Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

NATO'nun Londra Zirvesi Kararları ve Obama

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

NATO'nun Londra Zirvesi Kararları ve Obama

Mesajgönderen TurkmenCopur » 06 Haz 2011, 00:19

NATO'nun Londra Zirvesi Kararları ve Obama

Barack Hüseyin Obama başkan seçilmesinden 2,5 ay kadar sonra Ankara'yı ziyaret etti. Gelmeden önce sırasıyla G-20 (Group-20) zirvesine, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İngiltere Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'ndeki konferansına, Fransa'nın Strasburg, Almanya'nın Rehl-Am-Rehien kentinde yapılan NATO'nun 60. yıl zirvesine ve Prag'daki AB zirvesine katıldı.

Obama'nın 4 zirve ve 1 konferansa katılmasının temel amaçlarından biri ve belki de birincisi, Türkiye-ABD ilişkilerine yönelik olarak geliştirilmiş "Model Ortaklık" veya "Örnek Ortaklık" adlı yeni1 ABD stratejisinin Türkiye'ye kabul ettirilip hayata geçirilmesidir.

4 Zirve ve 1 Konferans'ı önce kısaca özetleyelim:

2 Nisan 2009, Londra G-20 Zirvesi


G-20 Zirvesi, 2 Nisan 2009 tarihinde "İstikrar, Büyüme ve İstihdam" sloganıyla Londra'da toplandı.

Küresel gelirin yüzde 90'ına ve dünya ticaretinin yüzde 80'ine sahip, dünyanın en gelişmiş 19 ülkesinin yanı sıra Çek Cumhuriyeti, Tayland, Etiyopya ülkelerinin liderleri; BM Genel Sekreteri, IMF ve Dünya Bankası'nın başkanları da toplantıya katıldı. Katılımcılar arasında ayrıca Avrupa Komisyonu'nu temsilen Jose Manuel Barroso da yer aldı.

G-20 Zirvesi'ne Türkiye'den Başbakan Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ile Devlet Bakanı Mehmet Şimşek katıldı.
Zirvede, finansal sistemin revize edilmesi, eşgüdümlü faiz indirimi ve teşvik paketleriyle tüketimin ateşlenmesi, finansal denetim ve korumacılığın kaldırılmasına yönelik ciddi bir işbirliğinin sağlanması konuları ele alındı. G-20 liderleri Kasım 2009'da Washington'da tekrar bir araya gelmeyi kararlaştırdılar.

Toplantı sonunda yayımlanan sonuç bildirisi dikkatle incelendiğinde, göstermelik bir anlaşmaya imza atıldığı ve alınan kararları hızla hayata geçirecek bir ortak iradenin oluşmadığı gözlemlenmektedir.
Diğer başlıkları bir tarafa bıraksak bile, zirvede ortaya çıkan üç temel gerçeği belirtmekten geçemeyiz.

Zirveye damgasını vuran bu üç gerçeği şöyle sıralayabiliriz:

1. ABD küresel hegemon güç olmaktan çıkmış, küresel liderliğe soyunan bir konuma düşmüştür.

2. Çin ve "Almanya-Fransa eksenli AB" bazı konularda ABD'ye karşı çıkmıştır. Böylece, Çin-ABD-AB olmak üzere "Üç kutuplu bir dünya" gerçeği ortaya çıkmıştır.
Üç kutupluluğa Rusya, Hindistan ve Brezilya da katıldığında üç kutupluluk da aşılmış olmaktadır.

3. BOP Eşbaşkanı Başbakan Tayyip Erdoğan iktidarının ABD taşeronluğu rolü daha da derinleşmiş ve boyutlanmıştır.

6 Temmuz 2008 tarihli Aydınlık'ta yayımlanan yazımızda bu gerçekliğe şu sözlerle dikkat çektik:

"Çok uluslu sermayenin dünya diktatörü olan Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR) en yetkin ve etkin üyesi olarak Zbigniev Brzezinski, halen CFR başkanlığını sürdürmekte olan Richard Haas ve eski ABD Başkanı Clinton, ABD'nin dünyayı küresel imparatorlukla değil, küresel liderlikle yönetmesini tercih ediyor.
"Bu bağlamda, Yeni Dünya Düzeni'nin yeniden şekillenmesi yandaşlığında John McCain'den yüzde1 bir bile farkı olmayan, önce Müslüman, sonra Protestan, daha sonra da Katolikliğe geçen bir kara derili ve Harvard Üniversitesi yıllarında bir yıldız gibi parlayan Barack Hüseyin Obama'nın muhteşem bir senaryo ile ABD başkanlığı için pazarlanmasına tanık oluyoruz."

3 Nisan 2009, Londra, Chatham House Konferansı

Başbakan Tayyip Erdoğan, 3 Nisan 2009 tarihinde "Chatham House" adıyla bilinen İngiltere Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde düzenlenen "Küresel Ekonomik Kriz ve Türkiye" konulu bir konferans vererek Türk ekonomisini ve Türkiye'nin 'başarılarını' göklere çıkardı. Konferansın 29 Mart 2009 seçimlerinden ve Davos'taki "one minute" çıkışından sonraya rastlaması büyük bir ilgi nedeni oldu. İngiltere'nin her kesimden araştırma görevlileri ve düşünürler toplantıya katıldı. Tayyip Erdoğan burada, gazetecilerin sorulan üzerine, Danimarka Başbakanı'nın NATO Genel Sekreterliği adaylığına karşı olma gerekçelerini de açıkladı. Açıklamasından önce, PKK'nın yayın organı Roj TV'nin merkezinin Danimarka'da olduğuna ilişkin belgeleri 4 yıl önce Rasmussen'e iletmesine rağmen yayınların durdurulmadığını belirtti. Sonra da Hz. Muhammed ile ilgili karikatür nedeniyle başlayan yaygın protestolar konusunda Müslüman ülkelerin büyükelçileriyle bir araya gelmesi önerisi de Rasmussen tarafından dile getirdi.
Erdoğan, "Barış sürecine katkısı olmayanlar acaba bundan sonra nasıl davranacak? Bu bizde soru işareti meydana getiriyor. Doğrusu benim kişisel kanaatim olumsuz" diye konuştu. Bunun Türkiye'nin resmi yaklaşımı olup olmadığı yönündeki soruya Erdoğan, "Kişisel görüşümü ifade ettim, ama bunu başbakan olarak söyledim" yanıtını verdi.
Erdoğan açıklamasında, bir hafta Müslüman ülke liderlerinin kendisini arayarak Rasmussen'in adaylığının veto etmesini istediklerini de belirtti.

4 Nisan 2009, Strasburg, NATO'nun 60. Kuruluş Yıldönümü Zirvesi

4 Nisan 2009 tarihinde Fransa'nın Strasburg ve Almanya'nın Rehl-Am-Rhein kentinde yapılan NATO'nun 60. Kuruluş Yılı Zirvesi'nde Türkiye'yi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül temsil etti.

Başkan Obama zirvede yaptığı konuşmada terörle mücadelede Avrupa ile ortaklık mesajı verdi. Zirve öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile ortaklaşa basın toplantısında konuşan Obama; Fransa'nın 40 yıldan bu yana uzak kaldığı NATO'nun askeri kanadına dönüşünü büyük bir memnuniyetle karşıladığını; Fransa'nın ABD'nin Avrupa savunmasının patronu değil, ortağı olmasını istediğini vurgulayarak El Kaide terör örgütünün ABD için olduğu kadar, Avrupa için de büyük bir1 tehdit oluşturduğunu söyledi.

Sarkozy ise yeni Amerikan yönetiminin Afganistan politikasına tam destek verdiklerini ifade ederek Fransa'nın Afganistan'daki asker sayısını değil, ama ekonomik desteğini arttıracağını kaydetti.

Obama daha sonra Almanya ve Fransa'dan gençler ile NATO bünyesindeki Atlantik Konseyi'nin bir açık oturumunda konuştu. Öğrencilerin sorularını yanıtlayan Obama, Afganistan'da 7. yılını dolduran askeri müdahale için, "Bu ortak bir sorundur; ABD bu sorunu tek başına omuzlayamaz, ortak sorunlar için çözümler üretilmesi gerekir" dedi.

Obama, 3 Nisan 2009'da Merkel ile görüştü. Görüşmede Merkel'in Obama'ya Afganistan konusunda, "elinden geleni yapacağı" sözü verdiği belirtildi.
Toplantıda bir konuşma yapan NATO'nun görevi sona eren Genel Sekreteri ve Hollanda'nın eski Dışişleri Bakanı Jaap de Hoop Scheffer, Obama'nın gündeme getirdiği konuların yanı sıra NATO gündeminin diğer konularını açıkladı. Scheffer gündemi, 3 Nisan 2009 tarihli Hürriyet'te yayımladığı "Güvenlik Refahı'nın Temeli" adlı makalesinde açıklamıştı.

Obama, Scheffer, Sarkozy ve Merkel'in açıklamaları dikkate alındığında gündemde yer alan başlıca konuların şunlar olduğu görüldü:

• Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği'nin onaylanması,
• Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına dönmesinin onaylanması,
• Türkiye'nin Afganistan'a muharip asker göndermesi,
• NATO'nun genişlemesi,
• Diğer konular.

NATO-AB arasında işbirliği, NATO ile Rusya arasında gerçek bir ortaklık inşası, enerji güzergâhlarının güvenliği, Siber Savunma ve NATO Stratejik Konsepti'nin gözden geçirilmesi... Bu başlıklar da NATO Zirvesi'nin gündem konuları arasındaydı, fakat zirve sırasında ve sonrasında yapılan açıklamalara bakılırsa, görüşmeler sırasında bu konular öne çıkamamıştır.

Şimdi zirve gündemindeki konulara geçebiliriz.

1. Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğinin Onaylanması


Rasmussen'in ABD, Almanya ve Fransa'nın desteğini alarak aday olmasından sonra ve toplantı öncesinde Erdoğan bir televizyon kanalında, Rasmussen ile telefonda görüştüğünü ve PKK çizgisindeki Roj TV'nin yayınlan ve Hz. Muhammed'i yeren karikatürlerin yayımlanması nedeniyle Danimarka'ya Müslüman ülkelerden yoğun tepkiler olduğunu naklettiğini açıkladı.

Erdoğan'ın toplantı öncesindeki "Fransa'da yapılacak toplantıda bizim tavrımız bellidir. Ben sizin NATO Genel Sekreterliğinizi halkıma anlatamam. Sizin bu konuda yıpranmanızı istemiyorum" yollu açıklamaları, Türkiye'nin veto hakkını kullanacağı yorumlarına sebep olmuştu.

Tayyip Erdoğan'ın bunları söylediği gün Abdullah Gül ise Brüksel ziyareti dönüşünde, Türkiye'nin herhangi bir adaya karşı olmadığını özenle belirttikten sonra, Rasmussen için de "Kendisi tabii ki Avrupa'nın önemli ve en başarılı başbakanlarından birisidir" dedi. Siyasi yorumcular Abdullah Gül'ün bu çıkışını, Gül'ün, Erdoğan'ın yapması olası küçük bir mızıkçılık gösterisini bile önlemek istediğinin göstergesi olarak değerlendirdiler. Abdullah Gül'ün, Batılı liderlerden bu olayda da Erdoğan'a göre daha yüksek not aldığının altını çizdiler.

NATO'nun Batılı ortaklan, en başta patron ABD olmak üzere, Erdoğan ve Gül'ün konuya yaklaşımlarındaki açıklamalarına yansıyan bu farklılığı, hem Abdullah Gül'ün onları "işin aslı" konusunda "aydınlatması" hem de Tayyip Erdoğan'ın Eşbaşkanlık görevine sadakatini bildikleri için

olsa gerek, pek ciddiye almadılar, fakat konunun daha sonraya ertelenmeyerek NATO zirvesinde kesin karara bağlanmasını istedikleri için de Obama, Sarkozy, Merkel, Berlusconi ve AB yetkilileri Erdoğan'ı Gül üzerinden uyarmayı da ihmal etmediler.

AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Roj TV'nin yayını ve Hz. Muhammed ile ilgili karikatür nedeniyle Rasmussen'e onay vermemesi halinde, "Bu tavırdan Türkiye-AB ilişkilerinin olumsuz etkileneceğini" duyurdu. Sonunda, Tayyip Erdoğan'ın fiyakasının kurtarılması için NATO Sekreterliği'ndeki iki etkisiz görevin Türkiye'ye "pazarlık kazancı" olarak verildiği açıklanarak olay tatlıya bağlandı. Zirvenin ikinci gününde Abdullah Gül, Rasmussen'in 31 Temmuz 2009'da görev süresi dolacak Scheffer'dan görevi devralarak 1 Ağustos 2009 günü göreve başlamasına Türkiye'nin onay verdiğini açıkladı. Gül, düzenlediği basın toplantısında ayrıca, Türkiye'nin önceliğinin, NATO misyon ve ilkelerinin korunması olduğunu da belirtti ve 'pazarlık' konusunda, "Yeni Genel Sekreterlik de çok önemli. Bu süre içinde biz de görüşlerimizi ilettik. Gece yarısına kadar çetin görüşmelerimiz oldu" açıklamasında bulundu. Gül, Obama'ya teşekkür etmeyi ve Rasmussen'e başarılar dilemeyi de unutmadı. Bu arada belirtti ki Obama da Türkiye'ye teşekkür etmiş.

Gül 'pazarlık'ta şunları kabul ettiğini açıkladı:

• NATO Genel Sekreter yardımcılarından birinin (muhtemelen Silahlanmadan Sorumlu NATO Genel Sekreteri Yardımcı Vekili'nin) ve NATO'nun Afganistan Özel Temsilcisi'nin Türk olması.

• Rasmussen'in İstanbul'daki Medeniyetler İttifakı toplantısında Müslüman dünyasından özür ' dilemesi ve Roj TV'nin yayınlarının kesilmesi için çaba göstermeyi kabul etmesi.

Krizi Abdullah Gül çözmüş oluyordu, ama sonuç Türk kamuoyuna Gül ve Erdoğan tarafından birlikte duyuruldu.
Roj TV ve özür kararını Medeniyetler İttifakı'nın 2. toplantısına geldiğinde Rasmussen'in de açıklayacağı söylentisi yayıldı. Ancak bu toplantı için istanbul'a gelen Rasmussen, soru üzerine, Hz. Muhammed karikatürleri nedeniyle özür dileme sözü vermediği gibi ROJ TV'nin kapatılması konusunda da kesin bir söz vermediğini, ROJ TV'nin PKK ile bağlantısı konusunda yeni kanıtlar sunulursa konuyu bir daha inceleyeceklerini söyledi. Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Jesper Vahr ise 17 Nisan 2009 tarihli Radikal'de yer alan açıklamasında, "Danimarka PKK'yı terör örgütü olarak kuvvetle kınamaktadır. Ayrıca, Danimarka PKK'nın AB'nin terör listesine alınmasında etkin rol oynamıştır. Roj TV Danimarka lisansı ile yayın yapmaktadır. (... ) Diğer bütün yayın lisanslarında da olduğu gibi, bu yayın lisansı hiçbir şekilde bahse konu yayıncının yayın tarzının Danimarka makamları tarafından uygun bulunduğunu veya desteklendiğini göstermez.

Diğer bütün TV ve yayın kuruluşlarında olduğu gibi Roj TV de ilgili Danimarka yasalarına uymak zorundadır. Bu yasalara uyulduğu sürece hükümet bir yayın listesini iptal edemez. Danimarka savcılığı Roj TV hakkında bir ceza soruşturması sürdürmektedir. Eğer Roj TV'nin Danimarka Ceza Yasası'nı ihlal ettiğine dair delil sunulabilirse, gereken sonuçlara gidilecektir" görüşlerine yer verdi. Büyükelçi, Danimarka Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlamasını memnuniyetle karşılamaktadır ve bu müzakerelerin hedefi Türkiye'nin AB üyeliğidir. Danimarka Parlamentosu bu temel duruşunu, 26 Mart 2009 tarihindeki Türkiye ve AB konusu görüşme sonrasındaki oylamada teyit etmiştir" demeyi de ihmal etmedi.

Tayyip Erdoğan'ın zirve öncesi açıklamaları ile gündeme gelen Türkiye'nin Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğini veto edebileceği konusu "one minute" şovuna dönüştürülmek üzere günlerce gündemde tutuldu, fakat Gül ve Erdoğan'ın NATO zirvesinde, Rasmussen'in Genel Sekreterliğini veto etmemesi konusunda bir mutabakat çoktan sağlanmıştı. Barack Obama'nın Gül ve Erdoğan'la 17 Şubat 2009 tarihli telefon görüşmesinin ardından 18 Şubat 2009 tarihli Milliyet'te, Beyaz Saray'ın yaptığı kısa bir açıklama yer aldı.

Açıklamanın ana eksenini, "Türkiye'nin NATO üyeliği ve ortak stratejik çıkarlar" oluşturuyordu. Açıklamada, Türkiye'nin NATO standartları içinde hareket etmesi gerektiğinin altı çiziliyordu. 0 standartları oluşturan kurallardan biri de kuşkusuz, NATO Genel Sekreteri olmasına ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve AB tarafından karar verilmiş birinin, Türkiye gibi asıl karar vericilere bağımlı bir ortak tarafından veto edilmemesi idi. Yoksa ortada, iddia edildiği gibi, "Obama söz verdi, güvence verdi" gibi bir durum yoktu. Adaylığa karşı öne sürüldüğü iddia edilen itirazların 2-2,5 gün süren sıkı pazarlıktan sonra geri çekilmesi söz konusu değildi. Kaldı ki Obama'nın verdiği iddia edilen sözün, sözlü güvencesinin pratikte bir değeri de yoktu. 1980'li yılların başında Yunanistan NATO'nun askeri kanadına döneceği zaman, NATO Müttefik Kuvvetler Başkomutanı Orgeneral Bernard Rogers Ankara'ya gelerek Yunanistan'la Türkiye arasındaki FIR hattı gibi sorunlar konusunda 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren'e sözler vermiş, hatta bu sözlerin tutulacağına kanıt olarak da "asker sözü" oldukları vurgulanmıştı. Bu "asker sözü" üzerine Türkiye Yunanistan'ın dönüşünü veto etmemiş, Yunanistan 1981'de NATO'nun askeri kanadına dönmüştür, fakat bu "asker sözü" Yunanistan'ın dönüşünün onaylanmasının ertesi günü unutulmuş, bir daha da hiç anılmamıştı. Tersine, NATO'nun askeri kanadına döndükten sonra Yunanistan Ege'de Türkiye'ye karşı, NATO'dan aldığı cesaretle, eskisinden daha hasmane davranmaya başlamıştır.

Diğer taraftan Rasmussen'e onay karşılığı NATO Genel Sekreter yardımcılarından birinin, Silahsızlanmadan Sorumlu NATO Sekreteri Yardımcı Vekili ve NATO'nun Afganistan Özel Temsilcisi'nin Türk olması önerisinin kabul edilmiş olması da göz boyamaktan başka bir şey değildir, çünkü bir çeşit özel kalem sekreterliği türü bir görev olan bu yardımcılıkların NATO'da bir söz ve karar yetkileri yoktur. Söz ve karar sahibi, sadece NATO Genel Sekreteri'dir. Böylece BOP Eşbaşkanı'nın "veto" fiyakasının altı da "one minute" şovu gibi fos çıkmıştır.

2. Fransa'nın NATO'nun Askeri Kanadına Dönmesinin Onaylanması

Gül ve Erdoğan, Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına dönmesini sorunsuz bir şekilde onayladı. Zaten bu konudaki karar da Obama, Merkel, Brown, Berlusconi ve AB tarafından BOP Eşbaşkanına ve Abdullah Gül'e önceden kabul ettirilmişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy kararlılıkla yürüttüğü politikalarla ülkesini NATO'nun askeri kanadına döndürmeyi başararak güç politikaları açısından önemli kazançlar elde etmiştir.

Fransa 1966 yılında Cumhurbaşkanı General Charles de Gaulle döneminde çıktığı NATO'nun askeri kanadına geri dönme kararını 11 Mart 2009 günü resmen açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Sarkozy bu karan, Paris'teki Ecole Militaire'de (Harp Akademisi) gerçekleştirilen konferansta duyurdu. Bir hafta sonraki parlamento oturumunda görüşülen karar onaylandı ve Sarkozy NATO'nun 60.Yıl Zirvesi'ne bu kararla gitti.

Gerçekte Fransa NATO'nun 1949'daki kurucu üyelerindendi, ancak Fransa'yı 1960'ta atom bombası gücü yapan De Gaulle, 1966 yılında Soğuk Savaşın en kritik günlerinde "Fransa'nın istemediği bir savaşın içinde bulunmamak ve ulusal egemenliğini yeniden inşa etmek" adına NATO merkez karargâhını ve 100 bin ABD askerini Paris'ten çıkarmıştı.

Bu Fransızların bağımsız bir dış politikayı hayata geçirme iddiasını simgeliyordu. 2007 Mayıs'ında Cumhurbaşkanı seçilen Sarkozy, kendinden önceki Cumhurbaşkanlarının ABD'ye kritik duruşundan kopuşunu, Obama'nın başkanlığı sonrası ittifakın askeri kanadına dönüş adımıyla perçinlendi. Tam teşekküllü üyeliğin taraftarları, Fransa'nın Batılı müttefikleri üzerinde etkisinin artacağı; aleyhtarları ise uluslararası sahnedeki bağımsız hareket becerisinin yitirileceği düşüncesindedir.

Harp Akademisi'ndeki konuşmasında Sarkozy, "Bu uzun süreci tamamlayarak Fransa daha güçlü ve etkili olacaktır. Katılmayanlar her zaman haksızdırlar, çünkü Fransa emir almaktansa karar mekanizmasına katılmalıdır, çünkü dışarıda bize kararların anlatılmasını beklemektense, bunların hazırlandığı yerde olmalıyız" dedi. Büyük müttefikler arasındaki yerlerini alacaklarını ifade etti.

Fransa'nın daha güçlü ve etkili olmak için NATO'nun askeri kanadına dönerek karar mekanizmasında yer almasına onay veren Türkiye'nin bu tavrı, dünyadaki siyasi etkisinin aşınmasına yol açmıştır ve açacaktır, çünkü Fransa sadece askeri kanada dönmüyor, karar mekanizmalarına da dönüyor.

Peki, bu ne anlama geliyor?

Aslında Fransa'nın NATO askeri kanadına dönmesi için vetoya başvurmak gerekmiyor. NATO üyesi bir ülke ayrıldığı askeri kanada kendi isteği ile dönebiliyor. Nitekim Fransa askeri kanada böyle döndü, ancak bu dönüş onu NATO Konseyi'nin Savunma Planlama Komitesine de geri dönmesini sağladı. NATO'da tüm kararlar da bu komitede alındığı için Fransa doğrudan karar mekanizmasının içinde yer almış oldu. NATO askeri komitesinin eski üyesi olarak da en önemli komutanlıklara sahip olma imkânına kavuşmuş oldu. İşte Türkiye Fransa'nın bu komitede yer almasını gündeme getirerek önemli pazarlıklara girebilir ve kazançlar sağlayabilir, bunları ileride koz olarak kullanabilirdi. Bunlar yapılmadı.

3. Türkiye'nin Afganistan'a Muharip Asker Göndermesi

Türkiye, NATO'nun Nisan 2008 ve Ocak 2009 Bükreş zirvelerinde Afganistan'a muharip asker göndermeyeceğini açıklamıştı. Bu açıklamadan sonra Türkiye-ABD ilişkilerinde "Taliban'a karşı savaşacak muharip asker" konusu en kritik konu başlığı durumuna gelmişti.

4 Nisan 2009 Strasburg Zirvesi'nde Türkiye'den Afganistan'a sıcak çatışmaya girecek ek asker (muharip güç) göndermesi yeniden talep edildi.
Türkiye, "zaten yıllardır terörle mücadele içindeyim, ülkenin binlerce kilometre uzağında sıcak çatışmaya asker göndermek istemiyorum" yanıtını verdi. Verdi, ama yine de direneceğinin kanıtı yok.

4. NATO'nun Genişlemesi

4 Nisan 2009 Strasburg Zirvesi'nde görüşmeler sürerken Arnavutluk ve Hırvatistan'ın NATO üyelik prosedürü tamamlanmış ve iki ülke de NATO üyesi olmuştur. Yunanistan, 2008'de Makedonya'nın Makedonya adıyla NATO'ya alınması talebini veto etmiş, ancak FDR Makedonya adıyla müracaat ederse vetosunu geri çekeceğini kayda geçirmişti. O nedenle Arnavutluk ve Hırvatistan NATO'ya alındığı halde Makedonya alınmamıştır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise Türkiye'nin vetosunu çekmemesi nedeniyle NATO'ya üye olamamıştır.

NATO'nun Nisan 2008 Bükreş Zirvesi'nde genişleme bağlamında Ukrayna ve Gürcistan'ın yakın bir tarihte NATO'ya üye olarak kabul edileceklerine söz verilmişti. Rusya buna şiddetle karşı çıkmıştı. ABD, son derece ısrarlı olmuştu. Almanya, Fransa ve bazı NATO üyeleri ise kararsızdı. Başbakan Putin bu iki ülkenin NATO'ya alınması girişimini Rusya'ya karşı bir kuşatma operasyonu olarak gördüklerini ve bunun Rusya ile Batı arasında büyük gerginlik yaratacağını ifade etmişti.

Ağustos 2008'de Gürcistan savaşının patlak vermesine NATO'nun aldığı bu kışkırtıcı kararın çok önemli etkisi olmuştur. Bu karar Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili'yi Güney Osetya sorununu tek başına çözmek için cesaretlendirmiş ve Güney Osetya'ya saldırtmıştır. Rusya hızla bu saldırıyı bastırmakta başarılı olmuştur. Sonuçta Rusya'nın isteği tüm unsurlarıyla gerçekleşmiş ve Güney Osetya ve Abhazya, Gürcistan'dan tamamen koparak Rusya'nın denetimi altına girmiştir.

Bunu engellemekte başarısızlığa uğrayan ABD ve Batı ile Rusya arasındaki ilişkiler olağanüstü sertleşmiştir. NATO ile Rusya arasındaki diyalog tamamen kopmuştur.

Aralık 2008 ortasında NATO Konseyi Brüksel'de toplanmış, Gürcistan ve Ukrayna'nın olası üyeliği ve Rusya ile ilişkilerin geleceği konusunda geri adım atmıştır.

Konsey aday iki ülkeye bir takvim vermemiştir. Üyeliğin gerçekleşmesi için iki ülkenin de21 "NATO'nun standartlarına uymaları" ve bunun için de gerekli "reformları" hayata geçirmeleri talep edilmekle yetinilmiştir. Böylece NATO, Gürcistan ve Ukrayna'yı yakın zamanda üye olarak kabul etmeyeceğini gösterilmek zorunda kalmıştır.

Gerçekte Nisan 2008 NATO Zirvesi'nde Almanya ve Fransa, Gürcistan ve Ukrayna NATO'ya alınırsa Rusya'nın kışkırtılacağı ve yeni bir gerginlik dönemine girileceği uyarısında bulunmuşlardı. ABD ise Gürcistan ile Ukrayna'nın Rusya'nın baskılarına karşı çıkabilmek için mutlaka bir an önce NATO'ya alınması gerektiğini savunmuştu.

Sonuçta Nisan 2008 NATO Bükreş toplantısında ABD bu tavrını esnetti ve iki ülkenin erken üyeliğinde ısrar edemedi.
Türkiye de Kafkasya krizinden sonra Gürcistan'ın NATO'ya alınması konusunda ABD gibi ağırdan almaya ve eski güçlü desteğini çekmeye başladı. NATO'nun bu konudaki yeni kararı Türkiye'nin tavrıyla birebir örtüşmektedir. NATO Konseyi aldığı kararla da Rusya ile görüşmelerin adım adım yeniden başlaması yönünde konsensüse vardı. Kafkasya krizi konusunda ABD ve Batı eski tavırlarını korumakla beraber Rusya ile görüşmeleri sürdürmekte yarar görmekteler. Böylece Gürcistan yaptığından bin pişman edilmiş ve yalnızlığa mahkûm edilmiş oluyor.

4 Aralık 2008'de Moskova'ya giden NATO Genel Sekreteri Scheffer, "Rusya jeostratejik bakımdan o kadar önemli bir ülkedir ki, onu görüşmelere angaje etmekten daha iyi bir seçenek yoktur" açıklamasında bulunarak geri adım atmış oluyordu.
Böylece NATO, yani ABD, Gürcistan ve Ukrayna'nın üyeliği ile Rusya'yla ilişkilerin düzelmesi tercihini ikinci seçenek lehine kullanmayı tercih ediyordu.

Nitekim 4 Nisan 2009 Strasburg NATO Zirvesi'nde de ABD ve Batı, Gürcistan ve Ukrayna'nın NATO üyeliğine kabulündeki tercihi ikinci seçenek lehinde oldu ve konu gündeme taşınmadı.

NATO izlediği aktif "genişleme" politikasıyla şimdilik sadece Arnavutluk ve Hırvatistan'ın katılımını sağlayarak üye sayısını 28'e çıkarmış oldu.
Net olarak tanımlanmayan tehdit algılamaları paralelinde NATO'nun misyonu ve görev alanında değişiklikler oldu. 1999 NATO Washington Zirvesi'nde kabul edilen "Alan dışı" (Out of area) konsepti terk edildi ve NATO Balkanlar'dan Afganistan'a kadar çok geniş coğrafyada "genişledi", diğer yandan faaliyetlerini "yaydı". "Genişleme"de NATO tüm Balkanları, Kafkasya'yı ve Asya'yı da kapsayacak mı? "Yayılma"da NATO tehdit olarak algılanan her yerde askeri ve siyasal müdahaleye girişecek mi? Bu soruların ucu açık, ama görülen o ki doğuya doğru hızla genişlemek, kısa sürede küreselleşmek en birincil hedefidir. Bununla beraber şu anda bile Rusya NATO'ya ortak mı, üyeliğe alınacak mı, rakip mi veya düşman mı sorularının cevabı yoktur.
Afganistan'a müdahalenin tek gerekçesi olarak değerlendirilen teröre karşı savaş, diğer müdahaleler için bir kriter haline mi getirilmektedir? NATO, bir tür BM'nin ordusu görevini mi üstlenecektir, yoksa günü gelince kaldırılacak mıdır? O nedenle mi varlık nedeni, stratejik amaçları ve rolü net biçimde tanımlanamamaktadır?

Takip edebildiğimiz kadarıyla 4 Nisan 2009 Strasburg NATO Zirvesi'nde de bu sorular cevapsız kalmıştır.

Kaynakça
Kitap: Açılım Kıskacı
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir