Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklu Devletinin Dağılması

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuklu Devletinin Dağılması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Haz 2011, 23:57

SELÇUKLU DEVLETİMİN DAĞILMASI

Bizans'tan vergi almak muzaffer Alp Arslan için yeterli olduğu gibi, Romalı bir imparatoru (Arap tarihçiler bu dönemden sonra "İmparator" yerine daha mütevazı olan "Kral" anlamında "Melik" ünvanını kullanmaya başladılar) küçük düşürmüş olmak onun için o kadar önemli değildi. Tıpkı birinci Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey gibi, ikinci Selçuklu hükümdarı Alp Arslan da hiçbir zaman bütünlük içinde, sınırları belli, mahsus komutanları tarafından yönetilen bir imparatorluk kurma fikrini benimsememişti. Alp Arslan, bu bölgelerde ondan önce hüküm sürmüş Fars hükümdarları gibi, itaat eden ve eski geleneklere göre yetiştirilen memurlara sahip değildi. Bizanslı imparatorlar gibi eskilerden kalma eksiksiz organize edilmiş bir devlet mekanizması da devralmamıştı. Aksine, şansı yaver giden ve hızlı bir şekilde yükselen bir barbar lideri olarak, bazıları birbirlerine düşman bile olan farklı Türk boylarının dizginlerini çok gevşek tutmaktaydı ve sadece çıkan bir isyanı bastırıp, isyancıları cezalandırdığı zamanlarda kısa bir süre için bir ilde gerçekten hüküm sürerdi. İllerde hüküm süren kralların bağımsızlığını tanıdığı sürece büyük ve güçlü sayılırdı. Alp Arslan'ın en büyük hırsı, kendini her yerde Hakan olarak saydırmak, küçük krallıkların ve beyliklerin hediyelerini almak ve korku saldığı komşularından vergi toplamaktı.

Ermenistan Dağları'ndaki son savaşından kısa bir süre sonra, Melikşah adını verdiği tek oğlunun düğününe katılmak üzere geri döndü. Gelini, kendine "Hakan" yani "şehinşah" ünvanını veren ve Alp Arslan'ın haklarını hiçbir zaman tanımayan Semerkant Sultanının kızı idi. İki aileyi birleştirecek bu evliliğe Selçuklu hanedanının başı Alp Arslan tarafından çok önem verilmesinin nedeni buydu. Yeni Selçuklu melikesi Terken Hatun, düğün için süslenen ve doğunun en güzel kokuları ile bezenen İsfahan'a gelirken, kendisine önünde bin erkek köle ve bir o kadar da kadın köle eşlik ediyordu Alp Aslan, tüm Türkistan'ı emri altına almak için ilk adımı attığını düşünüyordu ve sayısız askerden oluşan bir ordunun başında Türklerin anayurdunun güneyini ve Çin Sıradağları'nın ardında hâlâ mevcudiyetini koruyan Kaşgar ülkesini ilhak etmek üzere hareket etti. Ama bu seferki amacı, yerli hükümdarları ortadan kaldırmak değil, güneyde ve doğudaki camilerde kendi adına hutbe okutmak ve onları yerlerinde bırakarak vergi vermeye zorlamaktı. Alp Arslan, Ceyhun Nehri'ne kadar geldi ve neredeyse Maveraünnehir'e ulaşmış olma sevincini yaşarken, Barzam'da esir alınan bir Harezm komutanı huzuruna getirildi. Sultan, suçlamalarda bulunup cezalandıracakken, esir Alp Arslan'ın göğsüne bir hançer sapladı. Katil, muhtemelen Hasan Sabbah tarafından katı bir disiplinle eğitilen ve daha sonra Haşşaşiler adı ile tanınan dinî tarikata mensuptu. Bu tarikata mensup olanlar, ister Müslüman, ister Hristiyan olsun, her düşmana karşı kesin zafer duygusu ve kendi kendilerini feda edecek derecede hareket ederlerdi. Alp Arslan, ancak ölümünden sonra, büyük veziri Nizamül-mülk'ün de çabalan ile vatanı olan Türkistan topraklarına kavuşabildi ve İran topraklarının eşiğinde fethettiği Merv Şehrinde gömüldü.

Semerkant Prensesi'nin eşi Melikşah, babasının ölümünden sonra hiçbir zorlukla karşılaşmadan Selçuklu mirasını devralarak, halifenin kendisine verdiği Celalü'd-devle ve'd-din adını ve kısa bir süre öncesine kadar küçük görülen Türk ırkı arasında yükselerek, İslâm dünyasında alınabilecek en yüksek mevki olan Emirü'l-Mümin'in ünvanını kazandı.

Melikşah, hırslı ve tutkulu bir savaşçı değildi, ama yine de Suriye'de Tutuş tarafından zapt edilen topraklara en büyük hükümdar olarak girecekti. Görkemli askerî kıyafetlerle hanedanından ilk kişi olarak Mekke'ye hacca gitti ve gelecek diğer hacılar için kuyularla koruma evleri gibi birçok bağışlarda bulunarak kendinden ' sonraki nesiller için bir yol belirledi. Semerkant Hakanı, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın şahsen başında bulunduğu bir seferle Selçuklulara bağlı bir kral olarak hüküm sümıeye devam etmeye zorlandı. Uzaklardaki Kaşgar ve Hocend'in yarı Çin hükümdarı Şemsü'l-mülk, Özkent'te boyun eğmek zorunda kaldı. Selçuklu ordularından biri, Fatimîlerin hüküm sürdüğü Mısır'a girdi ve Kahire'ye kadar ulaştı.

Amcası Kavurd ve kardeşi Tutuş'un Melikşah'ı tahttan indirme çabaları başarısız oldu ve ailenin hiçbir bireyi ona saldırmaya cesaret edemedi.

Böylelikle Melikşah, Kaşgar'dan Antakya'ya kadar bütün bölgede hüküm süren ve Çin'den Nübya'ya kadar adı derin bir saygı ile anılan güçlü bir hakan hâline geldi. Melikşah genelde, kendisi tarafından tayin edilen ve gözetimi altında olan Halife Muktedir Billah'ın tek karısı olan kızının oturduğu Bağdat'ta kalırdı. O dönemlerde damadını başka bir yere sürgün edip Bağdat'ı devlet merkezi hâline getirmeyi düşündüğü söyleniyordu . Hiçbir Selçuklu hükümdarı Melikşah kadar bilime ve sanata düşkün değildi. Onun döneminde kendi adını taşıyan yeni bir takvim kullanılmaya başlandı. Sadık veziri ve eski vasisi, Melikşah'ın en parlak halifelerin yanında yer almasını sağlayan faaliyetlerine anlayışla yardım etti Melikşah, her ilde ülkenin ve tebaanın gerçek hakanı olarak hareket ediyordu. Çoğu zaman, ezelden beri bağımsız yerel bir hayata alışık olan bölgelerin haklarını tanıyordu. Sadık yardımcılarının başanlarını bu gibi atamalarla ödüllendiriyordu. İsyancı idarecilere karşı Melikşah kendi savaşa gitmez, ordusundaki yiğit komutanlarından birini görevlendirir ve yendikleri takdirde yeni bir hanedan kurmalarına izin verirdi.

İmparatorluğun her köşesinde, Karoyenj Devletindeki taht vasalları ve subayları gibi hükümdar tarafından kabul edildiği takdirde mevkilerini çocuklarına miras bırakabilen bağımsız beylere ve beyliklere rastlamak mümkündü. Doğu'dan başlayarak, bütünlük içerisindeki Selçuklu Devletini oluşturan beylikler vardı. Kaşgar Hanı Hızır Han, eniştesinin sadece göstermelik olarak tanınan hükümdarlığı yüzünden önemini yitirmemişti. Gelecek yüzyıllara kadar orada hüküm süren hanedan İslâm kültürünün merkezlerinden biri olarak kaldı. Alp Arslan'ın mezarının bulunduğu Merv şehri dahil olmak üzere, Türkistan'ın birçok şehrinde ayrı bir yerel yönetim vardı. Geniş bir bölgeye yayılmış olan Harezmşah, Anuştigin Garça'yı yanına çekmişti. Melikşah, Kirman hakimi olan amcası Kavurd'a karşı savaşmıştı, ama onu ne yenebilmiş, ne de ortadan kaldırabilmişti .

Kavurd'un halefleri Sultan Şah ve Turan Şalim İran Körfezindeki yerlerinde kalmalarına izin verilmişti.
Selçuklu hanedanının bir diğer mensubu olan Arslan Şah ise 42 yıl hüküm sürdü. Sencer ve bir başka Arslan Şah ise 11. yüzyılın sonlarına doğru Horasan'daki tek hakimdiler. Melikşah'ın oğullarından biri olan Şehzade Mehmed, kuzeyde Azerbaycan iline yerleşti ve ağabeyinin ilk doğan şehzade olarak tahta çıkmasına karşı çıktı. Fars'da ise Humar Tegin hüküm sürüyordu.

El-Cezire'de, Diyarbekir ilinin başkenti Musul'da Melikşah'ın gözüne batan bir vasal devlet vardı: Atabey ünvanını taşıyan Emir Aksungur ya da Arap adıyla Kasımü'd-devle, imparatorluk emriyle Aşağı Fırat'ın sınır boylarındaki beylere karşı harekete geçti ve uzun yıllar süren bir savaş başladı. Şerefü'd-devle'yi ortadan kaldırması imkânsız görülüyordu . Musul, Şerifü'd-devle'ye kaldı, ama Aksungur zengin Halep vahasının bağımsız hükümdarı hâline geldi. Şam surlarının bulunduğu komşu Suriye vahasında ise Türk tarihinde önemli bir faktör olan ve daha sonra tekrar rastlayacağımız Kutalmış hüküm sürüyordu. Anadolu fatihlerinden Artuk Bey de Suriye topraklarından nasibini aldı: Haçlı Seferleri'nden önce iki oğlu da Kudüs'te hüküm sürüyorlardı. Son olarak, Alp Arslan'ın oğlu, Selçuklu şehzadelerinden Tutuş, güneybatıdaki bu karmaşık bölgelerden en üst makam olarak sorumlu idi .

1094 yılında ölen Aksungur'un oğlu İmadeddin Zengi'yi parlak bir gelecek bekliyordu. Reşit olana kadar,
Atabey hanedanının merkezi olan Musul'da, Çökermiş başa getirildi ve Emir Çavlı15 tarafından öldürülmesinden sonra geçici olarak başka bir idareci olan Çavlı Sekave başa getirildi. Şehirlerin ve kalelerin sürekli olarak el değiştirdiği Suriye'de, Batı Avrupa ülkelerinin de uzun süre maruz kaldıkları karmaşık feodal bir hayat başladı. Güçlü Zengi 1127 yılında düzeni sağlamak üzere gelene kadar, Halep'ten Artuk oğulları Belek ve Sökmen gelip geçtiler Şam'da ise Selçuklu Atabeyi olarak Tuğtegin hüküm sürüyordu ve Haçlı Seferleri'ne karşı hazırlıklarını sürdürüyordu. Rumlardan alınan Antakya için Kutalmış'ın oğlu ve Şerefü'd-devle savaştılar. Haçlılar zamanında burada Aghusian adında bir "Emir" vardı. İleride daha ayrıntılı olarak göreceğimiz gibi, Büyük Ermenistan'da hüküm süren eski hanedanların temsilcileri, Bizans İmparatoru'nun emri altında yaşarken, batının sınır boylarında Ermeni asıllı prenslerin yerleşmelerine izin veriliyor, hatta korunuyorlardı.

Bu yeni durumlar karşısında Türklerin kavgacılıktan, vahşilikten ve bağımsızlıktan oluşan karakterleri tekrar canlandı. Tebriz'deki bir idareci Doğu Hakanı ünvanı ile görülse de bu sadece bir abartma idi, zira kimse onun tavsiyelerine başvurmaz, hiç kimse de emirlerini dinlemezdi. Buna uygun olarak Melikşah tarafından Şam Meliki Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah'a da Batı Hakanı ünvanı verilmişti, ama nüfuzu fethettiği ve işgali altında bulunan bölgelerin dışına çıkmıyordu. Sayısız feodal vasalların hayatı işte böyle geçiyordu.

Kavurd'un halefleri Sultan Şah ve Turan Şah'ın İran Körfezindeki yerlerinde kalmalarına izin verilmişti.

Selçuklu hanedanının bir diğer mensubu olan Arslan Şah ise 42 yıl hüküm sürdü. Sencer ve bir başka Arslan Şah ise 11. yüzyılın sonlarına doğru Horasan'daki tek hakimdiler. Melikşah'ın oğullarından biri olan Şehzade Mehmed, kuzeyde Azerbaycan iline yerleşti ve ağabeyinin ilk doğan şehzade olarak tahta çıkmasına karşı çıktı. Fars'da ise Humar Tegin hüküm sürüyordu.

El-Cezire'de, Diyarbekir ilinin başkenti Musul'da Melikşah'ın gözüne batan bir vasal devlet vardı: Atabey ünvanını taşıyan Emir Aksungur ya da Arap adıyla Kasımü'd-devle, imparatorluk emriyle Aşağı Fırat'ın sınır boylarındaki beylere karşı harekete geçti ve uzun yıllar süren bir savaş başladı. Şerefü'd-devle'yi ortadan kaldırması imkânsız görülüyordu . Musul, Şerifü'd-devle'ye kaldı, ama Aksungur zengin Halep vahasının bağımsız hükümdan hâline geldi. Şam surlarının bulunduğu komşu Suriye vahasında ise Türk tarihinde önemli bir faktör olan ve daha sonra tekrar rastlayacağımız Kutalmış hüküm sürüyordu. Anadolu fatihlerinden Artuk Bey de Suriye topraklarından nasibini aldı: Haçlı Seferlerinden önce iki oğlu da Kudüs'te hüküm sürüyorlardı. Son olarak, Alp Arslan'ın oğlu, Selçuklu şehzâdelerinden Tutuş, güneybatıdaki bu karmaşık bölgelerden en üst makam olarak sorumlu idi.

1094 yılında ölen Aksungur'un oğlu İmadeddin Zengi'yi parlak bir gelecek bekliyordu. Reşit olana kadar, Atabey hanedanının merkezi olan Musul'da, Çökermiş14 başa getirildi ve Emir Çavlı tarafından öldürülmesinden sonra geçici olarak başka bir idareci olan Çavlı Sekave başa getirildi. Şehirlerin ve kalelerin sürekli olarak el değiştirdiği Suriye'de, Batı Avrupa ülkelerinin de uzun süre maruz kaldıkları karmaşık feodal bir hayat başladı. Güçlü Zengi 1127/28 yılında düzeni sağlamak üzere gelene kadar, Halep'ten Artuk oğulları Belek ve Sökmen gelip geçtiler Şam'da ise Selçuklu Atabeyi olarak Tuğtegin hüküm sürüyordu ve Haçlı Seferleri'ne karşı hazırlıklarını sürdürüyordu . Rumlardan alınan Antakya için Kutalmış'ın oğlu ve Şerefü'd-devle savaştılar. Haçlılar zamanında burada Aghusian adında bir "Emir" vardı. İleride daha ayrıntılı olarak göreceğimiz gibi, Büyük Ermenistan'da hüküm süren eski hanedanların temsilcileri, Bizans İmparatoru'nun emri altında yaşarken, batının sınır boylarında Ermeni asıllı prenslerin yerleşmelerine izin veriliyor, hatta korunuyorlardı.

Bu yeni durumlar karşısında Türklerin kavgacılıktan, vahşilikten ve bağımsızlıktan oluşan karakterleri tekrar canlandı. Tebriz'deki bir idareci Doğu Hakanı ünvanı ile görülse de bu sadece bir abartma idi, zira kimse onun tavsiyelerine başvurmaz, hiç kimse de emirlerini dinlemezdi. Buna uygun olarak Melikşah tarafından Şam Meliki Kutalmış'ın oğlu Süleyman Şah'a da Batı Hakanı ünvanı verilmişti, ama nüfuzu fethettiği ve işgali altında bulunan bölgelerin dışına çıkmıyordu. Sayısız feodal vasallann hayatı işte böyle geçiyordu.

Selçuklu Devletinin bu dağılımı hanedan içerisindeki kavgalarla desteklenmişti. Melikşah, henüz 38 yaşındayken öldü. Semerkantlı eşinin entrikaları yüzünden görevden aldığı veziri Nizamülmülk, aynı yıl içerisinde (1092) Haşşaşilerin fanatik bir taraftarı tarafından öldürüldü. Melikşah'ın eniştesi Halife Muktedirbillah da akrabası ve hamisi olan Melikşah'ı çok kısa bir süre sonra takip etti ve güçlü Musul Atabeyi Aksungur da aynı yıllarda öldü . Böylece 1094 yılına gelindiğinde Doğu islâm dünyasının ve Türk boylarının en büyük hakimlerinden hiçbiri kalmamıştı.

Yeni dönem kötü başladı. Haşşaşilerin öğretisi birçok fanatik taraftar bulmuştu. Islah edilmiş yeni İslâm'a bağlı olanların lideri Hasan Sabbah'ın öncülüğünü yaptığı İsmaîlik veya Batınîlik değişik inançlarla kendini gösteriyordu. Buna göre ölümsüz ruh aynı güneş ışını gibi, sonsuz saf fikir dünyasındaki konumunu kaybetmeden insan vücuduna sadece kısa bir süre için giriyordu. İsmaîli inancının dâîleri ayrıca seçilenlerin kayıtsız şartsız disiplini ve liderlerinin, il idarecilerinin ve kararları körü körüne yerine getiren fedailerinin katı organizasyonu sayesinde "kusursuz" duruma gelinebileceğini ikna edici bir şekilde anlatıyorlardı. Hasan Sabbah aslında donuk hâle gelmiş bir toplumun ruhen canlı tek unsuruydu. Hasan Sabbah, krallara layık bir görkemle Alamut Kalesi'nde yaşıyordu ve birçok kaleyi yönetiyordu. Sürekli olarak tehlikeli idealizmini yaymaya çalışıyor ve böylece askerî devletin giderek zayıflamasına ve tahrip olmasına yardımcı oluyordu. Hasan Sabbah taraftarları, Mısırlı Şii Fatımîlere ve İspanyol ayrılıkçılara benziyorlardı: Türklerin kabul ettiği, Hz. Ali'nin miras hakkını tanımayan Sünni inancı onlara göre çok kaba idi ve iyi eğitimli Araplarla, Arap kültürü ile yetişen İranlılardan çok, çöl barbarlarına yakışıyordu. Hasan Sabbah, Bağdat'a düşmanlık besleyen Müslüman illerini şahsen dolaşmış ve onları gerçek inancın korunduğu yerler ilan etmişti.

Beyliklerdeki taht sırası kesin bir kurala bağlanmamıştı. Tesadüfler, tahtta hak iddia edenlerin özellikleri, yönetimde olanın bir isteği veya sevilen bir kadının kaprisi, Nişapur'daki Selçuklu tahtına daha büyük olan kardeşin mi, yoksa daha küçük olanlardan birinin mi çıkacağında etkili oluyordu. Yerine kendi oğullarından Muhammed Tapar'ı tahta geçirmek için Melikşah'tan sonra tahta çıkan genç Berkyaruk'a karşı Semerkantlı üvey annesi Terken Hatun sürekli olarak entrikalar çeviriyordu. Ayrıca, ölen sultanın iki kardeşi İsmail ve Tutuş da taht mücadelesine karışıyorlardı. Melikşah'ın üçüncü kardeşi Şam'ı almış ve yeğeninin hükümdarlığını kabul etmemişti. Bu çirkin taht mücadeleleri sırasında Melikşah'ın eşlerinden biri öldürülmüş ve Semerkantlı Terken Hatun kardeş kavgaları sırasında gücünü kaybederek oğlunun genç yaşta ölmesinden çok önce vefat etmişti.

Bu önemliydi, zira artık küçük kardeş Muhammed Tapar da şehzâde Berkyaruk'a isyan ediyordu. Berkyaruk etrafında sadece hainler görmeye başlamıştı ve vezirinin başını kendi elleriyle kesti. Hiç çocuğu olmayan Berkyaruk'un 1103 yılındaki erken ölümü de ülkedeki düzeni tekrar kurmaya yetmedi. Mehmed Tapar sadece birkaç yıl tahtta kaldı, zira "Hakan" ünvanını taşıyacak özellikte değildi. Babasına en çok benzeyen Sencer'in de katılmasıyla şehzâdeler arasında devam eden taht mücadeleleri, Selçuklu hanedanını daha da çökertti. Bu karmaşalarda Batınîler tarafından hançerlenen ve başı kesilerek yol kenarına bırakılan bir halife bile görüldü

(1134). Güç artık Bağdat'ta veya İran'da değil, bağımsızlığını ilan eden, Musul'daki Aksungur hanedanına mensup Suriye fatihleri atabeylerde; Şam'ı, Baalbek'i, Haleb'i ve diğer birçok Frank Kalesini zapt eden Zengi ve Nureddin'de idi. Onlar artık savaş hâlinde hüküm süren İslâm'ın temsilcileriydiler.

Ancak, Türk boyları arasında belki Suriyeli hükümdarların gücüyle boy ölçüşemeyen, ama daha sonra Osmanlı Devletinin kurulmasına zemin hazırladığı için önem taşıyan bir hadise daha vardı: Anadolu'daki Selçuklu hükümdarlığı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir