Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tayyip Erdoğan-Mehmet Ali Talat Ses Kaydında KKTC'ye İhanet

Bu 10 senelik süre içinde, AKP Hükümeti'nin yaptığı başarılı "Amerikan Uşaklığı" görevi sayesinde Amerika Irak'ı işgal etmiştir. Sonrasında 1,5 milyon Müslüman'a, Amerika ve AKP tarafından Soykırıma tabi tutulmuştur.
Genelkurmay Başkanları yeniden Amerika'nın hizmetine girdiler(örneğin Hilmi Özkök).
Hilmi Özkök döneminde Şanlı Türk Askerimiz'e çuval giydirilmiştir. Sonrasında Kahramanımız Aziz Ergen Paşa çuval rezaletinin intikamını almıştır, ancak yine AKP döneminde emekli yapılmıştır. Sonrasında R.T.E.'ye "ABD'ye nota verecekmisiniz" diye sorulunca, cevabı "Ne veriyoruz müzik notası mı bu" olurken, Suriye konusunda tam tersi açıklamaları neden yaptığı açık bir şekilde ortadadır.
AKP, PKK teröristlerini ödüllendirdi, Türkiye’de kahraman gibi(Habur İhaneti) karşılanmalarına izin verildi. Oslo’da Tayyip ve Öcalan, İngiltere’nin emriyle ihanet anlaşmasına seve seve imza attılar! Tayyip Yahudilerden üstün hizmet madalyası almıştır ve asla geri iade etmemiştir!
Hizbullahçı teröristler, anlamsız bir şekilde beraat ettirilip ödüllendirildiler.
Silivri'deki Kahramanlarımız en kötü şartlarda yaşarlarken, İmralı'daki terörist bozuntusu Öcalan'ın en lüks hücrelerde yaşatılmasına izin verildi ve buradan bu şerefsize PKK'yı yönetebilme yetkisi verildi. AKP yetkilileri, ABD emriyle, Öcalan ile defalarca işbirliği yaptılar.
ABD-Erdoğan-Mehmet Ali Talat İşbirlği sonucunda KKTC'nin Tam Bağımsızlığını yok edebilmek için önemli anlaşmalar yapıldı. Yunanistan resmen adalarımızı işgal etmiştir.
Erdoğan ve Yandaşları yaptıkları yolsuzluklar sonrasında aşırı derecede zenginleştiler.
Tüm değerli Topraklar ve Milli Kuruluşlar Düşman devletlere satıldı.
Arap Milliyetçisi R.T.E. kendisini Davos fatihi zannederken(Davos olayı bir kurgu-senaryodur), buna karşısında, şerefsiz Tayyip, Azerbaycan Türkleri'nin Namus Meselesi olan Karabağ Soykırımı'na karşı kasıtlı bir şekilde duyarsız kalıp Soydaşlarımıza hakaret etmiştir! Büyük tepki ve baskı olmasa, AKP Ermenistan ile sınırların açılmasını sağlayacaktı.
İşsizlik oranları %30’lara tırmanmaktadır.
Atatürkçü Kahramanlarımız, Şanlı Ergenekon Destanımız'ın adı verilen sahte bir suçlamayla tutuklanıp zindanlara atılmıştırlar.
-Kuzey Irak’taki kukla PKK-Barzani devletine savaş ilan etmesi gerekirken, AKP, ABD’nin emriyle Suriye’yi düşman ilan edip bağımsız bütünlüğümüzü kasıtlı olarak tehlikeye atmaktadır. AKP Barzani’yi resmi devlet başkanı olarak tanıdı. AKP ve yandaşları Kuzey Irak’ta PKK’yla işbirliği yaparak zenginleştiler.
-Tek Çözüm, 1960 devriminde olduğu gibi bir Milli Güç Birliğindedir. Bu birliğin başında İşçi Partisi olmalıdır. Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve onların etrafındaki CIA ajanlarının, aynen Tayyip ve Feto gibi ABD'nin ajanları olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmıştır son dönemde! CHP ve MHP'nin Sorosçu, MİT'çi, Fethullahçı, CIA'ci olmayan Milli Atatürkçü tam bağımsız halk önderleri bir çatı altında birleşip CHP ve MHP üst yönetimini ele geçirip buraları tam bağımsız Atatürkçü'lerle doldurup düzmece olmayan bir CHP-MHP-İP Milli Türk Güçbirliğini kurmaları gerekir!
Önümüzdeki dönemde Türk Milletimizin izlemesi gereken siyasi strateji:
1. Bölücü Anayasa’ya HAYIR, Türk’lük Maddesini Anayasa’dan Çıkartamazsınız!
2. Yurtta Sulh, Cihanda Sulh, Suriye Kardeştir, ABD Kalleştir!
3. NATO'dan çıkmalıyız, Kuzey Irak işgal edilip PKK'nın kökü kazınmalıdır! Türk-Kürt Kardeştir, ABD Kalleştir!
4. FETO'CILAR, TAYYİP, AKP'LİLER, HEPSİ YARGILANACAK, AKP HÜKÜMETİ BEKLENEN EKONOMİK KRİZLE DEVRİLECEK, GÜÇ KAYBEDEN ABD ORTA DOĞU VE TÜRKİYE'DEN DEFOLUP GİDECEK. ASİL TÜRK SOYUMUZ BÜTÜN AVRASYA TÜRKLERİ BİRLEŞTİRİP TÜRK BİRLİĞİNİ KURACAKTIR VE CİHAN HAKİMİYETİNİ YENİDEN KURACAĞIZ, BUGÜN BİZE YAPILAN TECAVÜZLERİN İNTİKAMI ALINACAKTIR, KORKUN BİZDEN!

Tayyip Erdoğan-Mehmet Ali Talat Ses Kaydında KKTC'ye İhanet

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 May 2011, 14:53

İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey:

Tayyip Erdoğan KKTC’yi Arkadan Hançerlemeye Devam Ediyor!

Resim

İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey, bugün (9 Ocak 2011) Ankara'da bir basın açıklaması yaparak, dün Erzurum'da yaşanan utanç tablosuna tepki gösterdi.

Özbey'in açıklaması şöyle:

• Tayyip Erdoğan, Denktaş’a düşman, Yorgo’ya dost!
• Erzurum’da yaşananlar, AKP’nin Kıbrıs açılımının sonucudur.
• Papandreu, Tayyip Erdoğan’ın verdiği sözlerden aldığı cesaretle, Türkiye’ye pervasızca saldırmıştır.
• Yorgo’nun saldırısını seyrederek onaylayan Erdoğan, Mehmet Ali Talat’la yaptığı gizli telefon görüşmesinde belirtilen stratejide kararlı olduğunu göstermektedir.

Dün, Erzurum'daki Büyükelçiler Toplantısı’nda konuşan Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, Türkiye'yi, Kıbrıs’ta işgalci olmakla suçladı. Papandreu, Türkiye’nin Ege’deki uçuşlarına ise “durdurun” dedi. Tayyip Erdoğan da, “Dostu Yorgo”nun sözlerine itiraz etmedi.

Erzurum’da yaşanan bu utanç tablosu, AKP’nin Kıbrıs açılımı sonucudur.

Erdoğan’ın sessizliği, Büyük Ortadoğu Projesi’nde üstlendiği alt birim görevi nedeniyledir.

Papandreu’ya, uluslarası ilişkiler ve diplomatik nezaketle bağdaşmayan bu saygısız ve pervasız saldırıda bulunma cesaretini veren, Tayyip Erdoğanlar’ın teslimiyetçi tutumudur.

Papandreu’nun cesaretinin kaynağı, Tayyip Erdoğan’ın verdiği sözler, gizli taahhütleridir.

Tayyip Erdoğan “Dostu Yorgo” ile aynı cephededir. Her ikisi de, ABD’nin, Türkiye ve KKTC karşıtı BOP cephesindedir.

Tayyip Erdoğan, Yorgo’ya dost, KKTC’ye ve Denktaş’a düşmandır!

“Dostu Yorgo”nun saldırısını seyrederek onaylayan Erdoğan, Talat’la yaptığı gizli telefon görüşmesinde belirlenen stratejide kararlı olduğunu göstermiştir.

Anımsanacağı üzere Genel Başkan Vekilimiz Mehmet Bedri Gültekin, 19 Ekim 2009 günü İstanbul'da bir basın toplantısı düzenleyerek Tayyip Erdoğan ile Mehmet Ali Talat arasındaki KKTC'yi yok etme planları yaptıkları telefon görüşmesini gazetecilere dinletmişti.

Gündeme getirilen 'Kıbrıs Açılımı' ile amaçlananın ne olduğunu ortaya koyan bu telefon görüşmesinde, Tayyip Erdoğan, dönemin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’a, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği, iç ve dış siyasal yararları ile bağdaşmayan telkin ve önerilerde bulunmaktaydı.

Görüşmede KKTC’nin devlet olarak varlığına son verilmesi konuşulmakta, “1 numara” diye nitelenen, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın “bitirilmesi”nden söz edilmektedir.

Anılan görüşmede sarf edilen sözlerin, gerek Türkiye Cumhuriyeti ve gerekse KKTC açısından ”devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarına” aykırı olması ve Erdoğan’ın bu eyleminin, Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar” ile “Yabancı Devletlerle Olan İlişkilere Karşı Suçlar”a ilişkin bölümlerinde tanımlanan suçları oluşturması nedeniyle 2 Kasım 2009 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştuk.

Dün yaşananlar, Tayyip Erdoğan’ın ısrarla suç işlemeye devam ettiğini göstermektedir.

Tayyip Erdoğanlar, suç dosyalarına her gün yeni bir vukuat eklemektedirler.

Yüce Divan’da yargılanacaklar!

Erdoğan-Talat görüşmesinin tape metni
KONUŞMA METNİ:


Tayyip Erdoğan- Bizim değerlendirmeleri, yani iyi yapmamız lazım…

Mehmet Ali Talat- Tabii.

Erdoğan-Çünkü bundan sonraki süreci iyi işletmemiz lazım…

Talat-Doğrudur, doğrudur.

Erdoğan-Ve işte, Serdar'ın havasını, tutumunu görüyorsun.

Talat- Evet, evet, evet!

Erdoğan- Yani oradaki hükümet şeyini de tabii…

Talat-Maalesef

Erdoğan-iyi korumamız lazım. Çünkü…

Talat- Evet, onu düşüneceğiz biraz daha bakalım ne yapabiliriz,

Erdoğan- Hani öfkeyle kalkan zararla oturur şeyinde…

Talat-Yo, hayır tabi…

Erdoğan- Öyle bir şeye de düşmemek lazım. Ama… Tabi duygusallık hâkim şimdi onlarda…

Talat-Tabi, doğrudur.

Erdoğan- İstedikleri kadar sezdirmemeye çalışıyorlar ama tabi öyle değil, o hâkim, çünkü ilk yaptığı açıklama falan mesela çok duygusaldı, şimdi yaptığı açıklama daha farklı.

Talat-Evet, evet

Erdoğan- Yani, biraz daha frene basmış gibi bir hali var.

Talat-Doğru, doğru… Ben, şey tabi, önce teşekkür edeyim, çok büyük bir destek verdiniz Kıbrıs Türk halkına.

Erdoğan-Sağ olun, sağ olun!

Talat- Sağ olun. Halkım adına söylüyorum bunu, yani, çok büyük bir destek.

Erdoğan- Sağ olun!

Talat- Çok teşekkürler… İkincisi, eee, şeyi söylemek istiyordum, buu… Yani bu şimdi dünyanın, Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş Milletler'in, bize işte ambargoları gevşetelim, yumuşatalım falan gibi yaklaşımları bizi tatmin etmez. Biz çözüm istiyoruz, sizin vurguladığınız gibi hep. Yani hedef çözümdür.

Erdoğan-Şimdi, burada işte Sayın Talat, bir şeye çok dikkat edeceğiz. Şimdi o nihai çözüm diyebileceğimiz çözüm, tabi bu birden gelmeyebilir.

Talat-Tabii tabii.

Erdoğan- Onun için şimdi, bu bir süreç başlıyor…

Talat-Doğru, doğru…

Erdoğan-Onun için, şimdi biz bu başlayan süreci kendi kontrolümüze getirebilmeliyiz.

Talat-Tabi

Erdoğan- Yani başkalarının kontrolünden çıkarmamız lazım.

Talat-Tam da bunu söylüyorum! Tam da bunu söylüyorum. Onun için vizyonumuzu kaybetmeden, yani çözüm vizyonumuzu kaybetmeden…

Erdoğan-Hiç asla onu kaybetmeden, mesela ben şimdi nasip olursa 6'yla 8'i arasında Yunanistan'a gideceğim…

Talat-Ne zaman?

Erdoğan-6'sıyla 8'i arasında.

Talat-Öyle mi… çok iyi, çok iyi!

Erdoğan- Evet, evet.

Talat- Ben de 27… 27'si, 28'inde galiba… 27-28'inde Avrupa Parlamentosu Savunma ve İnsan Hakları Komisyonu'na referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere davet edildim.

Erdoğan- Bunlar önemli şeyler işte…

Talat- Tabii tabii… tabii.

Erdoğan- Şimdi bak, şu anda Amerika'nın Kuzey Kıbrıs'a uçak indirmesi…

Talat-Evet

Erdoğan- düşüncesi… Güneyden Birleşmiş Milletler'in temsilciliğini kapaması kararı…

Talat- Hı hı… Hayır ama o başka bir şeydir ha…

Erdoğan-Ama şimdi…

Talat- Yani o temsilciliğin kapanması, biliyorsunuz, yani görüşme süreci bittiği içindir.

Erdoğan- Şimdi… Tamam, da şu var ama. Şimdi bütün bunların olmasını dünya kamuoyu, Türkiye ve Kıbrıs, yani Kuzey Kıbrıs çok farklı değerlendirir.

Talat-Hı hı…

Erdoğan- Lehte değerlendirir… Yani bunlar psikolojik netice itibariyle bize çalışır…

Talat- Tabii tabii… Ama şey çok güzel bir açıklama yaptı. Duydunuz herhalde. Kofi Annan'ın mesajını De Soto aktardı… Çok nefisti!

Erdoğan- Tabi tabi…

Talat-Teşekkür etti. Bize, Türkiye'ye vesaire… Çok güzeldi!

Erdoğan- Yani süreç şu anda lehte…

Talat-Evet çok lehte…

Erdoğan- Şimdi işte Aralık 2004'e kadar biraz sabırlı gitmemiz lazım.

Talat- Doğru, doğru…

Erdoğan- Yani o şeyi mesela, devlet mevlet işini hiç biz dile getirmeyelim. Başkaları getirsin dile…

Talat- Neyi, neyi neyi?

Erdoğan- Yani "iki devlet olarak tanımanız lazım", şudur budur… bunu!

Talat- Ha.. o çok zor, yani elde edilemeyecek şeyleri şimdi atmamak lazım!

Erdoğan- Hiç dile getirmeye gerek yok!

Talat- Evet, evet, evet!

Erdoğan- Bizim şimdi ilk etaptaki olayımız ambargolar.

Talat- Tabii, tabii, tabii… Ama…

Erdoğan- Bütün olay o…

Talat- Ama tabi lütfen şeyi hiç unutmayalım, çözümü.

Erdoğan- Bak ne diyorum…

Talat- Tamam…

Erdoğan- şimdi bunu düşünme sen…

Talat- Tamam, biliyorum, biliyorum…

Erdoğan- Mesela şimdi referandumu soruyorlar…

Talat- Biliyorum biliyorum.

Erdoğan- Bence hiç şimdi referanduma bizim yeşil ışık yakmamızın anlamı yok…

Erdoğan- Şey noktasında da bence 1 numarayla fazla dalaşma.

Talat- Kiminle?

Erdoğan- Yani… 1 numarayla, 1 numarayla.

Talat- Haaa… Yok… Şimdi bakın…

Erdoğan- İlkeyi, ilkeyi koyuyorsun ortaya ya… Bak şimdi bana sordular bu akşam, ben şunu söyledim…

Talat- Dinledim, dinledim dinledim.

Erdoğan- Ha dinledin değil mi… Yani o bir şeyi savundu.

Talat- Ama, ama… Ama bakın şimdi size bir şey söyleyeyim…

Erdoğan- Halk da yüzde 65'le karşısına dikildi. Olay budur.

Talat- Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş'la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz.

Erdoğan- Zaten o artık…

Talat- Çünkü o insan orda… O orda olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse bize rağbet etmez.

Erdoğan- Mehmet Ali bey ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir!

Talat- İşte onu diyorum… Ben de onu söylüyorum.

Erdoğan- Yani onun… Ama artık onu sizin söylemenize gerek yok artık. Yani şu anda o artık muhatap olmaktan bile çıkmıştır!

Talat- Evet.. Yani onu… şey… ıııı.. Kaale almayacağız… Başka çaremiz yok.

Erdoğan- Tabii canım ya… Yani hayır yani, sizin onu şey yapmaya, söylemenize bile gerek kalmıyor artık. Dünyada o bütün itibar kaybına girdi. Nerede Burgenstock'da bir defa… Bitti o.

Talat- Doğru, doğru, tamamdır.

Erdoğan- Tabii, tabii tabii.

Talat-Tamamdır, tamamdır. Katılıyorum.

Erdoğan- Oldu.

Talat- Oldu peki.

Erdoğan- Peki. Sağolasın. Hayırlı akşamlar.

Talat- Kolay gelsin. Hayırlı akşamlar

Erdoğan- Hayırlı geceler

9 Ocak 2011

http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.as ... haber=2904
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Tayyip Erdoğan-Mehmet Ali Talat Ses Kaydında KKTC'ye İha

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 19:28

Kıbrıs'ı satıyorlar

Tayyip, 20 Ağustos 2001 tarihinde Kanal D'de yayınlanan konuşmasında bu düzenin Kıbrıs'ı sattığını ilan ediyor, 'Kıbrıs'ı vermek istiyorlar' diye bas bas bağırıyordu.

Tayyip, kendi açıklamalarını kendince hazırladığı sorularla pekiştirmeye çalışıyor ve soruyordu:

'Nereye?'

Ve yanıtı yine kendi veriyordu:

'Rumlara.'

Tayyip; 3 Kasım 2002 genel seçimlerinin yapıldığı günün gecesi sonuçlar belli olmaya başlayınca, yabancı basın organlarına demeç veriyor, "AB'den Türkiye ile ilgili bir müzakere tarihi almak için elimizden geleni yapacağız" diyordu.
Ertesi gün telefonla Tayyip'i arayan Yunan Başbakanı Simitis, Erdoğan'ı kutluyor ve ülkesine davet ediyordu.

Tayyip, Kıbrıs konusunda ise Yunanlılara adeta bayram yaptırıyordu. 4 Kasım 2002 gecesi Yunan Devlet Televizyonu NET'te, Kıbrıs için Belçika modeli öneriyordu.

Tayyip'in Yunanlılara bayram yaptıran demeci şu şekildeydi:

"Tek Kıbrıs yok; Güney Kıbrıs var, Kuzey Kıbrıs var. Biz AKP olarak Kıbrıs'ta Belçika modelini benimsiyoruz ve bu işin bir çözüme kavuşabileceğine inanıyoruz. Kısa bir süre önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs'a gittiğinde ona öneri yapılmıştı. Şu anda sürdürülen doğrudan görüşmelerin bir neticeye bağlanmasından yanayız."

Almanya'da yayınlanan Süddeutche Zeitung Gazetesi'nin 31 Aralık 2002 tarihli sayısında Christiane Schlöther imzasıyla yer alan Yunan Dışişleri Bakanı ile yapılmış söyleşiden, Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda Yunanistan'a güvence verdiği öğreniliyordu.
Sevindirik olan Yunan Başbakanı Simitis'in,
"Yunan halkına müjdem var. Kıbrıs'tan sonra Ege, fır hattı ve kıta sahanlığı konularında da anlaşma tamam. Bunun için Türk Hükümeti yetkililerinden söz aldık"

Şeklindeki açıklamaları Yunan basınında yer alıyordu. Erdoğan'ın Kıbrıs'ta "Belçika modeli" olacak diye, seçimlerden önce Yunan Başbakanı Simitis ile anlaştığını Yunan Gazetesi To Vima yazmıştı. Bu durum ortaya çıkınca, Erdoğan Türk kamuoyunu rahatlatmak için demeç vermiş, ancak el altından Simitis'e telefon ederek,
"Daha önceki konuşmalarımız geçerlidir, burada söylediklerim iç kamuoyuna yöneliktir" demiş,
Yunan Başbakanı ile birlik olarak, Türk halkını kandırmıştı.
To Vima'da çıkan bu haberi Tayyip Erdoğan yalanlamıyordu. Tayyip Erdoğan'ın Simitis'e Belçika modeli ile ilgili olarak gizlice söz verdiğini, eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel de açıklıyordu.
Erdoğan 2003 Ocak ayı başlarında yaptığı Karabük gezisinde;
"Maalesef bunlar tek taraflı çözümle, ellerindekilerden de olacaklar farkında değiller"

Diyordu. Erdoğan'ın bu açıklaması kendini kimin yerine koyduğu sorusunu da beraberinde getiriyordu.
Öyle ya;
Kıbrıs Türklerinin elinde KKTC vardı. Onları kendisiyle aynı milletten veya taraftan saymadığından olacak, Kıbrıs Türkleri için "Bunlar" tabirini kullanıyordu.

Tayyip, 18 Kasım 2002 günü Yunan Başbakanı Simitis ile görüşüyor ve görüşmenin sonunda şunları söylüyordu:

"Demokrasi'nin doğduğu, Eflatun'un, Sokrates'in gelip geçtiği güzel şehir Atina'da bulunmaktan memnuniyet duyuyorum...
Yunanistan'ı tarihi rakibimiz olarak değil, en yakın komşumuz ve yarınlarımızın stratejik ortağı olarak görüyoruz."
Tayyip, konuşmasını "Teşekkür ederim" anlamına gelen "Efharisto poli" sözleri ile bitiriyordu.
Simitis ise böbürlenerek, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini uygulamadığını ileri sürüyor, "AB yasaları çıkarılıyor ama uygulanmıyor" diyordu.

Simitis, Tayyip için "İlk defa Atilla olmayan biri ile karşılaşıyorum" şeklinde konuşuyor, Karamanlis'in eski başbakanlarımızdan birine söylediği sözleri bu defa Simitis, Tayyip'in kulağına yine Tayyip için söylüyordu:

"Sen, Yunan Başbakanı olmalıymışsm ben de Türk."

Tayyip, Yunanlılarla bu denli halvet olmasının ardından mehteranla halkı selamlamayı bırakıyor. Yunan müziği ile sahnelere çıkıyordu. 16.03.2003 tarihinde AKP Genel Başkanı ve Başbakan sıfatı ile partisinin İstanbul İl Danışma Meclisi toplantısına, kilise müziği bestecisi Yunanlı Vangelis ya da açık adıyla Evanghelos Odyssey Papathanessiou'nun Cunguest Of Paradise yani "Cennetin Fethi" müziği ile giriyordu.
Tayyip'in, Yunanlı ve Rum kardeşlerinden aldığı gazla, Denktaş hakkında "Masadan kaçma" şeklindeki haksız ithamları 12 Aralık 2002 tarihli gazetelerde yer alıyordu.

Aynı gün Denktaş, Annan Planı'na "Evet" diyerek Kıbrıs'ı Rumlara bırakmak isteyen Tayyip'e cevap veriyordu.
"Müzakereden kaçmıyorum ama imza yok."

Tayyip daha sonra Kıbrıs ile ilgili şöyle de konuşabiliyordu:

"Suriye'yi Lübnan'dan çıkardıkları gibi, bizi de Kıbrıs'tan çıkarırlar. Birileri bize çık der, kuzu kuzu çıkarız."

Erdoğan ve Talat'ın karanlık görüşmesi

18 Ekim 2009 tarihli Aydınlık Dergisi'nde "Erdoğan ve Talat'ın karanlık telefon görüşmesi" başlığı altında, Tayyip'in Kıbrıs'ı Rumlara vermek için nasıl bir uğraşa girdiği anlatılıyordu:

"Gerek daha önce New York'ta, gerekse 2004'de Burgenstock'ta yapılan görüşmelerde Denktaş, KKTC ve Türkiye'nin çıkarlarını savunurken hükümetlerce tek başına bırakılmıştı. Hatta Denktaş'ın arkasından yürütülen faaliyetlerle Batılı devletlerin ve BM'nin Kıbrıs Planı için ortam hazırlanmıştı. Bu toplantılarda özetle Kıbrıs adasının yönetimi iki kesim adına Rum yönetimine veriliyordu.
Dönem incelendiğinde "Denktaş uzlaşmazdır, Denktaş'ın yerine Talat görüşmeci olsun" biçiminde yoğun bir propagandanın yürütüldüğü görülüyordu. Karen Fogg'un e-postalarında ortaya çıkan "Kıbrıs Türk Halkı ve Türkiye, Denktaş'tan kurtulmalı"
talimatının gereği olarak yandaş basında Denktaş karşıtı bir hava estiriliyordu.
İşte bu süreç içinde Türkiye'nin Başbakanlık koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan, Rauf Denktaş'ın devre dışı bırakılması gerektiğini belirtiyordu. Telefon konuşmasında Talat'ın "Şimdi benim bütün maksadım şu. Bir kere Denktaş'la bu yeni diplomatik atak sürecini sürdüremeyiz.

O orada olduğu sürece, resmin ortasında, bence kimse bize rağbet etmez" sözüne karşılık Tayyip Erdoğan şu yanıtı veriyordu:

"Mehmet Ali Bey ben size bir şey söyleyeyim mi? Artık o bitmiştir!"

Tayyip, Denktaş'ı kastederek Talat'a oldukça ilginç bir de öğüt veriyor; "Bence 1 numarayla fazla dalaşma."
Erdoğan konuşmasını "Artık o bitmiştir. Ama artık onu sizin söylemenize gerek yok. Yani şu anda o muhatap olmaktan bile çıkmıştır" şeklinde sürdürüyordu.

AKP Hükümeti başta Tayyip olmak üzere 2004 koşullarında "Kıbrıs Rum kesiminin tercihi 'hayır' olursa izolasyonlar kalkar" diyerek, Kıbrıs Türk Halkını, Annan Planı'na 'evet' demeye ikna etmenin alt yapısını oluşturuyordu.

Müzakerelerin sürdüğü 27 Şubat 2004 günü Denktaş şu açıklamayı yaptı:

"İstenilen oranda ilerleme olmuyor. Ama biz elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Çünkü bu hem halkımıza borcumuzdur, hem Türkiye'de büyük bir beklenti içinde olan insanlar vardır, onlara karşı da görevimizdir. Türkiye'siz bir yere varamayız, Türkiye'den ayrılamayız. Onun için onlara da iyi niyetle gereken her şeyin yapıldığını ve yapılmakta olduğunu göstermek hepimizin görevidir."

AKP; Denktaş'a karşı psikolojik savaşı yoğunlaştırıyor, 4 Mart 2004'de ATO'da düzenlenen ve binlerce kişinin Denktaş'ı karşıladığı toplantı için Abdullah Gül, Rauf Denktaş'a yönelik şunları söylüyordu:

"Yerel seçimlere çok az kaldı. Ucuz şovlar düzenliyorlar. Siz de bu şovlara inanıyorsunuz. Bu şovların AKP'nin gücünü tüketmeyeceğini bilmeniz gerekir. Müzakereler kopsun, ne olacak olan KKTC'ye olacak! O zaman Türkleri adada nasıl tutacaksınız?"

Tayyip ise Denktaş'a basın toplantısıyla açıktan tavır alıyor ve şöyle konuşuyordu:

"Yapılacak bir şey varsa, buyur Kıbrıs'ta onu yap. Ne anlatacaksan Kıbrıs'ta anlat"

Tayyip'in uluslararası toplantılarda "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" dememesi dikkatlerden kaçmıyordu. Tayyip, Annan Planı'nda geçen "Kıbrıs Türk Devleti" kavramını kullanıyordu. Bu tercih AKP'nin "İki kesimli devlet" tuzağıyla KKTC'yi bitirme projesinin somut adımı olan, Annan Planı'na bu gün de yapışıp kalmasının bir göstergesiydi.

24 Mart 2004'de, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla İsviçre'de dörtlü bir biçimde yürütülecek görüşmeler BM engeline takılıyordu. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, tarafları yemeklerde bir araya getirerek dolaylı görüşmeler yürütüyordu.
Türkiye tarafı, olmazsa olmazları belirleyip İsviçre'ye gitmişti. Ancak masada olmazsa olmazlar esnedi, sonra geri plana bırakıldı. Denktaş'ın BM'ye sunduğu mevcut KKTC Anayasası yerine, Mehmet Ali Talat'ın BM'nin isteği doğrultusunda Kıbrıs'ta hazırlanan bir taslağı el altından De Soto'ya verdiği anlaşıldı. BM bu metni "Kıbrıs Türk Devleti"nin Anayasası olarak kabul etti.

Devlet Mevlet işini hiç dile getirmeyelim

AKP Hükümeti ise BM planının, Türkiye'de yürümesi için kamuoyu oluşturuyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 6 Nisan 2004'de TBMM'de yaptığı konuşmada, "Bağımsız KKTC'nin tanınabilmesi olasılığını gerçekçi görmüyorum" diyordu.
Tayyip, KKTC'nin bir devlet olarak tanınması yönündeki çabaların bir tarafa bırakılması için Talat'a taktik veriyor, "Devlet mevlet işini biz dile getirmeyelim. Başkaları getirsin dile" diyordu.

Tayyip bu sözlerini anlayamayan Talat'ın "Neyi, neyi neyi" şeklindeki sorusuna kendince açıklık getiriyordu:

"Yani iki devlet olarak tanımanız lazım, şudur, budur... Bunu... Hiç dile getirmeye gerek yok... "
KKTC halkının sözcülüğünü yürüten Denktaş'ın arkasından, onu bitirmek için faaliyet yürütüldüğü, aslında desteğin Kıbrıs Türk Halkı'na değil, Mehmet Ali Talat'ın iktidar olma ve Annan Planı'na "evet" deme sürecine verildiği anlaşılıyordu.

Tayyip, sözlerini şöyle sürdürüyordu:

"Şimdi bir süreç başlıyor... Başlayan süreci kendi kontrolümüze getirebilmeliyiz. Yani başkalarının kontrolünden çıkarmamız lazım."
Tayyip, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak, sürecin, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın kontrolünden çıkarılması için Denktaş'ın arkasından ve Denktaş aleyhine iş çeviriyordu.

Talat ise bu duruma şu cevabıyla katılıyordu:

"Tam da bunu söylüyorum. Onun için vizyonumuzu kaybetmeden."

Gerek Kıbrıs seçimleri, gerekse Annan Planı'nın onaylanmasını öngören referandum sürecinde AKP'nin CTP'nin temsil ettiği taviz çizgisine açıktan destek verdiği biliniyordu.

24 Nisan 2004'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan, "İki kesimli tek devlet" planıyla KKTC'nin fiilen devlet varlığını sona erdirecek ve Türkiye'yi Ada'dan çıkaracak düzenlemeler içeren anlaşma ortaya konmuştu. İki eşit egemen devletin olmadığı bir planın referandumunu ilke olarak kabul etmek, hem Kıbrıs Türk Halkı'nı, hem de Türkiye'yi tuzağa sürüklemekten başka bir anlam taşımıyordu. Dönem itibarıyla başta ABD ve Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ta görevlendirdikleri elemanlar aracılığıyla, halkın Annan Planı'na evet demesi için her türlü yol ve yöntem uygulanırken milyonlarca dolar harcadıkları da ortaya çıkıyordu.

14 Nisan 2004'de gazetelerdeki tam sayfa ilanlar dikkat çekiciydi:

"Kıbrıs'ta Çözümü Destekliyoruz" deniliyor ve yapılacak referandumda "Evet" oyu verilmesi isteniyordu. İlan tam da Denk-taş'ın Ankara'da görüşmeler yaptığı gün yayımlanıyordu. İlanların arkasında ise Tayyip Erdoğan ve ABD Büyükelçisi Eric Edelman'ın olduğu ortaya çıkıyordu.
Bu emperyalist kampanyaların yoğunlaştığı sırada yapılan halk oylamasında, Kıbrıs Türklerinin kabulüne rağmen Rumların "Hayır" demesi üzerine plan suya düşmüştü.

Böylece Kıbrıs'ın elimizden çıkmasını Tayyip, Talat ve ekibine rağmen Rumlar engellemişti.
2004 yılında Rauf Denktaş, Rum kesimine hava ve deniz limanlarının "çözüm adına" açılması dayatmalarına direnmişti. Tayyip ve ekibi bu dayatmalara dünden razı olduğu gibi, Maraş'ın iadesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması konusunda da fırsat kolluyordu.

Yes be annem

Tayyip ve AKP'nin KKTC'de Annan Planı'nın kabul edilmesi için sergiledikleri çabaları, ne Türkiye'ye ve ne de KKTC'ye fayda sağlamadı. Hoş, Tayyip'in ne Türkiye ne de KKTC'ye fayda sağlamak gibi bir düşüncesi vardı. Dönemin Cumhurbaşkanı M. Ali Talat'ın iktidara gelip plana "Yes be annem" demesi için destek veren Tayyip ve AKP'nin bu girişimleri sonucunda, bu işten tek karlı çıkan AB üyeliğini kazanan Rumlar oldu.

Kıbrıs'ta 2004'de yapılan referandum öncesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde sokaklara dökülen dönemin Başbakanı Talat yandaşı binlerce kişi, Annan Planı'na sandıkta "evet" denmesini istemişti. "Yes be annem" pankartlarıyla düzenlenen yürüyüşlerde KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve ekibi sık sık protesto edilmişti. Bu gösteri ve propagandalar Türklerin "evet" demesini doğurmuş, plana "hayır" diyen Rumlar ise AB üyeliği başta olmak üzere birçok kazanımlara imza atmıştı.

Kasım 2009'da Yunanistan'ın yeni Başbakanı Papandreu'ya mektup yazan Erdoğan, "Biz sorunları çözmek için hazırız" diyordu.
Tayyip, Papandreu'ya; "Elinizi çabuk tutun. Biz M. Ali Talat'ı ikna ettik. Siz de Hristofyas'ı ikna edin. Bu işi bitirelim. Çünkü 6 ay sonra Talat gidecek."
Talat, Cumhurbaşkanı olduğu KKTC'nin bağımsızlığına karşı olmasının yanında, Referandum'da "Hayır" oyu çıkması üzerine üzüntüden ağladığını itiraf etmişti.

Talat'ın ağlamaları bu kadar mı? Olur mu?
Erdal Güven tarafından kaleme alınan, "Adam, Talat'ın Kıbrıs'ı" adlı kitapta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
"KKTC'nin bağımsızlığı ilan edildiği gün ağladım. Bağım-sızlığa karşı çok mücadale ettim" şeklindeki itirafları yer alıyordu.

Talat o günü şöyle anlatıyordu:

"Tartışmalar yoğun bir biçimde sürüyordu. 14 Kasım gecesi saat 24 gibi CTP Parti Meclisi toplantıya çağırılıyor. Toplantıdan önce Denktaş, 'Yarın KKTC'yi ilan edeceğiz. Devletin kuruluşunu reddeden bir parti kapatılır' diyor. Saat taa 5'e kadar tartışıyoruz. Sonuçta oylama yapılıyor. Bir oyla, 13 e karşı 1 oyla KKTC'nin ilanına onay çıkıyor. Tabii ben 'Hayır' oyu kullandım o günkü şartlarda... Büyük mücadele verdim "evet" çıkmaması için... O gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez..."Hayır" demeliydik. Sonra ceremesi neyse öderdik."

Kitapta Tayyip'in:

"Talat zındık yahu!"

Şeklindeki sözleri yine Talat'ın ağzından veriliyordu.

Bakın M.Ali Talat kendi ağzından Tayyip'in kendi için söylediklerini nasıl aktarıyor:

"Tayyip Erdoğan bir gün 'O zındık yahu' demiş. Yani Allahsız dinsiz... Bizi hem biliyor, hem bilmiyor o dönemde."

Dün Talat'a "Zındık" diyen Tayyip, gün geliyor, "dinsiz imansız" olarak suçladığı Talat ile adeta halvet oluyor, KKTC'nin bağımsızlığını kazanmaması için el ele verip beraber çalışıyorlardı.

Bakın, Tayyip, Talat'la yaptığı konuşmada bağımsız devlet ideali için ne diyordu:

"Devlet mevlet işini biz hiç dile getirmeyelim."

Bugün Kıbrıs'ı Rumlara altın tepside sunmak için adeta yırtman Tayyip, dün yani 20 Ağustos 2001 tarihinde Kanal D'de yayınlanan konuşmasında neler söylüyordu:

"Bu düzen Kıbrıs'ı satıyor... Kıbrıs'ı Rumlara vermek istiyorlar."

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Tayyip Erdoğan-Mehmet Ali Talat Ses Kaydında KKTC'ye İha

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Tem 2011, 16:03

ERDOĞAN’IN SES KAYDI MECLİS GÜNDEMİNDE

Resim

Ulusal Kanal ve Aydınlık dergisinin gündeme getirdiği Tayyip Erdoğan’ın Mehmet Ali Talat’la yaptığı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı hedef alan ses kayıtları Meclis gündeminde. CHP Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, Tayyip Erdoğan’a ses kayıtlarındaki politika ile şimdi izlediği politikanın çelişip çelişmediğini sordu.

CHP Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, Tayyip Erdoğan'ın Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisi’nde yayınlanan ses kayıtlarını Meclis gündemine taşıdı.

CHP milletvekili Hasan Akgöl, Tayyip Erdoğan’ın ses kayıtlarını yalanlamadığını belirtti. Akgöl, Başbakan Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı ve milli kahramanlarından olan Sayın Rauf DENKTAŞ ile ilgili olarak o tarihte sarf ettiğiniz sözlerin, bu gün geldiğiniz noktada ortaya koyduğunuz dış politika açısından Sayın DENKTAŞ’ın bir ömür mücadelesini verdiği KKTC meselesinde, şimdiki yaklaşımınızla çeliştiğini düşünmüyor musunuz?

CHP Milletvekili Hasan Akgöl, ayrıca sorunun çözümü noktasındaki anlayış değişikliğine uluslar arası arenadaki hangi gelişmelerin neden olduğunu da sordu?

Cumartesi, 23 Temmuz 2011 14:57

http://ulusalkanal.com.tr/index.php?opt ... Itemid=174
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 2002-2017: Cumhuriyetimizin 7. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir