Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bağımsızlık Çağrısı ve Ezilen Dünyadaki İlk Savaş Kıvılcımı

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Bağımsızlık Çağrısı ve Ezilen Dünyadaki İlk Savaş Kıvılcımı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 18:20

EKİM DEVRİMİNİN BAĞIMSIZLIK ÇAĞRISI VE EZİLEN DÜNYADAKİ İLK SAVAŞ KIVILCIMI

Üç yıl önce ezilen Doğu ülkelerinde devrime karşı sadece kayıtsızlıkla karşılaşırken, bugün Doğu kaynamaya başladı ve Doğuda, itilaf devletlerine, emperyalizme karşı yönelen bir dizi kurtuluş hareketleri görüyoruz. Bir burjuva devrimci hükümetin, fakat yine de elde silah itilafa karşı savaşan Kemal hükümetinin kişiliğinde bütün diğer sömürgeleri ve yarı -sömürgeleri etrafında toplayan devrimci bir çekirdeğimiz var.
STALİN

Tasfiyeciler, Kurtuluş Savaşının «gericiler arasındaki çelişmeden» kaynaklandığını ileri sürüyorlardı. Onlara göre Lenin, bu çelişmeden yararlanmıştı. Sonraları bu tezlerini daha da geliştirdiler. TİKKO Davasında şöyle dediler: «Emperyalist ülkeler, Kemalistlerle anlaşıp Yunanlıları yendirmişti.» (H. Şenses)

Bu görüşlerin temelinde, Troçkizmin ünlü «saf ve doğrudan proleter devrimi» anlayışı yatmaktadır. Troçkistler, eskiden beri milli kurtuluş savaşlarını hor görmüşlerdir. Onlara göre, «proleter devrimi» olmayan her hareket «gericidir». Troçkistler, proletaryayı yalnız ülke içindeki müttefiklerinden değil, uluslararası alandaki müttefiki olan milli kurtuluş savaşlarından da koparmaya çalışmışlardır.

Tasfiyeciler, Kurtuluş Savaşının önderliğine «gerici» ve «komprador» damgasını vurunca Sovyetler'in Kemalistleri niçin desteklediği sorusuna da cevap bulmak zorunda kalmışlardır:

«Bunun cevabı gayet basittir: SSCB ve Stalin, Japonya'ya karşı Guomindang'ı niçin destekledi ise, bunu da onun için destekledi... Yani SSCB ve Lenin yoldaş, gericiler arasındaki çelişmeden ustalıkla yararlandılar. Mesele budur.» (İ. Kaypakkaya, s. 147 - 148)

Sovyetler Emperyalizme Karşı Milli Devrimcileri Destekledi

Tasfiyecilerin «gayet basit» dedikleri cevap, aslında Marksizmin «basitleştirilmesinden» başka bir şey değildir. Onlar, Troçki'nin revizyonist «ustalığı» ile Lenin ve Stalin'in devrimci ustalığını birbirine karıştırıyorlar. Çünkü Lenin ve Stalin, Kemalistleri ve Çin'de Guomindang'ı desteklerlerken, «gericiler arasındaki çelişmeden ustalıkla yararlanıyoruz» demiyorlardı. Tam tersine, emperyalistlere karşı milli devrimcileri yani gericilere karşı ilericileri desteklediklerini söylüyorlardı.

Ankara'ya o zaman elçi olarak yollanan Aralov, Lenin'in M. Kemal hakkında kendisine şöyle dediğini aktarıyor:

«Mustafa Kemal Paşa, tabii ki, sosyalist değildir. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, kabiliyetli bir liderdir. Milli burjuva ihtilalini o idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılabımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya'ya olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapı-yor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla silip süpüreceğine inanıyorum. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor.»

Stalin de, Çin ve Türkiye'nin milli mücadelelerini niçin desteklediklerini, tasfiyeci şeflerden farklı bir şekilde açıklamaktadır:

«Çin'de Kanton ve Türkiye'de Ankara, emperyalizme karşı savaş yürütürken, onlara yardım etmekte haklı mıydık, değil miydik? Evet haklıydık. Haklıydık ve o zaman Lenin'in istediği şekilde davrandık. Çünkü Kanton ve Ankara'nın mücadelesi, emperyalizmin güçlerini parçaladı, emperyalizmi zayıflattı ve itibarını sarstı. Böylece dünya devriminin merkezinin ge-lişmesini, yani SSCB'nin gelişmesini kolaylaştırdı. Bugün muhalefetin başını çekenlerin (Troçki - Zinovyev hizbi) o zaman bizimle beraber gerek Kanton'u, gerekse Ankara'yı destekledikleri, onlara belli bir yardımda bulundukları doğru değil mi? Evet doğru. Hele birisi inkar etmeye kalksın.»

Burada dikkat çekici olan, Stalin'in, Troçki ve Zinov-yev'e Türkiye'nin Kurtuluş Savaşını destekleyen Lenin ile beraber davrandıklarını hatırlatmak gereğini duymasıdır. Çünkü Troçki ve yandaşları daha sonra milli kurtuluş savaşlarının dünya devrimini güçlendiren ilerici niteliğini inkara varmışlardı.
Görüldüğü gibi tasfiyeci teorisyenler, Troçki'nin mirasına sarılmaktadırlar. Bu karşı-devrimci miras onların bütün görüşlerine sinmiş ve sistemleşmiştir. Tasfiyeciler, yalnız Troçki'nin mallarına değil, İkinci Enternasyonal oportünistlerinin mallarına da sahip çıkmaktadırlar.

Revizyonistler, Mustafa Kemal'i destekleyen Lenin'e saldırırken şöyle diyorlardı:

«Bolşevikler, yarı-feodal 'devrimci' Kemal Paşa ile ittifak yaparak emperyalist-'Bonapartçılar' olduklarını ortaya koydular ve artık onların kendilerine proleter hükümeti demeye hakları yoktur.»

Kaypakkayaların kimin öğrencisi olduklarını sanırız hiç bir şey bu satırlardan daha iyi anlatamaz. Tasfiyeci teorisyenler, elli yıl sonra Troçkilerin ve İkinci Enternasyonal revizyonistlerinin karalamalarını tekrarlamaktan başka ne yapmışlardır? Kemal Paşaya gerici diyenler ve ondan «yarı-feodal 'devrimci'» diye alayla söz edenler, Bolşeviklere de «emperyalist-'Bonapartçı'» diye kara çalıyorlardı. Öğrencileri ise biraz daha sinsi davranıyorlar. Hem Lenin ve Stalin'in düşmanlarının tutumunu benimsiyorlar, hem de Marksizm-Leninizmi kimseye bırakmıyorlar.
Görüldüğü gibi, «cevap gayet basittir» deyip, Lenin ve Stalin adına Troçki'nin ve revizyonistlerin görüşlerini piyasaya sürmek kolay kolay gizli kalmıyor. Marksistler adamın maskesini indiriyorlar ve tasfiyecilerin gerçek yüzünü kitlelere sergiliyorlar.

Dostluğun Temeli: Ortak Düşmana Karşı Savaş

Kurtuluş Savaşında Ankara ile Sovyet Rusya arasındaki dostluk, tamamen maddi bir temele dayanmaktaydı. Her iki ülkenin düşmanları ortaktı. Her ikisi de emperyalistler tarafından parçalanmak ve yıkılmak tehlikesine karşı savaşıyordu.

Ankara hükümetinin resmi organı olan Hakimiyet-i Milliye, o zaman şunları yazıyordu:

«...Kızıl ordu, Sovyet Rusya'sını savaş ve siyaset yoluyla bağlamak isteyen emperyalistlere karşı mücadele açtı. Milli Ordu da emperyalistlerin doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan Anadolu'ya suikaste gelen ordularıyla savaştı. Her iki ordu, kapitalist Avrupa'nın Asya'daki iştahını söndürmek için kan döküyor.»

Ve gazete şöyle devam ediyor:

«Görülüyor ki, Doğunun en esaslı iki hükümeti, Türklerle Sovyetler, Doğunun kurtuluş davasında yalnız samimiyetten değil, onun kadar siyasetten, pek hayati karşılıklı menfaatlerden doğan bir birlikte aynı savaşı yapmışlar, aynı düşmanlara karşı birbirlerini savunmuşlardır.»
Bu sebepledir ki, Sovyet Rusya, İngilizlerin desteklediği Menşevik Ermeni ve Gürcü hükümetlerine karşı Anadolu hükümetini destekliyordu. Anadolu'daki Milli Kuvvetler ve Kızıl Ordu, İngiliz emperyalistlerinin Kafkasya'daki kolunu kırmak için ortak hareket ettiler.

Bu hareketin başarısını M. Kemal Mecliste şu sözlerle dile getiriyordu:

«1 Ağustos tarihinde Rus Bolşevik hükümetinin Kızıl Ordusuyla Büyük Millet Meclisinin ordusu, Nah-civan'da birbirleriyle maddeten birleşmiş oldu. (Alkışlar.) Oraya giden kuvvetlerimiz Kızıl kuvvetler tarafından özel merasimle ve fevkalade saygıyla kabul edilmişlerdir.»12
Anadolu'daki milli hareketin zafere ulaşması, aynı zamanda emperyalistlerin genç Sovyet devletini kuşatma ve boğma planlarına da darbe indirmiştir. Stalin'in yukarıya aldığımız sözleri de bunu belirtmektedir.

Oysa, tasfiyecilere bakacak olursak, «emperyalist ülkeler, Kemalistlerle anlaşıp Yunanlıları yendirmiştir». Bu durumda Lenin ve Stalin büyük bir tarihi yanılgı içine düşmüş oluyorlar! Çünkü onlar da, «Yunanlıları yenmesi» için Kemalistleri destekliyorlardı!

Milli Burjuvazinin Tutarsızlığı ve Yalpalamaları

«Kemalistlerin emperyalistlerle anlaştığı» konusu üzerinde de kısaca durmak istiyoruz. Hikmet Şenses, TİKKO Davası dilekçesinde bu iddiayı şöyle açıklıyor:
«Kemalist iktidar savaş yıllarında İngiliz - Fransız emperyalistleriyle el altından, savaştan sonra da ekonomik ve siyasi işbirliği yapmıştır. İngilizler İstanbul'dan, Fransızlar Güney Anadolu'dan hiç silah patlatmadan çekilmişlerdir...

«Kurtuluş Savaşı bir Türk - Yunan savaşıdır. Emperyalist ülkeler Kemalist iktidarla anlaşıp Yunanlıları yendirmişti. Sakarya Savaşı planlarını Türk kuvvetlerine vermiştir. Yunanlılara yardımı kesmişlerdir. Kurtuluş Savaşı boyunca ölenlerin sayısı on bini bile bulmazken İstiklal Mahkemelerinde asılanların sayısı on beş bine yakındır.»

Troçkizm dünyayı ak ile karaya ayıran kaba bakış açısıyla burada da karşılaşıyoruz. Proletaryanın, gerek ülke içindeki, gerekse uluslararası plandaki müttefiklerini göremeyen Troçkizm, proleter olmayan her şeyi düşmanların sepetine atmakla ünlüdür.

Aynı bakış açısı, milli burjuva önderliğin yalpalama ve tutarsızlıklarını, hemen «emperyalizm işbirlikçiliği» olarak karalamaktadır.
Milli burjuvazi, Kurtuluş Savaşı sırasında tutarlı bir anti-emperyalist politika izlemedi. Bu, onun sınıf karakterinin bir sonucuydu.

Ankara hükümeti, uzayacak bir savaşın, emekçilerin siyasi hareketini güçlendirmesinden çekiniyordu. Anti-emperyalist mücadele içinde bilinçlenen ve teşkilatlanma imkanı bulan emekçi sınıflar, savaştan sonra silahlarını burjuvaziye ve toprak ağalarına çevirebilirlerdi. Diğer taraftan savaş, Türkiye ile Sovyetler arasındaki yakınlaşmayı, Kemalistlerin istemeyecekleri kadar ilerletiyordu.

Bütün bu gerçekleri, İtilaf devletleri denen emperyalistler de görmekteydi. Emperyalistler için en iyisi, Türkiye'yi sömürgeleri olarak tutmaktı. Bunu başaramadıkları takdirde, Türkiye burjuvazisinin bağımsızlık isteğine boyun eğmek ve daha ileri gelişmelere yol açmamak zorundaydılar. Ayrıca, uzayan Kurtuluş Savaşı diğer sömürge halklarına da örnek olmaktaydı.
1920 yılı sonlarında, İngiliz emperyalistleri Kemalistlere karşı siyasetlerini, Stalin'in deyişiyle «yumuşatmak zorunda» kaldılar.

Stalin, buna yol açan sebepleri 30 Kasım 1920'de şöyle tahlil ediyordu:

«...Genel olarak Türkiye'ye ve özellikle Kemalistlere yöneltilmiş olan Sevr Antlaşması dönemi, şüphesiz sona ermektedir; bir yandan Kemalistlerin İtilaf devletlerine karşı mücadelesi ve bu mücadele temeli üzerinde İngiliz sömürgelerinde güçlenen kaynaşma, diğer yandan Vrangel'in ezilmesi ve Yunanistan'da Venizelos'un düşmesi, İtilaf devletlerinin Kemalistlere karşı olan siyasetini önemli derecede yumuşatmasını zorunlu kılmıştır.»"

Görülüyor ki Stalin, İngilizlerin «yumuşamak zorunda kalmasını» şu sebeplere bağlıyor:

1. Türkiye'nin emperyalist itilaf devletlerine karşı mücadelesi.
2. Bu mücadele temeli üzerinde İngiliz sömürgelerinde güçlenen kaynaşma.
3. Sovyetler'e başkaldıran karşı-devrimci General Vrangel'in yenilmesi.

İngilizleri «yumuşamak zorunda bırakan», en başta Türkiye halkının silaha sarılmasıdır.
İşte bu durumda İngiliz emperyalistleriyle uzlaşma imkanları çıktı ve Kemalistler, gene Stalin'in deyişiyle «belirli bir sağa dönüş» yaptılar. 1921 yılı başında Ankara hükümeti Londra Konferansına çağrıldığı sırada, Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkasına karşı tutuklamalara girişti. Ocak sonunda Mustafa Suphi ve on dört yoldaşının katledilmesi de, gene bu döneme rastlamaktadır.

Kaynakça
Kitap: Kemalist Devrim
Yazar: Doğu Perinçek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir