Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Boylarının İslamiyetin İlk Yıllarındaki Tarihi

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk Boylarının İslamiyetin İlk Yıllarındaki Tarihi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 22 Haz 2011, 23:34

TÜRK BOYLARININ İSLAMİYETİN İLK YILLARINDA TARİHİ VE DEVLET OLUŞUMLARI

Tu-kiu Devleti çökerken, yeni bir dinin müjdecisi olan Araplarla karşılaştılar. Araplar, teçhizat ve askerî deha konusunda Türkler açısından önemli düşmanlar teşkil etmemişlerdi, zira hafif süvariler yine hafif süvarilere, okçular okçulara ve piyadeler piyadelere karşı savaşmaktaydılar. Vahaların bütün şehirlerinde, Merv'de, Buhara'da, Belh'te, Semerkant'ta, Beykent'te göçebe Türkler, İranlılar, Turanlar ve batıdaki yabancılar üzerinde hüküm süren Tarhanlar ve Tarhan hatunlarından destek gördüler. 666 yılında Arapların önderlerinden biri olan Rebî' bin Haris, halifenin elçisi olarak Maveraünnehr'i fethetmeye yöneldi. Belh'e kadar geldi ve geri döndü. Dört yıl sonra aynı ordu daha önemsiz olan Beykent Şehri'ni ve sayısız savaş esiri aldı. Sa'd bin Osman daha sonra Buhara'yı fethetmeyi başardı, ama kalıcı olarak elde tutamadılar. Sayı olarak çok üstün bir Türk ordusu ile karşılaşan ve köşeye sıkıştırılan fatihler, zorlukla kaçabildiler. İslâm'ın üçüncü öncüsü olarak daha sonra Kuteybe bin Müslim, Merv'deki karargâhından yola çıkarak Belh Şehri'ni aldı. Başka bir seferde, Beykentli isyancıları cezalandırdı ve Hint Tanrısının altın ve gümüş putlarından oluşan büyük bir ganimeti eline geçirdi. Aralarında yapılan bir anlaşmaya göre kurulmasına izin verilen caminin inşasında çalışan işçiler olarak gizlenen askerler, Semerkant Şehri'ni aldılar. 709 yılında, Maveraünnehir şehirlerinin kraliçesi sayılan Buhara aynı akıbete uğradı. Buhara Beyi Hudat'a her ne kadar tacı ve tüm imtiyazları bırakılsa da haraç ödemeye ve yanında tıpkı bugün nasıl bir Hint racanın yanında bir İngiliz vali var ise bir Arap Emiri bulundurmaya mecbur edildi. Yerliler, evlerini Beni Temim Bekri ve Abdul Kays aşiretlerinden gelen fatihlerle paylaşmak zorunda kaldılar ve Hristiyanlar, kenar mahallelere gönderildiler. Kısa zamanda putperestler ve Budistler de bütün malvarlıklarını kaybettiler. Eski Zerdüştiliğe sadık kalmak için İran dinine bağlı olanlar yeraltındaki mağaralara kaçmak zorunda kaldılar. Bir imam, kimi zaman taşlanma tehlikesi ile karşı karşıya kalarak evden eve dolaşıyordu ve gönülsüz olarak İslâm'a geçenleri namaza çağırıyordu. Halife'nin elçisi olan Kuteybe'nin hükümdarlığı Çin tarafından yönetilen Türkistan'a kadar uzandı. Ancak, bağımsızlığını ilan etmek için efendisine karşı gelince 714 yılında Merv'de öldürüldü.

724 yılında Kuteybe'nin halefinin hükümdarlığı altında Türk asıllı göçebeler tekrar harekete geçtiler. Henüz İslâm'a geçmemiş olan Semerkant Hanı, yaklaşık 120 bin savaşçıdan oluşan büyük bir ordu ile savaş açtı, ama 750'li yıllarda Araplar bu savaşı da kazandılar. Türkler, yine de rahat durmadılar. Onlar, herkese kucak açıp, destek veriyorlardı. Halifeliğin Emeviler tarafından gasp edilmesine karşı savaşan asil ruhlu Abbasi Ebu Müslim'le yeni bir Hz. Ali ya da efsanelerde adı geçen bir Rüstem yeniden vücut buldu. Buhara'da Şiiliğin savunucularından biri olan Şerik bin Şeyhü'l-Mehdi ise Türklerin yardımı ile zafer kazandı. "Ruhani" karakteri nedeni ile Tanrı adını almayı kendine layık gören ve kendini "Adem'in, Nuh'un, İbrahim'in, Musa'nın, İsa'nın, Muhammed'in ve Ebu Müslim'in" halefi sayan yaşmaklı, beyaz giysili Mukannâ "Peygamber" için hayatlarını vermeye hazırdılar. Türklerin silahları ayrıca Rafi'nin isyanında da rol oynamışlardı.

Türkler, Araplardan kuşkusuz silahlanma ve çiftçilik konularında çok şey öğrendiler. Kuzeydeki boylar, Suriye'nin ve İran'ın kültürel gelişimlerinden etkilenmişlerdi ve artık Büveyhilerin zamanında olduğundan daha yüksek bir mertebeye ulaşmışlardı. Tamamı olmasa da çoğu İslâm'ı kabul etmişti. Ancak bu dönemde yeni dinin yayılmasını ve Türklerin İran'ın ve Akdeniz'in batılı kültürüne geçişini önemli ölçüde zorlaştıran bir hadise meydana geldi: Onlarca yıl sürecek olan yeni bir Türk devleti kuruldu.

750'li yıllarda Arap Maveraünnehr'inin doğu sınırında batılıların henüz tanımamış olduğu gerçek bir Türk boyu ortaya çıktı. Bu boy, Çin'e bağlı tebaa olarak uzun zamandır yaşadıkları Amur Nehri'nden ve Baykal Gölü'nden gelmekte idi. Çin'in resmi ve bilimsel dilinde bunlara iki tekerlekli kapalı arabalarından dolayı "büyük tekerlekler" anlamına gelen Chuy-che, Chuy-chu ya da diğer yazılışıyla Hoei-he denmekte idi. Kısa zamanda güneydoğu, sonra da batıda bölünmüş Türkler, Hoei-heler tarafından ilhak edilmişlerdi. Vergiler, ganimetler ve esirler artık başka bir hükümdara akıyordu. Moğolların dediği gibi, hedef yeni bir "Hanbalık" idi.

Ama Hoei-heler ne Tu-kiuların servetine ne de tamamı Bağdat Halifesinin yönetimi altında olan batıdaki şehirlere sahip değildi. Bu yüzden bozkırlardaki rakipleri olan Kırgızların hamlelerine sadece kısa bir zaman karşı durabildi. 780 yılında doğu hakanlarına haraç vermeye mecbur kaldılar ve 9. yüzyılın ortalarında kuzeydoğuda kendi soydaşları tarafından ilhak edildiler; işte yine çöldeki kum dalgaları gibi kısa süreli ayakta durabilen bir hanlık çökmüştü.

Aynı dönemde gücü gittikçe azalan halife, Farslı Saman'ın beş torunu ile birlikte Türkistan'daki dört şehri kuşattı: Semerkant, Fergana, Taşkent ve Herat (874 Onların soyundan gelenler, daha sonra Maverünnehirin bağımsız birer emiri hâline geldiler ve buradan yola çıkarak İran'ın kuzeyini de gele geçirerek burada yeni bir hanedanlık kurdular. Büyük emir İsmail'in oğlu Ahmed, güneybatıdaki sınırlarını, eski İskitlerin topraklan olan Sistan'a kadar genişletti ve buradaki son Saffarileri sürgün etti. Ahmed'in oğullarından biri olan Said, 28 yıl boyunca barışçıl ve aynı zamanda görkemli bir hükümdarlıkla, adının anlamı olan "Mutlu"'ya layık olduğunu göstermişti. Buhara, bu İranlı şahlar altında okullan ve öğretmenleri, düşünürleri ve bilginleri ile tanınmış bir şehir hâline geldi. Kur'an tefsircilerinin en büyüğü olan El Buhari, Samanîlerin bu yerleşim biriminde etkisini göstermişti. Ancak Said'in ölümü ile birlikte 943 yılından sonra Orta Asya'da reşit olmayan çocukların, genç ve ava meraklı emirlerin, zayıf ve yozlaşmış hükümdarların dönemi başladı ve Samanîler devleti başka boyların ve hanedanların lehine 50 yıl gibi kısa bir zamanda çöktü.

Çöküşleri yüzünden artık birçok milletten oluşan geniş bir imparatorlukta barışı sağlayabilecek güçte olmayan Samanîlerin mirasçıları yine Türklerdi. Dördüncü kez bir devlet kurmaya çabalayacaklar, ama bu kez bunu yerleşik, çalışkan, kültürlü ve İslâm'a inanan insanlarla yapacaklardı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir