılında aynı akıbete uğradı. Işkodra'da Arnavutluk Sancağı kuruldu ve Sultan Mehmed, artık dostu olan Venedik'e 500 altın vergi karşılığında Zenta Adası'nı bıraktı.

Zenta, Uzun Hasan'la yapılan mücadele sırasında Osmanlılara Anadolu sahillerinde çok büyük zararlar vermiş olan ittifakın bir üyesi olan Aragon Kralı'na aitti. Osmanlı Devleti'nin şerefi korunmak isteniyorsa, Aragon Kralı Ferdinand'ın ve bu Haçlı Seferi'ne katılmış olan Rodos Şövalyeleri'nin cezalandırılması gerekiyordu. Ayrıca Limni subaşısını öldüren isyancıların Rodos Şövalyeleri'ne sığınmış olmaları cezalandırılmaları için bir diğer sebepti.

"22 Mayıs 1480'de Rodos Limanindaki gözcü, çok sayıda geminin yaklaştığını gördü ve bunu üstad-ı a'zam ile gemileri dehşet içinde seyretmeye gelen şehre bildirdi. Bu gelişme herkesi büyük korku ve dehşete düşürdü, feryadlar her tarafta duyuldu". Bu, Anadolu sahilinde Rodos'un karşısındaki Fisko'da gemilere bindirilen büyük bir orduyu taşıyan ve Kapudan Paşa Mesih komutası altında en az 86-100 gemiden oluşan bir filo idi. Şövalyeler, Türklerin bu hazırlıklarından haberdar olmuş ve surlarını güçlendirmiş, aralarında güçlü toplar ve tüfekler bulunan birçok silah ve tarikatın tüm eyaletlerinden para toplamış ve onlara buğday stokları ile bir gemi gönderen papadan yardım istemişlerdi. Ada, Üstad-ı a'zam Pierre d'Aubusson ve kardeşi Anton şahsında iki kahraman müdafi bulmuştu.

Türkler, önce yüksek bir kayanın üzerine, "denizin 300 adım içine" inşa edilmiş San Nikolas Burcu'na saldırdılar, ama topları bu güçlü kuleyi yıkmaya yetmedi. Kaleye yapılan bir hücum da sonuç getirmedi. Rodoslu kardeşler, tam şehirlerinin kurtulması için Büyük Meryem Kilisesi'nde bir ayin yaparlarken ve kutlama ziyafeti verirken, Türkler tekrar hücuma geçtiler, ama yine boşuna. 20 Temmuz'da Türkler yine San Nikolas Burcu'na saldırdılar. Çarpışmalar gecenin son saatinden sabah saat 10'a kadar sürdü. Osmanlı Sultaninin "oğlunun kızı ile evli olan genç" bir akrabası, bu çarpışmalar sırasında hayatını kaybetti. Dördüncü hücumda (28 Ağustos) "Italyan Kapısı" alındı ve buraya Osmanlı bayrağı dikildi. Üstad-ı a'zam, beş yerinden yaralanmıştı. Şehir yine de direndi. Bu sırada iki Napoli gemisi limana girince, kuşatma 89. gününde kaldırıldı.

Kral Ferdinand'a karşı aslında kendi insiyatifiyle savaşan ise bir süre mazulen sürgün olarak Selanik'te yaşayan ve yeni emsalsiz derecede cüretkâr bir teşebbüsle tekrar hükümdarının gözüne girmeye çalışan Gedik Ahmed Paşa idi. Avlonya Limanından 150 araçtan oluşan ve Gelibolu'dan buraya gönderilmiş olan güçlü bir Türk filosu yola çıktı ve Otranto'ya doğru yol aldı. Tamamen hazırlıksız yakalanan şehir, kuşatmaya sadece birkaç gün dayanabildi ve 26 Temmuz'da alındı. Kralın komutanı ve Başpiskopos Stefan, öldürüldü ve birçok keşiş de aynı akıbete uğradı. Osmanlıların Italya'daki fetihleri için erzak teminini sağlayacak birer uç kale olarak Lecce, Neritone, Kastro ve Ogentino alındı. Monte Gargano Dağinın eteklerindeki bir Sicilya şehri de Türklerin eline düştü120. Otranto'da 5 bin kişiden oluşan bir askerî birlik bırakıldı.

Kral Matyas, bir müddet sonra tecrübeli Magyar komutasında birkaç yüz kişilik birlik gönderdi. Italyanlar ancak bunun üzerine harekete geçtiler. Papa, 3 bin, Floransa 2 bin, Milano Dükü 3.500 piyade sözü verdi. En büyük çabayı ise zarar gören Napoli Kralı gösterdi. Sadece daha yeni yaptığı barış antlaşmasına memnun olan Venedik yoktu - hatta Brazzo di Maina'da Krisoskolos Klada yönetiminde bir isyanı bile göz ardı etmişti. Venedik, o dönemlerde Vegila'nın alınması ve Dalmaçya'daki karışıklıklarla ilgileniyordu. Papalık hükümeti, sekiz kardinalden oluşan bir komisyon aracılığıyla acilen para toplamaya çalışıyordu. Floransa, Siena, Milano ve Napoli arasında barış sağlandı ve Papa IV. Sixtus kâfirlerin akını ile kutsallığı bozulan Güney italya'yı özel himayesine aldı . Toplanan ordu, Otranto'yu geri almayı başardı ve Türkler, tıpkı Hristiyanlara yapmış oldukları gibi acımasızca katledildiler. İtalya'nın her yerinde zamanının hitabet ustalarının şükran konuşmaları ve uyarıları duyuluyordu .

Imparatorlukta, baharda Freisingen Şehri'nde yapılacak bir toplantı kararlaştırılmıştı. Aynı toplantı, Trinitatis Yortusu'nun ertesi günü olan Pazartesi günü yapılmak üzere ertelenmiş olup, akabinde sonbahara atıldı ve Nümberg'de yapılması kararlaştırıldı. Nürnberg'teki toplantıya, imparatorun fazla ihtiyatlı politikasına, küstah ve çirkin sayılan sözlerle itiraz eden Macar elçileri de katıldı. Ama Temmuz/Ağustos 1480 tarihlerinde Boşnaklar tekrar geldi. Leoben'e kadar ilerlediler ve Rakolsburg ile Graz'a kadar Istirya ve Macar sınır boylarına zarar verdiler. Sultan Mehmed, bu bölgelerin de hükümdarı gibi hareket etmeye başladı ve Görtz Kontu'ndan, doğuştan Sırp Prensesi ve Osmanlıların akrabası olan Cilly Kontesi Katerina'ya ait olan Belgrad Kalesi için vaat edilen satış bedelini derhal ödemesini talep etti. 1481 yılında Viyana'da yapılan meclis toplantısında (Eylül) verilmesi kararlaştırılan askerî birlikler ise hiçbir zaman bir araya gelemedi .

Sultan Mehmed, tüm dikkatini sadece Anadolu'ya vermişti. Doğuda, Dulkadiroğullarının veliahtları arasında, tıpkı daha önce Karamanoğullarında olduğu gibi, taht mücadeleleri baş göstermişti. Şahbudak, Mısır'a kaçmak zorunda kalırken, kardeşi Melik Arslan Maraş'ta yapılan muharebe sırasında hayatını kaybetti. Sultan Mehmed, uzaktaki bu Türkmen beyliğinin başına kardeşlerden Şehsuvar'ı getirdi.

Şahbudak, Mısır'dan geri dönmek için çaba gösterdi ve lehine aracılık yapmak üzere Osmanlı Sultanina Mısır Memlûk Sultaninin elçileri geldi. Şehsuvar kendi taraftarlarının ihanetine uğradı ve Mısır'a gidince, asılarak idam edildi. Sultan Mehmed ise Şahbudak'a karşı savaşmak üzere Alaüddevle'yi destekledi ve ülkeyi onun emrine verdi. Ama Alaüddevle ile kısa bir süre sonra anlaşmazlıklar çıktı .

Sultan Mehmed ve Mısır Memlüklü Sultanı arasındaki anlaşmazlıkların bir diğer sebebi, her yıl kutsal topraklara, hacca giden hacılardı. Osmanlı Sultanı, hacılara kolaylık sağlamak isterken, Mısır Memlüklü Sultanı bunu kendi şahsına yapılmış bir hakaret olarak değerlendirdi, zira Osmanlıların müdahalesi, sanki yönetimini ve etkilerini sorguluyormuş gibi görünüyordu. Ayrıca Arapların elinde bulunan Tarsus ve Adana için de bir müddetten beri mücadeleler veriliyordu .

Sultan Mehmed, bu belirsizlikleri Osmanlı topraklarına ilhakla ortadan kaldırmak ve belki de zayıf Memlüklü Sultanı Kayıtbay'ın elinden Suriye'yi almak üzere, 1481 yılının Nisan ayında yola çıktı.

1464 yılından beri, Sultan Mehmed o kadar zayıf düşmüştü ki, ata binmek bile kendisine büyük acılar veriyordu. Ayrıca savaşlardan kaynaklanan yorgunluklardan dolayı nikris hastalığına yakalanmıştı. 1465 yılında dinlenip, hiçbir sefere bizzat çıkmamasının sebebi de buydu. 1466 yılında, öldüğü dedikodusu yayıldı, ancak bunun sultanın bir savaş hilesi olabileceği de iddia edildi. 1468 yılında yine hasta olduğu söylenmişti ve 1475 yılında nikris hastalığı o kadar acı vermeye başlamıştı ki, Boğdan'a yapılacak seferi yarıda kesmek zorunda kalmıştı . Mısır seferi sırasında yeni ve güçlü bir krizle karşılaşınca 3 Mayıs 1481 tarihinde Anadolu topraklarında Tekfur Çayırı (Hünkâr Çayırı)'nda hayata veda etti.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir