Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

II. Mehmed'in Tuna Boylarında İlk Sırp ve Macar Savaşları

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

II. Mehmed'in Tuna Boylarında İlk Sırp ve Macar Savaşları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 01:55

SULTAN MEHMED'İN TUNA BOYLARINDA SIRPLARA VE MACARİSTAN'A KARŞI İLK SAVAŞLARI
TAKIM ADALARDAKİ FETİHLERİ


Sultan Mehmed, Takımadalardaki seferlere pek fazla ilgi göstermiyor ve henüz barış içinde olduğu Venediklilere ve düşmandan saymadığı Cenevizlilere ait olan Thalassokrateia'yı düşünmüyordu. Anadolu'ya geçip, bir Osmanlı'nın elde edebileceği en büyük başarılardan birini elde ettikten sonra atalarının başkenti olan Bursa'yı ziyaret ettiğinde, komşuları, Büyük İskender'in korkulan benzeri olan Osmanlı Sultaninin da gösterdiği büyük çabalardan sonra her normal insan gibi dinlenmeye çekileceğini umuyorlardı.

Sultan Mehmed ise aksine Macaristan'ın menfaatlerini ve Balkan Yarımadası'nda Hristiyan hükümranlığının tekrar canlanmasına ilişkin beslenen umutları temsil eden ve uzun yıllar boyunca edindiği tecrübeler ve dikkatli davranışlarından dolayı özellikle çekilnilmesi gereken yaşlı ancak faal Sırp Despotu Georg Brankoviç'i yerinden etmeye, hatta gerekirse tamamen ortadan kaldırmaya kararlı idi. Bu kararını tetikleyen başka hadiseler de vardı: Sırp topraklarının tamamı babası II. Murad'ın hükümdarlığı sırasında Osmanlı Eyaleti hâline gelmiş ve sadece Hunyadi'nin başanlı müdahalesi sonucunda Georg Brankoviç topraklarının büyük bir bölümünü geri kazanabilmişti. Bu yüzden Sultan Mehmed, kendini babasının bu kayıplarını telafi etmek zorunda hissediyordu. Bu toprakların onu cezbeden en önemli yerleri, despotun teşebbüslerini finanse ettiği Novobrdo'daki zengin madenler ve Macarlara ait Belgrad'dan başlayarak, zenginliğini buna borçlu olan Brankoviç'in topraklarından geçip, Filibe üzerinden artık Osmanlılara ait olan İstanbul'a kadar uzanan, askerî ve ticarî önemi bulunan tarihi yola sahip olmaktı.

1 Ağustos 1453 tarihinde Sırp elçiler sultanın huzuruna gelmişler ve artırılan 12 bin altın tutanndaki yeni vergiyi getirmişlerdi. Elçiler çok iyi karşılanmışlardı ve İstanbul'da esir alınan birçok Hristiyan'ın, özellikle de rahiplerin ve rahibelerin özgürlüğünü satın almalarına izin verilmişti . Sırp Despotu Georg, o dönemde Adriyatik Denizi sahillerinde fetihlerle meşguldü: Bosna Kralı aracılığıyla kurulan ittifak sayesinde - nihayet babası ile barışan Stefan oğlu Vladislav muhtemelen despot Georg'un bir akrabası ile evlenmişti - kendin?0 daha da güçlü hissediyordu. Komutasındaki Sırplar, ilk önce Venediğin hizmetinde bulunan Çernoyeviç'e saldırdılar. Venedik, kurnaz Georg'un öncelikle dikkatini yönelttiği Zenta bölgesinde de ilerleme kaydediyordu. Novobrdo'nun da sahibi olan Georg için, serbestçe ve belki de Osmanlı yardımı ile Adriyatik Denizi sahillerinde genişleyebilmek için Osmanlı Sultanı'na daha yüksek bir vergi ödemek büyük bir fedakârlık gerektirmemiş olsa gerek. Aynca diplomatik yetenekleri sayesinde 1451 yılında Macaristan'la Osmanlı Devleti arasında sağlanan ve 1454-1455 yılına kadar sürecek olan üç yıllık ateşkes antlaşması sayesinde tamamen güvende olduğuna inanıyordu.

Sultan Mehmed, 1454 yılında yapılan sefere bizzat komuta ediyordu. Niyeti bu kez düşman bölgesini sadece boydan boya geçip, her yeri tahrip etmekti. Hızlı gelişen bu sefer sırasında binlerce esir alınmış ve yeni Hristiyan nüfus olarak İstanbul'a getirilmişti. Semendire'de sıkışıp kalan despot tarafından üzerine gönderilen süvariler -Hunyadi'yi ziyaret eden bir Venedikli 9 bin atlıdan bahseder- kolayca geri püskürtüldüler. II. Mehmed, Brankoviç'in birçok mal varlığının bulunduğu Sivrihisar (Ostrovitsa)'a kadar geldi ve kaleyi hiç çaba göstemıeden kolayca aldı. Yeniçerilerden ve Karaca Bey'in Rumeli sipahilerinden oluşan büyük ordu, yoluna devam etti ve birkaç gün sonra Tuna boylarında Semendire'nin yüksek ve geniş surlarının önüne geldi. Sultan Mehmed, dış surları ve şehrin korumasız kalan dış mahallelerini kolayca almayı başardı. Ama tam bir kuşatma yapmak için vakit çok geçti.

Sultan Mehmed, iddia edildiği gibi, papanın, Aragon Kralı'nın ve Burgonya'nın askerlerinden korktuğu için değil, Ekim ayında tekrar Edirne'de olabilmek için geri çekilme emrini verdi. Sırpların yıllıklarında Sultan Mehmed'in akını, ülkenin tahribi ve Sivrihisar'ın alınması ile ilgili bilgiler kayıtlı olup, ayrıca efendisi gittikten sonra Karaca Paşa'nın kendi hesabına bir sefer düzenlediği de belirtilmektedir. Osmanlı kroniklerinde ise bu hadiseler kısaca geçiliyor, zira bu seferde Osmanlı silahlarının çevresinde şan ve şöhret parlamamıştı. Asıl Sırp savaşı, daha sonra başlayacaktı .

Sultan Mehmed'in Sırplara karşı fazla sonuç getirmeyen bu seferi sırasında Hristiyanlann İtalya'da barışı sağlayıp, müttefik güçlerle bu Nabukadnezar'ı" Anadolu'ya gönderme çabaları sonuç venııemiş olmakla beraber yine devam etmişti.

1454 yılının Aziz Georg gününde (23 Nisan) Papa vekili Padova Piskoposu Castiglioneli Johann'ın uyarılarına istinaden Regensburg Şehri'nde Haçlı Seferi'nin görüşülmesi için ilk meclis toplandı. Savaşçı Hristiyan idealinin ateşli temsilcisi, topraklarının barbarlann istilasından koruma hakkının çoşkulu savunucularından ve Almanları, Macarlan, Lehleri ve Romenleri barındıran Doğu Avrupa'daki şartları iyi bilen büyük hümanist ve hitabet ustası, Kardinal Piccolomini ünvanı ile tanınan Aeneas Silvius, güzel sözlerle "kâfir köpekler" tarafından istila edilmiş Şarktaki Hristiyanlann hâlini anlattı ve tüm inananların Kutsal Papalık ve Kutsal Roma İmparatorluğu'nun bayrağı altında birleşerek Haçlı Seferi düzenlemeleri için çağrıda bulundu. Burgonya ve Bavyera Dükleri, Brandenburg Dükü Albert, Leh Kralı Kazimir'in temsilcisi olarak Gnese Piskoposu Dr. Ludko, Savoy ve Avusturya Kontiarının, Almanların ve bazı prensliklerin temsilcileri, ikna olmasalar da konuşmaları zevkle dinliyorlardı. İmparator, Fransa Kralı'nı da davet etmişti. Bu toplantıda, imparatorlukta beş yıllığına barış sağlamak ve üç yıllığına "Türkleri Avrupa'dan kovacak" büyük bir orduyu bir araya getirmek için tedbirler alındı. Gelecekte Hristiyanlık adına savaşacak askerler - yaklaşık 200 bin olacağı tahmin ediliyordu - orduya yazılmak için üç üyeden oluşan bir komisyona başvuracaklardı. Denetim, altı denetçi tarafından yapılacaktı. Nisan ayında, birliklerin Tuna boylarına doğru harekete geçmeleri emri verildi. Aynı anda İtalyan filosu Doğu Akdeniz'e doğru harekete geçecek ve Gelibolu ile Midilli üzerinden Osmanlıların gemilerini yok etmeye çalışacaklardı. İmparatora, Haçlı Seferi'ne katılmaya eğilimli olduğunu bildiren Burgonya Dükü'ne ve Savoy Dükü'ne çağrı yapılacak ve aynı zamanda "Bulgar, Arnavut, Dalmaçyalı, Hırvat ve köle veya yabancılarla oluşan" Ragusa, "Hristiyan olan Trabzon Kralı", Gürcistan Kralı ve "Türklere karşı savaşmaya hazır kâfir Karamanlı" ile ittifak kurmaya çalışılacaktı. İmparatorluktaki barış Noel ile birlikte başlayacak ve beş yıl sürecekti. Hristiyanlık davası için savaşanların ise eski Haçlı seferlerinde olduğu gibi mal varlıkları ve şahsiyetleri güvence altında olacaktı. Diğer ayrıntılar Frankfurt'ta veya Nürnberg'te yapılacak bir sonraki mecliste, Eylül ayında görüşülecekti .

İmparatordan çok, henüz reşit olmayan 15 yaşındaki Macar Kralı Ladislas'a, Haçlı Seferi için Çicerovâri belagat içinde çağrıda bulunuluyordu. Bu amaçla Küçük Ermenistan'dan henüz dönmüş olan ve beraberinde Patrik Garabed'in ve Roma ile birleşmiş Ermenilerin dört başpiskoposunun şikâyetlerini de getiren Kefe Piskoposu ve Padua Piskoposu da Budin'deki saraya geldiler14. İtalyan şairler ise Hunyadi'yi Haç'ın gelecekteki intikamcısı olarak övüyorlardı.

Ancak yaşlı kahramanın 1453 yılı içerisinde başka dertleri vardı:

Oğlu Ladislas'ı evlendirmek istiyordu ve bu amaçla Venedik'e Bizans başkenti İstanbul'un tekrar kazanılması için değil, geline takılacak ve Venedik Cumhuriyeti'nin garanti edeceği mücevherler için yazı yazmıştı. Yıl sonuna doğru başka bir amaçla 400 süvari ve piyade ile İtalya'ya gitme niyeti vardı. Francis, bu konuda 1453 yılında Hunyadi'nin İstanbul'daki muhasarayı kaldıracak bir harekâtta bulunacak olursa, Silivri olmasa bile Misivri'nin kendisine teslim edilmesi gerektiğine dair bir belge hazırlamış olduğunu belirtmektedir . Bu şart yerine getirilmedikçe tehdit altında olanlara yardım etmek istememişti .

1454 yılının Şubat ayında ise Cenevizliler, Türklerin bu en büyük düşmanının başka bir büyük planı olduğundan emindiler: Hunyadi'ye Haçlı Seferi için davetiye gönderilmişti; O ise herhangi bir kesin vaatte bulunmadan güzel sözlerle cevap vermişti. 11 Ocak'tan beri, Tuna boylarındaki bu devletin Osmanlı istilasına karşı neler yapılabileceğini görüşmek üzere Macaristan'da bir toplantı yapılıyordu. Alınan kararlarda olağanüstü tehlikeye dikkat çekilmekle beraber, toplumsal katmanlar gelecek için eski imtiyazlarından bir nebze olsun fedekârlık yapmak istemiyordu. Hâlâ Bohemya'da bulunan kralı hükümetin tüm mertebelerinde temsil eden Hunyadi, ordu komutanı tayin edilmişti. Öncelikle Kral Sigismund tarafından uygulanan sistemi göre, toplanmaları yönünde emir çıkartılan askerlerden, daha sonra süvari ve piyadelerden büyük bir ordu oluşturulacaktı. Bu emirlere riayet etmeyenler için büyük cezalar öngörülüyordu. Bu kararlar kendisine bildirilen Kral Ladislas, Mart ayında Bohemya'da Türk meselesini görüşmek için bir toplantı düzenledi ve Bohemyalılardan 6 bin piyade ve 1.200 zırhlı şövalye göndereceklerine dair söz aldı .

Tabii ki ne Almanya'da, ne de tehdit altındaki Macaristan'da ordunun toplanması için hiçbir hazırlık yapılmıyor ve Osmanlı Sultanı bu yüzden Takımadalardan, Tuna boylarına kadar askerî harekâtını rahatlıkla gerçekleştirebiliyordu. Batı'daki Hristiyanlar buna dikkat bile etmiyorlardı; aksine 20 Eylül tarihinde Frankfurt'ta toplanacak yeni meclisi düşünüyorlardı.

Ancak imparator, "meşgul olması gereken başka meseleler" olduğu için bu meclise de bizzat gelmeyecek, yerine mareşalini, Şansölye Ulrich'i ve sarayın başka yüksek rütbeli memurlarını, temsilcileri olarak gönderecekti. Kral Ladislas, Bohemya Şansölyesi'ni ve Macaristan Kral Vekili'ni göndermişti. Papa adına Aenaes Silvius ve bu meclisi tertipleyen Pavia Piskoposu gelmişlerdi. Mecliste çoğunluk Alınanlarda idi. Mecliste Regensburg'da alınan kararların yürürlüğe girmesine karar verildi ve Macar Kralı'ndan Türklerle yeniden barış imzalamaması istendi. Papa bütün İtalyan güçlerinin rızasını alarak, güçlü bir donanma kuracaktı. Aynca ilgisizliğini kırmak için Fransa Kralı'na elçiler gönderilmesine karar verildi. İmparatorlukta barış iki yıl sürecekti ve Roma-Cermen İmparatoru, Macar Kralı, bunların şansölyeleri ve prensleri Viyana-Neustadt'da yeni yılın başlarında, Mabet temizliği yortusuna doğru (2 Şubat) son hazırlıkları yapmak üzere tekrar toplanacaklardı.

Hunyadi, o güne kadar imparatorluğun barışı ihlal eden tutumuna karşı hiçbir harekette bulunmamıştı. Ancak, Frankfurt'ta toplanan meclisten sonra Firuz Bey'in Kuzey Sırbistan komutanı olan oğlu, Türklerin çok daha önceleri almış oldukları Alacahisar'da yalnız kalınca -büyük ordunun bir araya getirilmesi imkânsız göründüğünden- küçük bir süvari birliğiyle Tuna'yı geçti. Aynı zamanda Türklerle yapılan barış antlaşmasının süresi de geçmişti. Alacahisar'da Sırp Beyi yenildi ve esir alındı. Geri dönüş yolunda Hunyadi, Severin üzerinden Macaristan'a gitmek üzere Vidin yoluna saptı ve Vidin'e saldırdı, ama başarılı olamadı . Buna rağmen Hunyadi'nin bu kısa seferi bir çoğu tarafından Hristiyanlann büyük bir zaferi kabul edildi ve Ragusa, Kasım ayında bu harekâta Macar komutana "ebedî ün" sağlayacak bir sefer olarak övgüler yağdırdı .

Sırp Despotu, bu sefere katılmamıştı, zira böyle küçük kahramanlıklarla sürekli ilerlemekte olan Osmanlılara karşı uzun sürecek bir başarı elde edilemeyeceğini çok iyi biliyordu. Aynı zamanda altın sesinin de Türklerin kulaklarına iyi geldiğini bildiği için, Osmanlı Sultaninin kısa bir zaman önce geri istemeye cesaret edemediği çok değerli bir bölgeyi elinden almış olmasına rağmen, vergiyi 30 bin altına kadar yükseltmeyi teklif etti. Talebi olumlu karşılandı ve Despot Georg, sultanın asla teveccühünü tekrar kazanamasa bile tekrar Semendire'ye geri dönmesine izin verildi ve 19 Kasım'da buraya vardı. Belki de daha o zaman II. Mehmed'le barışı sağlamıştı, zira kendi elçileri ile Hunyadi'nin elçileri aynı ay içinde bu amaçla Divân-ı Hümâyûn'a gelmişlerdi. Artık bütün riski ve masrafları kendine ait olacak bir savaş sürdürmeye niyeti olmayan Hunyadi, görüşmelerin sonucunu Belgrad'da bekliyordu. Kış aylarında Macar birliklerinin buraya gelmesini emretmişti , zira sonbaharda veya kış aylarında Osmanlı Sultaninin yeni bir saldırısı bekleniyordu. Hatta Hunyadi'ye, Sultan Mehmed'in geri dönmeyip, Şehirköy (Pirot) ile Sofya arasında bir yerde bulunduğu haberi gelmişti . Ne zaman ki Tuna Nehri donarak, düşmanlar için köprü görevini göremeyecek kadar ince bir buz tabakası ile kaplandı , Hunyadi'nin işte o zaman Türklerin meydan okumanın intikamını kanlı bir biçimde alacaklarına dair endişesi kayboldu.

Hakaret ettiği ve zarar verdiği Osmanlıların, Macaristan sınırlarına saldırmayacaklarına emin olan Hunyadi, Belgrad'dan yola çıktığında Sırp Despotu Türklerle barışı imzalamıştı bile. Hunyadi ise Budin'de, tıpkı Neustadt'taki Meclis Toplantısı'nda olduğu gibi Osmanlı Sultanı üzerine yapılacak büyük sefer için tedbirlerin alındığı meclis toplantısına katıldı.

1455 yılı Şubat ayında imparatorun bizzat katıldığı ve Aragon elçileri ile Leh elçilerinin de hazır bulunduğu Neustadt'ta, Haçlı Seferi fikrinin en ateşli savunucusu yine bir konuşma yaptı ve "Latince güzel bir konuşma" ile yüksek makamlardaki beylerin "soğumaya yüz tutmuş ruhlarını" ısıtmak için en iyi hünerlerini sergiledi. Özellikle "Alman Aşil" diye adlandırdığı Brandenburg Dükü Albert'e övgüler yağdırdı. Aragon ve Burgonya elçilerinin huzurunda tek başına Türklere karşı büyük bir sefer düzenleyecek güçte olan Roma-Cermen İmparatorluğu'na dikkat çekti ve Macar Kralı'nın topraklarından 40 bin asker getirebileceğini söylediği Hunyadi'nin, kutsal davayı cesaretle yürütmek için Batı'dan da en az o kadar asker istediğini bildirdi. İmparatorun elçisi Ulrich Riederer de aynı şekilde Almanca bir konuşma yaptı. Yığınla teklif yağdı. Bu tekliflerden dolayı Roma-Cermen İmparatoru, Alman prensleri ile çelişkiye düştü. Çıkan anlaşmazlıklar sonucu Alman elektörlerin elçileri Trier Başpiskoposu ile birlikte, "Roma-Cermen İmparatoru'nun karşı çıkmasına rağmen", Macar Kralina danışmak üzere Viyana'ya gittiler. İmparatorluğa bağlı 72 şehirden sadece 30'unun temsilcileri burada idi, zira muhalefetin sözcüsü olan Trier Elektörü'nün dediği gibi: "İtaat çok azdı". Aynı zamanda "imparatorluk dahilinde ayrımcılık olduğu ve banş sağlanamadığı" için "imparatorluğun tekliflerine riayet etmeyeceğine" dair endişeler ortaya atılıyordu. İmparator'a defalarca barışı tekrar sağlamak amacıyla gelmesi için çağrı yapıldı, ama boşuna. Macar elçiler, savaşa devam etmeyi, 20 bin savaşçıyı silahlandırmayı ve Hristiyan ordusuna erzak sağlamayı teklif etseler bile hiçbir sonuç alamadılar. Neticede yine eski projeye dönüldü .

Budin'deki Macaristan Meclisi ise 23 Şubat 1455 tarihinde Türklere karşı savaşı onayladı. Vaizler tarikatından Burgonya elçisi Peder Nikolas, efendisinin savaşa hazır olduğunu belirtmek için Hunyadi'nin huzuruna gelmişti. Aragon Kralı'nın bir filo kuracağına emindi.

Ancak bu arada 24 Mart'ta Papa Nikolas öldü. Ölüm haberi geldikten sonra İmparator III. Frederik, Neustadt'taki siyasî rakiplerinin karşısına çıkmak istemedi ve onlara papanın ölümü ve Eflak filosunun belirsizliği sebebiyle planların 1456 yılının bahar aylarına ertelendiği cevabını verdi. İmparatorun aldığı bu karar hakkında birçok şey söyleseler de Şubat ayında hiçbir sonuç alınamayan meclisin üyeleri Nisan ayının sonunda temelde memnun bir biçimde dağıldılar.

Papa V. Nikolas'ın İspanyol kökenli, ünlü bir âlim ve tanınmış bir Türk düşmanı olan halefi III. Kalixtus'un, 8 Nisan'da bu makama getirildiği gibi, İstanbul'u Hristiyanlara geri verene kadar huzur bulamayacağını beyan etmesi ve 14 Nisan'da Macar Kralı'na Türkleri Avrupa'dan çıkartma niyetini bildirmesine rağmen , Roma-Cermen İmparatoru'nun herşeyi ertelemesiyle 1455 yılı için bütün hazırlıklar engellenmişti. İmparator ise bu sayede Haçlı Seferi'ne bizzat katılma sözünü yerine getirmek zorunda kalmadı ve 23 Nisan tarihinde Macar Kralı'nın elçisi Aeneas Silvius aracılığıyla savaşın ancak 1456 yılının Mayıs ayında, ayrıca kararlaştırılacak bir komutanın yönetimi altında başlatılabileceğini ve Alman prenslerini ikna etmek için onlarla bizzat görüşeceğini bildirdi .

Batı'dakiler, Haçlı Seferi'nden vazgeçtikleri sırada Sultan Mehmed, yapılan barış antlaşmasına ve gösterdiği lütufkârlığa rağmen, ikinci Sırbistan seferine başlamıştı, zira Macaristan'daki hazırlıklar sebebiyle vaatlerini ve buna bağlı tüm yükümlülükleri geçersiz kabul ediyordu.

1455 yılının bahar aylarında her zamanki 50 bin Anadolu ve Rumeli sipahisi Karaca Bey ve Anadolu Beylerbeyi'nin komutası altında, II. Mehmed'in yeniçerileri ile birlikte hazır bulunduğu Edirne'de toplandı. Ordu, Osmanlıların geleneksel hareket zamanı olan Hristiyanların Aziz Georg gününde (23 Nisan) harekete geçti ve yedi gün sonra Tunca Nehri'ni çevreleyen dağların altında "Konstantin'in topraklarına" vardı. Köstendil'e gelindikten sonra kuzeyde Sofya yolu yerine Kratova'ya giden güneybatı yoluna saptılar ve Osmanlı Devleti'nin genişlemesi için son zamanlarda oldukça iyi çalışmış olan ve seferleri sırasında, Kral ve Voyvoda arasındaki anlaşmazlıklardan dolayı zarar gören bölgelerden birçok Hristiyan'ı - 11 bin kişiden bahsedilmekte idi - köleliğe sürükleyen Bosna Voyvoda'sını beklediler.

Burada geçirilen birkaç gün içinde Sırp uç komutanlarından bazılarının öncü akıncılara saldırmaya cüret ettikleri anlatıldı. Yeniçerilerden bir tanık, Sırpların - özellikle Sitnitsa'dan gelenler oldukça kalabalıktı -gerçek bir zafer yaşadıklarını ve sadece sultanın bizzat olaya el koyması ile "Trepanya sularına" doğru geri çekildiklerini anlatır.

Nihayet İshak Bey'in oğlu ve kuzeybatı eyaletlerinin uçbeyi İsa Bey geldi ve ordu zengin Novobrdo'ya doğru hareket etmeye devam edip, sınırı geçtikten 25 gün sonra oraya vardı.

Sırp Despotu, tıpkı 1454 yılında olduğu gibi, açık direniş göstermedi. Şehirler ile kaleler askerî birlikler ve erzakla donatıldı. Köylülere ya kalelere, ya da büyük ormanlara ve dağlara kaçmaları tavsiye edildi. Devletin yeni başkenti Semendire, uzun sürecek bir kuşatmaya hazırdı. Georg, eşini ve çocuklarını, ayrıca saraydan birkaç kişiyi alıp, Tuna Nehri'ni geçerek, güneyde geniş topraklara ve güçlü kalelere sahip olduğu Macaristan'a geçti. Hunyadi ile uzun bir süre önce barıştığından, burada onu hiçbir tehlikenin beklemediğinden emindi.

II. Mehmed ve adamlarına büyük zenginlikler vaat eden Novobrdo'nun, kuşatması Mayıs ve Haziran ayı boyunca tam 40 gün sürdü ve kuşatma Macarların tehditlerine rağmen rahatsız edilmeden sürdürüldü. Kaleyi kurtarmaya gelebilecek kıtalar söz konusu değildi. Kuşatma sadece içeride bulunan askerî birliklerin cesaretinden dolayı uzuyordu. Türkler, bu ünlü gümüş şehrine ancak Haziran ayının başında girebildiler40. Her zamanki gibi buraya da bir subaşı ve bir kadı bırakıldı ve çoğu köle olarak alınan şehir sakinleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni başkentine yerleşmek üzere uzaktaki İstanbul'a götürüldüler. Birkaç gün sonra, yine madenlere sahip olan, Ragusa'ya ait bir ticaret kolonisini barındıran ve Brankoviç'in topraklarına dahil olan Trepçe alındı. Zagorya bölgesindeki Prizren ve Bihor, Rumeli sipahileriyle yağmaya gönderilen Rumeli Beylerbeyi Karaca Bey'e teslim oldular. Morava Nehri'ne kadar tüm bölge ilhak edilerek, doğrudan Osmanlı Sultanına bağlandı.

Ordu, muhtemelen Eylül ayında nihayet Sofya üzerinden, muharebe alanını II. Mehmed'in genç çelebi olarak Hunyadi ile yapılan başarılı savaşta daha önce gördüğü Kosova'ya kadar ilerledi. Burada Selanik'e ilerleme emri verildi ve II. Mehmed ilk kez Selanik'te birkaç gün dinlenip, Batı'nın ticaret yolunu takip ederek, İstanbul'a döndü.

Novobrdo'nun düştüğü ve "Misya'nın Sırbistan dediğimiz bölgesinin" ilhak edildiği haberini alan Ceneviz Doju Pietro di Campofregoso, durumu 26 Ağustos 1455 tarihinde yazılı olarak yeni papaya bildirdi ve yardım isteyerek, imparatorluğa yükselen II. Mehmed'e bağlı Takımadalardaki Hristiyan yerleşimlerinin durumunu anlattı. Ayrıca Sakız Adası'nı tehdit eden donanmadan da bahsetti ve Cenevizli Maonesler tarafından yönetilen
bu büyük adanın, Kıbrıs ve Rodos'taki Latin hükümdarlığının da sonunu getireceğine dikkat çekti.

Gattilusio ve Cenevizli Moanes aileleri arasında her zaman anlaşmazlık konusu olan Sakız Adası, gerçekten de 1454 ve 1456 yıllarında Osmanlı Sultaninin dikkatini çekmişti. Ancak müdahale için gerekli sebebi adada bulunan Hristiyanlar bizzat kendileri verdiler. Fırsatını bulduğunda ve oradaki şartlar, ancak Türklerin sahilde veya adalarda yeni bir yerleşim yeri kurması ile düzelecek bir hâle geldiğinde mahalli idarecileri makamlarından aldı ve ilk anda kolonileştirmese bile, şehirlere kadılarını ve subaşılarını yerleştirdi.

Midilli Prensi Dorino, 1455 yılında öldü ve mirasını, vekili Domeniko Gattilusio'ya bıraktı. Gattilusio, derhal 3 bin altın vergi ile birlikte tarihçi Dukas'ı Osmanlı Sultanina gönderdi ve kabulü hakkında görüşmesini talep etti. II. Mehmed Osmanlı kaynaklarına göre vasalın bizzat gelmesini ve hiiatını (altın işlemeli kemha (brokar) kaftanını) şahsen almasını istedi. Tabii ki bu kabul, ayrıca hediyeler, verginin artırılması ve bir kısım toprakların verilmesiyle desteklenecekti. Gattilusio, büyük Sırp seferi sırasında Osmanlı Sultaninin huzuruna çıktı ve onu, vezirleri Mahmud ve Seyyid Ahmed ile birlikte Bulgar topraklarında, Türklerin İzladi diye adlandırdıkları Slatitza'da buldu. Burada, Sakız Adasinın yeni hükümdarı Taşoz Adası üzerindeki haklarından feragat etti ve vergiyi 1.000 altın daha yükseltmeyi vaat etti. Ayrıca yazılı bir sadakat yemini etmesi istendi. Hil'atı, ancak bu şartlarla alabildi . Yazın ortalarında, İspanyol asıllı genç bir musahib olan yeni Kapudan Paşa Yunus, Gelibolu'dan yola çıktı.

Birçok geminin hasar gördüğü ya da tahrip olduğu ağır bir fırtınaya rağmen, hiçbir düşmanlıkta bulunmayacağı Sakız Adası önlerine geldi. Buradan da oradaki prensin kayınvalidesine ait bir gemiyi araştıracağı Midilli önlerine vardı. İstanbul'un fethinden sonra yapılan bu ikinci deniz seferinin amacı, ancak Kaptan-ı Derya Yunus Paşa'nın Yeni Foça'daki önemli şap madenlerinden dolayı rotasını Anadolu sahillerine çevirdiğinde belli oldu. Yeni Foça önlerine gelindiğinde sipahiler karaya çıktı ve şehri çatışmaya girmeden fethettiler. Şehir sakinleri arasında sadece yeniçeri ocağı için 100 çocuk seçildi. Osmanlı'nın bir komutanı, Foça'da kaldı. 14 Kasım tarihinde Kapudan Paşa tekrar Gelibolu'ya geldi ve bir hafta sonra, ayın 24'ünde Eski
Foça'nın da üzerinde hilal taşıyan al renkli Osmanlı bayrağı dalgalandı.

1455'de ölen Palamedes'in ikinci oğlu olan Enez Beyi Dorino Gattilusio'nun, ölen ağabeyinin dul eşi, dayıları ve kendini bu hükümdarlığın yasal mirasçısı olarak gören oğullarıyla ilişkileri o dönemde çok kötü idi. Denizlerde, Meriç Nehri'nde, özellikle kuzeydeki gölde balıkçılık ve sahildeki tuz yataklarından dolayı, Enez, gelirlerinin üçte ikisini zaten almalarına rağmen, Türklerin hırsını kabartacak kadar zengindi. Dorino'nun düşmanı olan yengesi sultanın sarayına gelip, dayısı aracılığıyla şikâyetlerini bildirdiğinde ise seferinden dönmüş olan II. Mehmed, Enez'e karşı bir fetih harekâtı düzenlemeye karar verdi. Bu sefere karar vermesinde aynca Enez'deki Hristiyanlarla sürekli olarak anlaşmazlıklar yaşayan Ferecik ve İpsala'daki Müslümanların gönderdikleri haberler de etkili olmuştu.

Batı'dan her türlü yardımın önünü kesmek için, seferin tarihi olarak oldukça ağır geçen kışın ortalan belirlendi. Kapudan Paşa Yunus'a, Enez'e doğru yelken açma emri verildi ve kısa bir süre sonra limanda ve Meriç Nehri'nin ağzında 10 Türk gemisi belirdi. II. Mehmed, muhafızlan ve acilen bir araya getirilen sipahilerle soğuklardan dolayı büyük acılar içinde İpsala'ya geldi ve buradan Enez sakinlerine derhal teslim olmaları çağrısında bulundu. Kışı Semadirek'te geçiren Dorino, adada olmadığı için Osmanlı birliklerine teslim olmakta gecikmediler. Şehre önce Mahmud Paşa girdi (24 Ocak), akabinde sultan bizzat geldi. Enez yeniçeri ocağına 150 çocuk vermek zorunda kaldı ve Murad, şehrin ilk subaşısı oldu.

Sultan geri döndükten sonra Yunus Paşa, anahtarlarını II. Mehmed'in tarihçisi ve methiyecisi Kritovulos tarafından getirildiği Gökçeada'yı aldı. Semadirek önlerine bir Osmanlı gemisi geldi ve Dorino'ya en kısa zamanda Osmanlı başkentine gelmesi emredildi. Dorino, artık Subaşı Murad tarafından yönetilen adasına uğramadan bu emre derhal uydu. İstanbul'a gizlice geldi ve adalarını, hatta belki de Enez'i, Midilli Adası'ndaki kuzeni ile aynı şartlar altında alabilmeyi umuyordu. Ancak yeni subaşının entrikalarından dolayı beklentileri suya düştü. Bunun yerine Cenevizli bu hükümdar, en güzel eyaletlerden biri olan uzaktaki Sichna'ya sürgüne gönderildi. Ancak elinde kılıcı ile yanındaki Türklerden kaçmayı başardı ve önce sıcak karşılanmadığı Midilli'ye, oradan da Takımadaların sultana ihanet ettiği için onu barındırmaktan korkan Venedikli Dükü'ne gitti. Dorino, sonunda doğrudan Venedik tarafından yönetilen İstendil (Tinos) Adası'nda kaldı ve burada yüksek rütbeli bir memurun kızı ile evlendi . Nihayet 1456 yılının bahar aylarında yapılan son bir seferle Takımadalardaki geçici yeni düzen tamamlandı.

Cenevizlilerin korktukları gibi , korsan yatağı olan Karya Beyliği'ne tayin edilen Yunus Paşa'nın halefi İsmail Paşa, Sakız Adası üzerine yürüdü. İlhak ve bir subaşı tarafından yönetilme tehlikesini ortadan kaldırmak için bu büyük ada bir sefere mahsus olmak üzere 30 bin altın ve her yıl 10 bin altın vergi ödemeyi taahhüt etmek zorunda kaldı. Başlarındaki komutanları Rum Nikola'dan memnun olmayan Limni Adası sakinleri - Midilli'de hüküm süren Gattilusiolar Kokkinon Kalesi'ni ellerinde bulundurdukları Limni'de de geniş haklara sahiptiler - bizzat Osmanlı bir memurun getirilmesini talep ettiler ve yönetime Hamza Bey getirildi. Mayıs ayında Osmanlı Donanması'nın Takımadalardaki üçüncü seferi sona erdi.

Onları artık çok başka görevler bekliyordu, zira Osmanlı Devleti'nin tüm güçleri, aynı anda Sırplara, mağrur Macarlara, mütekebbir Hunyadi'ye ve değişik uluslardan gelen hayalperest Haçlılara karşı savaşmak üzere Belgrad'a doğru harekete geçirilmişti.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron