Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğuna Girişi

1838 İngiliz Ticaret Antlaşması

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğuna Girişi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:11

Emperyalizmin Girişi

Emperyalistlerin geri kalmış ülkelere sızması her zaman benzer taktiklerle olmuştur. Emperyalistler girdiği ve sömürdüğü her ülkeye kuzu postuna bürünerek girmiş ve himayeci pozu takınmıştır. 1838 İngiliz Ticaret Antlaşması da böyle olmuştur. Bu antlaşma Osmanlı Devleti'nin çöküşünü hazırlayan ve taktikleri Cumhuriyet Türkiye'sinde yurdumuza sızan Amerika emperyalizmine benzerliği ile son derece iyi bilinmesi gereken tarihi bir konudur.

Fransız ve İngilizlerin teşvik ve yardımları ile Osmanlı Devleti'ne başkaldıran Mısır Valisi Mehmet Ali, Kütahya'ya kadar geldi. Mehmet Ali'nin kuvvetleri karşısında aciz kalan Sultan Mahmut, Rus ordusunun ve donanmasının yardımını istemek zorunda kaldı. Bu durumda telaşlanan İngiltere ve Rusya, Mehmet Ali tehlikesine karşı Sultan Mahmut'u desteklemiş ve İngiltere, karşılığında, imparatorluğu açık pazar haline getiren İngiliz Ticaret Antlaşmasını elde etmişti.

Bu antlaşmanın önemli maddeleri şunlardır:

1- Kapitülasyonlar, antlaşma ile tanınan yeni imtiyazlar eski yerine eklenecektir.

2- Gerek iç, gerek dış ticaret amacıyla İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları, memleketin her tarafında, her çeşit emtiayı serbestçe alıp satabileceklerdir. Yed-i vahit usulü tamamıyla terk edilecektir Yed-i vahit usulüne göre, imparatorluk sınırları içindeki yeraltı kaynakları devlet tarafından işletilirdi).

3- Emtia alımı ve nakli için teskere istenmeyecektir. Teskere isteyen vezirler ve memurlar, şiddetle cezalandırılacaklar ve İngiliz tüccarlarının bu yüzden uğrayacakları zararlar tazmin edilecektir.

4- İngiliz tüccarı, ortakları ve adamları iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan daha fazla vergi ödemeyecektir.

5- İhraç mallarında, ihracatı yapılacağı iskeleye kadar hiçbir vergi alınmayacak, iskelede % 9 vergi alınacaktır. İskeleden ihracında ayrıca % 3 gümrük resmi verilecektir.

6- İthalatta yalnız % 3 ithal resmi ödenecektir. Ayrıca % 2 oranında ek vergi alınacaktır. Bunun dışında ithal malları memleketin her tarafına vergisiz gidecek, bir yerden öbür yere tekrar götürülüp getirilse dahi vergi ödenmeyecektir (Buna göre bir Osmanlı tüccarı içerdeki bir yerden öbür yere götürüp satacağı emtia için % 12 vergi öderken, yabancı tüccar, ortakları ve adamları % 5 vergi vereceklerdi).

7- Yabancı emtia, Boğazlar'dan serbestçe geçebilecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden ötekine aktarma edilebilecek, transit serbest olacak, bu muamelelerden ayrıca hiçbir resim alınmayacaktır.

Bu antlaşma neticesinde sanayileşme için gerekli olan kapital birikimi yerli tüccarlardan yabancı kapitalistlere aktarılmış, belli bir gelişme süreci içindeki el sanatları, tezgahlara ve fabrikalara dönüşememiştir. İmparatorluk açık pazar haline getirilerek bütün zenginlikler yabancılara peşkeş çekilmiştir.
Bu antlaşma, olayları iyi değerlendiren bir insan için vatanın satış senedidir. Bugünkü antlaşmalar daha kurnazca fakat nitelik olarak 1838 Ticaret Antlaşması ile aynıdır. Ve bugünün Türkiye'sini anlatırken de buna benzer antlaşmaların sık sık imzalandığını göreceğiz.

1838 Antlaşması serbest ticaret şartlarını hazırladı; Tanzimat ise Batı kapitalizmi yararına kurulan bu açık pazar düzeninin gerekli kıldığı, idari, mali vb. reformları getirdi. Denetlenmesi yabancı devletlere bırakılan Tanzimat reformu da İngiltere tarafından empoze edilmiştir. Bu reformlara göre Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı yabancı devletlerce garanti edilecek, Avrupa Amme Hukuku'ndan Osmanlı Devleti de yararlanacaktı. Çoğu tarih kitaplarında "Büyük" diye adlandırılan Reşit Paşa ise İngilizlerle tam bir antlaşma halindedir. O sıralarda İngiltere içişlerimize o kadar karışmıştı ki, İngiliz Büyükelçisi Canning, karısına yazdığı mektupta, "Osmanlı hükümeti apansız değişiverdi. Reşit ile bazı sadrazamlar azledildi. derhal padişaha çıktını ve hepsi yeniden vazifeleri başına getirildiler" demektedir.

1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile müdahale hakkı haysiyet kırıcı bir biçime girdi. Bu antlaşmada yabancı müdahale şöyle ifade edilmektedir:

"Babıali bu babta ittihaz olunan tedbirleri muayyen zamanlarda devletlere bildirecek ve antlaşmaya imza koyan devletler bu tedbirlerin icrasına nezaret eyleyeceklerdir."

Ekonomik ve idari alandaki çöküntü dozunu gittikçe arttırmaya başladı. Son derece para sıkıntısı içinde olan devlet, borç para da almak zorunda kaldı. İlk istikraz akdi Reşit Paşa tarafından 1850'de yapıldı. Borç veren şirket Dent Patmer and Company idi. Alınan para 3 milyon İngiliz lirası tutarında idi, faiz % 6, ihraç fiyatı ise % 80'di. Yani 100 lira borçlanılıyor, gerçekte 80 lira alınıyordu. Bu borçlanmadan sonra yenileri devam etti ve birisi ödenmeden öteki alındığı için borçlar üst üste binmeye başladı ve devlet hazinesi tamiri imkansız bir iflasa doğru sürüklendi. Bugün de aynı metotla Amerika'ya borçlanılmış ve her doğan çocuk Amerika'ya 2 bin lira borçlu kılınmıştır.

Çoğu yabancı olan Galata bankerleri de bu duruma hemen ayak uydurdu ve yabancılarla ortaklık kurmaya başladılar. Bu adamların birçoğu daha sonra Paris'e çekilerek kaşaneler inşa ettirmişlerdir.

Marsilya'da Abdülhamit'in yakın dostu ve bankeri Zarifiler, Kurtuluş Savaşında Yunanlıların zaferi için keseyi açmışlardır.
Nihayet bu borçlanma o kadar çoğaldı ki, 1874-1875 senesinde 25 milyon liralık devlet bütçesinin 13 milyon lirası dış borçlar oldu. Devlet, bu borçları ödeyemeyecek hale gelince, Avrupa devletleri, İstanbul'da Osmanlı maliyesini yönetecek bir mali komisyon kurulmasını kabul ettiler. Bu komisyonun adı Düyun-u Umumiye'dir. Aslında tamamen bağımsız olup, yabancı devletlerin temsilcilerinden oluşan bu kuruluş, devletin şerefini görünüşte kurtarmak için Osmanlı Devleti'ne bağlı gösterilmiştir. Görevi, borçlara karşı gösterilen vergi gelirlerini toplamaktır. Tuz, tütün tekelleri, balık resimleri, bazı illerin ipek öşürleri vs. kuruluşun gelir kaynakları idi.

Düyun-u Umumiye, zamanla gelişerek, kendi adına bazı kaynakları da işlemiştir. Düyun-u Umumiye ile ilgili borçlar Cumhuriyet döneminde de devam etmiş ve tamamı ancak 1930'da ödenebilmiştir. Düyun-u Umumiye'ye benzerlikler gösteren kuruluşlara bugünün Türkiye'sinde de rastlanır. 1950-1958 döneminde alınan ve ödenemeyen borçlar nedeniyle 1958'de bazı tedbirler alınmış ve milletlerarası kuruluşların temsilcileri zaman zaman Ankara'ya gelerek alınan tedbirleri denetlemişlerdir. 1963 yılında kurulan Türkiye'ye Yardım Konsorsiyumu ve Amerikan Yardım Teşkilatının (AID) Düyun-u Umumiye'ye benzer yanları çoktur.

Düyun-u Umumiye ile birlikte emperyalist devletler sonradan kendilerine karlar ve nüfuz bölgeleri sağlayan demiryolu inşaatlarına da başladılar.
Kilometre garantisi denilen bir usul sayesinde, Osmanlı Devleti demiryolu inşaat ve işletmesinin mutlaka kar sağlamasını teminat altına almıştır. Demiryollarının asıl amacı Türkiye'de nüfuz bölgeleri kurmak ve Türkiye paylaşılınca, bu bölgeleri sömürge imparatorluklarına katmak amacı gütmektedir. Bu amaçla Avusturya Balkanlar'da, Rusya Doğu'da, Fransa ise Suriye ve civarında demiryolu tekelini elde etmeye çalıştı.

Almanya'nın "Bağdat Hattı" ise, Anadolu ve Mezopotamya'yı bir Alman kolonisi haline getirmek amacını taşıyordu. Almanlar bu demiryolu sayesinde Anadolu ve Mezopotamya'nın tarım ürünlerini, madenlerini ve petrolü Almanya'ya taşımaya ve Alman endüstrisinin mamul maddelerini de buralara satmayı planlıyorlardı.
Emperyalist devletler Osmanlı Devleti ile ilişkilerinde aracı olarak daima Rum ve Ermenileri kullanmışlardır.

Emperyalistler kendi hizmetlerinde çalışacak teknik elemanları yetiştirmek için birçok okullar açmış ve bu okullarda kendi bayraklarını dalgalandırmalardır. 1867-1914 döneminde Osmanlı Devleti sınırları içinde 69 yabancı okul faaliyetteydi. Bu okulların çoğu Fransız ve Almanlara aitti. Bugün de, yurdumuzda aynı amaçla kurulmuş bazı okullara rastlarız. Birçok yabancı lise ve Robert Kolej yanında 1956'da kurulan ve İngilizce eğitim yapan ODTÜ de aynı amaçla kurulmuştur.
Amerika'dan gelen mühendis ve teknik elemanlar Amerikan şirketlerine son derece pahalıya mal olmaktaydı. Oysa Türkiye'deki teknik eleman ücreti çok daha azdı. Fakat Türkiye'deki teknik elemanlar hem İngilizce bilmemeleri hem de Amerikanvari üretime alışkın olmamaları nedeniyle Amerikan şirketlerinin işine yaramıyordu. Emperyalistler bu ihtiyacın karşılanmasını sağlamak için ODTÜ'nün kurulmasını sağlayarak bütün Ortadoğu'daki teknik eleman ihtiyaçlarını bu okuldan temin etmeyi düşündüler. Üniversitenin ilk rektörü Amerikalıydı. Başlangıçta meselelerin farkında olmayan gençler bu amaç için yetiştirildiler. Fakat, 1960 sonrası gençliği, yurdumuzun problemleri üzerine eğildi ve kısa zamanda çok şey öğrendi. Amerikalı hocaların, CIA ajanlarının bütün gayretleri milliyetçileri takip edebilmektir.
Abdülhamit halifelik sıfatını politika planında kullanmaya önem vermiştir. Bu politika ile 300 milyon Müslümanın halifesi olarak İngilizlere karşı koz elde edeceğini, kişisel mevki ve prestijini artıracağını ümit etmiştir.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir