Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

14 Ağustos-25 Ağustos 1922 Tarihi Arasında Kurtuluş Savaşı

Afyon Güneyine Yürüyüş

Burada Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti'nin Kuruluş Tarihi ve Kurtuluş Savaşı'mız hakkında konular bulabilirsiniz

14 Ağustos-25 Ağustos 1922 Tarihi Arasında Kurtuluş Savaşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 22:00

Afyon Güneyine Yürüyüş
14 Ağustos 1922 - 25 Ağustos 1922


AFYON'UN GÜNEYİNE dört kolordu kaydırılacaktı: 100.000 kadar insan, binlerce at, hayvan ve araba.
Birinci Kolordu Çay yakınında, İkinci Kolordu Emirdağ'da, Dördüncü Kolordu Bolvadin civarında, Süvari Kolordusu Ilgın ve Akşehir çevresindeydi.
Bu gece (14 Ağustos) yola çıkacak olan 15. Tümen'in Komutanı, Batı Cephesi eski Kurmay Başkanı Yarbay Naci Tınaz'dı. 15. Tümen'in eski Komutanı Şükrü Naili Bey, 2. Ordu'ya bağlı Üçüncü Kolordunun Komutanı olmuştu. Subaylar ve askerler erkenden yemeklerini yediler.

Komutanlar alayları, bataryaları ve ağırlık kollarını denetlediler. Bir Yunan taarruzu olasılığına karşı önlem olarak yer değiştirdiklerini sanan subaylar ve askerler, neşesiz ve öfkeliydiler.
Hava iyice kararınca 15. Tümen yürüyüşe geçti.

Afyon Güneyine Yürüyüş

Yürüyüş ten sonra Türk ordusunun yerleşimi ANKARA'da Azerbaycan Büyükelçiliğinde yemek vardı. Zengin bir büfe hazırlanmıştı. Azerbaycan elçiliği görevlileri ile Türk ve Rus misafirler, öbek öbek oturmuş sohbet ediyor, yiyip içiyorlardı. Piyanoda bir hanım alçak sesle Azeri şarkıları söylüyordu. M. Kemal Paşa, İbrahim Abilov ve Aralov, bir köşede oturuyorlardı. İbrahim Abilov her zamanki gibi Sovyet rejimini överek M. Kemal Paşa'yı etkilemeye çalışmaktaydı. M. Kemal Paşa, "İbrahim Bey.." dedi gülerek, "..Türkiye çok farklı bir memleket. Kaldı ki rejiminizin ne gibi safhalar geçireceği de daha belli değil. Henüz deneme safhasındasınız."

"Şimdi bu tartışmayı bırakalım. Size söyleyeceklerim var. Uygun bir yere geçelim." İbrahim Abilov'in çalışma odasına geçtiler.
"Bir hafta sonra, taarruza geçmek üzere cepheye hareket edeceğim.." Abilov ve Aralov heyecanlandılar.

"..Ama bunu dünyadan gizlemek, özellikle İngilizlerin Yunanlıların yardımına gelmesini önlemek istiyorum. Sizden bir ricam var. Ben Ankara'dan ayrıldıktan sonra, Çankaya'da bir çay partisi vereceğim ilan edilecek. Bu parti ertelenecek. Siz de birkaç gün sonra, bir kabul resmi düzenlediğinizi açıklarsınız. Kabul resmi başladığı saatte, görevlendireceğim biri gelip rahatsızlandığım için katılamayacağımı bildirir. Bu bana birkaç gün daha kazandırır. Ne dersiniz?" "Tamam."

Aralov da, "Kabul" dedi.
"Teşekkür ederim."
Abilov, "Paşam.." dedi heyecan içinde, "..sen muzaffer olacaksın. Çünkü Allah vatanını savunanla beraberdir." * . Sarıldılar.
Dışarda piyanoya bir Türk geçmiş olmalıydı. Bir İzmir türküsü duyuldu: "İzmir'in kavakları Dökülür yaprakları..."
TAARRUZ ZAMANI yaklaştıkça Yakup Şevki Paşa'nın huysuzluğu artmaktaydı. Erkenden yatmıştı ama uyuyamıyordu.
Emrinde sadece iki kolordu kalmıştı, yani beş piyade ile bir süvari tümeni. 1. Ordu cepheyi yarana kadar, bu kadarcık kuvvetle iki buçuk düşman kolordusunu, sürekli hücum ederek yerinde tutması gerekiyordu.

Yerinde tutulması gereken düşman, 2. Ordu'dan üç kat kalabalık, silah bakımından beş kat güçlüydü ve 1. Ordu, cepheyi kaç günde yarabilirdi?
Yarabilir miydi?

Afyon Güneyine Yürüyüş

Taarruzdan önce elbette bir toplantı yapılacaktı. Bu toplantıda sözünü geçirinceye kadar plana yine itiraz etmeye karar verince biraz rahatladı, az sonra uyudu.

KAZIM PAŞA öğleye do ğru M. Kemal Paşayı Meclis'teki odasında buldu.
"Bütçe Komisyonu, Milli Savunma bütçesi için bir alt kurul kurmuş. Ordu hakkında bilgi vermem için beni çağırıyorlar. Ne emrediyorsunuz?"
"Seni hırpalayacaklardır. Ne derlerse desinler, sineye çek. Taarruzdan bahsetme. Fevzi Paşa'nın cepheye gittiğini de söyleme." "Peki efendim."
YUNANLILAR sonsuza kadar Anadolu'da kalacakları ümidi ile çeşitli hazırlıklara girişmişlerdi.

Hükümet Anadolu'da Yunan Milli Bankasının şubeler açmasını uygun görmüştü. İlk şube eylülde Ayvalık'ta açılacaktı. İzmir'de de bir üniversite kurulması kararlaştırıldı.

Türk ordusunun bu rüyalara son verecek olan sessiz yürüyüşü kesintisiz sürüyordu. Dördüncü Kolordu'dan 5. Tümen de 17 Ağustos akşamı güneye doğru yola çıktı.

M. KEMAL PAŞA da 17 Ağustos gecesi Konya'ya hareket edecekti.
Gündüz Rauf Bey'e, Kâzım Paşa'ya ve evinde hasta yatan Yusuf Kemal Bey'e veda etmişti.
Hükümet M. Kemal Paşa'nın Ankara'da olduğu izlenimini verecekti.
Akşam yemeğini annesi, Fikriye ve Abdurrahim'le üst kattaki sofada yedi. Annesinin elini öperek veda etti, duasını aldı.

Aşağıya indi. Merkez Komutanı Yarbay Fuat Bulca ve yardımcısı Yüzbaşı Vedat gelmiş, bekliyorlardı. "Ankara'dan ayrıldığımı belli etmeyeceksiniz.." dedi, "..hazırladığımız sahte programı uygulayın. Bana zaman kazandırın." "Baş üstüne."
İki araba kapıdaydı. Bavullar yerleştirilmişti. Bu kez Mahmut Soydan Bey de refakat subayı olarak beraber geliyordu. Gazi Fikriye ve Abdurrahim'le de vedalaştı. Fikriye her zamanki gibi sırtını sıvazlayarak yolcu etti. Arabalar hareket ettiler.

Yarbay Fuat Bulca, Yüzbaşı Vedat, muhafızlarla birlikte küçük Abdurrahim de selam durdu. Bir muhafız arkalarından su döktü.
Konya'ya ulaşır ulaşmaz telgrafhaneyi denetim altında aldırarak, bilgi sızmasına fırsat vermeyeceklerdi.

ALT KURULUN Başkanı Hüseyin Avni Bey'di. Üyeler ve dinlemeye gelmiş olan milletvekilleri büyük masanın çevresinde yer almışlardı. Muhalif üyeler arasında Kara Vasıf Bey ile Selahattin Bey vardı. Ali Şükrü Bey ve Hafız Mehmet Bey de takviye için katılmışlardı.
Muhalif üyeler Kâzım Paşa'ya yüklenmeye başladılar. Kâzım Paşa'nın kaçamak cevapları, Müdafaayı Hukukçu milletvekillerini de sinirlendirdi. Kara Vasıf Bey, "Meclis'te ordu kıpırdamayacak dediğim zaman, M. Kemal Paşa beni ağır şekilde tenkit etmişti." dedi, "..haklı olduğum anlaşıldı. Başkomutanlık uzatılalı bir ay oldu, ordu hâlâ bulunduğu yerde çürütülüyor. Taarruz ümidi vererek bizi oyalıyorsunuz.. "
"Bravo!"
"..Taarruz edileceğine dair en ufak bir işaret bile yok."

Selahattin Bey söz aldı:

"Milli Savunma Bakanının ordunun gerçek durumunu ve kararını, bugün, burada, kaçamak yapmadan açıklamasını talep ediyorum!"
Bu talebi birçok milletvekili destekledi. Kâzım Paşa, "Efendim.." dedi, "..bildiğiniz gibi ordumuz taarruz için hazırlık yapmaya devam ediyor."

Muhalifler güldüler:

"Bu masalı bir yıldır dinliyoruz."
"Ne zaman hazır olacak, onu söyleyin!"

"Kışa mı?"
"Yoksa gelecek yaza mı?"
Kâzım Paşa, "O kadar uzun süreceğini sanmıyorum" diye cevap verdi. Kahkahalar patladı.

Afyon Güneyine Yürüyüş

Kâzım Paşa'nın içinden, yerinden fırlamak, "Bir hafta sonra taarruz edeceğiz!" diye bağırmak, hepsini şaşırtmak, zıplatmak, susturmak geliyordu ama dişini sıkıp sustu, sataşmalara, küçümsemelere katlandı.

Durumu bilmeyen Zamir Bey, Süreyya Yiğit'e, "Bu ne zavallı Bakan yahu!" diye yakındı. Bir de okkalı küfür savurdu.
20 AĞUSTOS AKŞAMI, İkinci Kolordu ile Süvari Kolordusu da harekete geçtiler. İki kolordu güneye inerken, büyük komutanlar da Akşehir'de, Başkomutan'ın geniş odasında biraraya geldiler. Saat 23.00'tü.

Başkomutan kısa bir açıklama yaptı, kararının kesin olduğunu söyledikten sonra, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde ayrıntılı olarak anlattı.
O âna kadar güneye elli bin kişi kaydırılmış, düşmanın ruhu bile duymamıştı. Düşman ordusu eski durumunu koruyordu.4 Ne var ki bu başarı Y. Şevki Paşa'yı yatıştırmadı, Başkomutan susar susmaz lafı kaptı, 'durumu tehlikeli bulduğunu, başarılı olunmazsa, şimdiye kadarki kazançların da elden gideceğini' uzun uzun yineledi.

Başkomutan, cevap vermedi, Asım Gündüz'e döndü:

"25 Ağustos akşamı her türlü haberleşmeye son verilecek. Limanlara giriş-çıkış durdurulacak. İstanbul ile İzmit arasındaki kara ve demiryolu ulaşımı kesilecek. Yani biz işi bitirene kadar dünyanın Anadolu'dan haberi olmayacak. Yeteri kadar uçağımız var. Çocuklar düşmanın hava keşfi yapmasını da önlesinler." "Baş üstüne."

İsmet Paşa'ya baktı:

"Siz de ordulara yazılı emrinizi veriniz. 26 Ağustos Cumartesi sabahı düşmana taarruz edeceğiz."

Üç yüz yıldır verilmemiş bir karar ve emirdi bu.
Ayağa kalktı. Başta Y. Şevki Paşa olmak üzere hepsi ayağa fırlayıp esas duruşa geçti. Nurettin ve Fahrettin Paşaların gözleri dolmuştu. "Paşalar! Gazanız mübarek olsun!"

ÜÇ GÜN SONRA Afyon orduevinde bir balo verilecekti. Birinci Kolordu Komutanı General Trikupis baloya ilişkin sorunlarla ilgileniyordu. İyi bir moral gecesi olacaktı.

Kurmay Başkanı Albay Merentidis odaya girdi:

"Generalim, bir Türk askeri cephemize sığınmış. Türklerin Afyon güneyine gizlice üç tümen yığdıklarını söylüyormuş."

Trikupis durakladı:

"Güney cephemizde zaten üç tümenleri var. Üç daha altı eder. Altı tümen taarruz için az, savunma için çok."
Acele hava keşfi istedi.

İki saat sonra gözlemci subay telefon etti:

"Bir hareket yok. Fotoğrafları gönderiyorum."

Eski ve yeni fotoğraflar karşılaştırıldı. Türk mevzilerinde hiçbir yenilik, değişiklik görünmüyordu. Yine de Trikupis birliklere dikkatli olmalarını ve gözlerini açmalarını emretti. İngiliz Haberalma Örgütü de ciddi bir sürpriz beklenmediğini bildirince, Atina Elçisi Lord Granville, huzur içinde yaz tatiline çıktı. Sir H. Rumbold da çıkmak için hazırlık yapıyordu.

UÇAK BÖLÜĞÜ Akşehir'den Çay'daki alana taşınmış, cepheye yakınlaşmıştı.
Yeni uçaklar Türk havacılarını çok mutlu etmişti.

Afyon Güneyine Yürüyüş

Yunan keşif uçaklarına engel olunması emri öğleye doğru geldi. Yunan uçakları ile çarpışma demekti bu. Hızlı ve kıvrak Spat av uçakları bu iş için biçilmiş kaftandı. Fazıl devriye uçuşu yapması için hemen birini görevlendirdi. Spat az sonra ok gibi uçtu. Eşref Usta, "Bunlar sülün gibi uçuyorlar" dedi.

Abdullah Usta uyardı:

"Maşallah de."

"Maşallah."

25 Ağustos akşamına kadar sürekli devriye uçuşları yapılacak, 4 Yunan uçağı inmeye zorlanacak ya da düşürülecekti.
BAŞKOMUTAN, Akşehir'de eski bir Rum evinde kalıyordu.

Gazi öğleyin uyandı. Tıraş olup aşağıya indi. Mahmut Bey, Salih ve Muzaffer bekliyorlardı.
Ali Metin Çavuş kahvesini getirdi. Önce düşmanda bir hassasiyet olup olmadığını sordu.

Az önce İsmet Paşa telefon edip bilgi vermişti:

"Yokmuş efendim."

En önemli sorun buydu. Memnun oldu:

"Biliyor musunuz, gece Reşat Nuri Bey'in Çalıkuşu romanını okumaya başladım. Çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu'yu ve genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları, ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet e vereceğim. Sonra da sizler okuyun." Mahmut Bey, "Savaşa beş kala roman okuyabiliyor.. " diye düşündü, "..M. Kemal Paşayı, M. Kemal Paşa yapan da herhalde bu Özelliği olsa gerek."

1. ORDU KOMUTANI Nurettin Paşa taarruz edecek iki kolordu komutanını çağırdı. Birlikte Kocatepe'ye çıkarak taarruz edilecek hedefleri ve araziyi incelediler.

Arazinin hırçınlığı, direnek merkezlerinin ve dayanak noktalarının kat kat tel örgüler içinde olması ikisini de etkilemedi. Bir yıldır taarruz eğitimi görmüş olan subay ve askerlerine güveniyorlardı.

BUGÜN bir Yunan keşif uçağı bir Türk avcı uçağının saldırısına uğramış, Afyon Garipçe meydanına zorunlu iniş yaparak kurtulmuştu. Türk cephesinden geceleri yol çalışması yapıldığını düşündüren boğuk sesler yansıyordu. Trikupis Türklerin taarruz edeceğinden kuşkulandığını orduya bildirdi.

Hacianesti güldü:

"Cephedeki komutanlar abartıcı ve duyarlı olurlar. General Trikupis de böyle. Bugüne kadarki bilgilerimiz gösteriyor ki düşmanın genel bir taarruza geçmesi olası değil. İngilizler de bu kanıda."

Passaris itiraz etmeye yeltendi:

"Fakat generalim.."

Hacianesti bu kuruntulu kurmayını küçük bir el hareketiyle susturdu:

"Olsa olsa kendi kamuoyunu oyalamak için sınırlı bir hareket yapacaktır." Valettas, "Buna rağmen.." dedi, "..bazı önlemler almamız doğru olmaz mı?"

Komutan General Valettas'ı dinlemek inceliğini gösterdi:

"Pekâlâ. Orduyu uyarın. Ama telaşa vermeden."

HABERCİ HÜSEYİN iki hafta önce, emir almak için gizlice cep heye gitmişti. Beklenmedik bir anda Alaçam dağındaki saklanma yerlerine neşe içinde, bağıra bağıra çıkageldi:

"Akıncılar! Müjdemi isterim! Ordudan haber vaaaaar!"

Akıncılar ayaklandılar. Hüseyin, İbrahim Ethem Beye askerce selam verdi, heybesinde sakladığı kâğıdı çıkarıp uzattı:

"Ordu emridir beyim. Taarruz başlayınca ne yapacağınız burada yazılıymış." Müfreze komutanlarından Veli Ağa, "Taarruzun zamanı belli mi Hüseyin?" diye sordu. "Bir şey demediler ama eli kulağında olmalı."

Bir akıncı avaz avaz haykırdı:

"Ey namert düşman! Saatin geldi! Yaptıklarının hesabını vermeye hazır ooool!"

İntikam tutkusu yorgun, sefil akıncılara ürkütücü bir canlılık verdi.
İ. Ethem Bey emri okudu. Ordu bütün akıncı gruplarıyla birlikte Demirci Akıncılarının da taarruz başlayınca harekete geçmesini, cephe gerisini de Yunanlılar için hep birden cehenneme çevirmelerini istiyordu. Gülümsedi. Bugünü düşünerek çevredeki birçok köyü örgütlemişti. Köylüler de düşmanı kırmaya katılacaklardı.
Faris Ağa sakladığı son tutam kahveyi pişirmişti.

Teneke bir kupa içinde İ. Ethem Bey'e getirip verdi:

"Haklı çıktın beyim. Afiyet ve helal olsun."

BİRİNCİ VE DÖRDÜNCÜ KOLORDU Komutanları da, kendilerine bağlı tümenlerin komutanlarını, gözetleme yerlerinde topladılar. Araziyi ve taarruz edecekleri hedefleri göstererek, görevlerini anlattılar.

Tümen komutanlarına, taarruz edileceğini birliklerine açıklama izni verildi. Ordu üç yıldır bugünü beklemişti!
Her acıya bu gün hayal ve ümit edilerek katlanılmıştı. Şamatasız bir kıyamet koptu. Tümenler akşam yola düğüne gider gibi çıktılar. Dıştan yine sessizdiler ama içlerinden sevinç çığlıkları attıkları gözlerinden belli oluyordu.
23. Tümen'in 68. Alayı'ndan saka eri Kel Zeynel de taarruzla ilgili bir şeyler duymuştu.

Yanından geçen takım çavuşuna, alçak sesle seslendi:

"Çavuşum, İzmir'e gidiyormuşuz, kaç saatte varırız?"

Gülmek değil, hapşırmak bile yasaktı. Ama bu konuşmayı işitenler kahkahalarını tutamadılar. Zapartayı yediler.
SÜVARİ KOLORDUSU karargâhı ve 1. Süvari Tümeni 24 Ağustos sabaha karşı Sandıklı'ya geldi.

Bu kolordu, düşman cephesi yarılınca, açılan gedikten geçerek Sincanlı ovasına, düşman gerisine akacaktı. Bunun için cephe yarılıncaya kadar beklemesi gerekiyordu. Bu durum Fahrettin Paşa'yı sıkıyordu. Başka bir çözüm bulmalıydı.

Çiğiltepe ile Toklu Sivrisi arasında, 15 km. genişliğinde, sarp, sık ormanla kaplı ve yolsuz Ahır Dağı vardı. Buradan geçmenin imkânsızlığı yüzünden Yunanlıların geceleri bu kesimde nöbetçi bırakmaya gerek duymadıklarını öğrendi. Sol yanda mevzilenmiş olan 6. Tümen'in akıncıları buraları iyi bilirdi. Bu tümenin komutanı ile ilişki kurdu. 1. Süvari Tümeni'ne de Ahır Dağı'na 3 keşif kolu çıkarmasını emretti.

Ballıkaya denilen yerden Yunan cephesinin gerisine, Sincanlı ovasına inen dar, uçurumlu,
gerçekten geçilmez gibi görünen bir dağ yolu olduğu öğrenildi.

Fahrettin Paşa orduya, Süvari Kolordusu'nun, cephenin yarılmasını beklemeden, 25 Ağustos akşamı, bu keçi yolundan dağı aşmasını, 26 Ağustos sabahı Yunan cephesinin gerisine inmesini önerdi.
Ordu komutanının da gözü karaydı. Bu tehlikeli öneriyi kabul etti.

Fahrettin Altay ve Karargâhı

24 AĞUSTOS günü, akşama doğru, Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile karargâhları bir dizi otomobil ve kamyonla Akşehir'den ayrıldılar. Bu gece cephe gerisindeki Şuhut kasabasında kalacak, 25 Ağustos günü Kocatepe'nin eteğindeki çadırlı ordugâha geçeceklerdi.

Öndeki arabada M. Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar vardı. M. Kemal Paşa gülümseyerek, "Fransız Başbakanı Mösyö Poincare gizli bir mesaj yollamış.." dedi, "..diyor ki: 'Eğer taarruz edip Afyon'u alabilir ve on beş gün elinizde tutabilirseniz, yakında Venedik'te toplamayı düşündüğümüz barış konferansında bu başarı, sizin için oldukça önemli bir koz olur!'lla Fevzi ve İsmet Paşalar yüksek sesle güldüler. Fevzi Paşa, "Bunlar hâlâ gücümüzün farkında değil" dedi. "İyi ki."

M. Kemal Paşa Çalıkuşu'nu bitirmişti. Kitabı İsmet Paşa'ya verdi.
M. KEMAL PAŞA ve arkadaşları Şuhut'a girerken, Afyon'daki orduevinde balo başlamıştı. Görevleri baloya katılmalarına elveren subaylar ve eşleri, sevgilileri salonu doldurmuşlardı. Neşe içinde yiyip içiyorlardı.12 Bazı subaylar İzmir'deki eşlerini bu balo için Afyon'a çağırmışlardı.
Hanımların hepsi tuvaletliydi.

General Trikupis ile kolordusuna bağlı 1. Tümen Komutanı General Frangos, 4. Tümen Komutanı General Dimaras, 5. Tümen Komutanı Albay Rokka, 12. Tümen Komutanı Albay Kalidopulos, birlikte oturmaktaydılar. Baloya katılabilen subaylarının mutluluğunu izliyorlardı.
Sakarya yenilgisinin acı etkisi hayli azalmıştı.

İzmir'den getirtilen orkestra dans müziğine geçince, pisti şık subaylar ve güzel kadınlar kapladı. Rugan çizmeler ve ayakkabılar, ince ve yüksek topuklu iskarpinler, yeni cilalanmış pist üzerinde daireler, helezonlar, zikzaklar çizmeye başladılar.
BU SAATLERDE Birinci ve Dördüncü Kolorduya bağlı tümenler ve ağır top taburları da, derin bir heyecan ve sessizlik içinde, son konaklarına yürüyorlardı.
Cepheye yaklaşıldığı için birçok ek önlem alınmıştı. Atların, katırların, kadanaların ayaklarına, top ve araba tekerlerine çuval sarılmış, huysuz hayvanların ağzı bağlanmıştı.

Sabah ulaşacakları konaktan bir sonraki durak, taarruza hazırlık hattıydı.
Tümenler, bataryalar, ağır top taburları ve süvari bölükleri, gün doğmadan son konaklarına ulaşıp yerleştiler. Balo da bu sırada dağılıyordu. Akşama kadar sessizlik içinde saklanacaklardı. Saklanacak yeterli yer olmayan konaklarda kalacak birlikler bol yapraklı dal parçalarıyla gelmişlerdi. Açıkta kalanlar bunların altına girdiler. Tarih 25 Ağustos 1922, günlerden cuma idi.

İsmet Paşa saat 12.00'de ordulara ve Kocaeli Grubu'na genel taarruz emrini yolladı. CEPHEDEKİ bazı kıpırtılar, tecrübeli Trikupis'i iyice huylandırdı. Her olasılığa karşı tümenleri alarma geçirdi. Hastanelerdeki ağır hastaların İzmir'e yollanmasını emretti. İkinci (İhtiyat) Kolordu'dan takviye olarak 7. Tümeni istedi. Kolordu kurmayları Türklerin Afyon önünde en fazla 6 tümen toplayabileceğini hesap etmişti.13 Bu kadar bir kuvvet Afyon müstahkem mevkii için bir tehlike değildi.

Trikupis, Türklerin Afyon güneyinde bunun iki katı kuvvet topladıklarını bilmediği için akşam orduevinde iştahla yemek yedi, keyifle şarap içti. Erkenden yatacak, cehenneme uyanacaktı.
GÜN BATIYORDU.

Sesi güzel askerler, topların, cephane sandıklarının ya da taşların üzerine çıkarak ezan okudular. Cephe boyunca tabur tabur akşam namazı kılındı ve zafer için dua edildi. Sessizce sıcak yemek yenildi.

Uzun asker kaputlu, beyaz başörtülü Gül Hanım Dördüncü Kolordu birliklerini dolaşıyordu:

"...Hiç yakınmadan silahınıza cephane, size ekmek taşıdık. Yüksünmeden siperlerinizi kazdık. Severek yaranızı yıkadık, kırığınızı sardık. Ateş altında suyunuzu yetiştirdik.
Yolunuza saçımızı serdik. Şimdi bunca kadının hakkını, erkek olmanın bedelini ödeme vaktidir. Eğer bu sefer kardeşlerinizi kurtarmadan dönerseniz, bilin ki ananız da, bacınız da, yavuklunuz da hakkını helal etmeyecektir... "

23. Tümen'de bir er onbaşısına fısıldadı:

"Alay sabah sancak açacak mı?"
"Öyle duydum."
"Açarsa, askere rüzgâr yetişemez."

15. Tümen'de bir teğmen takımını çevresine toplamıştı:

"Eğer gözümü bir an için olsun geriye çevirirsem, ölümden yılıp da geriye tek bir adım bile atarsam, beni hain bilin. Kanım size helal olsun!"
Askerler köyden gelmiş mektup, sigara tabakası, yavuklu yadigârı çevre, işlemeli çorap gibi değerli eşyalarını bölük eminine teslim ettiler. Sonra birbirleriyle helalleştiler. Dargınlar barıştı.

Toplan boruları vurmaya başlamıştı. Silahları kuşanıp düzene girdiler. Sallanıp da ses çıkaracak ne varsa hepsini sıkılayıp bağladılar.
Takımlar, bölükler, taburlar, alaylar, bataryalar, cephane ve yiyecek kolları, sıhhiyeciler, muhabereciler, istihkâmcılar, gündüzden yolları öğrenmiş kılavuzların öncülüğünde, taarruza hazırlık mevkilerine doğru, büyük bir sessizlik içinde yürümeye başladılar. Kısa bir yürüyüş yapacaklardı.

Üç günlük bir hilal vardı gökyüzünde. İnce kollarıyla bir yıldızı kucaklamıştı. Yaşlılar bunu zafere yordular.
DAĞ YOLUNUN bir yanı dik yamaç, bir yanı uçurumdu. Çok dikkatli olmak gerekiyordu. Albay Mürsel Baku'nun komutasındaki 1. Süvari Tümeni, kılavuzla birlikte, öncü olarak tek sıra olup Ballıkaya'dan yola çıktı.

1. Süvari Tümeni'ni, Kolordu Komutanı ve karargâhı izledi. Arkadan 14. Tümen, en sondan 2. Tümen gelecekti. Toplan, telsiz ve ağırlık kollarını 2. Tümen getirmeye çalışacaktı. Sabah Sincanlı Ovası'nda olabilmek için Süvari Kolordusu'nun, hiç durmadan yürüyüp zifiri karanlıkta bu ip gibi dağ yolunu geçmesi gerekiyordu.

PAŞ ALAR ve karargâhlarının savaş kademeleri, halkın "Kılıcınız keskin olsun! Allah'a emanet olun!" sesleri arasında Şuhut'tan ayrılıp Kocatepe'nin eteğindeki çadırlı ordugâha taşınmışlardı. Ordugâh Çakırözü deresinin yanına kurulmuştu.

Yalnız telgraf takırtıları, telsiz bipleri ve su değirmeninin gıcırtısı duyuluyordu.
İsmet Paşa ile Asım Bey gelen raporları inceliyorlardı. Fevzi Paşa çadırına çekilmiş, Kuran okuyordu. Başkomutan çadırının önünde asılı büyük gaz lambasının ışığında, portatif masaya serili haritanın başına geçmişti.
Saklamaya çalışıyordu ama heyecanlı olduğu belliydi.

Oyalanmak için Mahmut Bey'e bilgi vermeye başladı:

"Şurası Afyon'un güneyindeki tepeler. Bunların hemen arkası Sincanlı ovası. Bu ovadan Afyon-İzmir demiryolu geçiyor. Yani Yunan ordusunun can damarı.
Asıl taarruz bölgesinde Birinci ve Dördüncü Kolordularımız, düşmanınsa takviyeli iki tümeni var. Yarma bölgesinde düşmandan altı kat daha güçlüyüz. İşte gizlice yürüyerek yaptığımız yığınakla bunu sağladık. Yüz bin kişi yürüdü Mahmut Bey. Planlama, uygulama ve disiplin bakımından müthiş bir olay bu. Düşman duymadı. Akşamki hava keşfine göre düzeninde hiçbir değişiklik yok. Kısacası baskın başarılı olmuştur. İkinci Kolordumuz, öndeki kolordularınızın gerisinde, yedekte bekleyecek.

Yunan ordusunun düzeni ise şöyle:

Kuzeyde, Kocaeli Grubumuz karşısında 11. Tümeni, Eskişehir ve çevresinde Üçüncü Kolordusu, Afyon ve çevresinde Birinci Kolordusu var. İkisinin arasında ise General Digenis'in İkinci Kolordusu bulunuyor. Bu kolordu kuzeye, güneye yetişmeye hazır yedek kuvvet.

Genel savaşçı sayısı bakımından denk sayılırız. Ama silahça bizden hayli üstün oldukları kesin. Daha fazla silahlanmamız mümkün olmadı.
Bunca emeğin ve çabanın boşa gitmemesi için General Digenis yetişip de Trikupis'in kolordusunu takviye etmeden önce, cepheyi en geç iki gün içinde yarmamız gerekiyor. Üçüncü güne kalırsak durumumuz zorlaşır. Ama inanıyorum ki en geç ikinci gün kesinlikle yararız.

Cepheyi yarıp Sincanlı ovasına inerek, General Trikupis'in ve General Digenis'in kolordularının İzmir'le bağlantılarını kesmiş olacağız. Bu iki kolorduyu birkaç gün içinde çevirip imha edeceğimizi sanıyorum. Sonra... " Sustu. Dalıp gitti.

Kaynakça
Kitap: Şu Çılgın Türkler
Yazar: Turgut Özakman
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1919-1923: Türk Kurtuluş Savaşı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir