Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yavuz Sultan Selim'in Kürtleri, Alevilere Karşı Kullanması

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Yavuz Sultan Selim'in Kürtleri, Alevilere Karşı Kullanması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:12

KÜRTLERİN ALEVİLERE KARŞI KULLANILMASI

Osmanlı İmparatorluğunun en güçlü padişahı olan Kanuni Sultan Süleyman; babası olan Yavuz Sultan Selim zamanında Kürt beylerine tanınan özel imkanları; olduğu gibi sürdürmüş ve kuvvetlendirmiştir.

Aşağıda Sultan Kanuni Süleyman'ın bu ayrıcalığı resmi hale getiren fermanı yer alıyor:

"Kamım Sultan Süleyman, babası Yavuz Sultan Selim zamanında Kızılbaşlara karşı cephe alarak müspet ve hayırlı hizmetlerde bulunan ve şimdi de devlete doğrulukla hizmetler ifa eden, bilhassa Seraskeri Sultan ibrahim Paşa'ııın bu defaki İran seferine katılarak Kızılbaşlarııı yenilmesinde yararlılıklar gösteren Kürt beylerine, gerek devlete karşı gösterdikleri öz kulluk ve dilaverlikleri karşılığı olarak ve gerekse kendilerinin vaki müracaat ve istirhamları göz önüne alınarak, her birinin öteden beri ellerinde ve tasarruflarında bulunan eyalet ve kaleler geçmiş zamandan beri yurtları ve ocakları olduğu gibi ayrı ayrı beratlarla ihsan edilen yerleri de kendilerine verilip mutasarrıf oldukları eyaletler, kaleleri, şehirleri, köyleri ve mezraları bütün mahsulleriyle oğuldan oğula intikal etmek şartıyla kendilerine temlik (miilk) ve ihsan edilmiştir. Bu münasebetle aralarında asla anlaşmazlık ve geçimsizlik çıkmamalı, dışarıdan müdahale ve taamız edilmemelidir. Bu enır-i celileye (padişah buyruğuna) riayet edilecek, hiçbir surette üzerinde kalem oynatılmayacak, hiçbir yeri değiştirilmeyecektir.

Bey öldüğünde, eyalet kaldırılmayıp, bütün hududu ile mülk-name-i hümayun (padişah tapusu) uyarınca oğlu bir ise ona kalacak, eğer müteaddit ise istekleri üzerine kale ve yerleri aralarında paylaşılacaktır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacak ve mülkiyet yolu ile bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutasarrıfı (sürekli kullanıcısı) olacaklardır. Eğer bey, varissiz ve akrabasız ölmüşse o zaman eyalet hariçten ve yabancılardan hiçbir kimseye verilmeyecek, Kürdistan beyleriyle görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin beylerinden veya beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse ona tevcih edilecektir". Bu belgenin gösterdiği üzere; Kürtlerin bölgedeki Alevilere karşı kullanılması, bundan sonra da aynen devam etmiştir. Padişah 3. Murat, 1587 yılında Hakkari'deki Kürt beyine yolladığı fermanda, Kürtlerin Kızılbaşlara kılıç salladığını dile getirerek bunun sürmesini istemektedir.

"Emrinizde bulunan Kürt askerleriyle kusursuz ve eksiksiz bir halde cenge (savaşa) hazır olasız. Tebriz'de bulunan vezirim Cafer Paşa'dan haber gelir gelmez acele hareket edip Tebriz'de ona mülaki olasız (buluşasınız). Kürt emirleri, şimdiye kadar Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allah yolunda gaza ve cihad edegelmişlerdir. Abbas Mirza'nın etrafında toplanan şeytan tabiatlı askerler tek durmayıp muhalif hareket ederek onun başına bela getirseler gerektir. Artık hamiyet vaktidir. İnşallah uğtır-u hümayunumdaki hizmetiniz zayi olmayacaktır. Kat be kat çoğalarak inayetlerine mazhariyet muhakkaktır Din uğrunda çalışıp, Kürt emirlikleri arasında faideli ve adı anılır olasız".

Belgelerin gösterdiği üzere; Osmanlı İmparatorluğu içinde başka hiçbir topluluğa verilmeyen özel mülkiyet hakkı, Kürt beylerine tanınmış ve bu da onları bölgenin yerel otoriteleri haline getirmiştir.

M. Emin Zeki, Osmanlı Devleti ile Kürtlerin Kızılbaşlara karşı anlaşmasının taraflara getirdiği ayrıcalıkları şöyle özetlemiştir:

1- Kürt emirliklerine özerklik verilecek.
2- Yönetimin babadan oğla geçecek.
3- Kürtler savaşa yardımcı olacaklar.
4- Türkler Kürtleri dış saldırılara karşı koruyacaklar.
5- Kürtler de gerekli vergiyi verecekler.

Yavuz Sultan Selim'in Kürt beyleri ile yaptığı anlaşmanın Aleviler açısından yarattığı sonuç, çok acı olmuştur. Bunun hemen öncesinde 40 bin Kızılbaş kılıçtan geçirilerek, bir bölümü de çuvalara konulup Kızılırmak ve Yeşilirmak'a atılarak yok edilmişti.

Bununla kalınmadı. Osmanlı Devlet yönetimi; şeyhülislamlık makamından, o zamana kadar hiç görülmemiş bir de fetva çıkarttırdı. Bu dinsel hüküme göre; Kızılbaş denilen Türkler; "dinsiz, İslam dışı, zındık, kafir" gibi suçlamalarla hedef haline getiriliyorlardı. Bu fetva çıkınca da Alevilerin tek tek veya topluca öldürülmeleri de dinin bir gereği yapılıyordu.

Yani:

15. yüzyılın sonlarından başlayarak Osmanlı politikası Türk'ün (Kızılbaş) yok edilmesi üzerine yerleştirilmiş bulunuyordu. Osmanlı kaynakları incelendiğinde görülecektir ki, devlet Türk deyince genelde Kızılbaş (Alevi) kimlikli boyları dile getiriyordu. "Etrak-i büdrak" (Akılsız/Aptal Türkler) ile de onlar hedef alınıyordu. Türk kelimesi; Osmanlı yönetimi tarafından 500 yıl boyunca bir aşağılama sıfatı olarak kullanılagelmiş ve bu terimin yüceltilmesi ve gerçek anlamının ona yeniden verilmesi de ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni bir devlet kurmasıyla mümkün olabilmiştir.

İşte bu 500 yıllık süreç içindeki temel kırılma noktası, Osmanlı Devlet yönetiminin (sadrazam ve şeyhülislam alt ayakları) ile Kürt aşiretlerin yaptığı işbirliği oldu. Bu işbirliği sonucunda Osmanlı sınırları içinde kalan Kızılbaş Türkler; kırım, baskı ve bunun peşinden de eritilme sürecini yaşadılar. Böylece, devletin düşman saydığı ve Kürt beylerinin insafına terk ettiği Kızılbaş boylar; Kürt egemenlerine yanaşacak ve oralarda yaşayacak yollar aradılar. Kendilerini anlatmak ve karşıdakileri anlayabilmek için Kürtçe'yi öğrenip anadilleri Türkçe yerine onu geçirdiler. Bilimsel olarak da tespit edilmiştir ki böyle bir ortam içinde boyların anadillerini 60 yıl içinde yitirmeleri ve egemen dili kullanmaları olabilmektedir.
Tarih içinde Türk oldukları belli olan Türk boylarından bazılarının bugün Kürtçe konuşuyor olmasının sebebi de işte budur.

Hemen belirtelim ki bölgede yönetimin Kürt derebeylerine bırakılması sonucunda Kürt olmayan yapıların Kürtçe'yi ana dil yapmaları sadece Alevi Türkmen aşiretlere özgü değildir.

Doğu Anadolu'daki bazı Ermeni toplulukları bile; dinleri ayrı olmasına karşın Kürt aşiretleriyle iyi geçinebilmek için Kürtçe öğrenmek ve Kürtçe konuşmak zorunda kalmışlardır:

"Bazı Ermenilerin dillerini terk ederek Kürtçe konuştuklarına şahit olduk"

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yavuz Sultan Selim KÜRTLERİ, ALEVİLERE KARŞI KULLANDI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:13

Hamidiye Alayları

Kürtlerin Alevilere karşı kullanılması ta Selçuklular döneminde başlamıştır. Örneğin, 1240 yılında Adıyaman dolaylarında patlak verip Amasya'ya kadar uzanan Babalılar ayaklanmasında; Selçuklu yönetimi bu Kızılbaş Türkleri bastırmak için Kürtlerden de yararlanmıştır. Osmanlı Devleti de aynı politikayı kuvvetlendirerek sürdürmüştür.

1514'te Çaldıran Savaşı ve sonrasındaki işbirliğinin bir devamı da Kalender Çelebi ayaklanmasındaki Osmanlı-Kiirt bağ-daşmasıdır. Hacı Bektaş Veli soyundan olan Kalender Çelebi'nin adaletsizliğe karşı başlattığı ayaklanmada (1526) Osmanlı kuvvetleri bozguna uğratılmıştı. Peçevi Tarihinde yazıldığı gibi; Osmanlılar Diyarbakır çevresinden getirdikleri Kürtleri kullanarak bu Alevi ayaklanmasını bastırıp herkesi kılıçtan geçirttiler. Sonraki dönemde de Osmanlı padişahları, Kürtleri Alevilere karşı bir kıyım makinesi gibi kullandılar.

Bu baskı, kırım ve eritme sürecinin ikinci bir şahlanış dönemi daha vardır. Doğu'daki birçok Kızılbaş Türk aşireti; bu son dalga ile iyece ezilmiş ve eritilmiştir. Bu süreç; Hamidiye Alayları'nın başlattığı kırım ve baskı sürecidir.

Hamidiye Alayları; Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit tarafından kurulan ve sayıları zamanla 100'ü bulan Sünni/Şafii Kürtlerden Kürt milis kuvvetlerini anlatır.
Yezidi, Alevi-Şii, Dürzi inançtaki aşiretler, alay kurmak için başvurmuş olmalarına karşın; Osmanlı yönetimi bu istekleri geri çevirmiştir. Hamidiye Alayları; Ermenilere karşı kurulmuş ama kuruluş amacının dışına çıkıp çapulculuk ve katliama başlamışlardır.

Tabii; bu çeteler; Ermeniler gibi, devletin kötü gördüğü Alevi aşiretlere karşı da zulüm, katliam, talan uygulamışlardır. Bunun en canlı örneğini de Mehmet Şerif Fırat; Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı 1948 yılında yayımladığı kitabında anlatmıştır.

Mehmet Şerif, şöyle diyor:

"Sultan Hamit, istihdam yürütmek için artık temelli olarak bu aşiretlere Kürt ve doğu illerine de Kürdistan ve kendisine de Kürtlerin babası demekteydi. Onun, şahsi saltanatı tığ-" runda söylediği bu sözler, o gün, doğu illerinin Türklüğünü yok etmeye kafi gelmiş, özbeöz Türk soyundan olan doğu halkım, Yavuz'dan sonra bir kere daha felakete sürüklenmişti.

Yavuz Sultan Selim devrinden önce yazılmış tarihlerin gerçekte Kürt olarak tesbit ettiği bir millet ve doğu illerimizin coğrafi durumunda yazılmış bir Kürdistan adı yoktu. Sultan Hamit bunu biliyordu. Fakat o, Tanzimat Türklerine karşı saltanat ve istibdadını ayakta tutabilmek için, coğrafi ve idari durumdan, istibdada elverişli olan doğu illerimizi o günkü, aşiretlerin her üç şubesinin nüfusça en kalabalığı, zengini ve azılısı bulunan Kormanço şubesindeki aşiretleri Hamidiye teşkilatına alarak, bunları Türklük ve gençlik cereyanlarına karşı bir kalkan gibi kullanmak istemişti.

Her Hamidiye alayı bin iki yüz altı idi. Her alayın başında tek bir harf okumasını bilmeyen bir kaymakam dikilmişti. Eratın silahları, kısmen bunların eşkıyalıkta kullandığı silahlar ve kısmen de devletten verilmiş tüfeklerdi. Ümera ve zabitanın kılıçları ve elbiseleri devlet tarafından veriliyordu.

Sultan Hamit, o gün, bu aşiret ağalarına verdiği geniş selahiyet ve rütbe ile doğu bölgesindeki şehirleri, esnaf ve tüccarı ve doğu illerindeki çiftçi ve halk tabakasını ve bu illerde, biz Türküz, diyenleri bu Hamidiye alaylarına birer esir gibi teslim ederek onları aşiret alaylarına soydurmuş, kırdırmış ve ezdirmişti. Koskoca bir Türk imparatoru olan bit zalim padişah, bilerek Türk ırkının düşmanı kesilmişti. Doğu illerinde, Sultan Hamid'in ve kara kuvvetin birer müstebit ve kanlı kolları gibi uzanan Hamidiye alayları, doğunun bütün dağ ve derbentlerinde yollar kestiler, kervanlar soydular. Halkın malına ve canına kıydılar. Binlerce masum köylünün kanlarını döktüler ve bununla da kalmayarak Hamidiye teşkilatına girmeyen kabile ve aşiretlerin köylerine baskınlar verdiler, can yaktılar, mal talanladılar."

Çocukluğu bu saldırılar içinde geçen Mehmet Şerif Fırat; daha sonra Hamidiye Alaylarının bölgede kendisini Türk kabul eden Alevi aşiretlere yaptığı zulümü uzun uzun anlatmaktadır.

Özetle:

Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan Osmanlı-Kürt bağdaşması sonucunda Doğu'daki Kızılbaş Oğuz boylan üzerinde korkunç bir baskı yaratılmış; güç; Kürt derebeylerine verilmiştir. Hem Osmanlı Devleti'nin hem de Kürt aşiret reislerinin baskısı altında kalan Kızılbaş Türkler; yanlarında bulunan Kürtlerle anlaşarak yaşamaya çabalamışlardır. Bunun için de gündelik dilde Kürtçe'yi öğrenmek zorunda kalmışlardır. Böylece anadillerinin yerini yer yer Kürtçe almıştır. Lakin; ibadette; eski dillerini yani Türkçe'yi sürdürmüşlerdir.

Bir not olarak ekleyelim ki; devlet raporlarında; 1930'larda; Dersim'de 60-70 yaşlarındakilerle Türkçe anlaşıldığını ama bunların çocuklarının tamamen Kürtçe konuştuğu dile getiriliyor. Kürtleşmenin o sıralar nasıl hızlanmış bulunduğunu bu örnek de göstermektedir.
Böylece, günlük dili Türkçe'nin yanı sıra Kürtçe veya Zazaca olan ama kültürü, yaşam biçimi, inancı tamamen Türk olarak kalan bir hayat tarzı ortaya çıkmıştır.
Dersim bölgesinin damarlarına girince bu Türk kimliğini çok parlak biçimde bulmaktayız.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 0 misafir