Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıyor

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:33

ONBİR

Karabekir, din ve devrim konularındaki endişelerini her yerde anlatır.. «Uzmanlar» der «fikirleri işlesinler». Yoksa din ve ahlak konularında atılacak yanlış adımlar «gençliği züppeleştirir».

Paşa endişelidir. Şöyle düşünür:

Dini ve ahlaki devrim, bilim adamlarına dayanmadığına göre «nereden geldiği belli olmayan bu fikir» toplumda hem de «her şeye müsait bir muhitte yaman hadiselere» yol açabilir.

Karabekir, konuyu yakın arkadaşı İsmet Paşa ile de görüşür.
«16 Ağustos'ta İsmet Paşa ile görüştüm. 18 Temmuz'da Teşkilatı Esasiye münasebetiyle Fethi Bey ve arkadaşlarıyla yaptığımız (İslamlık terakkiye manidir) münakaşasını ve Gazi'nin yakın zamanlara kadar her yerde İslam dinini, Kur'an'ı ve hilafeti medhü sena ettiği ve pek fazla olarak Balıkesir'de minbere çıkıp aynı esaslarda hutbe dahi okuduğu halde dün gece Heyeti ilmiye muvacehesinde Peygamberimiz ve Kur'an hakkında hatır ve hayale gelmeyecek tecavüzde bulunduğunu anlattım ve bu tehlikeli havanın Lozan'dan yeni geldiği hakkındaki kanaatin umumi olduğunu da söyledim.

İsmet Paşa, Macarlar ve Bulgarlar, aynı saflarda itilaf Devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde istiklallerini muhafaza etmiş olmaları hristıyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi de İslam olduğumuzdan ileri geldiğini bugün kendi kuvvetimizle yıllarca uğraşarak kurtulduksa da İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bu arada bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını ve istiklalimizin de dalma tehlikede kalacağım., bana anlattı.

Ben de bu fikre iştirak etmediğimi şu mütalaalarıma dayanarak söyledim:

«Böyle bir fikrin doğuracağı hareket milletin başına yeniden daha korkunç ve daha meşum bir istibdat idaresi getirecektir. Daha kazanamadığımız milli neşe kaçacak, birçok emekle kurulan milli birliğimiz de bozulacaktır. Biz içerde birbirimizi boğarken bize bu kurtuluş yolunu gösteren politikacılar da (Türkler hıristiyan oldular) diye bütün İslam alemini bizden nefret ettireceklerdir. Bu surette bizi tedip etmek için İslam alemi ruhlarında isyan duyacaklardır. Artık İtilaf Devletleri Yunan ve Ermeni kuvvetleriyle başaramadıkları emellerini, İslam ordularını ve hele arapları, (salli ala Muhammed) diye üzerimize saldırmakla istihsale kalkışacaklardır.

Sultan Mahmut devrinde' (Türkler hıristiyan oluyor) diye arap ordularını Anadolu içlerine sevk eden ve orduları idare eden Fransızlar değil miydi? Türk donanmasını ifsat eden ve Mısır'a teslimine sebep olan politika aynı oyun değil miydi? Öteden beri bir taraftan hükümete (Avrupalı olun, garp hayatını aynen alın, başka kurtuluşunuz yoktur) derler. Diğer taraftan da attığımız adımlara teşvik ederler ve İslam alemine de (Türkler hristiyan oluyor) diye aleyhimizde nefret uyandırırlar.

Esasen imkansız olan birşey! yapıyor görünmek bile maddi ve manevi bütün kudret kaynaklarımızı mahv ve harap eder, Neticesi bu işi benimseyeceklerin hayatları ve prestijleri de kafi gelmeyeceğinden kendi elimizle milleti anarşiye sürükleriz. Neticede bolşeviklik cereyanları arasında mahv olmak veya müstemleke olarak istiklalimizi kaybetmek de çok uzun sürmez. M. Kemal Paşa'nın son beyanatı bütün ilim adamlarımızı hayret ve korku içinde bırakmıştır. Çok vahim neticeler doğurabilecek bu fikir hep birarada müzakere ve münakaşa etsek millet ve memleketin hayrına olur.
Lozan bize istibdat ve tehlike getirmesin!»

İsmet Paşa'dan bir noktanın daha aydınlanmasını sordum:

Lozan Sulh Muahedesi'nde boğazların tabi olacağı usule dair mukavelenin 8. maddesi aynen şöyledir:
(Madde 8: Payitahtın ihtiyacı için İstanbul. Beyoğlu, Galata, Üsküdar ile Adalar dahil olduğu halde İstanbul ve mezkur şehrin civar kurbunda (yakınında) azami 12 bin kişilik bir kuvvei askeriye bulunabilir. İstanbul'da bir tersane ve üssü bahri muhafaza edilebilecektir).

Halbuki, daha 12 Kasım 1921'de Erkanı ,Harbiye Umumiye Reisi Fevzi Paşa'nın Boğazlar hakkında ne düşünüldüğü sorusuna cevap olarak (İstanbul'un makamı saltanat olacağı kaldırılarak makamı hilafet) denilmesini teklif ettiğim gibi yine teklifim üzerine saltanatı ilga ve hilafet ali Osman'da ve İstanbul'da bırakılmıştı. Bu kanun halinde kabul olunmuş ve 2. TBMM esas olan Halk Fırkası umdelerinde de yer tutmuştu. En sonra da 11 Ocak 1922'de M. Kemal Paşa muvacehesinde (payitaht neresi olmalı?) diye ortaya atılan sualde O'nun arzusu ne ise onu yapmak isteyenlere karşı (İstanbul hilafet merkezidir, Ankara da hükümet merkezi. Payitaht tabiri artık kalkmıştır) demiştim.

Bu sefer karşımıza (İstanbul'un payitaht olduğu) sulh muahedesi ile ortaya çıkıyor. Bunun sebebi nedir?
İsmet Paşa iyi dinledi; fakat hiçbir cevap vermedi.
Bunu M. Kemal Paşa'nın arzusuyla yaptığından benim şüphem, yoktu. Nitekim bir müddet sonra onun bu arzularından ebediyen uzaklaştıracak bir teşebbüste bulunmaya mecbur kaldım. Az aşağıda gelecektir.»
Hocaları Toptan Kaldıralım!

Karabekir, o günlerde, Ankara'nın Keçiören semtinde «Kubbeli Köşk» diye bilinen bir küçük köşkte kira ile oturmaktadır. 19 Ağustos 1923 günü M. Kemal, Latife Hanım ve İsmet Paşa bu köşke yemeğe gelirler.
Yemekte tartışma çıkar. Tartışma Karabekir ve İsmet Paşa arasındadır. M. Kemal, tartışmayı sessizce izler.

..İsmet Paşa müthiş bir inkılap hamlesi teklif etti:

— Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak hiçbir zaman yapamayız..
ilk Fethi Bey grubundan işittiğim bu yeni inkılap zihniyetini İsmet Paşa da bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak bu üç şahsiyetin üç maddelik programı kulaklarımda tekrarlandı:

1 — İslamlık terakkiye manidir.
2 — Arap oğlunun yavelerini Türklere öğretmeli.
3 — Hocaları toptan kaldırmalı.

Peki ama ne olmak istiyorsunuz? dedim, hristiyan mı? Dinsiz mi?
Hiçbirine imkan olmamakla beraber her iki yol da hem tehlikeli hem de geridir. Münevver hristiyanlık alemi ilim zihniyetine daha uygun bir din esasları araştırırken bizim, onların köhne müesseselerini benimsemekliğimiz müthiş tehlikesi ile beraber geri bir hareket olur. Dini kaldırmak ise yine müthiş tehlikesi ile beraber medeniyet aleminin nefret ettiği geri bir yol olduğundan maksatsız bir hareket olur. Bir millette duygu birliği, itikat birliği ve menfaat birliği olmazsa idare edenlerle edilenler arasında bir uçurum açılır ve bu uçurum günün birinde o millete mezar olabilir. Ben, her fırsatta söylediğim gibi dinle uğraşmanın bizi daha ziyade terakkiden alıkoyacağı ve daha ziyade geri götürebileceği kanaatindeyim. Dini olduğu gibi bırakmalı ve hükümet ne buna tesir yapmalı ve ne de tesiri altında kalmalıdır!

Biz milli istiklalimiz gibi milli hürriyetlerimizi de en mukaddes gaye tanımalıyız ve bunun zevkini bütün millete tattırmalıyız. Bunun için medeni hedeflerimizde sürat, fakat içtimai gayelerimizde tekamül yolunu tutmalıyız.

Ben, taassuptan uzak ve terakki sever bir insan olduğumu eserlerimle de gösterdim. Zaten yakından biliyorsunuz. Din hakkındaki düşüncemi Şarkta iken çocuklar için yazdığım (öğütlerim) başlıklı eserimde de üç yıl önce neşretmiş bulunuyorum. Müsaadenizle okuyalım.
Din ve mezhep öğüdünü okudum, sükunetle dinlediler, hiç cevap vermediler. Bahis de kapandı.

M. Kemal Paşa'nın büyük bir dikkat ve sükunetle beni dinleyişinden ve ara sıra da İsmet Paşa'yı süzmesinden ve ayrılırken de bana karşı gösterdiği samimiyetten çıkardığım mana beni haklı bulduğu idi. Fakat mütalaalarıma hak vermekle tekrar. Mefkure Hatırası'na döneceğini hiç aklıma getirmemiş idim.»

Eser Kimin?

21 Ağustos günü TBMM Lozan Antlaşması ile ilgili görüşmeleri yapar. Dışişleri Komisyonu Başkanı Yusuf Kemal (Tengirşek)84 kürsüde Kurtuluş Savası'nın «M. Kemal Paşa'nın eseri» olduğunu söyler. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Araş da Yusuf Kemal Bey'in düşüncelerine katıldığını açıklar.
Görüşmeler bitince Yusuf Kemal Bey, Karabekir ile karşılaşır.

Aralarında şu konuşma geçer:

— Paşa, sizi de tebrik ederim. Bu eserde en büyük hisse sizindir.
— Millet kürsüsünden en küçük hisse vermeniz daha kıymetli olurdu..

Kazım Karabekir, ertesi gün bu konuşmayı İsmet Paşa'ya da aktarır.
Kazım Karabekir, kırılmıştır. Tek adam dönemine giriliyor kuşkusu içindedir.

İsmet Paşa ile yaptığı konuşmada bu duygu ve düşüncelerini şöyle anlatır:

«Ve eğer İsmet de aynı şeyi Gazi'ye millet kürsüsünden bahş ederse tarihe karşı haksızlık edeceği gibi istikbal için Gazi'ye istediğini yapabilecek bir kudret vermiş olacağını ve bunun önüne hiçbirimizin geçemeyeceğini anlattım.

Herşeyi ben yaptım diyebilen bir adamın, bundan sonra da herşeyi ben yapacağım iddiasıyla ne tehlikeli maceralara atılabileceğini tekrar çünkü öteden beri bu bahis üzerinde mutabıktık Enver Paşa'yı misal göstererek İsmet Paşa'nın dikkatini çektim.

İsmet Paşa da «hiç merak etme. Bu mühim noktayı unutmadım» demekle beraber bu husustaki sözleri aynen şunlar oldu:

— Arkadaşlar;
Bir vazifei esasiye ifa etmek için şunu söylemek isterim. Gerek mücadelei harbiye esnasında ve gerek sulh müzakkeratı esnasında şevki kaderle ağır mesuliyetler altında bulundum. Ağır mesuliyetler altında memleketin hayatı menafiine taalluk edebilecek ağır kararlar vermek vaziyetinde bulundum ve bunların hepsinde merkezi idareden ayrı olarak ya düşman karşısında veya sulh müzakkeratında olduğu gibi Avrupa ortasında idim. Siyasi tabir ilesiyasi musahımlarım arasında bulundum. Bu kadar ağır mesuliyetleri biheba almak için ve bunların en büyük müşkilat karşısında dahi hedefe karşı yürümek için malik olduğu menbaı kuvvet bilhassa Büyük Millet Meclisi Reisi Gazi Mustafa Kemal Paşa'dır.

Arkadaşlar:

Yalnız şahsi bir minnet ve şükran iade etmek için söylemiyorum. Vazife ve iş noktai nazarından bir hakikati ifade etmek için söylüyorum. İnsan çok bunaldığı bir zamanda en muvaffık tedbirin daha büyük ve samimi birisi tarafından teyid edilmesine muhtaçtır. Büyük ve karışık vaziyetler içerisinde en büyük tedbir o kadar basittir ki, ekseriya onu bulmak çok müşkildir. Fevkalade karışık, dolaşık, bulutlarda mestur (örtülü, gizli) bir muhit içerisinde yol gösterecek bir isabeti nazar lazımdır.

Bu isabeti nazarı gerek muharebe hayatında ve gerek sulh hayatında bize gösteren M. Kemal Paşa olmuştur. Aldığım vazifelerde muvaffakiyet hasıl olduysa gerek harpte ve gerek sulhte başlıca amil olarak M. Kemal Paşa'yı muvacehei millete (millet önünde) ifade ediyorum'".

M. Kemal Paşa bu takdir yarışını büyük bir zevkle dinledikten sonra milli ve askeri işlerimizi kuranları, canla başla çalışanları kısaca olsun millet kürsüsünden millete ve tarihe tevdiye arlık lazım görmedi. Bundan en çok, etrafına topladığı değersiz kimseler istifadeye koyuldu.

M. Kemal Paşa'dan başka ortada kimse bırakılmadı:

O kurtardı ve O kurtaracak., teranesi, hazıra konmak isteyen dalkavukların dillerinde destan oldu.
Artık her akşam aleminde O'nun yüzüne karşı methiye yarışı aldı; yürüdü. Bütün bu muhit İkinci Millet Meclisi'nde kazanmıştı.

Meclisin çehresi pek garipdi:

Sarıklı, sarıksız muhafazakarlar, terakki taraftarları, din ve ahlak aleyhtarı züppeler suni bir birlik gösteriyorlardı. Meclis umumi heyeti M. Kemal Paşa'nın emrine ram (boyun eğen) idi. O sağa da gitse, sola da gitse hep beraber O'na ayak uyduracaklardı. Dışarıda kendi emekleriyle hayatlarını fakirce kazanabilen bu zümre, pek az müstesnasıyla, şimdi devlet hazinesinden zenginleşiyor ve ihsanlara da gark olarak aristokrat bir tabaka halini alıyordu. Bunlar da mensuplarını memuriyetlere kayırarak veya kazandırarak etraflarında tabakalar teşkil ediyorlardı.
İşte Cumhuriyet hükümeti, Türk milletine feyzini bu surette dağıtıyordu.

Trenlerle demir, fabrikalarına götürülen maden cürufunu mıknatıslayan çelik levhalar nasıl bir vinçle vagonlardan kendisine çekip yapıştırıyorsa, M. Kemal Paşa da bütün İstiklal Harbi'ni banisi sıfatıyla takınınca böyle bir kudretin sahibi olmuştu. O'nun çekemediği mahdut ağır parçalardı.
istiklal Harbi'ınizin bu şuursuz ve suni neticesinden müteessir olan vatanseverler vardı, fakat çok azdı.»

Birinci Ordu Müfettişliği

O günlerde komutanlar aynı zamanda milletvekili de oluyorlardı. Karabekir, askerliği yeğliyordu. Amacı, komutanların milletvekili olmamaları için bir de önerge hazırlar Genelkurmay Başkanı olmaktı. Ancak, bu arzusu yerine gelmez. «Ordu müfettişi» olarak kalır. Ordu müfettişliğinin merkezi Ankara'da olduğundan Karabekir Ankara'da oturacaktır.
Karabekir, Şark Cephesi'ni dolaşmak ve birliklerine veda etmek ister.

1 Eylül'de Ankara'da veda ziyaretlerine başlar, İsmet Paşa ile görüşür, İsmet Paşa. Karabekir'! uyarır:

— Kazım, çok korkuyorum. Seni Erzurum'da vuracaklar...

Karabekir, arkadaşı İsmet Paşa'ya şu yanıtı verir:

— Beni ne Erzurum'da vurabilirler ve ne de Erzurumlu beni başka bir yerde.
M. Kemal Paşa. Karabekir'! öğle yemeğine alıkoyar. Karabekir, ordu müfettişliği yanında ayrıca bir «ordu başmüfettişliği» kurulmasını önerir. M. Kemal Paşa bu öneriyi benimsemez.
Karabekir, hükümet merkezinin Ankara olmasını da önerir. M. Kemal Paşa bu konuyu düşüneceğini söyler.

Sonra aralarında şu konuşma geçer:

«Söz sırası şark seyahatine gelince M. Kemal Paşa bana şunları söyledi:

— Paşam, dikkat et. Erzurum mebusları aramızı bozmaya çalışıyorlar.

— Aramızdaki samimiyetin İstiklal Harbi'nin binbir zorluğu ve tehlikesi karşısındaki müşterek azmimizle daha ziyade perçinleştiği kanaatim besliyorum. Herhangi bir üçüncü şahsın buna dokunmaması için çok hassas bulunuyorum. Feragatimi ve açık yürekli olduğumu herkesten çok siz gördünüz ve tecrübe ettiniz. Bundan böyle de yine böyleyimdir. Fikir ayrılıklarım olsa dahi içten sevgi ve saygı duygularım asla azalmayacaktır. Sizden karşılık dileğimde bir kerre de şarktan yazdığım veçhile yeter ki bana sizin itimadınız azalmasın., dedim.

Ve aramızı bozmaya çalışan Erzurum mebuslarının kimler olduğunu sordum. İsmet Paşa ile Rauf Bey arasındaki soğukluğu kaldırarak İstiklal Harbi erkanının samimi birliğini tutmaklığımızı da diledim.

M. Kemal Paşa, Rauf Bey'in İsmet Paşa'nın aleyhinde söylediklerinin İsmet onda birini bilmiyordu.

Bize gelince:

— İkimiz de dikkat edelim, dedi. Ve sorduğum isimlerden bahsetmedi..»

Başkomutan ile Doğu Cephesi komutanı arasındaki bu içten dostluk, görüş ayrılıklarına karşın Cumhuriyet'in ilanından bir ay öncesine kadar yine sürmektedir.
Bu dostluk, 1926 yılında Karabekir'in Ali Fuat Paşa ile birlikte tutuklanıp cezaevine götürülmeleriyle en büyük darbesini yiyecek; Karabekir yıllarca İstanbul polisince adım adım izlenecek ve 1933 yılında da köşkü basılıp kitapları yakılacaktır.

Aradan yıllar geçecek, Karabekir'e ölüm döşeğindeki Atatürk'ün kendisiyle görüşmek istediği haberi gelecektir. Karabekir, «gidecek misiniz?» sorularına karşı «O Mustafa Kemal. Çağırılınca gidilir. O benim en iyi arkadaşımdır» yanıtını verecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:33

ONİKİ

«Erzurum mebusları aramızı açacak... Erzurum'da beni vuracaklar.»
Karabekir, kendi kendine bu soruları sorar. Erzurum milletvekillerinden yakınan M. Kemal Paşa'dır; Erzurum'da Karabekir'in vurulacağını söyleyen de İsmet Paşa.

Kafasında kendi kendine bu sorulan soran Karabekir «beynimde bir şimşek çaktı; fakat kendimi bu şimşeğin tesirinde bırakamadım» diye yazar. Sonrasını kendisinden dinleyelim: «Çabuk toparlandım ve kendi kendime: (Hisle değil hesapla hal olunmalıdır) dedim. İkametgahıma gelince güvendiğim Erzurum mebuslarından ve silah arkadaşlarımdan bir kaçını çağırttım.

Ve onlara geçen bu hadiselerin bilmedikleri safhalarını anlattım:

Şark harekatı hakkındaki muhaberemizi okudum. Celalettin Arif meselesinde o zamanki Erkanı Harbiye Reisi olan İsmet Bey'e bu zatla M. Kemal Paşa'nın arası nasıldır? diye sorduğum şifreye aldığım cevapta (iyi olmadığını, önce bana hücumla beni düşürdükten sonra Erzurumlular vasıtasıyla M. Kemal Paşa'yı da düşürmek istediklerini) bildirdiğimi söyledim.

Hasbıhallerimizde M. Kemal Paşa'nın fırka komutanlarımdan Halit Bey'e şifre ile (Celalettin Arif ile Karabakir'in arasını aç) dediğini ve Erzurum'a ilk geldiği zaman Halit Bey'le görüşmelerine O'na (seni de beni de İstanbul hükümeti istiyor. Bir gün Kazım bizi tevkif ederek gönderebilir. Birbirimizi tutalım ve daima muhabere edelim, icap ederse (..) yerine sen geçersin) tavsiyesini tesbit ettik.

Enver Paşa'nın bazı arkadaşlarıyla Moskova'da (Halk Şuralar Hükümeti) diye bir program bastırıp Anadolu'ya soktuğu zaman Erkanı Harbiye Umumi Reisi Fevzi Paşa'nın (bunların isyan çıkaracağını, gelirse Enver Paşa'nın tevkifi emrini, bu arada Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın 24.5.1921 tarihli şifresini ve cevabını okudum:

(Enver Paşa'nın İslam İhtilali Cemiyeti namıyla gizli bir teşkilatı genişleterek orduyu, ele almak fikrini takip ettiği anlaşılıyor. Bunlar tabii Şark ordumuzdan başlarlar. Bizim Garp Cephesi'ndeki harekatımız çok imtidat edebileceğinden (uzun süreceğinden) Şark'ta Ruslar dahi uzun müddet serbest kalırlar. Hasılı İttihatçılar, Ruslar, Erzurum'un mahıt müfsitleri her birisi başka maksat için ordumuza hücum edeceklerdir. Bu hücumların kaffesine (hepsine) mani olan yalnız sensin. Binaenaleyh, muhacemat mütemerkizen sana teveccüh ediyor (saldırılar sana yöneliyor). Açık tedbir ile hücumlardan endişe etmeyiz. Fakat ihanet ile hileye gelmekten endişe ederim. Kendine gayet sağlam bir muhit temin etmeli ve son derece müvesvis (kuşkucu, kuruntulu olmalısın..)

Buna karşı cevabım:

(Mevkiimin nezaketini tamamiyle takdir ederek muhitimi ve orduyu sağlam tutuyorum.)
Bunlara rağmen M. Kemal Paşa'nın İttihat ve Terakki Merkezi Umumisi'nde azalık yapmış bulunan Ardahan Mebusu Hilmi Bey'i bana haber vermeden Trabzon yoluyla Enver Paşa'ya göndermek istediği, Hilmi Bey'in de Trabzon'daki münasebetsizliğini haber alınca bana itimatsızlığın doğuracağı vehameti belirten şifremi ve cevabını okudum. Ve o günkü mülakatımda kendilerine hatırlattığımı da söyledim.

M. Suphi Olayı

Uyuşmazlık konusu Ardahan Milletvekili Hilmi Bey'in Ankara'ya çektiği telgraftır. Hilmi Bey, bu telgrafında Karabekir'den yakınır.
Karabekir, M. Kemal Paşa'ya 23 Aralık 1921 günü Kars'tan çektiği telgrafta «İstanbul. hükümeti eliyle yapılmayan fenalıkların ve anarşinin» birtakım kimselerce sahnelenmek istendiğinden yakınarak «Kuvvetli.bir hükümetle iş görülecek bir zamanda Envercilik devrine alet olmak isteyenlerin nazarımda irfan ve ehliyetleri ile tutamadıkları mevkileri çetecilikle iktisaba çalıştıklarını» söyler ve M. Kemal Paşa'dan «itimadını tekrar rica» eder.
M. Kemal Paşa, aralarındaki sevgi ve saygıdan söz eden ve Karabekir’e istediği önlemi almakta serbest olduğunu bildiren bir telgraf çeker.
Güven yeniden tazelenmiştir.
Karabekir, Erzurum'da yakın çevresine bu gelişmeleri anlatır.

Karabekir anılarının bu bölümünde M. Suphi olayını da şöyle anlatır yorumlar:

«..Elazığ Valisi Ali Galip'in™ vurdurulması teşebbüsü, M. Suphi heyetinin Trabzon'da uğradığı feci akıbet, sonra onun mürettibi olan Konya'nın 8 Temmuz 1922'de öldürülmesi, arkasından da (Herif Sivas mahkemesinde beraat kazanmıştır, bunu askerler öldürdü) diye orduya leke sürülmesi ve 20 Temmuz'da Başkomutanlık müzakeresinde iş Büyük Millet Meclisi'nin el koyarak üç mebus göndermeleri ve işi bu kanaldan orduya dolayısıyla da bana tevcih etmek istemeleri, fakat sonra bu işi Ankara'dan gönderilen Osman Ağa'nın adamları tarafından yapıldığı ortaya çıkışı, bunu çıkaran Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey'in boğuluşu, Osman Ağa ve bazı adamlarının öldürülüşü hep bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Sıra bugünkü mütalaalara geldi.
Bana ne söylediler, ben ne cevaplar verdim, aynen söyledim.»
Paşa, kuşkulanmaya başlamıştır.

Karabekir, çevresindekilere şu soruları açıkça sorar:

«— Kimlerdir benim M. Kemal ile aramızı açacaklar?
— Ve kimdir beni Erzurum'da vuracak?»

Kazım Karabekir, kararını vermiştir:

Artık Erzurum'da kalmayacaktır.
Neydi Karabekir'e böyle bir karar aldıran nedenler?

«1 — Mecliste bir düziye bilhassa Şark Mebusları aleyhime tahrik olunmuştur.
2 — Orduda bazı madunlarım (aslarım) ve bu arada bilhassa fırka komutanı Halit Paşa17 aleyhime tevdii olunmuştur.
3 — Meclis vasıtasıyla Trabzon'daki Kahya'nın katli hadisesi bana istinada çalışılmıştır.
4 — Son seferde Trabzon'da bulunuşumdan endişe edilerek Erzurum mebusu Asım Bey Erzurum'a gönderilmiş ve benim vaziyet alarak memlekette ikilik yapacağımdan korkutarak Kolordu komutan vekili Rüştü Paşa ve Erzurumlular aleyhime teşvik edilmek istenmiştir.
5 — Ben, şarktan Ankara'ya gelirken Kastamonu'da beni öldürmek üzere bir fedai gönderilmiş bu adam Ankara'dan gelen bir Türktür. Kendisinin bir Ermeni olduğu ve bir Amerikan torpidosu ile İnebolu civarına çıkarıldığı öğrenilmiştir, misafir kaldığım konakta abdesthanede yakalanınca rezalet ortaya çıkmış ve örtbas edilmiş.
6 — (Karabekir'e itimadımız yok) diyerek bine yakın muhitiyle bir düzüye takip ettirilişim, bu işe memur edilenlerin başında mebus ve asker İhsan Bey (Bahriye vekilliği de yapan)™ bulunuyormuş.
7 — Otuz kişi Gazi'nin etrafında toplanmış imiş.
Teşkilatı Esasiye ne demek? Gazi istediğini yapar diyorlarmış.
8 — Bugünkü vaziyette Gazi (Erzurum'da Karabekir'i istemeyiz) diye bir telgraf çektirmeye çalışıyormuş (...)

Bu konuşmalar, söylentiler kuşkularla sarmalanır. Erzurumlular Karabekir'e güvence verirler:

«Sana uzanacak eli ona uzatacakları da 24 saat içinde Erzurumlular çıkarır ve yok eder.»
Karabekir. Erzurum ve Kars'da halka konuşur; onların dertlerini dinler. Halka İstiklal Savaşı'nı anlatır. Halktan da büyük ilgi görür.
«Bana her yerde büyük sevgi ve saygı gösteriyorlardı. (..) Sahillerde apaçık Gazi'ye aleyhtarlık da görülüyordu, Erzurum'da ise kongre sıralarından başlayarak vaziyeti bilenler ve zaferden sonra kongre azasının bile meclise alınmadığını görenler (..) çok kötü surette aleyhtarlığını yapıyorlardı.
Ben, Gazi'nin hilafet ve saltanatı almak meselesinin henüz Anadolu'ya yayıldığını sanıyor ve heyeti ilmiye huzurundaki ağır tecavüzüne bakarak eski mefkuresine döneceğini hiç sanmıyordum. Bunun için de bu endişeyi gösterenleri teskin ve aleyhtarlığı gidermeye çalışıyordum.»
Tam bu sırada Sefahattin Adil Paşa'dan Karabekir'e bir telgraf gelir.

Selahattin Adil Paşa, M. Kemal Paşa'nın «Hilafet ve saltanatı almak için» girişimlerde bulunduğunu bildirmektedir:

Karabekir, 16 Ekim 1923 günü Fevzi Paşa'ya bir telgraf çekerek hükümet karşıtı dedikodulardan .söz eder.
Fevzi Paşa, bu dedikoduların kimler tarafından çıkarıldığını sorar.

Karabekir, 21 Ekim 1923 günü Fevzi Paşa'ya şu yanıtı gönderir:

«Seyahat ettiğim Orta Anadolu ve bilhassa sahillerde yapılmakta olan propagandalar doğrudan doğruya Gazi Hazretlerinin şahıslarına müteveccihtir. Dedikodunun esasını Gazi Paşa'nın Mecliste her emrine amade muayyen bir zümreye istinaden milli iradeyi bazice ederek mütehakimane idaresi (milli iradeye karşı baskıcı yönetim kurarak) rivayetleri teşkil ediyor. Trabzon'a geldiğim vakit Cumhuriyet şeklinin kabul edilmek üzere olduğunu gazeteler yazdı. Bu havadis dedikoduların artmasına mucip oldu.

Büyük Millet Meclisi şekli hükümetinin Türklüğün ibda ettiği (yarattığı) en güzel tarzı idare olduğu müşarünaleyh (anılan) tarafından beyan edilirken... idare şeklimiz gitgide Avrupa cumhuriyetlerinden farksız bir şekil alacağım söylemeleri garip bir tezat teşkil ettiği söylenmeye başlandı. Ve bir hükümdar lazımsa bunun hanedanı saltanat olması gibi münakaşalar oluyor. Bu kabil dedikodular Kars'da dahi şayidir. Trabzon'da çıkan mizahi Kahkaha Gazetesi'nin 4 Ekim 1923 tarihli nüshası bu noktadan pek manidar görülmeye layıktır. Gazetelerin son günlerdeki tenkidadı bu bütün dedikoduları artırmaktadır, arz ederim.

Kahkaha Gazetesi'ndeki41 resim, millet de, Millet Meclisi de, hükümet de hep Gazi şeklinde gösterilerek artık o ne isterse yapacak, üst tarafı kukla gibi oynatılacak fikrini tasvir ediyordu.»

Kazım Karabekir, Cumhuriyetin ilan edildiği gün Trabzon'da Müdafaai Hukuk Cemiyeti yöneticileri ile konuşmaktadır. Trabzon Müdafaai Hukuk Cemiyeti yöneticileri, M. Kemal Paşa'yı eleştirip. Kazım Paşa'dan bu gidişe «dur» demesini isterler.

Fethi Okyar kabinesi çekilmiş, Karabekir de Birinci Ordu müfettişliğine atanmıştır. Karabekir, Trabzonluları yatıştırmaya çalışır. Trabzonlulara, İsmet Paşa'nın başbakan olacağını sandığını, İsmet Paşa ile olan «çok eski ve samimi hukuku dolayısıyla hürriyet ve hakimiyei milliyemizin masun kalacağı» umudunda olduğunu anlatır.

Cumhuriyet'in İlanı

30 Ekim sabahı, Bahriye müfrezesi komutanı KazımKarabekir'e Ankara'dan açık bir telgrafın geldiğini, bu telgrafta Cumhuriyet'in ilan olunduğunu, bu nedenle yüz pare top atılmasının istendiğini bildirir.
Karabekir «Vali ile görüşüp size emir verir.»

Vali Hazım Bey Tepeytran) haberi şaşkınlıkla karşılar. Valinin Cumhuriyet'in ilanından haberi yoktur.
Karabekir, hem şaşırmış hem kırılmıştır.

Bu duygularını şöyle dile getirir:

«Ben hem mebus ve hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse birşey bildirmemişti. Bu vaziyet haklı olarak halkı da orduyu da telaş ve endişeye düşürdü. Daha dün yüreklerine ferahlık verdiğim zatlar benden bu şeklin manasını soruyorlardı. Bu vaziyette tabii Cumhuriyet'in ilanını ertesi günü dahi kutlayamadık. Bugün Kars'ın zabtı yıldönümünü Sultanın Mektebi meydanında asker, halk ve mektep çocuklarıyla birlikte kutladık.
Karabekir. Fevzi Paşa'ya telgraf çekerek «cihatı mülkiyeye ve askeriyeye» Cumhuriyet'in ilan edildiğini bildiren bir buyruk gelmediğini yazıyor.
Ertesi gün buyruk geliyor.

«31 Ekim sabahı ajanslarla beraber Vilayete de tebligat geldiğinden top atılmasına emir verdim. Hükümet avlusunda resmi bir surette kutladık. Belediye reisi vali beye, (aksi nutuk söyleyecekler de olabilir. Bunun için hiç nutuk söylenmemesi münasip olur) demiş. Hazım Bey de muvaffık bulmuş.
Yalnız bir dua okundu. Mülki ve askeri heyetler, mektep çocukları, bir bölük asker, pek az da halkın ileri gelenleri bulundu.

Ajans şu malumatı bildiriyordu:

M. Kemal Paşa reisicumhur olmuş; İsmet Paşa'yı başvekil tayin etmiş. Kabineyi itimadda 160 mebus bulunmuş ve müttefikan itimat reyi vermişler.
İsmet Paşa'nın başvekilliğe getirileceğini biliyordum. Cumhuriyet'in ilanı ile artık hilafet ve saltanat mefkuresine son verildiğini görerek her iki habere de sevindim. Çünkü artık hakimiyeti milliye devam edecek ve diktatörlüğe meydan verilmeyecğini umdum.

Bu duygularımı şu tebrik telgraflarına da yazdım:

Türkiye Cumhuriyeti Reisi Gazi Mustafa Kemal Pasa» Hazretlerine
Trabzon, 31.10.192»

Hakimiyeti milliyenin manaı tammı telakki edilebilecek Cumhuriyetimizin necip milletimiz hakkında saadetler getirmesini temenni eder; Cumhurriyasetinizi tebrik ve Cenabı Hak'tan muvaffakiyetler dilerim efendim,
Kazım Karabekir
Başvekil İsmet Paşa Hazretlerine

Milletin bilakaydı şart hakimiyeti telakki edilebilecek olan Cumhuriyetimizin ilk başvekilini tebrik ve muvaffakiyetlerini dilerim.
Kazım Karabekir

İsmet Paşa'nın cevabı pek samimi olarak şöyle idi:

Kazım Karabekir Paşa Hazretlerine
Tebrikatı devletlerine ruhumun bütün samimiyeti ile arzı şükran eder ve muvaffakiyeti celilelerinin temadi ve tevalisini dilerim.
İsmet

M. Kemal Paşa, Trabzon'a çekilmiş diğer tebrikler» verdiği sathi cevabın bir suretini de bana yazmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:34

ONÜÇ

«Karabekir, Cumhuriyet'in ilanını Trabzon'da «Bahriye müfreze kumandanlığından haberi almasından yakınır.

Ve Başkomutan M. Kemal Paşa'yı şöyle eleştirir:

«İstiklal Harbi'nin tehlikeli günlerinde sonuna kadar feragat, fedakar arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren M. Kemal Paşa artık muzaffer bir başkomutan sıfatıyla maiyet komutanlarına Cumhuriyeti dikte ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesi ile sui şahsiyetler icadı da lazım gelmişti; bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lazımdı. Bunu da hakkıyla yapmıştır.»

Atatürk, Söylev'de Cumhuriyet'in ilanına karar verilirken Ankara'da bulunan arkadaşları ile konuştuğunu şöyle anlatır:

«Gece olmuştu, Çankaya'ya gitmek üzere Meclis'ten ayrılırken koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşalara rastladım. Ali Fuat Paşa, Ankara'dan ayrılırken bunların Ankara'ya geldiklerini o günkü gazetede (uğurlama ve karşılama) başlığı altında okumuştum. Daha kendileriyle görüşmemiştim. Benimle görüşmek için o zamana değin orada beklediklerini anlayınca akşam yemeğine gelmelerini Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa'ya söylettim, İsmet Paşa ile Kazım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de Çankaya'ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya'ya varınca orada beni görmek için gelmiş bulunan Rize milletvekili Fuat, Afyonkarahisar milletvekili Ruşen Eşref Bey'e rastladım42. Onları yemeğe alıkoydum.»
Kemalettin Sami43 ve Halit Paşalar, Karabekir'in kolordusunda görevli komutanlardır.

Atatürk, Karabekir'e Söylev'de şu yanıtı verir:

«Baylar, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet'in ilanına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmayı ve onlarla görüşüp tartışmayı hiç de gerekli görmedim. Çünkü, onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu. Oysa, o sırada Ankara'da bulunmayan kimi kişiler hiçbir yetkileri yokken, kendilerine bilgi verilmeden, düşünceleri ve uygun görüp görmedikleri sorulmadan Cumhuriyet'in ilan edilmiş olmasını gücenme ve ayrılma nedeni saydılar.»

Karabekir. Atatürk'ün bu sözlerini anılarında şöyle yanıtlar:

«Halbuki selahiyeti olmadığını söyledikleri arasında hem mebus hem de kolordu komutanları vardır.»
Yol ayrımı Cumhuriyetin ilanı ile artık iyice belli olmuştur.

Erzurum'dan Ayrılış


Karabekir, 4 Kasım 1923 günü Trabzon'dan ayrılırken yayınladığı bildiride kırgınlığın ve küskünlüğün ip uçları görünüyor:

«Muhterem halkımıza veda ederken geçmiş günlerde el ve kalp birliğiyle mazhar olduğumuz muvaffakiyetleri anmakla beraber Cenabı Hak'tan yalvarıyorum ki, bu masum halk bir daha felaket görmesin. Çektikleri azap ve Izdırap bitmiş olsun. Kahraman orduma berri ve bahri (Kara ve Deniz) silah arkadaşlarıma veda ederken herbirini bağrıma basıp yüksek alınlarından ruhumla öpüyorum. Ve onların şerefle dolu menkıbelerini yad ederek mazide olduğu gibi istikbal içinde bütün şark mıntıkasına yaslanmış olan pek heybetli bir arslan timsalinin dimağıma ebedi hatlarla nakş edildiğini görüyorum.»
Kazım Karabekir, 5 Kasım günü vapurla Trabzon'dan ayrılır. Vapur 9 Kasım günü İstanbul'da olacaktır. Vapur kaptanı yolda emir almıştır. Vapur, bir gün sonra İstanbul'da demirleyecektir.

Karabekir, bu gecikmenin nedenini halkın kendisini karşılamasına engel olunması biçiminde yorumlar.
«10 Kasım sabahı vapurumuz Boğaz'a girdi. Kavak'ta ayrı ayrı istikametlerde Rauf Bey ve Refet Paşa" ve İstanbul gazete muhabirleri vapurumuza çıktılar. Her biri bir sual soruyor, beni arkadaşlarımla görüşmeye ve beş yıldan beri görmediğim şirin yerlerimizi seyr etmeye fırsat vermiyorlardı. Endişeleri Cumhuriyet'in ilan şeklinden doğuyordu.

— Bir sabah top sesleriyle endişe ile uyandık. Meğer Cumhuriyet ilan oluyormuş. Ankara'dan gelen haberler M. Kemal Paşa'nın yeni toplandığı bir muhit ile tam bir diktatörlüğe gittiğidir. Milli hakimiyet yerine şahsi hükümranlık kurulmuştur, istiklalimizi kurtaranlar hürriyetimizi boğacaklar mıydı?

Gazetecilere kısaca şu cevabı verdim:

— Ferdi veya zümreyi tahakkümler bir milleti mahv için kafi sebeplerdir. Buna misal isterseniz biz ve bütün müslüman hükümetlerdir. Hepsi birer müstebit idarede uyuşmuş kalmışlardır. Milletin kuvveti, halkın kuvvetidir.
Bunun da manası Cumhuriyet'! ifade eder.

Rauf Bey ile Refet Paşa'dan öğrendiğimde Cumhuriyet adı altında şahsi saltanat kurulmuş olduğu ve halk ve matbuanın da kurtuldukları bir istibdattan diğer bir yenisine düştüklerinden feryat ettikleridir.

istiklal Harbi'nde Birinci derecede vazife görmüş bu arkadaşlar dahi sabahleyin top sesleriyle uyandıktan sonra Cumhuriyetin ilan olduğunu öğrenmişlerdir. M. Kemal Paşa, mefkuresi olan hilafet ve saltanat makamına geçmesini arkadaşlarının önlediğini görünce Cumhurreisliğine de mani olacakları endişesi ile işi sert bir kapatma suretiyle Millet Meclisi'nin daha vahim ciheti de kaydı hayat şartı ile mevkiinde kalabilmek için eski arkadaşlarını Cumhuriyet aleyhten ve padişah taraftarı göstermesidir.»

Öğle üzeri vapur Galata rıhtımına yanaşır. Rıhtımda kalabalık bir halk ve halkın önünde de resmi görevliler Karabekir'i karşılamaktadır. Halk, Karabekir'i coşkun gösterilerle kalacağı yer olan bugün İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu Harbiye Nezareti'nin dış kapısındaki köşke kadar getirir.
Öğleden sonra gazeteciler Karabekir'i soru yağmuruna tutarlar.
Sorular genellikle Hilafet sorunu ile ilgilidir.

Karabekir. Hilafet ile ilgili sorulan «malumatım yoktur» diye yanıtlamak istemez ve «Cumhuriyetin feyzinden» söz eder, kendisinin de «Cumhuriyetçi» olduğunu söyler.

Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Adnan Bey'in de son gelişmeler konusunda kendisi ile aynı kaygıları taşıdıklarını öğrenir:

«Hepsi de M. Kemal Paşa'nın bu hareketinden teessür duymuşlardı. Ve istikbalde keyfi hareket edeceğinden endişeli idiler. Halka ve matbuata karşı zor durumda bulunduklarını ve sevinçli günlerin herkese zehir edildiğini anlatıyorlardı. Ankara'dan esen havanın kanlı bir istibdat hakareti ile meşbu (dolu) olduğunu intihaba esas olan umdelerin 2. maddesine rağmen Osmanlı hanedanı aleyhine de atıp tutmalar başladığını ve ilk günden beri kendisini tutan bizler aleyhine M. Kemal Paşa'nın fikri ve fiili aleyhtarlık uyandırmaya başladığını öğrendim.

Koca İstiklal < Harbi, daha sevinçlerine doyamadık. Uğrunda fedakarlık edenleri ne çabuk elem ve ızdıraba düşürdün!
M. Kemal Paşa, Fevzi ve İsmet Paşaların bir arada üçlü resimleri bastırılmıştı, istiklal Harbi'ni bu üç başın idare ettiği propagandası yapılıyor ve Şark Cephesi adeta küçültülüyor; adeta istiklal Harbi kadrosundan benimle birlikte çıkartılıyordu!

Fedakar ve vefakarlıklarıyla bu davaya hizmet edenler yerine yeni şahsiyetler Deliriyordu. M. Kemal Paşa, Meclis Reisi olarak sağma Fethi Bey'i4", başvekil olarak da soluna İsmet Paşa'yı almış, her üçünü de dillerine doladıkları tehlikeli bir yolculuğa çıkmışlardı.
Erkanı Harbiye Reisi Fevzi Paşa da ordu ile arkalarında sessiz sedasız yürüyecekti.

Uzun harp yıllarının elem ve ızdıraplarını ve acı ve tatil binbir hatıralarıyla vücut bulan milli birliğimiz ve milli salabetimiz (sağlamlığımız), milli seciyemiz (karakterimiz) ve milli hürriyetimiz, şimdi son muvaffakiyetlerin sarhoşluğu ve ihtirasıyle gevşeyecek, çözülecek ve bozulacak mı idi? Bu hal silahla emellerine kavuşamayan düşmanlarımızı er geç emellerine kavuşturacak bir tefrikaya (bölmeye), bir yıpranmaya, bir çöküntüye sebep olmayacak mı idi?

Karabekir, bu kaygılarla kararını verir:

Ankara'ya gidecek uzlaştırıcı ve birleştirici rol oynamak ve böylece düşünce birliği sağlamaya çalışmak.
Karabekir, kurulan yeni rejimin bir «başkomutanlık tahakkümü» yaratacağından kuşku duyuyor, ittihat ve Terakki günlerinde ettiği yeminleri anımsıyordu.
İki arkadaş, artık karşı karşıya geliyorlardı. Bir siyasal kavga başlamak üzereydi.
O günlerde neler düşünüyordu Karabekir?

Şunları:

«İstiklal Harbi'nin birinci derece mesul bir şahsiyeti ve milletin hürriyeti ve çocukluğundan beri ant içmiş bir vekili sıfatıyla karşıma dikilenlerin suallerine ve endişelerine haklı cevaplar vermek kolay birşey değildi. Hilafet ve saltanatı almak için koyu bir mutaassıp çehre ile minberlere kadar çıkıp hutbeler okumak, muvaffak olamayınca da bizzat medh ü sena edilen mukaddesata dil uzatmak ve bunları altüst etmek üzere bir diktatörlüğe çıkmak gibi iki tehlikeli ifradın birinden diğerine atlamak herkesin yapabileceği bir iş değildi. Fakat bu felaha (kurtuluşa) doğru bir gidiş de değildi.
Geldiğim günkü şikayetler arasında (hükümetin İstanbul matbuatına karşı şiddetle hareket edeceği) endişesi de vardı. Fakat kimsenin de bundan yıldığı yoktu.»

Gazeteler, o günlerde bir hükümet bildirisini yayımlar. Anadolu Ajansı'ndan gelen bildiri, hükümetin basın özgürlüğüne saygılı olduğu ve basın özgürlüğünü kısıtlayıcı hiçbir önlem düşünmediği yazılmaktadır.

Karabekir, bu bildiriden söz ettikten sonra şunları yazar:

«Bu vait ve ilana rağmen iki hafta sonra İstanbul’da bir İstiklal Mahkemesi gelmiş ve matbuata karşı şiddetini göstermiştir.»
Karabekir, Halife İle Görüşüyor Kazım Karabekir, İstanbul'da okulları ziyaret eder, gazete başyazarları ile görüşür. 12 Kasım günü de Halife Abdülmecit Efendi ile görüşmeye gider.

Bu görüşmede neler konuşulduğunu yine Karabekir'in anılarından öğrenelim:

«12 Kasım'da Halife Mecit Efendi'yi ziyaret ettim. Beni birbuçuk saat yanında alıkoydu. Gözlerini daima yere tesbit ediyor; ara sıra öte beriye bakıyor ve bir düziye babası Abdülaziz'in iyiliğinden ve Vahdettin'in kötülüğünden bahis ediyordu. Birkaç kere müsaade istediysem de salıvermedi.

Ve sonunda korkak bir eda ile şunları söyledi:


— Benim bu sarayda resim takımlarımla bir iki bohçam var. İstemezlerse bunları alır giderim.
Bu sözleriyle, hal ve tavırlarıyla tehdit edildiğini anlatmak istiyordu. Gerek arkadaşlarımdan gerekse gazetecilerimizden aldığım havadislerle de karşılaştırılınca M. Kemal Paşa'nın çıkamadığı bir makamı yıkmak kararını vermiş ve fiiliyatına da geçmiş olduğuna şüphe kalmadı.»
Evet, siyasal kavga başlamıştı. Bu kavga ne yolla ve nasıl yapılacaktı? Karabekir, Gazi'yi uyarmaya karar vermişti. Uyarıların yararı olmazsa ne yapacaktı?'
Bütün sorun da buydu.

Karabekir günlerdir hep aynı konuyu düşünmektedir:

«Milli hükümetin kuruluş günlerindeki dindarane sözleri ve hareketleri.. 2. TBMM Intihabındaki umdenin ikinci maddesindeki (hilafetin ali Osman'da kalması değişmez düsturdur)..» kararını ve Mustafa Kemal'in Balıkesir'de verdiği hutbeyi..
Karabekir bu kaygılarla ve bu düşüncelerle Gazi'yi uyarmaya karar verdiğini yazıyor.

Tahin Gazetesi'nde 11 Kasım günü şu satırlar yayınlanır:

«Arkadan arkaya verilmiş bir karar karşısındayız. Millet Meclisi'nin bu kadar kayıt altında kaldığını, hariçten verilen kararları tescil mevkiine indirildiğini görmek cidden elim oluyor. Hilafet bizden giderse, beşon milyonluk Türkiye Devleti'nin, alemi İslam için hiç ehemmiyeti kalmayacağım, Avrupa siyaseti nazarında da en küçük ve kıymetsiz bir hükümet mevkiine düşebileceğimizi anlayabilmek için büyük dirayete lüzum yoktur.

Milliyetperverlik bu mudur?
Hakiki hilafet hissini kalbinde duyan her Türk makamı hilafete dört elle sarılmak mecburiyetindedir. Hanedanı Osmani de kabul edilmese ve binaenaleyh ilelebet Türkiye'de kalması tahtı temine girmiş hilafeti elden kaçırmak tehlikesini icat etmek, akıl ve hamiyet ile hissi milliyet ile zerre kadar kabili telif değildir.»

Karabekir, bu satırları «bütün seyahat ettiğim yer» »erdeki şikayetlerin hülasası» diye tanımlar.
15 Kasım günü Halife. Rauf Bey ile Adnan Bey'i akşam yemeğine çağırır. Yemekte Romanya'dan gelen bir İslam Cemaatı da bulunur.
24 Kasım günü İstanbul Fatih Belediyesi'nin verdiği yemekte TBMM Başkanı Fethi Bey ile karşılaşırlar.
Yolların ayrıldığı o yemekte bir kez daha anlaşılır

Karabekir, Edirne'de Fethi Bey ile görüşmesini şöyle anlatır:

«O'ndan da Gazi Paşa nezdinde samimi birliğin hırpalanmamasına ifrat fikirlerin tepeden inme bir şeklin mucip olabileceği tehlikeleri önlemeye çalışmasını rica et' mistim. Fakat seyahatte gördüğüm hali ricalarımın aksi fikirde olduğunu bana anlattı. Gerçi kendileriyle Ankara'da fikir çarpışmamız olmuştu. Fakat kendi fikirlerinin yürümesi için İstiklal Harbi'nde kendilerinden çok daha büyük fedakarlıklar yapan arkadaşların haklan olan mevkileri işgalden sonra onları küçük görmek ve göstermek ne arkadaşlığa ve ne de insanlığa yakışırdı!..»

Karabekir ve Fethi Bey4, 24 Kasım günü aynı trenle Edirne'ye doğru yola koyulurlar. İstasyon'da halk toplanmıştır.
Karabekir, «Fethi Bey heyeti 12 mebustu. Meclis reisi olduğundan daima lazım gelen hürmeti gösteriyor ve ilk önce onun inip binmesine dikkat ediyordum. Ben hem mebustum, hem de üniformalı ordu müfettişi. Fethi Bey'i tanıyan yoktu.» diye anlatır o günkü Edirne gezisini.
Yolda Muradlı'da Karabekir"i (Yaşasın Ermenistan fatihi) diye karşılarlar. Hadımköy'de Milli Eğitim müdürü. Fethi Bey'i, Karabekir sanarak Karabekir’i över.

Fethi Bey. trende Karabekir'e sorar:

«Biz iki heyet halinde mi gidiyoruz? Edirne'ye böyle mi gireceğiz? Bu nasıl olur Paşam?»
Çatışma burada da başgöstermiştir.
Fethi Bey ve Karabekir, Edirne'nin kurtuluş gününde Sultan Selim Camii önünde birer konuşma yaparlar. Karabekir konuşmasında «bizi kurtarmış olan yegane kuvvet» der «Türkün birliğidir».
Devam eder.

«Bütün millet yürekten canciğer olup elele verirse herhalde memleketimiz bugünden daha mesut bir halde yaşar. Bundan sonra en büyük vazifemiz asrın icap ettirdiği terakkiyete (ilerlemeye) sarılmak .ve cehaletten kurtulmak olmalıdır. Bütün millet birliği ile ve azimle koşmalıdır. Şunu da unutmamalı ki, Edirne'nin çok kuvvetli kaleleri sukut etti (düştü). Fakat Sultam Selim Camii bu muazzam abide sukut etmedi. Türkün en büyük kalesi bu mübarek mabet ve onun şerefelerinden fışkıran ilahi seslerdir. Bizler bu ilahi gayeye bütün ruhumuzla sığınmalıyız.
Efendiler, Türkün birliği ve dini, bu iki muazzam kuvvet bizi saadete erdirecek ve Allah'ın inayeti ile hüzünlü yaşlarımızı dindirecektir.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:34

ONDÖRT

Askerlik mi? Siyaset mi?
Karabekir, yeni bir yol ağzındadır.
O günlerde halktan gördüğü sıcak ilgiden M. Kemal'in çekindiği kanısındadır. M. Kemal Paşa'nın Cumhuriyet"i kendilerine sormadan ilan etmesini buna bağlar.

Ne yapmalıdır?
Ayrılıp köşesine çekilse, bu «bir dargınlık gibi telakki olunarak» yeni ve içinden çıkılmaz olaylara yol açabilecektir. Böyle düşünür.
Geriye bir olasılık kalıyor: Askerliği yeğleyerek siyasetten çekilmek.
Bu düşüncesini Fethi Bey'e şöyle açar.

«— Meşrutiyet'in ilanından sonra Selanik'te toplanan 1. İttihat ve Terakki Kongresi'nde yaptığım ve sonra da ısrarla üzerinde durduğum askerin siyasetle uğraşmaması esasına tekrar dönmeliyiz. Zaruri olarak 1. TBMM zamanında fiili hizmetteki askerler aynı zamanda mebus da olabildiler. Fakat sulhe kavuştuk. Cumhuriyet hükümetinin normal olarak yürüyebilmesi için asker arkadaşların ya mebusluğu, ya askerliği tercih etmeleri usulünü yeni Teşkilatı Esasiye'ye koymalıdır. Bu hususta İstanbul'a döner dönmez Büyük Millet Meclisi reisliğine ve askeri makamlara yazıyla da teklif etmek fikrindeyim. Bu suretle ben askerlikte kalmayı tercih ederim. Ortada endişe edecek bir şey de kalmaz.
Bu mütalaam, Fethi Bey'ce olduğu kadar diğer asker ve mebus arkadaşlarca da isabetli göründü.»

Karabekir, gezisine devam eder. Edirne'de okulları, askeri birlikleri, hastaneleri ziyaret eder. Kararını vermiştir.
Siyasetten ayrılacaktır.

7 Aralık 1923 günü TBMM Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na şu telgrafı çeker:
(Asker mebusların fırka siyasi mücadeleleri ile ülfet ettikten ve icabında ordunun en büyük makamları olan Erkanı Harbiye Umumiye Reisini ve Milli Müdafaa Vekilini istihza ettikten sonra ikinci intihapta orduya avdetlerinin zabtı rapta vuracağı darbenin ne elim olacağı teemmül buyurulmalıdır.
Binaenaleyh asker mebus arkadaşların ya mebusluğu veyahut askerliği tercih ederek diğerinden affedilmeleri selameti millet ve memleket namına elzem olduğunu arz ederim. Bu husus Teşkilatı Esasiye'nin bu babtaki noktasına da tevafuk etmiş olur.»

Karabekir’in telgrafına yalnızca TBMM Başkanı Fethi Bey'den yanıt gelir. Fethi Bey. bu konudaki bir önergenin ilgili komisyonda görüşüldüğünü dolayısıyla Karabekir'in önerisinin işleme konmayacağını bildirir.
Bu yazışmalardan yaklaşık 11 ay sonra aynı öneri bu kez M. Kemal'den gelir.

Karabekir, bu gelişmeleri şöyle yorumlar:

«Bu tarihten on bir ay sonra hadiselerin tesiri altında şahsi emirle bu yola dönmek vakit ve zamanıyla işi kavramamak değil midir?»

İstanbul'a İstiklal Mahkemesi Gönderiliyor:

8 Ocak günü Karabekir bir haber alır: Ankara'dan İstanbul'a Topçu ihsan Bey başkanlığında bir İstiklal Mahkemesi gönderilmiştir.
Karabekir'in bundan haberi yoktur!

Şükrü 'Naili Paşa, Mahkemeyi Haydarpaşa garında karşılamış. Mahkeme üyeleri de Şükrü Naili Paşa'ya «iadei ziyaret»de bulunuyorlardı.
«Ne Ankara'daki üst makamlar ne de İstanbul'daki madun bir kumandanım olan Paşa bu heyetin geleceğini bana bildirmemişlerdi» diye yazar Karabekir.
ipler., tam anlamıyla kopmuştur. Ankara Karabekir'! gözden çıkarmıştır.

«Ankara'daki şahsiyetler, Cumhuriyetin ilanında olduğu gibi bu sefer de bulunduğum bir yere İstiklal Mahkemesi gönderdikleri halde bana haber vermemeleri çok ağır bir hava yaratıyordu. Bunun reisine de bu yolda emir verilmiş olacaktı ki, çok eskiden tanışdığımıza ve ne de madun kumandanımı ziyarete giderken bir ordu müfettişi sıfatıma hürmeten beni ziyarete gelmediler.

Bu çirkin vaziyeti Ankara makamlarına protesto ettiğim gibi Şükrü Naili Paşa'yı da çağırarak neden dolayı bana haber vermediğini sordum. Bu zat cevabında (Ankara'nın size haber vermemiş olacağı aklıma gelmemişti) diyerek işin içinden çıkmak istedi. Bunun askerce bir cevap olmadığını, Haydarpaşa'ya olsun giderken bana haber verebileceğini kendisine ihtar ettim. Benim kanaatim M. Kemal Paşa'nın Selanik'te çocukluğundan beri arkadaşı olduğundan hususi bir itimada mazhardı. Ondan, bu hususta diğer makamlar gibi bana haber vermemek suretiyle beni küçük düşürme emrini almıştı. Fakat benim, mevkiimin şeref ve selahiyetimden en ufak birşeyi ihmal etmeyeceğimi arkadaşlarım şimdiye kadar çok görmüşlerdi. Şu halde maksadın beni tahrik ederek beraber çalışmaya imkan bırakmamaya çalışmak olduğu apaçık görünüyordu. Ben, tabii mümkün olduğu kadar sabır ederek ve samimi ve feragatli çalışmaya devam edecektim. Fakat, İstiklal Harbi'ni zaferle kapattıktan sonra ise İstiklal Mahkemeleri ile başlamayı hele Başvekil İsmet Paşa'ya hiç yakıştıramıyordum. Sonra bu benim en eski ve en samimi arkadaşımdı. Beni, Erkanı Harbiye Umumiye Reisliğine getirmeyi, güya, düşünüyordu. Vaktiyle şark hareketini muvaffakiyetle bitirdiğimi tebrik ederken bana en yüksek mevkilerin mevut (söz verilmiş) olduğunu yazıyordu.

Şimdi iki satır birşey yazmıyor; ağızdan birşey göndermiyordu. Hatta resmi sıfatım, resmi hakkıma riayetsizliği hoş görüyordu. Sulhten sonra onların ucan fikirlerini ben tehlikeli bir dış entrikası görüyordum. Demek, onlar da bu yolu İstiklal Mahkemelerine dayanarak, durdurmakta ısrar ediyorlar ve başta benim gibi vefakar ve feragatli bir arkadaşlarını açık ve mertçe olmayan sinsi bir usul ile ezmekten çekinmeyeceklerdi. Benim şimdilik yapacağım şey, Ankara'ya dönüşte bilhassa İsmet Paşa ile çok açık konuşmak olacaktı. Sonrasını da hadiseler tayin edecekti.

O günlerde Fevzi Çakmak, İstanbul’dadır. Karabekir, Fevzi Paşa'ya Kurtuluş Savaşı ile kazanılan saygınlığın İstiklal Mahkemeleriyle yitirileceğini anlatır.
Fevzi Çakmak, Karabekir'e hak verir.

16 Aralık 1923 günü Karabekir, Ankara'ya gitmek üzere trene biner. Bu arada Karabekir, Doğu Cephesi'nden Batı Cephesi'ne gönderdiği fırka komutanlarından Osman Bey'in (Koptagel)47 yeniden Doğu'ya gönderildiğini öğrenir.

Olayı şöyle yorumlar:

«Bana haber verilmemiş olmasına da diğer hadiselerdekinden ziyade şaştım. Şifaen de Fevzi Paşa birşey söylememişti.
Asıl tarihi rezalet! Kemalettin Sami Paşa ile yalnız kalınca öğrendim. Fevzi Paşa'nın imzasını taşıyan «zata mahsus» bir emirde; eğer İstanbul'da padişahlık lehine bir isyan çıkarsa kolordusu ile İstanbul üzerine harekete geçmesi emir olunuyordu!
Onbirinci fırkanın alelacele Şark'a şevki de bu fırkanın Şark seferlerinde emrimde bulunması dolayısıyla herhangi bir hareketle benim emrime geçeceği endişesi imiş!

Ankara’daki Cumhurreisi, başvekil ve Erkanı Harbiye Reisi, yani M. Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar gibi her birine karşı ayrı hukukum, ayrı feragatim ve ayrı samimiyetim vardı... bir arada düşünüyorlar ve karar veriyorlar ki, İstanbul'da bir ihtilal çıkacak ve bir padişah ordusu kurulacak ve ben bunu idare edeceğim!

Bu karara karşı şu tertibi kararlaştırıyorlar:

Maiyet komutanım olan merkezi Eskişehir'deki 4. Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa, komutasındaki bir ordu ile İstanbul'a yürüyecek.. Bu kolorduya mensup olan fakat Şark'tan geldiğinden bana iltihakı tehlikesi bulunan Osman Paşa fırkası derhal vapurlarla Şark'a iade olunacak.. Erkanı Harbiye Umumiye Reisi Fevzi Paşa da bizzat İstanbul'a gelerek ahvali gözleri ile görecek ve icabını yapacak.
Fevzi Paşa, gözleriyle görüp, kulaklarıyla ahvali anladıktan ve benim de orduyu siyasetten ayırmaya uğraştığıma da kani olduktan sonra atılan bu adımı haber alacağımı tahmin ederek hiç değilse Ankara'ya hareketim sırasında münasip bir şekilde bana haber vermemesi, çok defalarca gördüğüm askeri nüfuzumun derecesini ölçemeyecek kadar duymaz mı sandığı, yoksa M. Kemal ve İsmet Paşaların teveccühlerini kayıp mı edeceğine inandığını kestiremedim.

Her ne olursa olsun bu bir, skandaldı.
Cumhuriyet idaremize ve bunu ellerine alanlara asla yakışmazdı.
Kemalettin Sami Paşa'nın aldığı emri, amir olan, bana bildireceğini hesaba katmayanlar bu zatın, daha Harbı Umumi'den önce maiyetimde istihbarat şubesinde çalıştığın» ve benim pek eski bir arkadaşım olduğunu bilmeli idiler.
İsmet Paşa bunu bilirdi.

Bunu yakinen bildiğine göre işi başka bakımdan düşünmek zaruretinde kaldım:


Beni ordudan istifaya mecbur etmek için sebepler hazırlamak.
Şimdiye kadar bu sebepler numara alacak kadar çoğalmıştı. Bunu ben apaçık birinci derecede İsmet Paşa'ya, ikinci derecede Fevzi Paşa'ya söylemeye karar verdim.»

Karabekir, bu kararla Ankara'ya gelir. Garda, İsmet Paşa, Rauf Bey, Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp ve" bazı milletvekilleri ve paşalarca askeri törenle karşılanır.
17 Aralık akşamı Rauf Bey ile yemek yerler, konu siyasettir.

Sofrada konuşulan konuları Karabekir, anılarında şöyle anlatır:

«Hasbıhallerimizin esasını yeni üçlü manzumenin, yani M. Kemal, İsmet ve Fevzi Paşaların bize karşı aldıkları tavır teşkil etti. Açık görülen manzara şu idi:
M. Kemal Paşa, ilk istiklal Harbi arkadaşlarından kaçıyor.. İsmet Paşa da O'nu kaçırıyor. Fevzi Paşa da bu uysal ruhu4" ile bu yolculuğa katılıyor ve istiklal Harbi'nin üç banisi gibi görünmesi de ayrıca O'na haz verdiğinden o da bizim uzaklaştırılmamıza ve küçültülmemize yalnız seyirci değil bizzat amil de oluyordu. İstiklal Harbi'nin ilk kurtuluş yılındaki menfi hareketler, bu surette yalnız saklanmıyor, bizim fedakarlıklarımız da onların hesabına geçirilmiş gibi oluyordu.

Bizim bu tahlilimize kuvvet veren çok deliller vardı. Hele M. Kemal Paşa'nın İsmet Paşa'ya (Benden sonra senin gelmen için lazımını yapmalıyız) dediğini arkadaşlar kulaklarıyla duymuşlardı.

Bu vaziyet karşısında ne yapsak boştu. Fakat sonuna kadar samimi bağları kırmamaya ve dost düşmana karşı milli birliği korumaya çalışmak da vazifemizdi. Hususiyle,

(Türkler, ancak başları sıkıya gelince birleşirler ve ancak asker! bir kudret teşkil edebilirler; medeni bir hükümet kuramazlar. Çünkü ruhlarında tahakküm ve istibdat kökleşmiştir. Başa gelen oğlunu, kardeşini bile zan ve vehim uğruna öldürmekten zevk alır...) gibi telakkileri yeniden canlandırmamaya çalışmamız milli bir borçtu.

Bu düşünce ile Rauf Bey ile İsmet Paşa'yı barıştırmayı ve M. Kemal Paşa ile de samimi görüşmeyi birinci plana aldım. Rauf Bey de fikrimi kabul etti. Ve İsmet Paşa'ya karşı gayet samimi davranacağını ve kusuru varsa söylendiği anda tarziye vereceğini (özür dileyeceğini) söyledi.
18 Aralık'ta resmi ziyaretlerimi yaptım. İsmet Paşa yerinde yokmuş; kartımı bıraktım.

M. Kemal öğle yemeğine çağırdı. Hasbihallerimizde kendilerine samimi duygularımıza emniyet etmesini beyandan sonra iki ricada bulundum:

1 — Ordunun siyasetle uğraşmaması için kumandanların aynı zamanda mebus olmamaları hakkındaki teklifimin kabulü.
2 — İstanbul'a gönderilen İstiklal Mahkemesi namı ve şahısları bakımından halka çok fena tesir ettiğini eğer bu şekil devam ederse eski halifelik devri aynen başlayacağından normal idare şeklinden ayrılınmaması ve adliyemize itimat olunması ve ona kudret verilmesi.

İstanbul'da korkulacak birşey olmadığını, gazetecilerin kendilerini göstermek ve satışlarını çoğaltmak gayretiyle açtı klan münakaşada Ankara'daki Yenigün Gazetesinin».. (..) atıp tutmalarını, herkes Cumhuriyet hükümetinin ve hususile sizin emrinizle yapılıyor telakkisi halkı çok müteessir ettiğini, bunun için Ankara gazetelerinin çok ağırbaşlı hareket etmeleri lüzumunu belirttim.

Ve bütün bunların üstünde bana olan itimadının kırılmamasını ve emirleri ne olursa apaçık tebliğ buyurmalarını hasseten rica ettim.»
Ertesi gün Karabekir. İsmet Paşa ile de görüşür. Karabekir, İsmet Paşa'ya Cumhuriyet'in ilanının kendisine daha önce haber verilmemesi ve İstanbul'a kendisinden habersiz İstiklal Mahkemesi gönderilmesinin «itimatsızlık eseri» olduğunu söyler.
İsmet Paşa «Trabzon'a emin bir adam göndererek vaziyeti sana bildirmemekle hata ettiğimizi kabul ediyorum» der.

Karabekir, İsmet Paşa ile 21 Aralık 1923 günlü görüşmesini anılarında şöyle anlatır:

«İstiklal Mahkemelerinin memleketin emniyet ve iktisadi hayatını hırpalayacağını ve harice karşı da Cumhuriyet idaresinin istiklal Mahkemeleriyle tutunabildiği zannım vereceğini, nitekim İstanbul iktisadiyatının sarsıldığını ve iş uzarsa bazı iflasların da vukua geleceğini izah ettim.

Ve öteden beri M. Kemal Paşa'ya yazdığım veya söylediğim şu düsturu İsmet Paşa'ya da tekrar ettim:

— Sevgi ve saygı ikna ile kazanılır. Korkutmaktan, sindirmekten doğacak olan ancak nefrettir..
Bu esasta uzun uzadıya görüştük.

İstiklal Mahkemeleriyle işe başlamalarından M. Kemal Paşa'ya ve kendisine karşı kalplerdeki büyük sevginin sarsıldığını ve hele mahkemeler keyfi kararlar verirlerse değil İstanbul'un, bütün vatandaşların endişeye düşerek aynı duygulara kapılacaklarını, bunun için bu mahkemenin hiçbir tesire kapılmadan asilane iş görmesini ve işi çabuk bitirip geri gelmesini ve artık şu veya bu sebeplerle bu mahkemeleri bir vasıta olarak kullanmamalarını ve meselenin Türk milletinin ve Türk vatanının şerefi olduğunu ve Cumhuriyet idaremizi zayıf gösterecek olan bu cebir ve şiddet vasıtası yerine halka Cumhuriyet'in feyz ve hürriyet getirdiğini fiilen göstermekliğimiz lüzumunu izah ettim»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:34

ONBEŞ

Karabekir, eski ve yakın arkadaşı İsmet Paşa'ya bütün kaygılarını, düşüncelerini tek tek anlatır. Rauf Bey ile aralarını da düzeltmek,ister. İster ama İsmet Paşa kararlıdır.

— Rauf Bey ile görüşmem ve anlaşmam., der".
Kendisine niçin güvenilmediğini sorar. İsmet Paşa «sana zamanında haber verilmemiş olması itimatsızlıktan ziyade ait olduğu makamların hatasıdır» yanıtını verir. Ve kendisinin bu işe karıştırılmasının haksızlık olduğunu söyler.

Söz, Kemalettin Sami Paşa komutasındaki kolordunun Padişah yanlısı olması bir ihtilale karşı İstanbul'a gönderilme hazırlıklarına gelir.
Karabekir, kendisinin Padişah yanlısı gibi görülmesinden duyduğu acıyı anlatır. Durumdan uzun uzun yakınır. Olayı kendisine karşı bir «komplo» olarak yorumlar. Milletvekilliğinden ayrılarak askerliğe dönme kararından bu yolda yaptığı öneriden söz eder. Karabekir’in anlatımlarına göre renkten renge giren İsmet Paşa «ne söylersen haklısın» der. Ve Karabekir'in «mebusların aynı zamanda komutan olmamaları» önerisini de destekleyeceğine söz verir.
Kazım Paşa, İstanbul'a döner, İstanbul'da Rauf Bey. Paşa'ya İçişleri Bakanı Fethi Bey'in «bazı mebusların mektuplarını çalmak için verdiği mahrem emri» gösterir.

Karabekir, bu olayı şöyle yorumlar:

«..Mütarekenin ilk zamanlarında İsmet Paşa bana Erzurum'a yazdığı mektubunda Ferit Paşa hükümetinin mektuplarımızı açtırdığı şüphesini yazıyor ve mundar idare diye bu işi nefretle yad ediyordu. Şimdi bu işi daha geniş mikyasta ve millet mebuslarına kendi başvekilliği zamanında kendisi yaptırıyordu. Damat Ferit, müstebit bir hükümdar sadrazamı idi; fakat kendisi Cumhuriyet'in birinci başvekili!»

Kazım Karabekir Paşa, bu kaygılarını İsmet Paşa ile de görüştüğünü yazıyor.
< İsmet Paşa, bu emirden haberi olmadığını söyler, ama daha çok bu gizli yazının Rauf Bey'in eline geçmesi üzerinde durur. Karabekir, İsmet Paşa'ya M. Kemal'in çevresini saranlardan yakınır.
Eski arkadaşlarıyla Karabekir arasındaki bir tartışma da, orduya alınacak araç ve gereçler konusundadır.

Karabekir, İsmet Paşa'ya bir mektup göndererek şunları, yazar:

(Orduya ait işlerden ve hele tayyare, mühimmat fabrikalarında hakkında gazetelerde gördüğüm birtakım şirketlerin talip oluşundan resmen bizlere haber verilmemesinin mahzurlu olduğunu ve işlerin Enver Paşa'nın zamanındaki gibi dar bir çerçeve içinde yapılmasının önüne geçilmesi.)
İsmet Paşa, Karabekir'in evine gelir. Karabekir, yine uzun uzadıya konuşur.

Şu kaygısını da dile getirir:

«Siz açık söylemiyorsunuz. Fakat herkesin kanaati şudur: M. Kemal Paşa'yı siz Lozan'dan aldığınız ilhamlarla bir inkılaba teşvik ediyorsunuz. Ve bunda İstiklal Harbi'nde ilk M. Kemal Paşa'yı tutan arkadaşlarının uzakta kalmalarını ve hatta ezilmelerini istiyorsunuz. Bu arada ben de dahil olduğum halde mahvımıza kadar yürümek isteyenler görülmektedir, dikkat edin. Bu milletin istikbali çok zararlı olacak.»

Konuşma daha da uzar. İsmet Paşa'ya Karabekir «emeksiz külah kapan sekiz on kalem sahibi» ile «yirmi otuz silahşöre dayanıyorsunuz» der. Ve bu uyarıları, bu eleştirileri «kardeşlik vazifesi» gereği yaptığını da söyler.

İsmet Paşa:

— Seni kuşkulandıracak yeni bir delil mi var? Mektubunda Enver Paşa'nın zamanı gibi oluyor, diyorsun, bundan birşey anlamadım» diye sorar.

Karabekir, şöyle devam eder:

«İsmet Paşa'ya dünkü Hakimiyeti Milliye gazetesindeki (İnönü Muzafferiyeti'nin yıldönümü münasebetiyle M. Kemal, Fevzi ve İsmet Paşa'ların beyanatı) başlıklı yazılan ve buna karşı gazetenin de mütalaasını gösterdim.. Şark zaferi sıfıra indirilmiş, adeta İstiklal Harbi'nden çıkarılmış, hele İsmet Paşa'nın beyanatı, sanki Kars'ın zabtı Ermeni ordusuna da İnönü önüne getirtmiş gibi bir suçlu hareket derecesine indirilmiş.

— İstiklal Harbi böyle mi oldu Paşam?., dedim.
Beni küçültmek için Türk milletinin tarihini yalanlıyor.

Sizlerin gördüğü büyük işlerin daha parlak görünmesi için bu günahı işlemeye ne lüzum var? Benim en gücüme giden canım kadar sevdiğim senin de hakikata ve bu arada bana varıncaya kadar bu millete en tehlikeli günlerde canla başla hizmet edenlerin şeref ve canlarına karşı vaziyet almandır. Bunun gideceği yer, Fransa Büyük İnkılabının kin ve iftiralarla dolu kanlı tarihidir. Hiçbirimizin hayatı uzun yıllar sürecek değildir. Kuvvetli bir parti, kuvvetli bir millet meclisi yerine bir askeri karargah kurulması çok tehlikeli neticeler verebilir. Birçok kıymetli başları boğarak yapabileceğiniz işler yine birçok başların boğulması ile altüst olabilir. Bunun için dayanılacak kuvvet sözde olduğu kadar iş sahasında da olmalıdır. Bugün mecliste büyük mütehassıslar yok gibidir. Buna karşı çok zabit vardır. Bunların orduya çıkarılması hem meçlisi bunlardan kurtarmak hem ordu saflarındaki boşlukları doldurmak bakımından faydalıdır. Bu surette şahsi arzular yerine ilmi programlar tanzim edilebilir ve milli bir cephe ile yeniliğe bürünebilir.
Bu sözlerden sonra Fransa Büyük İnkılabı'na ait eserlerden çıkardığım iki makaleyi okudum. Kanlı bir yoldan yürüyenlerden ibret alalım, dedim.

İsmet Paşa, sabit bir fikrin esiri idi. Uzun muhasebelerimizden sonra sonucu yine şöyle bağladı:

— Kazım, eğer hükümetten çekilirsem muhalif bir parti yaparım.

O'nun bir endişesini seziyorum:

Mustafa Kemal Paşa'nın kendisinden başkasını başvekil yapması ihtimali O'nu düşündürüyordu. Kabinesindeki bazı tadilata razı oluyordu. Fakat, başvekillikten çekilmeye tahammüllü görünmüyordu. Derhal muhalif bir parti yapacaktı.

Ben işi tatlıya bağlamak için:

— Ne yaparsan yap; yalnız her işinde samimiyeti siyasete hakim kıl., bir de benim askeri sahadaki mesaime yardım et. Bana bunlar yeter..

Harp Oyunu

Yıl 1924; günlerden 9 Şubat.

Kazım Karabekir, anılarında «beni hayrete düşürdü» diye yazdığı bir haber alır:


İsmet Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa, kendisine haber vermeden İzmir’e gitmişlerdir. İzmir'de harp oyunları yapılacaktır.
Karabekir ve Fevzi Paşalar da İzmir'e giderler. Harp oyunlarına M. Kemal de katılır.
«İki mühim nokta garibime gitmişti» diye yazar Karabekir.

«Biri madem ki mesele harita üzerinde hal olunacaktır. Ne diye bu kadar masraf ve rahatsızlık kabul olundu? Ankara'da daha rahat ve istifadeli olurdu. İkincisi de meselelerde, harp oyunlarında ve manevralarda daima kırmızı ve mavi taraf denir ve bu devlet, şu devlet diye isim bildirilmezdi. Çünkü bu şayi olacağından dış ve iç , siyaset bakımından mahzurlu ve hatta tehlikeli sayılırdı. İzmir'de toplanmak ve İtalyanların Ege sahillerine çıkacağını apaçık ortaya koymanın herhalde bir sebebi olacaktı.

Bunu Fevzi Paşa'dan sordum. Ve harp oyunu bittikten sonra arazi seyahati yapılmasını teklif ettim.
Mesele Ankara'da teklif olunmuş; kendisi de yolda Okumuş!.. Bunun için malumatı yokmuş.. Ve hatta reyi bile alınmamış.. Seyahat hakkında da bir arzusu yokmuş.» . Bu konuda bir tartışma çıkar.

Karabekir, M. Kemal'e on yıl savaş tehlikesi görmeli diğini, Almanlarla, İtalyanların ilerde anlaşacaklarını ve Arnavutluğa saldıracaklarını, Türkiye'ye saldırmalarının İtalyanlar için felaket olacağını ileri sürer.
M. Kemal «Arnavutluk İtalyanları tatmin eder mi?» diye sorar.

İki komutan savaş taktikleri ve olası gelişmeler üzerinde konuşurlar. Harp oyunlarında başkomutanlık Karabekir'e verilir.
Karabekir, harp oyunlarının arazide yapılmasını önerir. Öneri kabul olmaz.
M. Kemal Paşa ve Milli Savunma Bakanı Özalp, trenle Ankara'ya dönerler.
29 Şubat günlü gazeteler, «Osmanlı Hanedanının memleket hududu dışına çıkarılması ve hilafetin Meclise intihabı cihetine gidileceği» hakkında görüşmeler yapıldığını yazarlar".

Karabekir, o günkü duygularını şöyle anlatır:

«Tıpkı Cumhuriyetin ilanında olduğu gibi hilafetin lağvı ve hanedanın yurt dışı edilmesi kararı da bir kaç kişi arasında kararlaştırılıyor ve Halife benim mıntıkamda olmasına rağmen bana bu hususta haber bile verilmiyordu. Biz bu mühim işi de madunlarımızdan (aslarımızdan) ve onlar da sivil makamlardan öğreniyorlardı. Bu hareket tarzından benim kadar diğer asker arkadaşlarım da teessür ve elem duyuyorlardı. Hususiyle daha neler yapılacağını kimse kestiremediğinden herkesin endişe ve hiddeti artıyordu. Meclisin verdiği karar, daha evvelinden valilere tamim olunuyordu. O Meclis ki, umdelerde bir madde olarak hilafetin Osmanlı hanedanına ait olduğunu değişmez bir karar olarak kabul ederek milletten rey almış bulunuyordu. (..)

6 Mart'ta aldığım tarihi haber şudur:

5/6 gece yarısından sonra Halife Çatalca’dan eksprese bindirilmiş ve hudud dışına çıkarılmış. Hanedan da yüz kadar 'erkek ve kadın da çıkarılmaktadır.»
Bu arada Bakanlar Kurulunda da değişiklikler olmuştur.

Yine Karabekir'e haber verilmez. Paşa, öfkelenir. «Emrivakilere boyun eğmeyeceğim» diye yemin eder.
İstanbul'a gider ve Fevzi Paşa ile görüşür. Fevzi Pasa'yı eleştirir. Fevzi Paşa'ya «Ordu komutanları arasına ikilik konmuştur. Aleyhimize padişaha, halifeci diye dedikodular, ne yazık ki, en yüksek makamlardan çıkıyor» diye çıkışır.

Fevzi Paşa:

— Hilafetin lağvı hakkındaki fikrini M. Kemal Paşa bana İzmir'de söyledi. Ben sizin de haberiniz var, yanıtını verir.
Tartışma uzar. Karabekir, bir diktatörlük devrinin başladığından yakınır. «Bu millet, ancak demokrasi esasları ile mesut yaşar» der. Gençliklerinde verdikleri özgürlük savaşımından söz eder.
Konu kapanır.
Ertesi gün Erkanı Harp Mektebi (Harp Akademisi'nde Karabekir'in konferansı vardır. Fevzi Paşa. konferanstan önce Karabekir'! uyarır:
— Paşam, Şark Harekatının yalnız askeri kısımların
dan bahş ederseniz, ileri geri uzun muhaberattan katiyyen
bahş etmemenizi rica ederim..
Karabekir kırgın ve kızgındır.

Olayı şöyle anlatır:

«Hayretimden dona kaldım. Bu bir amirin emri idi. İtaate mecburdum. Fakat konferansı vereceğim kimseler Türk Ordusunun mukadderatını ellerine alacak olan genç Erkanı Harp zabitleri idi. Bunlardan bu işleri saklamak büyük bir cinayetti. Bu hakikati bunların öğrenmesi hakları idi. Bizim de bunları öğretmek vazifemizdi. (..) Genç Erkanı Harplilerin kapısı önünden dönemezdim. Onlara çirkin bir misal de göstermemek için Mareşal ile münakaşa da edemezdim.

Şu halde içten gelen bir karehatın (istemeyerek) tabii bir inikası (yansıması) olan bakış ve tavrımla:

— Emriniz üzerine işi kısa keserim efendim... dedim.»

13 Nisan 1924 günü Karabekir. M. Kemal tarafından Çankaya Köşkü'ne çağrılır. Başyaver Salih Bozok. M. Kemal Paşa'nın odasında meşgul olduğunu bildirerek Paşa'dan beklemesini rica eder.

M. Kemal Paşa, odasında, Terzi Altın Makas'a Müşir üniformasını diktirmekte ve üniformanın provası yapılmaktadır.
Salih Bey, M. Kemal Paşa'nın çalışma masasında bulunan bir resimli albümü Karabekir'e uzatır. Karabekir, albümde kendisi ile ilgili övgülü sözleri okur.

Albümde şunlar yazılıdır:

«Şark Cephesi'nin güzide komutanı yalnız iyi bir asker, mümtaz bir kumandan değil aynı zamanda muktedir bir idare adamıdır da. Mütarekenin bidayetinden beri Erzurum ve havalisini fevkalade hüsnü surette idare etmiş, hastaneler, mektepler açmış, Ermenilerin harap ettikleri bu güzel cüz'i vatanı imara çalışmıştır.

Türk milleti, Kazım Karabekir Paşa gibi rical yetiştirmiş olmakla ne kadar iftihar etse sezadır.»
Karabekir, albümü okumaya dalar.

Sonrasını Kazım Karabekir'den öğrenelim:

«Artık benim de sabrımın tükendiği bir sırada idi ki, Salih Bey tekrar gelerek:
— Gazi Paşa buyursunlar diyor... dedi.

Yanına girdiğim zaman elimi sıkarak mühim meşguliyetini söyledi:

— Sizi fazla beklettim, ama bizim terzi ile yeni yaptırmakta olduğum müşir elbisesi hakkında görüşüyorduk. Seni, sıkılırsın diye çağırmadım.

Ben:

— Eğer benimle bunun yarış» kadar zaman görüşmek lütfunda bulunursanız şu iki kağıt üzerinde görüşme rica edecektim, diyerek bir (G.M. Kemal) imzasını" ve 1923 tarihli mebusluğumu bildiren tezkerenin, diğeri de benim imzamı taşıyan 1919 tarihli Harbiye Nezareti'ne Şurayı askeriye" Teşkili hakkında yazdığım hususi tekliflerimin suretini Gazi'ye verdim.

Mustehsi bakışla sordu:

— Nedir bunlar? Müfettişlik umumi layihası ise o makam başkomutanlık demektir. Bu hazerde ve seferde benim makamımdır. Hazerde bana niyabeten Erkanı Harbiye Umumiye Reisi, yani Müşir Fevzi Paşa bu vazifeyi görecektir. Bunu Erkanı Harbiye riyaseti kanunuyla da tesbit ettik.

Siz hala o makamı ve rütbeyi mi kurcalıyorsunuz? Ben:

— Hayır efendim. Ben bugünkü mevkiimde uhdeme düşen vazifelerden uzak bulundurulmakta olduğumdan şikayet ediyorum. Takdim ettiğim vesikalardan biri benim Büyük Millet Meclisi azalığına seçilişimden dolayı kıymetli imzanızı taşıyan iltifatnamenizdir. Diğeri de Şurayı Askeriye Teşkili lüzumu hakkında öteden beri yazdığım ve söylediğim fikirlerimdir. Son günlerde ne siyasi ne de askeri teşebbüs ve kararlarınız hakkında fiiliyata çıkmadan önce bir haber dahi alamıyorum. Uhdemdeki mebusluk ve askerlik vasıflarından hangisi arz buyurulursa, orada mevkiimin hak ve mesuliyeti olan vazifeyi görmek istiyorum.
İstiklal Harbi'nde her iki selahiyetimi hüsnü istimal ettiğimi ve her zaman takdirlerinize layık hizmetler gördüğümü her zaman büyük bir şevkle hatırlıyorum.

Başkomutanlık meselesine gelince:

Benim şahsım kaale alınmayarak şunu arz edeyim ki, istiklal harplerinde reisicumhurumuzun aynı zamanda başkumandan olması çok mahzurlu olacaktır. Her tarafla siyasi münasebetlerimiz kesilmiş halde iken sırf dahili işlerle uğraşmak yüzünden zatı samileri İstiklal Harbi'nde askeri planlarımızın icabı veçhile başkomutanlığı zamanında uhdenize almadınız. Ve bu yüzden Garp Cephesi ordusu cepheciliğe döküldü ve İstiklal Harbi de beyhude bir yere en az bir yıl uzadı.

M. Kemal Paşa:

— Muntazam tuttuğunuzu işittiğim hatıratınızı, vesaikleriyle birlikte getir de göreyim. Hiçbir tarafta herkes gibi benim İstiklal Harbi'nin banisi olduğumu ve Türk milletini ölümden kurtararak ona istiklalini bahş ettiğimi söyleyeceğine kendini de benim payeme çıkartacak propagandalar yaptırıyorsun. Bir millete ancak bir Gazi olur. Bu yürüyüşe ayak uydurmaya çalış, istiklal Harbeni" nasıl emirlerimle başardıysak bundan sonrası da bundan başka ola
maz. Ben sana şerefli bir vazife düşünüyorum. İçerde Fethi Bey var, birlikte konuşalım.

(...)

Terfi müddetim geldiği halde aldırış etmeyen, aleyhimde bir düziye «İstiklal Harbi'nde nasılsa Şark'ta bulundu. Bana müşkilat göstermekten başka birşey yapmadı» propagandası yapan ve etrafımdan hafiyelerini eksik etmeyen M. Kemal Paşa, bugün benim hatıratıma da el atmak kararında idi. Buna muvaffakat edemezdim. (Hatıratımı elimden almak için üç kere evimi basıp arattı. 3 bin nüsha eserimi yaktırttı. Ve bir hayli evrakımı aldı, Fakat o ancak
gölge yakalamıştı.)
Salonda Fethi Bey de eşiyle mevcuttu.

Gazi:

— Haydi size yukarı kattaki kütüphanemi gezdireyim.
diyerek Fethi Bey'le beni beraberinde alarak yukarıya çıkardı.

Latife Hanım'ın da birçok zarif ciltli kitaplarını taşıyan ve bütün duvarları kaplayan kitaplarını temaşa ederken Gazi dedi ki:

— Musul hakkında Haliç konferansında Fethi Bey siyaset yoluyla muvaffak olamadı. Sıra Karabekir'e geldi. O bu meseleyi asker kuvvetiyle başaracaktır.

Ben:

— İngilizlere harp açmak felaketli bir iş olur. Yunanistan'ın yapamadığını bu sefer İtalyanlara da teklif edebileceklerini hesaba katarak İzmir harp oyununda tehlikeyi belirttiğiniz halde şimdi böyle bir istilaya kendimizin sebebiyet vermesi doğru mudur? Lozan'da Musul meselesinin halli sonraya; siyasi bir yoldan halle bırakılmadı mı? Bu meselenin daha öne alınarak hilafetin lağvında acele buyurulmamalı idi. Eğer mütalaam sorulsaydı, belki bu teklifimi siz de kabul buyururdunuz. Bugün İstiklal Harbi zamanından daha zayıf bir halde olduğumuzu iddia edebilirim. Herhangi bir muvaffakiyetsizliğin bilhassa kurtluk mıntıkasındaki akisleri pek zararlı olabilir. Şark'ın ıslahına yazık ki, hiç ehemmiyet verilmiyor, içtimai düzenimiz ve dolayısıyla ahlaki durumumuz günden güne her taraf ta bozuluyor.
Benim Gazi ve müşirliğimden bahş eden' albümü bana göstermekten maksadı da galiba beni Musul Harekatı yapmaya iştahlandırmak olacaktı.

Buna kıymet vermediğimi görünce işi kısa tutarak:

— Sen bu işleri İsmet ve Fevzi Paşalarla görüşürsün, haydi artık salona inelim., dedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:34

ONALTI

Lozan Antlaşması'nda Musul sorunu çözüme bağlanmamıştı. Görüşmelerin uzaması üzerine İsmet Paşa, bir konunun Türkiye ile İngiltere arasında çözülmesini önermiş; bu önerisi de taraflarca benimsenmişti".
Musul konusundaki ilk görüşme 19 Mayıs 1924 günü İstanbul'da yapıldı.

«Haliç konferansı» diye bilinen bu konferanstan sonuç alınamadı. İngilizler Süleymaniye, Kerkük ve Musul kentlerini Türkiye'ye bırakmak istemiyorlar; Türk delegasyonu başkanı Fethi Bey de Musul İli nüfusunun Türk ve Kürtlerden oluştuğunu ileri sürerek Türk tezinde direniyordu.
İngilizler, Musul dışında ayrıca Nasturi Hıristiyanları nedeniyle de Hakkari İlini de istemekteydiler.

Sorun, Haliç konferansında çözülemedi. Çözülemeyince konu İngilizler tarafından Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Milletler Cemiyeti, 30 Eylül 1924 günü bir komisyon kurarak konunun bu komisyonca incelenmesi kararını verdi. Komisyon düzenlediği raporda Musul'un Irak'ta «İngiliz manda yönetimini» 25 yıl daha uzatılarak Kürtlere verilmesi koşulu ile Musul'un manda yönetimine bırakılması, bu olmazsa, Musul'un Irak'a devredilmesi görüşü benimsenmişti.
Türkiye bu raporu tanımayacağını ilan etti.

Milletler Cemiyeti'nde konuşan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Araş) İngilizlerin Musul'daki Kürtleri ilerde Türkiye aleyhine kullanacaklarını söyledi.
Tam bugünlerde Şeyh Sait isyanı patlak verdi. 23 Temmuz 1924 günü İstanbul'dan Mr. Henderson'un İngiliz Başbakanı Mac Donald'a gönderdiği gizli yazıda Doğu'daki Kürtlerin yerel örgütler kurarak harekete geçmek üzere oldukları ve Kürtlerle temas için bir yetkilinin İstanbul'a gönderildiği bildiriliyordu.
Şeyh Sait'in oğlu Ali Rıza da İngilizlerin desteğini sağlamak üzere Tebriz'deki İngiliz konsolosluğuna başvurmuştur.
Şeyh Sait ayaklanması 1925 yılı ortalarında bastırılabildi.
Türkiye, 1925 yılı Eylül'ünde Milletlerarası Adalet Divanı'na başvurdu.

Diplomatik görüşmelerden sonra gerek Divan ve gerekse Milletler Cemiyet Meclisi kararlarını vermişlerdi:

Musul Irak'a bağlanacaktı.
16 Aralık 1925 günü Milletler Cemiyeti Meclis kararı verilmiş; Musul Türkiye'nin elinden kaçmıştı. Türkiye, bu karara karşı tepki gösterdi. Ayrıca Sovyetler'le de 17 Aralık 1925 günü Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı.

5 Haziran 1926 günü, Türkiye, Irak ve İngiltere ile imzaladığı «sınır ve iyi komşuluk antlaşması» ile Musul'u terketmişti.
İşte M. Kemal ile Karabekir'in konuşmaları Musul sorununun tartışıldığı günlere rastlar.
Türkiye, Musul'u diplomatik yollarla alamazsa askeri yolla alacaktır. M. Kemal bu askeri sefer için de Karabekir'! görevlendirmeyi uygun görmektedir.

Yeniden Karabekir’in anılarına dönelim:

«Musul meselesinin siyasi yoldan hal olunamayacağı Fethi Bey'in tekrar tekrar beyan ettiği Haliç konferansında İngiliz delegelerinin sözlerinden anlaşılıyordu.

Daha ilk sözde:

— Musul Kraliyet hükümeti için pek lazımdır., diye ilk ve son sözlerini söylemişlerdi.
Fethi Bey'in

— Bizim Cumhuriyet hükümetimiz için de pek lazımdır... tarzındaki cevabına yine aynı cevabı vermişler.
Gazi, Fethi Bey'i dinledikçe düşünceye dalıyordu. Bilmem hilafeti lağv etmekte acele ettiğini söyledikçe hak mı veriyordu? Yoksa, henüz kuvvetini muhafaza eden askeri mantıkla işi kuvvetle neticelendirmeyi mi düşünüyordu?»
Karabekir, yakın arkadaşı İsmet Paşa ile sık sık görüşür.

Bir görüşmelerinde İsmet Paşa birdenbire:

«Kazım, Musul boş., şunu işgal ediversene...» der.

Karabekir, İsmet Paşa'ya şu yanıtı verir:

«Bu hareket İngilizlere karşı ilansız bir harp demek olur. Oradaki kıtaları az da olsa tayyare kuvvetleri üstündür. Kısa bir zamanda takviye edebilirler. Sevk olunacak kuvvetlerimizin orada dahi muvaffakiyetlerini ümit etmem. Fakat, işin tehlikeli ciheti bu hareketin İngilizlerin bütün sahillerimizde faaliyete geçmelerine mucip olur. İşin daha felaketli ciheti de Ermeni ve Yunan ordularıyla yapamadığını bu sefer Suriye'den Fransızlarla ve İzmir'den de İtalyanlarla yapmaya kalkışmasıdır. İzmir harp oyununda İtalyanların böyle bir hareketi misal olarak yaptırıldığı halde şimdi onun fiilen tatbikini görmek istiyorsunuz. Yunanistan bile derhal Şarki Trakya'yı işgale can atacaktır. Bu suretle tarihi haceletten (utanmadan) kurtulmak isteyecektir. Nitekim İzmir harp oyununda bu hareket do hesaba katılmıştı. Bundan başka cihan efkarı umumiyesinde Türklerin her fırsatta harbe atıldıkları şekli göstereceğinden siyasi ve askeri düzenimiz ve neticede Musul uğruna kazandığımız istiklalimiz de tehlikeye düşer.

Lozan Muahedesi’ni siz yaptınız; (sureti müsiühanede) hal olunacağını, hal olunmazsa Cemiyeti Akvam Meclisi'nce hal olunacağını ve askeri harekat yapılmayacağını siz imzanızla kabul ettiniz. Bu sulh muahedesini Büyük Millet Meclisi kabul etti. Reisicumhur M. Kemal Paşa da tasdik etti.
Bana geçen gün M. Kemal Paşa da böyle bir teklifte bulunduğu zaman O'na da uzun uzadıya bu mütalaalarımı arz etmiştim. Siz, hükümet reisi sıfatıyla, O'nun böyle bir arzusuna karşı sulh muahedesinin 3. maddesini okuyarak benim serdettiğim tarzda mütalaa beyan edeceğinize Musul'u işgal etmeye kalkıyorsunuz.»

Karabekir Görev Kabul Etmiyor:

Karabekir", savaştan yana değildir. Musul için yapılacak bir savaşın Türkiye'yi yıkıma sürükleyeceği kanısındadır.

Paşa anılarına o gün İsmet Paşa'ya şu kaygularını da bildirdiğini yazar:

«Öteden beri İmadiye ve Çömelek civarındaki köylerde (Londra Başpiskoposu murahhası) namıyla İngiliz misyonerleri Nasturileri aleyhimize yetiştirmişler ve teşkilatlandırmışlardır. Bunlar daha bize çok zorluklar çıkarabilirler. Bundan başka Kürtlük ıslahı İçin ilk tedbirler dahi alınmamıştır. Bu hususta benim muhtelif zamanlarda mühim tekliflerim vardır. Bu Kürtlerle de tehlikeli . işler yapabilirler. Onların İstiklal Harbi'ınizde pek baş kaldırmamaları bizzat aldığım esaslı tedbirlerle beraber küçüklüğümden tanıdığım o muhit Cihan Harbi'nde de emrimde bulunduğundan beni yakından tanıdılar. Ve mütarekede de bana karşı mütavaatkar kaldılar. Onlara karşı şahsi itimad da tedbirler kadar tesirli olur. Ne Dahiliye ve ne de Milli Müdafaa Vekaletleri onlarla bilerek meşgul değillerdir. Hülasa askeri muvaffakiyet ümit etmiyorum. İç ve dış siyasi vaziyetlerin felaketli bir sekile sürükleneceğine ise hiç şüphe etmiyorum.

Mustafa Kemal Paşa'ya da söyledim:

— Siz Musul'u belki hilafeti lağvda acele etmeyerek herhangi bir şekilde almaya belki muvaffak olurdunuz. Fakat, Şark işlerini birinci derecede idare eden bir arkadaşımız sıfatıyla bana haber vermeden bir emrivaki yaptınız. Şimdi bu işi devlet adamlarına yakışmayacak tarzda ve hem de işi benim başıma dolayarak hal yoluna gidiyorsunuz. Ben, kati olarak vazife kabul etmem. Size de tavsiyem bu uçuruma milleti sürüklemeyin. İmzaladığınız Lozan Muahedesi'nin 3. maddesini tekrar tekrar okuyun ve M. Kemal Paşa'ya da okutun. Bu işi benden ziyade sizin birinci derecede göreceğiniz bir iştir.»
Karabekir, anılarının bu bölümünde İsmet Paşa'nın kendisini her zaman cankulağı ile dinlediğini, ancak bu görüşlerini anlatırken tedirgin olduğunu anlatır.

Kazım Paşa, en yakın dostu İsmet Paşa hakkındaki yargılarını şöyle anlatır:

«..İşte şimdi tam milletin rahat ederek medeniyet yolunda hız alacağı bir sırada, yeni hadiseleri kolay bulduğundan mı? Yoksa M. Kemal Paşa'nın kuvvetli iradesine, artık oturduğu makamın da nüfusu eklenerek yeniden daha kudretli bir cazibe yaptığından mı nedir, bana karşı mühim hadiselerde yan çizmeye başladığı gibi uzun süre çene çalarak söylediğim şu Musul hareketini önlemek hakkındaki mütalaalarım da pek hoşuna gitmedi. Gösterdiği tavırdan ve 'kelime ile mütalaalarıma cevap vermeyişinden bunu anladım.

İsmet Paşa, müteessir göründü ve uzun boylu sustu. Bu halde müsaadesini istiyerek ayrıldım.
4 Mayıs Ramazan Bayramının ilk günü idi. Reisicumhur Gazi Mustafa Paşa'yı herkes gibi ben de Çankaya Köşkü'nde tebrik ettim. Erkanı Harbiye Umumiye Reisi ve Müdafaai Milliye Vekili'ni de makamlarında tebrik ettim. Bugün Fevzi Paşa, beni Etlik'de Aşağı İncirlik mevkiindeki köşkümde iadei ziyarete geldi.
Fevzi Paşa'ya İsmet Paşa'nın bana Musul'u almayı teklif ettiğini, bunun daha önce de Gazi tarafından yapıldığını anlattım.

Hayret etti ve bana şu cevabı verdi:

— Tuhaf şey! Benim böyle birşeyden haberim yok. Bir harekat yapılacağı konusunda benimle birşey görüşmemişlerdi.
Bu cevaba benim hayretim daha büyük oldu.

Çünkü her askeri ve siyasi büyük mühim işler bu üçler arasında görüşüldüğü ve kararlaştırıldığına geçen misallere bakarak kanaatim vardı.»

Karabekir, kararını vermiştir:

Askerlikten ayrılmak!

«Şu halde bizlere tutulacak biricik doğru yol Meclisteki milli vazifelerimizi ele almak ve bu surette gerek cihana ve gerekse kendi milletimize karşı Büyük Millet Meclisi'nin sesini duyurmak ve kudretini göstermek kalıyordu. Bu suretle Cumhuriyet'in sağlam surette kurulmuş olmasına ve laiklik esasından aykırı tasavvurların önlenmesini temin edebilirdik.

Orduda kalarak o kuvvetle bu işleri görmek, orduyu siyasetle uğraştırmak, onun birlik ruhunu bozmak gibi tehlikesine yakın tarihimizde kendimiz de şahit olduğumuz faciaları tekrar ettirmek olurdu.»

Karabekir, İstanbul'un kurtuluş gününde Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa (Özalp) ile Perapalas otelinde görüşür. Bakana, İngiliz uçaklarının sınırlarımızda askeri birliklerimize saldırdıklarını söyle.

Ve şu uyarıyı yaptığını yazar:

«Durup dururken bunun vaki olamayacağını, İngilizlerin herhalde birşeyden kuşkulanmış olabileceğini., bir harbe sebebiyet vermenin felaket olacağını söyledim.
Kazım Paşa fazla birşey bilmiyor göründü. Ve Fethi Bey'in Cemiyeti Akvam nezdinde teşebbüste bulunduğunu söyledi.

8 Ekim'de Erkanı Harbiye Umumiye Reisi Fevzi Paşa'dan bir şifre aldım:

İngilizlerle bir harp ihtimali mevcut olduğundan hemen Ankara'ya hareketim emr olunuyordu.
9 Ekim'de öğle vakti trenle hareket ettim. 11'de Ankara'ya vardım. Fevzi Paşa'yı ziyaretimde vehameti öğrendim.

Şöyle ki:

Nasturi çeteleri asayişi bozuyormuş. Bunun için bir piyade ve süvari fırkasıyla tediplerine başlandığını, bir piyade fırkasının da ihtiyat olarak o mıntıkada hazırlandığını, İngilizlerin statü hattını geçerek tayyarelerle kıtalarımıza hücum ettiklerini, süvari fırkasından da bazı zayiatların olduğunu ve İngilizler, hareketi durdurmazsak ilanı harp edecekleri hakkında ültimatom verdiklerini, vaziyetin bir harbe gitmek ihtimalini Fevzi Paşa anlattı.

Kendilerine şunu sordum:

— Ordulara hareketi daha önce neden bildirmediniz?
İngilizler, ültimatom vermeden sahillerimize saldırıda bulunsalardı Ege sahillerini teftiş halindeyken çürük gambotlarla, ben dahi feci vaziyete düşecekmişim.

Fevzi Paşa:

— Dahili bir meselemiz olduğu için daha önce haber vermeye lüzum görmedik.

Ben:

— Ne diyorsunuz Paşam? Meselenin bir Musul hareketi olduğunu hala bir ordu müfettişinden gizlemek istiyorsunuz. Bu işe beni tayin etmek arzusuna karşı verdiğim mantıki cevapları da biliyorsunuz, demek. Ben, bu harekatın aleyhindeyim diye bu işi benden sakladınız. Mesele dahili bir tedip harekatı olsa bu kadar büyük bir kuvvete lüzum görülünce kumandanlarınıza işin başında haber vermek ve hatta onların mütalaalarını dahi sormak yerinde olurdu, fikrindeyim. İngilizlerin ültimatom verince telaşa düşerek acele çağırmanız daha hoş bir vaziyet doğurmuş değildir. Bana itimatsızlığın bu halde, apaçık
delilidir.
Fevzi Paşa, buna verecek cevap bulamadı. (İtimadımız olmasa sizi terfi ettirmezdik) gibi bir garibe savurdu.

Ben:

— Paşam, hangi terfiden bahsediyorsunuz!. İstiklal Harbi içerisindeki Garp Cephesi'nde ikişerüçer derece terfilerinize karşılık ben yalnız Kars'ın zabtı üzerine ferikliğe terfi olundum. Fakat ben, Cihan Harbi içinde Livalığa harp meydanında terfi etmiştim. Ve bu müddeti de doldurduğum için yaptığınız terfii benim için mükafat saymak haksızlıktır.

Bugün asgari müddeti çoktan doldurduğum ve yıllardan beri ordu komutanı olduğum halde terfi ettirmemekliğiniz de bana karşı haksız olarak itimat göstermediğinize bir delildir. Bilmekte hakkım olan işler de tekerrür edip durmaktadır.

Fakat bugün için yapılacak şey İngilizlerle harbin önünü almakladır. Her tarafta her yeri gezdim. Ve halkla her yerde temas da ettim. Halk bitkin haldedir. Elinde avucunda birşey kalmamıştır. Sekiz yıldır sürüp gitmekte olan harp milleti uzun bir sulh zamanına müştak kılmıştır. Musul'u yeniden harp ile almaya kalkmak yeniden vatanımızı ve milletimizi perişan edecek ve belki de felaket uçurumuna sürükleyecektir. İngilizler bu sefer, geçen yıl İzmir'de yaptırdığınız harp oyunundaki endişeleri tahakkuk ettirecek yani İtalyanları üzerimize saldırtacak ve kendisi de fiilen harbe girişecektir. Fransızlar da İstiklal Harbi'mizde uğradıkları muvaffakiyetsizliğinin intikamını almak için o zaman elde edemedikleri hedeflere yürüyeceklerdir.

Fevzi Paşa:

— İcap ederse, yeni bir harbi de göze aldık. Musul bizimdir. Madem ki, sulhen vermiyorlar; harben almak için Gazi ısrar ediyor. Hükümet de bu fikirde. Bizde muvaffak olacağımıza şüphe yok. İcap ederse Musul değil daha uzaklara da gideriz.

Ben:

— Demek, İzmir harp oyununda İtalyanların Ege sahillerine çıkması esasında yani harp oyunları kaidelerine uygun olmayarak mavikırmızı yerine apaçık İtalyanları düşman göstermeniz, icabında bunu göze almış olduğunuzu ilan için bir gösteriş mi idi?

Paşam, siyasi hatalar üst üste yapılmıştır:

Birincisi, Musul işi Lozan Konferansı'nda hal olunmayarak sonradan sulhen hal kabul edilmiş ve nihayet ise Cemiyeti Akvam'ın hakemliği ile karar verileceği tesbit olunmuştur.

İkincisi, hilafetin lağvında acele edilerek bu müessese havadan gitmiştir.»
Karabekir, Musul'un işgali ve İngilizlerin yenilmesiyle M. Kemal'in imparatorluğunu ilan edeceği kanısındadır.
Bu kuşkusunu Fevzi Paşa'ya da anlatır.

Fevzi Paşa. «bizim vazifemiz hükümetin emrine itaattir» der.
Karabekir, Fevzi Paşa'nın Diyarbakır'daki Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa'ya (Eğilmez) verdiği son emri de öğrenir.

Bu son emir şöyledir:

(İcap ederse eşkiyayı Londra'ya kadar takip edeceğiz.)
Günlerden 18 Ekim'dir.
Mustafa Kemal, doğu gezisinden Ankara'ya dönmektedir. Karabekir, M. Kemal Paşa'yı Ayrancı sırtlarında karşılar.
M. Kemal, Karabekir'! görünce arabasını durdurur. Arabada İsmet Paşa da vardır.

Karabekir, M. Kemal Paşa'ya:

— Paşa Hazretleri; bir harp tehlikesi karşısında olduğumuzu ve zatı samilerine dahi arz ettiğim mütalaalarıma rağmen Musul Harekatı'na başlamanın buna sebep olduğunu öğrendim. Paşam, netice felaket olur.

Mustafa Kemal, Karabekir'in sözünü keserek şunları söyler:

— Büyük Millet Meclisi'ni acele topladık. Söz milletindir!

Karabekir, bu konuşmadan sonra günlüğüne şu notları düşer:

«Artık kararımı vermiştim. Söz milletindir; söz milletin, kabul!»
Karabekir, dört gün önce de Milli Savunma Bakanlığı bütün kolordulara gizli bir emir yollamıştır:
1643 sayılı emirde, ordu müfettişlerinin Bakanlıktan izinsiz gezilere çıkmamaları gereği bildiriliyordu!
Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Rauf Bey'le de konuşmuş ve kararlarını vermişlerdi.
Parti kuracaklardı!

Şu satırlar Karabekir'indir:

«Harp felaketinin önüne ancak Büyük Millet Meclisi'nde bir blok halinde görünebilirsek durabiliriz. Esasen Cumhuriyet'in kökleşmesi için icabında bir parti halinde çıkmaya da karar vermiş bulunuyorduk.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:35

ONYEDİ

«Ordu müfettişliğinden çekilmeden önce kimi komutanlarla kendileriyle birlik olmaya kandırmak için çalıştılar. Bu bir yıl içinde, Cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması gibi işlerimiz, ortaklaşa düzen kuranları birbirlerine daha çok yaklaştırdı ve birlikte çalışmalara yol açtı. İşe, siyasadan başlayacaklardı. Bunun için uygun zaman ve fırsatı bekliyorlardı. Siyasa alanındaki ve ordudaki hazırlıklarını yeterli görüyorlardı. Gerçekten Rauf Bey ve benzerleri parti içinde sürdürmeye başladıkları durumlarıyla. Meclisin dinlenme dönemine rastlayan zamanda milletvekilleri üzerinde ve yeni seçimde başarı kazanamayan İkinci Grup üyeleri aracılığı ile bütün yurtta, ulusu bize karşı kışkırtmak için çalışmak fırsatını elde ettiler. Yurt içinde birtakım gizli örgütler kurmaya ve girişimler yapmaya da başladılar».

Kurtuluş Savaşı'na başlarken birbirlerine bu kadar güvenen, birbirlerine bu kadar inanan iki komutan arasında güven duygusu kalmamıştı.
Karabekir, kendisinin devre dışına çıkarıldığı ve kendisine hiç güvenilmediği kanısındadır. Bu kanılar kuşkulara dönüşür.
M. Kemal de Karabekir'in kendisine karşı komplo düzenlediğinden kuşkulanmaktadır.
Erzurum'da birleşen yollar Ankara'da ayrılmıştır.
Karabekir'in anlattığı olayları bir de Söylev'den izleyelim.

Atatürk diyor ki:

«Hakkari bölgesinde Nasturi ayaklanmasını bastırmaya çalıştığımız bir sırada İngiltere hükümeti de hükümetimize kesin bir nota verdi.
İngiltere’nin kesin notasına bildiğiniz biçimde yanıt verdik, savaşı bile göze aldık, işte Söz konusu ettiğimiz kişiler, bu çetin günlerde, bir yabancı devletin bize saldırabileceği günlerde kendilerinin de bize saldırarak ereklerine kolaylıkla ulaşabilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Savaşa hazır bir durumda bulundurmaya zorunlu oldukları ordularını başsız bırakıp, daha önce sevmediklerini söyledikleri siyasa alanına koştular.»
Atatürk, Söylev'de Karabekir'in ordudan ayrılmasını böyle anlatır.

Olay M. Kemal Paşa'nın Söylev'deki tanılarına göre bir «komplo» muydu? Yoksa Karabekir'in ileri sürdüğü gibi bir savaş tehlikesini önleyen hareket mi?
Bu soruya yanıt verebilmek güç; güç değil olanaksız.

Gelin o zaman olayların akışını hem Söylev'den hem Karabekir'in anılarından izleyelim:

Karabekir, Fevzi Paşa'ya giderek ordudan ayrıldığını bildirmiş; Fevzi Paşa, Karabekir'! kararından caydırmaya çalışmıştır..
Karabekir, anılarında Fevzi Paşa'ya M. Kemal ve çevresi ile ilgili eleştirilerini yinelediğini; Fevzi Paşa'nın da kendisine hak vererek «ordudan ayrılma» dediğini yazıyor.

Evet; köprüler atılmış; güven duyguları yok olmuştur.
Karabekir. Fevzi Paşamdan bütün bu olaylara karşı tavır almasını ister. Olup bitenlerden acı acı yakınır. Sert eleştiriler yapar.
Fevzi Paşa'ya «ordunun başı sıfatıyla susuyor ve daha fenası bizi hiçe sayıyorsunuz» diye sitem eder.. Kendi durumundan yakınır; «ordu müfettişliği emir zabitliği vaziyetinde» der.

Fevzi Paşa'yı do «Milli Müdafaa Vekaleti de sizin kalemi mahsusunuz halinde» diye eleştirir.
Düşünce ayrılıkları güven bunalımına/güven bunalımları kuşkuya; kuşku da duygusal tepkilere dönüşmüştür.
Evet, savaş başlamıştır.
Bu savaşta Kurtuluş Savaşı'nın başkomutanı ile Doğu Cephesi komutanı artık iyice karşı karşıyadırlar.

Komplo

Atatürk, Söylev'de Karabekir. Ali Fuat Paşa ile Refet ve Cafer Tayyar Paşa'ların bir komplo düzenledikleri kanısındadır.

Bu olayları ve duyduğu kuşkuları şöyle anlatır:

Söylev'in bu bölümünü bugünkü Türkçeye yapılan çevirisinden okuyalım:

«Şimdi sayın baylar, isterseniz, size büyük bir «komplo» üzerine bilgi vereyim.
1924 yıl» Ekim'inin 26. günü geç saatlerde birinci ordu müfettişinin görevinden çekildiğini bana bildirdiler.

Müfettiş Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığına verdiği çekilme dilekçesi şudur:

Genelkurmay Başkanlığına
26.10.1924

Bir yıllık ordu müfettişliğim sırasında gerek teftişlerim sonunda verdiğim raporların gerekse ordumuzun yükselmesi ve güçlendirilmesi için sunduğum tasarıların dikkate alınmadığını görmekle üzüntüm ve kaygım çok büyüktür. Üzerime düşen görevi milletvekili olarak daha çok gönül rahatlığı ile yapacağıma inandığım için ordu müfettişliğinden çekildiğimi bilgilerinize sunarım efendim.
Milli Savunma Bakanlığına da yazılmıştır.

Kazım Karabekir

Bu çekilme yazısının altında renkli kalemle şunlar yazılıdır:

«Çekilmesini uygun bulmadığımı bildirdim. Düşüncesinde direndi. Yarın milletvekilliği görevine döneceğini bildirdi.»
Bu satırların altında imza yoktur; ama Genelkurmay Başkanının yazdığı anlaşılıyor.

Daha aşağıda da kırmızı mürekkeple yazılmış şu notlar vardır:

(Gelen rapor ve taşanların hepsini göreyim. Bunların hangi maddeler üzerinde neler yapılmış ve hangi maddeleri yapılmamış; onları da dosyalattır da göreyim.)

Bu notların altındaki tarih 28 Ekim'dir.
Baylar, Kazım Karabekir Paşa'nın raporları ve tasarıları Genelkurmay'da ilgili bölümlerde incelenmiş, bunlardan kabul edilip uygulanabilecek olanlar dikkate alınmış ve uygulanmış idi. Ancak uygulanması devletin gücü dışında bulunan ya da bilimsel değeri olmayıp kendi kişisel ve düş gücüne dayanan önerileri doğallıkla dikkate alınmamıştı. Kazım Karabekir Paşa'ya raporlar ve tasarılarından dolayı bir beğence verilmesi de gerekli görülmemişti.
30 Ekim günü de 2. Ordu Müfettişi Ali Fuat Paşa'nın Konya'dan geldiği bildirildi. Kendisini akşam yemeğine Çankaya'ya çağırdım. Geç vakte kadar bekledimse de Paşa gelmedi.

Kendisini aratırken öğrendim ki, Fuat Paşa'yı Ankara'ya gelişinde Rauf Bey karşılamış, Fuat Paşa Milli Savunma Bakanlığı'na uğradıktan ve kimi arkadaşlarla da kısa görüşmeler yaptıktan sonra Genelkurmay Başkanlığı'na gitmiş, bir süre Fevzi Paşa ile görüşmüş, çıkarken de Fevzi Paşa'nın emir subayına şu kağıdı bırakmış:

Genelkurmay Başkanlığı Yüksek Katına
30.10.1924
Milletvekili görevime başlayacağımdan 2. Ordu müfettişliği görevimden bağışlanmamı saygı ile dilerim efendim.
Ankara Milletvekili Ali Fuat

Baylar, milletvekilliğinden çekildiğini Meclis Başkanlığına bildirmiş olan Refet Paşa'nın da çekilme yazısını Rauf Bey'in geri aldırdığını öğrenmiştim.
Atatürk, bu gelişimlerden kuşkulanmış ve olaylara şu tanıyı koymuştur:

Komplo!

Söylev’de «komplo olarak nitelenen bu olaylara karşı şu önlemler alındığı anlatılır:

İlk iş, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın milletvekilliğinden ayrıldığını TBMM başkanlığına telefonla bildirmesidir. M. Kemal Paşa, bundan sonra ikinci adımını atar. ikinci adım, milletvekili de olan komutanlar Cevat Paşa, İzzettin Paşa, Ali Hikmet Paşa. Şükrü Naili Paşa, Fahrettin Paşa ve Cafer Tayyar Paşa'lara ivedi telgraflar çekerek, bu komutanlardan ya milletvekilliğini ya da komutanlığı seçmelerini istemek olur.
izzettin Paşa, Ali Hikmet. Şükrü Naili ve Fahrettin Paşalar, orduda kalmak istediklerini bildirirler.

Diyarbakır'da bulunan 3. Ordu Müfettişi Cevat Paşa'dan68 gelen yanıt oldukça serttir:

— Yüksek kişiliğinize karşı olan güvenime ve sevgime inanmanızı saygı ile dilerim. Ancak, böyle bir yurt görevinden ivedilikle çekilerek ulusa ve seçim bölgem halkına karşı sorumlu ve suçlu duruma düşmemekliğim için çekilmemi gerektiren nedenlerin açıklanmasına yüksek buyruklarınızı saygıyla rica ederim.

Aynı içerikteki' bir telgraf da yine Diyarbakır'daki Yedinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa'dan gelmiştir.
«1 — Siz yüce Cumhurbaşkanına karşı beslediğim saygı ve sevgiye güvenilmesin! rica ederim.
2 — Bu dakikada seçim bölgem halkı ile görüşme
den yüksek önerinizi kabul etmekliğim beni ulus önünde
sorumlu duruma düşürebilir.
3 _ Yurdun ve ulusun çıkarları milletvekilliğinden hemen çekilmemesini gerektiriyorsa, kesin karar verebilmekliğim için durumun aydınlatılmasını saygı ile rica ederim.»

M. Kemal Paşa ertesi gün Cevat ve Cafer Tayyar Paşalara şu telgrafı gönderir:

«Komutanların milletvekili de olmalarının orduda ve komuta işlerinde beklenilen düzenbağı ile bağdaşmadığı kanısına varılmıştır. 1. ve 2. Ordu müfettişliklerinin görevlerinden çekilip Meclise dönerek orduları elverişsiz bir zamanda başsız bırakmış olmaları bu görüşü pekiştirmiştir. Seçim bölgeniz halkı, ordu düzenbağının esenliği için vereceğiniz karardan kuşkusuz kıvanç duyar. Daha önce yazıldığı üzere kararınızı bildirmenizi rica ederim.»

Müfettiş Paşa

ikinci adım da başarıyla sonuçlanmış; sıra üçüncü adımı atmaya gelmişti.
Cevat ve Cafer Tayyar Paşalar, görüşlerinde direnirler.
Üçüncü adım atılır.

Üçüncü adım, Cevat ve Cafer Tayyar Paşaların ordu ile ilişkilerinin kesilmeleriydi. Hemen bu işlemlere başvuruldu.
Karabekir, anılarında, ordudan çekilme kararını «İngilizlere karşı Musul nedeniyle açılacak savaş» nedenine bağlar. Ve komutanların ordudan çekilmesinin bu savaş tehlikesini önlediğini yazar.

M. Kemal Paşa da olayı iç siyasete dönük bir «komplo» olarak görür.
Siyaset bir satranç oyunudur. M. Kemal, bu satranç oyununda Karabekir'in «komutanların siyasetten ayrılması» taktiğini Karabekir ve arkadaşlarına karşı uygular!

M. Kemal, siyasal savaşı da kumanda eder.
Milli Savunma Bakanlığı, Karabekir ve Ali Fuat Paşa'dan görevlerini yeni komutanlara devir etmeleri buy ruğunu verir.
Ordudan ayrılan Karabekir ve Ali Fuat Paşa hemen Meclise girerler. Mecliste o gün kendilerini bir sürpriz beklemektedir:
Meclis başkanlığınca TBMM salonundan çıkarılırlar!
Karabekir, durumdan yakınır. TBMM'deki görevini yeğlediğini,, bu nedenle yerine atanan komutanı beklemenin «uydurma bir neden» olacağını söyler.

M. Kemal'in yanıtı acı ve serttir:

«Ordumuzun (yükselmesi ve güçlendirilmesi için) tasarılar sunduğundan söz eden ve onlar dikkate alınmadığı için (üzüntüm ve kaygım büyüktür) diyen eski Müfettiş Paşa, yurdun üçte birini kaplayan koskoca bir orduyu gönlünün istediğianda, beş satırlık bir yazı yazarak başsız bırakmanın ne denli yeğni ve ordunun yükseltilip güçlendirilmesi bakımından temel olan düzenbağını ne kertede bozucu bir davranış olduğunu kavramış görünmüyor. Dikkate alınmadığını savladığı rapor ve tasarılarıyla yapamadığı işi; devletin kesin süreli bir nota aldığı ve bundan dolayı olağanüstü toplantıya çağırdığı Mecliste yapmaya kalkıştığını ileri süren Müfettiş Paşa, kendisi gibi davranan arkadaşlarıyla birlikte, pek elverişsiz bir zamanda, orduya ne kötü kargaşa örneği gösterdiğini anlamak istemiyor.»
Karabekir, gereken devirteslimden sonra TBMM'deki görevine başlar. Ve arkadaşlarıyla birlikte «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası» adıyla bir parti kurar.

Karabekir, anılarında bu oluşumu şöyle anlatır:

«Az sonra biz Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla Mecliste faaliyet için resmen Dahiliye Vekaletine müracaat edince M. Kemal Paşa da Halk Fırkası'nın başına Cumhuriyet kelimesini koydurarak Cumhuriyet Halk Fırkası adını verdi. 21 Kasım'da da İsmet Paşa başvekillikten, hastalığı bahanesiyle istifasını verdi. Yerine Fethi Bey başvekilliğe getirildi.

Ben, fırkanın liderliğine, Rauf ve Adnan Beyler ikinci liderliğe, Ali Fuat Paşa da Umumi Katipliğe intihap olunarak Meclis önünde hürmet edilmesi lazım gelen bir fırka He ise başladık».
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası nasıl bir partiydi? İdeolojisi neydi?

M. Kemal, o etkili ve hünerli konuşma biçimi (üslubu) ile bu soruları şöyle yanıtlıyor:

«(Parti dinsel düşünce ve inançlara. saygılıdır) sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden, uzdilek (iyiniyet) beklenebilir mi idi? Bu bayrak yüzyıllardan beri, ^bilgisizleri, bağnazları ve boş inançlara saplanmış olanları aldatmaya kalkışmış kimselerin taşıdıktan bayrak değil mi idi? Türk ulusu yüzyıllardan beri sonu gelmeyen yıkımlara, içinden çıkabilmek için büyük özveriler isteyen pis bataklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi?
Cumhuriyetçi ve ilerici oldukları sanısını vermek istiyenlerin, yine bu bayrakla ortaya atılmaları; dinsel bağnazlığı coşturarak, ulusu, cumhuriyete, ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi? Yeni parti, dinsel düşünce ve inançlara saygı' perdesi altında (Biz halifeliğin yeniden kurulmasını isteriz. Biz yeni yasalar istemeyiz. Bize din yasaları yeterlidir. Medreseler, tekkeler, bilgisiz softalar, şeyhler, müritler, biz sizi koruyacağız; bizimle birlik olunuz! Çünkü M. Kemal Paşa'nın partisi halifeliği kaldırdı, müslümanlığı zedeliyor, sizi gavur yapacak, size şapka giydirecek) diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin ilke edindiği bu^ sözler, bir gerici haykırışlarla dolu değildir denebilir mi?

(Parti dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır) ki, Terakkiperver Cumhuriyet Partisi izlencesi en yaygın kafaların ürünüdür. Bu parti, yurtta can kıyıcıların, gericilerin sığınağı ve dayanağı oldu; dış düşmanların yeni Türk Devleti'ni, körpe Türk Cumhuriyeti'ni yıkmayı öngören planlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Tarih; gizli amaçlarla düzenlenmiş genel ve gerici doğu ayaklanmasının nedenlerini inceleyip araştırdığı zaman, onun önemli ve belirli nedenleri arasında. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi'nin dinsel konularda verdiği sözleri ve doğuya gönderdiği sorumlu yazmanın kurduğu örgütleri ve yaptığı kışkırtmaları bulacaktır.»

Karabekir, ordudan ayrılmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin bir savaşa girmesinin önlendiği kanısındadır.

Şöyle yazar:

«Çok çetin mücadelelere ve iftiralara uğradık". Yarınımız mahv oldu. Fakat yılmadım. Hakikat ve hürriyet uğruna ölümü de hiçe sayarak sonuna kadar didiştim. Gerçi ben ve arkadaşlarım sağ kalanlar da çok çektik. 44 yaşımda genç bir kumandan ve bütün rütbelerini ateş altında ve millet için feda etmiş olan ben ve emsalim eski tekaüt kanunu mucibince tekaüde sevk olunduk. Tevkif olunarak İstiklal Mahkemesine verildik. Ön beş yıl bir düziye takip ve taciz olduk. Bütün bunlar çok acıdır. (..). Sinei millete biz girmekle (..) çok daha mesut ve bahtiyar olduk.

Karabekir, anılarını şöyle bitirir:

«Vatandaş,
Milletin hürriyetini tehlikede görürsen karşısındaki kim olursa olsun tek dağ başı mezar oluncaya kadar mücadelene devam etmek vazifendir. Çünkü insanlarda hayat denen "şeyin kıymeti ancak hürriyet iledir.
Hür ol, esir yaşama!»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:35

ONSEKİZ

«Çocuklarımın adını doğmalarından birkaç yıl evvel koydum. ..Şarkta yetiştirdiğim yetimler için yaptığım sanat oyununda (alet ve sanat)'lı medeniyetin iki sembolü olarak (Hayat ve Emel) diye isimlendirmiştim.

Bu oyunda sanatkarlar, kullandıkları aleti ve çıkardıkları işi seyircilere göstererek:

İşte hayat, işte emel Vatan için sağlam temel derler.

Bunu yaptığım zaman içime bir his geldi:

İki çocuğum olsa da birine (Hayat), birine (Emel) adı versem demiştim».
Karabekir'in üç kızı var. Emel ve Hayat adlı ikizler ile Timsal Karabekir.
Emel Karabekir, ölmüş; Timsal Karabekir, babası öldüğünde yedi yaşındaymış.
Hayat Karabekir Feyzioğlu ile konuşuyorum.

Hayat Hanım, bugün 63 yaşında. Babasını, babasının arkadaşlarını, olayları, Erenköy'deki köşkteki yaşantılarım, 30'lu ve 40'lı yıllan bugün gibi anımsıyor.
1933 yılında köşk nasıl aranmış; babasının belgeleri ve kitapları nasıl götürülmüştü?

«Sabahleyin çok erken, gürültülerle uyandık, iki kardeş bir odada yatardık. Odadan çıkıp, ne oluyor diye üç katlı evden aşağı inmeye çalıştık. Her katın merdiveni başında iki tane polis var. inemezsiniz diyor. Peki, annem babam nerede, diye bir heyecanlandık. 'Sonra annem, gelin çocuklar, dedi. Gelin, biz buradayız. Bugün aşağı kata inemezsiniz. Babanın evrakını almaya gelmişler. Evin içi polisle dolu. Bir çuvala babamın kitaplarının konulduğunu gördük... Bir dolap vardı. Gelenler dolap olduğunu anlamazlardı. Babam en son bu dolabı açtı. (Bak evladım, burada kitaplar var. Hani bunu görememişsen, onun içine de bak) dedi. (Madem ki her tarafa bakıyordun, bunun içine de bak).

Galiba .40 çuval kadardı. 40 çuvalı gözümüzün önünde aldılar götürdüler. Annem, böbrek hastası. Yukarı katta. Aşağıda büfede ilacı kalmış, kahvaltıdan sonra alacak. Hayır, aşağı kata inemezsiniz.. Peki neden korkuyorsunuz?. Bir kağıt, bir kitap saklarsınız.. Belgeleri götürmüşler, 5 tanekitabı kalmış 'babamın. O kitapları ararlarmış. Kitabın kaç tane basıldığını matbaadan öğrenmişler. 5 tanesi muhakkak ki bir yerlerde. Onu arıyorlar. Polis mü, dürü ısrarla anneme sormuş. Annem bu 5 kitabı kendisinin yaktığını söylemiş. Polis müdür (bu devirde kitapyakılır mı?) deyince annem (nasıl böyle konuşuyorsunuz^ Siz hepsini yaktıktan sonra, ben de yaktım.). Hiçbir zaman bulamamışlar bu 5 kitabı.»

Karabekir, sürekli polisçe izlenirmiş. Her gün. nereye gitse, köşke kim gelse, bunlar tek tek rapor edilirmiş. Hayat Hanım'ın çocukluk anılarında babasını izleyen sivil polisler ile ilgili anıları, zaman zaman üzüntüyle, zaman zaman da gülerek anlıyor izleyen polisleri.
Karabekir, Erenköy'deki köşkünde günlerini nasıl geçirirdi?
Kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu anlatıyor; öteki kızı Timsal Karabekir.

Hayat Hanım'ın kızı İclal Cankorel ve ben dinliyoruz:

«Sabah kalkar, jimnastik yapar. Kahvaltıdan sonra ben çalışma odama çekiliyorum) der. Muntazam odasında Yazar. Hatta biz çocuk olarak çalışmasına engel olduğumuz zaman (benim çalışmama mani olmayın, şimdi anlayamazsınız, ama bunları yazıp sizlere bırakacağım. Bunlar, sizlerden sonrakilerin işlerine yarayacak dokümanlardır. Ben zamanında milletime asker olarak hizmet ettim; şimdi de tarihimizi yazarak bırakacağım) derdi.

Her gün mutlaka keman çalardı. Klasik müzik, alaturka parçalar da çalardı ama özellikle bati müziği parçalarını sever ve piyanoda bize eşlik ederdi. Annem de 'piyano çalardı. Birlikte batı müziğinden parçalar çalarlardı. Babam (ben birçok sıkıntıya uğradım; benim en büyük şansım ve mutluluğum senin gibi birisiyle evlenmiş olmam. Biz kapımızı kapattığımız zaman dışarıdaki üzüntüler dışarıda kalır, hiçbir zaman dışarıdaki üzüntüleri içeriye sızdırmazdık) derdi.

Biz, çok mutlu olarak ve Allah'ın bir lütfü olaraktan emekli olur olmaz biz doğmuşuz, ikiz çocuk, para yok! Sıkıntılar içinde bizi yetiştirmiştir. Annemin dedemden kalan birkaç parçasını satıyorlar. Ve babam, bir annenin bakacağı kadar bizlere bakmış.»

Polis tarafından adım adım izlendiği günlerde kimler gelirmiş Karabekir'in köşküne:

«Cafer Tayyar Paşa.. Muayyen zamanlarda Ali Fuat Paşa, Refet Paşa, Rauf Orbay., eski yaveri Rüştü Erkmen korgeneraldi. Merkez komutanıydı, asker elbisesiyle çekinmeden gelirdi , Nevzat Ayazbeyoğlu felsefe öğretmeniydi karşımızda otururdu.»
General Seyfi Düzgören de yakın arkadaşıymış.

İzmir Suikastı:

Karabekir Paşa'yı en çok üzen olay, Atatürk'e karşı düzenlenen İzmir suikastı nedeniyle tutuklanmasıymış. Kızı, o günleri şöyle anlatıyor:

«İsmet Paşa'nın çayına çağırıyoruz diye Etlik'teki evinden almışlar İzmir’de Elhamra sinemasındaki mahkemeye çıkıncaya kadar tahtakuruları içinde Emniyet Müdürlüğünde yerde yatırmışlar. Yukarıda bir pencere varmış, o pencereyi de demirle kapatmışlar. Pencereyi de çivilemişler. Yer şiltesi vermişler. Mahkeme başlıyor, salon subayla dolu. Mahkeme başkanı Kel Ali subaylara oturun diyor, oturmuyorlar. Karabekir Paşa dönmüş, eliyle işaret, etmiş, oturmuşlar. Mahkeme olurken de uçaklar uçabilecekleri en alçak seviyeden uçmuşlar. (Karabekir suçsuz, Karabekir suçsuz) diye kağıtlar atmışlar.
Beraatından sonra çok tezahürat yapılmış. Beraat ettiği zaman halk galeyana gelmiş».

İnönü Ağlıyor

Atatürk ölünce İsmet İnönü, bu yakın arkadaşına bir mektup yazıp, birlikte çalışmalarını önermişti, sonrasını biliyorsunuz. Karabekir, önce milletvekili, sonra da TBMM başkanı oldu.

Hayat Hanım'a Karabekir'in yaşamındaki bu devreyi soruyorum; anlatıyor:

«Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet Paşa da şimdiye kadar olan haksızlıklardan rahatsız olmuştu ki, telgraf çekti. (Karabekir geçmişi unutalım, bundan sonra eskiden olduğu gibi, iki kıymetli arkadaş olarak devam ettirelim) deyip babamı milletvekili olarak Ankara'ya çağırdı.. Babama İstanbul milletvekilliğini verdikten sonra beklediği çok yakın ilgiyi İsmet Paşa göstermedi. Mesela, 2. Dünya Savaşı günlerinde babam ısrarla İsmet Paşa'dan randevu almak ister; İsmet Paşa randevu vermezdi. Yine bir gün Meclis'te mecbur oldu (Türkün Boğazı. Kars ve Ardahan belkemiğidir; Türklerin Ruslara vereceği hiçbir şey yoktur) dediği zaman da randevu istedi İsmet Paşa ile konuşmak için. 11 gün sonra hiç unutmam Amerikan gazetelerinde (Karabekir kılıcını tekrar kınında oynattı) diye yazı çıktıktan sonra İsmet Paşa, Karabekir'e (gel konuşalım) dedi.

Ve böylece, çevresinden uzaklaştırma, izleme, sindirme değil de (sana bir milletvekilliği verdik orada otur) gibisinden birşey oldu İsmet Paşa'nınki de…
İsmet İnönü, cumhurbaşkanıyken Karabekir'in köşküne hiç gelmiş miydi?

Hayat Karabekir Feyzioğlu:

«İsmet Paşa bizim köşke geldi. İsmet Paşa, babamın ölümünden sonra da köşke geldi. Kardeşimin kızının düğününde İsmet Paşa'yı davet etmiştim. Geldi; fotoğraflar çekildi. Paşa «fotoğrafları getirin» dedi. Ve ben İsmet Paşa'ya fotoğrafları götürdüm. İçerde Şevket Süreyya Bey (Aydemir) var. Mevhibe Hanım haber yolladı. (Karabekir Paşa'nın kızı burada) dedi.

Odaya girdim, ikiz Kardeşim Emel ile birbirimize çok benzerdik. (Sen bir kerre hangisisin. Hayat mısın. Emel misin?).. (Hayat'ım, Paşam) dedim. Fotoğrafları verdim; memnun oldu.

(Şarta birşey söylemek istiyorum. Sizin bildiğiniz gibi bazı şeyleri söylemek istiyorum. Rahat edeceğim bunları söylersem) dedi. (Annen bana kızgın öldü) dedi. Annemi genç yaşta, 54 yaşında kaybetmiştik.

(Bütün geçmişlerimize rağmen baban bana kırgın değildi. Belki siz Karabekir'in bana kırgın olduğunu zannedersiniz, ama Karabekir bana kırgın değildi. O anlamıştı herşeyi. İstiklal Mahkemesinde İzmir'de suçsuz olduğunu, beraatı için ne kadar çok uğraştığımı Karabekir de bilirdi. Bazı hadiselerde O'nun tarafını tutmayışımın sebebini de kendisi bilirdi. Üzüldüğüm, annenin bana kırgın ölmesidir. Ben isterdim ki, bu hakikatleri, annene de söyleyim ama annen zamansız ve olmadık yaşta öldü.)
İsmet Paşa ağlıyordu. Ben de duygulandım.
(Bunları annene anlatmak istiyordum. Olmadı. Annene anlatmadıklarımı sana, Karabekir'in kızına anlatayım da rahat edeyim.)

O M. Kemal, Çağırtınca Gidilir!

Karabekir, evde, Atatürk'ten nasıl söz ederdi? Karabekir'in devrimlerine karşı mıydı?. Örneğin laiklik, örneğin giysi devrimi konusundaki tavrı neydi?
Bunları en iyi bilecek olan kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu'ydu.
(Mustafa Kemal benim en iyi arkadaşım derdi). Biz herşeyi O'nunla anlaşarak yapmaya çalıştık. Aramızda anlaşamadığımız noktalar olsa bile birbirimizi iknaya çalıştık.)

Biz, çocuk olarak M. Kemal hakkında ilerigeri laflar ederdik. Hoşlanmazdı. M. Kemal ile Atatürk'ü iki ayrı şahsiyet olarak görürdü. M. Kemal'i her zaman sevgi ve saygıyla anardı.
(Daha sonra tarih boyunca göreceksiniz, M. Kemal'i beğenmesek, sevmesek, biz O'nu kumandanımız yapar, başa getirir miydik?) derdi. (Saydığımız, sevdiğimiz bir kumandanımızdı.)
Babam, Atatürk'ün çevresinden şikayetçiydi.

Size bir hadisesini anlatayım:

Atatürk'ün çok hasta olduğunu. Dolmabahçe Sarayı'nda çok ağır şekilde hasta yattığını biliyoruz. Rivayet olunur ki (Karabekir'! getirin, görüşüp helalleşmek istiyorum) demiş.

Bunu çok yakınındakiler, başında duranlar, sonradan babama anlatmışlar!
Atatürk'ün ölümünden önce babama kimse gelip de bunları söylemedi. Etrafındaki eş, dost, akraba, (Paşa enişte, Paşa amca Atatürk çağırtmış, gittiniz mi?) diye sorarlardı. Babam (Atatürk çağırmadı, gitmedim) derdi.

Ben o zaman ilkokulun dördüncübeşinci sınıfındaydım. (Babacığım, çağırsa gider miydin?.) diye sordum.
(Çağırsa, sizin bu kadar haklarınızı elinizden almış, o o kadar sıkıntılar çekmişsiniz, bizim bütün çocukluğumuzu Erenköy'de menkup (gözden düşen) bir vaziyette geçirtmiş kimse hastalığımda sizi çağırsa gider miydiniz?)
(Giderdim kızım) derdi. (Giderdim. 'Çünkü o benim çok eski arkadaşımdı. Onun bana yaptıklarını o etrafının tesiriyle yapmıştır. O bizim istiklal Harbi'ınizi beraber yaptığımız, sevdiğimiz başkomutanımızdı. O bizim cihat arkadaşımızdı. O Mustafa Kemal'dir, çağırılınca gidilir, benim en yakın arkadaşımdı. Ama çağırmadılar. Çok iyi biliyorum.)

Peki, Karabekir devrimler konusunda ne düşünürdü?
«Babamın Atatürk devrimlerine karşı olduğunu zannedenlerin hatası şurada: Babam devrimlere karşı değildi. Devrimlerin hepsini kabul ediyordu: bütün devrimleri de beğeniyordu. Babamın itirazı, devrimlerin yapılış şeklindeydi. Babamın arzusu, devrimlerin ilelebet kalabilmesi için tepeden inme değil, zorla değil, halkı eğiterek yapılmasıydı. Devrimlere karşı değildi. Yapılanlar zorla yapıldığı için devrimlerin yerleşmemesinden korkardı.
O yıllarda belki başka çare de yoktu.

Sanmasınlar ki, Karabekir devrimlere karşıydı. Devrimlerden o kadar ilerisini düşünüyordu ki, (5060 senelik olmasın bunlar, ilelebet olsun) istiyordu.
(Zorla yapılan, halkı eğitmeden yapılan devrimler, geri teper) derdi. Korkusu buydu, (imkanını bulunca, gene biz bunu yaparız, gene bunu giyeriz derler) derdi. (Ellerine imkan geçse her tarafı kara çarşaflılar alır) derdi.

Bizim evimizde bir işçi kadın vardı.. Kadın gelip giderken kara çarşaf giyerdi. Bir kere babam (bir daha kara çarşafla gelirsen yırttırırım o çarşafı., ya çarşaf giymezsin ya da çalışmazsın. Bu kapı kapanmış olur sana) dedi.
Ve kadına annemin mantosunu verdi.

(Halka benimsetilmeyen devrimler tutmaz) derdi. Bunu anlamayanlar (Kazım Paşa reformlara karşı. Paşa çar» saf giysinler derdi) derler, değil. Halkı eğiterek reform yapılmalı derdi. Olmazsa, etkisi kalmaz, işte bugün görüyoruz. Babamın korkusu buydu. Her taraf kara çarşaflı, Eyüp taraflarına gidin bakın!»
Karabekir laiklik konusunda ne düşünürdü? Evde ya da camide namaz kılar mıydı? Oruç tutar mıydı? içki içer miydi?

Kızı anlatıyor:

«Babam (dinsiz insan olmaz) derdi., herkeste bir Allah inancı var, herkesin bir dini var. En gelişmiş memleketlerde de., her neyse; dini, iyi yetişmiş din adamlar» tarafından ele alınmasını sağlarsak ki bunlar istiklal Savaşı'nda söylediği sözlerdir dinimiz de reforme olur. (Bir dini tamamen kaldırdık, laik olmak en güzel şey, hiç dinle ilgilenen yok. Din alanında iyi yetişmiş kimselerle din hizmeti olsun. Biz bunu yapmazsak, en olmadık kimseler dini ele alır ve kötü yollara gider) derdi.

Babam, Allah'a ve dine inanırdı. Fakat dini bir korku şeklinde, bir yobazlık şeklinde, sömürü aracı olarak do kabul etmezdi. Dinsiz bir insanın her türlü kötülüğü yapabileceğine inanmış gerçek bir müslümandı. Fakat her gün şunu yapacaksın, bunu yapacaksın diye şekillere karşıydı. Hatta çocukken devamlı olarak oruç tutmak istediğimiz zaman (okuyan bir kimsenin devamlı olarak oruçtuttuğu zaman beynini lüzumu kadar çalıştıramaz. Siz. inancınızı, Allah'a karşı bağlılığınızı vicdanlarınızda daima hür tutun, temiz tutun ve Allah'a olan inancınızı hiçbir zaman kaybetmeyin) derdi.
(Herhangi bir kötülüğü yapan, bir kimse de ben oruç tutuyorum diyen bunu çok söylerdi , ben namaz kılıyorum diyen, ben şunu şunu yaparım, Allah beni affeder diyen., katiyyen böyle şeye inanmayın) derdi.

(Bizim dinimizde böyle şey yoktur, ilkönce kendi vicdanınızla muhasebe yapın) derdi.»
Paşa, evde namaz kılmaz, oruç da tutmazmış!

Söyle düşünürmüş:

(Dürüstlükten, sağlamlıktan, seciye kuvvetinden hiçbir zaman en ufak bir taviz vermeyin; hakkınızı her yerde arayın ve inancınızı kendi doğrultunuzda, hiçbir zaman tesir altında kalmadan, din! ve milli inançlarınızı kendi inandığınız ve güvendiğiniz şekilde devam ettirin.)
Kızı Hayat Karabekir Feyzioğlu, babasının «demokrasiyi benimsemiş» bir insan olduğunu, evde, herhangi bir konuda herkesin fikrini aldığını ve «aile nüvesi neyse bunu büyütün, devlet de böyle idare olunur. Benim fikrim budur. Ben beğendim, bunu yaptım, aile içinde de olmaz, devlet idaresinde de olmaz» diye düşündüğünü anlatıyor.
Peki içki içer miymiş?
İçermiş, rakıyı hiç sevmez, şarap ve bira içermiş. Evde, sofrada çocuklara (iştah açar) diye şarap verdiği bile olurmuş. Emel ve Hayat, 18 yaşlarına basınca «ilk sigaralarınızı ben vereceğim» diye kızlarına sigara da içirmiş.
Eşi İclal Hanım başını örter miymiş?
Hayır.

Harp Akademisi'nde Tolstoy

Kazım Karabekir, ittihat ve Terakki anılarında İstanbul'da Erkanı Harp sınıflarında arkadaşı Seyfi (Düzgören)'in «Tolstoy'un sosyalizm esaslarına uygun olarak yazdığı» diye tanımladığı kitapların Fransızcasını gizlice Harp Akademisi'ne getirdiğini ve İsmet Bey (İnönü) ile birlikte okuduklarından da söz eder84.
Kazım Karabekir, ilk gençlik yıllarından beri özgürlük tutkusu ile silaha sarılmış bir yurtsever subayıdır.
Abdülhamid yönetimine karşı gizli örgütler kuran, 31 Mart gerici ayaklanmasına karşı Harekat Ordusunda yüz.başı rütbesiyle Abdülhamid'in Yıldız Sarayı'nı kuşatan, «camilerle, muhafazakarlarla asla yenileşme olamaz» diyen, irticayı en büyük suç sayan, Harp Akademisi'nde sosyalist kitaplar okuyan, «doğu ve batı uygarlığı yoktur, bir tek uygarlık vardır» diye düşünen, 1920'lerde Miladi takvime geçilmesini öneren, medreselerin kapatılmasını, arap etkisinden kurtulunmasını isteyen bir batılı aydın gibi yaşayan, okuyan ,yazan. Kurtuluş Savaşı'nın Doğu Cephesi Komutanı nasıl olur da «Padişahçı, dinci, şeriatçı paşa» diye bilinir?

Buna önce kızları isyan ediyor!

Karabekir, ne şeriatçıdır, ne dinci, ne padişahcı.
M. Kemal ile Karabekir arasındaki bu çatışmanın ne etenlerini her devrimde yaşanan olağanüstü koşullarda aramak gerekir.
Kızı Hayat Hanım, babası Karabekir'in «Demokrasiyi yerleştiremedik. tabii ki, bir devlet, bir kuruluş, bir idare yeni şekle girerken birçok sallantı da olacak. Bizden çok ileri gitmiş devletler bunları yüzlerce sene önce yaşamışlar. Biz bu sarsıntıları ta baştan geçirseydik, demokrasi şimdiye kadar oturmuş olurdu» diye düşündüğünü anlatıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:35

ONDOKUZ

Tarih: 27 Mart 1945.
Yer: Milli Eğitim Bakanlığı Bakan odası.

Odadaki üç kişi derin bir tartışmaya dalmışlardır.
Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İstanbul milletvekili emekli General Kazım Karabekir ve Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Cumhuriyet ve Devrim tarihi konularını tartışmaktadırlar.
General Kazım Karabekir, Prof. Dr. Enver Ziya Karal tarafından yazılan Cumhuriyet Tarihi kitabının hangi kaynaklara dayanarak hazırlandığını sormaktadır.

Karal şu yanıtı vermektedir:

— En çok Atatürk'ün nutkundan ve Tarih Kurumu'nun yayınladığı Tarih Cilt IV'den, Genel Kurmay Harp Tarihi Encümeni Neşriyatı'ndan, gazete koleksiyonlarından ve inkılap Tarihi Enstitüsü'ne gelen vesikalardan yararlandım.

General Karabekir, Prof. Karal'ın bu yanıtından sonra şu yorumu yapmaktadır:

— Elimdeki mevcut vesikalarla bunların benzerleri neşredilmedikçe Türk İnkılap Tarihi doğru dürüst yazılamaz.

Bakan Yücel, Karabekir'e şu yanıtı vermektedir:

— Cumhuriyet Tarihi, bir okul kitabıdır. Bu itibarla inkılabımızın bütün tafsilatını ihtiva etmez. Bu herşeyden önce anahatları belirtmek amacıyla yazılmıştır. Vesikalar neşredildikçe etraflı bir cumhuriyet tarihi yazılması ve yazdırılması daima mümkündür.
Karabekir, yeniden söz alır.

— Cumhuriyet Tarihi, çok çalışılarak yazılmış bir eserdir. Tarih Kurumu'nun Cilt IV'den zihniyet itibariyle çok ileri olduğunu kabul ediyorum. Ancak, kitapta inkılabımızın esasları değil teferruatları yazılmış..
Karabekir, daha sonra, Kurtuluş Savaşı ile ilgili değerlendirmelerini yapar. Yücel. Karabekir ve Prof. Karal arasında geçen konuşmalar bir tutanakla saptanır.

Toplantılar, 30 Mart günü de sürer.

30 Mart 1945 günkü toplantıda Karabekir şu açıklamayı yapar:

«Ben ortada bir bolşeviklik temayülü görünce bunu yoketmek için M. Kemal Paşa'nın bir Bolşevik Partisi kurmasını ve bu surette bu teşebbüsü zararsız hale getirmesini teklif ettim. Kabul etti. Fakat ordu mümessili olarak partide bulunmamı istedi, reddettim. Çünkü ordunun bu işle meşgul olmamasını istiyordum.

Yine bu sıralarda Celalettin Arif Erzurum'a geldi. Esas maksadının Erzurum'da bir kuvvet teşkil ederek Enver Paşa'yı çağırtmak olduğunu sonradan anladım, İsmet Paşa çok geç olarak M. Kemal Paşa ile Celalettin Arif Bey'in aralarının açık olduğunu söyledi. Celalettin Arif ve taraftan kırk imzalı sahte bir telgraf ile M. Kemal Paşa'yı tehdit etmişler. Ben müdahale ettim. M. Kemal Paşa, Kazım Dirik'e bu kırk kişinin ellerini bağla Ankara'ya sevk et demiş. Benim müdahalem ile mesele tavazzuh etti.

Mustafa Kemal'in durumu çok zayıflamıştı. Kendisine destek olacak bir kuvvet, Topal Osman'ı ve kuvvetlerini gönderdim».
Bakan Yücel. General Karabekir ve Prof. Karal arasındaki görüşmeler, 2 Nisan 1945 günü de devam eder. Karabekir, bu toplantıda da ileri sürdüğü savlarla ilgili açıklamalar yapar.

Karabekir, 9 Nisan günkü dördüncü toplantıda şu görüşü ileri sürer:

«Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir. Nutuk'ta daha ziyade teferruat üzerinde durulmuş ve esaslar kamilen ihmal edilmiştir. Benim yakılan kırk kitabım içinde biri de Nutuk'un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı. BunHa Nutuk'un yanlışları bir bir gösterilmişti.»

Nutuk'a Yanıt

1945 yılından, dilerseniz, kısa bir süre için ayrılalım ve 1927 yılına dönelim:


Atatürk. Nutuk'u. 1927 yılının 1520 Ekim günleri arasında CHP Kurultayında okumuş; Nutuk, ilk kez 1927 yılında yayınlanmıştır.
Kazım Karabekir Paşa. Nutuk'un ilk baskısı üzerinde el yazıları ile notlar düşmüş ve «Hakikat mihveri yahut hatasevap cetveli» başlığı ile Nutuk'a yanıtlar vermiştir.

«(Osmanlı Ordusu her tarafta zedelenmiş)..
sözü doğru değildir. Şarktaki ordu İran ve Kafkas Azerbeycan'ında birçok zaferler kazanarak oralara yerleşmiş bulunuyordu. Hatta Şimali Kafkasya'ya bile hakim olmaya başlamıştı. Mağlup ve perişan olan Filistin'deki Yıldırım Ordusu idi. Az sonra Musul, cenubundaki ordu perişan olmuştu.»
(Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta.)

Bu sözden, şarktaki, adına Onbeşinci Kolordu namı verilen Dokuzuncu Kolordu (4 fırkalı) müstesnadır. Ben silah vermediğim gibi İstanbul dahilinde olduğu halde diğer kolorduların da elinden silah ve cephaneleri alınmıyordu.»
(...)

(Beni İstanbul'dan neyf ve ted'ib maksadıyla Anadolu'ya gönderenler...) kaydında, bana Anadolu'ya geleceğini vaad ettiği halde neden önce Konya’daki ordu müfettişliğine (kendi harp ettiği ordu bakiyesi) tayin olunduğu halde, hastayım, terfi isterim diyerek kabul etmediğinin hakiki sebebini yazmıyor. Sebep, hala İstanbul'da Harbiye Nazırlığını alarak kalmaya çalışması ve Padişah Vahdettin'e damat olmaya uğraşmasıdır. (...) Nitekim Konya'ya gitmeyi kabul etmeyince oraya yine Filistin'de ordu komutanı bulunan Mersinli Cemal Paşa gönderildi81. Bu vaziyette M. Kemal'in de benim mıntıkama gelmesini bazı arkadaşlarımız ısrarla kendilerinden rica ettiler. Hala İstanbul'da Harbiye Nazırlığı ile uğraşmasını artık bütün muhiti ayıplıyordu. Gel dediği gibi şarka gelmek hususunda hala ısrar ediyor idiyse zamanın rical ve Padişahı benim ikazıma uymayan M. Kemal'i zorla göndermiş oldukları anlaşılıyor ki, kendileri için elim bir vaziyettir.»

(...) M. Kemal Paşa, itilaf Devletleriyle başa çıkamayacağımızdan milli mücadeleye taraftar değildi. Benim (tek dağ başı mezar oluncaya kadar ya İstiklal, ya ölüm) teklifime delilik diyordu.»

(...)

14. sayfada milli teşkilat ve mitinglerin kendi tamimi ile yapıldığını anlatmak istiyor. Halbuki, kendileri Samsun'a çıktıkları 19 Mayıs'da bu tamimi yapmaları icap ederdi. On gün sonra tamim etmesinin sebebi ne olabilir? (Verdiğim talimat üzerine her yerde mitingler yapılmaya başlandı» diyorlar. Halbuki, Erzurum'daki mitingi 18 Mayıs'ta yani M. Kemal Paşa daha Samsun'a çıkmadan önce yaptırmıştım. Trabzon'a gelince burası M. Kemal'in tamiminden sonra da yapmamıştır (..) asabi mizaçlı olan halkın miting neticesinde Rumlara saldırması tehlikesinden korkutmuştur:»

Karabekir, Nutuk'a düştüğü notlarda Atatürk'ün Kurtuluş Savaşının başında «Amerikan mandası» ve «bolşeviklik ilanını» çözüm olarak düşündüğünü de yazmış!"

M. Kemal, Karabekir'in bu savlarına el yazıları ile tuttuğu notlarda şu yanıtları veriyor:

Yıldırım Ordularının savaşta geri çekilmek zorunda kaldığı savına karşılık:

«S: 37'de 7. Ordu hakkındaki sözleri yalandır. Katma sırtlarındaki muharebeyi yapan 7. Ordu'dur. 2. Ordu oradan Adana havalisine nakil olunmamıştır.»
«S: 38 (1 Eylül’de taarruz edecek düşman bulamayan İngilizler.»
Yalan! İngilizler 7. Ordu tarafından mağlup edildikleri için durduruldular. Aksi takdirde niçin Adana'ya karşı yürümeyeceklerdir?

Bolşeviklik ile ilgili savlara verdiği yanıt:

«S: 54.. Bolşeviklik... çok alçakça uydurmak istediği bir hikaye (bana yapıştırmak istiyor).
«S: 76.. (Bu da Anadolu'da selahiyet sahibi gibi görünen bir simanın bolşevikliğin ilanı ile mümkün olur...) herzesiyle de beni murat ediyor.»
Anadolu'ya geçiş ile ilgili savları:
«S: 4649 (11 Nisan cuma günü) beni ziyareti. Baştan yalan, sonradan uydurma ve bir tiyatro parçası.
İzmir’in işgali üzerine düzenlenen mitingler ile ilgili savları:
«İzmir’in işgali (15 Mayıs 335) için mitingler ben emir verdikten sonradır. O zamana kadar hatta ondan sonra da Trabzon yaptırmadı.
Prof. Koral: «Karabekir'in İddaları Dayanıksız»
Yeniden 1945 Nisan ayına dönüyoruz:
Milli Eğitim Bakanlığındaki bu tartışma Ve değerlendirme toplantılarından sonra Prof. Karal, General Karabekir ve Bakan Hasan Ali Yücel'e görüşlerini bildirir.

Tutanağı olduğu gibi yayınlayalım:

«Enver Ziya Karat'ın, General Kazım Karabekir Paşa'ya cevapları General Kazım Karabekir'in tenkitlerinin Özü.
General Kazım Karabekir «Cumhuriyet Tarihi» tenkitlerini, bitirdikten sonra sayın Bakan Enver Ziya Karal'a, tenkitler üzerindeki düşüncelerini söylemesi için izin verdi. Enver Ziya Karal da tenkitlere şöyle cevap verdi:

Sayın Generalin tenkitlerini dört ana düşünce etrafında toplamak mümkündür:

1 — Olayların psikolojik izahlarının hatalı oluşu.
2 — Olayların seyrinde iki tarihi simanın belirtilerek
diğerlerinin silik gösterilmesi veya hiç gösterilmemiş olması.
3 — Olayların, gerçeğe hiç de uymıyan bir şekilde
sistemli yapılmış bulunması, tarihi kritiğe hiç yer verilmemiş olması.
4 — Cumhuriyet tarihinin yazılmasında esas olan nutkun yanlışlar ile dolu olması ve esastan ziyade teferruatı ihtiva etmesi.
Bu düşüncelerden birincisini ele alalım.

Sayın General psikolojik izahtan bahsederken en çok şunu belirttiler: «Mustafa Kemal genel harbin sonunda orduları yenilmiş mağlup bir generaldir. Padişaha barış yapılması için telgraf çekmiştir. Halbuki Anadolu'nun doğusundaki ordular ve komutanlar yenilmemiştir. Bu itibarla yenilmiş bir komutanda yok farzetmemiz gereken savaşmak istek ve heyecanı mağlup olmıyan komutanda vardır.»

Sayın Generalin bu izahı gerçeğe uymaz. Çünkü mağlup olan ordu, tek başına yaşayan mücerret bir onay değildir. Bu ordu bir devletin ordusu. Böyle bir ordunun başında ve içinde bulunmıyan ve dolayısiyle yenilmeden kendisini sorumlu saymıyan komutanlar da müteessir olur. Bu itibarla Anadolu'nun doğusunda bulunan ordu komutanlarının Mustafa Kemal'den daha az müteessir olmaları güç kabul edilir. Kaldı ki bir ordu komutanı yalnız başında bulunduğu ordunun mukadderatı ile ilgili değildir. Komutan mensup olduğu milletin bütün ordulariyle yakından alakalı olmak gerektir. Komutanlık ödevleri bunu emreder. Madem ki bu böyledir. Mustafa Kemal'in yenilen ordularının yarattığı yeni şartlar bütün ordu komutanlarına kabul edilir. Zaten bu şartların General Kazım Karabekir tarafından kabul edildiği de aşikardır. Çünkü Mondros Mütarekesi imzalanırken General, mütareke imzalanmasın diye bir itirazda bulunmuş değildir, Mustafa Kemal'in padişaha sulh yapılması için çektiği telgraftan bir yıl önce Enver Paşa'ya verdiği bir raporda harbin kaybedildiği ve sulh yapılması gereğini müdafaa ettiğini de biliyoruz. Paşa imkanların Birinci Cihan Savaşı'na devam edemiyeceğimizi gördüğü anda sulh yapılmasını teklif etmesi tabiidir. Fakat onun kafasında ve yüreğinde bu sulh memleketin işgalini ve milletin esaretini tazammun etmez. Bu sebepledir ki Paşa, Mondros Mütarekesi'nin şartlarına itiraz etmiş ve milli mücadelenin başına geçmiştir. Eğer Mustafa Kemal'de savaşmak arzusu ve haksızlığa karşı isyan temayülü olmasaydı; bu yolda yaptıklarını izah etmek mümkün değildir.

Bu düşüncelere dayanarak General Kazım Karabekir'in Cumhuriyet tarihinde psikolojik izah hatası diye ileri sürdüğü fikre iştirak edemiyoruz.
2 — Olayların seyrinde iki tarihi simanın belirtilmesi, diğerlerinin silik gösterilmesi veya hiç gösterilmemesi.

General Kazım Karabekir, Cumhuriyet tarihinde olayların Atatürk ile İnönü etrafında toplandığına ve inkılap tarihimizin seyrinde onlardan başka daha pek çok kimsenin emekleri olduğu halde bu cihetin işaret edilmediğine itiraz etmektedir.

Buna cevabımız şudur:

Yazılan tarih devlet tarihidir. Tarih olaylarının devlet bakanları etrafında toplanması bütün devlet tarihlerinde göze çarpan bir gerçektir. Bu aynı zamanda bir metod meselesidir. Klasik bir ders kitabında bir olayın bütün kahramanlarını saymak imkanı yoktur. Bu imkansızlık ders kitabının anonim olmasını gerektirir. Kaldı ki Türk inkılabında Atatürk ile İnönü arasında mevcut ülkü ve işbirliği o kadar kuvvetli ve yapıcıdır ki bu hususta ısrar etmek tarih gerçeğini belirtmekten başka bir şey değildir.

3 — Olayların gerçeğe uymıyacak şekilde sistemli yapılması ve tarih kritiğine yer verilmemiş olması.

General Kazım Karabekir'in bu hususta yaptığı itiraza cevabımız şudur:

Ders kitabının yazılmasında özel bir metod vardır. Bu tarih kritiğine yer vermez. Tarih ders kitabı olayları sistemleştirdiği takdirde ancak büyük bir devri kısaltarak alabilir. Zaten tarih ders kitabından maksat öğrencilere tarih hakikatlerini daha ziyade yapıcı cepheleri ile ve sonuçlariyle öğretmektir. Bu itibarla, tarih ders kitabında olay hercümercini kritiğe tabi tutarak ve kısaltmıyarak yazmak, maksat ve metodu feda etmekten başka bir netice doğuramaz. "

4 — Cumhuriyet tarihinin yazılmasına esas olarak alınan «Nutkun» hatalı ve yanlışlarla dolu olması.
General Kazım Karabekir'in bu hususta ileri sürdüğü düşünceleri kabul etmemekte mazuruz. Çünkü hata ve yanlış olarak gösterdiği şeylerin gerçekten öyle olduklarını tevsik edecek delilleri yoktur. Her ne kadar M. Kemal'in manda fikrine taraftar olduğunu nutkun bazı satırlariyle isbat etmek istedilerse de, bu satırların gerçek manası hiç bir tefsire tahammül edemiyecek kadar açıktır ve bu manadan da Generalin çıkarmak istediği netice çıkmamaktadır.»
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşını Uğur Mumcu'ya Anlatıy

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 23:36

YİRMİ

Aziz Kardeşim Mahmut Esat Beyefendi; İzmir Mebusu


31.3.1934 tarihli mektubunuzu büyük bir saygı ile aldım ve okudum. Erzurum'dan itibaren tuttuğum hatıra defterinden sualinize temas eden kısmı aşağıya aynen yazmakla emrinizi ifa etmiş oluyorum, zannındayım.

Hatıra defterimin o mevzua ait olarak kaydettiği satırlar şunlardır:

20 Temmuz 1335 (1919)

Bugün M. Kemal Paşa ile öğle yemeğinden sonra bazı meseleler hakkında müzakerelerde bulunduk. Kongrenin Temmuzun 23. günü açılmasını muhakkak sayıyoruz.

Müzakerenin sona ermesinden sonra yine kafamdaki her vakitki sabit fikri harekete geçmiş olmalı ki yine bir fırsatını getirerek:

— Paşam, muvaffak olacağınıza inanıyorum. Bu kanaatim katidir. Bunun için emriniz altında bulunuyorum.
Refakatinizde sonuna kadar çalışmaya ve gereğinde ölmeye azim ve yemin etmiş bulunuyorum. Arkadaşlarım da bu inan ve imanı muhafaza ediyorlar.
Aramızda herşeyi görüştük. Görüşmeye de devam ediyoruz. Fakat, muvaffakiyet takdirinde.ki bundan şüphem yok, hükümet şekli ne olacak?
Diye bir kere daha sordum.

Ve ilave ettim:

— Muhakkak ki. mevcut şekli hükümet bu memleketin refah, saadet ve terakkisine kafi gelmeyecektir. Başka bir hükümet şekli arayıp bulmamız lazım geldiği kanaatındayım.

Paşa, devamlı bir şekilde benim bu nokta üzerinde dolaşmamdan usanmış olacak ki gülerek ve fakat kati ifadesini vererek:

— Açıkça söyleyim: Şekli hükümet zamanı gelince cumhuriyet olacaktır.

Dedi. Çok sevinçliyim. Nihayet, bütün katiyeti ve ciddiyeti ile Paşa'ya bunu söyletmiş bulunuyordum. Bu satırlarımı yazarken gözlerimden adeta sevinç yaşları boşanıyor.

Mustafa Kemal'e inanıyorum; muvaffak olacağına inanıyorum, dediğini yapacağına inanıyorum ve ..ben şimdiden Cumhuriyet rejiminin başladığını kabul ediyorum. Üst tarafı resmi ve fiili tatbikat ve nihayet zaman meselesi; Allah o günü bana göstersin.»

Muhterem Mahmut Esat Beyefendi:

Hatıratım arasından sualinize temas eden noktayı işte böylece size nakletmiş bulunuyorum.
Derslerinizde aziz gençliğe ve büyük milletime çok büyük hizmetlerde bulunduğunuza eminim. Muvaffakiyet ve himmetinizin devamını kalpden diler, hatıratımdan nakil ve arzettiğim veçhile hükümetin Cumhuriyet olacağını 20 Temmuz 1335 günü Erzurum'da öğrenmiş bulunduğumu bildirerek gözlerinizden öperim.

Mazhar Müfit» Eski Adalet Bakanlarından Mahmut Esat Bey (Bozkurt) bir gün Atatürk'e başvurur:

— Paşam, Üniversite'de İnkılap derslerinde okutmak Özere tarafınızdan (Cumhuriyet) sözlerini ilk önce nerede, ne şekilde ve kimler arasında telaffuz buyurduğunuzu öğrenmek istiyorum.

Atatürk, Mahmut Esat Bey'e şu yanıtı verir:

— Bunu Mazhar Müfit Bey'den öğreniniz. O, günü gününe bütün hadiseleri not etmiştir.
Mahmut Esat Bey de bu yanıt üzerine Mazhar Müfit Bey'e (Kansu) mektup yazarak Atatürk'ün Cumhuriyet sözcüğünü ilk kez nerede ve nasıl kullandığını sorar.

Mazhar Müfit Bey de o tuttuğu günlüğe bakar ve yanıtını verir:

20 Temmuz 1929 günü Erzurum'da!
Mazhar Müfit Bey, Bitlis valisi iken Damat Ferit hükümetince görevinden alınıp hakkında tutuklama kararı çıkartılmış; Mazhar Müfit Bey de Erzurum'a geçip M. Kemal ve arkadaşlarına katılmıştı.
O günden sonra hep Atatürk'ün yanında olmuş, gördüklerini, duyduklarını günü gününe saptayan günlük tutmuştu.

Mazhar Müfit Bey, M. Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi'ni açarken yaptığı konuşmanın sonunda şu sözlere yer verdiğini yazar:

«En son olarak niyazım şudur ki. Cenabı Vacibü'lAmal Hazretleri, Habibi Ekrem'i hürmetine, bu mübarek vatanın sahip ve müdafii ve diyabeti celilei Ahmediye'nin ilayevnilkıyame harisi estakı olan milleti necibemizi ve makamı saltanat ve hilafeti kübrayı masun ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef olan heyetimizi muvafık buyursun.»

Mazhar Müfit, bu konuşmayı yadırgayarak Paşa'ya niçin böyle bir konuşma yaptığını sorar.
«..Kongre akşamı Paşa'ya
—Erzurum, nutkunuzun sonunu müftü efendinin duası gibi bitirdiniz.
Dedim.

Bu tarz konuşmamı hoş gördüğü için sadece güldü ve:

— Maksadını anlıyorum, anlıyorum amma şimdi vazifemiz halkı, vatanı ve esir padişahı kurtarmaya inandırmaktan ibarettir.

Cevabını verdi ve ilave etti:

— Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye uzaktan yakından tevessül etmemek başlıca dikkatimizi teşkil etmelidir.
Bu sözler, 'Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nda izlediği taktikleri anlatıyor.
Mustafa Kemal, bilge ozan Ceyhun Atuf Kansu'nun o ünlü deyişi ile «Kurtuluş Savaşı ustası»dır.
Lider, uluslararası delegeleri, iç ve dış koşulları, çelişkileri, askeri ve siyasal koşulları zamanında ve yerinde saptayan ve amacına adım adım ulaşan önder insan demektir.

M. Kemal, Kurtuluş Savaşı'nın başında ilan etmeyi düşündüğü Cumhuriyeti bir «ulusal giz gibi vicdanında» saklamış ve düşüncelerini aşama aşama gerçekleştirmiştir.

Bugün çelişkili gibi görünen konuşmaları ve zaman zaman uyguladığı siyaseti böyle yorumlayabiliriz. M. Kemal Paşa. bu siyaseti bir ulusal giz gibi vicdanında saklamasaydı; bu amaca ulaşması güçtü. Belki de olanaksızdı.
Atatürk'ü, yakın silah ve düşünce arkadaşlarından ayıran özellik, üstün liderlik yeteneği ve bu yetenekle oluşan taktikleriydi.

M. Kemal o günlerde iki suçlama ile karşı karşıyaydı:

Bolşeviklik ve dinsizlik.

işgalci emperyalist orduları ve İstanbul hükümeti. M. Kemal'e ve arkadaşlarına karşı bu iki silahı kullanıyorlardı.
Damat Ferit Kuvayi Milliyecilere «isyancılar» adını takıyor; «isyancıların bolşeviklerden yardım aldıklarını» ileri sürüyor; Sultan Vahdettin de M. Kemal ve arkadaşlarının «bolşevikden başka birşey olmadıklarını» söylüyordu.
Batı basını da M. Kemal ve arkadaşlarının «bolşevik» oldukları kanısındaydı.

The New York Times'in 11 Mart 1919 günlü yorumu şöyleydi:

«Türk milliyetçiliğinin tamamen ortadan kalkmakta olduğu günlerde şurada burada dağınık halde bulunan İttihatçıların tek umudu bolşevizmin ülkeye yayılmasıdır. Türkler, bolşevizmin iktisadi, sosyal ve siyasi doktrininden ve pratiğinden birşey anlamazlar. Fakat bolşevizmin doktriner yanını bir tarafa bırakarak onu yalnızca bir yağma katliam biçimi olarak kabul edersek bu işlerde yüzyılların tecrübesine sahip Türklerin bolşevizmi kolaylıkla benimsiyeceklerini söyleyebiliriz».

ABD, Van ve Trabzon illerini de içine alan bir Ermenistan kurdurmaya çalışıyordu.. ABD ve İngiltere arasında Trabzon ve çevresinde bir Ermeni devleti kurulması dört ilde de Kürt devleti kurulması için anlaşma da yapılmıştı.. İngilizler, Karadeniz bölgesinde ayrıca bir Lazistan devleti kurup, bu devleti de Ermeni mandasına bağlamak istiyorlardı.

İngiliz gizli belgelerinde «İstanbul'daki Kürt kulübü başkanı Said Abdülkadir ile Paris'deki Kürt delegesi Şerif Paşa'nın emirlerinde oldukları» yazılmaktaydı.
Bu bolşeviklik ve dinsizlik suçlamalarına Açıksöz Alemdar ve Peyamı Sabah gazetesi de katılıyordu.

Peyamı Sabah gazetesinde Kürt 'Teali Cemiyeti'nin şu bildirisi yayınlanmaktaydı:

«Millici örgüte aldırmayın. Bunlar, bolşeviklerin kafasını taşıyan yurtsuz serserilerdir».
Mustafa Kemal'in karşısında İngiliz gizli istihbarat örgünü, Amerikan hükümeti, Ermeni ve Kürt örgütleriyle Padişah, Hilafet, dinsel bağnazlık, iç ayaklanmalar ve siyasal çekişmeler gibi engeller ve sorunlar vardı.

M. Kemal'i kaygılandıran bir başka gelişme de Enver Paşa'nın Sovyetler'le olan yakın ilişkisiydi. M. Kemal, Sakarya Savaşı'nda yenilse, Lenin, Enver Paşa'yı müslümanlardan oluşan bir «kızılordu» ile Anadolu'ya gönderecekti.

Halife ordusu, Kuvayi Milliyecilerin dinsiz olduklarını yayıyor; Düzce ve Hendek'te ayaklanan gericiler, şehit ettikleri Yarbay Mahmut Bey'in cenazesini «bolşeviktir» diye kıldırmıyorlar; aynı günlerde Bolu Mutasarrıfı Osman Kadri de M. Kemal ve arkadaşlarını «devlet düşmanımız olan Moskoflardan çıkmış, şeriata karşı ve kanuna aykırı görüşe kapılan bolşevikler» olarak suçluyordu.
Bu darboğaz, ancak M. Kemal gibi bir lider ile aşılabilirdi.

Liderleri koşullar yaratır.
O koşullarda ulusal kurtuluş yolu ancak birleştirici bir komutan ve siyasal lider tarafından çizilebilirdi.
Bu lider de M. Kemal'di.

Hilafet orduları, İngiliz gizli servisinin Kürt aşiretleri He giriştikleri komplolar, iç ayaklanmalar, emperyalist devletlerin Türkiye üzerindeki oyunları, Ulusal Kurtuluşun ancak M. Kemal çapında bir lider tarafından yönetilmesini gerektirmekteydi.
Bu savaşın yürütülmesinde de elbette siyasal taktikler 'Uygulanacaktı.

M. Kemal ve arkadaşları İstanbul hükümetince «dinsizlik ve «bolşeviklik» ile suçlanıyorlardı. M. Kemal, bu propagandalara karşı önlemlerini almak zorundaydı.

Şu sözler M. Kemal Paşa'nın karşıtlarından Rauf Orbay'ındır:

«M. Kemal Paşa mücadeleye açmasaydı bu memleket kurtulamazdı. Anadolu'nun tehlikeye düşen yerlerinde, Batı'da, Doğu'da ve Güneydoğu'da başlayan ve bir yurtsever düşüncenin mahsulü olan zayıf fiili mukavemet hareketleri, her biri ayrı ayrı kolayca bastırılabilirdi».

Atatürk, Söylev'de yakın çalışma arkadaşlarıyla sonradan yollarının niçin ayrıldığını şöyle anlatır:

«Ulusal savaşa birlikte başlayan yolculardan kimileri, ulusal yaşamın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet yasalarına değin uzanan gelişmelerinde kendi düşünce ve ruh yapıları kavrama sınırı bittikçe bana direnmeye ve karşı çıkmaya başlamışlardır.

Bu son sözlerimi özetlemek gerekirse diyebilirim ki, ben, ulusun vicdanında ve geleceğinde sevdiğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal giz gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütün toplumumuza' uygulatmak zorundaydım.»
Sanıyorum ki, Atatürk'ün bu sözleri M. Kemal Karabekir çatışmasını yeterince açıklıyor.

Karabekir, yaşamının her döneminde ilticaya, dinsel gericiliğe hep karşı çıkmış; 31 Mart gerici ayaklanmasının bastırılmasında etkin rol üstlenmiştir. Karabekir, 1933 yılında toplatılıp yakılan «İstiklal Harbimizin Esasları» adlı kitabında irticayı «ulusal tarihimizi lekeleyen ve milli bünyemize acı veren olaylar» olarak tanımlamış, panislamizm ve pantürkizme hep karşı çıkmıştır..

Kazım Karabekir, ilk TBMM'nin açılışında yapılan dinsel törenleri de şöyle eleştirir:

«Tarihimizde bu kadar koyu bir taassupla, dini merasimle hiçbir meclis açılmamıştır. Fetvaları takip eden bu muazzam ihtifaller acaba yer yer başlayan ayaklanmalara karşı bir sigorta mı olacağı düşünüldü? Ne olursa olsun, inançla taassubu Milli Meclis'in başlangıç gününde ayırmak daha ihtiyatlı olurdu. Yani ne cuma gününü seçmeye ve ne de bu kadar velveleye lüzum yoktu. Güzel bir dua iyi tesir yapabilirdi. Gösterilen bu taassubun devamı mümkün olmayacağından aksi tesiri daha tehlikeli olabilir».

Bu inançdaki bir insan «şeriatçı, padişahçı, dinci» olabilir mi?
İhtilal evlatlarını yer!

Bu değişmez kuraldır. Mustafa Kemal Karabekir çatışmasının nedenlerini bu ihtilal yasasında aramak doğru olur.
Ulusal kurtuluştan sonra iki komutanın yollan ayrılır.

M. Kemal köktenci yöntemlere başvuran devrimci; Karabekir ise devrimleri demokratik yollarla benimsetmek isteyen bir evrimcidir!
Devrimciler köktenci olurlar, devrimlerin sarsıcı toplumsal etkilerinden, çekinen evrimciler de demokrat görünürler.
Devrimciler ve evrimcilerin yolları bir yerde çatışır, bir yerde birleşir.

Evrimciler, bu toplumsal çatışmalarda zaman zaman karşı devrimcilerin kurdukları tuzaklara da düşebilirler.
Her devrim karşı devrimcisini de yaratır. Atatürk döneminde de karşı devrimciler, Karabekir'in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı destekledikleri gibi Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından Fethi Bey'in kurduğu Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı da desteklemişler, devrimlere karşı, bu siyasal partilerin çevresinde toplanmayı uygun görmüşlerdi.

Devrimcievrimci çatışması ihtilalini o kızgın ortamında ve devrimin ilk coşkulu yıllarındadır; birleşme de devrimlerin yerleşmesinden sonraki aşamalarda olur.

Zora, şiddete, tepeden inme yöntemlere dayanan devrim, bir süreç içinde ilk yıllarındaki gücünü, hızını ve coşkusunu yitirerek zamanla evrime dönüşür.
İnsanlık, bugünkü ışıklı kilometre taşlarını ihtilallere borçludur.

Bugün 1789 devrimi olmasaydı; insanlık çağdaş demokrasiye ulaşamazdı. 1917 devrimi yaşanmasaydı, insanlık bugün sosyalizme ve sosyal demokrasiye de geçemezdi.

İhtilaller, uygarlığın kaçınılmaz depremleridir. Bu dipten gelen dalgalara karşı durulamaz. Bu dalgalar, tahtları, taçları yıkar geçer.
Bugün 21. yüzyılın eşiğinde insanlık ve uygarlık ne 1789 devriminin yinelenmesini ister, ne Sovyet Devriminin. Çünkü bu her iki devrimde zamanla birer evrime dönüşerek insanlığa mal olmuştur.

Atatürk devrimleri de bir evrim aşaması içinde demokratik devrimlere, evrime dönüşmüştür. Bu yüzden Atatürk döneminde uygulanan tek parti yöntemlerinin bugün 'de uygulanması düşünülemez.

Toplumda Devrim, o koşullarda, elbette zora dayanarak yapılmıştır. O gün için başkaca çözüm yolu da görünmüyordu.
Karabekir'in anıları, ulusal kurtuluşçu yurtsever bir komutanın kaygı ve düşüncelerini yansıttığı kadar Atatürk'ün liderlik yeteneğini, o koşullarda ne gibi dar boğazlardan geçildiğini, bu dar boğazlarda niçin Mustafa Kemal çapında bir lidere gerek duyulduğunu, M. Kemal'in bu taktiklere niçin başvurduğunu da anlatıyor.

Bir kez daha anlaşılıyor ki, Atatürk'ün tuttuğu yol o günler için gerçekçi, haklı ve sağlıklıydı. Bugün, çağdaş uygarlık adına elde ne varsa, bunlar, Atatürk'ün o gün için geçerli olan, bugün ise yadırganan yöntemleriyle benimsetilmiştir.

M. Kemal Karabekir çatışmasının kökeninde bu köktenci yöntemler yatar. M. Kemal «devrim yasaları bütün yasaların üstünde» görür, Karabekir ise istiklal Mahkemeleri ile esenlik olmayacağını savunur.

Karabekir, cumhuriyetçidir; hilafetin de Musul sorunu çözüldükten sonra kaldırılmasından yanadır. Doğu Cep. nesi komutanının bütün kaygısı İngiliz emperyalizminin Türkiye üzerindeki olası oyunlarıdır.

Ulusal kurtuluş savaşlarında bu savaşın komutanları arasında böyle görüş ayrılıklarının olması doğaldır.
Her devrim, taşkın sular gibi bir süre sonra durulur ve doğal yatakları içinde tarihsel akışını sürdürür, ihtilallerin ve devrimlerin o kızgın günlerinde ihtilalciler birbirlerini darağaçlarına da gönderirler. Fransız İhtilali ve Sovyet Devrimi kanlı örneklerle doludur.
Türk devrimine bu açıdan bakarsanız İzmir suikastı dışında ihtilalciler arasında bir kanlı çatışma da.olmadığı görülür.
Devrim, sarsıcı değişimlerden sonra evrim içinde yürür ve kök salar.

Mustafa Kemal. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yurt dışına sürdürdüğü «150'likleri» bile bağışlamıştır.
Bu da devrimin 20. yüzyılın öteki devrimlerine ve iktidar değişikliklerine kıyasla çok daha yumuşak olduğunu gösteriyor.
M. Kemal Karabekir çatışması çok daha dramatik biçimde sonuçlanabilirdi.
Devrimci ve evrimci düşünceler aynı denize akan nehirler gibidir.

Bu devrimevrim buluşması, Karabekir'! de devrim döneminin başbakanının Cumhurbaşkanlığı günlerinde .laik Cumhuriyetin TBMM başkanlığına da getirmiş, böylece geçmişin kırgınlıkları unutturulmak istenmiştir.

Kazım Karabekir'in Atatürk'ün ölümünden sonra başlayan siyasal yaşamında dinsel gericiliğe.destek olucu ya da laikliğe aykırı bir tavrı hiç olmamıştır. M. Kemal Karabekir çatışması, ideolojik olmaktan çok kişisel ve duygusal nedenlere dayanmıştır.

Dinsel gericilik, Atatürk'ün son başbakanı Celal Bayar'ın cumhurbaşkanlığı günlerinde siyasal iktidarca desteklenmiş ve 12 Eylül döneminde de MGK döneminde etkileri bugünlere kadar uzanan devlet desteği sağlanmıştır!

Gericilik ve bu gericiliğe tanınan devlet destekleri, irticaya karşı genç yaşlarından başlayarak örgütlenen 31 Mart Gerici ayaklanmasını bastıran ve Emperyalist ordulara, Hilafet ordusuna ve Halife fermanlarına karşı savaşan Kurtuluş Savaşı Paşalarında değil Cumhuriyet tarihimizin çok daha sonraki' yıllarındaki oluşumlarda aranmalıdır.

M. Kemal Karabekir çelişkisi Ulusal Kurtuluş kavgası ve devrim süresi içindeki kaçınılmaz çatışmalardır. Daha sonraki yıllarda başlayıp. 1990'larda doruk noktalara ulaşan gericilik ve bu gericiliğe verilen ödünler de karşıdevrim sürecinin azgın dalgalandır.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın ve devrimlerin önderi Gazi Mustafa Kemal ile Kurtuluş Savaşımızın Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir'! bugün yeniden saygıyla anıyoruz.

M. Kemal ve Kazım Karabekir, ulusal kurtuluşun değişik yöntemler savunan ve bu yöntemlerini kişisel ve duygusal nedenlerle karşı karşıya getirdiği iki yurtsever komutanıdır.

Başta Atatürk olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın bütün komutanları «Tam bağımsız» bir devlet ve «laik cumhuriyet» kurulması aşamalarında birbirleriyle zaman zaman çalışsalar da tarih içinde birbirlerini tamamlamış önderlerdir.

Bu komutanlar ve, önderler, devrim ve evrim süreçlerinin kaçınılmaz buluşma noktalarında bugün yine beraberdirler.
Evet. biz gazeteci olarak görevimizi yapmaya çalıştık; şimdi söz artık tarihçilerindir!
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir