Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk ve 19 Mayıs Destanı

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Atatürk ve 19 Mayıs Destanı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Nis 2011, 02:04

MUSTAFA KEMAL İN OĞLU

Mustafa Kemal'in oğlu diyorlardı ona,
Sırtını okşamıştı Mustafa Kemal bir sabah erken.

Geçiyordu paşalarla beylerle
Su içmişti tarlasından şuncağız.
Öbür çocuklardan ayırmıştı kendini artık,
Adını duyuyordu yüreğinde ateşçe.
Soluk alırken ekmek yerken.

Köyün yetimiydi, ölmüştü babası Çanakkale'de, Kale gibi tutardı omuzlarında başını. Yeşil gözlerinde bir siyahlık parlardı eskiden beri İt gibi çabalardı bakmak için ninesine. İnce bacakları altında kocaman ayaklan vardı Sarıydı, kuruydu bozkırda bir çalı kadar, On üçündeydi ama göstermiyordu yaşını.

Bir zaman sonra top sesleri duyuldu uzaklardan Al al oldu dağların moru. Eli silâh tutanlar gitmişti cephelere bıldır, Kadınlar, çocuklar, dedeler toplandı cami avlusuna Sordu cümlesi birbirine ne yapak? Ansızın düşman askeri görüldü çayırda. Geldi çattı köye gâvurun zoru.

Devresi gün bir haber ulaştı evlere, samanlıklara Alanda ismi yazılacakmış herkesin. Ossaat bir yangın sardı Mustafa Kemal'in oğlunu, Kimi Kadir diyecek, kimi Mistik, Kimi Özdemir, Ankara'dan gelen rüzgârlar önünde Ankara'ya uçan şahinlere karşı, O, ne desin?

O, Mustafa Kemal'in oğlu, nasıl söyler, Adını, bir avuç düşmana.
Mustafa Kemal'in oğlu yenilmez, tutsak olmaz, Adını vermez süngüler altında. Kellesini verse bilem Hem ağaç ağaçtır, öküz öküzdür, isim yakışmalı cana.

Tanrı'sına bir haber de salamaz Bağlanmasın bir kez adamın eli. Sırayla varır herkes, yazdırır ismini naçar, Hüsmen gitti beş kişi kaldı vay vay, İdris gitti iki kişi kaldı geriye, Erkek olan kendini saklamaz hiç N'etmeli ağası n'etmeli.

Çevre olmuş gâvurun askeri, Arkadan yüce bayır bakınır kırca kırca. Gülsüm gelinin horozu öter, Öğle namazı vaktidir, yaprak kımıldamaz. Bir devir yaptı nazlı toprağın sevgisi on üç yıllık Sıra ona geldi,
Yürüdü şol tarafa yürüdü ağırca.

Bayrak mıydı ne, kartal mıydı ne, Ses verdi göklerden adı.
O yürüyordu, köylünün dehşeti büyüyordu peşinde Büyüyordu gövdesi Büyüyordu dağ kadar.
Dur diye haykırdılar, namluları çevirip üstüne. Durmadı.

MUSTAFA KEMAL'İN KARŞI DALGASI

Donanmaları sömürgenlerin Geceleyin demirlemişti Boğaziçi'ne Gök vurulmuş bir kartaldı sanki uçmuyordu artık Kapkaraydı İstanbul'da denizle yer. Baktı düşman gemilerine, Mustafa Kemal, ölüme
bakarcasına
Bir ıslık sesi durdu dudaklarında kan: "- Geldikleri gibi giderler."

O ne, kağnı çarık, siz. Gecede dağda,
Vatan inilderken gökler kadar, Dilsiz?

-Va ölüm ya istiklâl-

O ne, kağnı çarık, siz, Ya var ya yok. Ölümden öte, belli, Yeryüzünden geçen iz.

O ne, kağnı çarık, siz, Bütün yeryüzüne karşı; Ben miyim,
Mustafa Kemal siz misiniz?

Sıvas Kongresi toplandı, Seçti beş on kişi birbirinden al. Bir gök düşündü vatan üstüne, Albayrak gibi, Beş on kartal.

Hepsinden yüceydi bakışı, Derindi acısı cümlesinden. Rüzgârı alev alevdi, Baş seçildi kartallara, Mustafa Kemal.

-Sivas kongresi: Baş-

-İstiklâl elde edilinceye kadar çalışacağıma mukaddesatım üzerine yemin ettim-

Ben Mustafa Kemal, Elim ayağım acı pek. Büyütmüş elimi ayağımı, Yaslı bir vatan üstünde dert çekmek
Amma da kocaman.

Ben Mustafa Kemal, Bütün gerçekler üstünde, Yerden göğe, Allahım ve toprağım tek.
Amma da kocaman.

Ben Mustafa Kemal, ben yoğum, Dağ gelmiş ırmak gelmiş, Alır götürür beni, Yediğim ekmek.
Amma da kocaman.

DAĞBAŞINDA YAKILAN TÜRKÜ

Biz de karanlığa düştük Ah anam Şu kara ishak gibi Ötmeli mi ne.

Kirazlar vişneler olmuş Ah anam
Şimdi yokluğun bağında kan yürek Yetmeli mi ne.

Yürümüş Mustafa Kemal Sivas'a doğru Ah anam
Kapmalı orağı neyi Gitmeli mi ne.

MUSTAFA KEMAL'İN KILICI

Susardı Mustafa Kemal'in kılıcı gecenin dağından Sorarda Mustafa Kemal kılıcına, Neylesek?
Acı da olsa, gökler kadar da olsa. Dayanacağım gerçeğine gayri, Söyle, tek.

Susardı taş beyazından, çınar yaprağından. Sen ki Çanakkaleden beri avuçlarımdasın. Gördün yedi düveli
Öylesine bir eski gaza var ki sende kılıcım. Ben tutmasam da tutar sanki. Kabzandan birisinin eli.

Susardı Mustafa Kemal'in kılıcı yitmiş ülkeler
çağından
Düşman girmiş vatana dört yönden kılıcım, Söyle, netmeli. söyle? Çağır türküsünü sonsuzluğun, De bize ölmek mi esas, yaşamak mı, Duysun kara toprağım, şehirle köyle.

Susardı, otağından. Yurdun havalarından çaldığımız soluğu anlıyor musun, Ağaç ağaç karası, boy boy. Dayanabilir misin, dene bakalım tenhalarda. Alıver tutsaklığımı, Soyundan gelen hürriyete koy?

Susardı Mustafa Kemal'in kılıcı zamanların en uzağından
Al al oldu her taraf, Aydınlandı vaktin alnı damar damar. Ateş düşüncesiyle fırladı sessizliğinden.

Konuştu kılıç, Bir parladı geçti rüzgâr:

İNSAN ESİRLİĞİ.
MEMLEKETLERE SIĞMAZ.
MİLLET ESİRLİĞİ,
YERYÜZÜNE.

İNÖNÜ'LER

-Daha ana kokan çocuklar da Ankara'ya yönelmişti-

Çığırır Mustafa Kemal, Yok eder bir hal beni. Sankim alıp gitmiş ezelden, Bir yüce kartal beni, Çabucak.

Yeşili, akı karışmış yüreğime, Yaşamak sarmış canımı yeniden. Yaprak yaprak bir bahar, Çabucak.

Çığırır Mustafa Kemal. Ko gayrı anacağım, Yolla beni ora'ya Sal beni, Çabucak.

-24 Aralık 1919'da Kırşehir gecesinde Mustafa Kemal halkla konuştu-

Ses etti Mustafa Kemal kırmızı -ak, Gecenin ve halkın sonsuzluğunda, Doruk doruk söktü devce bir şafak:

- Bu milletin içinden çıkan bir Kemal Demiş ki:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini Yok mudur kurtaracak balıtıkara maderini."
- Bu milletin içinden çıkan bir Kemal, Diyor ki:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini Bulunur kurtaracak bahtıkara maderini."

Ses etti Mustafa Kemal - sancak, Parladı yüzlerde ve karanlıkta, Hak!

-27 Aralık 1919'da Ankara'ya vardım-

Mustafa Kemal varmış Ankara'ya Ankara kalesinde dalgalanmıştı gök. Hafiflemişti koca şehir ansızın, Kader, rüzgâra büyümüştü.

Oyle dolmuştuk ki İçimizdeki ateş, Kolumuzdaki güç,
Alnımızdaki yas, kara kara büyümüştü. Ta denizlere kadar,
Sevinç içinde vardık ülküsüne yaşamanın.
Herkes bir efsane gibi en al yerinden,
Bayraklara büyümüştü.
Mustafa Kemal varmıştı Ankara'ya
İnsan insan
Burç burç
Ankara büyümüştü.

MUSTAFA KEMAL OLAYI

Dağlar uyur, Kuşlar mı uyanır Sana bana.

Bir yurttu, kalmış idi.
Ta Eti'den Sümer'den, ta yeşilde ta akta,
Kalmıştı sana bana.

Bir de baktım girmişler Toprağıma dört yönden, yüzleri gözleri pis Bayrak durmuş Ankara.

O sıra çocuk idim Bir elimde kayısı, Bir elimde uçurtma.

O sıra "asker" idim,
Bir böğrüm Kafkas delik, kan üzre ölüm üzre, Bir böğrüm Hicaz yara.

El etti yaprak yaprak. Yurdu savunsun deyu Boy etti ağaçlara.

Öylesin bağırdı ki Haykırdı ki öylesin Ses yok oldu bir ara.

Davrandı ulu yiğit,
Ulu Mustafa Kemal, güçlü, güzel, yepyeni, Davrandı sana bana.

Tanrı buyurdu gökten Mustafa Kemal oldu, Varoldu sana bana.

MUSTAFA KEMAL'İN SANCAKTARI I. İNÖNÜ'DE

Durun geri çekilmeyin, Durun bayırda düzde Dalgalanır allı beyazlı, Rüzgârlardan Gök kadar.
Durun bayırda düzde,
Sancak,
Üstümüzde.

Nerden, hangi âlemlerden,
Allah'ça geniş
Durun bir çağ gelişmekte:
İnsan kuvvetinden insan hakkına doğru.
Durun, dönün üstüne kâfirin,
Allah'ça geniş
Sancaktar
Gelmiş!

İNÖNÜ DOLAYLARINDA MUSTAFA KEMAL

- Ben Samsun'da buldum onu, bir kuşluk vakti. Kocaman oldu günüm, geldi artık köyüm dar. Gülümserdi denizden fazla, Susardı deniz kadar.
- Ben Sivas'ta buldum onu, belki bin yaşındaydı, Eriyor gibiydi bir karanlıkta yüzü. Anlamasan yaslı derdin, Taa derinlerden yanardı gündüzü.
- Ben Erzurum'da buldum onu, böyle bir geceydi, Oldu birdenbire yaşamam, gülmem haksız. Daralmış gönlümde ben de düştüm ardına, Bir açıklığı vardı herkese, uçsuz bucaksız.
- Ben Ankara'da buldum onu, yirmi yaşındaydı zaar, Yapmakla, görmekle doldurmuştu her yeri. Hâlâ nereye gitsem benim gücüm, benim bakışım, Elleri ve gözleri.

ALDI AHMET ÇAVUŞ

Mustafa Kemal bizim köye gelincek, Yadıma binbir dağ geldi be. Askeriydim Şam'da, Çanakkale'de, Onun maviliği, sarılığı, bozluğu, Bana merhaba geldi be.

Girmiş ha toprağıma düşmanın ayağı, Yazmış ha bunu da bin yüzlü felek? 50 yaşındayım ama bağrımız dinç şükür, Onu görünce barut kokusunu duydum, Yüreğime yeniden sevda geldi be.

Dolağımı indirdim duvardan usulca, Doladım ayağıma kendimden habersiz. Nasıl dururdun ki hemşerim dört yanın allı allı Mustafa Kemal gelincek, Şüheda geldi be.

MUSTAFA KEMAL

Mustafa Kemal'i gördüm düşümde, Daha, diyordu.
Uğruna şehit olasım geldi hemen, Sabaha diyordu.

Al bir kalpak giymişti, al, Al bir ata binmişti, al Zafer ırak mı dedim, Aha diyordu.

TÜRK İSTANBUL'DAN
I
(BİR ULUS DAĞLARLA BESLENMEKTEDİR)


Aç idi Mustafa Kemal,
Aç idi alay
Aç idi bölük
Aç idi Ahmet onbaşı.

Aç idi top beygiri. Aç idi namlular Aç idi kasatura Aç idi Hüseyin çavuş.

Aç idi Erzurum Aç idi Van Aç idi İstanbul Aç idi Yüzbaşı Bekir.

Sellerden, yankı yankı, Yıldız ışıklarının azaldığından, Yellerden, ses ses, Otların sarardığından
Belli
Bir ulus dağlarla beslenmektedir.

III
(KALPAKLARI MUSTAFA KEMALLERİN PARLIYORDU)


Büyüyordu kanla ateşle. İnsan alnındaki aklar.
Büyüyordu Akdağ, Karadağ, büyüyordu Erciyes, Ağrı, Büyüyordu ulu kalpaklar,

Düşüncemiz karanlıkta Ölümlerden ölüm saklar.
Büyüyordu Uludağ, Toros, büyüyordu Şüphan dağları, Büyüyordu ulu kalpaklar.

Değmiş başlar yücelere, Neler, neler yapacaklar.
Büyüyordu Allahuekber, büyüyordu Kop dağ. Deli dağ, Büyüyordu ulu kalpaklar.

III
(İSTANBUL ATATÜRK, SANA SAYGIMIZ İSTANBUL KADAR)

Atatürk, ikinci istanbul, Ölülerinden değil, Sağlarından.

Atatürk,
Arda kalmış biri,
En mutlu barış çağlarından.

Atatürk,
Aç sömürgenlere karşı, Kurtulmuştur işte bütün bağlarından.

Atatürk, sonuncu İstanbul, Evrenin,
Sonsuz dağlarından,

ARIBURNU'NDA ÇIKARMALAR

25 Nisan'da Conkbayırı
Saldırmada İngiltere'nin Avusturalya Yeni Zelanda
birlikleri
Türklerin ardını kesmek üzre - Anzak. İlkin Kabatepe'yi almak karanlıklardan. Sonra Maydos'a doğru ilerlemek İşte, on beş bini birden sarkmış gerilere - Anzak.

Daha sonra birleşecekler Seddülbahir'e çıkan birlikleriyle İnecekler Boğaz'daki topların arkasına - Anzak. Önlerindeki küçük savunmayı ezdiler İlerlediler Boğaz'a bakan Conkbayırı sırtlarına doğru, Burada yuvalanan cebel bataryasının üç topunu kattılar
tutsaklık yasına - Anzak.

Bu yurt kopmuş kopacak, Bu bizim ölümüzdür.

Göğsümüz al, yeşil, mor, Bu bizim gülümüzdür.

Nereye? Ta sonsuza, Bu bizim yolumuzdur.

Kader çizer yazısın, Bu bizim elimizdir.

9. Tümenin Maydos'taki yedeği 27. Alayın iki taburu aldığı buyrukla,

Atıldı düşmana - Anzak.
Ama durum korkunçtu bir kaya netsin bir sele
Gördü Bigalı'daki kolordu yedeği 19. Tümen Komutanı
Mustafa Kemal

Kolordudan buyruk beklemeden çekti altın kılıcım yana yana - Anzak.

Kendi en önde, aldı 57. Alayını ardına,
Vurdu Conkbayın'na yaklaşan düşmanın solunu - Anzak.
Bir savaş oldu onlar da yiğit bizimkiler de
Geceye dek göğüs göğüse, soluk soluğa, kıl kıl,
Kırdı yurdunu savunanlar bir devin kolunu - Anzak.

O üç top geri alındı sapasağlam o toprak geri alındı Çekildi düşman deniz kıyısına gemi toplarının gölgesine
- Anzak.

Bu ilk ulu yumruktu yurda el atmışların üzerine Alın yazısı mı dersin toprak yazısı mı dersin bilemem Denizin sesi karıştı sancağın sesine - Anzak.

I. MUSTAFA KEMAL

İşte ilk görünüşün Mustafa Kemal Kaderin adamı der sana düşmanların. Yeniden yazıldı gökyüzüne Demir çilerinle kocaman bir yarın.

Bir anda şimşek bakışlarınla büyümüş Usla güzel, aydınlıkla iyi, Conkbayırı dolaylarında Bir dağın altın bir delilikten geçtiği.

Çağda bir gelen
Toprak böylesine ölürken yaratır ancak. Mustafa Kemal uyandığımız, Yurtlar uluslar üzre bir sancak.

SAVAŞLARDA BİRİN GÜCÜ

Gördü Mustafa Kemal, Gecenin yansı bakış, günün yansı göz.

Gördü gerideki birlikler gelse bile, Bir kişi artmaz ki, bir kişi az.

Gördü biz biriz, bize bir varsa da, Onlar yüz, onlara bin gelir tez.

Gördü bin kişi yüz bin kişi gitse belli olmaz yeryüzünde. Bir kişi gitse belli olur iz.

Gördü yapraklarla yapraklarla yaz güçlü değildir, Güçlüdür bir yaprakla uzanan güz.

Gördü Mustafa Kemal Çanakkale'de, Söyleyende yaşamaz ki susanda yaşar söz.

SARIBAYIR KARŞI SALDIRIMIZ

Albay Mustafa Kemal 19. Tümenin savaşkan komutanı Anafartalar'da 9. düşman ordusunu yener yenmez Asıl yerine döndü düşmanın kuşatma yaptığı asıl yerine
bir bayrak gibi
Vardı Sarıbayır'a yel gibi tez.

Vardı Conkbayırı'na 8. Tümen karargâhına ulaşmak üzre Ama göz açtırmaz ki saldırganın topçusu uçağı Tepenin ardına yayıldı karargâh Birer ikişer tırmandı bu ateşten durağı.

Durumu anlattı tümen komutanı Nuri Bey Öndeki birlikler cesetlerle dolu siperlerde erimekte Ateşler bombalar saldırılar bitmiyor, tükenmiyor hiç Ancak 23. Alayın bir tek taburu yedekte.

Mustafa Kemal yaklaştı sokuldu alanlara Bir kartal yeryüzüne nasıl yaklaşırsa Okudu tepeyi dereyi ağacı otu yazılardan Bir gök bir toprağı nasıl taşırsa.

Bu akşam Düztepe gerisinden 28. Alay yürümektedir. Kilya'ya gelen 41. Alay buraya yönelmekte. Ne zaman gelirler pek belli değil, Ovalar son yeşilde, son yeşil çiçekte.

Sordu Mustafa Kemal durumu birer birer, Bütün komutanlar bekleyelim dedi Düşüncesi beklese bile dursa bile efsanelerden Yüreği Mustafa Kemal'in beklemedi.

Dedi ki, doğruyu söylemektedirler, önermektedirler hepsi Ama çoktan da öte bir güç vardır, Saatler işlerse düşman genişler kümelenir burda. Güç yürekteki parlamalardır.

Erlerin varlığı gövdelerincedir her savaşta Bir ben diye yürür yaşamalarındaki hız Beklemeden bir tek an yitirmeden Yiğit-erlerimizi istediğimiz anlamda kullanmalıyız.

Verdi buyruğunu sarı Mustafa Kemal allardan - Yedekteki tabur Conkbayırı'nın gerisine getirilecek, 24. Alayın yedekteki birlikleriyle 3. Tabur gerisindeki
bölükleri
Tepe çizgisine aralıksız bir sıra olacaklar tek tek-

Öteki dalgalar yanaşık düzende hemen geride bulunacak Herkes süngü takacak gün doğmadan önce 23. Alayın makinelileri Kördere boyunca yerleşecek şimdi. Sığacak hepsi karanlığa kımılmadan gece.

261. Tepesiyle Conkbayın kuzeyinden, Düztepe'den Saldın bir kürek kaldırılmasıyla başlayacak Yeryüzü işiyordu sesi kalınlaştıkça Mustafa Kemal'in Yeryüzü yansı kara yarısı kımıızı yansı ak.

Tan ağarmadan yaklaştı en öndekilere Mustafa Kemal Dört gündür uykusuz beş gündür uyanık Ellerinin yüzünün ardı görünür, yakınlığından, yerden
göğe,
Soluğu yanardağlar gibi yanık.

Askerler dedi düşman kaçmaya hazırlanıyor Ama biz bırakmayacağız
Büyüdü büyüdü bunu duyar duymaz mangalar bölükler Mangalar bölükler oldu süngülerce bir ağız.

4.30 işte bir kürek kalkmış yukarı Bir kürek, bir birlik, bir toprak kalkmış ayağa Conkbayırı bir tepedir ya, ölçer şimdi Tanrımız Yazar kütüğünü yeniden, geçirir adını bir ulu dağa.

Gövdelerin büyüye büyüye göğe vardığı yer Ölümün şahadette yandığı Yedi düşmanı orada, öte yanda, dev kesilip, Bir avuç er Mustafa Kemal'in inandığı.

SARIBAYIR TÜRKÜSÜ

Öyle bir saldırdı ki erlerimiz, Çıktı kemik etten.
Düşman değil ölüm bile durdu korkuyla Büyümüş, kocaman olmuş iskeletten.

Öyle saldırdı ki erlerimiz, Siperde uykuda düşman yok oldu dehşetten. Bir sel değil bir toprak aşmıştı apaydınlık, Yeryüzü denilen setten,

Öyle saldırdı ki erlerimiz,
Uçurumu bile görmeden karanlığa yuvarlandı kimi
cesaretten.
Biri vurulsa düşse, biri uyanıyordu saldırıyordu onun
yerine.
Tanrı katındaki nöbetten.

2. MUSTAFA KEMAL

Bu ikinci Mustafa Kemal... İşte bir daha göründün Kaderin adamı dediler bir daha parlak. Işırken yine ölüm - yaşama, delilik - us arasında, Sonsuz korkusuzluğu Tanrı gezegenlerince yuvarlak.

Yok dediği bütün gerçeklerin bir savaş alanında, Var dediğin.
Bir gerçekdışı ayaklarımız altındadır, Elle tutulurcasına uzak.

Gök insanüstü olur Mustafa Kemal, İnsan göküstü.
Kimbilir nice nice görüneceksin bize Yaşamış, toplum toplum, yaşayacak.

ÇİM EL ÇİM AYAK

Gün geçer günler geçer yalazla göklerden Top sesleri Bomba sesleri Mermi sesleri
Açar kızıl çiçeğini içine birbirinin, Ölümler can komaz toprakta.

Ta derinlerden kımıldar çabucak Durmaz ki
Gücü, inancı soluğu direncin
Birdenbire çabucak
Bu kim-
Mi kocaman,
Tepeyi ovayı dağı
Bir daha yeşil eder
Yürür de bir daha çim.

Trablus derler Hicaz derler Çanakkale derler
Sakarya derler, birdenbire çabucak,
Savaştan savaşa
Yürür yeşillez
Birdenbire çabucak
Yürür Mustafa Kemal
Yürür ayağım elim.

MUSTAFA KEMAL'İN SANCAKTARI

Yürür, Mustafa Kemal'in yanında, uzağında, Ta Samsun'dan beri kardeşim. Ululuğu allığı sonsuzluğu, Yurdun her dağında.

Vakit geçer can acısından, yalnızca, O yürür.
Ağır karanlığından çağlann, Kurtulmuş Özgür.

Mustafa Kemal'in yanında, uzağında, Bütün ülkenin, bütün şehitlerin, ses ses, Bütün gücü. Dalgalanır, kardeşim, Dalgalanır da bağrında yüce bir heves.

Alnında duyarsın parıltısını, Biraz tasalansan, üzülsen, Görünür sence; Yürür,
Sen!

KAHRAMAN

Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün: Seni gördük sesimiz Hakka yalvardığı gün Seni gördük mazi dağları sardı ses ses, Bir Akdeniz dalgası buldu içinde herkes... Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu'da...

O kadar eskisin ki şimdi ruhumuzda sen, Bulursun bu sevgide asırları istesen... Ararsan bakışında uzun ovalar erir; Dinlersen gönül denen yüce dağlar ses verir, Bir dünya, bir millete düşman olduğu zaman Sana büyük hızını verd' nabzındaki kan... Dört sınırın ucunu getirdin bir araya; Dört bucak sevgisini topladın Ankara'ya. Sesin, bir tılsım gibi, yurdu dolaştı yer yer, Ve senden öylesine hız aldı ki gönüller. Yüzyılda giden vatan bir ayda geri geldi... Sonra sanki ruhundan kartal sesleri geldi; Sanki yeni bir ışık süzüldü gözlerinden Ve bir fert, tek başına, bir millet yarattın sen. Bastığın yer tarihten yer alırmış, yok değil. Bir gününe bir tarih bağışlasak çok değil... Çok değil kanımızın rengini süze süze İsmini döğmelerle işlesek göğsümüze... Böylece gece gündüz görmek için tek seni, Çok değil gözümüzün içine çizsek seni. İsterse bundan sonra ufuk yansın, gök yansın; Çünkü sen bu milletin umduğu kahramansın... Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün; Seni gördük sesimiz Hakka yalvardığı gün...

(1933 yılı Kuleli Lisesi'ni Bitirenler Yıllığı'ndan alınmıştır.)

KUBİLAY

Yedek asteğmen Kubilay, bir öğretmendi, Bir ışıktı incecik.

Mustafa Kemal'in devrimleriyle büyümüş
Başaklarla sarı
Kavaklarla yeşil
Irmaklarla ak.
Gündüzü yurt üzreydi
Yurt üzreydi geceleyin gördüğü düş.

Yedek asteğmen Kubilay, bir öğretmendi, Bir ışıktı hiç sönmeyen.

ÜLKÜDE II

Kubilay o gençtir ki
Yazmıştır alnına Mustafa Kemal'in Büyük Söylev'ini.
Nerde devrime karşı biri varsa Orda göz olmuştur.

Orda söz olmuştur, haykırmıştır bir daha Gerinin üstüne duraklamadan, Kubilay o gençtir ki
Başını verse bile vermemiştir ülküsünü.

KARANLIĞIN SONU

Durur mu karanlık güneşe karşı Doğmuştu gün.
Aydınlığın gücü fırlamıştı kışlasından. Süngü takmıştı, süngü olmuştu, yerden göğe büsbütün.

Göz açıp kapayıncaya dek süren o kanlı gösteri Bastırılmıştır göz açıp kapayıncaya dek. Arada bekçi Hasan, bekçi Vıfkı vurulmuştular, İki yobaz mermisiyle tek tek.

Çil yavrusu gibi dağıldı sürü, Zikirleri boğazlarında durdu kan. Yılanın ezik kafası taş kesildi Kubilay'ın anıtına, Ki parlayacak çağlara, çağlar arkasından. Yok edilecektir uygarlık oylarına dikilen geri Allah yürek üzre bir; yurt başımız üzre bir. Mustafa Kemal devrimlerini yaşatmak için Bu ulus bayraktan bayrağa ant içmiştir.

MUSTAFA KEMALİN KAĞNISI

Yediyordu Elif kağnısını, Kara geceden geceden. Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu. Uzaklarda savaşanların açışıydı gıcırtılar, İnliyordu dağın ardı, yasla. Her bir heceden heceden.

Mustafa Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öte, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Ün salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten önce almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.

Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif, Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar, Kocabaş, çok yaşlıydı, çok zayıftı, Üzgündü bütün bütün Sarıkız, yanı sıra. Gecenin ulu ağırlığına karşı, Yeğniktiler, inceden inceden.

İriydi Elif, güçlüydü kağnı başında.
Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden bir yel geçerdi aralıksız,
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.

Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu, Göz mü değdi göklerden, ne? Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez, Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur Nasıl durur Mustafa Kemal'in kağnısı. Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden.

Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş, Sür beni, çektir beni, koma yollarda beni. Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin, Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım. Bak hele üzerimden ses yankı uzaklaşır, Düşerim gerilere, iyceden iyceden.

Kocabaş yığıldı çamura, Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar, Örtüldü gözleri örtüldü hep. Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım, Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik, Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.

MUSTAFA KEMALİN KARTALI

Masaldı dağlar, taşlar geçerken masaldı ha, Geçiyordu Musatfa Kemal Çamlıbel'den, Yabanın kurdu kuşu seyrine inmiştiler, Kara pençelerle, ak gagalarla. Susmuştu yeryüzü efsaneler içinde, Masaldı, dağlar, taşlar geçerken masaldı ha.

Ona iyice yaklaşan kocaman bir kartaldı ha, Bakır kızıllığındaydı tüyleri, kor alevindeydi gözleri, Kondu ilk kayaya, düşen bir rüzgâr parçası gibi, Sevgiyle bakıştılar, Tanış çıktılar sanki evrenler üstünde, Ona iyice yaklaşan kocaman bir kartaldı ha.

Kartal uçup gidince ortalık boşaldı ha. Kayboldu mucizesi havaların, Neydi, nasıl bir parıltıydı, bilemedi kimseler, Kimin aşkıydı, inmişti göklerden toprağa, paşam? Kalmadı sonsuzluk, görkem, gurur, Kartal uçup gidince ortalık boşaldı ha.

Aman aman, bu kartal vallahi bir faldı ha, Vatan göklerinden vatana söyler: Kocaman zafer bayraklarının geleceğini, Kocaman günlerin ucunda. Anladı Mustafa Kemal, kimseye söylemedi, Aman aman bu kartal vallahi bir faldı ha.

Mustafa Kemal'i de Mustafa Kemal'di ha. Unutmadı kartalı hiç. Gün doğarken kızaran yamaçlarda aradı, Bekledi kanat seslerini fırtınalardan. Kartal değilse de kartal vefalıydı, Mustafa Kemal'i de Mustafa Kemal'di ha.

Artık bütün mevsim yapraksız bir daldı ha, Yoktu Mustafa Kemal'in umduğu, Gelmiyordu kartalı geriye şahikalardan, Üç yıldır gelmiyordu. Konmuyordu büyük habercisi zaferin, Artık bütün mevsim yapraksız bir daldı ha.

Kanatları amma da al aldı ha,
Hangi şehitler seslenmişti belli değil,
Bir 30 Ağustos günü göründü Mustafa Kemal'in kartalı,
Koca kanatlarını çırptı boşluğa,
Sallandı gök,
Kanatlan amma da al aldı ha...

MUSTAFA KEMAL'İN ATI

Daha da parlamıştı güzelleşmişti al at Mustafa Kemal'in bindiği günden beri. Sanki bilinmez bir yelle dolmuştu Göğe göğe kalkıyordu yalazdan başıyla Uçar ayaklarıyla oyuyordu yeri.

Kimseyi bindirmiyordu üstüne artık Bindirmez ya, Mustafa Kemal'in atı o. Bunca at arasında neden onu seçmişti, Nasıl tutmuştu ak elini alnında Artık dağın taşın saltanatı o

Çok zorladı süvari alayının yiğit binicileri Al ata binebilmek imkânsız.
Öyle damarlanıyordu ki derisi bir sızı duyuyorlardı. Öyle çılgınlaşıyordu ki köpük köpük Nerdeyse düşecekti ince allığıyla cansız.

Alay kumandanı aldı işi demir avcuna Bir alay bir ata vuramaz mı gem? Kendi denedi yanık bilgisiyle yılların, Sustu karşıdan ürküyle, kaygıyla, hayranlıkla bütün
süvariler
Al at, al at, deli ve tek başına görkem,

Aylar geçti aradan Binicisiz al at başıboş dolaşıyordu. Arpanın yulafın samanın vakti kurudu kara toprakta, Alaya öyle dar günler geldi ki Bir avuç ot bile bulmak zordu

Atların yemleri pazartesiden salıya kısık mı kısık Azbuz ağaç kabuğu, keçi boynuzu, küspe, Söyleniyordu öbür atlar aralarında al at için "Bizimle torba takan bu, ne işe yarar, Bu, at değil süs be!"

Darlık kişiyi nerelere götürmez, Süvariler düşündü ki kışıma küçücük bir çare var. Nasıl olsa yararsız, Parmakları acılı, gözleri bulanık. Bir sabah tımarında al atı saldılar.

Hemen çekildi al at bozkıra Ancak bir kurşun atımı, ne çok ne az. Alay nereye gitse o da ardından gidiyordu ufuktan, Kötülüyordu, bakımsız gün gün garip, Felek kimsede parıltısını bırakmaz.

Öyle incelmişti ki boşlukta Yaşayan sanki bir yelin ölü yansımalarıydı, Eski sevgiler kadar uzak, Bir yaprak düşmüştü içinden, Sarıydı.

Al at çağırmalarını duymazlığa getiriyordu. Pişman olmuştu süvariler ta baştan ama. Yalnız ilişiğini kesmemişti hiç, Dağdaki boz kayadan kızaran gök üstünde
kımıldamadan duruyordu Her akşam istiklal Marşı'yla yapılırken yoklama.

Bir gün girdi alay en çetin savaşına Kılıçtan arta kaldı toprak. Yaya cengi can komadı alanda Açıldı göğe doğru Gönüller al kan, göğüsler ak.

Sürdü döğüş akşamaca Şanlı alay çekilmek emrini aldı. Ağırdı sillesi kaderin
At kopmuş, kılıç kopmuş, gövde kopmuş Süvari alayı koca bir masaldı:

İşte ansızın hücum dört nalında al at Gelirdi alayın önüne düşman tarafından geri giderdi. Şaşırdı herkes,
Herkes düşündü söylediğini ecelin: Al At acep ne derdi?

Sezdi alay kumandanı durumu hemen At bin diye haykırdı yönlere. Yel oldu ölümlerden öte hepsi Vardılar bir solukta yamaçlardan Düşmanın artçı koyup kaçtığı yere.

Düştüler ardına yurda el atmışların, Buğday büyüyüşüyle rahat, Su ağlayışıyla çabuk, Yıldız akışıyla şanlanmış En önde bir sancak örneği al at.

Alay uzandı gerisine doğru büyük düşman birliklerinin Saldırırken cephelerden ordu. Kılıç aydınlığı doldurmuştu bayırı düzü gökçe, Parlarken kuvvet üstünde hak Can ecelden görünüyordu.

Zaferden sonra çok aradı alay Mustafa Kemal'in al atını Al at sır olmuştu yaşamakta. Kimi uçmuş dedi ötesine göğün, Kimi yatır olmuş dedi yurdun yüce uykusu kadar Ama bir parıltı vardı uzakta.

Ki parlar bazı günler akşam yoklamasında Bir yele, bir köpük, bir dört nal hızıyla batı. Nakşolur mavilik üstüne efsaneden Bin kırmızıyla, bin yelle, bin şahadetle Mustafa Kemal'in al atı.

Kaynakça
Kitap: Destanlarda Atatürk, 19 Mayıs Destanı
Yazar: Fazıl Hüsnü Dağlarca
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir