Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Belgrad Kuşatması ve Tuna Boylarındaki Savaşları

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Belgrad Kuşatması ve Tuna Boylarındaki Savaşları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 02:06

BELGRAD KUŞATMASI VE TUNA BOYLARINDAKİ SAVAŞLARI

1455 yılının sonbahannda yeni papa, Türklere karşı yapılacak büyük sefer için gerekli tüm tedbirleri almıştı. Kasım ayında Papa vekili olarak San Angelo Kardinali, imparatorun yanına gelmiş, çekingen ve dikkatli İmparator III. Frederik'e Haçlı Seferi'nin başına geçme teklifinde bulunmuştu. Amacına ulaştığı için kendi kendini övüyordu. Varna Savaşında ölen selefi Giuliano Cesarini'nin şanını yakalamak isteyen bu hırslı ruhban reisi bununla yetinmeyip, bütün Alman prenslerine de yazılar gönderdi ve Osmanlı Sultaninin Bosna üzerinden Almanya'ya yapacağı bir saldırının tehlikelerini hatırlatarak, "Alman milletinin şerefinin" söz konusu olduğunu vurguladı . Neustadt'tan yola çıkarak, henüz Macaristan'a geri dönmemiş genç Macar Kralı'nın yanına gitti ve yine Haçlı Seferinin önemli faktörlerinin sözlerine kandı, zira Macarların hazırlıkları, ancak papanın verdiği bilgilere göre daha 1 Nisan'dan önce yola çıkacağı ve "Papa vekili, Genel kaptan ve amiral" olarak daha Ocak ayında Patrik Akileilalı Ludwig'in tayin edildiği söylenen güçlü bir donanma kadar ciddi idi.

Yortu Bayramindan önce Alman elektörleri gerçekten de aralarında bir toplantı yaptılar. Haçlı Seferi'ne karşı tutumları ise papanın temsilcisi olarak Norveç Başpiskoposu tarafından ruhban sınıfının gelirlerinin yüzde onu tutarında vergi toplanması teklifine ve Türkler üzerine yapılacak sefer için bağış toplamak amacıyla kurulan bağış sandıklarına karşı yapılan itirazlar beliriyordu. İmparator tarafından güya prensliklere ve şehirlere gönderilen uyarılar da bir işe yaramıyordu. Kutsal savaş fikri daha başlamadan sona ermişti.

Macaristan'da Hunyadi 1455 yılı boyunca kralın etrafındaki adamların, özellikle de intikam düşkünü Cilly Kontu'nun rekabetiyle uğraşmak zorunda kalmıştı. Gerçi Cilly Kontu'nun babası Frederik daha o yıl ölmüştü, ama öyle görünüyordu ki, nefretinin tamamını oğlu Ulrich'e miras bırakmıştı. Hunyadi'yi öldürmek içirn birçok plan yapıldı. Bu yüzden Macaristan'ın en iyi adamı olan Hunyadi yaz aylarında bütün rütbelerini terk etti ve Erdel'de Bistriz Kontu unvanı ile yetindi. Ayrıca rakipleri ile resmen barıştı ve evlilik yoluyla ailelerin birleşimi için onayını verdi - ancak gelin adayının ölmesi ile bu akrabalık bağı kurulamadı. Sefaya düşkünlerle çevrili bir çocuğun beceriksizce yönetmeye çalıştığı devletin siyaseti, artık bir zamanlar Hunyadi'nin temsil ettiği politika değildi.

Bu yüzden 1456 yılı için toplanan mecliste Hunyadi'nin ruhu yoktu. Aksine Macar Kralı sadece kendi zevklerini düşünüyordu. Toplanan ruhban reisleri ve asilzadeler, Haçlı Seferi yapılması hâlinde bildik vaatlerini tekrarlamak ve her çiftlikten devletin savunması için birer gulden alınmasına dair vaatte bulunmakla yetindiler. Eğlenceler, avlar ve ziyafetler ise II. Mehmed Tuna boylarına varıp, onları bu tembellikten kurtarana kadar devam etti.

Aziz Georg gününde (23 Nisan), sultanın bizzat yöneteceği yeni bir sefere çıkmak üzere Osmanlı ordusunun tüm birlikleri Edirne'de toplandı. Bu seferin Macaristan üzerine yapılacağı biliniyordu. Daha kış aylarında Rumeli Beylerbeyi'nin komutası altında Eflak üzerine bir akın yapılmıştı. Hunyadi, 1455 yılında Eflak Prensi Vladislav'la ilişkilerini düzeltti; Kasım ayında ise muhtemelen Tuna boylarındaki sınırları savunma durumuna geçirmek için Eflak'a geldi . Macaristan'ın Balkan Yarımadası'ndaki sadık gözcüleri Ragusalılar daha Mart ayında beklenen saldırıyı bildirmişlerdi; tıpkı 1453 yılında olduğu gibi toplar önden gönderilmişti ve Üsküp'te bekliyorlardı. Nisan ayında Ragusa'ya gelen Venedik balyosu Marcello, Türklerin Tuna boylarında uzun zamandan beri gözlerine kestirdikleri kalelere saldıracaklarından kesinlikle emindi .

Mevcut şartlar altında Hunyadi, tehdit altındaki Macar Devleti'ni korumak için hiçbir şey yapamazdı. Osmanlılara karşı sırtını sağlama almak için yapabileceği tek bir şey vardı; o da Boğdan'da kendisine ait olduğunu iddia ettiği diğer timarları da geri isteyen ve bahar aylarında Fogaras Kalesi'ne saldırmış olan zayıf ve güven vermeyen Eflak Prensi Vladislav'ın yerine Eflak'a başka bir prens göndermekti. Babası gibi adı Vlad olan Drakul'un oğlu o dönemde Boğdan'da idi. Macaristan hükümeti, prensi ile anne tarafından akraba olduğu Vlad'ı Boğdan'dan taht varisi olarak geri çağırmıştı ve ona koruma sağlıyordu. Hunyadi'nin desteği sayesinde Vlad, 1456 yılının Nisan veya Mayıs aylarında Eflak'taki mirasına sahip çıkmak üzere ülkeye girdi ve belki de o dönemlerde Vlad'ın emri ile öldürülen Vladislav'dan - mezarı, başkenti Tırgovişte yakınlarındaki Dealu Manastırindadır - uzun yıllar süren hükümdarlığını elinden aldı.

Sultan Mehmed, Sofya'ya giden olağan ordu yolunu takip ederek, Alman ustalar tarafından o dönem için oldukça iyi tahkim edilmiş10, Tuna Nehri ile Sava Nehri arasında, batı yönündeki tek açık yeri yüksek bir sur, derin bir hendek ve çift surlarla çevrili kalesi ile her türlü saldırıya karşı oldukça iyi korunan Belgrad'a yöneldi. Üsküp ve Alacahisar'dan getirtilen toplar hiç vakit kaybetmeden yerlerine yerleştirildi. Hristiyanların dehşetle anlattıkları bu toplardan 12 tanesinin "uzunluğu 31 kanş, genişlikleri ise 7 karıştı" ve birkaç gün sonra Belgrad surlan harabeye döndü. Hunyadi'nin zaferden emin olduğu ünlü mektubunda ifade ettiği gibi, artık açıkta idi. Hendeklerin büyük bir kısmı, tıpkı 28 Mayıs'ta İstanbul'da olduğu gibi, büyük miktarlarda taş, toprakla doldurulmuştu. Belgrad'daki Macarlara, İstanbul'un son Rum savunucularının kaderini yaşatmayı planlayan II. Mehmed, Azize Margarete'nin günü olan ve 21 Temmuz'u 22 Temmuz'a bağlayan gece saldırı emrini verdi.

Kalede, sadece az sayıda Alman ve Macar bulunuyordu, zira Macaristan'ın her yerine yardım için yazılar gönderen Hunyadi, Tuna Nehri'nin diğer kıyısında Petervaradin'de karargâh kurmuştu ve yanında sadece 3 bin piyade ve 100 tüfekli asker bulunuyordu. Bu küçük orduda ayrıca 300 kadar da Leh vardı. Devlet büyüklerinden Belgrad'da veya çevresinde sadece Hunyadi'nin eniştesi Mihail Szilagyi, Uylaklı Nikolas, Kanijeli Ladislas, Sebastian Rozgony ve birkaç kişi daha vardı. Macaristan, en önemli menfaatleri hiç bu kadar hafife almamış ve şerefini hiç bu kadar utanacak derecede unutmamıştı. Macar Kralı'nın 1 Ağustos olarak belirlenen seferi tabii ki yapılmadı .

Belgrad'ın yine de hiçbir Hristiyan şehrinde görülmediği kadar savunucuları olacaktı. Ayın ilk gününde beş küçük nakliye gemisi ile bu savunucuların bir kısmı gelmiş ve Hristiyan ilahiler altında Türkler tarafından henüz kuşatılmamış şehre girmişti. Ayın 14'üncü günü, Sultan Mehmed'in topları tahribatlarına başladıklarında, Belgrad önlerinde binlerce kişiyi taşıyan 200 gemi belirdi. Bunlar, özelikle Macaristan'dan olmak üzere, Almanya'dan, Bohemya'dan, mu'tezil Erdel'den, hatta İtalya'dan gelen sıradan insanlardı: Zanaatkârlar, keşişler, rahipler ve bunlara benzer diğer askerler, yani "şehirlerden, köylerden ve pazar yerlerinden basit halk". Bunların hepsi, Abruz kökenli, yetmiş yaşındaki keşiş Giovanni di Capistrano'nun ateşli ve oldukça dokunaklı ve tamamen halk dilindeki konuşmaları sayesinde kazanılmıştı. Bu tuhaf fanatik keşiş, İspanya'yı, Fransa'yı, Alman İmparatorluğu'nu, Lehistan'ı ve - 1455 yılından itibaren - Macaristan'ı gezmiş ve halkın önünde olduğu gibi, yüksek makamlı ruhban reisleri ve prensler, hatta Neustadt Meclisi'nde bizzat imparatorun huzurunda Hristiyanların manevi görevlerinden, tehdit altında bulunan inançlı Doğu'dan ve Yahudilere, Hussitlere, mu'tezillere (şizmatiklere) ve Türklere karşı şart olan Haçlı Seferi'nden bahsetmiş, bir çoğunu her yerde yeni evler kurulan mensup olduğu Fransisken Tarikatı'na katılmaya ikna etmişti. Papa, San Angelo Kardinali aracılığıyla ona haçı teslim etmiş ve savaş sırasında mucizeler yaratacak Saint Bernardino resimli bayrağı göndermişti. O, kutsal bir havari gibi görülüyordu ve Belgrad'da kısa süre içinde en çok saygı gören adam hâline gelecekti.

15 Temmuz'da Capistrano ve kendisinden yaşça çok daha küçük olan Hunyadi, kaleye girdiler. Tuna Nehri üzerindeki az sayıda büyük Türk gemileri, nehirde çok uzun süre kalamadıkları için bağlantı yolları henüz kesilmemişti. Buna rağmen, kaleye girmek için geceyi beklediler. Bu arada nehirde bulunan büyük gemiler defalarca 200 küçük Hristiyan gemisinin saldırısına uğramış ve oldukça büyük zarar görmüştü. Üç kadırga batmış ve dört kadırga Zemun (Zemlin/Semlin) surları altında yapılan savaş sırasında zapt edilmişti. Her iki nehir, Hristiyanların erzak ve asker tedariki için tamamen açıktı ve Macar gemileri iç kalenin topları altında güvenli bir barınak bulmuşlardı.

Türklerin hücumu, şafak sökmeden birkaç saat önce başladı ve sabah saatlerine kadar sürdü. Toplam 600 kadar yeniçeri, üç kez şehre girmeyi başardı, ama her seferinde kaleden şehre inen Hunyadi tarafından geri püskürtüldüler. Coşkulu bir ruh hâli içinde hayatlarını ortaya koymaktan çekinmeyen "Haçlılar", "saf insanlar" direnişe ve takibe oldukça büyük hizmetler verdiler. Türkler üçüncü kez geri çekilmek zorunda kaldıklarında,

Hristiyanlar tarafından topların bulunduğu yere kadar takip edildiler. Genelde çok dayanıklı olan mükemmel eğitimli askerler, bu sefer öfkeden gözü dönmüş bu kitleye direnemedi; suya ve hendeklere atılarak, tahrip edilen toplarının yanında öldüler. Ancak, ortalarında sultanın hareketsiz bir şekilde beklediği yeniçeri saflarının önüne geldiklerinde tabii ki geri çekilmek zorunda kaldılar ve ganimet hırsına kapılarak, yağmaya çıktılar. Osmanlılar, bu sayede rahatça geri çekilmek için hazırlık yaptılar. Ertesi sabah, toplanan karargâhın yerinde sadece birkaç kalıntı görüldü. Ölüleri, İslâm geleneklerine göre gömmüşler, ağır yaralıları ise kağnılarla yanlarında götürmüşlerdi. Geri çekilenler arasında artık Karaca Bey yoktu: O, kendisine isabet eden bir taş gülle ile ezilmişti. Efendisini korumak için kendi bedenini siper eden Yeniçeri Ağası Hasan Ağa da artık hayatta değildi. Sultan Mehmed ise bir okla bacağından yaralanmıştı.

Bu başarı nasıl büyük bir mucize ise Osmanlıları takip etmek o kadar büyük bir imkânsızlık olacaktı. Savaşı kazananların, isterlerse artık Türk Devleti'nin tamamını kolayca alabileceklerine dair söyledikleri fazla ciddiye alınmadı.

Bu duygu selleri hakkında bir Alman:

"Macarların geleneklerini ve böbürlenmelerini bilirsin", diye yazmaktaydı . Petervaradin, Futtak ve birçok başka şehirde, Tuna boylarında, daha yukarıda Budin'de ve Viyana'da nihayet toplanmış olan imparatorluk birlikleri ve yağmacılar, gelmesi mümkün olmadığı için hiçbir zaman gelmeyecek olan emri beklediler, zira Haçlı Seferi fikrine son darbeyi vuran tam bir anarşi hüküm sürmekteydi. Ana sorumluluğu taşıyan Capistrano ve komutan olarak kabul edilen Hunyadi için herşey kötüye döndü, ancak her ikisi de ölümle bu durumdan kurtuldular. Macar Devleti'nin büyük komutanı 11 Ağustos'ta sağlıksız karargâhında 1455 yılından beri kol gezen vebaya yenik düştü ve Ekim ayının sonunda Napolili Papaz Capistrano da Uylak Şehri'nde hayata gözlerini yumdu. Onlarla birlikte Haçlı Seferi'nin şövalyelik ve kutsal ruhu ebediyyen kayboldu.

Üstlerinde haç işaretini taşıyan savaşçılar yanlarında getirdikleri erzakları kısa bir süre sonra tüketmiş ve ülke için dayanılmaz bir bela hâline gelmişlerdi. Köylüler, onları yok etmek üzere sonunda ayaklanmışlardı.

Ancak kış aylarına doğru bahtsız savaşçılardan birkaçı, üzüntü dolu tecrübeler edinerek geri dönmüşlerdi:

Günahlarından arınmışlar, ama güvenlerini, cesaretlerini ve fedakârlık ruhunu kaybetmişlerdi. "Mağlup" sultan ise rahatça İstanbul'a geri dönmüştü ve organize olmuş gerçek bir gücün temsilcisi olarak her an hayalperestlerin çaresizlik içindeki dirençleri sebebiyle şimdilik başarılı olmayan denemeyi tekrarlayacak güçte idi .

II. Mehmed, 1454-1455 yılları arasında fethedilen yerlerde Ali Paşa'yı sancakbeyi olarak bırakmıştı. O dönemlerde Despot Georg'un üzerine yürümek için bir sebebi yoktu, zira tecrübeli bu yaşlı adam, Haçlı Sefer? fikrini desteklemiyordu ve 1455 yılında yapılan barış antlaşması ile eski topraklarının en azından bir kısmını tekrar geri almış olmaktan memnundu. Belgrad kuşatması ve akabinde cereyan eden hadiseler sırasında kendini henüz kuşatmaya maruz kalmamış Semendire'ye kapatmış ve hiçbir uyarının kendisini bekleme konumundan çıkartmasına izin vermemişti. Hunyadi'nin ölümünden sonra, Semendire'ye gelen Macar Kralinın huzuruna 1.500 süvari ile birlikte çıktı . Hatta daha sonra, Sırp Despotu ile Hunyadi'nin, davasını artık oğulları Ladislas ve Matyas'tan bile daha ateşli bir biçimde yürüten eniştesi Mihail Szilagyi arasında saldırılara kadar giden düşmanlıklar çıktı. Szilagyi, Belgrad'da Cilly Kontu'nu öldürttü ve kale ile şehri, ailesinin özel mülkü ilan etti. Sırpların bir saldırısı sırasında Mihail'in kardeşi öldürüldü, o da bunun karşılığında intikamını aldı. Sırp Despotu Georg, sağ elinin iki parmağını kaybettiği büyük bir direnişten sonra Kupinik köyünde esir alındı. Büyük miktarda para ve Macaristan'daki yerlerinden feragat ederek özgürlüğünü satın almak zorunda kaldı, ancak anlatılanlara göre Sırp haydudar, despotun parasını tekrar Szilagyi'nin bu iş için görevlendirdiği memurlarının elinden alıp, kendisine getirmişlerdi. Belgrad Kalesi'nden ayrıldığında hâlâ Türklerin gizli dostu idi, daha doğrusu mümkün olan tek fırsatı kendi menfaati için çok iyi değerlendiriyordu. Ama son hadiseler ve buna bağlı yorgunluklar artık çok yaşlanmış bu adamı mezarın eşiğine getirmişti. 24 Aralık 1456 tarihinde, muhtemelen Semendire'de, hayata gözlerini yumdu.

Ardında, sadece Kantakuzen İrene'den olan üç oğul bırakmıştı. Bunların içinde sadece en genç oğlu Lazar yönetimi devralacak nitelikleri taşıyordu. Daha büyük olan diğer iki oğlu Gregor ve Stefan kördü. Gerek Belgrad'daki Macarlar, gerekse Alacahisar ve Güney Sırbistan'da bulunan Türklerden çok çekmiş olan Sırp Despoduğu'ndaki hükümdarlığa bir taraftan dul eşi İrene ve kardeşi Thomas ile diğer taraftan herşeye rağmen "dindar" bir kadın olan Osmanlıların dul gelini Mara göz dikmişlerdi. Birkaç ay sonra - 1457 yılının Mayıs ayında - Osmanlı Sultanı, henüz Mora akınına çıkmadan önce Mara, rivayetlere göre Lazar tarafından zehirlenerek, Rudnik'te aniden öldü. Stefan, önce özgür Sırbistan'daki gücü tamamen eline geçirmiş olan en küçük kardeşi Lazar'ın yanında kaldı; daha sonra Macaristan'a, oradan da 1460 yılında Amavutluk'a kaçtı . Gregor, Mara ve Thomas Kantakuzenos ise sultanın huzuruna geldiler ve genç olduğu kadar hırslı da olan Lazar'la ilgili şikâyetlerini sundular.

Belgrad'ın kurtuluşu ile ilgili haberler, Hunyadi'nin gurur dolu kısa mektubu ve Capistrano ile İtalyan yandaşlarının coşkun anlatımları sayesinde kısa bir süre içinde tüm Avrupa'ya yayıldı. İmparator III. Frederik, Neustadt'ta bir ayin düzenletti. Venedik'te ve buna ait topraklarda yaşayan Venedikliler de aynısını yaptılar.

Hatta Papa III. Kalixtus, sevincini göstermek için yeni bir kutsal gün ilan etti . Bir an için Papa tarafından bir araya getirilen kadırgaların İstanbul'u geri kazandığına inanıldı, ama bu sadece Roma tarafından yayılan bir dedikodu idi . Bütün Hristiyan dünyasını kutsal savaşa çağırmak üzere yeni çağrılar gönderildi; her Hristiyan yerleşim merkezinde günde bir kez çanlar çaldırılacak ve Türklerin Avrupa'dan kovulması için inançlı insanların duaları ile birlikte gökyüzüne yayılacaktı .

Ama sadece Papa görevini yerine getiriyordu ve baharda kadırgalarının yelken açmasını sağlamak için hazırlıklar yapıyordu. İmparator ise sonbahar için yapılması planlanan ve gerçekte muhaliflerinin kendisine karşı yapmaya çalıştıkları meclis toplantısının ortadan kalktığı için memnundu. Macaristan'da ise daha önce belirttiğimiz gibi, Hunyadi'nin en büyük oğlu Ladislas, en büyük düşmanı Cilly Kontu Ulrich'i Kasım ayında Belgrad'da öldürtmüştü. Macar Kralı, katili ölümle cezalandırdı ve 1457 yılının Mart ayında Budin'de idam ettirdi. Zayıf karakterli Kral Ladislas, Hunyadi'nin büyük mirasını devralabilecek yetenekte bir adam değildi.

Şartlar müsait olmasına rağmen, II. Mehmed 1457 yılı için yeni bir sefer planlamamıştı. Bu hareketsizliğin sebebi, Belgrad kuşatmasında yaşanan büyük kayıplar değil, aksine Temmuz ayında aldığı yara ve özellikle oğulları Bâyezid ve Mustafa'nın sünnet düğünleri için yapılan hazırlıklardı.

Avrupa Kıtasinda sadece 1455 yılında, kendini "Aragon Kralı'mn Genel Komutanı" olarak adlandıran ve Venedik'e ait Draç ile Kimara üzerinden sürekli olarak asker, silah ve erzak temin edilen iskender Bey'e karşı başlatılan savaş devam ediyordu. Yönetimi, önce Isa Bey'in oğlu, yani Evrenos Bey'in torunu aldı ve Berat'a saldıran Arnavutları yendi (Temmuz). Kendini "Türk Sultaninin Genel Komutanı" olarak tanıtan Sebalia komutasındaki başka bir Türk birliği, İskender Bey'in elinden birkaç kaleyi almasına rağmen, aynı başarıyı kaydedemedi (1456-1457). İskender B ey'in daha zayıf olan komşuları ve akrabaları, kurnazca İskender Bey'e karşı ayaklandırıldı. Venedik, İskender Bey'in karşısına "İşkodra'dan Draç'a kadar tüm Amavutluk'un komutanı" olarak tanıtılan yaşlı Arianites'i çıkardı (1456). Arnavutluk'un özgür ruhunun en iyi temsilcisi olan İskender Bey, yine de amcası Musa'nın toprakları olan Debre (Dibra)'yi ve Zenevisilerle, son Arnavut hanedanı Balşaların topraklarını almayı başardı. Sahil kenarındaki Rotezo'da, eski Mat'ta ve Tomornitsa'da sadık adamları hüküm sürüyordu ve büyük Tomor Sıradağlan'mn hem bu tarafında, hem diğer tarafında bulunan Arnavut reisleri onun hükümdarlığını tanımıştı . Belgrad seferinin yapıldığı yıl, Alacahisar'ın eski komutanı Firuzoğlu ve Arnavutluk sancakbeyliğine getirilen Mihaloğlu Ali komutasındaki bir Osmanlı birliğinin, Akçahisar ve Svetigrad civarındaki dağlarda ve sahilde, Biograd yakınlarında, ülke insanları tarafından sevilen ve sadakatle desteklenen bu cesur kahramanla savaştığı söylendi .

Antik örneklere göre bir destan yazmak isteyen Güney İtalyan Barletti tarafından daha sonra toplanan efsanelerde Türk hükümdarlığı altındaki Arnavutluk'ta çarpışan beylerden bahsedilir, ama gösterilen çabaların sonucu yoktur. Sonuçta, sadece İskender Bey'in henüz İtalya'ya kaçmasını gerektirecek bir şey olmamıştı. 1457 yılının Nisan ayında Napoli Kralı Alfonso, Akçahisar Piskoposu ve barış içinde yaşayan ülke insanları nezdinde Sırp ve Rum hükümdarlar tarafından kendilerine tanınan eski mülkiyet ve ticaret imtiyazlarını onayladı.

Türkler, nihayet vadilerden çoğunu işgal etmeyi başardılar. İskender Bey daha 1457 yılında İsa Bey ve Hamza Bey tarafından Leş'e kadar geri püskürtüldü, ancak papanın gönderdiği paralar ve birlikler ve Aragonlu Napoli Kralı'mn desteği ile Osmanlılara Tomornitsa'da büyük bir mağlubiyet yaşattı: Devşirme Hamza Bey (Zenevisi), savaş esiri olarak Napoli'ye götürüldü; İskender Bey ise ödül olarak bu bölgelerde "Genel Komutan" mertebesine yükseltildi. Zenevisi, zaman zaman Venedik'e ait Dagno ve Satti şehirlerini de işgal eden Dukakinler, Arta'nın eski despotu Carlo Musachi Thopia ve III. Leonardo Tocco, Sinan Bey, Yunus Paşa ve Karaca Bey'le yaptığı savaşlarda yanında yer aldılar (1458-1459). Arnavut boylan ilk kez İskender Bey'in zafer işareti altında birlik içinde hareket ettiler. Diğer taraftan, Belgrad üzerine yapılacak yeni ve daha güçlü bir saldırı beklenmemesine rağmen, Hasanoğlu İsa'nın komutasında Tuna boylarında birkaç birlik belirdi, ancak çok fazla başarı elde edemedi.

Bosna uçbeyi İsa Bey'in Bosna Kralı Stefan ile anlaşarak Ragusa'yı kuşatmak için hazırlıklar yaptığı dedikodusunun doğru olmadığı anlaşıldı43. Bu yıl içerisinde Osmanlı topraklarına yeni bölgeler katılmadı.

Aynı dönemde Osmanlılar denizlerde büyük zarar gördüler ve Hristiyanların savunmasını hareketsiz izlemek zorunda kaldılar. Papanın kadırgalan sonbaharda hazırlanmış ve açık denizlerde görülmüştü. Bazı prenslerin kendi bölgelerinin yüzde onluk katkı paylarını kendi zimmetlerine geçirmekten çekinmemelerine rağmen sadece Dalmaçya'da Haçlı Seferi amacıyla toplanan 4 bin altın değerindeki onda bir vergileriyle papa, Patrik Lui (Ludwig)'yi amirali olarak gerçek bir savaş misyonu ile görevlendirmeyi başardı. Patrik Lui, 11 kadırga ve toplam 32 gemi ile Rodos'a geçti. Hristiyan filosu buradan Limni'ye doğru yelken açtı. Emrinde en fazla 100 asker bulunan Osmanlı subaşısı Murad, Hristiyanlardan kaçmak zorunda kaldı. Luis adında bir İspanyol, Limni'de komutan olarak bırakıldı. Haçlılar, birkaç gün sonra Taşoz Adası önlerinde belirdiler ve adayı zorla aldılar. Kritovulos, Patrik Lui tarafından görevlendirilen bir memura Gökçeada'yı teslim etti. Batı'nın intikamını almak için yola çıkan gemiler, Kutsal papanın bayrağı altında ayrıca Semadirek, Sakız Adası ve Midilli önlerine geldiler. Ancak Lui tekrar Rodos'a döndükten sonra Kapudan Paşa İsmail Bey, iki yıllık vergisini ödemiş olmasına rağmen, Midilli hükümdarına saldırdı ve başarısız bir şekilde Midilli Kalesi'ni kuşatmaya aldı. Yenilmez kabul edilen Osmanlı silahlarının uğradıkları itibar kaybı için bu çok zayıf bir teselli idi.

Yine de kayıp kabul edilen bu yıl, Osmanlıların genişlemesi için oldukça önemli iki haberle tamamlandı. 20 Kasım'da, Fransız Kralı'nın kızı ile evlilik hazırlıkları yapan genç Macar Kralı öldü; ve yine Kasım ayında Sırp Despotu Georg Brankoviç'in büyük oğlu Gregor'un - O, Osmanlı Padişahı II. Murad tarafından gözlerine mil çekilen bahtsızlardan biri idi - kız kardeşi ve Osmanlıların dul gelini Mara'nın elçileri, 1456 yılında ölen despotun mirası konusunda pazarlıklar yapmak üzere Divân-ı Hümâyûn'a geldiler. Bunun dışında İspanyol asıllı enerjik papa, bir sonraki yılın Ağustos ayında hayata veda etti.

Bu önemli hadiseler sayesinde Kuzey yolu Türkler için tekrar açıldı. Ancak Sultan Mehmed, Balkanlardaki Mora ve Arnavutluk meselelerinin öncelikli olduğuna karar verdi ve bu amaçla 1458 yılının bahar aylarında harekete geçti.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir