Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sivil Toplum Kuruluşlarına Yönelik Fethullahçı Operasyonlar

Burada Amerika'da yaşıyan, ve Amerika'nın uşaklığını yapan Fethullah Gülen hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz. Kendisi CIA'yla iç içedir ve resmen bir CIA elemanıdır.
Fethullah Gülen, İslam Dinimiz ve Türk Soyumuz gibi en büyük değerlerimizi kötüye kullanarak iyi niyetli halkımızı kandııyor ve Amerika'ya hizmet eden bir cemaat'e köle yapıyor.
Devletimiz içinde bu cemaat'ten olan ve Türkiye Cumhuriyetimizin geleceğini tehlikeye atan insanlarımıza bunu sormak istiyorum: "ALLAH AŞKINA, Amerika gibi şeytana tapan ve bizzat şeytanın askerleri olan bir devlet'e hizmet etmenin neresinde Müslümanlığımız vede Türklüğümüz vardır?". Bu sorunun cevabının çok net olmasıyla birlikte, insanlarımızdan ricam, Türkiye Cumhuriyeti'mizin Tam Bağımsızlığı için, LÜTFEN AMERİKA'YI VE FETHULLAH GÜLEN'İ BOYKOT EDİN VE LANETLEYİN!!!!!!!

Sivil Toplum Kuruluşlarına Yönelik Fethullahçı Operasyonlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:01

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA YÖNELİK OPERASYONLAR

Kendilerini "Sivil Toplum Cemaati" olarak nitelendiren ve özde Cumhuriyete ve ülke bütünlüğüne karşı tüm kuruluşlarla işbirliği ve dayanışma gerçekleştiren Fethullahçıların, buna karşılık, "hasım" olarak nitelendirdikleri demokratik kitle örgütlerine karşı yürüttükleri "caydırma" ve "imha" politikalarının çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

Fethullahçıların, kendilerine karşı ulusalcı-laik kuruluşlarla mücadele konsepti, birbirine bağlı bir dizi operasyonu içermektedir:

1. Hasım olarak nitelendirilen kuruluşun, kontrol ya da güdümlerindeki "devlet gücü" ile tanıştırılmasının (!) ilk aşamasında, isimsiz ya da sahte isimli mektup gönderme yöntemine başvurulmaktadır. Bu aşamada, hasım kuruluşun yasadışılığına ilişkin, dezenformasyon kapsamında hazırlanmış çarpıtılmış bilgileri içeren ihbar mektupları, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, T.B.M.M. Başkanlığı ve ilgili istihbarat kuruluşlarına gönderilmektedir.

2. Sistemin işleyişi içinde, yukarıdaki kurumlar, bu ihbar mektuplarının altındaki imzaların gerçek olup olmadığını incelemeksizin, ilgili kurumlara havale etmektedirler.

3. Bir diğer aşamada, T.B.M.M. üyelerinden birine, ilgili Bakanlığın yanıtlaması için aynı çarpıtılmış bilgi ve iddiaları içeren bir soru önergesi verdirilmektedir.

4. Diyelim ki, soru önergesini yanıtlayacak olan İçişleri Bakanı olsun. Bu taktirde, yanıtların yazılması aşamasında, Emniyet Genel Müdürlüğü ve M.İ.T. devreye girmektedir. İşte bu aşamada, Fethullahçı istihbaratçıların aktif katılımının söz konusu olduğu önesürülmektedir. Böylece, çarpıtılmış bilgiler ve iddialar, "yasal-resmi" bir temele oturtulmuş olmaktadır. Tabii bu arada ihbar mektubunun altındaki imzanın gerçek olup olmadığı hususu, "Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun"un bağlayıcı hükümlerine rağmen gözardı ettirilmektedir.

5. Sonraki aşamada, sistemin işleyişi içinde, rutin prosedüre göre Cumhuriyet Savcıları devreye girmektedir. Şayet hasım kuruluş bir dernekse, yoğun-bunaltıcı kontroller, ani baskınlar, binada yasadışı suç unsurlarının bulunması, bunların basına sızdırılması ve kapatılması için dosyanın yargıya intikali gerçekleştirilmektedir.

Şayet hasım kuruluş bir vakıfsa, yukarıdaki tüm işlemlere ek olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ve de Maliye Bakanlığı'nın kapatmaya kadar giden yoğun-bunaltıcı denetimleri sözkonusu olmaktadır.
Fethullahçı istihbaratçıların, hasım olarak nitelendirdikleri sivil toplum örgütlerine yönelik operasyonlardan aşağıya alınan iki örnek bile, başlıbaşına devletin kuşatılmışlığı hakkında bir fikir vermeye yeterlidir:

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BİRLİĞİ (S.T.K.B.)

Sivil Toplum Kuruluşları Birliği, İstanbul'da faaliyet gösteren 207 sivil toplum kuruluşunun, Cumhuriyet'in temel değerleri doğrultusunda oluşturdukları ortak bir platformdur. Tıpkı, halihazırdaki hükümetin muhatap kabul ettiği "Emek Platformu" gibi.
Fethullahçı istihbaratçıların, bu demokratik platforma karşı çıkmalarının ve dağıtmaya kalkışmalarının temel nedeni, S.T.K.B.'nin, Fethullah Gülen ve yandaşları aleyhine kamuoyu oluşturma "suç"unu işlemiş olmalarıdır. Örneğin, platform, yayınladığı bildiriler, katıldığı TV programları ile kamuoyunun dikkatlerini yasadışı fethullahçı yapılanmasının devlet içindeki faaliyetlerine çekmiştir. Ancak, fethullahçıları asıl çileden çıkaran, S.T.K.B.'nin yayınladığı "Hocanın Okulları" adlı kitap olmuştur. 1998'de, A.B.D.'deki "zorunlu tedavisini"nin henüz başlangıcındaki Fethullah Gülen, avukatları vasıtasıyla platform aleyhine 5 milyar TL. tutarında manevi tazminat ile yayının toplatılması için dava açtırmıştır. İstanbul Fatih Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nin verdiği 1.5 milyar TL tutarındaki tazminat kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.

Türkiye'de Fethullah Gülen'in talimatları gereğince "Adliye"de kadrolaşmaya çalışan, ancak yeterli güce ulaşamayan fethullahçılar, konuyu yasadışı yollarla çözümleme doğrultusunda kendi istihbaratçılarına havale etmişlerdir. İşte bu aşamada, S.T.K.B. aleyhine, sahte imzalı ya da imzasız "ihbar" mektupları yağdırılmaya başlanmıştır: Örneğin, Emekli Savcı İsmail Öztekin imzasıyla, "tam adamına" yani dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a gönderilen mektup, "göreve geldiğiniz günden beri polis teşkilatımızın üstün gayretleri ve hizmetleri her türlü övgüyü haketmektedir. Bu nedenle sizin şahsınızda bütün Polislerimizi yürekten kutluyorum" cümleleriyle başlamakta ve biraz aşağıda, "geçmişte Cumhuriyetin temelini dinamitleyen bir çok olaya karışmış kişilerin, bugün tam tersine Cumhuriyete sahip çıkıyor görünme gayretleri ve özellikle Cumhuriyetimizin korunması ile ilgili toplumsal hassasiyet gerektiren konularda en önde gözükme çabaları, kirli olan geçmişlerini örtmeye yönelik çamur atma kampanyası olmanın ötesine gitmemektedir" cümleleriyle esas maksat belirtildikten sonra, S.T.K.B.'nin kimi yurtsever yöneticilerine, asılsız isnat ve hakaretlerle saldırılmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Dernekler Masası'na hitaben yazılmış tarihsiz bir başka ihbar mektubunun altında, imza yerine "Eski STKB Üyesi Bir Dernek Başkanı" diye yazan kimliği belirsiz kişi, Platformun önde gelen isimlerinden Gülseven Yaşer, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman, Prof.Dr. Bülent Berkarda, Prof.Dr. Türkan Saylan gibi kişilerin "öldürülme tehditlerine" maruz kaldığını iddia etmektedir. Halk deyimi ile "deli saçması" diye nitelendirilebilecek iddia ve isnatları içeren bu imzasız mektubun sahibi, "konuyu ilginize sunar, zarar görebileceğim düşüncesiyle ismimi veremeyeceğimden dolayı affınıza sığınırım" cümlesiyle mektubunu sonlandırmaktadır.

Ben güzel Türkiye'nin yararına bir çok aktiviteyi gerçekleştirmiş, hem bir derneğin hem de vakfın başkanı olarak, uzun zamandır devletin yetkili organlarının adeta gözlerinin içine baka baka her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve zorbalıkların odağı haline gelmiş ve bünyesinde yaklaşık 300 tane dernek, vakıf ve girişimi barındıran Sivil Toplum Kuruluşları Birliği Girişiminden söz etmek istiyorum" cümleleriyle başlayan bir diğer ihbar mektubunda, S.T.K.B.'ni Dev-Genç, APO-PKK, Dünya Kiliseler Birliği ile ilişkilendiren (!) muhbir, Gülseven Yaşer, İlhan Baş, Engin Yurddaş, Türkan Saylan, Haşmet Atahan, Eymen Sezerman gibi isimleri ağır isnatlarla suçlamaktadır. Tabii bu muhbir de, gerçek ismini vermek yerine, "Eski STKB Girişimi Üyesi Dernek ve Vakıf Başkanı" notuyla yetinmektedir.

Şükran Önder imzası ile Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen tarihsiz bir ihbar mektubunda, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında, akılalmaz iddialarda ve isnatlarda bulunulmaktadır.

Cengiz Oygür imzası ile yine Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen 27.10.2000 tarihli ihbar mektubunda, Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında yolsuzluk iddialarında bulunulmaktadır: "Ben bu suistimalin sadece Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'ndeki kısmına tanık oldum. Diğer bankalardaki hesaplarla nasıl oynadıklarını tam olarak bilmiyorum ama büyük bir vurgun olduğunu tahmin ediyorum. Bunun yanısıra bu vakıfların aynı şubede çok sayıda değişik isim ve kısaltmalarla trilyonlarca liralık hesaplar açtırdıkları ve bu hesaplara çoğunluğu yurtdışında bulunan yasadışı örgüt ve kuruluşlardan da bağış topladıklarını bizzat bir yetkiliden öğrendim".

Diğer taraftan, Vakıflar Bankası Etiler Şubesi'nden, yukarıdaki iddialarla ilgili olarak yapılan 16.5.2001 tarih ve 304 sayılı açıklamada, Çağdaş Eğitim Vakfı'na ait tüm parasal işlemlere ilişkin bilgiler verildikten sonra, muhbirin isnatları kesin biçimde reddedilmektedir: "Anılan dilekçede Vakfa ait trilyonlarca liralık hesapların üst düzey yöneticileri tarafından açıkça kimlik bilgileri belirtilmeden yakınları olarak bahsedilen kişilerce kullanıldıkları ve şube personelinin de bunu bildiği iddiasının, yukarıda belirtilen hesap durumları ve personelin bahsedilen türde bir tanıklığı olmadığından, gerçekdışı olduğu kanaatindeyiz. Bu tür olaylara değerli Vakfınızın ve Bankamızın adının asılsızca karıştırılmasını üzüntüyle kınamaktayız. Bilgilerinize arz ederiz".

Çok sayıdaki imzasız ya da sahte imzalı ihbar dilekçesinin biri de, Celal Gökyay adını veren hayali bir şahsa aittir: "Sayın Emniyet Genel Müdürüm" diye başlayan ihbar dilekçesinde, yine Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği aleyhine, çok sayıda asılsız isnatta bulunulmaktadır: "... Yapılacak incelemelerden de anlaşılacağı gibi, yukarıda isimlerini açıkladığım kişilerin aile şecerelerine bakıldığında veya irtibatları deşifre edildiğinde, ifade etmeye çalıştığım ve sadece aysbergin görünen kısmına temas edebildiğim hususların ne derecede vahim boyutlarda olduğu anlaşılacaktır. Ayrıca, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliği'nin Türkiye'deki faaliyetlerini yürüten Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı aracılığıyla ülkemizdeki zeki ve nitelikli kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocukları, Vaftiz Babası yaparak hristiyanlaştırmak istemekte, Dünya Kiliseler Birliği'nin görüş ve talimatları doğrultusunda hareket etmekte, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde, yöneticiliğini yaptığı dernek kanalıyla Dünya Kiliseler Birliği'nin de yönlendirmesiyle vatandaşlarımızın milli ve manevi duygularını rencide edici uygulamalara giderek Hristiyan Dünyasına hizmet edecek kadrolar oluşturmak için bu bölgelerdeki yoksul ve zeki kız öğrencileri seçip, bunlara burs vermek suretiyle Hristiyan annesi Reiman Hanımın vasiyetini yerine getirmektedir. Sayın Valim ... trilyonlar göz göre göre hem de devlet eliyle zimmetlere geçirilmektedir. Hristiyan dünyasına hizmet için sarfedilmektedir... Durumu takdirlerinize sunuyorum".

Bu ihbar dilekçesinin diğerlerinden farkı, ikamet adresinin belirtilmiş olmasıdır. Ne var ki, daha geniş ifadesini almak üzere, belirtilen adrese üç polis memuru görevlendirilmiştir. Yılmaz Doğan, Abdurrahman Kundakçı ve Abdülkadir Bozan adlarındaki polis memurları, verilen adrese gitmişler ve durumu şu tutanakla belirlemişlerdir: "17.11.2000 tarihinde Sayın İçişleri Bakanı Sadettin TANTAN'a hitaben Celal Gökyay isimli şahıs tarafından yazılan şikayet dilekçesinde, Kartaltepe Mahallesi Şirin Sokak 28/12-İstanbul adresinde ikamet ettiğini beyanla, adresinde yapılan araştırmada; Adı geçen şahsın hangi ilçede ikamet ettiğini açık olarak belirtmediği, ilimiz genelinde, Bakırköy, Bayrampaşa ve Küçükçekmece ilçelerinde Kartaltepe mahallelerinin bulunduğu, Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi adresinde Şirin Sokak üzerindeki çift rakamlı hanelerin (2) numaradan başlayıp (8) numarada son bulduğu, tek rakamlı hanelerin (3) numaradan başlayıp (17) numarada son bulduğu ve karşısının çıkmaz sokak olduğu, dilekçede belirtildiği gibi Şirin Sokak üzerinde 28/12 numaralı hanenin olmadığı, Şirin Sokakta ikamet edenlerden sorulduğunda adı geçen Celal Gökyay isimli şahsı da bu adreste tanıyan bulunmadığı adreste yapılan tahkikattan anlaşılmış olup, işbu tutanak tarafımızdan tanzimle altı birlikte imza altına alındı. 02.01.2001".

Emniyet, bu "delisaçması ve dayanaksız" iddia sahibinin hiç olmazsa adresini tahkik ederken; M.İ.T. bunu da yapmamış, İçişleri Bakanlığı'na gönderilen yazıda, müfterinin gerçek kimliğini araştırmaya lüzum görmeksizin, sözkonusu dayanaksız isnatların tevili yoluna gitmiştir.

M.İ.T.'nın sözkonusu yazısı ile muhbirin dilekçesinin yer yer örtüşmesi, ister istemez bir takım kuşkuları da gündeme taşımıştır.
M.İ.T.'nın tarafsızlığına ilişkin kuşkular, hiç şüphesiz İçişleri Bakanlığı için de geçerli olmuştur.

Örneğin, ihbar mektuplarının ve dilekçelerinin imza kontrolü yapılması, yasal bir zorunluluk olarak ortada iken, dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından İstanbul Valiliği'ne gönderilen 22.12.2000 tarih ve 296654 sayılı yazıda şöyle denilmiştir:

"Cengiz Uygur ile Şükran Önder isimli şahıslar tarafından Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kanalıyla Bakanlığımıza intikal ettirilen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı hakkındaki şikayet dilekçeleri ilişikte gönderilmiştir. Bilgilerinizi, sözkonusu şikayet dilekçelerinde iddia edilen hususların araştırılarak incelenmesini; gerekli işlemlerin yapılmasını ve sonucundan 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun hükümleri gereğince dilekçe sahiplerine ve Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim".

Sözkonusu yazıya karşılık, S.T.K.B. dönem Başkanı ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer tarafından İçişleri Bakanlığı'na resmi bir yazı ile müracaat edilerek, Bakanlığın 3071 sayılı yasaya aykırı olarak hareket ettiği ve bunun suç olduğu vurgulanmıştır.

Yazıda, işbirliği görüntüsünden rahatsızlık ifade edildikten sonra, polis kimliğini kullanarak psikolojik baskı uygulayan müritlerin yaptıklarına da dikkat çekilmiştir:

"... Öte yandan gerici akımlara karşı tarafımızdan yürütülen mücadele o denli etkili olmaktadır ki, Vakıftan ayrılan personelin takibi ile üzerlerinde baskı uygulanması gayretlerine dahi girişilebilmektedir. Amaç, çalışmakta olan vakıf personelinin yıldırılarak gerici emellerinin engellenmesinin önüne geçilmesidir. Nitekim, İstanbul Valiliği'ne yapılan yazılı müracaat ertesinde tarafımıza bildirilen İl Emniyet Müdürlüğü'nün 12.04.2001 tarihli yanıtından öğrenildiğine göre, özel nedenlerle vakıftan yeni ayrılan eski bir çalışanın evine giderek 'polis kimliği'ni gösteren 'Ahmet Erten' isimli şahsın İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli olmadığı ve Müdürlük tarafından da bu amaçla hiçbir personelin görevlendirilmediği belirtilmiştir.... Yanıtta yer alan İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda bu şahsın görevli olmamasının ötesinde Emniyet Genel Müdürlüğü çapında gerekli araştırmanın yapılması, benzer kanun tanımazlıklara karşı gereken önlemin alınmasında önemli bir aşama olacaktır".

S.T.K.B. adına yapılan tüm girişimler, tahmin edilebilen nedenlerden dolayı sonuçsuz kalmıştır. Örneğin, dönemin İçişleri Müsteşar Yardımcı M. Rasih Özbek, 3071 sayılı yasa ile ilgili tüm resmi uyarılara rağmen, İstanbul Valiliği'ne gönderdiği bir diğer yazıda, platforma bağlı 207 Sivil Toplum Kuruluşu arasından, özellikle fethullahçılara karşı mücadelede ön plana çıkanları işaret ederek, haklarında işlem yapılmasını istemiştir:

"Emekli savcı İsmail ÖZTEKİN isimli, imzalı ve isimsiz ve imzasız olarak Bakanlığımıza intikal eden Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) ile bu birliğin yöneticileri konumunda bulunan Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven YAŞAR, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan SAYLAN, Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticilerinden İlhan BAŞ, Dayanışma Derneği Başkanı Bülent BERKARDA, Demokratik İlkeler Derneği Başkanı Engin YURDDAŞ, Eymen SEZERMAN ve 68'liler Birliği Başkanı Haşmet ATAHAN hakkındaki şikayet dilekçelerinin birer örneği ilişikte gönderilmiştir. Şikayet dilekçelerinde belirtilen hususların incelenerek gerekli işlemin yapılmasını ve sonucundan ivedilikle Bakanlığımıza bilgi verilmesini rica ederim".

Müsteşar Yardımcısı M. Rasih Özbek tarafından İstanbul Valiliği'ne gönderilen bir başka yazıda, isimsiz-imzasız ya da sahte isim ve adresli ihbar mektuplarına ve şikayet dilekçelerine sahip çıkılırken, yazının altına kaydedilen bir notta, daha da ileri gidilmiştir: "Not: STKB İçişleri Bakanlığı'nca yasadışı (illegal) olarak kabul edilmiş. Bu nedenle; 13 İl Valiliğine İçişleri Bakanı (STKB'ye) üye dernek, vakıf vb. hakkında hem yönetici, hem de üyeler hakkında yasal işlem yapılması yönünde talimat vermiş. STKB'de illegal örgütlerle ilintili şahıslar varmış (bu şahıslar ayıklansın). Ayrıca; Maliye Bakanlığı müfettişleri önümüzdeki haftalarda STKB'ye üye dernek ve vakıfları denetleyecekmiş. Arz" (97). Aynı şekilde, İstanbul Vali Yardımcısı Osman Demir tarafından imzalanan, 22.01.2001 tarih ve 23457 sayılı bir başka yazıda da, "Ayrıca STKB adında yasal bir birlik olmadığından, konu hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur" denilmiştir (98).
S.T.K.B.'nin dağıtılması operasyonunda, Cumhuriyet Başsavcılıkları, Emniyet, Maliye derken, Vakıflar Genel Müdürlüğü de devreye girmiştir.

Örneğin, Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı'na gönderilen bir yazıda, şu senaryoya yer verilmiştir:

"Vakfınızın 68'liler Vakfı ile bir araya gelerek 'Eğitim Hakkını Savunma Komitesi' adı ile yasadışı bir yapılanmaya gittiğiniz duyumları alınmıştır. Her iki vakfın mevcut dosyalarındaki kuruluş senetleri ve değişiklik senetlerinin incelenmesinde böyle bir komite kurulabileceği hükmü bulunmamakla birlikte, söz konusu komitenin oluşturulması hususunda bir senet değişikliği talebiniz de bulunmamaktadır. Bu nedenle vakıf senedinizde yer alan hükümler dışında faaliyette bulunulmaması, aksi halde vakıf yöneticileri hakkında 903 sayılı yasanın ilgili maddeleri gereğince yasal işlem yapılacaktır".

Bu yazıya karşılık, adıgeçen vakıflar, böyle bir komitenin hiçbir zaman sözkonusu olmadığını bildirirken, Bölge Müdürlüğü'nün yasal yetkilerini aşarak örtülü tehdit girişiminde bulunmaya hakkının olmadığını yazılı olarak beyan etmişlerdir:

"... Son zamanlarda Vakfımıza yönelik bir takım kim olduklarını dahi ifade etmekten uzak, arkalarında gerici güçlerin olduğu, sahte imza, isim ve adres bildiren kişilerin Vakıf hakkında gerçek dışı iddialarda bulundukları bilinmektedir. Böylece hem Vakfımız; hem sizler asılsız bazı iddialar yüzünden gereksiz yere meşgul edilmektedir".

Aynı şekilde, Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne gönderilen 29.05.2001 tarihli ve 128 sayılı yazıda ise, sahte imza, isim ve adres bildiren kişilere alet durumuna düşülmemesi; yasal gereklere uyulması; vakıfta tüm çalışmalarla ilgili hacimli bir denetim gerçekleştiren ve kendisini "Avukat&Mühendis" olarak tanıtan Selçuk Orhon adlı görevlinin, müfettiş kadrosunda olup olmadığının bildirilmesi istenilmiştir.

S.T.K.B.'nin yönetimindeki fethullah karşıtı dernek ve vakıflara karşı tüm bu "kontrol" ve "denetim"ler, 2000 yılının son aylarından itibaren daha da sıkılaştırılmıştır. Nedenine gelince, S.T.K.B. yöneticilerinden Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof.Dr. Türkan Saylan, Fethullah Gülen Davasının görüldüğü Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden müdahillik isteminde bulunmuşlardır.

S.T.K.B.'nin dağıtılarak etkisizleştirilmesi sürecinde, konu T.B.M.M.'ne de taşınmıştır. Örneğin, Karaman Milletvekili Zeki Ünal, 24.10.2000'de dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tarafından yazılı cevaplandırılması talebini içeren bir soru önergesi vermiştir:

"Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Doğu ve Güneydoğu'da ilköğretimin 6, 7 ve 8. sınıfları ile Lise 1. sınıfta okuyan kız öğrencilere, yılda 100 milyon lira karşılıksız burs vereceğini taahhüt ederek: 'İlköğretimin 6., 7., 8. ya da 9. sınıflarında okuyan kız öğrenci olması, liseyi bitirene kadar okuma isteği olması, bursu alacak kız öğrencinin annesi artık doğurmayıp, doğumu engelleyen bir yöntem uyguladığını sağlık ocağından belgelemesi, Ziraat Bankasından hesap açtırılırken numarasının ilgili derneğe verilmesi' gibi şartlar ileri sürülmektedir.

Sorularım şunlardır:

1. Doğu ve Güneydoğu gibi duyarlı bir bölgede öğrencilere, bir dernek tarafından, burs verme adına, öğrenci ailelerinin özel hayatlarına müdahale anlamına gelecek bir talepte bulunulmasını doğru buluyor musunuz? Bu durum, bölge halkında bir huzursuzluğa sebep teşkil etmez mi? Toplumda gerginliğe neden olabilecek bu tür faaliyetler ve açıklamalar dernek yasasına aykırı değil midir? Aykırı ise, ilgililer hakkında ne gibi bir işlem yapılacaktır?

2. Burs verme şartları arasında, özellikle İmam Hatip Okulu Lisesi öğrencisi olmayacak şartı, toplumda dini bir ayrımcılık yapıldığı anlayışını doğurmaz mı ve eğitimdeki fırsat eşitliği ilkesini ihlal etmez mi? Bu da yasalara göre suç değil midir?

Bu önerge sonrasında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne -yasal izinle- baskınlar yapılmış ve tüm evraklara elkonarak "açık" aranmıştır. Ardından da konu yargıya intikal ettirilmiştir. Basında, konu ile ilgili olarak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde, sırf Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni pasifize etmeye yönelik özel bir birim oluşturulduğuna ilişkin haberler yer almıştır.

Yukarıdaki soru önergesinin ardından, bu defa Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya'nın, Başbakan Bülent ECEVİT'in cevaplaması istemli soru önergesi T.B.M.M. Başkanlığı'na sunulmuştur:

1. "Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB) kuruluşu ve faaliyetleri itibariyle yasalara ve hukuki mevzuata uygun bir kuruluş mudur? STKB'nin kuruluşuna hangi kişi ya da kurumlarca müsaade edilmiştir? Birlik ve üye örgütler en son ne zaman ve hangi mercii tarafından mali ve diğer faaliyetleri yönünden denetlenmiştir?

2. Bu örgütün Dünya Kiliseler Birliği (DKB) ve Ermeni-Rum lobilerinden20 milyar lira yardım aldığı iddiaları doğru mudur?Birlik bu parayı nerede ve ne şekilde sarfetmiştir?

3. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen CIA Ortadoğu Masası Şefi Mark Parris ile STKB yöneticileri devletin bilgisi dahilinde mi görüşmüşlerdir?Bu görüşmede hangi konular ele alınmıştır?

4. Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer hangi sıfatla ve yetki ile STKB başkanlığını yürütmektedir?

5. Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı yönetim kurulu üyesi Prof.Dr. Türkan Saylan'ın Dünya Kiliseler Birliğinin himayesinde Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı aracılığıyla hristiyanlaştırma propagandası yaptığı ve bu amaçla özellikle Doğu ve Güneydoğulu yoksul ve zeki kız öğrencilere burs verdiği iddiaları doğru mudur?

6. Vakfın burs verdiği kız ve erkek öğrenci sayısı nedir? Burs alan öğrenciler içinde hristiyanlığı resmen kabul eden ve bu amaçla İslam dininden çıkmak için müracaat eden öğrenciler olmuş mudur?

7. Vakıf Başkanı Türkan SAYLAN'ın annesinin Limina Raiman adlı bir hristiyan olduğu ve Kiliseler Birliği tarafından görevlendirilerek 1980 yılında Türkiye'ye gönderildiği yönündeki bilgiler doğru mudur?

8. Dünya Kiliseler Birliği Türkiye Temsilcisi olduğu iddia edilen Ameniel Bağdaş'ın organize ettiği ve STKB üyesi örgüt mensuplarının iştirak ettiği iddia edilen mutat toplantılar devletin bilgisi dahilinde mi yapılmaktadır? Bu toplantılarda ülke menfaatleri aleyhine konuşmalar ve kararlar alındığı doğru mudur?

9. Yasadışı olduğu iddia edilen Sivil Toplum Kuruluşları Birliği üyesi, 68'liler Birliği Vakfı, Helsinki Yurttaşlar derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, Uluslar arası Sanayi ve İşadamları Derneği gibi örgütler yakın geçmişte yaşanan deprem felaketi nedeniyle topladıkları ve dağıttıkları yardım miktarı ne kadardır? Bu yardımların dağıtımında Dünya Kiliseler Birliğinin etkisi ve yönlendirmesi olmuş mudur?

10. Aynı binada faaliyet gösteren Kitab-ı Mukaddes Şirketi, Amerikan Board Heyeti ve Sağlık Eğitim Vakfının kendi aralarında bu örgütler ile Dünya Kiliseler Birliği arasında organik bir bağ mevcut mudur?

11. STKB yöneticilerinin 'Biz gücümüzü derin devletten alıyoruz' şeklinde bir beyanları olmuş mudur? Olmuşsa resmi makamların bu kuruluş hakkında aynı yönde kabulleri sözkonusu mudur?

12. Türkiye'de faaliyet gösteren vakıf, dernek, şirket, oda, sendika gibi kuruluşlar hangi şartlarda biraraya gelip bir üst örgüt oluşturabilirler? Yukarıda sözü edilen örgütlerin yönetim kadrolarında geçmişte ağır hapis cezası almış ya da terör örgütleri ile ilişkisi bulunanlar var mıdır? Varsa bu şahıslara rağmen sözkonusu örgüt faaliyetlerine nasıl müsaade edilmektedir?".

Bu önergeye, Başbakan Bülent Ecevit'in yerine İçişleri Bakanı Kazım Yücelen'in vermiş olduğu yanıtın, istihbarat tekniğine, politikacı etiğine, devlet adamı ciddiyetine uygun olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur.

Kesin olan şu ki, Yücelen'in, bilerek ya da bilmeyerek, oyuna getirildiği izlenimi doğmuştur. İçişleri Bakanı ile STKB yöneticileri arasında, makam odasında cereyan eden "tatsız" görüşmeden de hiçbir sonuç çıkmamıştır.

Başta Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği olmak üzere, pekçok sivil toplum kuruluşu, fethullahçılarla uğraştıklarına "pişman" edilerek mücadele platformundan çekilmişlerdir. Sonuçta, S.T.K.B. DAĞILMIŞTIR (107). STKB'nin dağıtılması ve kimi sivil toplum kuruluşlarının bir daha asla fethullahçılarla mücadele edemeyecek konuma getirilmesi, fethullahçı istihbaratçıların planlı istihbarat faaliyetlerinin kusursuz bir örneğini oluşturmuştur.

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI

S.T.K.B.'nin fethullahçı istihbaratçılar marifetiyle dağıtılmasından sonra, bu mücadeleyi kaldığı yerden kesintisiz sürdüren tek sivil toplum kuruluşu, Çağdaş Eğitim Vakfı olmuştur. Örneğin, bu vakıf, çok yönlü denetim baskısı altında bunaltıldığı, asılsız ihbar mektupları bahanesiyle devlet gücünün taciz boyutunda harekete geçirildiği dönemde bile, geri adım atmamış, haklı savaşımından ödün vermemiştir.

İşte o dönemde Ç.E.V. adına yayınlanan bir "Basın Bildirisi":

"Cumhuriyete ve devrimlere kasteden, laik düzeni yıkarak yerine şeriatı getirmek isteyen tarikatlara karşı yürütmekte olduğumuz bilinçli ve kararlı mücadelemizi engellemek isteyen gerici basın yayın kuruluşları, son günlerde şahsıma, başkanı olduğum Çağdaş Eğitim Vakfına (ÇEV'e) ve bir dönem başkanlığını yürüttüğüm, yöneticisi bulunduğum, 'Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti temel ilkelerini gerçek anlamlarıyla hayata geçirmek için biraraya gelmiş olan' Sivil Toplum Kuruluşları Birliğine (STKB'ye) asılsız suçlama ve karalamalarla saldırıya başlamışlardır.

Fethullah Gülen ve tarikatının kendi amaçlarını gizleyerek iyi niyetli vatandaşlarımızı ve devlet yöneticilerini aldatarak örgütlenmesini sürdürürken; Sivil Toplum Kuruluşları olarak kamuoyunu uyardık. Fethullah Gülen tarikatının el attığı iki gencin yaşadıklarını kitapçık olarak kamuoyuna sunduk. Fethullah Gülen'in kendi örgüt yöneticilerine hitap ettiği, gerçek düşüncelerini açıkladığı gizli kasetlerini kamuoyuna sunduk. Fethullah Gülen'in iç yüzünü açığa çıkardık. Fethullah Gülen Amerika'ya kaçmak zorunda kaldı. Ankara DGM Savcısı yayınladığımız kitabı, açığa çıkardığımız kasetleri Fethullah Gülen hakkında açtığı davada delil olarak kullandı. Biz gerçeğin ortaya çıkmasını istemekten başka bir şey yapmadık ve yapmıyoruz. İnsanları satın almak, parayla kandırmak ve yönlendirmek bizi karalayanların yöntemleridir... Girişimlerimizden rahatsız olan tarikat uzantısı bir kısım medya, hakkımızda ne denli iftira kampanyaları başlatırsa başlatsın, Cumhuriyet düşmanlarıyla mücadelemizde bizleri yolumuzdan alıkoyamayacaktır. 30.03.2001. Gülseven Yaşer - STKB Yöneticisi ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı".

Fethullahçı istihbaratçılar, hocaefendilerinin A.B.D.'ne zorunlu "hicret"inin sorumluları arasında gördükleri, Gülseven Yaşar ve Çağdaş Eğitim Vakfı aleyhine, bugüne kadar sahip oldukları tüm kozları kullanmışlardır ve kullanmaya da kesintisiz devam etmektedirler. Fethullahçı istihbaratçılar ve işbirlikçileri ile olup-bitenin farkında olmayan, yönlendirilmeye açık görüntü sergileyen kimi bürokratlar tarafından, vakıf aleyhine, sadece bürokratik düzeyde gerçekleştirilen yüzlerce baskı girişimi sözkonusudur.

Ama daha ağır saldırılar, Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer'in kişilik haklarına ve de yaşama hakkına yönelmiştir. İşte, internetteki tüm fethullahçı sitelerde yer alan ve Gülseven Yaşer'i bir misyoner olarak takdim eden bir dezenformasyon belgesi!..

Türkiye'de Olup Biten Bazı Şeylere, Lütfen Bir de Bu Açıdan Bakın" başlıklı, hayli uzun olan ve çarpıtılmış bilgilerin ardarda kullanılmasıyla ortaya çıkan sözkonusu iftira dolu mesajdan bazı alıntılar:

"Türkiye, yıllardır, bilhassa son yıllarda adeta bir kanunsuzluklar ülkesi manzarası veriyor. Batan bankalar, off-shorezedeler, andıçlar, bütün müesseselerde yolsuzluk... Ve bütün bu kanun dışı uygulamalar ve yolsuzluklar, devletin dayandığı bir takım ideoloji ve değerlerin arkasına saklanarak ve bu ideoloji veya değerlere karşı olduğu düşünülen bazı faaliyetler ve kişiler nazara verilerek yapılıyor. Şu ana kadar haklarında herhangi bir işlem yapıldığını duymadığımız daha bazı faaliyetlere dikkat çekmek istiyoruz.... Çevre Eğitim Vakfı'ndan (ÇEV) Gülseven Yaşer ... Türkiye'de misyonerlik faaliyetlerini idare ediyor, Adapazarı gibi pek çok ilde, yurt adını vermekten kaçındıkları gizli yurtlar açıyor, pek çok üniversite öğrencisine emelleri doğrultusunda kullanmak üzere burs veriyor, depremzedelere yardım için topladıkları paraları kendi vakıfları üzerine geçiriyorlar American Board, bu paradan 20.000 doları Gülseven Yaşer'e vermiş, bu şahsın bulunduğu ÇEV, bu parayı kendi inisiyatifinde kullanmıştır Gülseven Yaşer'in bulunduğu Çevre Eğitim Vakfı (ÇEV) ise, resmi kuruluşu bulunmayan, ya da henüz tamamlanmamış olan STKB'ye, Lions Kulüpleri Birliği, 68'liler Birliği Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Demokratik İlkeler Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği gibi derneklerle birlikte üyedir.

Çevre Eğitim Vakfı, vatandaşlardan, iş adamlarından öğrenciler için burs adı altında topladığı veya deprem gibi bazı milli felaketleri istismarla elde ettiği paralarda dilediği gibi tasarrufta bulunmakta, kendi görüşleri doğrultusunda kullanmak üzere bazı öğrencilere aktarmakta, bu öğrencileri düzenledikleri etkinliklere katılmaya mecbur bırakmakta, katılmayanların burslarını kesmektedir Dışbank'tan kopardıkları 200 milyarın yarıya yakınıyla yurt yapıyor ama, yurt olarak bilinmesini asla istemiyorlar. Sakarya Üniversitesi konferans salonunu kullanıyor, karşılığında da bir plaket veriyorlar. Demokrat Halk Partisi adı altında bir parti kurma çalışmaları var, başına da Marmara Üniversitesi profesörlerinden İhsan Özgen'i düşünüyorlar. Atatürkçü göründükleri için her yere de rahat girip çıkabiliyorlar. Türk Eğitim Vakfı'nın başında sayın Aydın Bolak'ın olmasından son derece rahatsızlar ve onu istifaya zorlamak için 'FETHULLAHÇI' diye suçluyorlar. Yerine de, Mehmet Şükrü Tekbaş'ı düşünüyorlar. Aydın Bolak'ın o vakfın başında olmasıyla, o vakıf çok puan kaybediyormuş. İddialarına göre, bunu Rahmi Koç'a GENELKURMAY söylemiş. Sakıp Sabancı'nın, İshak Alaton'un, Üzeyir Garih'in FETHULLAH GÜLEN'le görüşmüş olmasından alabildiğine rahatsızlar.Çocuk Merkezi kuracağız diye onbinlerce dolar topluyorlar.

Asıl kökü dışarıda olan, yine kökü dışarıda ve faaliyetlerini gizli yürüten daha başka kuruluşlarla işbirliği içinde çalışan ve tamamen Türkiye'nin milli menfaatlerinin ve mukaddeslerinin tersine faaliyetler sergileyen, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerini önemli ölçüde finanse eden, devletten habersiz yurtlar açıp, pek çok gencimizi kamplarına ve örgütlerine çekerek, emellerine alet eden, aile planlaması adı altında KADINLARIMIZI KISIRLAŞTIRMA ve nüfusumuzu azaltma çalışmalarında bulunan bu menfur ağ, ülkemizde son yıllarda milli değerlerimize karşı yapılan saldırıların da merkez üslerinden biridir. Bunu da çağdaşlık, Atatürkçülük perdesi altında yapmaktadır. Sürekli olarak Genelkurmay'ı aşındıran, (isimleri bizde mahfuz) emekli ve muvazzaf bazı generallerle ilişki kuran ve onları da emellerine alet eden, Çankaya'yla devamlı temas arayan, bakanları rahatsız eden, il il dolaşıp belediye başkanlarıyla görüşmeye çalışan, HATTA AMERİKA'YA BİLE ULAŞMA PLANLARI YAPAN, TV kanallarını dolaşan, son olarak BRT'de arz-ı endam etmeye çalışan bu örgütün, bilindiği gibi son yıllarda kendisine baş düşman olarak seçtiği kişi de FETHULLAH GÜLEN ve onunla birlikte anılan eğitim kurumlarıdır.

FETHULLAH GÜLEN, bilhassa son 5 yıldır yaptığı çıkışlarla tartışılmış bir isim. Kendisini ve faaliyetlerini sevenler olduğu gibi, sevmeyenler de var.... Daha önce kitapçık hazırlamakta kullandıkları, sonra kullanıldığını itiraf eden, fakat kendisine verilen paralara mağlup olup, yeniden onların hizmetine giren Serhat Özkan'ı diledikleri gibi çalıştırıyorlar. Ne yapıp yapıp FETHULLAH GÜLEN'i mahküm ettirmek için, her türlü dolabı çevirmekten çekinmiyorlar. Fatih Koleji'nde güvenlik görevlisi olarak çalışmış ve bir hastasına yardım edilmedi diye, kızıp bunlara gelen birini hemen Savcı Nuh Mete Yüksel'e gönderiyorlar. Aynı şekilde kullandıkları Eyüp Kayar'a dolar üzerinden sürekli para veriyorlar. Hatta ailesine 140 milyon liraya yeni bir daire kiralıyorlar kalmaları için ve kira parasını da bir iş adamına yüklüyorlar. Nuh Mete Yüksel'le sürekli görüşüyorlar ve Eyüp Kayar'ın, Fethullah Gülen'in mahkemelerinde bulunmasını sağlamaya çalışıyorlar. Nuh Mete Yüksel bunlarla işbirliği yapıyor. Sözde eğitim faaliyetlerinin propagandası için bilhassa MİLLİYET ve CUMHURİYET gazetelerini kullanıyorlar. Fethullah Gülen aleyhinde, daha önce yazılmış bazı kitaplardan, Eyüp Kayar'ın ve yeni elde ettikleri Fatih Koleji güvenlik görevlisinin anlattıklarından yeni bir kitap yazmaya çalışıyorlar. Başbakan sayın BÜLENT ECEVİT'i, Fethullah Gülen'e destek verdi diye müthiş kin duyuyor, ihanetle suçluyor ve sayın HÜSAMETTİN ÖZKAN'la sayın ECEVİT aleyhinde komplolar planlıyorlar.

Evet... Ülkemiz, son yıllarda, kendi tarihine, değerlerine, öz kimliğine düşman, kökü dışarıda, kendileri ne Türk ne Müslüman kişilerin ve kuruluşların cirit attığı bir yer haline geldi. Bilhassa 'irticayla savaş' adı altında yapılan bütün bu menfur faaliyetlerin hangi menfur emellere, hangi yolsuzluklara alet edildiği gün gibi ortada. Bunlar yaptıklarının gizli kalacağını zannediyorlar. Fakat nasıl gizli kalır zannedilen bazı yasadışı çalışmalar ortaya dökülüyorsa, bunların bütün iğrenç faaliyetleri de elbette ortaya dökülecektir. Bilmeliler ki, bu ülke sahipsiz değildir".

Ç.E.V. VE FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILARIN PLANLI OPERASYONLARI

Yukarıdaki dezenformasyon belgesinden umdukları tepkiyi ve sonucu alamayan fethullahçı istihbaratçılar, bu defa taktik değiştirerek, Çağdaş Eğitim Vakfı'na adam yerleştirmişlerdir. "Alevi inançlı bir Atatürkçü" olarak kendini tanımlayan ve bilahare gerçek adını kullanmayan bir komiser, elinde M.İ.T.'na ait belgelerle birlikte Vakfa gelerek, yardım taahhüdünde bulunmuştur. Kısa bir süre içinde "mutemet" konumuna gelen fethullahçı istihbaratçı, Vakfın faaliyetlerini yönlendirirken, Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer ile görüşmelerini de gizli-görüntülü kayda almıştır. Kendisine duyulan güveni pekiştirme sürecinde, 14.4.2002 tarihinde Gülseven Yaşer'in evinin kimliği belirsiz kişilerce kurşunlanması olayı ile de yakından ilgilenen (!) komiser, sonuçta hazırlanan ve sadece şeriatçı çizgide yeralan kanallarda yayınlanan dezenformasyon programı ile deşifre olmuştur.

Sözkonusu programda Gülseven Yaşer'e isnat olunan iftira, PKK'ya yardım ve yataklık yapmaktır. Aşağıdaki belge, fethullahçı istihbaratçıların, kişiye (hasma) yönelik planlı istihbarat operasyonunun belli başlı evrelerini gösterme açısından önem taşımaktadır.

İşte, Gülseven Yaşer'in İçişleri Bakanlığı'na ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne, "Bayram Özbek isimli emniyet mensubu hakkında" yaptığı suçduyurusu ve başına "getirilenler":

"Yurt çapında yayın yapmakta olan IŞIK TV Kanalında 04 Mayıs 2002 tarihinde saat 23.00'te 'Özel Haber' olarak bir program yayınlanmıştır. Bu programda yer alan gizli çekimle gerçekleştirilen şahsıma ait konuşma ve görüntüler, çarpıtılarak montajlanmış şekilde Samanyolu TV ve Kanal 7 Televizyon Kanallarında muhtelif tarihlerde gösterildiği gibi, Zaman Gazetesi'nin 07.05.2002 tarihli nüshasında da aynen yayınlanmış ve benim bir arkadaşımla yaptığım görüşme olarak kamuoyuna yansıtılmıştır.
Bu program ve içeriğinden, 06 Mayıs 2002 tarihinde Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2000/124 esas sayılı dosyasında, Sanık Fethullah Gülen ile bağlantılı olarak görülen davada, Sanık Vekillerinin Mahkeme'ye bant ve çözümünü sunmaları ve şahsım hakkında asılsız değerlendirmelerde bulunmaları üzerine haberdar olunmuştur.

Aşağıda açıklanacak olgularla birlikte değerlendirildiğinde, gerek haberin veriliş biçimi, gerekse de duruşma esnasında Sanık Vekillerince dosyaya kaset ve bant çözümlerinin sunulması, ertesinde de 'Şehit Aileleri de kullanılarak suç duyurusunda bulunulması', amacın manipülasyon olduğunu, Mahkeme'nin yanıltılması ve kamuoyunda şahsım hakkında husumet yaratılması kasdıyla haberin yayınlandığını somutlamaktadır.

Zira, Anayasal laik düzeni ortadan kaldırarak şer'i hükümlere dayalı bir düzenin hakim kılınması için çalışmalar yürüttüğü iddiasıyla hakkında dava açılan Sanık Fethullah Gülen'in yürüttüğü çalışmalara karşı çıkılması ertesinde, bu grubun şahsıma karşı yönelttiği ilk gerçek dışı iddia bu olmamakla birlikte, koruma verilmesi istekleri de dahil olmak üzere, ilgide bir kısmı aktarılan İstanbul Valiliği'ne sayısız müracaatlarda bulunulmuştur.
Şahsım ve Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı'na yönelik yasadışı oluşumlara karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezdinde 28 Kasım 2000 tarihinde yapılan başvuru ertesinde, halen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Değerlendirme Bölümü'nde görevli komiser rütbesindeki Bayram Özbek isimli emniyet mensubu, resmi kimliğini de göstererek şahsıma müracaat etmiş ve son olarak evimin kurşunlanması da dahil olmak üzere, Vakıf ve şahsıma yönelik yardımcı olacağını ifade etmiş ve kendisiyle kişisel görüşmelerde bulunulmuştur.

Tüm bu süreçte, çalıştığı bölümde de kendisinin izlendiği konusunda beni ikna ederek, resmi kimliğinin yerine 'Hayri veya Mesut Öz' olarak kendisine hitap edilmesinin uygun olacağını bildirmiş, kendisine Vakıf çalışanlarından birisi adına kayıtlı ve '0555.3477675" nolu cep telefonu verilerek görüşmeler bu telefondan yapılmış ve internetten e-mail adresi olarak da 'hayricanoz@e-kolay.net' kullanılmıştır.
Benimle görüşen ve aşağıda açıklanacağı üzere şahsımla ilgili açıkça provokatör bir tertibin içerisinde yer alan Bayram Özbek isimli İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bu kişi, benimle yaptığı görüşmeyi gizli kameraya almış, bu görüntüyü yukarıda belirtilen IŞIK TV televizyon kanalına vermiş ve istenilen yerlerin montajlanarak yayınlanmasını sağlamış ve kamuoyunda PKK için faaliyet gösteren bir kimse olarak şahsımın tanıtılmasına neden olmuştur.

Zira, ekte sunulan kaset izlendiğinde görüleceği üzere, kişilik haklarımı doğrudan rencide edici bir üslupla, kasten bu kişinin beyanları yayında ön plana çıkartılmış olup, amaç, tarafımdan bizzat ifade edilmeyenlerin bu kişiye ifade ettirilmesi ve ertesinde de bu görüşleri tasvip etmişçesine kamuoyunun husumetinin tarafıma yöneltilmesidir.

Bu duruma bir örnek verilmek gerekirse, resmi görevli bu kişinin kendisi 'Diyelim ki bunları ayarladık, aleyhte konuşturduk' derken, Spiker bunu benim tarafımdan söylenmiş gibi aktarabilmiş ve bu gerçek dışılığa tüm yazılı ve görsel basında bilinçli olarak yer verilmiştir.
Resmi sıfata haiz bu kişinin Vakfa gelişine ve resmi kimliğini gösterdiğine ve bu kişinin emniyet mensubu olduğuna Vakıf çalışanları ile birlikte birçok kimse tanıklık etmeye hazır olup, Çağdaş Eğitim Vakfı'ndan burs alanlardan iki kişinin PKK ile temasta olabileceğinin bu kişi tarafından bildirilmesi üzerine, öğrencilerin bursları kesilmek üzere, üniversite ile temasa geçilmiş, üniversitenin kendilerinde böyle bir bilgi bulunmadığını bildirmesi üzerine, Cumhuriyet Savcılığı'ndan öğrencilerin adli sicil kayıtları istenmiş, gelen kayıtlarda böyle bir bilgiye rastlanmadığı; Çağdaş Eğitim Vakfı, Yüksek Öğrenim Burs Komisyonu tarafından saptanarak, tutanakla ÇEV Yönetim Kurulu'na bildirilmiştir. Vakfımız uzunca bir süredir şehit ailelerimizin çocuklarına öğrenim bursu vermektedir ve kurulduğundan beri bölücü ve dinci terörle mücadele etmektedir. Buna rağmen gerek TV yayınlarında gerekse de hiçbir araştırma yapmaksızın Zaman Gazetesi ve bazı basın organlarında, adeta PKK'lılara burs verildiği iddia edilebilmiştir.

Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı'nın Milliyet Gazetesi ile birlikte 28 Ocak 2002 tarihinde düzenlediği 'Uluslararası Eğitim ve Terör' Sempozyumunun danışmanlığını da bu kişi, emniyet mensubu sıfatıyla yapmış ve katılmıştır.
Kaldı ki, konuşmaların öncesine ve sonrasına yer verilmeyerek ve cümlelerin anlamını değiştiren kelimeler montajlanarak, resmi sıfata haiz bir kimse tarafından gizli çekimle kameraya alınan ve salt bu Emniyet mensubunun kendi ifadelerine dikkat çekilen konuşmalar ile gizlice dinlenen telefon konuşmaları çözümleri, kamuoyuna PKK ile irtibatlı olduğum şeklinde sunulmuş ve neticede 06 Mayıs 2002 tarihli Ankara 2 No.lu DGM'nin 2000/124 Esas sayılı dosyasındaki yargılamada da Sanık Vekilleri bant çözümünü buna kanıt olarak göstermişlerdir.
Bu Emniyet mensubu bağlantılı yayınlar, o denli yönlendirilmiştir ki, Bakanlığınız ve Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanlığı tarafından yanıtlanmak üzere İstanbul Bağımsız Milletvekili Azmi Ateş tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne soru önergesi verilerek, Başkanlığını yapmakta olduğum Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından PKK'lılara burs verildiği gündeme getirilmiş ve yanıt istenmiştir.
Öte yandan, yine bu gizli çekimle alınan bant kaydı ve yapılan haberler kaynak gösterilerek, PKK'lı öğrencilere burs verildiği iddiasıyla hakkımda Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştur.

Ankara 2 No.lu DGM'nin 2000/124 Esas sayılı dosyasında, Sanık Fethullah Gülen bağlantılı cemaatin tüm yurt çapındaki etkinliklerinin ötesinde Emniyet Genel müdürlüğü nezdinde de ne denli etkin olduklarına dair resmi belgeler mevcut olup, bir emniyet mensubunun salt bu cemaatin faydalanması için adeta bir ajan olarak hareket etmesi, resmi sıfatından yararlanarak yaptığı özel görüşmeleri gizlice kameraya alması ve telefon görüşmelerini kaydetmesi, konuşmaları bilinçli olarak yönlendirmesi ve daha önemlisi bu bant çözümlerini duruşma tarihinden önce servis etmesi, Bakanlığınız personeli resmi sıfata haiz bu kişi hakkında gerekenin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bant çözümü ve yayınlanan haberlerin bu bağlamda ele alınması ve değerlendirilmesinin, ulusun geleceğinin karanlığa teslim edilmemesi yönünde yarar olacağı açıktır.

Yayınları yapan televizyon kanalları ve Zaman Gazetesi hakkında tazminat davaları açılmış olup, bu konudaki gerekli tüm yasal girişimler en üst düzeyde yapılacaktır.
Yazılı ve görsel basında yer alan yukarıda aktarılan iddiaların aksine, PKK ve bölücü terör karşıtı çalışmalarımla tanındığım gibi, dinsel rant peşindekilerin amaçlarına ulaşmak için her türlü olanağı sundukları geleceğin teminatı olan gençlerin Atatürk devrimlerine bağlı, laik, yurtsever bir eğitim alması için çaba gösteren Çağdaş Eğitim Vakfı'nın da Başkanlığını yürütmekteyim.
Açık olan husus, başlangıçta IŞIK TV'de ve ertesinde diğer televizyon kanalları ile bir takım basında yer alan haberler üzerine, bu televizyon kanalları ve Zaman Gazetesi'ne hemen ertesi gün 07.05.2002 tarihinde Noter'den ihtarnameler keşide edilmiş olmasına rağmen, hakkımda yayınlara devam edilmiş ve 'Aziz Şehitlerin Yakınları' dahi bu tertibe bilinçli olarak alet edilmiştir.

İhtarnamelerin keşide edilmesi ertesinde, Bayram Özbek isimli bu kişi aynı telefondan yeniden arayarak, yayınlanan kasetlerin ve görüntülerin kendisi tarafından çekilmediğini bildirmiş olup, sözkonusu telefon numarası hakkında gerek aramalar gerekse de aranan yerler konusunda araştırma yapıldığında tüm gerçeklik ortaya çıkacaktır.
Halen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Değerlendirme Bölümü'nde görevli Bayram Özbek isimli Komiser hakkında Bakanlığınız tarafından gereğinin yapılmasını saygılarımla talep ederim. Gülseven Yaşer-Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı".

Planlı operasyonun sonuçları, Zaman gazetesinde adeta "sevinç çığlıkları" biçiminde yer alırken, Fethullah Gülen'in avukatları da, montaj kaset ve çözümlerini Ankara 2 Nolu DGM Başkanlığı'na sunmuşlardır. Anılan Mahkemede 1.7.2002 tarihinde yapılan duruşmada, Mahkeme Heyeti, sanık avukatlarının talepleri doğrultusunda, İstanbul DGM Başsavcılığı'nca Ç.E.V. hakkında başlatılan soruşturma evraklarının getirtilmesine karar vermiştir.

Ç.E.V. hakkında "Şehit Aileleri" (33 kişi) adına Av. Mehmet Emin Bağcı tarafından yapılan suçduyurusu, planlı operasyonunun ikinci evresini oluşturmuştur. Bu yolla, PKK'ya karşı haklı bir biçimde duyarlı olan kamuoyunun tepkilerinin, Ç.E.V. Başkanı'nın şahsında, tüm Fethullah Gülen karşıtlarına yöneltilmesi amaçlanmıştır.

Operasyonun bu ikinci evresinden hedeflenen amaç nettir:

Abdullah Öcalan'ı gündemden düşürmek isteyen PKK'lılar, Fethullah Gülen'i gündeme çıkararak muratlarına ermişlerdir!.. Bir başka deyişle ve düz mantıkla, Fethullah Gülen'in düşmanları, PKK'lıdır!.. Bu kapsamda, Ç.E.V.'nın Başkanı Gülseven Yaşer de PKK'lıdır!..

Emniyet makamları açısından, "Şehit Aileleri"ni kullanarak, onların haklı ve tertemiz duygularını sömürüp kışkırtanlar, konunun T.B.M.M.'ne taşınmasını sağlayanlar, sahte isim ve imza ile ya da isimsiz ve imzasız olarak ihbarda bulunanlar, bunların Vakıflar ve Maliye ayağında yer alanlar, belki bir anlam ifade etmeyebilir. Ya da organize bir suç örgütü, yasadışı bir dinsel oluşum olarak algılanmayabilir. Bunu bir dereceye kadar anlayış ve hoşgörü ile karşılamak da mümkündür. Ancak, evi kurşunlanan, sürekli ölüm tehditleri alan ve can güvenliğinin sağlanması için koruma talebiyle resmi başvuruda bulunan; buna karşılık Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy örneklerinde olduğu gibi koruma tahsis edilmeyen; sonra da komiser rütbesinde bir emniyet görevlisi tarafından -devlet çıkarı ya da güvenliği için değil, cemaat çıkarı için- tuzağa düşürülmeye çalışılan bir Cumhuriyet aydınına karşı, Emniyet makamları taraf mı olmalıdır, yoksa seyirci, hatta karşı mı durmalı, sorusu mutlaka irdelenmelidir. Fethullah Gülen'e 1996'dan itibaren resmi koruma tahsis eden ve hatta A.B.D.'ne zorunlu hicreti sırasında yanında resmi korumasını götürmesine de izin veren, süresini uzatan Emniyet makamları, bu olayda ne yapması gerekirken, ne yapmıştır?

İşte, bu sorunun acı yanıtları:

Türk ulusunun verdiği vergilerle maaş alan; Türk Devleti tarafından yetiştirilerek komiser rütbesi ve üniforması verilmiş; Türk Devletinin ve vatandaşlarının güvenliğinden birinci derecede sorumlu; kamu güvenliği için canını feda etmeye yemin etmiş bir Emniyet mensubu kalkıyor, yasadışı bir dinsel yapılanmayı koruma uğruna, devleti ve rejimi savunan bir Cumhuriyet aydınına tuzak kuruyor, bir başka ifadeyle emniyeti suistimal ediyor... Bu olay, bırakalım bir Batı ülkesini, sömürge konumundaki bir Afrika Devleti'nde bile olsa, zanlının suçu sabit oluncaya kadar, yargılama sürecinde açığa alınır, bu arada işbirlikçileri soruşturulur, bulunur ve gereği yapılır. Ya bizde? Sözkonusu komiserin, Emniyet içinde başka işbirlikçileri olabileceği hususu hiç araştırılmış mıdır? Aksine, işbirlikçilerin açığa çıkarılması yerine, bunların mağdurun üzerine daha da baskı uygulamalarına, zan altında bırakılmalarına -halk deyimi ile- çanak tutulmuştur. Nasıl mı?

Kaynakça
Kitap: KÖSTEBEK: FETHULLAHÇI İSTİHBARATÇILAR DOSYASI
Yazar: Necip Hablemitoğlu
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA YÖNELİK FETHULLAHÇI OPERASYON

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Oca 2011, 18:01

GÜVENLİK ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ'NDE İFADE ALMA-SORG ULAMA TRAJEDİSİ

Çağdaş Eğitim Vakfı, IŞIK TV'de sözkonusu iftiranın yayınlanmasının ardından, Ç.E.V. Başkanı Gülseven Yaşer, ifadesi alınmak üzere, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne çağrılmıştır. 28.05.2002 Tarihinde ve saat 15.20'de alınmaya başlanan ifadede sorulan sorular, aklı başında her istihbaratçının -deyim yerindeyse- "saçını-başını yolduracak" biçimde seçilerek, Ç.E.V. Başkanı'na psikolojik yıldırma yöntemleri uygulanmıştır.

Örneğin:

SORULDU: Bayram ÖZBEK ile nerede, ne zaman ve nasıl tanıdınız?

Ayrıntılı bir yanıt verilmiştir.

SORULDU: Işık TV'de yayınlanan gizli kamera çekimlerini siz mi yaptınız, adı geçen yayın kuruluşuna siz mi verdiniz?

Ayrıntılı yanıt, ifadeyi alan 2. Sınıf Emniyet Müdürünü (Emniyet müdür Yardımcısı) tatmin etmemiş olacak ki, ardından saptırma amaçlı bu soru gelmiştir. Ç.E.V. Başkanı, PKK gibi eli kanlı bölücü terör örgütlerinin yanısıra, yıllardır dağıtılması için savaşım verdiği, uğruna kurşunlanma dahil, her türlü maddi-manevi sıkıntı ve riske girdiği yasadışı fethullahçı yapılanma aklansın; Fethullah Gülen beraat etsin, Fethullah Gülen'in avukatlarına koz ve malzeme olsun, kendisine vatan haini yaftası yapıştırılsın diye, bu gizli çekimi bizzat kendisi yaptıracak ve şeriatçı TV kanallarına kendi eliyle verecek?!. Yine kendi eliyle kendini PKK'lı olarak ilan ettirecek, sonra da Emniyet Müdürlüğü ve DGM Başsavcılığı'nda bunu "itiraf edecek?!. Bu nasıl bir algılama ve değerlendirme kapasitesi ve düzeyidir?!. Ç.E.V. Başkanı, anlaşılan sorgulayanın üniformasına duyduğu saygı ile yine de yanıt vermiştir: "Bunun teknik olarak sözü edilen çekimlerin benim tarafımdan yapılmasının mümkün olmadığı gibi, bu görüntülerin Işık TV'de yayınlanmasından sonra aleyhimde görsel ve yazılı basında çıkan haberler ve bu haberlerle bağlantılı olarak Ankara DGM Başsavcılığı'nın PKK'ya yardım ve yataklık ettiğim iddiasıyla suç duyurusunda bulunulması, benim vermiş olabileceğim iddiasını da ortadan kaldırmaktadır".

SORULDU: Bayram ÖZBEK ile birlikte başkanlığınızı yaptığınız Vakıf tarafından kendisine burs verilen üniversite öğrencisi Ramazan Yıldırım adlı şahısla görüştünüz mü? Görüştü iseniz aranızda nasıl bir diyalog geçtiğini anlatınız.

Ç.E.V. Başkanı, bu yönlendirmeye açık soruya ayrıntılı yanıt vermiştir. Ancak, Komiser Bayram Özbek'in bu vakıfta özel görevli olduğu, öğrenci düzeyine kadar indiği, gerçekdışı isnatta bulunduğu, ifade alan görevlinin bilgisi dahilinde olduğu sorunun içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır. Kod adı kullanan, M.İ.T.'na ait belgeleri deşifre ederek yayan, gizli çekim yapan, çevresindekileri gerçekdışı bilgilerle yönlendirmeye kalkışan, kısaca her türlü yasayı çiğneyerek vazife ve selahiyetlerini aşan, emniyeti her türlü ihlal eden bir komiserin durumu, ifade alan 2. Sınıf Emniyet Müdürü'nü hiç mi hiç rahatsız etmeyecek?!. Ve üstelik, bu komiserin iftiraları ciddiye alınarak, adıgeçen emniyetçi tarafından mağdura soru olarak yöneltilecek?!. Kaldı ki, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın (Hazırlık No: 2002/1134) TAKİPSİZLİK kararında, Bayram ÖZBEK'in iddialarının asılsızlığı ve ifadeyi alanın da bu sorusunun dayanaksızlığı ortaya çıkmıştır.

SORULDU: Bayram ÖZBEK'in PKK'lı öğrencilere burs vermemeniz gerektiği yönünde tarafınızdan herhangi bir tavsiye oldu mu?
Daha önceki sorularda da bunun yanıtı verilmesine karşın, 2. Sınıf Emniyet Müdürünün, bu hususu algılamamakta ısrar gösterir bir tarzda, bu soruyla, yasadışı bir biçimde, yasal görevlendirme emri olmaksızın, legal bir kuruluş olan Ç.E.V.'na "sızan" malûm komiseri, "mazur gösterme", "aklama" gayreti içinde olduğu kanısı doğmaktadır. İfadeyi alan görevli, İstanbul başta olmak üzere ülke içinde ve dışında faaliyet gösteren PKK, DHKP-C, TİKKO, Kaplancılar, Vahdetçiler, Hizbullahçılar, Fethullahçılar, Selamcılar vb. yasadışı örgüt ve yapılanmaları bilmek zorundadır. Bu bağlamda, (E) Orgeneral Kemal Yavuz, (E) Orgeneral Atillla Ateş, (E) Orgeneral Nejdet Timur gibi PKK'ya karşı verilen fiili mücadelede bizzat yer almış komutanların Ç.E.V. yönetiminde ve danışmanlığı görevinde bulunduklarını, konuyla ilgili hemen herkes gibi, kendisi de bilmek konumundadır. Gülseven Yaşer, bu soruya da tekrar ve tekrar ayrıntılı yanıt vermiştir.

SORULDU: Vakfınızda gizli kamera ile çekilmiş görüntü kasetleri var mı? Varsa bu kasetlerden Bayram ÖZBEK'e verdiniz mi? Verdiyseniz bu kasetlerin içeriği ne idi? Bu kasetleri Bayram ÖZBEK'e verirken neyi amaçlamaktaydınız?
Bu sorunun -eski deyimle- "hikmet-i sebebi", Vakıf Merkezi'nde daha sonra yapılacak polis aramasında anlaşılacaktır. Zira, arama sırasında nedense, Fethullah Gülen davasının Savcısı Nuh Mete Yüksel'e ait olduğu iftiraen iddia olunan gizli çekilmiş bir montaj kaset, polis memurları marifetiyle bulunmuştur (!). Vakıf Başkanı'nın yanıtı net ve kısa olmuştur: "ÇEV'de gizli kamera kullanılmaz. Gizli kamera çekimi yapılmaz ve yapılamaz. Gizli kamera çekimi ile yapılmış görüntü kasetleri yoktur. Bu şekilde bir kaset de kendisine verilmemiştir".

SORULDU: Işık TV'de yayınlanan görüntü ve konuşmaları yalanlaması için Bayram ÖZBEK'e herhangi bir teklifte bulundunuz mu? Şu an hangi (GSM) telefon numarasını kullanıyorsunuz? Kullandığınız telefon sizin adınıza mı kayıtlı? Son bir senedir başka telefon numarası kullandınız mı?

Bu sorularla, ifadeyi alan 2. Sınıf Emniyet Müdürü'nün -deyim yerindeyse- niyetinin "üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi" olduğu rahatça değerlendirilmektedir. Şöyle ki, Gülseven Yaşer, bu ifadeyi müşteki (şikayetçi) sıfatıyla vermiştir. İfadeye konu, Bayram Özbek adında bir emniyet mensubunun ilişkileri ve bazı yasadışı girişimleri ile ilgili olarak verilen şikayet dilekçesidir. Yaşer'in iddiaları, derhal üzerine gitmeyi gerektirecek önem ve aciliyete sahiptir. İfade tekniği açısından, soruların dilekçe çerçevesinde sorulması; soruların birbirini açması ve zincirleme yeni sorular doğurması gerekirken, bu yapılmamıştır. İfade alan görevli, tekniğe aykırı olarak önceden not alınmış soruları sormakla yetinirken, bu soruların dışına hiç çıkmamıştır. Sorularda, şikayete konu Bayram Özbek adlı komiser lehine durum yaratacak "tuzak" hususlar yeralmıştır. Örneğin, şikayet dilekçesinde, eski bursiyer Ramazan Yıldırım'ın adı hiç geçmediği halde, ifade alan 2. Sınıf Emniyet Müdürü bu konuda doğrudan soru yöneltmekle, "tarafsız" bir görüntü yerine, önceden "doldurulmuş", "güdümlenmiş" bir görüntü çizmiştir. Aynı şekilde, bir Vakıf Başkanı'nından burs verdiği onbini aşkın öğrenciden biri ile "görüşüp-görüşmediği"ni sormakla ve şayet bu görüşme olmuşsa ne konuşulduğunun anlatılmasını istemekle, sadece abesle iştigal değil, müştekiyi "zan" altında bırakacak bir plana dahil olduğu kanısını uyandırmıştır. Yukarıdaki sorularla, kısa süre sonra Vakıf binasına yapılacak polis baskınının ön gerekçeleri de elde edilmeye çalışılmıştır. Keza, "Vakfınızda gizli kamera ile çekilmiş görüntü kasetleri var mı?" sorusu ile müştekinin adresi hedef olarak gösterilmiştir. Aynı zamanda, polis araması sırasında nedense bir anda "ortaya çıkıveren", "elleriyle koymuşçasına bulunan" ve Nuh Mete Yüksel'e ait olduğu iddia edilen her karesi montaj kasetin mevcudiyeti ve bulunuş öyküsü, yine aynı polis memurları tarafından vakıf kütüphanesinde bir dakika içinde "elleriyle koymuşçasına bulunan" kayıtsız-kaşesiz yasadışı yayınların mevcudiyeti ve bulunuş öyküsü gibi hususlar, ifadeyi alan Emniyet Müdür Yardımcısının sorularıyla asla çelişmemiştir. "Şu an hangi (GSM) telefon numarasını kullanıyorsunuz? Kullandığınız telefon sizin adınıza mı kayıtlı? Son bir senedir başka telefon numarası kullandınız mı?" soruları ise, ancak bir zanlıya sorulabilecek sorular arasındadır; bu konumdaki bir müştekiye asla değil!.. Sorudan, Ç.E.V. Başkanı'nın kullandığı GSM telefonlarının önceden detay sorgulaması yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kendisinin, kimlerle, kaç defa ve hangi süreyle konuştuğu, zaten bu detay sorgulamasında -ki yapılmışsa- mutlaka saptanmıştır. Gülseven Yaşer, bu soruyu olumlu yanıtlamış olsaydı, bu defa detay sorgulamalarındaki bilgiler masaya yatırılacak, örneğin Yaşer'in Fethullah Gülen davasını "etkilemek" için kimlerle ne sayıda konuştuğu ve bu konuşmalarda geçen diyalogları anlatması istenecekti. "Bu bilgiler nereden alındı?" sorusuna da, hiç şüphesiz "kendisi verdi" denilecekti. Kısaca, teknik olarak ifadenin böyle "tuzak" nitelikli, önceden kalıp olarak hazırlanmış sorularla alınması, doğru, objektif ve de etik değildir. Sonuç olarak, bu ifadede soru bağlamında müştekinin "ikrarı" ve "itirafı" amaçlanmıştır. Cumhuriyetin tüm temel değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmezliğine, laik hukuk sistemine sıkı sıkıya bağlı nadir bir sivil toplum kuruluşu olan Çağdaş Eğitim Vakfı'na "sızan" ve zincirleme suç işleyen Komiser Bayram Özbek hakkında açılacak soruşturmanın derinliğini arttıracak sorulara ise maalesef yer verilmemiştir.
Devlet ve vatandaş güvenliğinden birinci derecede sorumlu olanların sergilediği bu tutum ve davranış ile görüntü, ister istemez tüm bilinçli vatandaşlarda, umutsuzluk, karamsarlık, yeis gibi duygulara neden olmaktadır...

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI'NDA POLİS ARAMASI

Fethullahçı istihbaratçıların planlı operasyonunun üçüncü evresinde, yargı-kolluk gücünün birlikte harekete geçirilmesi yer almaktadır. Ç.E.V. Başkanı Gülseven Yaşer'in, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade vermesi, süreci durdurmaya yetmemiştir (118). Sonuçta, İstanbul 6 Nolu D.G.M. Başkanlığı, Müteferrik No. 2002/288, Hazırlık No. 2002/1134 kararla, "CMUK. 94-103 maddesi uyarınca usulüne uygun olarak GÜNDÜZLEYİN BİR DEFAYA MAHSUS OLMAK ÜZERE ARAMA YAPILMASI" hususunu Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne tevdi etmiştir.

Bundan sonrasını, yani kimi emniyet mensuplarınca sergilenen mizanseni, polis marifetiyle gerçekleştirilen aramanın başından sonuna kadar içinde bulunan Ç.E.V. Genel Müdürü Gülşen Can, 3.6.2002 tarihli durum tespit raporunda şöyle anlatmaktadır:

"03.06.2002 Tarihinde sabah saat 9.30 sularında, T.C. Maliye Bakanlığı İstanbul Defterdarlığı Boğaziçi Bölge'den, Yavuz Oğuz ve Mustafa Güneş isimli kişilerce yoklama yapılmış olup, ekteki tutanak imzalanmıştır. Bu kişiler Vakıftan daha ayrılmadan, sayıları 20'ye yakın, ve aralarında daha önce misyonerlik panelimize de katılmış olan Siyasi Şube'den Komiser Murat'ın da bulunduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden bir ekip, ekteki arama izni ile birlikte gelip Vakıfta arama yapacaklarını söylediler. 5 Katlı Vakıf Binasının ayrı ayrı gruplarca (herkes kendi konusuna göre) aranması gerektiğini belirtip, derhal bodrum kata inmek istediklerini bildirdiler. Çok kısa bir sürede bütün katlara dağıldılar. Kütüphanenin ve odamın bulunduğu katta görevli olarak benden başka kimsenin olmaması nedeniyle, dağılmış olan kişileri takip etmem çok zordu.

Derhal Ankara'da bulunan Vakıf Başkanı'mıza ve Av. Suat Ballar'a haber verdim. Yönetim kurulu Üyelerimizden Arif Sönmez ve Bike Karaduman hemen geldiler. Av. Arif H. Bildik de bir süre sonra geldi. Emniyet mensupları ile birlikte Vakıflardan Melih Güler de araştırmaya katıldı.

Kütüphanemiz aranırken ben o sıralarda Başkanımızın odasını denetleyenlerin yanında idim, aşağıya çağrıldım ve bazı PKK yanlısı el broşürleri ile 2 adet A. Öcalan'ın kitaplarından bulunduğunu iddia ettiler. Bunları ilk kez gördüğümü ve üzerinde ayrıca ÇEV kitaplığının kaşesinin bulunmadığını ve bu kitapların kitaplığımızla bir ilgisinin olmayacağını belirttim. Bana 'kapı kapalı idi, sizin denetimimiz sırasında yanımızda bulunması için görevlendirdiğiniz arkadaşınız kapıyı açtı, o da gördü bunlar burada idi' dediler ve inanılmaz hırçın ve suçlayıcı bir ifadeleri vardı. Arzu da kapıyı kendisinin açtığını söyledi, oysa ki sabah saat 9.00'da her zaman olduğu gibi kapı benim tarafımdan açılmıştı. O sırada yine aynı katta emniyetten 7 veya 8 kişi görevli bulunuyor idi, benim odamın kapısı açıktı hatta bir görevli de benim odamda gazete okuyor idi. Bizden ise Kütüphanedeki Arzu dışında hiç kimse yoktu.

Bir süre sonra başka bir görevli benim odamdaki kitapları araştırırken, ÇEV ve Otopsi yayınlarının bulunduğu az sayıdaki kitabın arasından 'bu ne' diyerek PKK Gerçeği ve Apo olarak anımsıyabildiğim bir kitap uzattı, hayatımda ilk kez gördüğüm bir kitap olduğunu söyledim, ayrıca daha geçen hafta bir kitap aramak için yeni elden geçirmiş idim o rafı. Sonuçta durum o kadar gerçek dışı gibi ve komik idi ki Komiser Murat vakfa gelen öğrencilere daha çok dikkat etmemiz gerektiğini, bu öğrencilerden birinin de gelip bu kitapları o rafa yerleştirebileceğini söyledi. Daha sonra odama gelen Melih Güler, ki tavrı Emniyet Mensuplarınınkinden de daha itici idi, Yönetim Kurulu kararlarını ve üzerinde American Board yazılı bir dosyayı (içinde çocuk kulübü ve yaz okulları projesiyle ilgili bilgilerin bulunduğu) aldı... Ayrıca her türlü özel evraklarım da tetkik edildi.

Başkomiserin izni olmadan dışarıya hiç kimsenin çıkamayacağını, ayrıca dışarıdan da hiç kimsenin içeriye giremiyeceğini söylediler. Bu arada bir grup, ÇEV Yönetim Kurulu Başkanının odasında hem maç seyrediyor hem de evrak inceliyorlardı. Akşama doğru Muhasebeye çağrıldım ve yeşil bir CD gösterdiler. Bunu kasaya kim koydu diye sordular. İlk kez gördüğüm CD'nin çok önemli olduğunu söylediler.
İşlerinin ne zaman biteceğini sorduğumda, sizi kendi mekanınızda misafir ediyoruz aksi takdirde sizi emniyette tutacaktık dediler. Bütün aldıkları evraklar kolilendikten sonra bir zabıt tutuldu. Sözü edilen kitapların zapta geçerken ÇEV Kaşeli olmadıklarını belirtilmesini istedim, 'bunu daha sonra savunmanızda belirtirsiniz şimdi bunu imzalayın yoksa bizimle emniyete gelirsiniz' dediler.

Dışarıda bekleyen basın mensuplarına biz vakıf zarar görsün istemiyoruz, bu nedenle hiçbir açıklamada bulunmayın bizler kimselere bir şey söylemiyoruz dediler, ancak hepsi dağıldıktan sonra saat yedi buçuk sularında vakfa gelen basın mensupları PKK yanlısı yayınlar varmış polislerden duyduk, dediler. Av. Arif Beyle birlikte kendi aramızda bir zabıt tuttuktan sonra arkadaşlar saat dokuza doğru vakıftan ayrıldı".
Mizansenin daha iyi anlaşılabilmesi için, normal olarak arama boyunca binada bulunan Ç.E.V. çalışanlarının ifade tutanaklarının da bilinmesi gerekmektedir.

İşte, bunlardan biri olan Arzu Miroğlu'nun ifadesi:

"03 Haziran 2002 günü saat 11 sularında masamda çalışırken, Sn. Emine hm. Tarafından 2. kata çağrıldım. DGM tarafından mahkeme kararı ile vakfımız aranacağı ve benim Kütüphane aranırken hazirun olarak bulunmam istendi. Merdivenlerden inerken 2 kişinin kütüphane kapısında beklediğini gördüm ve kapıyı iterek kütüphaneye girdik.

Bir polis sol, diğer polis sağ tarafa yöneldi. Sol tarafa yönelen adının İlker olduğunu zannettiğim komiser aramanın birinci dakikasında Abdullah Öcalan'ın Halk Ayaklanmasında Militan Kişilik isimli kitabından 2 adet ve bir takım yasa dışı örgütlerin bildirilerini buldu. Bana bu örgütleri tanıyıp tanımadığım soruldu. Tanımadığımı belirttim. Onlar PKK'nın iki örgütü olduğunu bir tanesinin PKK'nın askeri kanadı olduğunu, diğerinin siyasi kanadı olduğunu, mavi çarşı ve mısır çarşısı olaylarını bu örgütlerin yaptığını söyledi. Ne kadar profesyonelsiniz dediğimde: Biz ne aradığımızı çok iyi biliyoruz dediler. Bu işlerle hiçbir ilgimiz olmadığını bu kitap ve belgeler ile ilk kez karşılaştığımızı söyledim. Ağaçtaki öğrencilere bakılırsa çok tanıdık simalar olduğunu söylediler.

Bulunan Abdullah Öcalan'ın kitabında bizim kaşemiz olmadığının ve bulunan bildirilerin tarafımdan ilk kez görüldüğünün daha önce bunların burada olmasının mümkün olamayacağını söyledim. O zaman biz mi koyduk onu mu demek istiyorsun dediklerinde: Hayır burası herkese açık bir kütüphane, belli ki birileri tarafından kasıtlı konmuş diye söyledim. Bu ibarelerin Avukatımız Sn. Arif Bey tarafından da tutanağa şerh konması istendi ancak görevliler bunların tutanağa yazılamayacağını, onları savunmada söylersiniz dediler. Tutanağı imzalamazsam kesinlikle göz altına alınacağımı 4 güne kadar içerde kalabileceğimi söylediler. Bunun üzerine korktum ve imzaladım".

Mizansenin bir başka boyutunu, CD'ler ile ilgili olanını da, yine bir başka Vakıf çalışanı Emine Macun, ifadesinde şöyle yansıtmaktadır:

"03.06.2002 Günü sabah 10.30-11 sularında Gn. Müdürümüz Sn. Gülşen Can tarafından giriş katına çağrıldım. Aşağıda 15-20 görevli bulunuyordu. Vakfımıza DGM Mahkemesi kararınca aranacağı söylendi. Görevli bir kişi her odaya bir hazirun eşliğinde arama yapacaklarını belirtti. Arzu arkadaşımızı 2. kattaki kütüphane odasına çağırdım, 2 görevli ile orada hazirun olarak bulundu. . İsmail arkadaşımız 2 kişi ile depomuza indi, biz de diğer görevlilerle 3. kata çıktık. Cem Bey 4. kattaki Vakıf Başkanımız Sn. Gülseven Yaşer odasına diğer yetkili arkadaşlarla çıktı. İnci hm. ve ben 3. katta bulunan muhasebe odasına birkaç arkadaşla girdik. Vakıflardan görevli Sn. Melih Güler bir görevli ile dolaplarımızdan dosyalarımızı, muhasebe

defterlerini, çekmecelerimizden çıkan evrak ve disketleri odadaki bir masanın üzerine yığmaya başladı, daha sonra Sn. Melih Güler tarafından kasanın açılması istendi, kasayı açtım içindeki parayı birlikte saydık, bir kağıdın üzerine çıkan rakam not alındı ve parayı kasaya koydum, kasanın altında bulunan kilitli kısmı açmam istendi açtım, orada bulunan muhtelif zamanlarda yapılan etkinliklerimize ait video kasetleri, ana bilgisayarın disketleri, muhasebe disketleri, birkaç CD, kullanılmış ve kullanacağımız makbuzlar hepsini diğer evrakların bulunduğu masanın üzerine Melih Bey tarafından konuldu. Ayrıca vakfa ait 3 adet çek karnesi de diğer evrakların üzerine konuldu, bir süre sonra aşağıdan çağrılmam üzere çek karnelerini tekrar kasaya koymayı ya da tutanak tutmayı talep ettim. Melih bey bize güvenmiyor musun, dedi, tutanağın evraklarla bir tutulacağını söyleyerek çekleri tekrar kasaya koyabileceğimi belirtti. Akşam 6.30 sularında aşağıdan çağrıldım, bir görevlinin elinde 2 adet yeşil CD kılıflarında Ankara-Deniz yazılı, bana bu CD'lerin neler olduğunu, kim tarafından verildiği ısrarla soruldu, hiç görmediğimi, hatırlamadığımı söyledim. Hatırlamam gerektiği, suçlu duruma düşeceğim ifade edildi. CD'lerin kasadan çıkanların yanında bulunduğu söylendi. Daha sonra kütüphaneye indik, kütüphaneden bazı kitaplarla belgelerin bulunduğunu öğrendik. Bunları da ilk defa gördüğümüzü belirttik. Tutanak tutuldu, imzalamamız istendi, kabul etmediğimiz takdirde emniyete giderek ifade vermemiz gerektiği söylendi ve kasa tutanağının ayrı tutulacağını o zaman öğrendim, kasa tutanağı tutuldu ve bahsedilen 2 CD bunların arasına yazıldı. O arada 4-5 adet CD daha dikkatimi çekti, onları da daha önce görmediğimi söyledim. O CD'lerin Cem bey'in Batman Proje etkinliklerine ait olduğu ve Cem beyin odasından alındığı anlaşıldı ve tutanağa eklenmekten vazgeçildi. Tutanak Gülşen hm. Avk. Arif bey ve tarafımca imzalandı".

Çağdaş Eğitim Vakfı, emniyet eliyle maruz bırakıldığı bu "anlamlı" operasyon karşısında, bir yandan hukuksal mücadelesini sürdürken, diğer yandan da kamuoyunu acilen bilgilendirmeye yönelik bir bildiri yayınlamıştır:

"Çağdaş bir Türkiye'nin teminatı olan gençliğin, irticanın karanlık emellerine alet edilmemesi ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuzlukların engellenmesi amacıyla kurulan Çağdaş Eğitim Vakfı, cemaatlere karşı mücadelesinde bu tarihe kadar sayısız güçlüklerle karşılaşmış ve neticede bu gün vakıf merkezi bir komplonun sonucunda emniyet birimlerince aranarak, vakıf evraklarına el konulmuştur.
Emniyet birimleri arama gerekçesi olarak, 'PKK'ya yardım ve yataklık yapılmasını' gerekçe göstermişlerdir. Uzun süreden beri vakfımıza yönelik devam etmekte olan tertibin son halkasını teşkil eden bu ağır suçlamayı vakfımızın kabul edebilmesi mümkün değildir.
Son suçlama Işık TV televizyon kanalında 4 Mayıs 2002 tarihinde yayınlanıp, 6 Mayıs 2002 tarihinde Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sanık Fethullah Gülen vekilleri tarafından sunulan ve vakfımızın PKK'lılara burs verdiği iddiası ile ilgili olup, bu iddia İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli fethullahçı bir emniyet mensubunun vakıfla irtibat kurarak gerçekleştirdiği ajan provokasyon tertibin ve dezenformasyon faaliyetinin sonucudur.

İlgililer hakkındaki tüm yasal haklarımız saklı kalmak üzere gerekli açıklamalar 4.6.2002 Salı günü saat 12.00'de Vakıf Merkezimizde kamuoyuna yapılacak olup, 'stratejik denge' aşamasında tertipler düzenleyerek 'Cumhuriyetin temel değerlerinin değiştirilmesinde aktif faaliyete geçen irticaya karşı', tüm Cumhuriyet aydınlarını göreve davet ediyoruz".

Çağdaş Eğitim Vakfı'nın bu açıklaması, maalesef Basında yer bulmamıştır. "Çamur at, izi kalır" taktiği ile hareket eden fethullahçı istihbaratçıların tüm hesapları, Milliyet Gazetesi yazarlarından Tuncay Özkan ile Star Gazetesi yazarlarından Saygı Öztürk'ün köşe yazıları ile bozulmuştur. Bir başka deyişle, Ç.E.V. üzerinde oynanan oyunlar, bu iki yazar tarafından kamuoyuna tüm çıplaklığı ile deşifre edilmiştir.

İşte bunlardan Tuncay Özkan'ın yazdıkları:

"... Neden Çağdaş Eğitim Vakfı

Önce Çağdaş Eğitim Vakfı'nın başına örülmek istenen komployu anlatayım. Bu vakıf ilk olarak Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'yle birlikte Sadettin Tantan döneminde kapatılmak istendi. Bu kapatma oyununun arkasında kendi yazdıklarıyla bu vakfı ihbar eden İslamcı bazı gazeteler ve yazarlarının başlattığı kampanya vardı. Bunların kapanmasının istenmesindeki amaç şu, bu vakıflar Fethullah Gülen davasının itirafçı çocuklarını bulup ortaya çıkartan ve davanın açılmasında en etkin gücü oluşturan sivil toplum örgütleri. Bunları yok etmek için çabalamalarının nedeni bu. Ayrıca bu vakıflar, Gülen ve diğer İslamcı cemaatlerin el attığı burs verdiği her çocuğa gidip burs veriyorlar. Onlara Cumhuriyet devrimlerini ve aydınlanmayı anlatıyorlar.

Polis ajanı komploda

Kapatma davaları, üst üste gelen incelemeler sökmeyince, şimdi kumpasa polis içindeki adamlarını kattılar. Bunlardan İstanbul Emniyeti'nde Terörle Mücadele'de görevli bir komiser (B.Ö.) polis kimliğini kullanarak vakfa sızıyor. Sonra da önce Fethullah davasının itirafçı çocuklarının kimliğini öğrenip onların davadan vazgeçmesini sağlıyor, ardından da vakıfın dağıttığı burslardan alan iki öğrencinin PKK'lı olduğunu savlayarak bununla ilgili bir gizli kamera çekimi gerçekleştiriyor. Bu çekim İslamcı basında yayımlanınca, Ankara DGM soruşturma başlatıyor. Ama daha sonra görevsizlik kararıyla olayı İstanbul'a gönderiyor. Bu sırada İstanbul Emniyeti'ne yazılan bir arama yazısı ajan polisin bağlı olduğu Terör ile Mücadele ekiplerine ulaşıyor. Bunlar Vakfı basıyor ve ne ilginç, daha dün yayın yasağı konulan Nuh Mete Yüksel'e ait olduğu iddia edilen seks şantajı kasetlerinden buluveriyorlar. Abdullah Öcalan'a methiye kitapları ve yazılar buluyorlar. Yeni Şafak gazetesi de bunu haber yapmış. İyi de bu kasedi oraya koymadan önce Nuh Mete Yüksel'e gönderip şantaj yapanlar kim o zaman?

Nuh Mete Yüksel ile dün telefonla bir görüşme yaptım. Yüksel, Çağdaş Eğitim Vakfı ile ilgili olarak yapılanları 'oyun içinde oyun' diye nitelendirdi. 'Bu vakıftaki aramadan çok önce bana bu şantajı yapmak istediler. Ama daha önce Çağdaş Eğitim Vakfı'nı katarak olayın yönünü, değerlendirilmesini ve algılamasını değiştirmeye çalışıyorlar. Bunların yaptıklarını görüyoruz. Yanlarına kalmayacaktır. Bunu yapanları tek tek bulup ortaya çıkartacağım. Bu yolla etkilemeye çalıştıkları davalar yargının şaşmaz terazisinde tartılıyor. Bir Nuh Mete Yüksel'i, Çağdaş Eğitim Vakfı'nı yok etmekle ne yapacaklarını sanıyorlar. Biz gideriz Cumhuriyet'e ve Türkiye'ye sahip çıkacak başka savcılar gelir. Türk adaleti bu oyunları, şantajları boşa çıkartır, kimse merak etmesin' dedi.

Bir taşla iki kuş

Bir taşla iki kuş vuracaklar ya! Hem vakfı, hem de Nuh Mete Yüksel'i harcamış olacaklar. Akıllı adamlar değil mi? Bu komploda biri bana çıkıp polisin eli yok desin. O ajan provokatör polis şimdi açığa alındı. Müfettiş soruşturması başlayacak. Ama onun arkasından İstanbul terör ile Mücadele'ye sızan veya istihbarata sızan irticacı güçler ne olacak? Ankara'da ya da polisin merkez birimlerinde istihbarat ve diğer ünitelerde cirit atan bu irticacı polislere kim dur diyecek?

İrticacı polisler atakta. Bunların ortaya çıkartılması, bu komploların aydınlatılması için DGM savcılıklarını, İçişleri Bakanlığı'nı göreve çağırıyorum. Şimdi hiçbir terör ile Mücadele birimi ayağa kalkıp biz, Hizbullah ile mücadele ediyoruz demesin. Hizbullah ayrı, Fethullah ve diğer gruplar ayrı. Bunlarla da mücadele edin de görelim. Yoksa bu ülkede irtica yuvalarının polisi ele geçirmesinin önüne geçmek imkansız olacaktır".

Tuncay Özkan'ın yazdıkları, Emniyet Genel Müdürlüğü ya da İçişleri Bakanlığı tarafından hiçbir şekilde tekzip edilmemiştir. Tertibin anlaşılmasına rağmen, mağdur olan Çağdaş Eğitim Vakfı, kendini aklama çabalarını sürdürmeye devam etmiştir. Örneğin, montaj kasede yer veren TV kanallarına ve gazetelere noter kanalıyla açıklama gönderilmiş ve haklarında 100'er milyar TL manevi tazminat davaları açılmıştır. Diğer taraftan, Vakıf Avukatları, İstanbul 6 Nolu DGM Başkanlığı'na verdikleri itiraz dilekçesi ile usulsüz aramaya itiraz ederken, bu arama sırasında el konulan Vakfa ait tüm evrak, belge ve her türlü malzemenin iadesi talebinde bulunmuşlardır. Bu dilekçe, Vakfa yönelik tertibi ortaya koymasının yanısıra, içeriği itibariyle de son derecede önemli olup, daha sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı tarafından verilen TAKİPSİZLİK kararına dayanak oluşturmuştur:

"İtirazlarımız: MAHKEMENİZCE VERİLEN ARAMA KARARI YÖNÜNDEN:

1) İstanbul DGM C. Başsavcılığının 31.05.2002 gün ve 2002/1134 hazırlık sayılı talep yazısı hukuka ve usul hükümlerine göre aykırılıklar taşımakta ve amacını aşan bir özellik göstermektedir. Zira yürütülen soruşturmada savcılık makamı ÇEV'in Başkanı olan Gülseven Yaşer'i ifadesi alınmak üzere davet etmiştir. Vakfın avukatlarından Av. Arif Hikmet Bildik ile Gülseven Yaşer 28.05.2002 günü soruşturmayı yürüten Savcı Ali Yorulmaz'a gitmiş ve savcılık yazılı ifade vermek ve belgeleri ibraz etmek üzere Gülseven Yaşer'e 3 gün süre vermiştir.

2) Bu süreye uyulmuş ve Vakıf Başkanı Gülseven Yaşer 31.05.2002 günü öğleden sonra tüm soruların ve olayların içeriğini açıklayan bir dilekçe ve ekimde:

a) Olayların başlangıcı olan ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli bir komiserin çektiği gizli görüntüleri içeren CD ve yine bu kişi ile yapılan telefon görüşmesini içeren CD,
b) Hakkımızdaki şikayete neden gösterilen ve PKK'lı diye lanse edilen öğrencilere ait vakıf dosyasındaki tüm kayıt belge ve bilgiler ile bu kişilere yapılan ödemelerin ay ay dökümünü içeren muhasebe kayıtları,
c) Yine bu görüntülerin yayınlanması ile tarafımızdan başlatmış olduğumuz hukuki süreçlere ilişkin ihbarname örnekleri, dava dilekçe örnekleri, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne yapmış olduğumuz şikayet dilekçesi örneği gibi olayın soruşturmasına ışık tutacak ve vakfımızda bulunan tüm bilgi ve belgeler 3 adet dosya halinde savcılık makamına teslim etmiştir.

3) Savcılık makamı daha bizim vermiş bulunduğumuz dilekçe ve eklerini incelemeden aynı gün Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2002/196 Hazırlık numarası ile sürdürülen soruşturmayı da neden göstererek mahkemenize başvurmuştur. Oysa Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürülen bu soruşturma yetkisizlik kararı ile zaten İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmiş bulunmaktadır. Yani Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2002/196 Hazırlık numaralı soruşturması mahkemenize başvurulmayı gerektirmemektedir.

4) Bizim, savcılık makamına vermiş bulunduğumuz belge ve bilgiler yürütülen soruşturmayı açıklayıcı ve belgeleyici niteliktedir. Eğer bizden başkaca belgeler istense idi bunları da seve seve ve derhal savcılık makamına ibraz ederdik. Bu nedenle de mahkemenize yapılan başvurunun hukuki dayanağı yoktur. Soruşturmanın sürdürülmesine olumlu bir katkısı dahi bulunmamaktadır. Yapılan arama ile yeni bir belge ve bilgi elde edilmediği gibi vakıf bundan büyük zarar görmüş ve görmeye de devam etmektedir.

ARAMADA GÖZLEDİĞİMİZ YASA VE USULE AYKIRI OLAYLAR YÖNÜNDEN:

1) Mahkemenizce verilen karar üzerine savcılık makamı bu kararı uygulamak üzere Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne havale etmiş ve birimce arama yapılmıştır. Ancak tüm bu olayların nedeni olan ve Vakıfa gelip görevli olduğunu söyleyen, yürüttüğü ilişki sonucu gizli gizli görüntü kaydeden ve savcılık makamınca yürütülen soruşturmada sanık sıfatı ile yer alan Bayram Özbek adlı kişi de aynı birimde görevli bir memurdur. Yani Bayram Özbek'in de sanık olarak yer aldığı bir hazırlık soruşturmasında, Bayram Özbek'in mesai arkadaşları Çağdaş Eğitim Vakfı'nda arama yapmakla görevlendirilmiştir.

2) Yapılan aramada maalesef savcılık hazır bulunmamış ve görevli memurlar da ne olur ne olmaz zihniyeti ile vakıftaki ilgili ilgisiz ne kadar evrak, belge ve malzeme var ise hepsini almışlardır. Bu durum pratikte vakfımızı kapama noktasına getirmiş bulunmaktadır. Vakıf, fonksiyonlarını yerine getirecek malzemeden ve belge düzeninden yoksun bırakılmıştır.

3) Arama yöntem olarak önce ne var ne yok ortalığa döküp, sonra ayıklama işlemine tabi tutulmak şeklinde yapılmıştır. Bu işlem yaklaşık 7-8 saat gibi bir zaman diliminde gerçekleştirilebilmiştir. Kitaplığımızda vakfa ait olmayan ve bu güne kadar varlığından haberdar olunmayan yedi sekiz adet yasadışı örgüt ismini ve sloganlarını taşıyan trikler çıkmıştır. Yine kitaplıktaki tüm kitaplarımızda ÇEV damgası var iken bu damgayı taşımayan ve yazarının Abdullah Öcalan olduğu görülen iki adet kitap çıkmıştır. Bu kitap ve triklerin vakıfa ve vakıf personeline ait olmadığı ve ilk kez görüldüğü belirtilmesine rağmen, bu husus, tüm ısrarlarımız sonuçsuz kalarak arama tutanağına geçirilmemiştir. Bu hususta muhalefetimizi belirtmek üzere Av. Arif Hikmet Bildik vakıf görevlilerine tutanağı imzalamamayı önermiş, ancak yetkili polislerce o zaman görevlileri gözaltına alırız, diyerek imza atmaya zorlamış ve bu yolla tutanaklar imzalatılmıştır.

4) Yine muhasebe kasası görevli memurlar gelir gelmez açılmış, ne var ne yok masaya konmuş ve yaklaşık 7 saat sonra tutanağa geçilmiştir. Bu durumda kasadan çıktığı söylenen CD, disket, görüntü ve ses kasetleri ve diğer belgeler üzerinde henüz inceleme yapılmamışsa da, bu incelemelerde eğer bir suç unsurunu içeren bir durum varsa bu dahi vakıfa ve çalışanlarına ait olmayacaktır. Bu kadar süre ile dışarıda kalan belge ve malzemenin sıhhatli bir şekilde kayıt altına alındığı söylenemez.

5) Tutanakların bir örneğinin tarafımıza verilmesi yasal bir zorunluluktur. Vakfımızdan yüzlerce, binlerce belge, bilgi ve malzeme götürülmüştür. Ancak şu anda ne alındığı ve nelerin götürüldüğü tarafımızdan bilinmemektedir. En başta arama yapan yetkililer tutanak örneklerini vermek için söz dahi vermişler ve tutanaklar imzalandıktan sonra, tüm ısrarlarımız ve hatta araçlarına kadar peşlerinden koşup istememize rağmen, bu tutanak örnekleri tarafımıza verilmemiştir.Yaratılan bu koşullarda endişelerimiz artmış ve sonradan tutanaklara ilave yapılabileceği dahi tarafımızdan düşünülür olmuştur.
Tüm bu koşullarda mahkemenizce verilen arama kararına vaki itirazımız nedeniyle arama kararının iptaline karar verilmesi ve bu karara bağlı olarak vakfımızdan alınan tüm belge, kayıt ve her türlü malzemenin tarafımıza iadesinin sağlanmasını saygılarımızla bilvekale arz ederiz.

Çağdaş Eğitim Vakfı Vekilleri Av. Hanefi

Altaş - Av. Arif Hikmet Bildik.

Yukarıdaki itiraz dilekçesinin hemen akabinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı, 24.6.2002 tarihli (Hazırlık No. 2002/1134) kararıyla, fethullahçı istihbaratçıların tüm oyunlarını bozmuştur:

"... Toplanan delillere, hazırlık evrakı içeriğine, sanıkların anlatımlarına ve Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre sanıkların yasa dışı PKK adlı örgüte yardım ettikleri hususunda haklarında kamu davasını açılmasını gerekli kılacak yeterli, inandırıcı kesin delil ve emare elde olunamadığından, sanıklar hakkında CMUK 164 ve müteakip maddeleri gereğince TAKİBAT İCRASINA YER OLMADIĞINA ... KARAR VERİLDİ"

Bu karar metni, gerçekdışı, iftiraya dayalı düzmece haberi yayınlayan şeriatçı basında yer almamıştır. Her zamanki gibi "çamur at izi kalır" mantığı içinde hareket eden bu kesim, yeni bir iftira ve dezenformasyona dayalı asparagas haber ya da programa kadar suskunluğunu korumaya devam edecektir; tabii tüm bu yalanlar ve iftiralar, mukaddesat, maneviyat, din, ahlak, şeriat, milliyetçilik, alp-erenlik, hocaefendi (!) ve Saidi Nursi adına...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Fethullah Gülen Terör Örgütü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron