Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hoca Ahmet Yesevi İle Bağlantılı Alevi-Bektaşi Erenleri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hoca Ahmet Yesevi İle Bağlantılı Alevi-Bektaşi Erenleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:09

HOCA AHMET YESEVİ İLE BAĞLANTILI VE LİTERATÜRDE AZ BİLİNEN ALEVİ-BEKTAŞİ ERENLERİ

Kaynaklarda ve halk arasında, Pir-i Türkistan, Hazret-i Sultan gibi isimlerle de anılan büyük Türk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi'nin ve Yesevi Yolu'nun Orta Asya merkez olmak üzere Türk topluluklarının manevi hayatlarında asırlardır süren etkisinin değişik yönleriyle incelenmesi, ayrıntılarıyla ortaya konulması Yesevilik araştırmaları bakımından büyük önem taşımaktadır. Biz bu amaca yönelik kendi alanımızla ilgili dağınık bilgileri sistemleştirmeye ve sunmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Genelde Yesevi kültürü olarak adlandırdığımız, kültürel dokular, Ahmet Yesevi ve onun harika şahsiyeti sonucunda ortaya çıkmış ve zaman içerisinde değişik şekiller altında olsa da çeşitli unsurlarıyla bugün hala yaşamaya devam etmektedir. Ahmet Yesevi'nin tarihimizdeki özel yerinin hiç şüphesiz, Türk toplulukların İslamlaşma döneminde harika bir zamanlama ile eski Türk inançlarını yeni dinsel değerler ile uyumlu hale getirmesindeki üstün başarısı ile bağlantılı olduğu bilinmelidir.

Son dört yıldır çalışmalarımızı gerek Yesevilik araştırmalarının sorunları ve günümüzdeki durumu, gerekse Yeseviliğin nitelikleri ve etkileri konusunda yoğunlaştırdık. Bu bağlamda Türkiye ve Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetlerinde kaynak ve alan araştırmaları yürüttük. Böylece gördük ki, Anadolu ve Orta Asya arasında dinsel, kültürel bakımlardan büyük yakınlıklar bulunmaktadır. Bu konuları ele alan makalelerimiz, daha önce gerek bu dergide, gerekse Kazakistan'daki çeşitli süreli akademik yayınlarda yayınlandı. Burada konunun daha çok Anadolu boyutu üzerinde durulacaktır.

Onun etkileri sadece Yesevi Yoluna özgü çeşitli dini kültürel değerler ile sürmekle kalmamış, aynı zamanda yetiştirdiği ve/veya onun izinden giden birçok şahsiyetle de devam etmiştir. Çeşitli kaynaklarda Ahmet Yesevi ile ilişkilendirilen gerek tarikat gerekse soy bağlantısı bulunan pek çok şahsiyet bulunmaktadır. Ahmet Yesevi kadar olmasa da bu şahsiyetlerin birçoğu da tarihte iz bırakan tanınmış şahsiyetler olagelmişlerdir. Bu zamana kadar yapılan çalışmalarda Ahmet Yesevi ve Yesevilikle bağlantılı tarihi veya menkıbevi şahsiyetlerin derli toplu dökümünün yapıldığı bir araştırma bulunmamaktadır. Biz burada kaynaklarda sıkça geçen tanınmış olanları Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Künhü'l Ahbar bağlamında belirtmekle yetinerek, esas olarak literatürde az bilinen ve daha çok sözlü gelenek yoluyla günümüze ulaşmış Alevi-Bektaşi erenleri üzerinde durmak istiyoruz. Yer yer bu erenlere ait ziyaretgahlardaki not ve gözlemlerimize de başvurulacaktır.

Ocak'ın da çok yerinde belirttiği üzere "...Anadolu için temel problemimiz, Yeseviliğin Anadolu sufiliği için nerede ve ne ölçüde yer aldığı, ne gibi bir akıbete uğramış olduğudur. Yeseviliğin XIII. yy. da, Abdal Musa, Avşar Baba, Akyazılı Aziz, Şeyh Nusret, Şeyh Pir Dede, Kademli Baba, Baba Sultan gibi erenlerin Ahmet Yesevi ile bağlantılı oldukları yönünde yarı menkıbevi verilerin yer aldığı kaynakların bulunduğu görülmektedir. Bu menkıbevi verilerin altında tarihi gerçeklerin de yer aldığını kabul etmek gerekir. Şöyle ki Anadolu'da bugün yaşayan toplulukların Orta Asya'dan Balkanlara kadar uzanan yerleşme süreci göz önüne alındığında bu verilerin tarihsel gerçekleri de içerdiği görülecektir. Anadolu'ya göçlerin başladığı dönemlerden başlayarak pek çok tasavvuf ekolüne mensup dervişin de buralara geldiğini biliyoruz. Mesela Gordlevski'ye göre Küçük Asya'da Ahmet Yesevi'nin kalıtçıları ve ardılları Bektaşilerin de bulunduğu açıktır. Çeşitli araştırmacıların verdiği bilgilere göre Anadolu'ya Yesevi dervişleri gelmiş olup onların tarihi veya menkıbevi izleri bugün hala mevcut durumdadır. Mesela Hasluck'a göre Hacı Bektaş Veli ve aynı ekole mensup dervişler Hoca Ahmet Yesevi ile ilişkilidirler.

Aynı şekilde Babinger de şu bilgileri vermektedir:

"...Daha Selçuklular zamanında birçok sufi insanlar Evliya merkezi olan Buhara'dan gelip, Anadolu'ya toplulukla girmişler ve orada gerek saray gerek ahali tarafından istekle kabul edilmişlerdi. Maveraünnehir'in çok yüksek tutulan halk velisi Ahmed Yesevi bunların hepsinin üstat ve sevgilisi idi. Bu bakımdan özellikle Horasan bu yabancı konukların kaynağı bulunuyordu."

Kaynaklarda Ahmet Yesevi'nin Anadolu'daki halifelerinin daha çok Vilayetname-i Hacı Bektaş-ı Veli, Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Künhü'l-Ahbar adlı eserlere dayanılarak sunulduğu görülmektedir. Bu veriler Anadolu ve Balkanlar'daki Yesevi halifelerini açıklamak bakımından yeterli değildir. Biz, bu konuda kısa zamanda kaynak tarama ve Anadolu'da yaptığımız sınırlı bir alan araştırmasıyla bile çok daha fazla veri elde edilebileceğini gördük. İşte bu makalemizde bu araştırmalarımız sırasında elde ettiğimiz verilerle tespit ettiğimiz Ahmet Yesevi ile bağlantılı Alevi-Bektaşi erenleri hakkında bilgiler verilecektir.

Vilayetname-i Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu'da yazılmış olup Ahmet Yesevi ve onunla ilişkili erenler hakkında bilgi veren en eski ve en değerli eserdir. XV. yy.ın sonlarında Uzun Firdevsi diye tanınan Hızır b. İlyas tarafından yazılmıştır. On ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi ise XVII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun geniş hakimiyet alanı altında bulunan yerlerdeki gezi bilgilerini içeren bir eser olup Ahmet Yesevi ile bağlantılı erenler hakkında yararlı bilgiler vermektedir.6 Buna Evliya Çelebi'nin Ahmet Yesevi soyundan geldiğini söylemesi de eklenince verdiği bilgiler daha ilginç bir boyut kazanmaktadır. Bu duygusal bağı ile olsa gerek o, gidebildiği yerlerde nerede Yesevilikle bağlantılı türbe, tekke veya kişiye rastlarsa bunu belirtmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatname'de Ahmed Yesevi'nin manevi nüfuzunun bütün Rumeli, Anadolu ve Azerbaycan'da yaşadığını gözlemleriyle ortaya koymaktadır. Evliya Çelebi bu bağlamda Sarı Saltık, Avşar Baba, Abdal Musa, Akyazılı Aziz, Geyikli Baba, Gajgaj Dede, Horoz Dede, Şeyh Çin Osman, Şeyh Nus-ret, Şeyh Pir Dede ve Kademli Baba hakkında da bilgi vermektedir. Gelibolulu Mustafa b. Ahmet adlı ancak daha çok Ali kısa adıyla bilinen tarihçi, Künhü'l-Ah-bar adlı genel dünya tarihini konu alan eserini ise 1593-1599 yılları arasında kaleme almıştır. Bu eserde de menkıbevi/yarı menkıbevi olmakla birlikte Ahmet Yesevi ve onun halifeleri hakkında bilgi bulunmaktadır. Buradaki bilgiler Vilayetname ile de benzeşmektedir. Tarihçi Ali bu bağlamda Hacı Bektaş Veli ve Emir Çin Osman hakkında bilgi vermektedir.

Bu çok bilinen kaynakların dışında da Anadolu'nun değişik bölgelerinde Yesevi halifelerinin ve soyundan gelenlerin varlığına ilişkin veriler bulunmaktadır. Bizim burada vereceğimiz üç örnek, Rumi Hoca, Bozgeyikli Dede ve Hacı Mahmut Hoca'dır. Orta Anadolu'da bir Dolaşma adlı eserinde Dr. Şükrü Akkaya, Rumi Ho-ca'nın, nakledildiğine göre, Horasan'dan gelen Ahmed Yesevi halifelerinden olduğunu, Keçikalesi savaşında bu kaleyi aldığını ve sonra bu tepede şehit düştüğünü yazmaktadır. Yine Yalman'ın verdiği bilgiler ve Birdoğan'ın naklettiğine göre Bozgeyikli Dede adlı Türkmen ereni de, Ahmet Yesevi soyundan-dır. Birdoğan, Türkmen söylencelerinde Bozgeyikli Dede'nin Hoca Ahmet Yesevi ardalarından ve torunlarından olduğu ve Hacı Bektaş'la ilişkide bulunduğunu söylemektedir.

Sevgen'in verdiği bilgiler de Yesevi halifelerinden Hacı Mahmut Hoca hakkındadır:

"Bor'da elimize geçen, Yesevi halifelerinden Borlu Hacı Mahmut Hoca'nın eseri olan 1286-1869 tabı tarihli Nesayih-i Amme isimli risalede Sarı Saltuk'tan, malum olan kerametlerinden bahsedildikten sonra 'Kasaba-i Bor'da' olan Sarı Saltuk ziyaretgahı kabr-i şerifi değildir, fakat makam-ı şerifleridir."

Zamanla yerini yerel kültlere bırakmasına karşın, Anadolu Alevi-Bektaşi toplulukları arasında Ahmet Yesevi kültü unutulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Halk arasında Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya geldiğine dair rivayetler bulunmaktadır.

Şöyle ki Özkök'e göre; Esasen Dersimliler de asıllarını şu suretle anlatmaktadırlar:

Bundan 1200 sene kadar evvel Horasan'dan kalkan (Ahmet Yesevi) Malatya civarındaki bir yere gelmiş ve burada kendi adını verdiği bir köy kurmuştur. Bunun oğulları (Şeyh Hasan ve Seyit Ali aileleri) adını almışlar ve Dersim'in yüksek yaylalarına dağılmışlardır. Nesilleri çoğalarak Şeyh Hasan'ın Karabal, Abbas, Ferhat adında üç oğlu olmuş ve bunlardan da Karaballı, Abbas ve Ferhat uşakları ve Seyit Ali'nin oğullarından da Koç, fiamresik uşakları türemiştir (Özkök, 1937: 4). Yine Önder'e göre, eskiden Dersim diye anılan bu bölgede aşiretler iki büyük zümreye ayrılmaktadır:

1. Şeyh Ahmet Yesevi'ye bağlı olanlar

2. Dersimliler.

Birinci gruptakiler ise iki aşiretten ibarettir:


a) fiiranlı Aşireti,
b) Şeyh Hasanlı Aşireti (Önder, 1953: 757).

Bir diğer önemli nokta Anadolu'daki Türkmen boyları ile Ahmet Yesevi arasındaki gerek tarikat gerekse soy silsilesi şeklindeki bağlantıdır. Bektaşi icazetnamelerinde tarikat silsileleri verilirken Ahmet Yesevi de yer almaktadır. Bu arada çeşitli ocakzade dede ailelerinin neseben Ahmet Yesevi'ye bağlılık iddialarında bulundukları da görülmektedir.

Mesela Orhan, bu konuda şöyle der:

"Türkiyemizde Şah Ahmed Dede'nin soyundan gelen evlatları vardır. Bunları elindeki silsilenamelerden (soyağacı) tespit mümkündür."

Bu iddiaların kanıtlanmasında önemli yararlar sağlayacak olan belgeler şüphesiz şecerelerdir. Ancak ocakzade dede aileleri arasında sıkı şekilde saklanan ve en yakın akrabalara fotokopisi dahi verilmeyen bu önemli belgelerin pek çoğundan ne yazık ki araştırmacılar da yararlanamamaktadır. Değişik Alevi ocakları ile ilgili şecerelerin incelenebilmesi halinde Ahmet Yesevi'nin Anadolu'daki gerek soy gerekse yol bakımından söz konusu ilişkilerinin çok daha iyi bir şekilde anlaşılabileceği muhakkaktır.
Ayrıca Orta ve Doğu Anadolu'daki bazı Alevi boyları arasında bugün bile yaşayan Ahmet Yesevi'ye mensubiyet iddiası geçmişte onun hatırasının ve izlerinin ne derece güçlü olduğunu göstermektedir. Zamanla yerel kültler ön plana geçmiş olmasına karşın Ahmet Yesevi adının unutulmaması oldukça anlamlıdır. Ahmet Yesevi, Orta ve Doğu Anadolu'daki Aleviler arasında Şah Ahmet Yesevi, Şeyh Ahmet Yesevi ve Hoca Ahmet Yesevi adlarıyla anılmaktadır. Anadolu'daki Türkler arasında, Şah ve Şeyh sözcüklerinin dinsel ve sosyal önderlik vasıflarını gösteren unvanlar olduğunun bilinmesine karşın, hoca sözcüğünün Orta Asya ve Doğu Türkistan'daki anlamı yani Ahmet Yesevi'nin soy zincirini gösteren bir unvan olduğu pek bilinmemektedir.

Eskiden Dersim olarak adlandırılan ve bugünkü Tunceli, Elazığ, Erzincan, Sivas illerini kısmen içine alan bölgede etkin boyların önemli bir bölümü ve bazı ocaklar yani dede aileleri kendilerini Ahmet Yesevi'ye bağlı saymaktadırlar. Buna bu illerde 1999-2002 yılları arasında gerçekleştirdiğim araştırmalarımda da şahit oldum. Sözlü kültürün hakim olduğu bu boyların nesilden nesle aktardıkları Ahmet Yesevi ile olan bağlarını ve boyların Ahmet Yesevi soyundan gelişlerini açıklayan bilgilere sahip oldukları da görülmektedir.

Burada Yesevilikle ilgili literatürde pek bilinmeyen Alevi Bektaşi erenleri Hub-yar Sultan, Şeyh Hasan Onar, Teslim Abdal, Hamza Baba, Haydari Sultan, Baba Mansur, Hacı Murad-ı Veli ve oğlu Hasan Dede ve Seyyid Baba hakkında bilgiler sunulacaktır.

Hubyar Sultan

Hubyar Sultan adlı erenin türbesi daha önce Sivas'a bağlı olan ancak günümüzde Tokat'ın Almus ilçesi sınırları içerisinde bulunan Hubyar Tekke Köyü'ndedir. Gerek bu ocak soyundan dedelere göre ve gerekse de talipler arasında Hubyar Sultan'ın Ahmet Yesevi soyundan olduğu kuşaktan kuşağa söylenegelmektedir. Ocak talipleri Sıraç toplulukları olarak da bilinmektedir. Bu ocağın Tokat ve çevresindeki en nüfuzlu Alevi ocağı olduğunu söylemek mümkündür. Bu ocak mensuplarının en önemli özellikleri ata geleneklerinin titiz bir şekilde günümüze kadar yaşatılması olmuştur. Eski Türkmen adet ve geleneklerinin ibadet, cenaze vb. uygulamalarının birçoğu daha yakın zamana kadar aynen uygulanmaktaydı. Ancak adet ve geleneklerde kentlere doğru yaşanan göç olgusu nedeniyle zayıflama olduğu da bilinmektedir. Eski Türklerdeki Gök Tanrı İnancı, Atalar kültü, doğa kültleri gibi unsurlardan oluşan inanç sisteminin yaşamasının bir sonucu olarak Hubyar Sultan'ın bulunduğu köyün içi ve yakınlarında birçok kutsal ziyaret bulunmaktadır.

Hubyarlılar arasında Ahmet Yesevi ile ilgili menkıbeler, bugün olmuş gibi canlılığını korumaktadır. Ahmet Yesevi, Hubyar Sultan ve Hacı Bektaş Veli'ye ilişkin çeşitli menkıbeler yüzyıllardan beri halk arasında yaşamaktadır. Ayrıca Hubyarlı-ların deyişlerinde Ahmet Yesevi'nin de anıldığı birçok deyiş bulunmaktadır.

Bunlardan Abdal Dede'nin bir deyişinden alınmış iki kıta şu şekildedir:

Hoca Ahmet tercüman elma alınca Sevgi ile ol ceme Selman gelince Bektaş-ı Veli de niyaz kılınca
Budur has bahçesinin gülü dediler
Hak Muhammed Ali ismi anıldı
Erler hep solukta gayet bir idi Hoca Ahmedim sağ soluğa bağladı Soluk bilen yolu bulur dediler

Şeyh Hasan Onar

Türbesi Malatya'nın Arapgir ilçesine bağlı Onar Köyü'ndedir.9 Köyün Türkmenlerin yerleşmesi öncesinde önemli bir Hristiyan yerleşim birimi olduğunu söyleyebiliriz. Köyde bulunan mağaralarda oldukça eski ve önemli arkeolojik tarihi değere sahip duvar işleme resimleri bulunmaktadır. Sonradan köye Türkmenlerin yerleştiği, kendi inanç ve kültürlerini taşıdıkları anlaşılmaktadır. Öyle ki burada ya-pılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Türk boylarının damgalarının bulunduğu taşlar başta olmak üzere birçok tarihi eser bulunmuştur. Yüzyıllardır ayin-i cemlerin gerçekleştirildiği Büyük Ocak ve Küçük Ocak olarak adlandırılan ve bugün de korunan iki eski yapı bulunmaktadır. Gerek bu ocak soyundan dedelere göre ve gerekse de talipler arasında Şeyh Hasan Onar Dede'nin Bayat Boyu'nun On-er kolundan ve Ahmet Yesevi'nin akrabası olduğu anlatılmaktadır. Akrabası olmanın yanı sıra onun yanında eğitim aldığı ve daha sonradan boyuyla birlikte 12.-13. yüzyıllarda Anadolu'ya göç ettiği söylenmektedir. Bu ocak soyundan İsmail Onar-lı'nın elinde çeşitli vakfiye ve fermanlar bulunmaktadır. Bir başka söylenceye göre ise Şeyh Hasan, Türkistan'da Hoca Ahmet Yesevi'nin yanında yetişmiş ve On-er adını da ona hocası Yesevi vermiştir. Şeyh Hasan Onar adına da bir Alevi Ocağı ve bu soydan dedeler bulunmaktadır. Onar Köyü ile bağlantılı bir diğer yerleşim birimi ise Elazığ'ın Baskil ilçesinde bulunan Şeyh Hasan Köyü'dür. Şıh Ahmet Dede (Ahmet Yesevi) Ocağı da denilen buradaki ocağın Tabanbükü (Şeyh Hasan) köyüdür. Bu köydeki ocakzadeler Şeyh Ahmet Yesevi soyundan geldiklerini söylemektedirler.

İfade ettiğimiz üzere bu Ocak, aynı zamanda Şeyh Hasan Onar Ocağı ile de bağlantılıdır. Bu Ocak mensuplarından alınan bilgilere göre Şeyh Hasan ve kardeşi Şeyh Ahmet, Elazığ'ın Baskil ilçesine bağlı Şeyh Hasan (Tabanbükü) Köyü'nde bir Dergah kurarlar ve amcazadeleri olan hocaları Ahmed Yesevi'nin de adını bu dergaha verirler. Bu nedenle bu ocağa Ahmet Yesevi Ocağı da denilmektedir ki tüm ocakların başı sayılır. Yine bu bölgede önemli araştırmalarda bulunmuş olan Ali Kemali de Alevi Ocakları hakkında bilgi verirken, Şeyh Ahmet Dede Ocağı'nın Şeyh Ahmed Yesevi evladından olup, bütün seyyid ve ocakların serçeşmesi olduğunu ifade etmektedir. Tunceli ve çevresindeki bazı aşiretlerin onun soyundan geldiklerini ifade etmektedir. Daha sonraları ise Şeyh Ahmed'in çocukları Zaviyenin adını Şeyh Ahmet Tavil olarak değiştirerek babalarının adını verirler. Vakfa dönüşen tekke; Selçuklu ve Osmanlı Sultanlarınca da onaylanır ve Şeyh Ahmet dede soylularına verilir. Halk arasında her iki ad da kullanılmaktadır.

Ayrıca bölgede hem Kaygusuz hem de Onarlı tarafından derlenen ve tanınmış Alevi-Bektaşi ozanlarından Derviş Muhammed'e ait Onar Dede Destanı adlı 37 kıtalık uzun şiirde yer alan şu ifadeler de dikkat çekicidir:

Kalkıp Horasan'dan sökün eyleyen Şam'da Kul Yusuf'u ziyaret eden Yesevi'den düstur alıp getiren İn ziyaret eyle Sultan Onar'ı!...

Teslim Abdal

Ahmet Yesevi ile rivayetlerin bugün dahi canlı olarak yaşadığı Tabanbükü (Şeyh Hasan) Köyü'nde büyük Alevi-Bektaşi ozanlarından Teslim Abdal'ın türbesi de bulunmaktadır. Genellikle Alevi-Bektaşi edebiyatına ilişkin antolojilerde derlenmiş deyişleri bulunan Teslim Abdal'ın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır. Aşan'ın verdiği bilgilere göre Teslim Abdal, 18. yüzyılın başında (1719) vefat etmiştir (Aşan, 1987). Tabanbükü yöresinde elde edilen bilgilere göre Teslim Abdal'ın da Ahmed Yesevi soyundan geldiği ifade edilmektedir. Bu tezi desteklemek üzere kullanılan bir bilgi olması bakımından bir deyiş söylenmektedir.

Teslim Abdal bir deyişinin son kıtasında şöyle demektedir (Orhan, 1993: 14):

Teslim Abdal, şal şalının kumaşı Deryadan denizden artıktır coşu Doksan bin Horasan pirinin başı Fırat kenarında Şah Ahmed Dedem
Bir başka araştırmacı Onarlı da Teslim Abdal'ın Ahmet Yesevi'nin soyundan gelen Şeyh Ahmet'in torunlarından olduğunu ifade ederek, başka bir deyişini sunmaktadır ki bunda da Şeyh Ahmed Dede, Ahmet Yesevi soyundan bir eren olarak ifade edilmektedir:

Şeyh Ahmet adındır, Tavil-i Tubi mahlasın fiah-ı Merdan Musa Kazım Abbas neslisin Hace Ahmed Yesevi Rum halifesisin İn ziyaret eyle Şeyh Ahmed Dede'yi...

Yesevilik araştırmaları bakımından Teslim Abdal ve soyu hakkında da araştırma yapılmasıyla daha başka bilgilere ulaşılması da mümkündür diye düşünülmektedir.

Haydari Sultan

Orta Anadolu'da Ankara yakınlarında türbesi bulunan Türkmen babalarından Haydari Sultan hakkında da Ahmet Yesevi ile ilişkilendirildiği menkıbeler bulunmaktadır. Örneğin 1900 yılı yazında Anadolu'da alan çalışmaları yapan İngiliz antropolog J. W. Crowfoot, Haydari Sultan ile Ahmet Yesevi'yi ilişkilendiren bir bilgiyi nakletmektedir:

"Bu köyde, ilk gittiğim köyde topladığım geleneksel tarihi bilgileri düzeltme ve detaylandırma olanağı buldum. Haydar Sultan'daki Şeyh, Haydar'ın İran kralının oğlu olduğunu ve Horasan'ın Yesevi adlı bir kasabasından geldiğini, onun Hoca Ahmet olarak da çağrıldığını ve ünlü Hacı Bektaş'ın müridi olduğunu söylemişti... Hasan Dede'de ise, Haydar'la Hacı Bektaş'ın 670 veya 650 yıl evvel oraya geldikleri söylendi."

Şapolyo'nun naklettiği bir rivayete göre Haydar Sultan, Ahmet Yesevi'nin oğludur. Babası oğlu Haydar'ı Horasan'dan Rum diyarına gönderdiğinde Ankara, Keskin yakınlarındaki Berek dağı eteklerine geldiği zaman, kafirler Haydar'ı esir ederek bir yere hapsederler. Ahmet Yesevi Haydar'ı kurtarmak üzere Hacı Bektaş Ve-li'yi Horasan'dan Rum diyarına gönderir. Hacı Bektaş Veli Haydar Sultan'ı bularak onu Rumların elinden kurtarır ve ona babası Ahmet Yesevi'nin onu istediğini söyler.

Fakat Haydar Sultan:

"Ben burada çok çile çektim, gidemem!" der, ancak Hacı Bektaş'ın ısrarı üzerine babasını ziyarete gider. Bir süre sonra bu köye tekrar gelerek, kendisine bir çilehane yaptırır. Burası bir kuyudur. Ziyaretçiler bu kuyuyu günümüzde de akıl hastalıklarının tedavisi amacıyla ziyaret etmektedirler. Tanyu da Haydar Sultan Köyü'nde gerçekleştirdiği görüşmelere dayanarak, bu menkıbenin benzerini naklediyor ve Haydar Dede'yi buralarda en önceki erenlerden tanıyorlar. Hoca Ahmet Yesevi'nin oğlu olduğuna inanıyorlar. Diyarı Rum'a ilk gelenlerdendir. Hacı Bektaşı Veli Türkistan taraflarında iken Haydar Dede ondan çok önce buraya gelmiştir demektedirler, diyor. Ayrıca Haydar Sultan türbesinin yanında bulunan kuyunun ise Haydar Sultan'ın çile çektiği kuyu olarak adlandırıldığını da ekliyor. Bu çile çekme konusu bilindiği üzere tasavvuf ekolunun önemli sembollerinden olup Ahmet Yesevi'nin de çile çektiği bir mekan Türkistan'da (Yesi) onun dergahının yakınında bulunmaktadır. Aynı şekilde Ahmet Yesevi geleneğinin Anadolu'daki önemli temsilcisi Hacı Bektaş-ı Veli'nin adıyla özdeşleşmiş Hacıbektaş ilçesinde da çilehane ve aynı zamanda ziyaretgah olan bir mekan bulunmaktadır.

Hamza Baba

Hamza Baba'nın türbesi ve dergahı İzmir, Kemalpaşa'da bulunmaktadır. Onarlı'nın verdiği bilgilere göre Hamza Baba'nın Türkistan (Yesi) yakınlarında doğduğu ve Muhammed Hanefi soyundan geldiği ifade edilmektedir. Ahmet Yesevi Der-gahı'nda eğitim görmüş ve Moğol istilasıyla birlikte Hacı Bektaş Dergahı'na gelerek Hacı Bektaş'ın halifeleri arasına katılmıştır. Hacı Bektaş Veli'nin onu Ege bölgesini irşad ile görevlendirdiği söylenmektedir. Moğol istilası sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla ortaya çıkan beylikler devrinde Saruhanoğulları beyliği tarafından zamanında da Nif, bugünkü adıyla Kemalpaşa, Hamza Baba'ya vakıf olarak arazi verilmiştir. Hamza Baba soyundan Dedeler Kemalpaşa'da bulunurlar. Hamza Baba Dergahı'nın mezarlığında bu soydan önemli dedelerin bulunduğu bilinmektedir. Hamza Baba Ocağı talipleri ise Manisa, Kemalpaşa, Balıkesir, İzmir, Çanakkale, Akhisar, Demirci, Menemen, Turgutlu, Aydın, Dikili, Bergama, Edremit yörelerinde bulunmaktadır. Hamza Baba soyundan Dedeler hizmetlerini Hacı Bektaş çelebilerinden aldıkları icazetnameler ile sürdürmüşlerdir. Elimde bu icazetname örneklerinden bulunmaktadır.

Baba Mansur

Baba Mansur adlı evliyanın da Horasan'dan geldiğine inanılmaktadır. Ayrıca Baba Mansur'un büyük Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevi'nin piri Arslan Baba'nın oğlu ve aynı zamanda halifesi Mansur Ata olduğu da söylenmektedir ki, bu konuda da tarihsel verilerden çok menkıbevi verilere sahibiz. Yörede araştırma yapanlardan Polat'a göre; Baba Mansur, Hz. Muhammed'in torunlarından İmam Muhammed el-Bakır b. Ali Zeynelabidin'in yirminci kuşak evladıdır. Büyük Türk mutasavvıfı Hoca Ahmet Yesevi'nin talebesidir. Baba Mansur Miladi 1197 tarihinde Düzgün Efendinin köyü fiöbek'te ölmüştür. Baba Mansur ölünce, oğlu Seyit Veli kaldı. Silsilename buraya kadar devam etmiştir. Seyit Cafer, Seyit Veyis Ahmed ve Seyit Abbas'ın, Seyit Veli'nin oğulları oldukları rivayet edilmektedir. Bu dört kardeşin çocukları çoğalır. Birdoğan'a göre de Baba Mansur, Muhammed Bakır'ın yirminci kuşaktan oğullarından olup, Hoca Ahmet Yesevi'nin öğrencisidir. Türkistan'ın Yesi kentinden olan Hoca Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdiği halifelerinden birisi Baba Mansur'dur. 1170 yılında Şöbek Köyü'ne yerleşmiştir. Alaeddin Keykubat'tan sonra Diyarbakır Dülkadirli devletinden bir secere almış, torunları bunu daha sonra Sultan II. Mahmut döneminde yeniden onay-latmışlardır. Baba Mansur, 1197'de Şöbek'te ölmüştür.

Tunceli ili Mazgirt ilçesinin doğusunda Darıkent (Muhundi) Bucağı'nda bu tanınmış evliyanın yürüttüğüne inanılan bir duvar bulunur.15 Muhundi orada bulunan bu ziyaretin anısı nedeniyle Tunceli ve çevresinin en ünlü ziyaretgahlarındandır. Baba Mansur'un adı etrafında ve onun soyundan gelenlerce oluşturulan, Baba Mansur Ocağı dedeleri ve talipleri daha çok Erzincan, Tunceli ve Sivas bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Yüzyıllardır Doğu Anadolu'daki taliplerinin hizmetlerini gören bu ocak da yaşanan sosyo-ekonomik dönüşümden etkilenerek, kentleşen Aleviliğin yeni ihtiyaçları doğrultusunda fonksiyonlar yerine getirmeye başlamıştır.

Seyyid Baba

Anadolu'daki Alevi-Bektaşi erenlerinden olan Seyyid Baba'nın türbesi, Sivas, Divriği Akmeşe (Ziniski) köyündedir. Yörede yaygın birinci rivayete göre Seyyid Baba'nın atalarının da Ahmet Yesevi'nin halifelerinden olduğu ifade edilmektedir. "Seyyid Baba'nın asıl adı Seyyit Saadettin'dir. Seyyit Baba'nın dedeleri Hoca Ahmet Yesevi'den nasip aldıktan sonra Hacı Bektaş Veli ile birlikte Horasan'dan yola çıkıyorlar. Vilayetname, Ahmet Yesevi'nin 99 bin halifesi olduğunu yazar. Hoca Ahmet Yesevi'den nasip alan dervişlere Horasan erenleri denilmektedir." Bana Akmeşe Köyü'nde Seyyid Baba'nın türbedarı da olan Dede ile görüşmemde de onun Ahmet Yesevi'nin halifelerinden olduğu ifade edilmiştir.

İkinci bir rivayete göre ise Seyyid Baba Horasan erenlerinden olup bir alp erendir. Bu yörenin Müslümanlaştırılmasında önemli bir yeri vardır. Çevre halkı arasında yaygın olan bir söylentiye göre Seyyid Baba Mengücekler döneminde şahların sancaktarı olup buradaki bir savaşta şehit düştüğü için ona büyük saygı gösterilmektedir. Bu köyde ve yakın köylerde Seyyid Baba Ocağı dedeleri bulunur. Talipleri de yine Sivas'ın Divriği yöresindedir.

Hacı Murad-ı Veli ve Oğlu Hasan Dede

Ahmet Yesevi ile bağlantılı bir diğer evliya ise Bursa'nın İnegöl İlçesi, Şehitler Köyü'nde türbesi bulunan Hasan Dede'nin de babası olan ve Çankırı'nın Eldivan İlçesi, Seydi köyünde türbesi bulunan Hacı Murad-ı Veli'dir. Bu Alevi-Bektaşi ereninin de Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdiği halifelerinden olduğu ifade edilmektedir.

1999 yılının son gününde ziyaret ettiğim Bursa, İnegöl, Şehitler köyünde Hasan Dede Türbesi'nde gördüğüm ve türbenin girişinde bulunan kitabede şu bilgiler bulunmaktaydı:

"Miladi 733 yılında Medine'de dünyaya gelen. İmam Musayı Kazım'ı, Abbasi Halifesi Harun-i Reşid Bağdat'a çağırmak suretiyle zehirleterek şehit etmiştir. Miladi 788 yılında Musayi Kazım'ın 18 oğlundan biri olan İmam Rıza, babasının yerine geçerek imamlık görevini sürdürmüştür. Diğer 17 oğlundan gelen seyitler kendilerine inanan ehlibeyt taraftarlarını ilim ve irfan yönünden eğiterek fikirlerini yaymaya çaba sarfetmişlerdir. Hiçbir politika ve siyasete karışmayan, sadece Tanrı ve insan sevgisini kitlelere aşılayan, şahsi menfaatlerinden ziyade toplum menfaatini düşünen bu seyitlerden birisi Bağdat'ta rahat ve huzur bulamayınca Horasan'a göç edip oraya yerleşmiştir. Aliyul Buka adındaki bu seyit (M. 1046) yılında dünyaya gelip 1166 yılında ölen Muhammet Hanefi neslinden Hoca Ahmet Yesevi'ye intisap etmiştir. Horasan, Türkistan, Nişabur, Buhara, Belh, Yesi ve Sayram şehirleri havalisindeki binlerce halifeleri tasavvuf yönünden yetiştirerek, 1071 Malazgirt Savaşı'nda Bizans'ı ağır bir yenilgiye uğratan büyük komu-tan Alpaslan'ın, ilk açtığı geçitten yararlanan Hoca Ahmet Yesevi'nin halifeleri, Anadolu'ya akın akın geçerek, belirli bölgelerde görev almışlardır.

Selçuklu Türklerinin bu galibiyetleri neticesi Anadolu'da şu Türkmen Beylikleri kurulmuştur:

1-Saltuklular (1092-1201),
2-İzmir Beyliği (1081-1092)
3-Arkutlular (1101-1409)
4-Mengüçlüler (1118-1250)
5-Danişmentler (1092-1178).

Niksar, Tokat, Çorum, Kastamonu ve Çankırı dolaylarında Türk ve İslamlaştırma görevini üstlenen Danişmendliler grubu içinde Hoca Ahmet Yesevi halifelerinden Horasan Erenlerinden Hacı Muradi Veli'de vardı. Türbesi Çankırı ilinin Eldivan ilçesinin Seydi köyünde olan Hacı Muradı Veli, çağın tanınmış evliyalarındandır. Büyük bir ihtimalle bu bölgedeki harekata, Hacı Muradı Veli evlatlarından Hasan Dede'nin de katıldığı kuvvetle muhtemeldir." Kitabede yazılan bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere Hacı Murad-ı Veli ve dolayısıyla onun oğlu Hasan Dede de Anadolu'da Ahmet Yesevi geleneğine bağlı erenlerden görülmektedir.

Sonuç

Anadolu ve Balkanlar'da aradan geçen yüzyıllara karşın Ahmet Yesevi'nin etkisi onun halifeleri veya soyundan geldiği iddia edilen şahsiyetler aracılığıyla da olsa tarihi veya menkıbevi şekillerde yaşamaya devam etmektedir. Anadolu ve Balkanlar'da özellikle yaşlı kuşak arasında yapılacak alan çalışmaları ile literatürde pek bilinmeyen daha pek çok Yesevi halifesine ilişkin bilgilerin elde edileceği muhakkaktır. Bu nedenle Anadolu ve Balkanlarda konuya yönelik alan araştırmalarına zaman kaybetmeden başlanması gerekmektedir.

Kaynakça
Kitap: HOCA AHMET YESEVİ İLE BAĞLANTILI VE LİTERATÜRDE AZ BİLİNEN ALEVİ-BEKTAŞİ ERENLERİ
Yazar: Ali YAMAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: HOCA AHMET YESEVİ İLE BAĞLANTILI ALEVİ-BEKTAŞİ ERENLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:10

SÖZLER

Ermek istiyorsan sen muradına, Sabır kitabını oku öyle gel.
Her ne arar isen kendinde ara, Nefsinle hesaplaş günah sil de gel.
İlimden gidecek yol istiyorsan, Karanlık yollara sapma öyle gel.
Hiçbir milleti ayıplamadan, İnsanı sevmeyi bil de öyle gel.
Çalışmak doğruluk ve de sevginin, İbadet olduğun öğren öyle gel.
Kanmazsa alim şeytanı mülke, Cahilden üstündür bil de öyle gel.
İncinsen de incitme sen diyorsan, İnsanı Kâbe'yi sev de öyle gel.
Nur görmek istersen kendi gözünde, Gönül zenginliğin gör de öyle gel.
Hakim olmak için cihanı gönle, Yaratılmış bu Türk bil de öyle gel.
Gürsesim sen eğer ara bul dersen, Sen benden ben senden ol da öyle gel.
Güvenç alıp Hacı Bektaş sözlerin, Şiir yazamazsın bil de öyle gel.

Güvenç GÜRSES
Bu şiir Hacı Bektaş Veli'nin sözlerinden yararlanarak yazılmıştır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir