Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı İmparatorluğunda Vatansever Örgütler ve Hareketler

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı İmparatorluğunda Vatansever Örgütler ve Hareketler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:12

Vatansever Örgütler ve Hareketler

Osmanlı Devleti'ndeki vatansever aydınlar Tanzimat uygarlığı oyununun asıl niyetini kısa zamanda anladılar. Gizli örgütler kurarak iç ve dış düşmanlara karşı savaşmaya karar verdiler. Bu örgütlerin başlıcaları Jön Türkler, Yeni Osmanlılar, İttihat ve Terakki idi.

Namık Kemal'in önderliğinde kurulan Yeni Osmanlılar, Tanzimat'ın getirdiği sömürü düzenini şiddetle eleştiriyorlardı. Yayımladığı bildirilerle vergi eşitsizliğini, memurların zulmünü, yabancı sermayenin yurda girişiyle çöken yerli sanayi ve ticaretin yabancılara bırakılmasını konu ediyorlardı. Amaçları, milli bir iktisat politikasının uygulanması ve hürriyetin ilanı idi. Abdülhamit, jurnalcileri sayesinde örgüt üyelerinin çoğunu yakalamış, Namık Kemal'i de sürgün etmiştir. Namık Kemal ve arkadaşlarının ortaya attığı görüşler, Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye gibi okullarda "Vatan ve Hürriyet" ideolojisini kökleştiıdi.

Çoğunluğunu yüksek okullu aydınların meydana getirdiği Jön Türkler de Yeni Osmanlılar'ın tezlerine benzer öneriler getiriyorlardı. İstedikleri reformların gerçekleştirilmesine engel olan Abdülhamit istibdadını devirmek en büyük amaçları idi. Bu sırada hemen bütün okullarda yurtsever gençler, cemiyetler kuruyorlardı. Kuleli Askeri İdadisi'nde İhtilalci Askerler Cemiyeti, Askeri Tıbbiyelilerin gizli cemiyeti, sivil aydınların kurduğu Cemiyet-i İnkılabiye bunlardandı. Bütün bu cemiyetler çıkardıkları gizli dergilerle Abdülhamit istibdadını yeriyordu. Duvarlara yazılar yazılıyor, okunan gizli kitaplardan dünya ve Anadolu'nun durumu öğreniliyordu. Abdülhamit'in aylıklı ihbarcıları boşa çıktı ve emperyalistler kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştüler. En güçlü antie-mperyalist direnmelerden birisi de bu konuda yürütüldü. Vietnam'da bağımsızlık mücadelesi veren halkın amansız düşmanı, insan kasabı Commer'in arabası yakılarak kendisi yurdumuzdan kovuldu.
Yine düne kadar en yüksek binasında ABD bayrağı sallanan Robert Kolej de devrimci gençlerin direnişi karşısında Türkiye'ye devredildi. Bu açıklamalardan sonra tekrar konumuza dönebiliriz.

Yabancı sermayedarlar artık Osmanlı Devleti'nde tam bir sömürü ağı kurmuşlardır. Rüşvetle devlet adamlarını satın alabiliyor, istedikleri zaman kendilerine karşı olan sadrazamları değiştirebiliyorlardı. Kendi menfaatlerinin korunması için bazı adamları şirketlerine ortak ederek komprador burjuvazinin (yani yabancı sermayenin komisyonculuğunu yapan sınıfın) filizlenmesine yol açıyorlardı.

Böyle bir ortamda iş başına geçen ve gericilerin bugün bile "Ulu Han" diye bahsettikleri Abdülhamit, yabancı sermayedarların tam aradıkları kişi idi. Kendisi bizzat yabancı şirketlerle ortaklık yapıyordu. Bir yandan çiftlikler satın alıyor, öte yandan ahbapları olan Galata bankerlerinin tavsiyeleri ile borsa oyunları oynayarak servetini artırıyordu ve her an devrilmekten korktuğu için yabancı bankalarda saklıyordu. Bu servet o zamanın parasıyla 4 milyon lirayı buluyordu. O sırada devlet bütçesinin 20-30 milyon arasında olduğu düşünülürse, bu servetin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Abdülhamit'in Anadolu, Irak, Suriye ve Hicaz'daki gayrimenkulleri ise 90 milyondan fazla idi. Bu servet maalesef Cumhuriyet döneminde de müsadere edilememiş ve mirasçılara kalmıştır.

Kurduğu jurnal (ihbar) sistemi sayesinde, etrafındaki adamlarının hırsızlıklarını çok iyi kontrol etmekte, her şeyden haberdar olmasına rağmen ses çıkarmamaktadır. Çünkü kendisi her an devrilme korkusu içinde olduğundan, etrafındaki çetenin hırsızlıklarını koz olarak kullanarak kendisini korumaktadır. Yine bu ihbar sistemi sayesinde kendisine karşı olan vatanseverlere karşı amansız bir terör uyguluyordu. Yakalananlar işkence görüyor, hapsediliyor ve sürgüne gönderiliyordu. Bu terörden kaçabilen vatanseverler yurtdışında örgütleniyor, ellerindeki yetersiz imkanlarla gazete ve dergi çıkartıyor ve mücadelelerine devam ediyorlardı. Bu örgütler içinde en fazla yayılanı ve en çok faaliyet göstereni İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. İttihat ve Terakki 1894'te Tıbbiyeliler tarafından kurulmuştu. Kısa zamanda genişleyen örgüt, Abdülhamit'in amansız terörü sonucu, merkezi Selanik'e devredilerek faaliyetlerine oradan devam etmiş ve asıl güçlenmesi de gene Selanik'te olmuştur.
İttihat ve Terakki'ye yön verenler vatansever subaylar ve hem kendi durumlarından hem de vatanın durumundan şikayetçi olan küçük memurlar olmuştur. O tarihlerde Sırplar, Bulgarlar ve Rumlar dağlarda çete savaşı yapıyorlardı. Çoğu İttihat ve Terakki üyesi olan bu vatansever subaylar bir yandan bu çetelerle savaşırken, bir yandan da Meşrutiyet'in ilanı için çaba harcıyorlardı.

20 Haziran 1908'de Kolağası Resneli Niyazi Bey üç zabit ve 150 sivil fedai ile Meşrutiyet'in ilanını istemek için dağa çıktı. Niyazi Bey dolaştığı bölgelerde kan davalarını önlemiş, mezhep farkı gözetmeden bütün Osmanlıları birleştirmeye çalışmıştır. Kendisini yakalamak için gönderilen Şemsi ve Müşir Osman Paşalar öldürülünce, başka bölgedeki üyelerin de baskıları sonucu Abdülhamit Meşrutiyet'i ilan etmek zorunda kaldı.

Meşrutiyet ilan edilmiş ve yurtsever aydınlar devleti battığı bataktan kurtarmak için çabalara girişmişlerdir. Fakat 31 Mart 1909'da İngiliz emperyalistlerinin el altından destekledikleri yobazlar "Şeriat isteriz, yaşasın padişahımız!" sesleriyle ayaklandılar ve ellerine geçen subayları ve mekteplileri öldürmeye başladılar. Gericilerin başında Volkan gazetesinin sahibi Derviş Vahdet ve Nurculuğun kurucusu olan o günkü adı ile Said-i Kürdi vardı. Gericiler, o günlerde de bugünkü taktiklerini kullanıyorlar, çıkardıkları dergiler ve fısıltı gazetesi ile cahil halkı kandırıp sokaklara döküyorlardı. Bu isyanı Selanik'ten gelen Hareket Ordusu bastırdı ve Abdülhamit tahttan indirilip Selanik'te ikamete mecbur edildi.

Meşrutiyetin ilanından sonra ortaya çıkan Hürriyet ve İtilaf Partisi İngiliz taraflısı idi. Hürriyet ve İtilafçılarla, İttihatçılar arasındaki vatansever unsurların çatışması yakın tarihimize kadar dayanır. İttihatçılar arasındaki vatanseverler, Kurtuluş Savaşında, İstanbul'da Karakol Cemiyeti'ın, Anadolu'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini kurarak emperyalistlerle silahlı mücadele ederken, İtilafçılar yabancılarla işbirliği yapıyor, vatanı yabancılara peşkeş çekiyorlardı. İtilafçılar, daha sonra da Serbest Fırka da ve Demokrat Parti içinde çöreklenmişlerdir.

1908'de kurulan Anayasa rejimi son derece elverişsiz şartlar altında işe başladı. 1907 Rus-İngiliz ittifakı ile İngiltere, izlediği Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalama politikasını kesinlikle benimsedi. İtilaf Devletleri (İngiltere-Fransa-Rusya) Doğuya doğru yayılma eğilimi gösteren Alman emperyalizmini, Üçlü İttifak'tan (Almanya-Avusturya-İtalya) kopararak bir çember içerisine almak çabasın-daydı. Avusturya, İtalya ve küçük Balkan devletleri Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da kalan arazisini paylaşma kavgasında idi. Trablusgarp, gerek İtilaf, gerekse İttifak Devletleri tarafından çoktan İtalya'ya peşkeş çekilmişti.
Bu şartlar altında Anayasanın imparatorluğu kurtaramayacağı açıktı. Nitekim öyle olmuştur.

Avusturya'nın Bosna-Hersek'i ilhakından sonra, Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etti. Vatansever bir avuç subayın yerli halkı örgütlendirerek İtalyanlara karşı verdikleri gerilla savaşı, yerel başarılar kazanmakla beraber, sonunda Trablusgarp da elden gitti.
1912'de Rusya ve İngiltere'nin ağır baskısıyla Bulgaristan; Yunanistan ve Sırplarla anlaşmıştı. Balkan ittifakı kaçınılmaz bir şekilde savaşa yol açtı. Savaş, Osmanlı Devleti'nin yenilgisiyle sonuçlandı.

Bu yenilgiden sonra İttihatçılar Babıali'yi basarak Nazım Paşa'yı öldürüp iktidara fiilen el koydular. Enver Bey iktidarın en yetkili adamıydı. Bu sırada Avrupa'daki büyük devletler ikiye ayrılmış, yeni kurulan devletleri ve Osmanlı Devleti'ni kendilerine pazar yapmak için aralarında amansız bir çekişme başlamıştı. Patlayan savaşa Osmanlı Devleti'nin katılması kaçınılmazdı.

Osmanlı Devleti kendisini tarih sahnesinden silecek olan bu savaşa şöyle katıldı:

1900 yılından beri, İstanbul'daki Alman ticari ve askeri baskısı gittikçe fazlalaşmıştı. Ruslar, Alman etkisi altında güç kazanacak bir Türkiye'den çok çekmiyorlardı. Boğazlar'da kurulacak bir güç, Rusların Akdeniz'e inmelerini güçleştirirdi. Berlin ile Petersburg arasındaki bağ, Almanların Bosna-Hersek'i ilhak eden Avusturya'yı Ruslara karşı kayıtsız şartsız desteklemeleri ve Almanların Boğazlar'da kurabilecekleri hakimiyetin korkusuyla tamamen çözüldü. Rus düşmanlığı, Türkiye'yi 2 Ağustos 1914'te Almanlarla ittifak yapmaya zorladı. Karadeniz'e çıkan Alman kruvazörleri ise savaşa katılmanın yüzeysel sebebi oldu.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir