Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Evren'in 12 Eylül Sonrası İçin Başlattığı Çalışma

Ana Konular:
"Amerikan-Evren-Hain-Anayasası, Amerikan-Turgut Özal-İktidarı, ve Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Direnişi".
Amerika, Kenan Evren aracılığıyla, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin yarattığı Anayasa'sına, "Milletvekillerine Dokunulmazlık" ve "Seçim Barajı" maddelerini yerleştirdi. Bu sayede, Hain Turgut Özal'ın Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki çabalarıyla, NATO ve Amerikan Gladyosunun Türkiye'miz içindeki örgütlenmeleri genişletilmiştir.
Amerikanın bu örgütlenmesinin başına Alparslan Türkeş, Fetullah Gülen Cemaatı, ve PKK geçirildi. Türkiye Cumhuriyetimiz'in bu dönemde hayla bağımsızlığına sahip olmasınının tek nedeni, Kahraman Eşref Bitlis Paşa, Kahraman Uğur Mumcu ve Kahraman Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Amerikaya Karşı verdikleri büyük mücadele ve savaştır.

Evren'in 12 Eylül Sonrası İçin Başlattığı Çalışma

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 02:02

Evren'in 12 Eylül Sonrası İçin Başlattığı Çalışma

Evren, 12 Eylül darbesini gerçekleştirdikten 6 ay sonra, Türkiye'nin yakın geleceği hakkında Genelkurmay Başkanlığı'na bir rapor hazırlaması talimatını vermiştir. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etütler Başkanlığı tarafından hazırlanan 10 Mart 1981 tarihli," 12 Eylül 1980 sonrasl * tedbirleri ve Türkiye'mizin yakın geleceği üzerine özel jeopolitik inceleme" adlı çalışması kendisine sunulmuştur. Altı sayfadan oluşan inceleme ile ilgili değerlendirme ve incelemenin birinci sayfası Türkiye'nin Siyasi İntiharı adlı kitapta yer almıştır. Burada incelemenin tamamını yayımlıyoruz.

T.C.
GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ANKARA


10 Mart 1981

ATAŞE: 7130-81 SEK.
Konu: Özel Bir Jeopolitik İnceleme
İLGİ: (a) ATAŞE Bşk.lığı T.M.K. 61-886 B.

a. ATAŞE Bşk.lığı T.M.K. 61-886 B.
b. ATAŞE Bşk.lığı Sorumluluk ve Görevleri Özel Yönergesi (Gnkur. 210-1)
c. 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrasında, Türkiye'mizdeki durum ve alınan tedbirleri yansıtan muhtelif belgeler.

1. ATAŞE Bşk.lığınca ilgi (a) ve ilgi (b) çerçevesinde, ilgi (c) dekilere göre hazırlanan (12 Eylül 1980 sonrası tedbirleri ve Türkiye'mizin yakın geleceği üzerine bir rapor denemesi) başlıklı yazı, Ek-1 ilişiktir.
2. Bir nevi özel JEOPOLİTİK-ETÜT mahiyetinde kaleme alınan Ek-1, inceleme yazısının, bu tür çalışmalara yardımcı ve faydalı olabileceği düşünülmektedir.

Bilgi ve gereğini arz ederim.
Mahmut BOĞUŞLU
Tümgeneral
As. T. Ve Str. E. Bşk.

EKLER:
EK-1 (12 Eylül sonrası tedbirleri ve Türkiye'mizin yakın geleceği üzerine bir rapor denemesi)

DAĞITIM:

Gereği: Bilgi:


Gnkur. Per. Bşk.lığı, Gnkur. Hrk. Bşk.lığı, Gnkur. İsth. Bşk.lığı Gnkur. Loj. Bşk.lığı, Gnkur. Pl. Prs. Bşk.lığı, Gnkur. Muh. Elk. Bşk.lığı, Gnkur. S. Y. Koor. Bşk.lığı, Gnkur. Gensek.liği

12 Eylül 1980 Sonrası Tedbirleri ve Türkiye'mizin Yakın Geleceği Üzerine Bir Rapor Denemesi

Giriş


a. Bu, bir jeopolitik incelemedir. 12 Eylül 1980 Bayrak Harekatı sonrasında alınabilecek tedbirler üzerinde durulmaktadır. Buhranlı bir dönemden geçiyoruz. Bayrağımızı yerinden indirmeye, al aşağı etmeye yeltenenler var. Bunlar sadece bazı okulların, ilk hatlardaki yönsüz gençliği değil. 600 senelik Osmanlı İmparatorluğuma şu veya bu nedenle yakınlık ve bağımlılık duyanlardan bir kısmının bilmişliği ve kahkahaları önünde, CUMHURİYET daha henüz 50 yaşlarında sarsılmaya başladı. Bu alçaklığa katılanlar arasında, ATATÜRK yanlısı görülenler bile var. Türk'ün coğrafyasını, tarihini v£2: müsamahasını Ortadoğu ve Balkan şartlarına göre yorumlayamayanlar, öz benliklerini yitirme eşiğine gelmişlerdir ve ipi kopmuş tespih taneleri gibi sağa sola dağılmaya yüz tutmuşlardır.

b. Bazı ayrılıkçılar ve entelektüel sapıklar neredeyse bizi köşeye sıkıştırdılar. Sokağa fırlayan, mikrofona geçen, eline kalemi alan ahlak üstüne ahkam kesiyor, bir sürü teşhis, bir sürü reçete sıralıyor. Çok çok da 20-30 yazar çizer ve 40-50 politikacı parlamenter güdümünde, birkaç yüz ya da bir iki bin BAŞI BOZUK, koskoca Türk Ordusu'nu kışla dışında sokaklarda tesbit ediyor. Yargı organları, kendi özel kanunları çerçevesinde ürkek ve atıl.

c. Bu yüz kızartıcı duruma karşı elbette yapılacak işler vardır ve başlatılmıştır. Memleketimizde bir ikinci Türkiye oluşmaktadır. Şimdilerin Türkiye'si yer yer enkaz halinde imparatorluk sonrasında ikinci Türkiye, ATA'mızın da ideali idi.

d. Kısa vadede, 6 ay ile 2 senede halledilebilecek meseleler var. Konu, aşağıda (durum ve alınabilecek tedbirler) başlıklarında incelenmekte, ana tedbir, ilk tedbirler ve diğer tedbirler tasnifinde, 17 adet önlem üzerinde durulmakta ve bu hacimde bir jeopolitik etüt'ün elverdiği ölçüde de problem bir sonuca bağlanmaktadır.

Durum

a. Genel


1954'ten bu yana, Türkiye'mizin, reaksiyoner davranışlar içinde, sendelemekte devam ettiği ve son yıllarda bunun sarsıntıya dönüştüğü, şimdi daha iyi anlaşılabilmektedir. 12 Eylül 1980 Bayrak Harekatı sonrasında da memleketimizde, yer yer pembe gözlükler ardından bile kara lekeler gözükebilmektedir. 10 Kasım 1938'i takiben Türkiye ara sıra bazı cephelerde, mağlubiyetlerle burun buruna gelmiştir.

Nüfusunun 45 milyona vardığı bir devrede Anadolu'muzda NE MUTLU TÜRKÜM DİYENLER'in sayısı 1933'teki 15 milyonun çok ardında, 5 milyon dahi değil belki.

"Durumu kavramak, meseleyi yarı yarıya çözmektir" ifadesi, zihinlerimize iyice girdi, çünkü gerçektir. Bir ara 2. Cumhuriyet laflarının bile piyasaya sürüldüğü bu memlekette gerçek durum nedir? ATATÜRK'ümüzün ülkesinde bu ikinci Cumhuriyet sözü, zırvalamaktan da ötedir, ama galiba devletimiz ikinci bir TÜRKİYE oluşturma sorumluluğu ile karşı karşıya gelmektedir, zira birinci Türkiye'de birçok müesseseler onarılamaz derecede dinamitlenmiş, tahrip edilmiştir.

b. Netice 7 cins Türkiye'de 600 senelik bir imparatorluğun, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan DOĞAL enkazı üzerinde, 57. yaşına varan Cumhuriyetin, Anadolu ve Trakya topraklarında bugün kaç cins Türkiye var acaba? Bu duruma açıklık getirebilir bir sualdir, anahtar bir sorudur.
İkinci Soru: Devletimizin karnesi, o karnedeki notlan ile ilgili olabilir. Bunların cevabı, şu kısa inceleme yazısının başlıca nirengi noktalarıdır. Evet, kaç cins Türkiye?

Akla gelen cevaplar şunlardır:

1- Evvela bir Atatürk Türkiye'si var. Yaralı bir Türkiye, lâkin yaşıyor ve ilelebet yaşayacak da. Ve sonra, onun izindeki askerler Türkiye'si.
2- Daha sonra köylülerin Türkiye'si geliyor. Uysal, genel ekonomik sıkıntılar içinde dahi, yaşantısından oldukça memnun bir Türkiye'dir bu.
3- Köylü Türkiye'yi geleceklerinden endişeli şehirliler, şehirli Türkiye izliyor.
4- Bu üç Türkiye'nin peşini aydınlar Türkiye'si takip ediyor. Koşuyor, koşuyor bazen öne geçiyor, bazen yolunu şaşırıyor bu Türkiye ara sıra Üniversiteyi, yüksek tahsil gençliğini yanına alıyor ve onları ters istikametlere sürüyor, hatta bazen ifsat ediyor; böyle bir Türkiye.
5- Bir başka Türkiye ise, kimilerine mutlu azınlık denenlerin, bir kısmına da forslu azınlık
diyebileceklerimizin Türkiye'si. Her ikisi de kısmen hırsız. İlki maddi, ikincileri manevi hırsızlar.
Forslu olanların arasında öyleleri var ki: (Şelefyan isimli Ermeni'ye atfedilen maddi, türlü suistimalleri)
de geride bırakabiliyor.
6- Yukarıdaki 5 cins Türkiye'ye karşı pusuda, fırsatını bulduğunda hücumda, acayip bir Türkiye de var ki onlar da bir başka alem, ayrılıkçılar, hem tarihe ve hem de coğrafyaya aykırı Kürtlerin Türkiye'si.
7- Bu sıralama daha da çoğaltılabilir. Çok daha değişik Türkiye'ler de var. Politikacılar Türkiye'si var. Polisler, yargıçlar, sendikacılar, dış ülkelerdeki işçiler vs. Türkiye'ler ki; her biri bir başka istikamette seyreder. Kimi sağda, kimi solda, kimi Hanya'da, kimi Konya'da.

c. Böyle bir MANZARA'da devletimizin karnesi iyi değil, notların çoğu düşük ve kırık. Kişisel müşahede ve kanıma göre 45 milyonun, (tam net 10) üzerinden aşağıdaki 7 bölümde okunabilen notları hizalarındaki gibi.

1- ATATÜRK'e bağlılık, saygı ve sevgi derecesi

a) İstiklal Harbi'ni yaşayanlarımızda 10
b) Aydın kesimde 2-10
c) Üniversite gençliğinde 1-6
d) Köylü Türkiye'de 7-10
e) Şehirlerde 4-6
f) Din görevlilerinde 4-7
g) Kışlada, askeri kesimde 10

2- Polis ve Adli teşkilata güven

a) Sokaktaki vatandaş 1-5
b) Küçük esnaf 3-6
c) Köylü Türkiye 2-5
d) Aydınlar Türkiye'sinde 1-7
e) Üniversite gençliğinde 1-5

3- Devlet teşkilatındaki tüm memurlara güven

a) Şehirli Türkiye'de 2-4
b) Aydın kesimde 1-3
c) Milletin diğer tabakalarında 1-5

4- Esnafa, Tüccara ve Sanayiciye verilen not

a) Köylü Türkiye 2-8
b) Şehirli Türkiye 1-9

5- Amatör ve profesyonel politikacıların aldığı notlar

a) Köylü Türkiye'den 3-9
b) Şehirli Türkiye'den 2-7
c) Ticaret ve sanayi erbabından 6-8
d) Aydınlardan 2-6
e) Üniversite gençliğinden 1-6

6- Silahlı kuvvetlere güven

a) Aydınlar Türkiye'si 1-10
b) Üniversite gençliği 2-5
c) Köylü ve şehirli Türkiye 5-10

7- Türkiye'mizin istikbaline güven

a) Şehirli Türkiye 3-6
b) Köylü Türkiye 5-8
c) Politikacılar 1-10
d) Aydınlar, Üniversite gençliği 2-7

Yukarıdaki 7 ders göstergesinin ortalaması

a) ATATÜRK'e bağlılık, saygı ve sevgi derecesi 6
b) Polis ve adli teşkilata güven 4
c) Devlet teşkilatındaki tüm memurlara güven 3
d) Esnafa, Tüccara ve Sanayiciye güven 5
e) Amatör ve profesyonel politikacılar 5
f) Silahlı kuvvetlere güven 6
g) Türkiye'mizin istikbaline güven 5
h) Türkiye ortalaması 5

d. 7 cins Türkiye tasnifi ve devletimizin karnesindeki not değerleri elbette tartışılabilir.

1- Gerçek bir tasnifte; Türkiye belki 5, belki de 15-20 cinstir.
2- Tam not 10 üzerinden, okunan ortalama 5 rakam da aslında daha düşük veya biraz yüksek olabilir.
3- Ayları, hatta yılları alabilecek ilmi bir araştırmada, daha gerçek Türkiye fotoğrafları çekilebilir. Böylece varılabilecek neticeler elbette bu tür kısa bir yazıya sığdırılamaz, ancak yukarıdaki tasnif ve rakamlarda, herhalde bazı ipuçları vardır ve bu ip uçları iyi değerlendirilirse "her kafadan bir ses çıkarma istidadı ile meşru" ortamlarda bile, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği rotalar çizilir ve izlenebilir.

e. Ana Sebep

Biz yıllardır, sosyal yapı düzeninde, ekonomide ve diğer alanlarda hep farklılıklar üzerinde durduk. Münakaşalar, kavgalar ve bunların uzantısı düşmanlıklar, hep bu farklılıklar üzerinde oldu. Bir bardak2 suda fırtınalar çıkardık. Düşünmedik ki farklılıklar yanında BENZERLİKLER de vardır ve bu benzerliklerin yüzde oranı farklılıklardan da fazladır. Ortaya bir soru: İslamiyet ile Hıristiyanlık ve diğer dinler, aralarında ne derece birbirine benzerdir? O soruyu bugün alalım; sağ, sol, faşist-komünist denilenler arasında benzerlikler ve farklılıklar nelerdir?
Sorun peygamberlere, sorun Kari Marx'a, sorun diğerlerine ve nihayet sorun ATATÜRK'e, alacağınız cevap nedir? Gene, kişisel kanıma göre şudur: Bütün bunlar, aralarında en az %50'den fazla oranda, belki de %70, %80 ölçüsünde birbirine benzerdir. Farklılıkları, olsa olsa %30, %20 kadardır.

f. Hâlâ kiracı sayılırız bu topraklarda

Dünyanın birçok yerlerinde uygarlık havarisi olarak bilinen Yunanlılar, jeopolitik nedenlerle, 400 sene Türklerin hakimiyetinde kaldılar. Bundan neşet bir AŞAĞILIK kompleksi, dünyada bize müteveccih başlıca tehdittir. Sovyetler Birliği bile daha sonra gelir. Bu sebeple biz hâlâ, Anadolu ve Trakya'da kiracı sayılırız. İyi bilelim bunu, farz edelim ki; dünya bir gün tümüyle komünist olur, lâkin biz Yunanlılardan önce komünist olamayız. Mutlaka en sona kalmalıyız, kaldı ki bu faraziyeden de öte son derece zayıf bir ihtimaldir.

Alınabilecek Tadbirler

a) Durum açıktır. Manzara bir noktada ATATÜRK'ün 1919'da çizdiği tablodan da pek farklı değil. 1938-1980 Türkiye'sinde büyük tahribat ve bunun yanında kim ne derse desin büyük gelişmeler de vardır. Alınabilecek bir kısım tedbirler 1980 öncesine, kalanı da 2000 yıllarına dönük olabilir. Kimilerine göre bu 3-5 tedbirden ibarettir. Kimileri de 15-20, 20-30 tedbirden bahseder. Bazıları da der ki, 2000 fabrika daha açarsak memleket düze çıkar. Tedbirler üzerinde, bu ülkede gevezeliğe varan, yıllar alan münakaşalar olmuştur. Bunların en tipik örneği "Türkiye sanayi ile mi, yoksa ziraat ile mi kalkınır" tartışmasıdır; hâlâ da sürer, sürdürülür. Tez canlı, dar canlı bir Türkiye'deyiz. Öncelikle kısa vadede sonuç alabileceğimiz tedbirlere yönelmeliyiz. Kısa vade unsurunu anayasamızda bile açıkça dile getirmeliyiz. "Kaf Dağı'mn ardındaki hedefler" yerine, çok çok 5 senede 10 senede ulaşabileceğimiz hedeflere yönelmeliyiz. Hele bu dönemde 6 ay ya da 2 senede varmamız gerek!? hedefler bulunuyor.

b) 12 Eylül 1980 sonrası tedbirlerini şöyle tasnif edebiliriz.

1- Ana tedbir
2- İlk tedbirler
3- Diğer tedbirler

c) Ana Tedbir (67 ilde birer millet meclisi)


Yukanda, 7 cins Türkiye ve devletimizin karnesi başlıklarında anlatılmaya çalışılan durumun en doğal neticesi alınacak başlıca tedbir, 67 il merkezimizde, 23 Nisan 1920 tipi millet meclislerinin kurulmasıdır. Milletin Ankara'ya güveni ciddi bir şekilde sarsılmıştır ve Türkiye'miz bugün bir merkezden idare edilebilme imkânını yitirme sınırına gelmiştir. Vakit geçirmeksizin, süratle her il merkezinde Ulu Önder'in 1920'lerde yaptığı tekrar edilmelidir.

İllerin nüfusları oranında 20 ila 100 milletvekilinden oluşacak bu meclisler 1924 ve 1961 anayasalarının seçilecek ilke ve esaslar çerçevesinde, bir kısım (Teşrii, İcrai ve Kazai) yetkilerle teçhiz edilerek aşağıdaki meseleleri 6 ay ile 2 sene içinde çözüme bağlamalıdır.

1- Milli Güvenlik Konseyi anafikirlerine, devletin genel menfaatleri paralelinde, mahalli hâl tarzları bulmak,
2- Adli müesseselerde birikmiş dosyaları günün ihtiyaçlarına göre tasnif etmek, ayıklamak,

a) Teröristlerden cinayet işleyenleri, mümkün olabilen en kısa süre idam etmek,
b) Uygulamadaki ceza kanununa göre, 2 ila 3 sene hapse mahkûm olabilecek vatandaşları, birbirleriyle barışma imkânlarını arayıp bulmak ve tatbik etmek.

3- Milli Güvenlik Konseyi'ne aşağıdaki görevlilerin tayini için üç aday teklif etmek.

a) Kaymakam, Vali,
b) Emniyet Müdürü,
c) Milli Eğitim Müdürü,
d) Belediye Başkanı.

4- Emniyet teşkilatını ehli gönüllülerle takviye etmek.
5- Ermeni tedhişçilere karşı bir kısım diğer illerin millet meclisleriyle koordinasyon ve işbirliği halinde mukabil tedbirler almak.
6- Sosyo-Ekonomik tedbirler.

a) Belirli bir öncelik sırasına göre işsizlere iş bulmak,
b) Ticari alanda, mahalli fiyatları tespit ve uygulamasını takip etmek,
c) Kaçakçılarla mücadele etmek,
d) Bölgedeki (mutlu ve forslu azınlık) niteliğini taşıyanların etkilerini azaltmak ve ortadan kaldırmak,

e) İl içindeki bazı orta ve yüksek dereceli okullarda (eski köy enstitüleri paralelinde) 3-5 ay süreli programlar uygulamak, bu yoldan temin edilebilecek iş gücünü mahalli ihtiyacın gereği MECBURİ İŞ MÜKELLEFİYETİ sahalarına tahsis etmek.

f) Camilerdeki Cuma HUTBELERİ'ni kaleme almak.

7- Kurucu Meclis'e muhtelif kesimlerden 5 ila 15 aday teklifinde bulunmak,

d) İlk tedbirler

Bunlar sırasıyla personel, psikoloji, emniyet, asayiş ve kurucu meclisle ilgili tedbirler olabilir.

1- Personel

Henüz vakit geçmemiştir. Fevkalade titiz (Askeri Şuradaki general seçimi titizliğinde) bir tutumla, 40 ila 60 yaşları arasındaki emekli subaylardan kendi devre arkadaşlarınca 1000 kişi aranır, bulunur, seçilir. Aynı şekilde 1000 kadar da sivil tespit edilir ve böylece 2000 kişilik bir stok oluşturulur. İdarenin kilit noktalarındaki ihtiyaç (bakan, müsteşar, kurucu meclis üyesi, vali vs.) bu stoktan temin edilir ve böylece bir sürü dedikodu ve menfi propagandalar da önlenmiş olur. Bu 2000 kişi memleketi taşır götürür.

2- Psikolojik Harekât (Benzerlik ve farklılıklar)

İkinci tedbir üniversitelere, yüksek tahsil gençliğine dönük bir psikolojik harekât önemlidir. Geçen 10-15 yıl içerisinde buralarda (adeta bir bardak suda fırtına) çıkarıldı. Çeşitli sosyo-ekonomik sistemler üzerinde kanlı kavgalar verildi; anılan sistemlerin benzerlikleri değil, farklılıkları işlendi. Memleket (ilerici-gerici) (sağcı-solcu) diye parçalara bölündü.

a) Sağ ile sol arasındaki fark nedir? Bunlar en az %80 oranında yekdiğerinin benzeridir. O halde?
b) %80 üzerinde yan yana gelmek varken %20'nin bir bardak suyunda boğulmaya gerek ne?
c) İnanıyorum ki %80 benzerliklerin ortaya konabilmesi ile üniversite ve yüksek tahsil gençliği BARIŞ devresine girecektir.

3- 5'nci Ordu (İç emniyet ve asayiş)

a) İç tehdide karşı en kısa zamanda bir ordu, 5'nci Ordu kurulmalıdır. 5'nci Ordu, diğer orduları asli görevlerine yöneltici imkânlar getirecek.
b) Polis ve Jandarmayı bir çatı altında birleştirecek, halkın güven ve desteğini sağlayacaktır.

4- Kurucu Meclis

Tarih boyunca 17 devlet kuran bu milletin o niteliğindeki zenginlik apaçık ortadadır, ancak içeride mülki idarede, teşrii kuruluşlarda aksine bir fakirlikle maluldür.
Milletimiz, yıllardır gerçek temsilcilerini seçebilmenin ya da bir başka güç tarafından seçilenleri beğenip kabullenmeye razı olabilmenin özlemi içindedir.

a) Temsil niteliği, tüm öteki özelliklerinin üstünde bir meclis, Türkiye'nin en az 50 yıllık istikbaline ışık tutacak, gelecek nesil seçmenlerine örnek olacaktır.
b) 23 Nisan 1920 emsali ortada.
c) 12 Eylül 1980 örneği de iş başında, 12 Eylül başarısındaki ana unsur Milli Güvenlik Konseyi temsil niteliğinde mündemiçtir. Millet biliyor ve inanıyor ki (ordu, milletin; Milli Güvenlik Konseyi de ordunun) dolayısıyla Türklerin gerçek temsilcileridir.
d) Kurucu Mecliste millet bütün tabakalarıyla geçmişiyle, haliyle ve geleceğiyle temsil edilmelidir. Mecliste, Hakkari'deki çobandan, Edirne'deki boyacısına; okuma yazma bilmeyeninden başımızı derde sokan anarşistlere kadar her kesimden üyeler olmalıdır. Bu meclis (45 milyonluk nüfusunda 5 milyona inen) Anadolu Türklerinin çimentosu, demiri, çeliği ve harcı olabilme 5 milyondan 45'e çıkabilme şansına sahip toparlayıcı ve birleştirici bir meclis olabilir.
e) Hiçbir iş yapmasa da böyle bir meclis (bir yamalı bohça halindeki yapısıyla) milletin yüreğine su serpecek, ona yeni ufuklar açacaktır.
f) Mutlu ve forslu azınlığa karşı kurucu mecliste kapılar herhalde biraz kapalı olmalıdır.
g) Diğer tedbirler (12 adet tedbir)

Yukarıda anlatılmaya çalışılan (ana ve ilk tedbirler) paralelinde, onları ekonomik, sosyal, siyasi cephelerde takviye edebilecek ve ayrıca ülkemize has özelliklere cevap verebilecek diğer tedbirler de vardır. Bunların bir kısmı uzun, bir kısmı orta ve bir kısmı da yine kısa vadeli tedbirlerdir. Askeri stratejideki kuvvet, zaman ve mekan faktörleriyle 9 harp prensibi, yer yer bunlar için de geçerlidir. Anılan tedbirleri bir anafikre bağlamanın güçlülüğü açıktır. Hayalleri fazla zorlamadan bile tahmin edilebilir ki 2000 yılına doğru dünya siyasi ve ekonomik rejimler açısından, bugünün karması bir dünyadır, yani %50 kapitalist ve %50 sosyalist bir dünya.

Büyük teknolojik gelişmeler, ideolojik sürtüşmeleri azaltma, ifna etme (yok etme) istidadı gösteriyor. Konuyu dağıtmadan, o tedbirleri de şöylece sıralayabiliriz:

1- İkinci Bir Türkiye Oluşmaktadır

Bu oluşum ta 1919'larda Büyük ATATÜRK ile rayına girmeye başlar. Gelecek 20 yılda Türkiye'nin rotası %50 kapitalist ve % 50 sosyalist bir düzene göre çizilebilir. Kişi başına milli gelirin 4-5 bin dolan, belki de daha fazlasını gerekli bulan ikinci Türkiye ortamında; (başlıca çekişme sebebi mülkiyet kavramı) bugünden itibaren bazı değişiklik ve yeniliklere kavuşturulmalıdır.

Türkiye'de bir süre sonra yer yer (2 ila 5 yıllık mülkiyet) anlayışı yürürlüğe konulmalıdır.
Türkiye potansiyelinde, 2 ila 5 yılda 4-5 bin dolarlık hedefe ulaşabilecek güce sahip milyonlarca kişi vardır. 2 ila 5 yıl içinde el değiştirecek fabrikalarda, çiftliklerde vs. kuruluşlarda, liberal sistemin ferdi mülkiyet kavramı da korunabilmelidir. Aksi takdirde bir başka ÇIKMAZ sokağa girme ihtimali vardır. Toprak ve tarım reformu ile gelir kaynağı diğer unsurların, devletin eliyle fakir ve orta halli vatandaşlara 2 ila 5 senelik devri, yukarıda zikredilen geçici mülkiyet kavramına göre yürütülmelidir.

Böyle bir uygulamada asli mal ve mülk sahipleri (hırsızlıklar hariç) devletin himayesinde bulundurulmalı, MİRAS dahil, her türlü hakları garanti altına alınmalıdır.

2- Tarihi Bilgiler Özeti

(Okuryazar bile olmayandan, en aydın kişilerine kadar, bütün milletin ortaklaşa bilmesi gerekli bilgiler 25-30 sahifelik bir cep kitabı).

a) Toplumları millet yapan unsurların başında, tarih bilinci gelir.
Sokaktaki vatandaştan üniversitelerin tarih kürsüsündeki profesörlerine kadar 45 milyondan her birimizin tek tek ezbere, noktasına virgülüne kadar ezbere bilmemiz lazım gelen tarihi bilgiler vardır. Büyük ATATÜRK'ün 10'ncu Yıl Nutku, bir noktada böyle özettir.

b) 25-30 sahifelik bir küçük cep kitabına sığabilecek o tür özetler, 20. asırdaki en büyük ihtiyaçlarımızdan birini karşılar ve belki de 21. asrın güzergahını çizer. Tanzimat'tan sonra İmparatorlukta 3200 azınlık okulu açıldı. Barbar denen bizlerle ilgili çok daha anlamlı rakamlar ve olaylar var.
Anadolu'nun geçmişi Rum'dur, Ermeni'dir, şudur budur diye bir sürü laf var. Eski bir Pontus Kralının 22 lisan bildiği söylenir. Bunlardan biri Rumca olsun... Diğerleri? Bugün Yunan ticaret filosu 40 milyon dtv ton civarında.

1850 yıllarında Ege'de İzmir'in karşısındaki Sakız Adası'nda, Ali Çelebi-Zade Mehmet Efendi adında bir Türk, özel bir Bahriye mektebi açar. Ada'nın Türkçe ve Rumca konuşan sakinlerini denizcilik üzerinde eğitim öğretime tabi tutar. Günün 40 milyonluk filosunda, Sakız Özel Bahriye Mektebi'nin yeri nedir? Keşke, Karadeniz sahillerinde de bu mektepten 3-5 tane açılabilseydi? İşte bütün bunlar ve benzerlerini toplayacak bir özet hepimizin hafızasına nakşedilmelidir.

c) Neler sığar bu 25-30 sahifelik özete? Kitapta yer alacak bilgilerin %'de hacmi ne olabilir? Böyle bir özetin %80'i Türk, %20'si de Türk-yabancı ilişkilerine tahsis edilebilir.

Hayati öneme haiz bu cep kitabı (1-2 yılda) ATAŞE Bşk.lığı, Türk Tarih Kurumu ve diğer bir kısım ilmi müesseselerle işbirliği içinde hazırlanabilir ve fihristinde de şunlar bulunabilir:

I- Türk Tarihi (%80) ve alt yüzdeleri

aa- Cumhuriyet Öncesi %50
ab- ATATÜRK ve Cumhuriyet devri %40 ac- Diğer %10

II- Türk Yabancı İlişkileri (%20) ve alt yüzdeleri

aa- Yunanistan ve Roma %20
ab- Türk-Arap Alemi %20 ac- Türk-Batı Avrupa %20
ad- Türk-Rus %20 ae- Diğer %20

3- Dış Politika (Yunanistan ile İlişkiler)

Yunanlılarla 400 sene bir arada yaşadık. Onlar eski Osmanlı vatandaşlarıdır.
Atatürk ile Venizelos çok samimi bir işbirliği içine girmişlerdi. Devam ettirilmelidir bu ilişkiler.

a- Mümkün olsa da bunlarla bir federasyon bile kurabilsek.
b- Türkiye'ye bütün mikroplar Yunanlıların üst tabakalardaki idarecileri kılavuzluğunda girer. Daha alt kademelerde böyle bir durum yoktur denilebilir. Federasyon fikir düzeyinde kalsa bile, menfi etkilere karşı ciddi bir tıkaçtır.
c- Kıbrıs meselesi de aynı anlayışla bir çözüme bağlanabilir.

Kıbrıs dörde bölünebilir:

I. Girne Türkiye'ye bağlanabilir (Mersin ilimizin bir kazası olabilir).
II. Baf Yunanistan'a bırakılır.
III. İngiliz üsleri (Agratur ve Dikelya) bir süre şimdiki statülerini sürdürür.
IV. Yukarıdakiler dışında kalan topraklarda da Federe bir devlet kurulur.

NOT: Türk-Rum Federe Devleti, Birleşmiş Milletler'le sıkı bir işbirliği halinde cennet bir ülke olabilir. Birleşmiş Milletler için Kıbrıs, birçok ünitelerin yerleştirilebileceği ideal bir yerdir. Karışık, istikrarsız Ortadoğu bu yoldan da bir nevi kontrol altına alınabilir. Diğer taraftan turizmde büyük gelişme olabilir. Güney Anadolu sahillerinin turistik imkanları Kıbrıs'takilerle birleşir ve Türkiye'miz o yönden de büyük imkanlara kavuşabilir.

4- Bakanlar Kurulu Teşkilatı ve Deniz Bakanlığı

a) Bizdeki bakanlar kurulu çok çok 12-15 bakanlıktan ibaret olabilir.
b) Herhalde bir Deniz Bakanlığı kurulmalıdır.
c) Bakanlık müsteşarları uzun süre 5-10 yıl görevleri başında kalabilmeli.
d) İstanbul valisi, doğruca devlet bakanı tarafından seçilmiş bir kişi olarak, bakanlar kuruluna dahil edilebilir.

5- Büyük Şehirlere Göç

a) Tahdit edilmelidir.
b) Büyük şehirlere göçte bazı rakamlar tespit edilmeli, 67 ilin bir kısmına yıllık kontenjanlar
ayrılmalıdır.

6- Ezanın Arapça veya Türkçe Okunması

a) Laiklik anlayışı çerçevesinde ezan Cuma günleri, Ramazan ayı bayram ile kurban bayramında (senede toplam 3 ay kadar) TÜRKÇE okunmalıdır. İslami esas ve usuller önünde ara sıra sözü edinen Arap milliyetçiliği kavramı, bu yoldan etkisini kaybedebilir.
b) Senenin kalan 9 ayında ezan Arapça okunabilir herhalde, çünkü İslamiyet'in milletlerarası yönü vardır ve o yönde Türkler, tarihi hizmetler ifa etmişlerdir.

7- Anadolu'ya İstanbul emsali 8-10 Merkez İstanbul, sadece Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında değil, Cumhuriyet döneminde de Anadolu'yu sömürmüştür denebilir. Sosyo-ekonomik yapıdaki birçok düzensizlikler, İstanbul'dandır.

a) Anadolu'da İstanbul emsali 8-10 merkez oluşturulmalıdır.
b) Devlet yatırımları sıklet merkezi ile seçilecek bu 8-10 merkeze kaydırılmalı. İstanbul bir süre kendi yağı ile kavrulmalıdır.

8- KİT'lerde vardiya usulü: KİT'lerin ıslahı ve geliştirilmesi için, ilk safhada (buralardaki personel fazlalılığı açısından) VARDİYE usulü uygulanabilir.

9- İthalat (Kooperatiflere Öncelik)

Zengin tüccarlara verilen ithalat imkânları bir süre (fakir ve orta halli vatandaşların biriktirebildikleri sermaye ile oluşan KOOPERATİF'lere) bırakılmalıdır.

10- İşçilerin Fabrikalara Ortaklığı

Sadece sosyal değil, iktisadi bir verimlilik konusu olarak da ele alınmalıdır.

11- TRT ve diğer yayın organlarında işlenebilecek konular.

a) 1950-1980 iktidar ve muhalefetlerinin doğruları ve yanlışları çok tarafsız, ilmi bir tutumla millete anlatılmalıdır.
b) Osmanlı İmparatorluğunun azınlıklara karşı müsamahası uygun vesilelerle dile getirilmelidir. 12- 1920'lerin Ankara ve İstanbul Hükümetleri
a) Türkiye'mizdeki siyasi mücadeleleri çığımdan çıkaran sebeplerin başında, 1920'lerdeki ruh haletinin hâlâ yer yer sürdürülmesi gelir.
b) Sanki büyük ATATÜRK'ün yeni Türkiye'miz için kurduğu CHP hâlâ ANKARA'yı diğerleri de İSTANBUL'U temsil eder. Her türlü istismara açık bu gayri milli davranışın başları her görüldüğıî3 yerde ezilmelidir.

Sonuç

Türkiye'miz içeriden ve dışarıdan, adeta bir teşhis reçete bombardımanı altındadır. Devlet, tek sığınak, Atatürk'ümüzün sığınağı dışında, açıkta gözükmektedir. 12 Eylül 1980 Bayrak Harekatının getirdiği emniyete rağmen, milletin Başkent teşkilatına Ankara'ya güveni yok denecek kadar az olmakta devam ediyor.

a) 1919 ile 1938 yılları arasında Ankara'daki tek lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bütün Türkiye'ye yetiyordu, ancak köprülerin altından çok sular geçti. 1933'te 15 milyonu ile NE MUTLU TÜRKÜM diyebilenlerin sayısı; nüfusun 45 milyona çıktığı bir devrede 5 milyon bile değil halen. Bugün tek değil, her vilayette bir ATATÜRK'e 67 adet 23 Nisan 1920 Meclisi'ne ihtiyaç vardır.

b) İstikrarsız Ortadoğu'da ülkemiz, son derece geniş bir kapasiteye sahiptir. Bütün engellere rağmen ümit büyüktür; istikbal "bir güneş gibi" parlayabilir. Fırtınayı atlatıp 2000 yılını bulabilecekleri bir Türkiye, muhtemeldir ki dünyada ABD ve SSCB'den sonra gelen (üçüncü derecede güçlü) devletler arasına girer, yeter ki Teşhis-Reçete bombardımanından kurtulsun, jeopolitik durumuna, tarihine ve coğrafyasına uygun tedbirler alabilsin.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Evren'in 12 Eylül Sonrası İçin Başlattığı Çalışma

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 02:04

Evren'in Son Açıklamaları

Evren, sadece eyalet sistemine yönelik açıklamalarda bulunmakla kalmamıştır. Kürt sorunu, Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi, Kerkük, AKP iktidarı, DTP ve Genelkurmay'a planladığı ziyaret gibi çeşidi konulardaki düşüncelerini de açıklamıştır.

Evren, "Kuzey Irak'ta adamların parlamentosu var mı, var. Talabani Cumhurbaşkanı seçilmedi mi, seçildi. Barzani Kürtlerin başına geçti mi, geçti. Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti kuruldu. Bu saatten sonra yapacak bir şeyimiz yok. Kerkük'te haklarımız var, onları savunmalıyız, ama gidip de Kerkük'ü işgal etmemize karşıyım. Kürt sorunu vardır, adamlar kardeşlik çağrısı yapmış. Demokratik Toplum Partisi'nin Meclis'e girmesi uzun vadede Türkiye'ye fayda getirir. İlk zamanlar belki çatışmalar olur, ama yavaş yavaş durulur. Meclise komünist olan da, sağcı olan da, İslamcı olan da giriyor.

Bu da gelsin girsin. Meclise girmeyecekse, parti neden kuruluyor? Kardeşçe geçinmeyi öğrenmeliyiz" demiştir.

Evren, "Galiba Nisan ayının 24'ünde Ankara'ya gideceğim. Komutanlarla görüşebilirsem onlara da bu görüşlerimi aktaracağım" açıklamasında bulunmuştur.

"Erdoğan için başarılı değildir diyemem, hakikaten birçok şey yaptılar. Bilhassa ekonomi sahasında büyük ilerlemeler kaydettiler. Bugüne kadarkiler enflasyonu düşürememişlerdi. Bunlar düşürdü" demiştir.

Evren, Açıklamalarını Türkiye'nin Çok Kritik Döneminde Yapıyor

Evren, açıklamalarını, Genelkurmay Başkanı'nın Washington'daki açıklamalarına karşı ABD-TÜSİAD-AKP Cephesi'nin saldırılarının, 28 Şubat muhtırasına yönelik tartışmaların yoğunlaştığı ve düz ova siyasetinin gündemi meşgul ettiği çok kritik bir dönemde yapıyor.
Evren'in açıklamalarından kısa bir süre önce Genelkurmay Başkanı Washington'da şu açıklamalarda bulunuyordu:

- Türkiye-Irak hududunun Irak tarafı, ABD, Talabani ve Barzani tarafından PKK'ya teslim edilmiştir. Şu anda PKK'nın en büyük destekçisi Kuzey Irak'taki iki gruptur.

- PKK'yı içeride ve dışarıda siyasallaştırıp meşrulaştırarak uluslararası sorun haline getirmek örgütün en önemli amacı değil mi? Konuyu uluslararası müdahaleye konu olabilecek hale getirmek için çaba göstermiyor mu?

Bu açıklamalar Evren ve Erdoğan'ın açıklamaları ile taban tabana zıttır. Evren ve Erdoğan ABD ile tam bir görüş birliği içindedirler. Evren'in tüm açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde Evren'in ılımlı İslam iktidarını askeri, Erdoğan ise demokratik darbe ile inşa etmek üzere ABD tarafından yola çıkarıldıkları çok açık olarak görülecektir.

ABD İsteklerini Evren Aracılığıyla İletiyor

Evren, ABD tarafından kendisine yüklenmiş misyonu tamamlamaya çalışıyor. ABD stratejilerine çok yakın davranıyor. Evren'i 12 Eylül darbesi liderliğine ABD taşımıştır. Washington, Türk üniter devletini parçalamak için formül arayışındadır. Formüllerden birini de Evren aracılığı ile dillendiriyor.

ABD, Kuzey Irak ve PKK ile ilişkileri rasyonelleştirme girişimini başlatmıştır. Sonuç almaya çalışırken Mehmet Ağar "düz ova siyaseti ile" devreye sokulmuştur. Ağar, ABD tarafından kullanılıyor. Plan yetersiz kaldığı için Evren devreye sokulmuştur. Evren açıklamalarına devam edecektir. ABD de Büyük Ortadoğu Projesi amacına ulaşıncaya kadar Evren gibilerini konuşturmaya devam edecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1980-1993: Cumhuriyetimizin 4. İhanet Dönemi ve Eşref Bitlis Paşa, Uğur Mumcu ve Doğu Perinçek gibi Atatürkçü'lerin Mücadelesi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron