Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı İmparatorluğunda Düzenin Kurulması ve Bozulması

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı İmparatorluğunda Düzenin Kurulması ve Bozulması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 20:09

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türkiyesi Düzenin Kurulması ve Bozulması

Malazgirt zaferinden sonra, Osmanlı boyundan Türklerin, büyük yığınlar halinde Anadolu'ya akmasıyla önce Selçuklular, sonra Osmanlılar olmak üzere Anadolu'da Türk devletleri kuruldu.
Batıda feodalizm (derebeylik) hüküm sürerken ortaya çıkan Osmanlı Devleti, çağına göre ileri bir toplum düzenine dayanmaktaydı. O tarihlerde biz Batıya değil, Batı bize el açmaktaydı.

Devleti yönetenler, saray adamları, ulema ve asker üçlüsüydü. Bu üçlü sınıf, üretimin herhangi bir kolunda görev almazdı. Çalışan sınıfların üstünde süper bir sınıf durumundaydı. Bu sınıfın belirgin özelliği kazançlarını üretime yatırmamalarıdır. Gelecekleri padişahın ağzından çıkacak söze bağlı olan bu sınıf, ellerinde toplanan serveti, padişah ve efradı ile birlikte saray alemlerinde harcarlardı.

Çalışan sınıfları reaya ve zanaatkarlar meydana getiriyorlardı. Reaya (köylü) toprağın sadece tasarruf hakkına sahipti. Bu hak her ne kadar babadan oğula devredilmekte ise de köylü hiçbir zaman toprağın sahibi olamamıştır. Çünkü padişah tasarruf hakkını kaldırabilirdi. Reaya, gelirinin belirli bir bölümünü vergi (aşar) olarak sipahiye verirdi. Sipahi beyi de topladığı vergi oranında asker besler ve herhangi bir sefer sırasında bu askerlerle savaşa katılırdı.

Kasaba ve şehirlerde el sanatları oldukça gelişmişti. İpekli dokuma, dericilik, keçecilik ve demircilik bu el sanatlarının başlıcaları-dır. Bunlardan Avrupa'ya ihraç edilen halı ve ipekli kumaşlar önemli gelir kaynaklarıydı.
16. yüzyıla kadar Asya ile Avrupa'yı bağlayan ticaret yolu Osmanlı Devleti'nden geçer ve bu işi yapan tacirlerden belli bir vergi alınırdı. Yerli tüccar ve zanaatkarlar da devlete belli bir vergi verirdi.

Fakat devletin asıl geliri fetihler neticesinde elde edilen savaş ganimetleri, hediyeler ve işgal edilen bölgelerden alınan haraç ve cizyelerdi. Devlet kervansaray, köprü, karayolu, çeşme vs. gibi kamu hizmetlerini de, kurduğu vakıflar sayesinde yapardı. Tamirat vs. masraflar da yine vakıflardan sağlanırdı. Görüldüğü gibi, düzenin başarısı fetihlere bağlıydı. Savaşlarda galibiyet devam ettikçe düzen de başarısını sürdürdü.

Düzenin Bozulması

6. yüzyılın sonlarına doğru düzenin işleyişi hem düzenin iç çelişkileri, hem de dış etkenlerle bozuldu ve süratli bir çöküş dönemine girildi. Biraz aşağıda sosyo-ekonomik nedenlerini anlatacağımız bu çöküş, tarihi devlet adamlarının cengaverlik hikayeleri olarak kabul edenlerin anlattıkları kadar basit değildir. Bu çöküşün nedenleri de kahramanın ve akıllı padişahların yerine beceriksizlerinin işbaşına geçmesi şeklinde yorumlanamaz.
Bu çöküşün nedenlerini anlamak için Avrupa'da meydana gelen önemli değişiklikleri bilmek zorundayız.

Bu yüzyılda Avrupa'da iki önemli olay yer aldı:

Amerika'nın keşfi ve Avrupalı denizcilerin karaya hiç ayak basmadan dünyayı dolaşmaları. 15. yüzyıl ortalarına kadar uygarlık dünyasının temeli Asya kıtasıydı. Avrupa; para, servet, endüstri açılarından Asya'ya daima borçlu idi. Doğu ülkeleri ile olan ticaretinde elinde-avucundaki nakit parayı, aldığı mallar karşılığında yitiriyordu. Amerika'nın keşfi ile yağma edilen Aztek ve İnka hazineleri, Peru, Bolivya ve Meksika'da işletilen madenlerden elde edilen altın ve gümüşler Avrupa'ya akmaya başladı. 1500-1550 yılları arasında Avrupa'daki altın ve gümüş miktarı dört misli arttı. Altın artık bir mücevherat eşyası olmaktan çıkıp, değişim aracı haline geldi. Nakit paranın çoğalması ticareti geliştirdi, tüccarlar, bankerler zenginleşti. Feodal bey sınıfı köylüyü sıkıştırmak suretiyle feodallikten kapitalist tarım üreticiliğine geçme yoluna girdi.

Zenginleşen bir sınıf (burjuvazi) hükümetlerle el ele vererek ticareti gittikçe geliştirdi, elinde biriken fazla servetleri de endüstriye yatırmaya başladı. Bu suretle durumu değiştiren Avrupa, dışarıya mamul madde satıp, hammadde satın almaya başladı. Böylece 16. yüzyıla kadar Asya'ya akan altın, yön değiştirdi.

Avrupa'nın bu durumunu gördükten sonra tekrar Osmanlı Devleti'ne dönebilir ve çöküşü hazırlayan iç nedenleri inceleyebiliriz. 16. yüzyılda devletin sınırları son derece büyümüş ve merkez, iç eyaletlerine söz geçiremez olmuştu. Bu durum sipahilerin ekonomik ve siyasi gücünün artmasına sebep oldu. Bu güçlenme, bazı eyalet valilerinin devlet merkezine başkaldırmasına kadar gitti.

Seferler de merkezden uzaklaştıkça pahalı olmaya başlamıştı. Ateşli silahlarla donanmış Batı devletlerini yenmek de eskisi kadar kolay olmuyordu. Ve bir an geldi ki, seferlerin masrafları ganimetlerden fazla olmaya başladı. Avrupa ile Uzakdoğu'yu birbirine bağlayan ticaret yolu da artık eskisi gibi geçerli değildi. Çünkü Avrupalılar daha az masraflı olan deniz yolunu kullanıyorlardı.

Gelirleri azalan saray, arazileri bir veya birkaç seneliğine tüccar ve bankerlere kiralamaya başladı. Bu kiracılara mültezim denilirdi. Mültezimler, saraya belli bir para vermekte, karşılığında ise sipahinin topladığı vergiyi toplamaktaydı. Daha çok para kazanmak için köylüyü sıkıştıran mültezimler sipahi sisteminin bozulmasına ve köylülerin göçüne sebep oldular. 16. yüzyıla kadar mamul madde ihraç ederek, karşılığında o günlerin dövizi olan altın ve gümüş stok eden devletin bu durumu da tersine döndü. Altın ve gümüş rezervi çoğalan ve fiyatların çok arttığı Avrupa devletleri artık Osmanlı Devleti'nden hammadde satın almaya başladılar; karşılığında ise mamul madde satıyorlardı. Bu durum bir yandan altın ve gümüşün azalmasına, öte yandan el sanatlarının yok olmasına sebep oldu.
16. yüzyılda başlayan Osmanlı devlet düzeninin çöküşü, 19. yüzyıla kadar devam etti.

Düzenin, çözülme başlamasına rağmen iki yüzyıl kadar dayanmasının iki nedeni vardır:

Osmanlı Devleti'ni çevreleyen sınır devletler arasında Osmanlıları yıkacak askeri güce erişmiş bir devletin bulunmaması ve Avrupa kolonyalizminiıı (sömürgeciliğinin) dünyanın başka bölgelerinde bakir ve sömürülmesi kolay olan başka ülkeleri tercih etmesidir.

Bu iki yüzyılda devletin durumunu gören bazı devlet adamları birtakım reformlar yapmaya çalıştılar. Fakat düzenin bozukluğunun asıl nedenini görcmiyorlardı. Bu nedenle yaptıkları reformlar hep yüzeyde kaldı. Askerlikte, idari işlerde, kıyafette, davranışlarda birtakım değişiklikler olduysa da bunlar Avrupa'ya özenti olmaktan geri gidemedi.

Ve nihayet Osmanlı Devleti 1838'de Avrupa emperyalizminin karşısına şu manzarayla çıktı:

- Devletin gücünün devamı ve savaşlar için gerekli finansmandan yoksun bir idare...
- Belirli yasaları olmayan bir rejim...
- Dış ticareti yabancılara, iç ticareti azınlıklara bağlı olan bir ekonomi...
- İçinde Türk'ten gayrı milletlerin doğuş halinde olduğu bir siyasal toplum...
- Siyasal güçleri saray, Babıali, asker, ayan, ağa ve derebeyi arasında çekişmeli bir devlet.

Bu tarihe kadar Avrupalı emperyalist devletler bazı imtiyazlarla Osmanlı Devleti'nin içine girmişlerdi. 1838'de imzalanan Ticaret Antlaşması, Osmanlı Devleti'ni emperyalistlerin oyuncağı haline getirdi. Nihayet ekonomik sömürü askeri işgal şekline dönerek, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden silindi.
1838'e kadar yabancılara birçok imtiyazlar verilmişti. Kapitülasyonlar dediğimiz bu imtiyazlar Kanuni Sultan Süleyman zamanına kadar dayanır. Bu imtiyazlar evvelden sadece Venedik ve Fransız tüccarlarına verilirdi. Kanuni zamanında ise ilk defa bir devlete, Fransa'ya verildi. Bu imtiyazlar iki taraflı olmasına rağmen o sıralarda Osmanlı Devleti kendini kuvvetli saydığından ve Avrupa'ya gidecek tüccarı bulunmadığından daima tek taraflı işlemiştir.

Kaynakça
Kitap: Savunma
Yazar: Deniz Gezmiş
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir