Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kanuni'nin Hristiyanlara Bakış Açısı ve Tavırları

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kanuni'nin Hristiyanlara Bakış Açısı ve Tavırları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:47

Kanuni'nin Hristiyanlara Bakış Açısı ve Tavırları

Kanuni Sultan Süleyman Hristiyanlara karşı sergilediği hoşgörülü ve yardımsever tavırlarıyla dikkat çeker. Ancak, Samarciç'in bu konudaki görüşleri ilginçtir:

"Süleyman'ın Rumlara hoşnutsuzlukla baktığı, Ermeni ve Yahudileri Levantenler'in beceriksiz tüccarları olarak kabul ettiği, onlardan para aldığı, küçümsediği, fakat haraç ödedikleri için onları sürgüne göndermediği biliniyor" .

Kanuni Sultan Süleyman, fethettiği topraklarda Hristiyanlara karşı iyi davrana-cağına dair sözlerde bulunurken, bu sözlerine sadık kalır. İmparatorluğun vasalı olan toprakları ve orada yaşayan insanları kendi himayesine alarak, onlara destek olur. Bu konuda ona sadık olan banlıkları ve diğer hükümdarları da ödüllendirmekten geri kalmaz.

Örneğin, 1528 yılında Macaristan'ın Osmanlı İmparatorluğu'na olan bağlılığından dolayı Macar diplomatı Yeronim Laski'ye şöyle der:

"Kralınızın bize sadık olduğunu anladıktan sonra, Macar Devleti'ni kendisine bırakıyorum ve Avusturya'lı Ferdinand'la yürüttüğü savaşında yardımcı olacağım, o rahat uyusun... Bugünden sonra sizden ne haraç, ne de hediye isterim".

Kanuni'nin bu tavrı Dubrovnik konusunda da göze çarpar. Ticari açıdan önemli bir merkez olan Dubrovnik'ten XV. yüzyıldan itibaren haraç almayı keserek onu bağımsız bir devlet ilan eder:

"XV. yüzyılda diğer Balkan ülkelerini perişan ederken, Osmanlı sultanları Dubrovnik'in bağımsızlığını tanıyarak, orada yaşayan insanların şahsi güvenliğini üstlenirler. Onun içişlerine ve diğer Hristiyan devletleriyle olan ilişkilerine karışmaktan vazgeçerler".

Kanuni'nin dürüst ve cesur Hristiyanları takdir ettiği Viyana ku-şatmasında ele geçirilen asker Kristofer Zedlits örneğinde de görülür. Ele geçirilen Zedlits Kanuni'nin önüne getirilir.

Kanuni:

"Yeniden özgürlüğüne kavuşsan ne yaparsın diye sorar? Yine çok daha çetin bir şekilde Türkler'e karşı savaşırdım der Zedlits. Bu cevaptan çok memnun olan Kanuni, kuşatma süresince adı geçen askeri misafir eder ve bir süre sonra onu törenlerle serbest bırakır" . Kanuni bu tavırla ayrıca ırk ve din farkı gözetmeksizin dürüst ve cesur insanlara saygılı davrandığını gösterir.

Eserin büyük bir bölümünde Sırbistan'ın fethedilmesi anlatılır Sultan Süleyman Sirem ve Osiyek şehirlerinin fethi esnasında insanların köle olarak alınmasını, evlerin yakılmasını ve köylerin harap edilmesini yasaklar. Fethettiği topraklardaki dini mabedlerin de korunmasından yanadır. 11 Eylül 1526 tarihinde Budapeşte'nin fethi esnasında şehir alevler içindedir ve bu yangın sırasında muhteşem bir katedral da yanar. Bunun karşısında İbrahim Paşa ile birlikte katedralı yangından kurtarmak için çırpınan Kanuni, sanatsal değeri büyük olan bu mabedin yanıp kül olmasına çok üzülür .
Bu gibi daha birçok örneklerle Kanuni'nin Hristiyanlara olumlu yönde olan tavırları ve bakış açısı anlatılabilir.

Kanuni Sultan Süleyman - İbrahim Paşa İlişkisi

Eser boyunca Sultan Süleyman'ın yanında en çok ismi geçenlerin başında uzun yıllık arkadaşı ve birinci veziri İbrahim Paşa var. İbrahim Paşa öldürülmesine kadar Sultan Süleyman'ın her konuda ilk danıştığı kişidir ve yıllar - olaylar boyunca bu arkadaşlık ilişkisi güçlü bir bağ şeklinde devam eder:

"Sultan Süleyman kocaman İmparatorluğu'nu aslen Rum asıllı olan birinci veziri ve biri Boşnak diğeri Arnavut olan vezirleriyle beraber yönetiyordu" .

Venedik'li aristokrat Piyetro Bragadin 1526 yılında İbrahim Paşa'nın Kanuni'nin hayatındaki yeri için:

"Kanuni'nin kalbi ve nefesidir. Onun isteği her zaman yerine getirilir. Kanuni, İbrahim Paşa ile danışmadan hiçbir şeye karar vermez" der. Kanuni, İbrahim Paşa'ya yapılacak en ufak olumsuzluğu yok etmekte kararlıdır. Örneğin, 11 Eylül 1526 tarihinde Budapeşte'yi aldıktan sonra İbrahim Paşa'nın tavsiyesiyle Macar Kralı'nın sarayından, Diyana, Apolon ve Herkul'ün üç heykelini İstanbul'a göndererek, İbrahim Paşa'nın Sarayı'na diktirir.

İslam kanunlarına göre her türlü kutsal kişinin resim ve heykele yansıtılması yasak olduğu için, bir şair bu heykellere sert tepki gösterir ve İbrahim Paşa'yı eleştiren bir şiir yazar. Bunu duyan Kanuni'nin arkadaşını eleştiren şaire tepkisi daha sert olur, şairi boğdurur.

Kanuni'nin İbrahim Paşa'ya olan bağlılığı o kadar aşırıdır ki, bu ilişki Sultan'ın yakın çevresini sürekli rahatsız eder. Tepki gösterenlerden biri Mahidevran'dan olan en büyük oğlu Mustafa'dır.

Venedik'li büyükelçi Piyetro Bragadin, Mustafa'nın tepkisini şöyle anlatır:

"Bir gün babasının odasına giren Mustafa her zamanki gibi İbrahim'i orada bulur. Sofra ve yemek hazırlığındaydılar. Sultan, geleneğe göre ayağa kalkarak oğluyla selamlaşır ve hazırlanan sofraya şimşir kaşıkların getirilmesini emreder. Getirilen kaşıklardan birini vezire, diğerini oğluna vererek, üçüncüsüyle kendisi yemeğe başlar. Oğlunun yemediğini görünce "Paşa Mustafa yiyin" der. Oğlu aniden sinirlenerek kaşığı kırar ve atar. İbrahim Paşa durumu yatıştırmak için "Mustafa Hazretleri, kaşık önce bana verildiği için bunu yaptınız. Ama ben, hem sizin, hem Sultan'ın kölesiyim. Bunu bilmez misiniz? der. Mustafa, burda kimin köle olduğunu bilmiyorum. Çünkü, babamla hergün yemek yiyen ve kaşığın ilk verildiği kişi sensin" der.

Kanuni Sultan Süleyman - İbrahim Paşa ilişkisine karşı gelenlerden biri olan Rokselana da, İbrahim Paşa'ya sempatiyle bakmaz ve her fırsatta onu Sultan'dan uzaklaştırmaya çalışır.
Adı geçen Piyetro Bragadin Kanuni'nin İbrahim Paşa'ya olan bağlılığını örneklerle anlatır. İbrahim Paşa'nın Mısır'da daha uzun zaman kalması, Kanuni'yi üzdüğünü yazar.

Kanuni, İbrahim Paşa'nın, Ahmet Paşa İsyanı'nı bastırmak için gittiği Mısır'dan dönüşünü muhteşem törenlerle kutlar:

"Bu hoşuma gidiyor. Çünkü, Onun haketmediği ödül yoktur". Aynı akşam İbrahim Paşa, Kanuni'nin Sarayı'na giderek orada uyur.

Bragadin, devamını şöyle anlatır:

"O daima hükümdarıyla beraber oturur. Vezir, Sultan'ın ruhudur... Süleyman, istediği için onlar aynı odada yan yana yatarlar ve aynı sofrada yerler. Bir defasında İbrahim Paşa'nın evinden Sultan'ın iki gün çıkmadığı hatırlanıyor ve bir gün geçmiyor ki, Sultan kendi eliyle İbrahim Paşa'ya sevgi dolu mektuplar yazmasın" . Kanuni Sultan Süleyman - İbrahim Paşa bağlılığı 15 seneden fazla sürer ve bu ilişki İbrahim Paşa'nın Kanuni tarafından öldürülmesiyle sonuçlanır.

Kaynakça
Kitap: Türkler
Yazar: İsmail Arabacı
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir