Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Doğu Anadolu'nun Kaderini Belirleyen Tarihsel Süreç

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Doğu Anadolu'nun Kaderini Belirleyen Tarihsel Süreç

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2011, 01:10

DOĞU ANADOLU'NUN KADERİNİ BELİRLEYEN TARİHSEL SÜREÇ

Yukarıda özetlenen büyük tarihsel süreç, Doğu Anadolu'nun olduğu kadar Kürtlerin de Alevilerin de kaderini belirlemiştir. 16. yüzyılın başında batı Türkleri (Osmanlılar ile Safeviler) arasında ortaya çıkan mücadele ve bunun doruk noktası olan Çaldıran Savaşı (1514) tarihi olmaktan daha ötede; siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik sonuçlar ortaya çıkarmış; bu sonuçlar günümüze kadar devam etmiştir.

İran'da 1501 yılında devlet kuran Şah İsmail; Anadolu'dan gelen Kızılbaş Türkmenlere dayanmıştı. Osmanlı Devleti; İran'daki rakip devleti alt edebilmek için bölgedeki Kürt aşiretlerden yararlanmak yolunu tuttu. Bitlisli Molla İdris'in örgütlediği Kürt aşiret reisleri ve beyleri; Osmanlı Devleti ile işbirliğine gittiler.

Bunlar:

Şafii mezhebinden Sünni Kürtler idiler. Şerefname'de bu olay şöyle anlatılıyor.
"...Emir Eşref (...) Sultan Selim han'ın bütün İran ülkesini istila etmek niyetinde olduğunu öğrenince, bu şartlardan yararlanmak için fırsatın elverişli olduğunu anladı. Ve (... ) Bitlis bilgininin oğlu düşünür İdris ve (... ) Muhammed Ağa Kelhoki ile Al-i Osman sarayına itaat ve sadakatlerini ve tahtlarına bağlılıklarım sunmak konusunda anlaştı. Bunlar Kürdistan beylerinden ve hükümdarlarından 20 kişiyi bu tedbirde kendilerine katıncaya kadar çalıştılar ve bir bağlılık ve itaat mektubu yazarak düşünür Mevlatıa İdris'e ve Muhammet Ağa'ya verdiler; onlar da bunu yüce eşiklere sunmak üzere hemen İstanbul'a hareket ettiler.

(... ) Kürdistan beylerinin bu isteği ve dileği üzerine, kendisine karşı vefakar olan dostlarını seven ve kendisine karşı kin besleyen düşmanlarını da amansız bir şekilde pençeleyen Sultan, Acemistan Vilayeti'ni istila etmek amacıyla Azerbaycan ve Ermenistan ülkelerine hareket etti:

Çaldıran Ovası'nda düşmanı Şah İsmail'le karşı karşıya geldi ve aralarında çarpışma başladı. Sultan, bu çarpışmada parlak bir zafer kazandı. Emir Şeref de, Kürdistan hükümdarlarının bir kısmıyla birlikte muzaffer Sultan'ın maiyetindeydi ve onun işaretine bağlı bulunuyordu.(... )

Sultan'ın ordusu Tebriz'den Rum tarafına dönünce, düşünür İdris, Kürdistan beyleri adına yüce Sultanlık tahtına bir rapor sunarak; Sultan'ın merhametinden, irsi görevlerini eskiden olduğu gibi kendilerine vermek lütfunda bulunmasını ve komutası altında hep birlikte Diyarbekir'e gidip Safevi Valisi Kara Han'ı oradan çıkarmak için başlarına Beylerbeyi rütbesinde olacak büyük bir şahsiyeti tayin etmesini dilediklerini bildirdi.

Sultan dileklerini olumlu karşılayarak şu cevabı verdi:

" Kendi aralarından, Kürdistan beylerinden ve hükümdarlarından, beylerbeyi görevini üzerine alabilecek ve bütün Kürt beylerinin boyun eğecekleri, komutası altında Kızılbaşlarla çarpışmaya ve onları ülkeden kovmaya gidecekleri birini seçsinler."

Bunun üzerine düşünür İdris bir rapor daha sunarak şöyle dedi:

" Burada öznel birlikten fazla çokluk vardır, herkes 'Yalnız ben olayım, benden başkası olmasın' diyor ve kimse kimseye itaat etmiyor. Yüce amaç, Kızılbaş'ların topluluğunu parçalamaya ve birliğini darmadağın etmeye yol açacak tedbirleri almak olduğuna göre; bu durumda Sultanlık Sarayı'nın adamlarından, bütün Kürt beylerinin, itaat edecekleri ve emirlerine boyun eğecekleri birinin tayin edilmesi daha iyi olur; böylece bu iş en hızlı ve en iyi şekilde tamamlanır."

Bunun üzerine, Bıyıklı Mehmed diye tanınan Çavuşbaşı Mehmed Ağa'nın, Diyarbekir Eyaleti Beylerbeyi ve o eyaleti yabancıların elinden geri alıp egemenlik altına almayı amaçlayan Kürdistan Orduları Genel Komutanı olarak tayin edilmesi hakkında bir emirname çıktı. İki taraf, Nusaybin dolaylarında Koç-hisar denilen yerde karşı karşıya gelince, iki ordu, dolup taşan denizler ve gürültülü, şimşekli bulutlar gibi birbirine girdi.(... ) Çarpışma, Kara Han'ın öldürülmesi, Kızılbaş topluluğunun darmadağın olması ve büyük bir kısmının da esir düşmesiyle sonuçlandı.

Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlis'e gönderdiği fermanda şöyle demektedir:

"Sultanların dostu faziletler sahibi hakini Şeyh İdris-i Bitlisi hazretleri, haberiniz olsun ki bize erişti doğruluğunuz ve sadaketle çalışmanız. Bütün gayretinizi sarf etmeniz sonucunda Diyarbakır ve çevresinin fethedilmesi mümkün oldu. Bu başarınızdan ötürü yüzünüz ak olsun; inşallah diğer yerlerin fethine sebep olma şerefine nail olursunuz. Bu hususta yegane güvendiğimiz sizsiniz. İdari işlerde kullanılmak ve askere dağıtılmak üzere gereken tahsisatla birlikte iki bin filori, bir samur ve bir vaşak kürkü ayrıca çuha ve diğer cins muhtelif hediyelerden gönderildi. İnşallah bunlar salimen erişir sıhhat ve selametle kullanırsınız.
Vilayetlerde bölmüş bulunduğum sancaklara bize itaat eden Kürt beylerini, iktidarlarına ve liyakatlarına göre tayin edin.

Diyarbakır Beylerbeyi ve tarafınca kıymetli çok büyük olan Mehmet Beye nişan şerefimle imzalanmış ahkamımı gönderiyorum. Kendisini takdir edin. O yörede her beye verilen sancak ve vilayetlerin durumu bunların adetlerini ve beylerini lakaplarını, adlarını tarafımıza bildirin. Beylere gönderdiğim nişanları kendilerine takdim buyurun.

Erdebil'in oğlu Şah İsmail ve Hüseyin Bey Bahvan Ağa isminde iki elçi göderıniş, bunlar İsmail'in bana itaat ettiğini ve her enirimi yerine getireceğini bildiriyorlar. Bunlara inanmadım ve her ikisini de hapse attırdım, sen de ona karşı uyanık davran ve yalvarmalarına inanma."

Artık Kürtler, Sünni Osmanlı yönetimi ile birlik olup Kızılbaş (Alevi) Safevi devletine karşı savaşıyorlardı. Yavuz Sultan Selim; yayımladığı ferman ile 33 Kürt beyine derebeylik hakkı veriyordu. Bu hak ile aşiret beyleri, bulundukları köyün, kasabanın veya şehrin sahibi oluyorlardı. Toprak; beyin mülkiyeti oluyor; o da bu mülkiyeti çocuğuna veya çocuklarına bırakabiliyordu.
"Osmanlı-Safevi mücadeleleri sırasında Kürtler arasında derebeylik hayatının inkişafına müsait bir muhit çıktı."

Çaldıran Savaşı'ndan önce Doğu Anadolu'nun büyük bölümü hatta Dersim bölgesinin en büyük kalesi Kemah yine Safevilere bağlı Alevilerin merkezi durumundaydı. Bu süreçte; Dersim bölgesi Alevi kimlikli Türkmenler tarafından yönetiliyordu. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiler, Şerefname'de yer almaktadır.

Yavuz Sultan Selim; içeride kalan en önemli Kızılbaş merkezi Kemah'ı ele geçirmek için Bıyıklı Mehmet Paşa'yı görevlendirdi. İçinde Kürtlerin de bulunduğu Osmanlı ordusu ancak 1515'te burasını zaptetti. Böylece; bölgedeki Kızılbaş güçleri Dersim dağlarına doğru çekildiler; bunların boşalttığı aşağı kesimlere de Kürt aşiretlerinden gelenler oldu. Ovalık bölgelerdeki Kızılbaşların bu olaydan sonra iç Dersim'e yönelmeleri ile oradaki nüfus yapısı büyük ölçüde Türkleşti. Böylece; eski kültürel öğeler Türk kültürü tarafından eritildi. Bu yeni dalga Türkleştirme ile Dersim bölgesinde en eski Türk inanç biçimleri de yaşatılmaya başlandı. Bu olgu günümüze kadar sürdü geldi.

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir