Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hikmet Kıvılcımlı'nın Ordu Tahlilinin Eleştirisi

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hikmet Kıvılcımlı'nın Ordu Tahlilinin Eleştirisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 22:49

Hikmet Kıvılcımlı'nın Ordu Tahlilinin Eleştirisi

(Proleter Devrimci AYDINLIK, sayı: 31, 23 Şubat 1971)

«Ordu, devletin tarafsız gücü olacaksa, işçi ve emekçi sınıflar ile burjuvazi arasındaki mücadeleye karışmaması, tara! tutmaması ve sadece yurt savunmasıyla ilgilenmesi gerekir.»

— TİP Genel Yönetim Kurulu Bildirisi, Şubat 1971.
«Türk Ordusu tarihi geleneğine bağlı kaldı ve Amerikan işbirlikçisi iktidarın emrinde kendi emekçi halkına karşı koymadı.»
— Aydınlık-Sosyalist Dergi, Başyazı, Temmuz 1970, sayı: 21.
«Ordu, işbirlikçinin, patronun ordusu değildir, ulusun ordusudur.»
— Kurtuluş, Manşet, Temmuz 1970, sayı: 3.
«Türk ulusu, ne vakit yükselmek istemişse, ona ordusu öncü olmuştur.»
— Devrim, Manşet.
10 Kasım 1970, sayı: 56.

« Türkiye tarihinde hemen her devrim ordu tarafından yapılmıştır.»
— Hikmet Kıvılcımlı, Sosyalist, Başyazı, 12 Ocak 1971. sayı: 6.

«Geri bir toplumda Ordu, ulusu sağlamlaştırıcı bir unsur haline gelir. Özel durumunun bilincinde olarak ordu. öncü ve tarihi görev taşıyıcı rolünü geliştirmeye başlar. Ondan sonra, yüksek hakem ve bütün ulusun sembolü olarak sosyal sınıflar üstü tek güç olma görevini de üzerine alacağı ikinci aşamaya sadece bir adım kalır.»
— Sovyet revizyonist ideologları Mirski ve Pokateva, Meimo Dergisi,1966.

Yakın zaman içinde, sayın Hikmet Kıvılcımlı'nın üstüste üç kitabı yayınlandı. Bunları, Sosyalist gazetesinin çıkarılması izledi. Bu yayınlar, Dr. Kıvılcımlı'nın Tarih, Devrim, Sosyalizm ve Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi gibi kitaplarda daha önce açıklanan görüşlerinin devamıdır. Hikmet Kıvılcımlı'nın bütün bu ya-yınlarda ileri sürdüğü fikirleri ve önerilerini, bir dizi yazıda ele alıp eleştireceğiz. Tabiatıyla bu eleştiri, bugün sınıf mücadelesi pratiğine ışık tutan noktalarda yoğunlaşacaktır. Eleştiriye. Ordu meselesinden başlıyoruz. Kıvılcımlı, Ordu konusundaki görüşlerini, Türkiye tarihiyle ilgili bazı tezlere dayandırıyor. Bu tezleri ele almadan yapılacak bir eleştiri, şüphesiz temelsiz kalacaktır.

H. Kıvılcımlıya göre:

«Ordu: hep düzenlice ileri devrimci aksiyon vurucu gücü olmuştur ve olmaktadır.» (Halk Savaşının Planları, s. 191) «Ortada, geri ülkelerin ekonomik ve
sosyal gidişinde çıkmaza girmiş sınıf ilişki-çelişkilerini çıkmazdan kurtarıp, zembereğinden boşandıran bir gerçek Vurucu Güç vardır.
«Bu vurucu güç, Türkiye'nin yakın tarihinde, olumlu modern gelişim yönünde etkin oldu ve oluyor. Bir avuç finans-kapital kodamanı Antika tefeci bezirgân
sınıfı ile elele verip Memleketi korkunç sömürü ile satmaya kalkıştı mıydı, vurucu güçlerimiz Halk'tan yana çıkarak o gidişi göğüslemekten geri kalmıyor.
O zaman, Finans-Kapital + Tefeci-Bezirgân ittifakı tezine karşı gelenekçi! ileri vurucu güçlerin halkla ittifakı anti-tezi gerçekleşiyor.» (Halk Savaşının
Planları, s. 187)

H. Kıvılcımlı'nın Demokratik Devrimin «öz gücü» olan işçi sınıfının yanına koyduğu «Proletarya Aydınları» deyimi, devrimin vurucu gücü olan ordunun, kendi ifadesiyle «daha özel karşılığı» olmaktadır. (Halk Savaşının Planları, s. 194)
Ordunun «vurucu güç» olması nereden gelmektedir?

«Ordunun, bir sosyal sınıf olmadığı ve olamıyacağı halde, sosyal devrimlerde vurucu güç oluşu: Türkiye'ye Osmanlı göreneklerinden kalma en önemli ve en orijinal (tüm kişiliğine özge) bir gerçekliğimizdir.» (Sosyalist, sayı: 6)
Nedir bu «gerçekliğimiz?»

«Osmanlı Türkiyesi, ücretli işçilerin Anayasası (şeriatı) ve vurucu gücü (gündelikçi ordusu) ile yaratılıp örgütlenmiş bir devlet idi.» (Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi, s. 19).

H. Kıvılcımlıya göre, Osmanlı Devletini kuran ve 500 yıl güden, göçebe savaşçılardı. (Halk Savaşının Planları, s. 191-192)
«Osmanlılık, söz yerindeyse, ilkel sosyalist toleransının, göçebe demokrasisinin yarattığı yeniçerilik vurucu gücü ile kurulmuş bir devlet ve imparatorluktur. Osmanlı ordusu, kapitalist ordusu gibi ekonomi hayatından ve toplum üretiminden koparılıp, halktan sanıldığı kadar tecrit edilmemişti.» (Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi, s. 18)

Bu «gerçeklik» hangi ekonomik temele dayanıyor?
Çünkü Osmanlı toplumunun dayandığı toprak düzeni olan «dirlik düzeninin RUHU, gerçekten Demokratik sosyal adalettir. Fatih'in son çağına kadar Osmanlı Padişahı, halkın emrinde sorumluluk taşıdı

Dirlik düzeninin maddesi:

Toprak meselesini çalışan halk yararına çözmekle özetlenir. Dirlik düzeni toprak düzeninde sınıfları lâfla değil, fiilen kaldırmıştır. Çünkü miri toprağın mülkiyetine kimse sahip değildir.» (Tarih, Devrim, Sosyalizm, s. 185)

Türk ordusunu «devrimin vurucu gücü» yapan tarihi izah, Kıvılcımlı'nın kendi ifadesiyle böyle özetlenebilir.

PROLETARYA BİLİMİ DEVRİM İÇİNDİR

Öncelikle, vardığı sonuç itibariyle bu tahlil üzerinde durmalıyız. Tahlil, Ordunun «vurucu güç» olduğunu, devrimin ordunun açtığı yoldan başarılacağını ispatlamaya çalışıyor. Sonuç olarak bu tarih tezinin sınıf mücadelesinde gösterdiği yol, burjuva devlet cihazı, yâni bürokrasi ve ordu parçalanmaksızın gerçekleştirilen, hattâ «vurucu gücü* ordu olan bir «devrim» yoludur. Proletaryanın biliminde bütün yollar, proletarya diktatörlüğüne gider. Orduyu parçalamadan devrim yapılabilir mi? Orduya bel bağlayarak devrimci halk iktidarı kurulabilir mi? Proletarya, devrimci iktidarını, ancak burjuva devlet cihazını bürokrasi ve ordusuyla parçalayarak kurar. Ne kadar «orijinal» tahlillere dayanırsa dayansın, sonuç itibariyle proletaryanın devrim hedefine yönelmeyen bir tarih tezi, proletaryanın bilimi değildir. Böyle bir tez, en başta, en büyük bir gerçeği inkâr ediyor. Bu GERÇEK, sınıf mücadelesinin, burjuva devlet cihazının, ordu ve bürokrasinin parçalanmasıyla, yâni proletaryanın devrimci iktidarıyla sonuçlanacağı gerçeğidir. Bunu kavramayan ve buna hizmet etmeyen her teori, eninde sonunda burjuvaziye yarar. Bu en canalıcı noktada gerçeğe aykırı olan tahlil, tabiatıyla somut olarak Türkiye tarihini kavrayışıyla da çürük bir temel üzerine oturmaktadır.

OSMANLI DEVLETİ, GÖÇEBE GELENEKLERİ EZİLEREK KURULDU

Kıvılcımlıyı, gerçeğe taban tabana zıt bir ordu tahliline götüren temel hatâlar nerdedir?
Kıvılcımlı, Osmanlı Devletinin, kabile demokrasisi gelenek-görenekleri üzerine kurulduğunu söylüyor.

Tam tersine:

Osmanlı Devletinin kurulması, göçebe demokrasisinin yıkılması ve yerini feodal bir devletin alması olayıdır. Osmanlı Devleti, göçebe gelenekleri üzerine kurulmadı. Göçebe gelenekleri ezilerek ve yok edilerek inşa edildi.

Kıvılcımlı, Osmanlı toprak düzeninin özel mülkiyete dayanmadığını, feodal karakterde olmadığını, dolayısıyla bu toprak düzeninin «sınıfları fiilen ortadan kaldırdığını» söylemektedir. Gerçekler, bu görüşe taban tabana zıttır. Osmanlı Devleti, toprak üzerinde özel mülkiyetin gelişmesi, toplumun feodalleşmesi, sınıfların belirginleşmesi ve sınıf çelişmelerinin keskinleşmesi yönündeki bir gelişme üzerine doğmuş, büyümüş ve güçlenmiştir.

Feodalleşme ile Osmanlı Devletinin güçlenmesi arasında diyalektik bir bağ vardır. Feodalleşme ilerledikçe Devlet güçlenmiş, Devlet güçlendikçe fodalleşme süreci hızlanmıştır. Osmanlı Devleti, adı üstünde: Devlettir: Yâni ezenle ezilen ayrılmıştır. Ezenler, silâhlı güç tekeline sahiptirler ve bu suretle, üretici olan reayayı (köylüleri) baskı altında tutmaktadırlar. Toprak feodal bir sınıfın elinde toplanmakta, toprak üzerinde çalışan köylünün ürettiği ürünün bir kısmına ar-tı-ürün olarak el konmaktadır.

Bütün bunlara bağlı olarak, Osmanlı ordusu, göçebe savaşçılığının devamı değildir. Osmanlı Devletinin silâhlı gücü olan yeniçeri ve sipahi teşkilâtı, emekçilerin dostu olmayıp tam tersine feodal sınıfın baskı gücüdür. Yeniçeriler, Kıvılcımlı'nın iddia ettiği gibi, «gündelikçi bir işçi ordusu» değildir. Yeniçeri teşkilâtı, üretimden ve halktan kopuk devşirmelerden kurulu, sultanın emrinde silâhlı baskı gücüdür. Osmanlı Sultanları, herkesin silâhlı olduğu göçebe Türk geleneğini yok etmek için silâhı devletin tekelinde toplamış, üretimden kopuk DEVŞİRME bir silâhlı güç kurmuştur. Yerleşmek ve sömürülen reaya (köylü) durumuna düş-mek istemeyen Türk göçebeleri, ordu gücü aracılığıyla merkezi feodal devlet önünde dize getirilmiştir.

Osmanlı ordusunun görevi, göçebeliğin direnişini şiddetle yok etmek, köylülerin feodal sömürü altında ezilmesine bekçilik yapmak ve dışta Osmanlı feodal merkezi otoritesinin hâkimiyetini genişletmektir. Bu sebeple, bugün «ordunun devrimci bir geleneğe sahip olduğu» iddiası, tamamen yanlış bir tarih tahlili üzerine oturtulmuştur. Osmanlı ordusu, herkesin silâhlı olduğu kabile savaşçılığı ve Engels'in sözünü ettiği askeri demokrasi geleneğini sürdürmedi. Tam tersine, Osmanlı Ordusunun kuruluş amacı, kabile savaşçılığı ve askeri demokrasi geleneğinin kökünü kurutmak, toplumun sınıflaşmasını ve feodalleşmesini hızlandırmak, feodalitenin emrinde köylüleri ve göçebeleri baskı altına almaktı.

TARİHİ GELİŞME SIÇRAMALARLA OLUR

Doktor Kıvılcımlı, tarih içindeki sıçrayışları, her tarihi aşamada kurumların ve sınıfların nitelik değiştirmelerini bir kenara atarak, ilkel toplumdan kalma bir geleneğin burjuva devlet cihazı içinde yaşadığını iddia ediyor. Tarih içinde her aşamada toplumun üst yapısı, üretim tarzıyla diyalektik bir uygunluk içindedir. Toplumdaki her sıçrayış, her yeni üretim tarzı, kendine uygun üst yapıyı oluşturur. Herkesin silâhlı olduğu kandaş göçebe toplumunun askeri geleneği, NATO'ya bağlı bir ordunun içinde devam etmez. Aksi halde, Nazi ordularının eski Cermen kabile savaşçılarının geleneğini sürdürdüğünü kabul etmek gerekir. Asırlar süren aradaki gelişmede, Türkiye'de toplum büyük sarsıntılar ve sıçramalar geçirmiştir. Kabile demokrasisi çözülmüş, yerini feodal bir devlet almış, daha sonra emperyalizmin boyunduruğu altına giren Türkiye'de feodal ilişkiler belli ölçüde krize uğramış, aynı zamanda emperyalizme bağımlı bir kapitalizm gelişmiştir. Bir kere, ilk sıçramada, göçebe savaşçılığı feodal devletin ordusu tarafından ezilmiştir. Bugün ise ordu, emperyalizme bağımlı burjuvazi ve toprak ağalarının egemen olduğu bir devletin ordusudur ve bu karakteri taşır.

Peki, eski Türk kabilelerinin göçebe savaşçılığı tamamen yanıp bitip kül mü olmuştur? Hayır, o gelenek-göreneğin kalıntıları, hâkim sınıfların devleti ve ordusu içinde değil, ama halkın içinde yaşamaktadır. 800 yıllık Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin baskısına rağmen, kandaş toplumun kalıntıları, feodal kültüre ve baskılara karşı varlığını korumaya çalışan halk kültürü içinde, Alevilik gibi halk mezhepleri içinde, Yörükler ve zorla iskan edilmiş eski göçebe topluluklar arasında yaşamış ve bugüne kadar gelmiştir. Bu gelenek ve görenekler hâkim sınıfların ordusu içinde devam etmiyor. Bu gelenek ve göreneklerin mirasçısı, asırlardır ezilen halk sınıflarının, hâkim sınıfların devletini parçalayacak olan halk ordusudur.

Kıvılcımlı'nın tahlilinde, tarih içinde toplumun geçirdiği sarsıntılar, bir ileri aşamaya atılışlar, hep kulak arkası edilmektedir. Eski toplumun, yeni toplumun maddesiyle çelişen kurum ve göreneklerinin, yeni toplumun hâkim sınıfları tarafından devam ettirilmeyip tam tersine baskı altına alınmaları gerçeği, atlanmak-tadır. Hal böyle olunca, Kıvılcımlı'nın tarih tezi, Marksist bir tarih kavrayışından uzaklaşmakta, sonuç olarak tarihi dümdüz bir gelişme olarak gören metafizik bir tez olmaktadır. Aksi halde, bunca sıçramalardan geçmiş bir toplumun hâkim sınıf kurumlarının, hâlâ ilkel toplum gelenek ve göreneklerini devam ettirdiğini iddia etmeye imkân var mıdır? Ordusu «devrimin vurucu gücü» olan bir «finans kapital» devleti, hangi silâhlı güce dayanarak halkı baskı altında tutmaktadır? Herhalde yalnız polise ve Ülkü Ocaklarının komandolarına dayanarak değil. Yoksa Kıvılcımlı'nın «vurucu gücü» ordu olan «devrim»i, bir burjuva reformu olmasın!

Kaynakça
Kitap: Kıvılcımlı'nın Burjuva Ordu ve Devlet Teorisinin Eleştirisi
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir