Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Öcalan'ın Ergenekon Özeleştirisi ve Ecevit Hükümetine Darbe

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Öcalan'ın Ergenekon Özeleştirisi ve Ecevit Hükümetine Darbe

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 04:25

ÖCALAN'IN ERGENEKON ÖZELEŞTİRİSİ, ECEVİT HÜKÜMETİNE DARBE VE KÜRT HARAKETİNDE AÇMAZ

8.1- Kürt hareketi AKP'ye inandı


Türkiye 2010 sonrasında Kürt sorunu bağlamında önemli bir tarihsel dönemeçten geçiyor. AKP iktidarının 2009 yılının Ağustos ayında "şark kurnazlığı" yaparak ortaya attığı "Kürt Açılımı" 2011 yılı itibarıyla tam olarak çökmüş durumda.

Esas olarak yasal Kürt siyasal hareketinin (DTP/BDP) PKK ile irtibatını keserek terbiye edilmeye çalışıldığı, dolayısıyla PKK'nin kitle bağlarını kopararak önce tecrit, sonra da tasfiye edilmek istendiği "açılım siyaseti", somut/maddi düzenlemelere değil, salt retoriğe dayandığı için beklenenden de önce iflas etti.

AKP'nin "Kürt açılımı" diye isimlendirdiği politikanın/projenin kapsamı, programı ve hedefleri hiçbir şekilde açıklanmadı. Dahası somut hiçbir adım atmadan bazı haklan veriyormuş gibi yapan AKP'nin, bu süreçte Soğuk Savaş artığı, gerici bir parti olduğu bir kez daha ortaya çıktı. AKP, "Kürt açılımı" siyasetinin çökmesiyle yeniden din kardeşliği (ümmetçilik) üzerinden gerici köklerine iltica etti. Kürt Hizbullahı'nın katliamcı liderlerini serbest bırakarak, Güneydoğu'da yeni bir gericilik dalgasını hazırlamayı tasarladı.

Başta Abdullah Öcalan olmak üzere PKK liderlerinin sözkonusu dönemde yaptıkları açıklamalara bakılırsa, Kürt hareketi de, içine girilen bu yeni döneme hazırlanıyordu. PKK 2009'dan sonra yenilgiyi de göze alarak somut sonuçlar elde etmeye yönelik bir dizi stratejik hamle yapmaya başladı.
Bu bağlamda Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin notlarında sık sık tekrarladığı, ancak nedense başlangıçta üzerinde pek durulmayan, ancak bana göre çok önemli bir başka olguya dikkat çekmek istiyorum; Kürt sorununda çözüm ve Ergenekon!

Şimdi bazı olguları sırasıyla ele alalım.
Abdullah Öcalan 31 Mart 2010 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede, PKK tarihini dönemlere ayırarak şunları söylüyor'

"Üçüncü dönem bitmiştir. Yeni dönem, Kürtlerin varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama dönemidir. Kürtlere söylüyorum, kendi kararlarını kendileri alacak, ne yapacaklarsa kendileri bilir. Bu üçüncü dönemden sonra ben bir şeye karışmayacağım."!

Öcalan'ın "tasfiye ve çözüm" çabalarının öne çıktığını söylediği ve "üçüncü dönem" diye nitelendirdiği 1993-2010 arasındaki sürede, bilindiği gibi kısa ve uzun süreli birçok ateşkes durumu yaşandı. Türk Silahlı Kuvvetleri de (TSK) bu dönemde PKK'nin tek yanlı ilan ettiği ateşkes kararlarına çoğu zaman operasyonlarını geri çekerek fiilen uydu. Ancak görece uzun sayılabilecek bu 17 yıllık dönemin özellikle 1993-1997 yıllan arasındaki bölümünde silahlı çatışmalar büyük bir tırmanışa geçerek "düşük yoğunluklu savaş" düzeyine çıktı. Genelkumıay Başkanlığı, yaşananların "etnik bu isyan ve savaş durumu" olduğunu resmen kabul etti.

Kürt sorunu ve ulusal hareketinin yakın tarihsel seyrinde de bir dönemeç oluşturduğu anlaşılan 28 Şubat 1997 sonrasında çözüm için ciddi girişimlerinin yaşandığı, doğrudan Öcalan'ın tanıklığıyla ortaya çıktı. Adı neredeyse faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen Özel Harekat polislerinin bölgeden çekilerek bu birimin dağıtılması, JİTEM'in faaliyetlerinin durdurulması ve dolaylı da olsa PKK ile diyalog kurulması bu dönemde gerçekleşiyordu.

Hatırlanacağı gibi, 16 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra silahlı çatışmalar neredeyse durma noktasına gelmişti. Ancak çatışmaların sönümlenmesi, kazanılan bir zaferden çok, Öcalan'ın yaptığı çağrıya uyan PKK'nin silahlı birliklerini sınır ötesine çekmesinden kaynaklanıyordu.

Bu dönemde başta Öcalan olmak üzere PKK liderliği sürekli çözüm ve diyalog talep etmesine karşın, sorunun çözümüne yönelik herhangi bir somut ilerleme gerçekleştirilemedi. Devlet ve dönemin iktidarları bu süreci deyim uygunsa büyük bir sorumsuzlukla harcadı. Kürt hareketinin bu dönemde öne çıkardığı legal siyaset yapma girişimlerine de tam olarak fırsat verilmedi. Kurulan partiler, sürekli baskı altında tutuldu, kapatıldı ve siyasal yasaklarla hareket alanı sürekli daraltıldı.

8.2- Asıl darbe Ecevit hükümetine yapıldı!

Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye'ye bölgede biçilen yeni rol, AKP'yi iktidara taşıyan en önemli politik etkenler arasındaydı. Bu rol, Kürt sorununun emperyalizmin denetimi dışında yerli bir çözümünü değil, Amerikancı-Barzanici bir çözümü gerektiriyordu.

Bu nedenle Öcalan, avukatlarıyla yaptığı başka bir görüşmede, 2000-2001 yıllarında Bülent Ecevit hükümeti döneminde ve Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay Başkanlığı sırasında çözüm için bir irade oluştuğunu, kendisiyle bu konunun görüşüldüğünü ve çözüme yönelik bir dizi hazırlık yapıldığını belirterek, "Üçüncü dönem boyunca sürekli tasfiye edilmeye çalışıldık, hem biz hem muhataplarımız tasfiye edilmek istendi" diyordu.

Burada Öcalan'ın "hem biz hem muhataplarımız tasfiye edilmeye çalışıldı" tespiti fazlasıyla dikkat çekici. Çünkü bu analiz, somut bir duruma ve tespite dayanıyor. PKK'nin tasfiye edilmek istenmesini bir kenara bırakırsak eğer, Öcalan'ın "muhataplarımız" dediği kişi ya da kesimlerin kimlerden oluştuğu sorusu büyük önem taşıyor. Öcalan, çözüm konusunda samimi olduğunu söylediği Bülent Ecevit'in sağlık durumu gerekçe gösterilerek tasfiye edilmek istendiğini, ardından Irak'ın işgaline karşı çıkan DSP'nin parçalandığı, ve nihayet MHP'nin erken seçim isteyerek hükümeti düşürdüğünü belirterek şöyle devam ediyor:

"Öte yandan orduda da bu Kıvrıkoğlu ekibini tasfiye ettiler.
Ecevit ve Kıvrıkoğlu'na yapılan aslında bir darbedir. Hatta o dönem Kıvrıkoğlu adına benimle görüşenler şimdi Ergenekon'dan yargılanıyorlar! Siyaset arenasında AKP ön plana çıkarıldı, aynı politikaları uygulamak için orduda (Hilmi) Özkök ve ekibi ön plana çıkarıldı, Büyükanıt ve Başbuğ'da
bu çizgiyi sürdürdüler."

Öcalan'ın "Kıvrıkoğlu adına benimle görüşenler şimdi Ergenekon'dan yargılanıyorlar" şeklindeki değerlendirmesi büyük önem taşıyor. Özellikle sağcı, İslamcı ve muhafazakar kesimler ile sol liberallerin Ergenekon soruşturması hakkındaki kimi değerlendirmelerini, dahası hükümetin medya üzerinden oluşturmaya çalıştığı kamuoyunu algısını çökertecek bir açıklama bu...

Tanıklığa dayalı olan ve PKK'nin en yetkili ağzından yapılan yukarıdaki açıklama, yaratılan illizyonu demokratikleşme ve derin devletin tasfiyesi sanan sol liberallerin ağır etkisi altındaki kimi sosyalist kümelerin de tezlerini çürütecek değerdedir.

8.3- Ergenekon Öcalan'la masaya oturmuş!

Öcalan'ın sözkonusu açıklaması, Kürt sorununun "Amerikancı ve Barzanici olmayan bir çözümü için" kendisiyle görüşen ekibin tasfiye edildiği, dahası Ergenekon soruşturması kapsamında yargılanan ya da haklarında işlem yapılan bu ekibin büyük bölümünün ileri sürüldüğü gibi derin devlet ya da kontrgerilla yapılanması ile bir ilişkilerinin olmadığı, tam tersine Ergenekon davasının doğrudan bir NATO, dolayısıyla Kontrgerilla operasyonu olduğunu ortaya koyuyor.

Öcalan'ın son derece çarpıcı olan, fakat sol'un belli bir kesiminin ve Öcalan dışındaki Kürt liderlerinin ve kadroların gerekli önemi vermediği ya da değerini kavrayamadığı açıklamanın ilgili bölümü şöyle:

"Hem (Albay) Atilla Uğur hem (MİT Müsteşarı) Emre Taner bana şöyle dediler: 'Biz bu sorunu KDP, YNK ve Amerika ile değil sizinle çözelim.' Bana konuşmaları olumlu geldi. Ama onların durumu şimdi ortada. Benim sorguma katılan paşa cezaevinde yatıyor ve neden tutuklandığını
bilmiyor."

Durum bu kadar açık, Öcalan'ın sözleri bu kadar net olmasına karşın bazı Kürt politikacıların, Kürt hareketine yaslanarak siyaset yapmaya çalışan bir kısım sol grupların ve kimi sol liberallerin sözkonusu tabloyu nasıl okuyamadıklarına insanın aklı ermiyor.

Eğer başka türden ilişkiler ve hesaplar yoksa, bu ölçekteki bir akıl tutulması ve siyasi körlük anlaşılır gibi değil. Oysa Abdullah Öcalan, hapishane koşulları nedeniyle gelişmeleri yeterince izleyemediğinden olsa gerek, zaman zaman birbiriyle çelişkili görünen açıklamalar yapsa ve kavramları hayli savruk şekilde kullansa da olayların esasını kavramış görünüyor.

Öcalan'ın, kendisiyle görüştükten sonra Ergenekon davasından tutuklandığını açıkladığı askerlerin aynı zamanda Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını savunduğunu, dahası Çin ve Rusya ile Avrasya merkezli bir ittifak oluşturarak Batı'yı bu yolla dengeleme tezini ortaya atıklarını da hatırladığımızda, büyük fotoğraf daha net şekilde ortaya çıkıyor.

Açık ki, bu siyasal anlayışın Türkiye'de etkin olması, ABD ve NATO için bölgede, hiç abartmadan belirtelim, ölümcül bir duruma işaret edecekti.
Düşünebiliyor musunuz; NATO'dan çıkılacak, Rusya Çin ve belki de İran ve Suriye ile ittifak kurulacak, PKK ile anlaşılarak Kürt sorunu ABD'siz ve Barzanisiz, yani Türkiye merkezli şekilde çözülecek. İşte buna izin verilmezdi.
Dolayısıyla fiyakalı bir demokrasi söylemi eşliğinde başlatılan Ergenekon soruşturması, geleneksel6* iktidar bloğunun bir kanadının ve muhalefetin tasfiye aracına dönüştü.

Bu durumda asıl darbenin Orgeneral Hilmi Özkök'ün genelkurmay başkanlığı sırasında Ecevit hükümetine karşı yapıldığı, o dönemde başlayan tasfiyelerin AKP iktidarı ve Ergenekon operasyonuyla derinleştiğini altını çizerek bir kez daha söyleyebiliriz.
Orgeneral Hilmi Özkök, 28 Ağustos 2002 tarihinde getirildiği genelkurmay başkanlığı görevini 28 Ağustos 2006'ya kadar sürdürdü. Ecevit'in başbakanlığındaki 57'nci hükümetin büyük ortağı Demokratik Sol Parti (DSP) ise Temmuz 2002'de parçalandı. MHP'nin çağrısıyla TBMM 3 Kasım 2002'de erken seçim kararı aldı. Bu seçimde yüzde 34 oy alan AKP, seçim sistemindeki çarpıklığının da (yüzde 10 baraj) bir sonucu olarak milletvekillerinin yüzde 65'ini kazanarak ezici bir çoğunlukla tek başına iktidar oldu.

Yeni kurulan AKP hükümeti, kirli bir pazarlık sonucu ABD'nin Irak işgalini destekledi. Meclis, AKP'nin Türkiye'yi ABD'nin yanında savaşa sokacak 1 Mart 2003 tarihli "Hükümet Tezkeresi"ni reddetmesine karşın, İncirlik Üssü'nün Irak'ın işgalinde kullanılmasına izin verildi.

Oysa Ecevit hükümeti, kategorik olarak bu savaşa da işgale de karşıydı.

8.4- Öcalan'dan Ergenekon özeleştirisi


Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla 2011 yılının Ocak ve Şubat aylarında yaptığı görüşlerinin notları, hem Kürt siyasal hareketi hem de sol açısından büyük önem taşıyordu. Çünkü Öcalan'ın söyledikleri, Türkiye'de solun bir kesimindeki aktüel siyaset algısını ve Kürt siyasal hareketinin pozisyonunu değiştirecek nitelikteydi.

Siyasal tutumunu PKK'ye bakarak ya da Kürt sorununu merkeze alarak belirleyen kimi sosyalist gruplar, çevreler ve kişiler başta olmak üzere; solun önemli bir kesiminin politik tavrını, dahası liberallerin "yüksek politika" katındaki tutumlarını da kökten değiştirecek bir açıklamaydı bu.

PKK lideri Öcalan, sözkonusu açıklamasına bir özeleştiriyle başlıyor ve şunları söylüyordu:

"Önemli bir değerlendirme daha yapacağım. Bu değerlendirme tarihi ve aslında biraz da özeleştirel bir değerlendirme olacak. Bugüne kadar Ergenekon yargılamalarıyla birlikte devletteki Gladio'nun JİTEM'vari yapıların tasfiye edildiği söyleniyordu. Biz de biraz böyle düşünüyorduk. Aslında olanlar tam da böyle değildir. Bu konu üzerine sürekli düşünüyorum. Geçenlerde buradaki arkadaşlarla da tartıştım. Nasıl fark etmemişiz bugüne kadar? Bu nedenle özeleştiri diyorum."

Evet, tam olarak Öcalan'ın söyledikleri böyle. Öcalan, "Nasıl fark etmemişiz" diye soruyor ve PKK tarihinde benzeri olmayan netlikte bir "özeleştiri" yapıyordu.

O nedenle öncelikle saptanması gereken durum şudur; Öcalan'ın bu sözleri sadece içerik açısındaıl64 değil, biçimsel olarak da alışılmışın dışında bir tutuma işaret ediyordu.

Çünkü, ululama/kutsama geleneğinin yaygın olduğu Doğu kültürünün derin etkisi altındaki Kürt hareketi, liderin yanılmazlığı konusunda ilan edilmemiş mistik bir tutuma/inanışa sahiptir. Bu nedenle lider tarafından yapılan bir "özleştiri" bu kültürde sık rastlanan bir durum değildir. Bu bağlamda Öcalan'ın açıklaması daha da büyük bir önem taşımaktadır.

Diğer taraftan Abdullah Öcalan bu çıkışıyla, Kürt siyasal hareketindeki diğer liderlere göre "açık ara" önde olduğunu ortaya koyuyordu. Öcalan içinde yaşadığı bütün olumsuz koşullara karşın, gerçeği daha hızlı kavradığını ve daha da önemlisi gerektiğinde özeleştiri yapmaktan kaçınmadığını da kanıtlıyordu.

Öcalan'ın da belirttiği gibi, yaptığı özeleştiri gerçekten de, "tarihi bir öneme" sahipti. Çünkü, Ergenekon soruşturmasına "derin devlet" ya da Kontrgerilla tasfiye ediliyor diye destek veren, bu konuda yapılan uyarıları dikkate almayan Kürt hareketi ve sol'un bir kesimi, bu gelişme karşısında yeniden bir değerlendirme yapmak durumundaydı.

Ancak bu değerlendirme, şaşkınlık verici şekilde bir türlü gereken açıklıkla yapılamadı.
Ne yazık ki, Kürt hareketinin ve sol'un bir kesiminin tutumu, nesnel olarak rejimin gerici dönüşümüne, dolayısıyla Kürt sorununun çözümüne değil, çözümsüzlüğüne, daha kötüsü Amerikancı ve Barzanici politikalara katkı sunmak şeklinde tecelli etti.

8.5- Çözüm isteyenler Ergenekoncu muydu?

Öcalan, avukatlarına yaptığı açıklamaya şöyle devam ediyordu:

"Sanırım Hanefi Avcı'nın kitabında da geçiyormuş. O da çözüm konusunda benimle görüşülmesi taraftarıymış, bunu öneriyormuş ve şimdi içeride ve Ergenekon'dan yargılanıyor. Yine geçmişte benimle burada çözüm amacıyla görüşen bazı isimler de Ergenekoncu diye yargılanıyor. Aslında Ergenekoncu diye tasfiye edildiği söylenenlerin bir kısmı çözüm yanlısı isimlermiş. Ama asıl Gladio'nun çözümü istemeyen kesimleri dışarıda bırakılmıştır, onlar hala dışarıdadır ve AKP bunlarla uzlaşmıştır."

Görüldüğü gibi Abdullah Öcalan yaptığı özeleştiriyi ısrarla sürdürüyor ve ilgili çevreleri uyarıyordu. Aslında Öcalan bu tespitlerini, kuşku düzeyinde de olsa daha önce ifade etmişti. Ancak, yukarıda işaret edilen son açıklama hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir açıklıkla durumu ortaya koyduğu için önem taşıyordu.

Ve "kadere" bakın ki, "Ergenekon soruşturması sonuna kadar gitsin" diyen ve bunun için Silivri Cezaevi'nin önüne kadar gelip gösteri yapan sosyalist arkadaşlarımızın bir kısmı -ki hemen tümü Kürt sorunu konusunda çok duyarlıdır- Hanefi Avcı ile birlikte Ergenekon davasıyla ilişkilendirilen bir operasyonun hedefi oldular.

Silivri Cezaevi'nde Ergenekon soruşturmasının ilk duruşmasının yapıldığı 20 Ekim 2008 tarihinde16 Ezilenlerin Sosyalist Platformu'nun (ESP) başlattığı "İstanbul'dan Silivri'ye Adalet Yürüyüşü" eylemi ile cezaevinin önüne gelenler arasında Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve 12 Eylül 2010 referandumundan sonra Başbakan Tayyip Erdoğan'ın teşekkür ettiği Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DİSP) gibi örgütler vardı.

Eylemciler cezaevi önünde yaptıkları açıklamada, "Ergenekon soruşturmasında sonuna kadar gidilmesi" talebini dile getirerek (inanılması zor ama) şöyle devam ettiler; "Dava Türkiye'de demokrasi, adalet ve eşitlik ikliminin genişlemesi için bir başlangıç oluşturmalı."

Kısa bir süre sonra, 12 Ocak 2009'da Ergenekon soruşturması kapsamında yürütülen operasyonlar sırasında bulunduğu iddia edilen el bombalan, işaret fişekleri ve G-3 mermilerinin, Marksist Leninist Komünist Partisi'nin (MLKP) 2003-2006 yılları arasında kullandığı el bombalarıyla aynı seri numarasına sahip olduğu iddia edildi. Tablo hem komik hem de trajikti. Çünkü ESP sosyalist hareket içinde MLKP'ye yakın bir oluşum olarak biliniyordu.
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde başka birçok örgütün yanı sıra MLKP'nin de Ergenekon tarafından kurulduğu ve yönetildiği ileri sürüldü. Dahası, 1995 yılında Gazi Mahallesi'nde yapılan ve 17 kişinin öldürüldüğü katliamın da bu örgüt tarafından gerçekleştirildiği ileri sürüldü!

Evet, Ergenekon soruşturması işte bu şekilde sonuna kadar gidiyordu!
Altını çizerek bir kez daha belirtmeliyim ki; bazı sol ve liberal çevrelerin sandığı gibi, Ergenekon soruşturması derin devletin tasfiyesi için değil, tam tersine Kontrgerillanın, Türk sağının ve İslamcı hareketin bütün suçlarının aklandığı bir tertip olarak kurgulandı. Daha da önemlisi, rejimin gerici ve faşizan dönüşümünün bir aracı haline getirildi.

Kuşkusuz birçok kişinin Ergenekon ile kastettikleri örgütlenme Kontrgerilla'dır. Ama bu kadar keskinleşen çatışma ortamlarında ve saflaşmanın bu ölçüde önem kazandığı bir politik mücadele sırasında kavramları doğru kullanmak hayati önem taşır. Dil bu kadar savruk ve rahat olamaz, özen gösterilmelidir. Çünkü dil ve kullanılan kavramlar sırasında silahlardan daha önemli ve yıkıcı olabilir. Bu nedenle "Ergenekon" değil "Kontrgerilla" denilmelidir.

Peki, Kürt sorununda savaş yerine Masaya oturarak çözmek isteyenler "Ergenekoncu" muydu?

Bu sorunun yanıtı için yeniden Öcalan'ın açıklamasına dönelim; PKK lideri şöyle devam ediyordu:

"Deşifre olmuş Veli Küçük gibi, karanlık, cinayet işleyen, darbeci isimlerin yanına çözüm isteyen hatta geçmişte benimle burada çözüm amacıyla görüşen isimleri de bunlarla ilişkilendirerek bu şekilde asıl çözüm yanlılarını tasfiye ediyorlar. Geçmişte biliniyor mesela Cem Ersever -JİTEM'in bizzat kurucusudur, yüzlerce, binlerce faili meçhule neden oldular- ama daha sonra yanlış yaptıklarını, sorunun bu yöntemlerle çözülemeyeceğini anlayıp dile getirince tasfiye edildiler.

"Yani insanlar zamanla yaptıkları hatadan dönebiliyorlar. Bugün içinde bulunduğumuz durumda AKP, asıl çözüme karşı olan ve dışarıda olan Gladyo'cularla-Ergenekon'la anlaşmıştır, ama çözüm yanlısı olan bazı şahısları da Ergenekon'la ilişkilendirilerek içeri atarak, çözüm isteyenleri bu şekilde tasfiye ediyor. AKP'nin özel ordu kurma çabaları, Hizbullah'ı bırakması bundan ayrı düşünülemez.

Durum tam da böyle. Ergenekon soruşturmasına Susurluk artığı bazı ırkçı-faşist ve mafyatik unsurları dahil edip, operasyona kamuoyu nezdinde meşruiyet kazandırmaya çalıştılar. Kürt sorununun PKK ve Öcalan'la konuşularak çözülmesini isteyenler ise tasfiye edildi. Yukarıda da vurguladığım gibi, tasfiye edilen bu ekip aynı zamanda Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını, ABD ile ilişkilerini sınırlamasını da istiyordu.

Kaynakça
Kitap: BİR ABD-AKP-CEMAAT PROJESİ ERGENEKON DARBESİ
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir