Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İnkarcılığın İdeolojik Kaynağı ve Emperyalizme Hizmeti

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

İnkarcılığın İdeolojik Kaynağı ve Emperyalizme Hizmeti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 19:52

İNKARCILIĞIN İDEOLOJİK KAYNAĞI VE EMPERYALİZME HİZMETİ

Troçki, manevralar, spekülasyonlar yapar, solcu pozu takınır, ama elinden geldiği kadar sağcılara yardım eder.
LENİN

Tasfiyecilerin Kurtuluş Savaşını inkar etmeleri, belli bir ideolojiye, belli bir sınıfsal tutuma dayanmaktadır. Esasen mesele, bu sınıf tutumunu ve ideolojiyi ortaya çıkarmak ve yenmektir. Çünkü tasfiyecilerin tarihi ele alışları diğer bütün meselelerdeki tutumlarıyla uyum halindedir. Her alandaki görüşleri birbirleriyle tutarlıdır ve belli bir ideolojiden kaynaklanmaktadır. Bu ideoloji Troçkizmdir, revizyonizmin bir türüdür. Bu ideoloji, dünyanın her yerinde karşı-devrime hizmet etmiştir.

Bugün Troçkizm her yerde Dördüncü Enternasyonal (Troçkistlerin Enternasyonali) bayrağı altında ortaya çıkmıyor. Çünkü Troçkizmin maskesi düşmüş ve devrim düşmanı yüzü görülmüştür. Bu sebeple Troçkizm, birçok yerde Marksist-Leninist bir kisveye bürünüyor. Revizyonizm ve onun bir türü olan Troçkizm, emperyalizm ve burjuvazi yaşadığı sürece işçi sınıfını ve Marksist hareketleri kaçınılmaz olarak etkileyecektir. Mesele, bu etkilere karşı, burjuva ideolojisinin her türüne karşı kararlı bir ideolojik mücadele yürütmektir.

Tasfiyecilerin Troçkist-Revizyonist İdeolojisi Bütünüyle Mahkum Edilmelidir

Oysa tasfiyeciler ne yapıyorlar? Onlar, ideolojik iflaslarının artık apaçık ortaya çıktığı her alandan çekiliyor ve o alandaki ideolojik yenilgiyi sessizce kabulleniyorlar. Fakat Troçkist ideolojilerini bütünüyle reddetmedikleri için, revizyonizm yolunda yüzmeye devam ediyorlar. Milli Kurtuluş Savaşı ve Kemalizm konusundaki Marksizm düşmanı görüşlerinin açığa çıkması karşısında bugün şöyle de-diklerini öğreniyoruz: «İbrahim arkadaşın kafası kızmış 'Genel Eleştiri'yi yazmış.»

Bir kere bu cevap devrim davasına karşı ne kadar sorumsuz ve güvenilmez bir tavır içinde olduklarını yansıtıyor. Demek ki bunlar «kafaları kızınca» her şeyi yapabiliyorlar, halka ve devrime zararlı fikirler yayabiliyorlar. Fakat bizce meselenin özü bu değildir. Çünkü tasfiyecilerin kafaları sürekli olarak «kızgınadır ve bu kızgın kafadan devamlı aynı ideoloji çıkmaktadır. Nasıl Marksistler, kafaları kızsın veya kızmasın Marksizmi savunurlarsa, Troçkistler de her durumda Troçkizmi savunurlar. Tasfiyecilerin belli konularda ideolojik iflası kabul etmeleri, hastalığı ortadan kaldırmaz. Çünkü çıbanın biri kurusa bile, vücut cerahatlidir ve çıban bu sefer de başka bir yerden baş vermektedir.

Bir örnekle açalım. Tasfiyecilerin Almanya'da çıkardığı «Gerçek» adındaki aylık gazete, daha önce «tam bağımsızlık» kavramını savundukları için özeleştiri yapıyor. Çünkü bu kavram «sosyalist ülkelerle olması gereken ilişkilere aykırı anti-sosyalist bir sözcük» imiş. (Eylül 1975 sayısı)

Kurtuluş Savaşının inkarının temelinde, milli bağımsızlığın hor görülmesi yatıyordu. Tasfiyeciler, «saf ve doğrudan prorster devrimi» olmayan her şeyi düşmanın sepetine atıyorlardı. Bu anlayış bu sefer de «tam bağımsızlığı» enternasyonalizme aykırı görmek şeklinde baş verdi. Çünkü onlar, devrimin «ihraç» edilen bir şey olduğunu düşünüyorlar ve Türkiye'ye devrim ihraç edecek «sosyalizm» maskeli emperyalist bir devlete bağlılıklarını bugünden açıklıyorlar. Milli Kurtuluş Savaşı inkarcılığı ile Brejnev'in «sınırlı egemenlik» teorisi, aynı Marksizm düşmanı burjuva ideolojisinden kaynaklanıyor.

Felsefi Alanda Çelişmelerin Reddi ve İdealizm

Tasfiyeciler, felsefi alanda baş çelişme ile ikincil çelişmeler arasındaki farkı görmüyorlar. Proletarya ile çelişen her şeyi düşmanın yanına koyuyorlar. Sonuç olarak baş düşmanın tecrit edilmesi siyasetine saldırıyor ve bu siyaseti «oportünist sınıf işbirliği» siyaseti olarak karalamaya yelteniyorlar. Tıpkı Troçki gibi baş düşmanın tecrit edilmesi ve baş düşmana karşı birleşilebilecek bütün güçlerle birleşme siyasetini anlamıyorlar. Bütün bunlar Kurtuluş Savaşı karşısındaki tutumlarıyla birleşiyor.

Tasfiyeciler, Marksizmin çelişme kanununu kavrayamadıkları için, dümdüz ilerleyen bir tarih anlayışına sahiptirler. Tarihin, zikzaklar yaparak ve helezonlar çizerek ilerlediğini anlamıyorlar. Çünkü ileri ile gerinin devamlı mücadele halinde olduğunu, bu mücadelenin dümdüz ve pürüzsüz bir gelişmeye hayat tanımadığını, her ilerlemenin kendi içinde bazen gerilemeler ve zikzaklar taşıdığını göremiyorlar. Sonuç olarak kafalarındaki düz ve pürüzsüz gelişmeye uymayan her ilerlemeyi «gerileme» olarak damgalıyorlar.

Çelişmenin kanunlarını kavramadıkları ve olayları somut olarak incelemedikleri için, tasfiyeciler felsefi alanda daima burjuva idealizmi içinde yüzüyorlar. Onlar, mükemmeliyetçi bir burjuva aydının kafasına sahiptirler. Hayattaki hiç bir şey, onların kafalarındaki «mükemmel» ideallere uymadığı için, her şeyi karalıyorlar.

İdealist felsefeleri, iradeci (volontarist) bakış açılarında da ortaya çıkıyor. Onlar, toplumların nesnel gelişme kanunlarını reddederek, insan iradesinin her şeyi yaratmaya kadir olduğunu düşünüyorlar.

Bu görüşlerine bağlı olarak tasfiyeciler, devrimin aşamalarını reddediyorlar. Lafta milli demokratik devrimi savunuyorlar, fakat onların bütün görüşlerinin özü, «saf ve doğrudan proleter devrimi»dir. Onlar, istilaya uğrayan 1919'ların Türkiye'sinde ilkönce yabancı saldırganı kovmak, arkasından toprak devrimine girişmek ve kesintisiz olarak sosyalizme geçmek görevini kavramıyorlar. Bütün bu görevleri birbirine karıştırıyorlar ve o yılların komünist hareketini «doğrudan proleter devrimi» yapmadığı için eleştiriyorlar. Bugün de «ittifakları ve cepheyi» reddeden görüşleri ile aslında devrimin aşamalarını reddediyorlar. Bu anlayışları, silahlı mücadelenin toprak devrimi temeline dayanmasını reddeden görüşleriyle de birleşiyor."

Siyasetlerinin Özü: Halka Güvensizlik

Tasfiyecilerin milli bağımsızlığı, enternasyonalizme aykırı bir şey olarak görmeleri, onların halka güvenmemelerinden geliyor. Halka güvenmedikleri için, devrimi sos-yal-emperyalist bir ülkeden «ithal» edilecek bir şey olarak görüyorlar. Onların halka güvensizlikleri, aslında bütün düşünce ve eylemlerinin özüdür. Tasfiyeciler, emekçi yığınlardan kopuk bir avuç seçkinin maceracılığı çizgisini savunuyorlar.

Seçkinlerin maceracılığını benimsedikleri için, tasfiyeciler kitle mücadelelerini ve kitle örgütlerini bir ayak bağı olarak görüyorlar. Çünkü onlar, bütün revizyonistler gibi, halkın insiyatifinin gelişmesinden korkuyorlar.

Tasfiyecilerin, halka güvensizlikten kaynaklanan «seçkinlerin öncü savaşı» düşüncesi, en sonunda halkın ezilmesi anlayışına varıyor. Çünkü tasfiyeciler, silahsız yığınları «halk» olarak kabul etmiyorlar. (Bkz. TİKKO İddianamesi) Bu yüzden bir avuçluk silahlı çetelerinin halkı mülksüzleştirmesini haklı görüyorlar. Tasfiyecilerin, bakkalları, eczacıları ve müteahhitleri sınıf düşmanı olarak görmeleri ve mülksüzleştirmeleri, diğer görüşleriyle birleşiyor.
Tasfiyeciler, kendilerini «süper devrimciler», «felaket adamlar», «üstün insanlar» olarak gördükleri için, silahsız ve sıradan insanlara, geniş emekçi yığınlarına, tüm halka yukardan bakıyorlar. Onların «seçkin savaşçılar» teorisi, aslında burjuvazinin «üstün insanlar ve yeteneksiz insanlar» ayrımının kötü bir kopyasından başka bir şey değildir. Bu teori, tasfiyecilerde sürekli olarak tekkeciliği, mevki düşkünlüğünü, hizipçiliği, halkın değil bir avuç insanın menfaatlerini gözetmeyi besliyor. Bu revizyonist görüşleri de, onların diğer görüşleriyle uyum halindedir.

Troçkizmin ve İnkarcılığın Sınıf Temeli

Görüldüğü gibi tasfiyecilerin bütün ideolojik ve siyasi görüşleri birbirine bağlıdır ve çorap söküğü gibi gitmektedir. Kurtuluş Savaşı konusundaki inkarcı tutum, revizyonist ve Troçkist görüşlerin bir parçasıdır.

Tasfiyeciler, devrimci mirası her alanda inkar ediyorlar. Onlar, hem milli tarihin ilerici köklerinden, hem Türkiye'deki proletarya hareketinin köklerinden, hem de Marksizm-Leninizmin köklerinden kopmanın savunucularıdır. Tasfiyeciler, Türkiye komünist hareketinin başından itibaren «revizyonist» olduğunu ve Türkiye'de Marksizmin kendileri ile başladığını iddia ediyorlar. Diğer yandan Mao Zedung'u Marks, Engels ve Lenin'den kopararak, Marksizmin köklerine en sinsi saldırıyı yöneltiyorlar. Bütün görüşleri, «yaşanan yeni çağ» dolayısıyla Marks ve Lenin'in modasının geçtiği anlayışına dayanıyor. Marksizm düşmanı fikirlerini savunmak için büyük ustaları sinsice inkar ediyorlar. Hatta bazıları en sonunda Mao'yu da inkar ettiler. Lin Biao'nun tasfiyesi üzerine Çin'in yolundan saptığını iddiaya kadar varanları çıktı.

İnkarcılık, proletaryanın değil, kendini fasulye gibi nimetten sayan, her şeyin kendisiyle başladığını zanneden, idealist mantığı sebebiyle her şeyin mükemmelini arayıp hayatta böyle bir şey bulunmadığı için her şeyi karalayan kibirli burjuva aydınlarının sınıf tutumudur. Bunun en aşırı şekli aristokrat anarşizmidir, nihilizmdir. Anarşizm ve inkarcılık, daima yıkılan ve silinmekte olan sınıflar içinde rağbet bulmuştur. Çöken aristokrasi içinden «benden sonra tufan» anlayışını benimseyen en aşırı anarşistler çıkmıştır. Bunlar, insanlık tarihinin proletaryaya miras olan bütün birikimini olumlu ve olumsuz ayrımı yapmayıp tamamen yıkmaktan yana olmuşlardır.
Bunun tarih anlayışına yansıması, geçmişteki her şeyin inkarıdır.

Tarihi gelişmenin ortadan kaldırdığı küçük burjuvazi de, anarşizm, Troçkizm ve inkarcılık için elverişli bir sınıf temelidir.
Unutmamak gerekir ki inkarcının kendisi de «mükemmel» değildir. Bu yüzden giriştiği maceracı siyaset darbe yiyince, inkarcı kendisini de kolayca inkar ediyor ve teslimiyetçiliğe dönüyor. Nitekim tasfiyeciler de, kendilerini körükleyen kaynağa, yani revizyonizme dönmektedir.

Tasfiyeciliğin Kökünü Kazımak İçin Revizyonizmi Yenmek Gerekir

Tasfiyecilerin fikirlerini incelediğimiz zaman, bunların bütün temel meselelerde Boran oportünizminden kaynaklandığını görürüz. Tasfiyecilerin Troçkist ideolojisi, Boran revizyonizminin çöplüğünde yetişmiştir.

Bugün aşırı sağcı, revizyonist özünü her zamankinden daha açık olarak ortaya koyan tasfiyeciler, gittikçe revizyonizmin yedeğine giriyorlar. Bu sebeple devrimci hareket içinde tasfiyeciliğin etkilerini yıkmak için doğrudan doğruya sahte TKP revizyonistleriyle, Boran revizyonistleriyle ve TSİP revizyonistleriyle ideolojik mücadeleyi derinleştirmek ve güçlendirmek gerekiyor. Çünkü tasfiyecili-ği körükleyen ve ona hayat veren ideoloji, şimdi her zamankinden fazla revizyonizmdir.

Troçkistlerin İkinci Dünya Savaşında oynadıkları rol, bu fikirlerin etkisi altında olan dürüst insanlar için ders olmalıdır. Troçkistler, savaş sırasında milli bağımsızlığın savunulmasının «gerici bir görev» olduğunu ileri sürmüşlerdi. Troçkistler, emperyalist ülkelerle ezilen ve işgale uğrayan ülkeler arasındaki farkı gözlerden kaçırmışlar ve «va-tan savunması» kavramını bütün ülkeler için reddetmişlerdi. Troçkistler, milli bağımsızlık ve milli kurtuluş için verilen savaşları «haksız savaş» olarak görüyor ve «tüfekleri kendi burjuvazimize çevirelim» paravanası arkasında Hitler'in saldırısına yardım ediyorlardı.

Stalin 1937'de SBKP (B) Merkez Komitesinin Genel Toplantısına sunduğu Raporunda Troçkist grubun gelişme sürecini şöyle açıkladı:

«Eskiden, yedi-sekiz yıl öncesine kadar Troçkizm, işçi sınıfı içinde görülen siyasi akımlardan biriydi. Gerçi anti-Leninist bir akımdı ve dolayısıyla son derece hatalıydı ama gene de siyasi bir akımdı. ... Günümüzün Troçkizmi ise, artık işçi sınıfı içinde bir siyasi akım değil, yıkıcıların ve bölücülerin, gizli ajanların, casusların ve katillerin oluşturduğu ilkesiz ve fikirsiz bir çete, yabancı devletlerin istihbarat servislerinden maaş alan, işçi sınıfının yeminli düşmanlarının bir çetesidir.»
İşte tasfiyeci şeflerin izledikleri yol budur!

Milli Bağımsızlık ve Proleter Enternasyonalizmi Birbirine Sımsıkı Bağlıdır

Bugün Türkiye'de Kurtuluş Savaşı geleneğini küllendirmek, en başta sosyal-emperyalizmin ajanlarının meselesidir. Türkiye'de Kurtuluş Savaşımızı karalama, eskiden beri özellikle revizyonistler arasında rağbet bulmuştur. Bugün Türkiye gibi ezilen bir ülkede «vatan savunmasını oportünizmle suçlamaya çalışanlar, böylece Marks'ın ve Lenin'in fikirlerini tahrif etmeye çabalayanlar en başta revizyonistlerdir.

Kurtuluş Savaşına karşı, düşmanlık bayrağını, ABD işbirlikçilerinin elinden bugün Rus sosyal-emperyalizminin işbirlikçileri kapıyor. Çünkü ABD emperyalizmi hızla çökerken, Rus sosyal-emperyalizminin saldırı ve yayılma hırsı hızla artıyor. Emperyalistler arasındaki dengesiz gelişme bir kere daha hükmünü yürütüyor. Bugün dünyanın yeniden paylaşılmasını isteyen, yani daha saldırgan bir karakter kazanan emperyalizm, Sovyet sosyal-emperyalizmidir. Bu gelişmeye bağlı olarak revizyonistler dünyanın her yerinde milli bağımsızlığa karşı sistemli bir ideolojik kampanya yürütüyorlar. Sahte TKP ve TSİP revizyonistleri bugün meselenin ABD emperyalizmine bağımlılıktan kurtulup, «dünya sosyalist sistemine» bağlanmak, yani sosyal-emperyalizmin sömürü alanına katılmak olduğunu utanmadan yazıyor. Dünyada gerçekten bir sosyalist kamp olduğu zamanlar, hiç bir ülkenin Marksisti milli bağımsızlık kavramına böyle bir anlam vermiyordu. Çünkü proleter enternasyonalizmi ve milli bağımsızlık birbirine sımsıkı bağlıdır. Birinin olmadığı yerde diğeri de olamaz. Bugün revizyonistlerin «proleter enternasyonalizmi» ve «dünya sosyalist sistemi» dedikleri şey, Rus sosyal-emperyalizmi ne köleliğin diğer adıdır. Yaşadığımız dönemde hem proleter enternasyonalizmi, hem de milli bağımsızlık bayrağını kaldırmak, Sovyet sosyal-emperyalizmine ve revizyonizme karşı kararlı bir mücadele vermeden başarılamaz.

Tasfiyeciler, savundukları görüşlerle günümüzdeki Anzavur-Çapanoğlu çizgisine hizmet ediyorlar. Vardıkları nokta, sosyal-emperyalizmin desteklediği Troçkist marka bir «proleter devrimedir. Bu çizgi, kendisini faşistlerin ve revizyonistlerin milli ihanet kampında bulur. Bu sebeple tamamen terk edilmeli ve mahkum edilmelidir.

Kurtuluş Savaşının Devrimci Geleneğini Canlandıralım

Yeni bir dünya savaşına yol açacak etkenlerin hızla arttığı bir ortamda, devrimciler milli bağımsızlık mücadelesine daha sıkı sarılmalı, Kurtuluş Savaşımızın geleneğini canlandırmalı, milli burjuva önderliğin getirdiği yalpalamaların esaslı bir eleştirisini yapmalı ve bütün bunları geniş yığınlara mal etmelidir. Bir halk, emperyalizme karşı mad-ai-manevi bütün imkanlarıyla savaşır. Bir halk, emperya-lizme karşı yalnız sahip olduğu maddi silahlarla, ekonomik gücü, sanayisi, tarımı vb. ile değil, moral gücü, anti-emperyalist tarih ve kültürü ile de savaşır. Kurtuluş Savaşımızın anti-emperyalist geleneği, güçlü bir manevi silahtır. Biz, bu silahın kabzasına sımsıkı sarılalım derken, tasfiyeciler «bu silah çamurludur, elimizi kirletir» diyorlar. Bu tutum neye yol açar? Bu silahı ABD ve Sovyet sosyal-emperyalistlerinin uşaklarına terk etmeye ve onların halkımızı köleleştirmesine.

Bugün milli bağımsızlık bayrağını yükseğe kaldıracak, halkımızın anti-emperyalist mücadelesine önderlik edebilecek biricik sınıf proletaryadır. Kurtuluş Savaşımızın şanlı geleneğini canlandırabilecek, geçmişten ders çıkarabilecek biricik sınıf, gene proletaryadır.

Büyük burjuvazi, vargücüyle Kurtuluş Savaşının hatırasını küllendirmeye çalışıyor. Bunu okullarda okutulan tarih kitaplarından bile anlayabiliriz. Büyük burjuvazi, Kurtuluş Savaşının emperyalizme karşı verildiğini örtbas etmeye çalışıyor, anti-emperyalist savaşı bir «Türk-Yunan savaşı» gibi gösteriyor. Burjuva tarih kitaplarının Kurtu-luş Savaşına bakış açısı Osmanlı devletinin istilacı savaşlarına bakış açısıyla aynıdır.

Gene burjuvazi. Kurtuluş Savaşımızın halkın silaha sarılması ve fedakarlığı ile kazanıldığını unutturmak istiyor. Emperyalist ve revizyonist kültürün Türkiye'deki hakimiyeti ağırlaştıkça, bu tarih anlayışı daha koyu olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminin her kuşağı. Kurtuluş Savaşı konusunda bir öncekinden daha kötü bir eğitim almıştır. Çünkü burjuvazi. Kurtuluş Savaşından sonra emperyalizmle uzlaşmış ve giderek yurdumuzu emperyalizme teslim etmiştir. Aynı gelişme, kaçınılmaz olarak kültür alanında da yaşanmıştır. Son elli yılın burjuva kültürüne bir göz atmak dahi bunu ortaya koymaktadır. Milli bağımsızlık duygusunu ve bunun tarihi köklerini köreltmek en başta emperyalistlerin ve vatan satıcılarının meselesidir.

Anti-emperyalist ve devrimci tarihinden kopan bir halk, emperyalizmin estirdiği fırtınalara karşı koyamaz ve köksüz ağaçlar gibi yıkılır. Tasfiyeciler ve her türden revizyonist, Türkiye halkının ve devrimci hareketin köksüz ağaçlar gibi havada sallanmasını istiyor. Biz ise, halkımızın ve proletarya hareketinin tarihi köklerine bugün her zamankinden daha sıkı sarılmak gerektiği inancındayız Çünkü dünya büyük çalkantılara doğru ilerlemektedir ve devrimci geleneklerin canlanmasına, topraktaki köklerimizin güçlenmesine ihtiyaç vardır.

Yurdumuz Tarihini İnceleyelim

Kurtuluş Savaşı konusunda bugün Marksistlerin yöneleceği nokta, özellikle budur. Bu tutum, tarihin Marksist bir tahliline dayanır. Mohaç savaşları, Viyana kuşatmaları gibi istilacı savaşlar, tam da şoven büyük burjuvaziye ve feodallere layık bir mirastır/Kurtuluş Savaşı ise, bağımsızlık ve hürriyete tutkun olan halkımızın mirasıdır. Milli mücadele halkın ilerici tarihinin bir parçasıdır.
Tasfiyeciler, hiç bir ciddi araştırma yapmadan bu gerçeği inkar ettiler.

Onlar şöyle yazıyorlardı:

«Biz, önceleri Kurtuluş Savaşına milli karakterdeki orta burjuvazinin önderlik ettiği görüşündeydik. Fakat Stalin yoldaş ve Şnurov yoldaşı daha dikkatli olarak inceleyince, bu görüşün yanlış olduğunu gördük.» (i. Kaypakkaya, s. 102 - 103)

Tasfiyeciler, pabuç gibi büyük laflar ederler. Fakat sözlerini tartmazlar. «Stalin'i daha dikkatli incelediklerini» söyleyenlerin yaptığı bütün iş, Stalin'in bir cümlesi üzerine sayfalar dolusu laf cambazlığıdır. İnceleme ve araştırmadan söz ederken de ciddiyetsizdirler. Onlar, hiç bir ciddi inceleme ve araştırma yapmaksızın, Stalin'i inceledikleri yalanını savurarak, Stalin'in devrimci itibarından yararlanmaya kalkmışlardır. Kibirdir yorulup yollarda kalan. Tasfiyecilerin kibirli laflarının Marksizme ne kadar aykırı olduğunu bütün devrimciler görüyor.

Yurdumuzun tarihini ve Kurtuluş Savaşını derinlemesine inceleme ve tahlil etme görevi, sırf Marksizmin büyük ustalarının yazdıklarını araştırarak başarılamaz. Marksizmin Türkiye şartlarına uygulanması, Türkiye devrimcilerinin kendi tarihleri üzerine yaratıcı çalışmaları olmaksızın ilerletilemez. Tarihi gelişmeyi, en başta tarihi belgelere ve orijinal kaynaklara dayanarak ortaya koyabiliriz.

Büyük ustaların Türkiye konusunda yazdıkları, bu çalışmalara şüphesiz ışık tutacaktır. Fakat Türkiye tarihinin etraflı bir tahlilini yapmak ve bunu günümüzün devrimci pratiği ile birleştirmek, herkesten önce Türkiye Marksistlerinin görevidir ve bunu en iyi onlar başarabilirler. Tarih çalışmalarımızı bu anlayışla yürütmeliyiz.

Kaynakça
Kitap: Kemalist Devrim
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir