Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

MİT Güneydoğuda Neyi Ne Kadar Bilebiliyor

İşte MİT'in Ünlü Bir Raporu

Turgut Özal ve Kenan Evren'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan örgütlenmesi Tansu Çiller ile birlikte dahada güçlendirildi.

MİT Güneydoğuda Neyi Ne Kadar Bilebiliyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 19:50

MİT GÜNEYDOĞUDA NEYİ NE KADAR BİLEBİLİYOR: İŞTE MİT'İN ÜNLÜ BİR RAPORU

MİT'in Güneydoğu olaylarına ilişkin değerlendirmelerini gelin biraz somuta indirgeyelim. Bakalım MİT olaylar konusundaki istihbarat için devlete neler iletebiliyor? Nedenler ve sonuçlar MİT'in kaleminden nasıl yansıyor? PKK'nın Türkiye'deki en kanlı ve büyük Nevroz kutlaması, daha doğrusu o dönemin tanımlamasıyla toplu isyan amaçlı kışkırtması, ya da ayaklanma denemesi, 20 Mart 1992 ile 23 Mart 1992 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Bu tarihler arasında 156 olay çıkmış 53 kişi ölmüş 174 kişi de yaralanmıştır. Olaylarla ilgili olarak 870 kişi sanık olarak adliyeye sevkedilmiştir. Ölenlerin 11 polis, 3'ü asker, 2 si korucu, 35'i vatandaş, 2 si PKK'lıdır.

Bu olaylarla ilgili olarak MİT, Milli Güvenlik Kurulu'na sunduğu Nevroz konulu raporunda bakın neler demektedir:

"1992 Nevroz'u geçmiş yıllara oranla yaygın ve şiddet ağırlıklı bir görünüm sergilemiştir. Özellikle Cizre, Nusaybin, Şırnak gibi alanlarda yaşanan olayların emareleri uzun süredir alınmakta olduğundan sürpriz bir durum ortaya çıkmadığı söylenebilecektir.

PKK'nın yönetim kademelerince 1992 Nevrozu'nun ayaklanma denemelerine dönüştürülmesi talimatları ve planlamaları çerçevesinde mezkur olayların ön hazırlıkları yapılmıştır. Ancak örgütün hedeflediği hareketliliğin yaşanan olayların çok daha üzerinde olduğu bilinmektedir. Alınan güvenlik önlemlerinin yer yer kitleler üzerinde yarattığı tedirginlik sonucu, kısmen pasif kalınan yörelerde olayların başlamasından itibaren PKK üst organlarınca baskı ve tehdit uygulandığı, eylemsel hareketlere azmettirildikleri görülmüştür.

Nitekim olayların silahlı çatışmaya dönüştüğü alanların büyük bölümü, doğrudan dağ kadrolarınca sevk ve idare edilen yöreler olmuştur. Şırnak, Cizre, Kızıltepe, Nusaybin, Derik, Bismil, Hakkari/Merkez, Uludere, Yüksekova, Batman/Merkez, kurtalan, Şanlıurfa Merkez, Van/Merkez, de vukuu bulan olaylar bu çerçevededir. Kadın ve çocukların ön plana çıkarılması, erkeklerin uygun yerlerde mevzilenmesi talimatlarına pek çok yerde riayet edilmiştir.

Van, yüksekova ve Çukurca gibi bu tür etkinliklere yabancı bölgelerde de, 1992 yılı başından buyana Kuzey Irak üzerinden yapılan müdahaleler ve takviye grupların katkıları dikkati çekmiştir.

Sözkonusu gelişmeleri yetersiz bulan örgüt yönetimince Cizre, Şırnak, Nusaybin ve Diyarbakır bölgelerinde toplumsal hareketlerin geliştirilmesi , Diyarbakır'da silahlı yürüyüşler gerçekleştirilmesi talimatları verilmektedir. Aksi takdirde hareketin bu naktada bırakılmasının geri bir adım olacağı değerlendirmesi yapılmakatadır.

Cizre, Şırnak, Nusaybin, de meydana gelen olayların protestosu görüntüsü altında, her alanda bütün köylerin 'Ulusal yürüyüşe' katılımının sağlanması, parlamento içerisindeki unsurların harekete geçirilmesi planlamalarına hayatiyet kazandırılmak istenmektedir. Geçici Köy Korucularına yönelik silah bırakma çağrılarının, bölgedeki devlet memurları ve güvenlik güçlerine de yapılması, bölgeyi terketmemeleri halinde ' Halk Mahkemelerinde' yargılanacakları tehditlerinin yoğunlaştırılması gündemdedir. Nevroz'un sıcak alan olarak nitelenen söz konusu yöreler dışındaki seyri, örgüt açısından başarısız bir görünüm olarak nitelenirken bu alanlarda beklentilere paralel gayretlerin arttırılacağı anlaşılmaktadır. bilindiği üzere Doğu ve Güneydoğu'nun diğer yörelerinde hareketlilik sınırlı grupların yürüyüşleri , örgüt yanlısı sloganlar ve kepenk kapatma eylemleri şeklinde cereyan etmiştir. Muş/Malazgirt, Bulanık, Bitlis/ Güroymak, Ağrı/Doğu Beyazıt, Diyadin de örgütün baskısı, olayların tırmanabileceği endişesi gibi nedenlerle esnaf can ve mal varlığının koruma içgüdüsü ile kepenk kapatmıştır.
Siirt, Tunceli, Kars/Iğdır, Malatya, Mardin/Ömerli, Savur, Hakkari/Çukurca yürüyüşleri küçük grupların katılımı ile olaysız cereyan etmiştir. Batı illerinde ise Nevroz kutlamalarının HEP il ve ilçe teşkilatlarının etkin olduğu yörelerde organize edildiği müşahade edilmiştir. İstanbul, İzmir, Konya, Bursa, Mersin, Aydın, Adana, Adapazarındaki etkinlikler bu çerçevede gelişirken PKK sloganlarına sıkça rastlanmıştır. Batı illerinin yanı sıra Diyarbakır, Hakkari ve Vanda'da HEP teşkilatları harekete ivme kazandırmıştır.
Edirne, Erzurum, Şanlıurfa, Muğla, sivas, Ankara'da mevcut Üniversite ve Yüksekokullar bünyesinde organize edilen kutlamalarda da yer yer PKK propagandalarına yer verildiği görülmüştür.

Yaşanan olaylardan hareketle ortaya çıkan tablo göstermiştir ki:

- Halkı tahrik girişimleri Nevroz ile sınırlı kalmayacak, her vesile ile olayların benzerleri veya daha boyutlularının sergilenmesi arayışları sürekliliğini koruyacaktır.
- Bölgede mevcut silah potansiyelinin daha da arttırılmasına çalışılacak, halkın olaylarda silah kullanma eğilimi yoğunlaşacaktır.
- Tüm devlet kurum ve kuruluşları ile güvenlik birimleri öncelikli hedef konumlarını muhafaza ederken, yıldırma, yıpratma çabaları boyutlanacaktır.
- Maksatlı çevrelerce iç ve dış kamuoyunda asılsız propagandalara hız kazandırılacaktır.
- Herşeye rağmen devletin olaylar karşısındaki tedbirleri ve kararlı tutumu mütereddit kesimlerin devletin yanında yer almasına vesile oluşturacaktır.
- Örgütün vadettiği ayaklanma beklentisinin gerisinde kalınması, olaylardan sivil halkın zarar görmesi sağduyulu kesimleri etkileyebilecektir.
- Buna karşılık zarar gören kişiler ve yakınlarının pisikolojik gereği muhtemel olaylara katılımı ve tepkileri beklenen gelişmelerdendir. Türkiye'deki olayların yurtdışı yansımaları daha ziyade Türk misyon ve kuruluşlarına yönelik saldırılar şeklinde artarak devam edecektir.
Bu arada Kürtçü çevrelerin gelişen olayları, bir Irak mülteci sorununda olduğu şekilde, dünya kamuoyunda odak noktası haline getirme gayretlerini yoğunlaştıracakları değerlendirilmektedir."

BU RAPORU YAZMAK İÇİN MİT'Çİ OLMAK ŞART MIDIR

Evet şimdi bu denli büyük bir olayın ardından MİT'in istihbarat raporunu, değerlendirmesini okudunuz. Sizce bu değerlendirmeyi yapmak için MİT olmaya gerek var mıdır? Bizce yoktur. Rapor yuvarlak, ucu açık- bugün dahi küçük düzeltmelerle kullanılabilir (net olmayan) varsayımlardan oluşan bir durum kurtarma raporudur. O günün gazetelerinde bile daha çok istihbarat elde etmek mümkündür. Hele PKK'nın yayın organlarını okuyan herkes bu rapordaki bilgilerin daha fazlasına kolayca ulaşmaktadır. Evet yolunuz kütüphaneye düştüğünde gidin ve o dönemdeki gazeteleri tarayın. Bakın kimin istihbaratı daha gerçekçi ve doğru? İşte istihbarattaki açıklar burada ortaya çıkıyor ve bu sorunlar MİT'i yeniden gündemin tam tepesine koyuyor. Doğal olarak da koordinasyondan ve bilgiden uzak bir istihbarat birimi görüntüsü veren MİT , hakkındaki yakınmalar da artıyor. Sorun MİT'i büyük olmaktan alıkoyan, gelişmesini engelleyen politikacılar ile asker-sivil bürokratlar ile içerde birbirini yemek için fırsat kollayan üst düzey istihbarat yöneticileri üzerine gelip yoğunlaşıyor. Oysa MİT, PKK olayını yakından izleme gibi bir görevi yerine getirirken Suriye gizli servisi El Muhabarat, İran gizli servisi SAVAMA, Irak gizli servisi gibi bölge güçlerinin yanı sıra Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman gizli servisleri ile Rus gizli servisi ile boy ölçüşmek durumunda kalıyor. Böyle bir görev için ne teknolojisi, eleman niteliği, sayısı ne de bütçesi yetiyor. Üstelik zaman zaman ilettiği çok önemli istihbaratların da değerlendirilememesi, anlaşılamaması performans düşüklüğüne yol açıyor. Genel olarak MİT çağdaş anlamda yapılanmada geciktiği ve eski usullerle yoluna devam ettiği için özverili,mücadeleci ama zayıf bir örgüt olarak kalıyor. Tabi burada ülkelerin ekonomik gelişmişliklerinin, dış politikadaki ataklıklarının ve siyasi karar süreçlerinin istihbarat örgütlerinin üzerindeki etkilerini de hatırlatmakta yarar bulunmaktadır. MİT bunlar ele alındığı zaman da zayıf not alması kaçınılmaz bir teşkilat haline geliyor.

Bu noktada istihbarat bilgilerinin sınırları ve çeşitliliği konusu karşımıza çıkmaktadır. MİT elemanları genellikle kendi yaptıkları istihbaratın stratejik amaçlı olduğunu ve kendilerinden " Bugün şu saatte, şu yerde , şu kişiler eylem yapacak" gibi bir istihbarat bilgisinin beklenmemesi gerektiğini dile getirmektedirler. Dünyadaki diğer isitihbarat birimlerinin de yüzde 35 gerçekleşme olasılığını yakaladıkları anda operasyon için karar verdiğini belirten yetkililer, yine de 1994'e kadar PKK konusunda istihbarat alanında bazı sıkıntıların yaşandığını inkar etmiyorlar. Ancak dünyadaki diğer gizli servislerin yaptıkları büyük hatalardan da örnekler vermeyi unutmuyorlar.

Kaynakça
Kitap: MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI
Yazar: TUNCAY ÖZKAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: MİT GÜNEYDOĞUDA NEYİ NE KADAR BİLEBİLİYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 19:52

ÖNEMLİ BİR KAYIP: CENAN KOCAHAKİMOĞLU

MİT'in Kuzey Irak da olsun , Türkiye'de olsun PKK terörü nedeniyle pek çok görevlisini kaybettiği bilinmektedir.Yitirilen görevliler arasında 1993 ve 1994 yıllarında Kuzey Irak'a karşı girişilen operasyonlarda askeri istihbaratı getiren değerli elemanları da bulunmaktadır. Bu konuda MİT içinde çokça tartışılan ve üzüntüye yolaçan ölüm olayı 19 Ocak 1994 günü Erbil'de PKK ile destekçisi kürt grupların, batılı servislerin de yardımı ile öldürdükleri Cenan Kocahakimoğlu'nun kidir. MİT'i yasa boğan öldürme olayı, Kocahakimoğlu'nun arabasına çarpraz ateş açılması sonucu gerçekleşmiş ve olayla ilgili ilk bilgiyi de 20 Ocak'da Kürdistan Demokratik Partisinin Ankara temsilcisi Sefin Dizayi vermiştir. Dizayi yerel saat ile 19.30 da gerçekleşen olayda Türkiye'den yapılan insani yardımın koordinasyonu ile görevli olan Can Cemal adlı kişinin öldüğünü duyurmuştur.

Ancak Türk gazetecilerin insani yardımdan sorumlu olan Kızılay'a yaptıkları başvurada aldıkları yanıt daha ilginçtir. Kızılay yetkilileri kendi elemanları arasında Can Cemal adında bir kişinin bulunmadığını açıklamışlardır. Hatta Kızılay Genel Başkanı Kemal Demir, Genel Müdürleri Ünal Somun'un bölgedeki ekiple konuştuğunu ve böyle bir olaydan haberdar olmadıklarını dile getirir. Ancak aynı yetkililer ertesi gün ağız değiştirip kendi personellerine ateş açıldığını ve bir kayıpları olduğunu açıkladılar. MİT ile Kızılay koordinasyonu yetersiz kalmıştır.

Kızılay'da, MİT'de bu operasyonda ne kadar koordinasyonsuz ve tedbirsiz olduklarını gözler önüne sermiştir. Bu işten en büyük yarayı Kızılay almıştır. Daha sonra ortaya çıkan başka olaylar nedeniyle Kızılay bir istihbarat yan kuruluşu gibi görülmüştür. Uluslararası ilişkilerinde bağlı bulunduğu kuruluşlar içinde çok zor durumda kalmıştır. Kocahakimoğlu'nun cenazesi Maltepe camiinden kaldırılır. Bütün MİT neredeyse oradadır. Ancak ne bir kamera ne de bir gazeteci vardır. O sırada haberi bize duyuran kişiyse telefonda " bakın bu ülke için ölen insanlar nasıl sessiz ve adsız defnediliyorlar" demiştir. Gazeteci dostum Zeki Saral ile birlikte Maltepe camiine gittiğimizde gördüğümüz manzaranın bize söylenenden farksız olduğunu gördük. Cenaze ortadaydı. Yeterince kalabalık vardı. Çelenkler boldu. Kucaklarda dolaşan iki küçük çocuk ve gözyaşlarına boğulan bir genç kadın dışında acının derinliğiyle sarsılan bir çok insan gözden kaçmıyordu. Ama soğuk, adsız ve bilinmeyen bir adamdı tabutun içindeki MİT görevlisi.

Herkes MİT'i Kuzey Irakta ne yapıyor diye eleştirirken, MİT, görevi başında ölen bir elemanını halkından gizlemektedir. Gerekçe bölgedeki operasyonlardır. Ama o operasyonlar konusunda koordinasyonsuzluktan dolayı yeterince bilgi basına sızmıştır. Bölgedeki batılı servisler , Kürt grupları, Türk güvenlik birimleri herkes olayı bilmektedir. Bilmesi istenmeyen Türk halkıdır. Cenazenin kalktığı gün.

Sefin Dizayi ise olayla ilgili yorumunda şunları söylemiştir:

DÜNYANIN BİLDİĞİNİ TÜRKİYE BİLMESİN DİYE OYNANAN OYUNA AD: KIZILAYCILIK


"Dışişleri Bakanlığına bilgi verdik. katillerin bulunması için her türlü önlem alındı ve Türk görevlilerin etrafındaki güvenlik arttırıldı. Saldırıyı gerçekleştirenler PKK olabilir. Çünkü öldürülen bir Türk vatandaşı.Öte yandan Irak ajanları da Türk görevlilerin gözünü korkutmak ya da provakasyon amacıyla bu cinayeti işlemiş olabilirler. Irak ajanları daha önce yabancı yardım kuruluşlarının görevlilerine karşı buna benzer eylemlerde bulundular."

Dizayi'nin neyi bilip neyi bilmediğini sizin yorumunuza bırakıyoruz.Tabii bu haberi okuyanlarda orada ne olduğunu hiç anlamadılar. MİT büyük bir gizlilikle operasyonunu tamamlamış oldu! Ama bu olayların sonuncusu olmamıştır. Aynı olay daha sonra da yaşanır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin 1995 Mart'ında 35 bin kişilik bir kuvvetle girip denetimi altına aldığı Kuzey Irak'da 7 çobanın kulakları kesik ve ölü olarak bulunması, bunun ardından çobanların askerlerce öldürülmeden önce gözaltına alındığının iddia edilmesi üzerine yine MİT elemanları öldürülür. Yine Kızılay mensubu kimliği kullanan ve çobanlarla ilgili cenaze töreni ile olayları gözleyen Orhan Bulut, Yaşar Mutlu ve Mithat Okan göstericilerle girdikleri çatışma sonrasında feci şekilde öldürülürler. Cenazelerinde yine herkes vardır, çelenkler boldur ama onların adı ve işi yoktur. Arkadaşlarının kimliğinin gizli kalmasına isyan mıdır, yoksa beceriksizlikten mi bilinmez , ama bu cenaze töreninde fotoğraf çekenleri MİT elemanları durdurur, güvenliği onlar sağlar. Ama ölenler için hala Kızılaycı kimliği kullanılmaya devam eder. Aslında gizli servis açısından bu olay duygusal ve gerçeklikten uzak değerlendirmelerle geçiştirilmektedir.

Objektif değerlendirmeler yapılamamaktadır. Bir istihbaratçı için en önemli şeyin hayatta kalmak olması gerekmektedir. Oysa buradaki bir istihbarat elemanı ile iki korumanın ölümü bölgedeki faaliyetlerin artık istihbarat özelliklerinden çok askeri veya poliseye özellikler gösterdiğini ortaya çıkarmaktadır. Olay günü bölgede çekim yapan ve Diyarbakır'da yerleşik olan yabancı televizyon ekipleri ile onların kullandığı Türk kameramanlar çobanların ölülerini, halkın öfkesini kaydetmişlerdir. Türk kameramanlar olay yerinden dönerken Kızılay araçlarında gördükleri MİT elemanlarına bölgedeki havayı yansıtmış ve tehlikeye dikkat çekmişlerdir. Buna rağmen bu üç görevli kalabalığın üzerine gitmiş, tepki ile karşılaşınca da kızgın , öfkeli yöre halkıyla tartışmaya başlamışlardır. Küfürler savuran kalabalığa karşı alttan almak, bölgeyi terketmek , durumu idare etmek, olayı yatıştırmak yerine karşı çıkan bu üç görevli kimilerine göre kahraman olarak nitelendirilebilirler. Belki cesaretleri gözönüne alındığında bu yorum doğru olabilir. Ancak hiç bir istihbaratçının yapmaması gereken bir hata yapılmıştır. Halkla karşı karşıya gelinmiştir. Öfkeli ve silahlı kalabalığa silahla karşılık verilmiştir. Kalabalık ile girişilen çatışmada üç görevli ölürken, kalabalık içinden de 6 kişi ölmüştür.

Olay skandal boyutlarda yansımıştır . Burada istihbaratçının görevi tartışmaya açılmak zorundadır. Bölgede görev yapan MİT elemanlarının istihbarat tecrübeleri, kendilerinden ne isteneceği ve ilişkide bulundukları gruplar çok önem kazanmaktadır.

Bölgenin gerçeklerinden , yaşam tarzından, insan pisikolojisinden habersiz olan ve istihbarata değil sanki savaşa gidercesine bölgeye korumaları ve silahlarıyla sevkedilen elemanların bilgi ve belge getirmeleri elbetteki mümkün değildir. İstihbaratçı önce hayatta kalmayı başaran adamdır. En kötü istihbarat olmayan istihbarattır ve ölülerin bilgi vermesi mümkün değildir. Buradaki hata bölgeye deneyimli ve iyi eğitim görmemiş elemanların sevkedilmesinden kaynaklanmıştır. Bölgede uzun süre tutulan ve özellikle asker ile özel timler arasındaki çekişmeye açık tutulan istihbarat elemanları sonuçta bilgi toplamak yerine cezalandırmak veya açık savaşa girmek gibi hatalara düşmektedirler. MİT içindeki anlamsız ve çoğu zaman hatalarla donatılan gizlilik perdesi, yanlışların eleştirilmesini ve ortaya ders alınacak sonuçların çıkmasını engellemektedir. MİT özeleştiri mekanizmaları çok ağır ve sıkça işlemeyen bir örgüt görüntüsü vermektedir.

GAZETE PATRONLARINA MİT MEKTUBU

MİT bu olayların basına yansımasından duyduğu rahatsızlığı, güçlü halkla ilişkiler yöntemleriyle kendi lehine çevirebilecekken garip içerikli cenaze törenleriyle olayın büyümesine yol açmıştır. Cenazeler MİT'indir, herşeye MİT sahip çıkar, ama Kızılay senaryosu oynanır. Roller kötü biçilmiştir. Bu kötü oyunu izleyen ve rahatsızlığını dile getiren basın için MİT'in aldığı iki önlem vardır. Birincisi cenazede istenmeyen fotoğrafları çeken gazetecilere polisin yaptığı gibi dayak atılıp, korkutarak ellerindeki filmler alınır. İkincisi de gazete patronlarına klasik " Bu vatan için yalnızca biz çabalamayacağız, siz de yardım edin. Son olaylar sırasında yapılanları uygun bulmadık" içerikli sitem mektupları gönderilir. Mektupların altında Müsteşar Sönmez Köksal'ın imzası vardır.

Bütün bu olaylar yaşanırken acaba Türk Dışişleri Bakanlığı olayların neresindedir? Aslında istihbarat faaliyetlerinde en az MİT kadar etkin olması gereken, özellikle dış istihbarat alanında stratejik bilgi toplanmasında MİT'ten daha ilerde bulunması gereken Dışişleri Bakanlığı ne yazık ki, 1980 sonrasının yeni yapılanmasında şişkin kadroları ile , ayrıcalıklı ve aristokrat yapısıyla Ankara'daki Balgat semtinin kenarında kurulu çirkin beton yapısında, işlevsiz durmaktadır. İyi çalışabilse, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki parlak günlerinde olduğu gibi Türkiye'ye çok büyük katkıları olacak bakanlık ne yazıkki hantal bir görüntü içindedir. Üstelik Dışişleri Bakanlığının içinde bir de İstihbarat Dairesi ve kadrosu bulunmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1993-1996: Cumhuriyetimizin 5. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir