Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yeni Troçkizmin Vardığı Nokta: Üçüncü Dünyanın Reddi

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Yeni Troçkizmin Vardığı Nokta: Üçüncü Dünyanın Reddi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 19:19

YENİ TROÇKİZMİN VARDIĞI NOKTA : ÜÇÜNCÜ DÜNYANIN REDDİ

Emperyalist devletler tarafından köleleş-tirilmiş yüz milyonlarca insanı derinden sarsan, emperyalizmin Asya ve Afrika'da-ki tünellerini bir gün yerle bir edebilecek olan bu hareketlerin dünya devrimi açısından taşıdığı muazzam önemi kimse inkar edemez.
ŞEFİK HÜSNÜ

Sosyalizmin «Genel Teorisi» Mi? Troçkizmin Kara Kaplı Kitabı Mı?

Tasfiyeciler, Kemalist iktidarın «siyasi bakımdan bağımsız» bir iktidar olduğunu da kabul etmediler.

Kaypakkaya, sömürge olmaktan kurtulmuş ülkelerin «siyasi bakımdan bağımsız» olamayacaklarını şöyle açıklıyordu:

«Sosyalizmin genel teorisine aykırıdır, çünkü artık geri ülkelerde genel bir kural olarak siyasi bakımdan bağımsız milli burjuva diktatörlükleri mümkün değildir.» (İ. Kaypakkaya, s. 132)

İşte henüz Kuran kurslarının düşünce seviyesinden kurtulamamış medrese kafası! Tasfiyeciler, gerçeklerle ilgisi olmayan fikirleri savunabilmek için, daima aynı yöntemi kullanıyorlar. Bunlar «sosyalizmin genel teorisi» ile din kitaplarını birbirine karıştırıyorlar. Sosyalizmin genel teorisi, somut gerçeğin Marksist açıdan tahlil edilmesinden başka bir şey değildir. Hiç bir mesele, genel teoriye aykırıdır şeklinde bir hükümle, kara kaplı kitaba bakan müftü tutumuyla çözülmez. Bilimsel sosyalizme en aykırı olan bir şey varsa, budur. Kaldı ki Marksist dilde yarı-sömürge ülkelerden bile «siyasi bakımdan bağımsız» ülkeler olarak söz edilir. Bir an için, tasfiyecilerin görüşünü benimseyerek Türkiye'nin Kurtuluş Savaşıyla «yarı-sömürge» olduğunu kabul etsek bile, «siyasi bağımsızlık» kazanılmış demektir. Marksist ustalar, yarı-sömürgeleri, sömürgelerden ve işgal altındaki ülkelerden «siyasi bağımsızlık» kavramı ile ayırmışlardır. Tasfiyecilerin ne Marksizmden haberleri vardır ne de Türkiye'den. Tasfiyecilerin «genel teori» adını verdikleri şey, Troçkizmin kara kaplı kitabından başka bir şey değildir.

Siyasi Bağımsızlık ve Türkiye

Şimdi de meseleyi Türkiye açısından ele alacağız. Tasfiyeciler, Kurtuluş Savaşı sonunda siyasi bağımsızlık kazanılmadı diyorlar. Dünya devrimcileri ise, buraya kadar aktardığımız birçok alıntıyla gösterdiğimiz gibi, tasfiyecilerden farklı düşünüyorlar. Tekrar etmemek için yalnız birkaç tanesini belirteceğiz. Dimitrov, «Ulusal bağımsızlığını elde eden Türk ulusu büyük gurur duymakta haklıdır» diyor. Ho Şi Min ise 1923 yılında şöyle yazmaktadır:

«Türk halkı, hayranlık verici bir cesaret ve fedakarlık ruhuyla meşum Sevr Antlaşmasını yırttı ve bağımsızlığını geri aldı. Emperyalizmin düzenlerini yendi ve Sultanların tahtını devirdi. Bitkin, parçalanmış ve çiğnenmiş bir ulusu, birleşmiş ve güçlü bir cumhuriyet haline getirdi. Devrimini yaptı.»

Bununla beraber, dünya devrimcileri Kurtuluş Savaşının başından itibaren şu uyarıyı da yapmışlardır:

Eğer Türkiye kapitalizm yolunu tutarsa, siyasi bağımsızlığa rağmen, emperyalizmin ekonomik sömürüsü altına girmekten kurtulamayacaktır.

Bakü Doğu Halkları Kurultayında oybirliği ile kabul edilen «Toprak Sorunu Raporu» daha 1920 yılında Türkiye'nin kaderini açıkça koymaktadır:
«Eğer Türkiye'deki Mustafa Kemal yönetimi veya İran'daki ya da Hindistan'daki ulusal kurtuluşçu yönetimler, kapitalist toplumu benliklerinde olduğu gibi yaşatarak İngilizleri kovar ve İngiltere'ye ulusal bağımsızlıklarını kabul ettirmeyi başarırlarsa, ekonomik açıdan İngiltere'ye bağımlı olmaya devam ede-ceklerdir. Siyasal bağımsızlık, uluslararası sanayi sermayesinin sızmasından onları koruyamayacaktır.»

Şefik Hüsnü de Lozan Konferansı sırasında aynı şekilde şöyle diyordu:

«Avrupa kapitalistleri bizi bağımsız bir hükümet tanımakla, gelir kaynaklarımızı ve işgücümüzü doymaz bir iştihayla sömürmek ve dolayısıyla ekonomik bağımlılıkları altına almak niyetinden vazgeçmiş olmuyorlar.»

İşte Marksistlerin bakış açısı buraya kadar özetlediğimiz gibidir. Tasfiyeciler ise, sömürgeyi yarı-sömürge ile, ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlıkla, milli kurtuluş savaşını toprak devrimi ile birbirine karıştırıyorlar. Sonuç olarak, kurtuluş savaşlarını reddediyorlar. Bu anlayışa göre, bugün sömürge olmaktan kurtulmuş fakat burjuvazinin ve toprak ağalarının yönettiği Üçüncü Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu «siyasi bakımdan bağımsız» değildir. Çünkü belli ölçülerde emperyalizme bağımlıdırlar.

Bugün bırakalım M. Kemal Türkiye'sini, Süleyman Demirel Türkiye'si dahi, MARKSİST DİLDE «siyasi bakımdan bağımsız»dır. Yani sömürge veya işgal altında bir ülke değil, yarı-sömürge bir ülkedir. «Siyasi bağımsızlık» kavramı, emperyalizmin siyasi denetiminden uzak olmak anlamına gelmez, Türkiye'nin sömürge valileri tarafından yönetilmediğini, kendine ait bir siyasi teşkilatlanması olduğunu, kendine ait hükümet organları olduğunu ifade eder. Bu sebeple Türkiye'nin meselesi bugün, sömürgelikten veya işgalden kurtulmak değil, TAM BAĞIMSIZLIĞI kazanmaktır.

Yeni Troçkistler Üçüncü Dünyayı Emperyalizmin Arka Bahçesine Koyuyor

Tasfiyecilerin, «siyasi bağımsızlık» kavramını proleter olmayan bütün iktidarlar için reddetmeleri bugün ne anlama gelmektedir? Önemli olan nokta budur. Çünkü bu bakış açısı, bugün Üçüncü Dünyanın reddedilmesinden başka bir şeyi ifade etmiyor.

Bugün Marksist-Leninistler dünyayı üç bölüme ayırıyorlar veya üç dünyadan söz ediyorlar. Birinci Dünya, çağımızın en büyük sömürücü ve zalimleri olan iki süper devlettir. İkinci Dünya, Avrupa, Japonya, Kanada, Avustralya gibi gelişmiş sanayi ülkeleridir. Üçüncü Dünya ise, bu iki dünyanın dışındaki bütün yoksul ülkelerdir. Mozambik, Mısır, Angola, İran, Türkiye, Endonezya ve Filipinler'den tu-tun da Cezayir, Tanzanya, Meksika, Kuveyt, Suudi Arabistan, Vietnam, Kamboçya ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne kadar bütün yoksul ve gelişmekte olan ülkeler Üçüncü Dünyaya dahildir.

Üçüncü Dünya ülkelerinin büyük bir kısmının, ekonomik yönden çeşitli derecelerde emperyalizme bağımlı olduğu bir gerçektir. Ama bu ülkelerin burjuva ve toprak ağası iktidarlarında bile, bugün özellikle iki süper devlete karşı bağımsızlık ve egemenliklerini korumak, milli kay-naklara sahip çıkmak yönünde bir eğilim gelişmektedir. Üçüncü Dünya ülkeleri, yeni ve adil bir dünya düzeni istemekte, hegemonya politikasına gittikçe daha kararlı olarak karşı çıkmakta ve kendi aralarında birleşmektedirler. Ve devrimciler bugün Üçüncü Dünyayı dünya devriminin temel gücü olarak görüyorlar. Hemen belirtelim, bu temel güce süper devlet hegemonyacılığına karşı çıktıkları ölçüde İran Şahının, Süleyman Demirel'in veya Markos'un devletleri de dahildir. Çünkü emperyalizmin denetimine karşı yalnız halklar mücadele etmiyor, Üçüncü Dünyanın bütün devletleri gittikçe artan bir ölçüde iki süper devlet başta olmak üzere emperyalizme karşı çıkıyorlar.

Bugün devrimcilerin dünyadaki durumu belirleyen temel sloganları şudur: «DEVLETLER bağımsızlık istiyor, MİLLETLER kurtuluş istiyor, HALKLAR devrim istiyor. Bu, tarihin karşı konulmaz bir akışıdır.»

«DEVLETLER bağımsızlık istiyor» sözü acaba ne anlama geliyor? Burada söz konusu olan iki süper devlet dışındaki bütün dünya devletleridir ve özellikle Üçüncü Dünya devletleridir. Çünkü bugün yalnız Üçüncü Dünya ülkeleri değil, diğer emperyalist ülkeler dahi, belli ölçülerde iki süper devletin denetim, baskı ve tehdidi altındadır ve buna karşı bağımsızlıklarını korumak için mücadele etmektedirler.

Tasfiyecilerin Troçkist bakış açıları bu son derece önemli gerçeği kavrayabilmekten uzaktır. Çünkü onlar, sosyalist ve emperyalist ülkeler dışında geri ülkelerin «siyasi bağımsızlığa» sahip olmasını «genel bir kural olarak» mümkün görmüyorlar. Çünkü onlara göre, emperyalizmin çeşitli derecelerde kendine bağımlı kıldığı geri ülkeler de dahil olmak üzere bütün emperyalist sistem bölünmez bir blok meydana getirmektedir. Troçkist kafa, bu bloğun tepesinde oturan emperyalist ülkeler dışında kimsenin siyasi bağımsızlığa sahip olamayacağını düşünüyor. Böylece Üçüncü Dünya devletlerinin milli bağımsızlıklarını koruma ve geliştirme mücadelelerini de reddetmiş oluyorlar. Sonuç, Üçüncü Dünyanın, yani dünya devriminin bugünkü temel gücünün reddedilmesidir.

Üçüncü Dünya Ülkelerinin Meselesi: Siyasi Bağımsızlığı Pekiştirmek ve Ekonomik Bağımsızlığı Kazanmak

Dünya devrimcilerinin bakış açıları tasfiyeciler ile tabii, taban tabana zıttır.

Deng Siaoping, Mao Zedung'un Üç Dünya Teorisini derli toplu açıkladığı ünlü Birleşmiş Milletler konuşmasında, çoğu yarı-sömürge durumunda olan yoksul ülkeler için şöyle diyordu:

«Siyasi bağımsızlıklarına kavuşmuş olmalarına rağmen, hepsi hala sömürgeciliğin kalıntılarını tasfiye etmek, milli ekonomilerini geliştirmek ve milli bağımsızlıklarını pekiştirmek tarihi göreviyle karşı karşıyadırlar.»

İşte Marksistlerin bakışı budur. Elbette ekonomik bakımdan bağımsız olmayan bu ülkeler, siyasi bakımdan da tamamen serbest hareket etme yeteneğine sahip değillerdir.

Fakat buna rağmen bu ülkelere, sömürgelerden ayırmak için «siyasi bakımdan bağımsız» ülkeler denir ve mesele şöyle konur:

«Üçüncü Dünya ülkelerinin siyasi bağımsızlıklarını korumaları, ekonomilerini geliştirmelerinin birinci ön şartıdır. Siyasi bağımsızlığa kavuşmak, bir ülke halkı için sadece ilk adımdır. Bu bağımsızlık daha da pekiştirilmelidir. Çünkü ülke içinde sömürgeciliğin kalıntıları hala mevcuttur, emperyalizmin ve hegemonyacılığın yıkıcılığı ve saldırı tehlikesi hala mevcuttur. Siyasi bağımsızlığın pekiştirilmesi, kaçınılmaz olarak bir sürekli mücadele sürecidir. Son tahlilde, siyasi bağımsızlıkla iktisadi bağımsızlık birbirinden ayrılamaz. Siyasi bağımsızlık olmadan, iktisadi bağımsızlığa kavuşulamaz; iktisadi bağımsızlık olmadan, bir ülke tam ve sağlam bir bağımsızlığa sahip olamaz.»

Ama tasfiyeciler, Üçüncü Dünya ülkelerinin dünya devrimcileri tarafından desteklenmesini bir türlü kavrayamamışlardır. Hatta içlerinde bazıları, bu tutumun «gericileri ve faşistleri desteklemek» olduğunu ilan etmiş ve Çin'in de artık «sosyal-emperyalist bir ülke olduğunu» söylemiştir. Birinci Tasfiyeciler bunu açıkça savunmuştur. İkinci Tasfiyecilerin savundukları fikirler ise, bunu söyleyecek cesareti gösteremeseler dahi buraya varmaktadır. Bütün fikirlerinin ve siyasetlerinin özü budur.

Ekim Devrimi Hangi Çağı Açtı?

Tasfiyeciler yalnız devletlerin bağımsızlık mücadelelerini değil, milletlerin kurtuluş mücadelelerini de inkara varmışlardır. Çünkü onlara göre, proletarya önderliğinde olmayan milli kurtuluş hareketlerinin «kurtuluş» ve «bağımsızlığa» ulaşması imkansızdır. Bu yüzden onlar dünyadaki her milli kurtuluş mücadelesinin başına gerçeğe uysun uymasın, «proletarya önderliğinde» sıfatını takıyorlar.
Afrika'nın hemen tamamı, burjuvazi ve diğer sömürücü sınıflar önderliğinde kurtuluş mücadeleleri verdi ve siyasi bağımsızlığa kavuştu. Bu durumda siyah Afrika'nın kurtuluş mücadelelerini inkar mı edeceğiz?

Tasfiyeciler, Ekim Devriminin «proleter devrimleri ve milli kurtuluş savaşları» çağını açtığını söyleyen devrimcileri şöyle eleştiriyorlardı:

«Kurtuluş Savaşımızın yer aldığı çağ, Şafak revizyonistlerinin dediği gibi 'proleter devrimleri ve milli kurtuluş savaşları çağı' değil, 'proleter devrimleri çağı'dır. Ekim Devrimi bütün dünyada 'proleter devrimleri' çağını açmıştır. Geri ülkeler de dahil, dünyanın her yerinde burjuvazi devrimden korkar hale gelmiştir.» (İ. Kaypakkaya, s. 130 -131)

Tasfiyeciler niçin «milli kurtuluş savaşları» sözüne bu kadar takılıyorlar, onu her yerden sürüp atmaya çabalıyorlar? Çünkü onlar Leninizmin yerine Troçkizmin sefaletini koymaya çalışıyorlar. Çağımızın «proleter devrimleri ve milli kurtuluş devrimleri çağı» olduğunu büyük ustalar söylüyor.
Ekim Devrimi hangi çağı açmıştır? Stalin'in belirttiği ve bugün de söylediğimiz gibi «EMPERYALİZM VE PROLETARYA DEVRİMİ ÇAĞI»nı. Peki yaşadığımız çağın «proleter devrimleri ve milli kurtuluş savaşları çağı» olduğunu söylemek yanlış mıdır? Yanlış değildir, çağımızın özelliklerini yansıtması bakımından doğrudur ve gereklidir.

Proletarya ve Milli Kurtuluş Devrimleri Emperyalizmin Çöküşü ve Marksizmin Zaferi Çağı

İçinde yaşadığımız Lenin çağının karakteri ve özellikleri nelerdir? Lenin ve Stalin, Ekim Devrimi ile ilgili bütün yazılarında, bu devrimle birlikte kapitalist ülkelerde proleter devrimlerinin ve sömürgeler ile bağımlı ülkelerde kurtuluş devrimleri çağının açıldığını belirtmişler ve bu kurtuluş devrimlerinin dünya devriminin bir parçası olduğunu açıklamışlardır. Uzatmamak için burada Stalin'in Ekim Devriminin 10. yıldönümündeki ünlü yazısını özetlemekle yetineceğiz.

Stalin Ekim Devrimi ile açılan çağın karakterini bu yazıda ve bu yazı için aldığı notlarda şöyle açıklıyor:

«1. Emperyalizmin merkezlerinde ...Ekim Devrimi,... proleter devrimleri ve proletarya diktatörlüğü
çağını açmıştır
«2. Emperyalizmin çevresinde Ekim Devrimi, sömürgelerde ve bağımlı ülkelerde kurtuluş devrimleri çağını açmıştır.
«Emperyalizm tarafından ezilen halkları kurtarmaksızın proletarya kurtulamaz. Ana ülkelerdeki proletarya devrimleri ile bağımlı ülkelerdeki sömürge devrimlerinin birleşik cephesi.
«Sömürge ve bağımlı ülkelerin rahatça sömürülmesi çağı geçti.
«Sömürgelerde kurtuluş devrimleri çağı, bu ülkelerin proletaryasının gelişmesi çağı, onun hegemonyası çağı patlak verdi.
«3. Merkezler ve çevre birlikte. Böylece Ekim, dünya emperyalizmine bir daha iflah olamayacağı bir şekilde öldürücü bir darbe indirdi...
«Kapitalizmin 'istikrar' çağı geçti.
«Kapitalizmin çöküş çağı patlak verdi.
«4. Ekim Devrimi, komünizmin sosyal-demokrasi üzerinde, Marksizmin reformculuk üzerinde ideolojik zaferini ifade eder...
«Ekim Devrimi, sosyal-demokrasinin batış ve doğrudan burjuvazinin kampına geçiş çağı olan dünya komünizminin zaferi çağını açtı.»

Troçkizm Dünya Devriminin Birleşik Cephesini Reddediyor

Tasfiyeciler, Ekim Devriminin, aynı zamanda milli kurtuluş devrimleri çağını açtığını inkar etmekle, aslında dünya devrimini bütünüyle inkar etmiş oluyorlar. Çünkü onlar bu suretle proletarya devrimleri ile milli kurtuluş devrimlerinin birleşik cephesini reddediyor ve proleter devrimlerini de imkansız kılıyorlar. Aynı zamanda çağımızın Marksizmin zaferi çağı olmasına da, zavallı bir direniş göstermiş oluyorlar.

Tasfiyeciler, proletarya önderliğinde zafere ulaşmayan milli devrimleri tamamen emperyalistlerin hesabına yazarken devrimci bir tutum aldıklarını sanıyorlar.
Ekim Devrimi yeni bir çağ açtı. Daha önce ezilen milletlerin kurtuluşunun «biricik yöntemi» olarak «burjuva milliyetçiliği» görülüyordu. Ekim Devrimi, bu «efsaneye» öldürücü bir darbe indirdi ve ezilen milletlerin kurtuluşun-' da «biricik doğru yöntemin» proletarya önderliği olduğunu gösterdi, bunun ilk örneklerini verdi.

Tasfiyecilerin kavrayamadığı nokta şudur:

Milli kurtuluş savaşlarında proletarya önderliğinin «biricik doğru yöntem» olması, burjuva önderliğindeki anti-emperyalist savaşların reddedilmesi ve emperyalizmin safında gösterilmesi anlamına gelmez. Bütün milli kurtuluş savaşları, emperyalizme darbe indirir, onu zayıflatır ve dünya devrimini güçlendirir. Proleter devrimcileri, milli kurtuluş savaşlarının proletarya önderliğinde verilmesi için mücadele ederler, fakat böyle olmadığı zaman da inkarcı bir tutuma girmezler. Nitekim Ekim Devriminden beri birçok ülke, emperyalizmin sömürgesi olmaktan burjuvazinin önderliğinde kurtuldu. Bu tür bir kurtuluş, «doğru yöntem» değildi. Çünkü emperyalist hakimiyetin kökünü kazımıyordu. Ama gene de söz konusu olan bir milli kurtuluştur, emperyalizme bir darbe indirildiği kesindir. En son Gine Bissau ve Mozambik'in kurtuluşu bunu göstermiyor mu?

Bir noktayı daha belirtelim. Lenin, Ekim Devriminden önce ve sonra Doğu ülkeleri burjuvazisinin daha hala emperyalizme karşı devrimci bir birikim taşıdığını defalarca söylemiştir. Nitekim aradan geçen altmış yıl bu gerçeği sık sık ispatlamıştır. Ezilen ülkelerin burjuvazisinin bir kesimi, emperyalizmin işbirlikçisidir, fakat bu ülkelerde siyasi bağımsızlıktan yana bir milli burjuvazi de vardır. Evet burjuvazi bütünüyle sosyal devrimden korkuyor. Fakat milli olan kesim, milli devrimden korkmuyor, hatta bazı ülkelerde milli devrimin başına dahi geçebiliyor.

Tasfiyeciler, İkinci Enternasyonal revizyonistlerinin mevzilerinden ezilen milletlere saldırmaktadırlar. Onlar tıpkı İkinci Enternasyonal oportünistleri gibi dünya devrimi bakış açısını reddediyorlar; emperyalizm ve proletarya devrimi çağının daha 1917 yılında açıldığından habersizdirler. Çünkü onlar devrimle karşı-devrim arasındaki mevzilenmeyi hala İkinci Enternasyonal oportünistleri gibi belirliyor ve karşı-devrim safında yer alıyorlar. İkinci Enternasyonal revizyonistleri, ezilen ülkelerin başında bulunan sınıfları «feodaller», «gericiler» vb. diye karalayarak kendi emperyalist efendilerini desteklemişlerdi. Lenin ve Stalin ise, emperyalizme darbe indiren her hareketin, isterse başında ezilen milletlerin hakim sınıfları olsun, dünya devriminin bir parçası olduğunu belirtmişlerdi.

Komintern Programı, Ekim Devrimi ile açılan yeni dönemin, proletaryanın burjuvaziye karşı iç savaşları yanında «milli savaşlar ve sömürge isyanları dönemi» olduğunu belirtirken şöyle diyordu:

«...kendileri devrimci proletaryanın sosyalist hareketleri olmamakla birlikte, emperyalist tahakkümü sarstıkları ölçüde, nesnel olarak dünya proletarya devriminin tutarlı bir parçası olan bir milli savaşlar ve sömürge isyanları dönemi...»

Bir hareketin nesnel olarak dünya devriminin «bir parçası» olmasının ölçüsü, emperyalizme darbe indirmesidir, yoksa o hareketin başındaki sınıfların niteliği değil.

İkinci Enternasyonal oportünistlerinin ve Troçki'nin çömezlerinin durmadan saldırdığı bu temel anlayışı Mao Zedung 1940 yılında şöyle ifade etmişti:

«Ezilen bir millette hangi sınıflar, hangi partiler ya da hangi kişiler devrime katılırsa katılsın ve bunlar meselenin bilincinde olsunlar ya da olmasınlar, meseleyi kavrasınlar ya da kavramasınlar, emperyalizme karşı çıktıkları sürece, onların devrimi proleter-sosyalist dünya devriminin bir parçası haline gelir ve kendileri bu devrimin müttefikleri olurlar.»

Nitekim Komünist Enternasyonal Programı, sömürge ve yarı-sömürgelerdeki milli devrimleri ve devrimci eylemleri, dünya devriminin bir parçası olarak görmüştür. 1920'lerde Türkiye'de, Fas'ta, Suriye'de, Hindistan ve Çin' deki devrimler ve devrimci eylemler, proletarya önderliğinde değildi. Fakat Komünist Enternasyonal bunların «uluslararası devrim zincirinin halkaları» olduğunu belirtiyor ve Türkiye'nin burjuva-milli devrimini bu zincirin ilk halkası olarak tespit ediyordu.

Kaypakkaya ise. Milli Kurtuluş Savaşımızın dünya devriminin bir parçası olduğunu kabul etmiyor. Hatta onu emperyalizmin karşı-devrimlerinin bir parçası olarak ilan ediyordu. Böylece tasfiyeciler, Enternasyonalin görüşlerini, Troçki'ye göre «düzeltmeye» çalışıyorlardı.
Tasfiyeciler, Lenin çağının geride kaldığını ileri sürmüşler ve Leninizme karşı sinsi bir kampanya yürütmüşlerdi. Onlar, Leninizm düşmanı görüşlerini reklam etmek için tıpkı revizyonistler gibi çağın değiştiğini iddia etmişlerdir. Leninizme yönelttikleri paslı silahları buydu ve bu silahı Troçkilerden, Kruşçevlerden almışlardı.

Troçkist Teorileriniz Kalptır Marksistler Arasında Geçmez

Milli kurtuluş devrimlerinin inkarı, Troçkizmin temel özelliklerinden biridir. Troçkistler, bu noktada da revizyonizmin öz evladı olduklarını ispat etmişlerdir. Troçkistler, yalnız ülke halkının birleşik cephesine değil, dünya devriminin birleşik cephesine de karşı çıkmış ve her noktada emperyalizme hizmet etmişlerdir.
Aslında Ekim Devriminin proleter devrimleri ile birlikte milli kurtuluş devrimleri çağını açtığını görmek için, Lenin, Stalin ve Mao'nun yazdıklarını okumaya bile gerek yoktur. İnsanın gözünü dünyaya çevirmesi yeter. 1917'den bu yana bütün Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarında milli kurtuluş savaşları verildi ve veriliyor. Hele İkinci Dünya Savaşından sonra bu akım dünya devriminin fırtına merkezi haline gelmiştir. Bunu inkar edebilmek için, ancak Troçkist olmak gerekir.

Bugün dünya devriminin birleşik cephesi üç kuvvetten oluşuyor:

1. Üçüncü ve İkinci Dünya ülkelerinin büyük devlet tahakkümüne, yani hegemonyacılığa ve emperyalist sömürüye karşı mücadelesi. Devletler bağımsızlık istiyor.
2. Ezilen milletlerin emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi. Milletler kurtuluş istiyor.
3. Kapitalist ülkelerde proletarya devrimleri ve geri ülkelerde halk devrimleri için mücadele. Halklar devrim istiyor.

Tasfiyeciler, milli kurtuluş savaşı ile ilgili yazılarında, devletlerin bağımsızlık mücadelelerini ve proletarya önderliğinde olmayan kurtuluş savaşlarını inkar etmişlerdir. Ekim Devrimiyle, proleter devrimleri ve aynı zamanda sömürge devrimleri çağının açıldığını reddetmişlerdir. Sonuç olarak dünya devriminin birleşik cephesine karşı çıkmışlar, proletarya ve halk devrimlerini müttefiksiz bırakarak, onları da imkansız hale getirmenin teorisini yapmışlardır.

Bu teori yeni değildir ve babası Troçkidir. Bu teori, Troçkizmin «saf ve doğrudan proleter devrimi» teorisinin yeni bir kisve altında piyasaya sürülmüş şeklidir. Bu teori kalptır, Marksistler arasında geçmez. Bu teori, eskiden beri emperyalistlere ve devrim düşmanlarına hizmet etmiştir, bugün de aynı şeye hizmet ediyor.

Kaynakça
Kitap: Kemalist Devrim
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir