Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkmen Edebiyatında Yunus Emre, Karacaoğlan Ve Mahtumkulu

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Türkmen Edebiyatında Yunus Emre, Karacaoğlan Ve Mahtumkulu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 20:44

TÜRKMEN EDEBİ GELENEĞİNDE YUNUS EMRE, KARACAOĞLAN, MAHTUMKULU ÇİZGİSİ

Bilindiği gibi Türkler, belli bir tarihe kadar aynı coğrafyada, bir arada yaşamışlardır. Bir arada yaşamanın tabii bir sonucu olarak, tek bir yazı diline ve tek bir edebiyata sahip olmuşlardır. Çeşitli sebeplerle farklı bölgelere göç etmek ve yerleşmek zorunda kalınca, hayatlarını da farklı devletler veya topluluklar halinde devam ettirmişlerdir. Buna bağlı olarak da yazı dilleri ve edebiyatları farklılaşmaya başlamıştır. Bugün bu farklı yazı dillerini ve edebiyatlarını, kabaca Kuzey sahası, Doğu sahası ve Batı sahası olmak üzere üç ana başlık altında toplamaktayız. Söz konusu sahalar arasındaki edebi ve kültürel münasebetlerin hiçbir zaman kesilmediği vurgulanması gereken önemli bir husustur.

Türkmence ve Türkmen edebiyatı, Azeri ve Anadolu sahası ile birlikte "Oğuz" grubu içinde yer almaktadır. Azerbaycan, Türkmenistan ve Anadolu sahaları arasındaki edebi ve kültürel münasebetler, XIV. yüzyıldan beri canlı bir şekilde devam etmiştir. Nesimi ve Fuzuli, Azerbaycan ile Anadolu'nun; Yunus Emre ve Karacaoğlan da Anadolu ile Türkmenistan'ın ortak şahsiyeti olmaları edebi ve kültürel münasebetlerin canlı bir delilidir. Ayrıca, Fuzuli ve Nesimi'nin Türkmenistan'da da tanınıp sevildiğini, dolayısıyla üç sahanın ortak şahsiyetleri kimliğine sahip bulunduğunu da söyleyebiliriz.

Bu şairler şiirlerinde başta dini ve tasavvufi unsurlar (konular) olmak üzere, pek çok ortak temayı işlemişlerdir. Bu ortak temalar; ortak dünya görüşünü ve ortak değerleri de ifade ederler.

Mesela:

Yunus Emre -veya aşık Yunus-, Hz. Muhammed'e beslediği sevgiyi:

Canum kurban olsun senün yoluna
Adı güzel kendü güzel
Muhammed Gel şefaat eyle kemter kuluna
Adı güzel kendü güzel Muhammed (...)
Sen hak peygambersin şeksüz gümansuz
Sana uymayanlar gider imansuz aşık
Yünus n'eyler dünyayı sensüz
Adı güzel kendü güzel Muhammed (Timurtaş 1989: 238)

şeklinde ifade ederken, Mahtumkulu:

Ya habib,
Hak resülüsün,
Çın candan sevmişim seni.
Dervişler Kadir gecesin,
Seven dek sevmişim seni.
(.)
Mahtumkulu, dünya fani,
Ötüptür Rüstemler, kanı?
Ay, gün ü zemin, asmanı,
Seven dek sevmişim seni.
(Biray 1992: 478-479)

şeklinde ifade etmektedir. Temanın ortak olması yanında, "Hak resulü" ve "hak peygamber", "canım kurban olsun" ve "candan sevmişim seni" gibi ortak ifade kalıplarının varlığı dikkati çekmektedir.

Ortak ifade kalıplarının çok güzel ve canlı başka bir örneği de "Yunus Emre, Karacaoğlan ve Mahtumkulu'nda ortak olan "... diye diye" ve "... diye" redifleridir. Yunus Emre'nin şiiri gazel tarzındadır.

Ancak musammat olması sebebiyle dörtlük haline getirilebilir:

Düşd'önüme hubbü'l-vatan, gidem hey dost diyü diyü
Anda varan kalur heman, kalam hey dost diyü diyü
(.)
Yünus Emre var yolına, münkirler girmez yolına
Bahri olup dost göline, talam hey dost diyü diyü (Timurtaş 1989: 159)

Türkmenistan ile Anadolu sahasının ortak şahsiyetlerinden biri de, Karacaoğlan'dır. Karacaoğlan, XVII. yüzyıl Anadolu halk şairidir ve aşık tarzı halk şiirimizin (saz şiiri) zirvelerinden biridir. Karacaoğlan, mutasavvıf değildir, şiirlerinin mihverini de dini ve tasavvufi konular oluşturmaz. Bununla birlikte, Allah inancı ve sevgisi, Hz. Muhammed ve Hz. Ali muhabbeti, başta namaz olmak üzere ibadetler ve çeşitli dualar vb. gibi dini temalara sık sık yer verir. Rahat ve oldukça başarılı bir söyleyişe sahiptir. Bilhassa bu son özelliğiyle Türkmenistanlı şairleri ve Mahtumkulu'nu etkileyen isimlerden biri olmuştur.

Yunus Emre'deki yukarıda verdiğimiz, "hey dost diyü diyü" şeklindeki ifade kalıbı, Karacaoğlan'da "elif elif diye" şeklini almıştır. Dini-tasavvufi Türk edebiyatının zengin türlerinden biri olan elifnamelerde, "elif", Allah sembolüdür. Dolayısıyla, Karacaoğlan'ın şiirlerindeki elif de hem güzelin adıdır, hem de -özellikle ilk dörtlükte- Allah'tır. Zaten Elifin isim olarak kullanılması da, taşıdığı bu anlamdan dolayıdır. Elifname yazan az sayıdaki Türkmen şairlerinden biri olan Mahtumkulu da, elifi Allah'ın timsali olarak kullanmıştır. Bu bakımdan Karacaoğlan ile Mahtumkulu arasındaki ortaklık, sadece "ortak ifade kalıbı"ndan ibaret kalmamakta anlam ve söyleniş tarzı bakımından da aynı çizgiyi ifade etmektedir.

Karacaoğlan'ın söz konusu şiiri şu şekildedir:

İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye
(.)
Karacaoğlan eğmelerin
Gönül sevmez değmelerin
İliklemiş düğmelerin
Gezer Elif Elif diye (Köprülü 2004:325)

Karacaoğlan ile Türkmen şairler ve özellikle Mahtumkulu arasındaki ortaklık, beşeri aşk şiirlerindeki tasavvurlarda daha fazladır. Sevgili ve sevgiliye ait güzellik unsurları ve benzetmeler, neredeyse aynıdır. Karacaoğlan'ın doğup büyüdüğü, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Çukurova ve Toroslar ile Türkmenistan coğrafyası arasında çok az benzerlik olmasına rağmen, tabiattan alınan teşbih ögelerinin ortak oluşu dikkate değerdir. Bu ortaklığı metinler üzerinde gösterecek olursak Karacaoğlan'ın şu dörtlüğü örnek olarak alınabilir: Ala gözlerini sevdiğim dilber Kokuya benzettim güller içinde İnceciktir belin, hilaldir kaşın Selviye benzettim dallar içinde
(Köprülü 2004: 299)
Aynı ifade tarzı Mahtumkulu'nun bir şiirinde şu şekilde görülmektedir.

Her iki şairde de gül, ince bel, selvi (servi) mazmunları aynı şekilde kullanılmıştır:

Ey yarenler, yahşı yarin,
Koynu cennet, güle benzer
Sözlese, dürler saçılır
Dilleri bülbüle benzer.
Köyen yok dünyada mence
Didar görmek yok doyunca
Dişleri dür, ağzı gonca
Beli ince kıla benzer
Gözü nergiz, boyu şimşat
Kirpikleri misl-i polat
Peri peyker servi azat
Deste deste güle benzer (Biray 1992: 409-410)

Karacaoğlan'ın güzelleri "elma ya-naklı, kiraz dudaklı ve sedef dişli"dir. Mahtumkulu'nun sevgilisi de "dür (inci) dişli ve alma yanaklı"dır. Her ikisi de, güzeli "ince belli", "kalem" veya "hilal kaşlı" olarak tasvir eder.

Mahtumkulu'nun "diye diye" redif-li şiiri, Muhammes tarzında, yani beşer mısralık bendlerle yazılmış olmasına rağmen, bendlerin tamamı olmasa da, son iki mısrası musammattır. Şiir, bu yönüyle şekil özelliği bakımından oldukça orijinal bir muhammes örneği kabul edilebilir. Aynı zamanda, Yunus'un şiiri gibi on altılı hece vezniyle yazılmıştır.

Söz konusu şiir şu şekildedir:

(.)
Bu dünyanın cefasından girihler düştü kaşıma,
Düşmanlarım kan yıglayır gözümden akan yaşıma,
Sırrımı izhar eylesem alemde bir yoldaşıma,
Felek yıglar göz yaşıma, ne sevda düştü başıma
Mecnün bolup dağ başına çıkam Yüsuf diye diye.
(.)
Sorsa nizamı dünyada anşırır yahşı sözüden,
Tapmay küşade bahtı ol tali ile yıl-dızıdan,
Görse vefaları mundag her kim durup öz özüden
Mahtumkulu dost yüzüden, durmaz yaş gözüden
Bülbül olup yar sözüden, okam Yusuf diye diye (Biray 1992: 321-322)

İki şiir arasındaki bir başka benzerlik de, kafiyeli kelimelerin fiilllerden oluşması ve istek kipinin kullanılmasıdır. Yunus'taki kafiyeli kelimeler "gidem-kalam-ötem-geyem-yanam-toyam-talam" şeklinde; Mahtumkulu'ndaki kelimelerse "yakam-dökem-çekem-çıkam-sökem-bakam-yıkam-okam" şeklindedir.
Yunus'ta ve Mahtumkulu'nda "tut" redifli şiirler de, büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. İki şiirde de "tut-"; "farz et ki" anlamındadır. Her iki şiir de, dünya varlığına aldanmak ve ölüm gerçeğini unutmaktan söz etmektedir.

Yunus'un şiiri:

Sen bu cihan mülkini
Kafdan Kafa dutdun dut
Ya bu alem malını oynayuban ut-dun dut
(... )
Yüzyıllar hoşlığıla ömrün olursa Yünus
Son ucı bir nefesdür geç andan da
ötdün dut (Timurtaş 1989: 9-10)
şeklindedir.

Aynı konuyu işleyen Mahtumkulu'nun şiiri ise şöyledir:

Dünya görmey, tutkun kalsan bir künçte,
Bad-ı pay dek yeryüzüne yeldim tut!
Çin-Maçında, Rumda, Hindde, Ha-beşte,
Bolan bolmuş hünerleri bildim tut!
(.)
Mahtumkulu, çeksen cefa cebir, bil,
Hüdaya hoş gelir, şükür sabır bil,
Kılça cana kızıl teni garip bil,
Kızıl dilin sözler iken, öldüm tut!
(Biray 1992: 284-285)

Yunus Emre'ye bir nevi "nazire" niteliğindeki bu şiirler, Mahtumkulu'nun şairlik kudretini çok açık olarak aksettirmektedir. Çünkü, bilindiği gibi kudretli şairlere "nazire" yazmak da kudretli şairler tarafından "tanzir" edilmek de, büyük şair olmanın ölçülerinden biridir.
Mahtumkulu'nun çok önemli bir özelliği de, divanının içeriğindeki milli ve mahalli ögelerle, Türkmen halkının, adeta bir ansiklopedisi olmasıdır. O, halkın bütün sıkıntılarını ve hal çarelerini göstermiş, geçerliliğini günümüzde de devam ettiren fikirler üretmiştir. Temel sıkıntı, bağımsız bir devlet sahibi olamamaktan kaynaklanmaktadır. Zira bu asırda Türkmen tayfaları parçalanmış, birbirleriyle çatışır durumdadır. Mahdumkulu, bu duruma çok üzülmektedir. Bundan kurtulmanın tek yolu bir bayrak altında birleşmektir.

Türkmenler bağlasa bir yere beli Kurutur Gulzum'u Derya-yı Nil'i Teke, Yomut, Göklen, Yazır, Alili Bir devlete kulluk etsek beşimiz. (Biray 1992: 26)
Şairimiz sosyal sıkıntılara da ilgisiz değildir. Şiirlerinde sadece toplum değil, zaman zaman fert de ön plana çıkar. Ona göre fert her bakımdan güçlü olmalıdır. Güçlü olmak için de, mal sahibi olmak gerekir.

Mahdumkulu bunu şöyle ifade eder:

Muhammed ümmeti malsız bolmasın,
Malsız bolsa, doğan kardeş yad bolur.
Kaçar ağan, inin, bolmaz hatırın,
Güvenir düşmanın, dostun mat bolur. (Biray 1992: 380)

Zamane böyledir, göze ilmezler,
Her yiğidin kolda barı bolmasa.
Yüz tümenlik sözün şaya almazlar,
Her kişinin itibarı bolmasa. (Biray 1992: 381)

Güçlü olmak, yalnız mal sahibi olmakla da mümkün değildir. İnsanın kendisine zarar veren alışkanlıklardan uzak durması da şarttır. Mahtumkulu'nun müstakil olarak "tütün içmek" konusunu işleyen altı şiir yazmış olması, ferdin beden sağlığına verdiği önemi göstermektedir. "Çilim" şiirinde, tütünü "garet-i can" olarak nitelendirmesi, bu konudaki hassasiyetinin bir ifadesi olarak görülmelidir.

İlk örneklerini Ahmet Yesevi'de gördüğümüz cahil ve doğruluktan uzak din adamları eleştirisine Mahtumkulu da katılır. Zamaneden şikayet eden şair, özellikle din adamlarının konumlarına yakışmayan davranışlarından rahatsız olmaktadır.

O, bu konuda:

Mollalar galat der aydan sözüme Sıya alıp Kara Tartar yüzüme Kılan karı türtülüptür gözüme Kur'an'a hadisler yazıp başladı Süthar bolmuş ademlerin yarısı Yüreğinden çıkmaz boldu karası Bu zamanda molla, müftü barısı Zekat deyip, illeri gezip başladı (Biray 1992: 66-67)
diyerek çalışmadan halkın sırtından geçinen molla ve müftüden şikayet eder.

Sonuç olarak Mahtumkulu, Türkmenlere has mahalli temaları ve söyleyiş tarzını bırakmadan, kısmen farklı nazım şekilleri içinde, Yunus'la başlayan tasavvuf ve ilahi aşk konusunu, Karacaoğlan'daki lirizm çizgisini takip ederek bütün Türkmen edebiyatının ışığı olmuştur. Hatta Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya kadar bütün Türk dünyasında etkisi günümüze kadar devam etmiş-tir.

Kaynakça
Kitap: TÜRKMEN EDEBİ GELENEĞİNDE YUNUS EMRE, KARACAOĞLAN, MAHTUMKULU ÇİZGİSİ
Yazar: Fikret TÜRKMEN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir